ahh nefret vah sevgi..
ödevler olur hayata dair.. ölçüler olur kabımı kılıfımı belirlemek için.. dedimki "sev herşeyi". herşeyi ama; genç yaşlı, uzun-kısa, siyahı-beyazı ve tüm renkleri.. sev dedim korkma sev.. sevebıldıkçe büyücek yaşın; nefretlerinse seni sokucak yerin dibine. sevmekten daha da ötesi nefret etme katilden hatta cahilden bile.. kafalarını kırasın gelmesin, bi tane çarpıyım bide yer çarpsın deme,dedirtme etrafındakilere.. şiddeti,öfkeyi,nefreti özgür bırak , bırak sahipsiz dolaşsınlar dedim.. bi bıraktım; ohh dedim mis oldu hayat mis.. nefretsiz hayatın kokusu,heycanı bir başka dedim.. gülüp geçmenin hazzı nerede var dedim..
sonra arkasından bir hırs gelıyor insana nefreti bıraktıya ; e şimdi hadi sev herşeyi diyorsun. seviyorsun da; herşeyi; önce tüm canlıları sevmelisin ,sonra canlılığa hayat veren cansızları.. herşeyi sev hadi.. bir mutluluk bir mutluluk; ah çiceklerin kokuları birazda benim üzerime yerleşin, uçan kelebek durağın oliyim her soluğunda, yağan yagmur tanrıma iyi bak ve insanlar, aslında hepimiz sağlımız oldugu sürece iyiyiz, e ozaman hastalık bir mazeret ise ; herbirimiz iyiyiz.. evet böyle böyle başarıyor insan herşey bi kenara tüm insanları sevmeyi de.. hani yaş böyle büyüyor ya güya fikrimce.. bugün bi durdum şöyle; yahu sevilirmi hiç herkes dedim.. nefret etmemen sevmekle yükümlü kılmadıgına göre kimseyi; sevmek niye sevmeyeni.. sevgimle büyüyecek enerjisi ; bir baskasının enerjısını yönetmem mumkun olmayacagına göre e ben ne şekılde kullanılıcagından habersiz koyar mıyım arabaya benzin dedim.. içinde bilmem kaç promil alkollü şoför bulunurken kaç arabaya benzin koydun diye sordum bugun kendime.. bulamadım cevabını.. sonra üzüntüsünü duydum sevmenin.. değiştirdim ödevimi;sırf nefret etmediğin için sevmekle yükümlü olmanın agırlıgından kurtulmanın hazzını yaşa o zaman dedim..
sevgisizliğe yatırılan enerjilerin kayıplarını azaltmak adına.. sevgi için..
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2027 defa okundu

Sibel Atasoy
SEVGİ İÇİN VAROLDUM
Neden varoldum, herşey ne için neyi anlamak için, tanrı var ben varım doğa var herşey var ama birşeyler eksik. Neydi eksik olan neden bueksiklik. Evet hayatımızda tamlayan ve tamamlanan diye baktığımız ama aslında ne tamlayan nede tamlananın olmadığı bir sevgi için varız. Herşeyin tamamlandığı tamlandığı nokta sevgi. Belki de böyle düşünerek kitaplar yazılıyor kurallar zinciri belirleniyor ama her kural belirlenirken eksik sevgiler sevgiyi tanımlamaya kalkıyor. Dolayısı ile tüm arayışlarım içinde tek birşeyi buldum ve bu sonsuzluk noktasına açılan ve tamlamayıda tamlananı da içine alan bir buluştu. BENİ YARADAN VE BENİM İÇİMDEKİ YARADILAN.... Hepsi sevgi idi. Bu sonuca nasıl vardım kayıplardan. Doğduğumda çaresiz ve muhtaçtım ama muhtaç olduğum tek şey sevgi idi. Beni yetiştiren ortam kurallar koyuyor bir sürü şartlar sürüyordu önüme oysa ben annesiz babasızdım sevgisizdim. Bunu hiç sürmediler önüme koymadılar birinci kural sevgi diye... Sonra sürdü serüvenim evlendim eş olayı da kuralları devam ettirdi. Sonra şirket kurdum şirket ve içinde yer alan tüm olgularda kuralları önüme sürdü. Ben ne yaptım sadece sevdim. Sevgim uğruna mücadelemi verdim Anlamıştım en baştan sevgi için varolduğumu. Kızım oldu oğlum oldu onlara sevgimi tüm kuvvetimle sunmaya çabalarken kurallarla da mücadele ediyor ve sürekli yara alıyor savaşıyor savaşıyor savaşıyordum... Bir an geldi. SEVGİM TEK SEVGİM OĞLUM NOKTA KOYDU BÜTÜN KURALLARA. İNTİHAR ETTİ. Sevgimin intihar ettiğini görünce ne yapıyorsun dedim yine kuralları tonla kitap okuyarak aramaya devam ettim hala da devam ediyorum. Evet sevgim intihar etmişti. Kurallara karşı koyamadı sevgim. Neden dedim herşeyin gücü sevgi idi neden öldü... Ölmesi gerekiyor dedim yoluma devam edebilmek adına. Tanrı yazgısı ve kuralı da buymuş dedim. İşte orda takıldım Tanrı yazgısı canları yaşatmak ve öldürmekti. Sevgi intihar edemezdi ölemezdi. Ama ölmüştü. Bundan çıkardığım sonuç En büyük sevgi sevdiğinden de ötede özgür kalan sevgi. Sonsuz sevgi hiçbir değeri hiçbir kuralı hiçbir şeyi içine almıyor. O sevgidir. O tanrıdır ve gönlünce yaşar. Gönlünü anlatabilmek içinde sadece şeyleri gözlerimizden kulaklarımızdan duygularımızdan dışarıya yansıtır. İşte orda sabrı anladım. SABIR en büyük kuraldı. Sabır en büyük sevgi idi... En büyük sevgiyi anladığımda tüm kurallar zinciri dengeler sistemi ve alemler benim için hiç oldu. ÇÜNKÜ HEPİ BULMUŞTUM. oğulda, kızda, ailede, dünyada, düzende, sistemde, teknolojide hepsine şeyler diyelim. Şeyler sevgiyi tanımlayan nesnelerdir. Sen tanısanda tanımasanda tanımlasan tanımlamasanda şeyler sevgiyi her alemde tanımlamasını sürdürecek... Sonsuz usu bunun için seviyorum. TÜM ŞEYLERİ DEPOLUYOR KARA DELİK GİBİ VE BİRGÜN DE KUSACAK BEYAZ DELİKLER GİBİ.... Bir şey olarak bende kendi şeylerimi buraya ekledim. Sevgi adı üstünde SONSUZLUĞUN EVİ OLAN GÖNÜL....
Güzel bir konu
Bence de nefret etmemek yeterli. Sanki herşeyde olduğu gibi bunda da denge ön plana çıkıyor. Her şeyi, her şeye rağmen sevmek gibi bir ödevimizin olması çok acıklı olurdu. Çok zor bir ödev olurdu bu. Böyle bir ödevi kendi kendine yükleyeni ne olarak tanımlayabiliriz? Aklıma saf ruh demek geldi birden. Belki bu mısırın ölüler kitabında bahsedilen özgürleşmiş ruhların yapabileceği bir şey ama genç bir faninin durduk yere bu yükü yüklenmesi çok ilginç değil mi? Sonrasında yükü yere bırakma akılcılığını göstermen de aynı derecede takdir edilmesi gereken bir tavır.
Her şeyi sevmek için, dünyaya sevgiyi öğretmek için gelen bir peygamber olmadığımıza göre; böyle bir misyon edinmeye şimdilik gerek yok. Özgürleşmiş ruh, aydınlanmış üstad, vs. gibi bir ço kadı olan ileri seviyede gelişmiş bir varlık olana dek yapılması uygun olacak iyi bir anlaşma gibi geldi bana. Altına imzamı atarak bu anlaşmayı imzalıyorum... :)
Fakat
Yazıda "sevgi" nin karşıtı olarak "nefret" alınmış. Oysa bence sevginin karşıtı nefret değildir. Sevmediğimiz bir şeyden nefret etmek zorunda değiliz.
xenix
seviginin karşıtı olarak
seviginin karşıtı olarak kasdetmemiştim aslında.. tamamen dilimin ,yazımın kusuru olmuş eger böyle lanse etmiş isem.. nefret etmeme olgusu 1. ödev, sevmek ise 2. ödev .. fakat 1. ödevde problem yok iken, 2.sinde bir hata olduğunu farketmemle o an hissettıklerımı düşündüklerimi paylaştım yalnızca.. yok 2 si de cok baska kavramlar gözümde..
Tamam anlaştık
Bu konuda anlaştık o zaman. Fakat sevgi yi ödev olarak veya nefret etmemeyi ödev olarak görebilir miyiz? Bunu tartışalım. Yani sevicem diyerek sevilir mi? Yoksa kendliğinden işleyen doğal bir süreç midir sevgi ve nefret.
Eğer ödev olarak görürsek, kendi kendimizi olmadığımız bir şeye (bir duruma) şartlamış olmaz mıyız?
xenix
başkalarında nasıl olur
başkalarında nasıl olur bilmiyorum ama nefret etmemeyi uzun zamandır ödevım olarak kabul ettıgım için; (1bucuk 2 yıl kadar) en başlarında unutup; off nefret edıyorum işte bunlardan dediğim çok olmustur.. daha sonrasında hemen kendi kendime; hayır nefretın yalnızca sana zarar verıyor kimseye değil.. seklınde anlatarak bi süre sonra hiç kullanmamaya basladım bu kelımeyi. daha sonra kullanmaya kullanmaya ,dil söylemeyınce içten içten bir arınma oluyor bu duygudan.. benim nefret etmemi sağlayacak kadar güclü bir etken nerede var diyorum mesela.. ve bulamıyorum.. canlı yaşamına kastedenlerden dahi nefret etmıyorum çünkü farkında değiller ne yaptıklarının diye düşünüyorum.. cahillerden de nefret etmıyorum çünkü ben de birşeyleri öğrenemeyebilirdim eğer fırsat verılmeseydı dıyorum..
yani durumumuzu,sartlarımızı belirlemek düşüncelerimizi uygulamak şartlamak değildir fikrimce.. bir nevi kendi kendini eğitme aslında..
herşeyi sevme verdiğim 2. ödev olmasına karsın sonradan doğru olmadıgına karar kıldıgım bir eylem olarak kaldı düşüncemde..
Evet
Nefret ve öfke biraz daha zihinsel süreçler olduğundan belki dediğin gibi kontrol altına alınabilir. Fakat çok gördüğüm bir manzara genelde şudur. Paçalarından öfke akan birinin, "hayır, öfkeli değilim" demesi. Bunun sebebi bir yandan öfke duygusuna teslim olurken, bir yandan da onun doğru olmadını bilmek galiba. Veya kendimize öfkeli olduğumuzu mu yediremiyoruz bilemiyorum. Sadece sözler (nefret ettiğini söyleyip söylememek) bu duyguyu yaşamamıza engel olur mu?
Ama 2. ödev hakkında da konuşalım. İçinden gelmeden, sevmeliyim diye sevebilir mi insan?
xenix
beyin bana en aptal organ
beyin bana en aptal organ olarak gelir hep.. öylesine aptaldır ki ne söylesek inanır.. birine 40 kere bişi söylersın olur derler ya hani; aynen öyle bencede.. beyin hayal ile gerçeği ayırt edemıyerek yaşar.. ruyaları bile gercek sanır.. dolayısıyla sözlerin çok çok önemli etkileri vardır.. ne kadar hoş şeyler konusursak yahut kötü olan seyleri bile hoş bir dille ifade edersek karsımızdakinden cok kendımıze faydalı bir birey oluruz gibi gelıyor.. ve bir süreç içinde zaten nefret duygusundan arınabilir bedenimiz ki aslında nefretle doğmadıgımıza göre üzerimize bulaşmış bir pislikten arınmadır bu..
içinden gelmeden sevmek konusuna gelincede; dümdüz sev hadi bak seklınde bır odev degıl bu aslında söz ettıgım.. hani ben bir çiçeği -böceği-kuşu-kurdu-yılanı nasıl sevmeyeyım.. nasıl güzeller hepsi de.. insanları sevmek ise söz konusu iş o noktada cok zorlaşıyor ki zaten sonradan bunun doğru bir ödev olmadıgı düşüncesine vardım. çünkü sevgi verilen enerji ile oluyor ve ben ne yapacagını bilmediğim birine enerji mi veriyorum.. bir çocuğa verilen paranın silaha yatırılmicanı bılırsınız ama bir yetıskıne verılen paranın nerelere gidebilceğini tahmin dahi edemezsiniz.. içinden gelmeden sevılebılırmı sorusuna ; içimden getırdıgım sey herseyı sevmek oldugu ıcın tabıkı buda mumkun.cunku olaya bireyi sevmek olarak bakmıyorsunuz, koskoca bır sevgının minicik bir parcasını bırıne vermek olarak bakıyosunuz.. söylediğinize inanıyosunuz sonunda da ama bunun cok sakıncalı oldugunu düşünüyorum artık..
Rüyalar
Rüyaların gerçek olmadığını nerden biliyorsunuz ki :))
Her neyse bu başka bir konu. Evet sevginin beyinle ilişkisine değinmek lazım önce. Sevgi beyinsel midir yoksa bedensel midir bunu konuşabiliriz. Beyinsel derken elbette organ olan beyin ve hormonlar da bedensel oluyor. Düşünsel midir, yoksa bedensel midir desek daha doğru olur. Eğer sevgiyi bir düşün eylemi olarak yapıyor veya yapmaya çalışıyorsak bir eksiklik var gibi hissediyorum bu durumda.
xenix
Kavramlarla bu kadar
Kavramlarla bu kadar oynamaya gerek var mı bilmiyorum? Düşünsel derken zihinsel, bedensel derken de zihnin ve egonun devrede olmadığı, özümüzün sevgisinden ya da kalpten bahsediyosun sanırım. Öyle mi?
rüyalar görüldüğü
rüyalar görüldüğü esnada gerçek değildir; rüyalar hakkında bilgi edinmek için REM dalgalarına bakabilirsin.
bu beyinsel,hormonal,bedensel,düşünsel gibi kavramlarıda önce bir kavram olarak oturtmak lazım fikrimce..
benim oturtugum manada; düşünmeden hiçbirşey olamaz fikrindeyim .. lakin düşünme faktörlerini %100 etkileyen sistem tamamen hormonal sistemdir ki zaten aşk olgusunun da tamamen hormonal oldugunu savunan güçlü tezler vardır..
hormonal sistemin elimizde olmayan bir kontrolu oldugunu da bildiğimizden yola cıkarak; bu tip süreçler hakkında ufacıkda olsa yorum yapabiliriz belki..
Rüyalar hakkında
Rüyalar hakkında pek aynı fikirde olduğumuz söylenemez. Dünya da neyin gerçek neyin bizim algımız olduğu konusunda da aynı fikirde değiliz. Dünya görüşümüz bir algıdır, rüyalarda bir algıdır. Bu yüzden gördüğün dünya ile rüyalar arasında bir fark yoktur.
Ben de tam tersi, düşünerek bir yere varamayız fikrindeyim. :)
xenix
ters mi!
""benim oturtugum manada; düşünmeden hiçbirşey olamaz fikrindeyim .."
Ben de tam tersi, düşünerek bir yere varamayız fikrindeyim. :)"
Bu senin teorine ters değil ki xenix. Rüyalar bir algıdır diyorsun. Yani düşünerek var ediyoruz. Demek ki her yere düşünerek varıyoruz. Düşünerek var ediyoruz. Gerçeği bulmaksa bahsettiğin katılıyorum.. Zihni susturmadan gerçeği bulmak olası olmasa gerek. Ama yaratımlar için düşünmek gerek...
Düşünce
Düşünce ile algı aynı şeyler değildir. Bu yüzden şu çıkarım yanlış.
Kaldı ki rüyaları düşünerek mi var ettiğini düşünüyorsun? O da ayrı bir konu.
xenix
Evet, bence de beyinsel,
Evet, bence de beyinsel, hormonal, bedensel, düşünsel gibi kavramları önce bir yerli yerine oturtmak lazım.
"lakin düşünme faktörlerini %100 etkileyen sistem tamamen hormonal sistemdir ki.. "
O zaman bu nereden çıkıyor?
Düşüncenin ortaya çıkışını biyolojik evrimde ya da hormonlarda filan mı arıyorsunuz? Peki ya insanın sosyal pratiği ne iş yapıyor? Ya da düşünce ile sosyal gelişim ve dil arasındaki sıkı bağlantı nerden geliyor? Ya da dil içerisinde kaydedilmiş "anlam ve adlandırma" süreçleri de mi % 100 hormonal?
Psikolojideki karşılığıyla düşünce, en genel anlamıyla bilme halindeki bireyle bilmenin nesnesi arasındaki karşılıklı etkileşimi inceleyen bir süreçtir ve bu haliyle kişinin realiteye yönelişinin yüksek bir formu olarak belirir.Hem yaratan hem üreten hem de yeniden yaratıp yeniden üretendir ( bilme alanını yaratır ve genişletir ve yeniden yaratır ve yeniden geliştirir)
Düşünce gerçeğin/realitenin dolaylı olarak yansıtılmasıdır, bu amaçla kavram üreticiliği ve varsayımlarda bulunma, mantık ve ispat/ret süreçleri işletir. "Dolaylı" ifadesi ilk bakışta bir zaafiyet olarak algılanmaya meyilli olsa da aslında büyük bir avantaj da sunmaktadır, çünkü bu şekilde insan duyu organları aracılığıyla algılayamadığı şeyleri çözümleme yoluyla algılamaya müktedir olur ve bunu kendi pratiği içerisinde üretimine yansıtır.
Laplace'cı determinizmin yanlışlığına düşmeyelim, nedensel süreçler tek ve basit bir kaç etkene indirgenemez.
"lakin düşünme
"lakin düşünme faktörlerini %100 etkileyen sistem tamamen hormonal sistemdir ki.. "
derken; hormonal sistem düşünceyi %100 tetikler denmek istenmiştir.. sosyal yaşam örneğin %bilmem kaç etkıler bılmıyorum, bilemeyız de.. cunku herkesin algılama düzeyi ,seçiciliği farklıdır.. ben olanları baska algılarım sen baska öbürü baska.. işte bu algı farklılıgıda dönüp dolasıp yıne hormonlara baglanır..
O zaman
O zaman şöyle bir sorun çıkıyor ortaya. Düşünen toplumlar ile düşünemeyen toplumlar arasında hormonal farklar var... mı? Yoksa düşünme süreçleri hormonlardan ziyade öğretilmiş toplumsal süreçler mi?
Bütün dünyada herkes hemen hemen aynı hormonları kullanıyor onlarla yaşıyor ama bulunduğu topluma göre farklı düşünüyor. Bence düşünce hormonlarla en az ilişkili olan birşey.
xenix
Benim, sizin ya da onun
Benim, sizin ya da onun farklı anlaması da hormonal faktörlerden çok sosyal pratik ile ilgilidir.
Düşüncenin realitenin dolaylı bir ifadesi olduğunu ve bu amaçla anlam ve adlandırma süreçlerini kullandığını unutmamak gerekir. Bir şeyin anlamı o şeyin insan veya toplum için ifade ettiği şeydir ve bunu da hormonlardan ziyade sosyal ilişkiler, sosyal pratik ve faaliyet belirleyip şekillendirir. Dil ise ifade edilmek istenen şeyi kelimeleri adlandırmak yoluyla anlamlandırır ve kaydeder. Yani aslında anlam da bir adlandırmadır ve başka kelimelere veya bir duruma izafeten yapılan adlandırmanın spesifik bir şeklidir.
Bu bakımdan tüm bileşenleri ve sıkı birliktelikleri ile birlikte düşünce, aslında insan bilgisinin toplamıdır da..Ve hormonlar veya biyolojik evrimden ziyade sosyal gelişim, faaliyet ve pratik içerisinde şekillenir.
topluma göre hormon
topluma göre hormon sevıyelerının farklı düzeylerde oldugu görülmüş ve görulmeye devam eden bir konu olarak; bunun aksini iddia eden hiçbir arastırma yahut makale bulunmuyor bildiğim kadarıyla.. ama sanırım sizin bir çalışmanız var.. oluşan zevklerimiz dahi talamusumuz ile ilintiliyken düşünceleri etkıleyen faktörleri nasıl hormonal sistemden ayırabılıyoruz bilmiyorum..
depresiff birinin sosyal
depresiff birinin sosyal ilişkilerini ele alıp bir kez daha düşünmenizi dilerim.. niçin en az 6 ay süreli hormon tedavıleri ile sonuc alınır bu durumlarda mesela..
teşekkürler..
İlişkisiz demedim
En az ilişkili şey dedim. 15 yaşında ki bir ingilizle 15 yaşında ki bir türk arasında hormonlar bakımından fark yoktur ortalamada. Fakat düşünce sistemleri epey değişiktir.
xenix
bu kadar noktasal değilde;
bu kadar noktasal değilde; daha geniş olarak bakılmalı olaya fikrimce.. gözü görmeyen insanların bile bazı hormon aktiviteleri farklı çalısıyor sadece görmedikleri için.. bizi gördüklerimiz bu derece tetıklıyorsa..
Mesela
Aynı yaşta aynı hormonlara sahip iki kişinin birinin sözel düşünceye diğerinin ise sayısal düşünceye yatkın olmasını hormonlarla açıklayabilir misiniz?
Veya zekanın, ailenin, yetiştiği çevrenin düşünceye etkileri mi daha fazladır yoksa hormonların mı?
Hormonlar aynıdır demiyoruz, ama düşünce kalıpları bakımından değerlendirildiğinde önemi azdır. Bundan 3000 yıl önceki insanların da hormonları bugünkü insanlar gibiydi. Ama bugünkü insanlarla aralarında önemli bi düşünsel fark var. Bence hormonlara indirgemek doğru değil. Oturmuyor...
xenix
Oldu olacak düşüncenin
Oldu olacak düşüncenin bir hormon bezi salgısı olduğunu söyleyin. Araştırma bulunuyor demişsiniz. Düşünme farklılıklarının kaynağını tespit için mi yapılmış bu araştırma yoksa bir hormon araştırmasının sonucu mu?
Topluma göre değişen hormon seviyelerinin toplumların düşünme biçimlerini etkilediğine dair bir tane makale ismi rica ediyorum. Kendimi zenginleştirmeliyim.
Depresif birinin tüm
Depresif birinin tüm alanlarda düşünme biçimlerinin iyi olmadığını kim söyledi? Zekayı hormona indirgeyen bu düşünce yeni mi?
Birincisi, depresyon
Birincisi, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar hormon değildir, yani bu hastalar tarif ettiğiniz şekilde hormon tedavisi alan hastalar grubuna girmezler.Ayrıca depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar asıl etkilerini hormonlar üzerinden filan da göstermezler (aslında hormon bile değil, nöro-transmitter demek lazım, mesela seratonin için mutluluk hormonu denmesi ağız alışkanlığıdır)
Depresyon tedavisi, sanılanın aksine vücuttaki hormon ya da nörotransmitter düzeylerinden çok santral sinir sisteminde bir sinir ucunun başka bir sinir ile bağlantı yaptığı noktalardaki reseptör (algaç) sayısı ve duyarlılığı ile ilgilidir. Hasta ilaç kullanmaya başladığı andan itibaren sinir bağlantı noktalarındaki nörotransmitter düzeyleri yükselmeye başlar ama reseptör duyarlılık ve sayılarındaki değişim ve normalleşme 3-4 hafta içerisinde tedricen gelişir. Zaten anti-depresan tedaviye asıl yanıtın en erken 3-4 hafta içerisinde başlamasının nedeni de budur.
(Ayrıca psikiyatrideki pek çok tedavi şekli halen tedaviye alınan yanıt ve fayda zemininde temellendirilmektedir. Olumlu tedavi sonuçlarını geriye doğru işletip rahatsızlığın etyolojisine yönelik çıkarsamalarda bulunmaya çalışmak da elbette işin (bilme alanını genişletmenin) bir parçasıdır .Ama sadece buradan hareketle, şu maddenin şu noktadaki seviyesi yükselince hastadaki semptomlar hafifledi, öyleyse bu rahatsızlığın nedeni şu maddenin vücutta eksilmesidir şeklinde bir kaç genel önermeyle düşünce ve duygulanım bozukluklarının sebeb-i hikmetine ermek henüz mümkün görünmemektedir. Çünkü santral sinir sistemi içerisinde süreçler ve neden/sonuç ilişkileri inanılmaz derecede karmaşık ve çok basamaklıdır. Ve bazen paradoksal hadiselere dahi sahne olan tüm bu süreçleri ve beraberinde düşünceyi açık ve net bir şekilde formalize edebilmek de bugüne kadar kimseye nasip olmamıştır.)
Neyse..Dilemek ile oluyorsa eğer, ben de size biraz daha okumanızı öneriyorum o zaman:)
Düşünmeyi hormonlara indirgediğiniz yetmiyormuş gibi, daha "sosyal pratik"in anlamını bile bilmiyorsunuz. Ve düşünceyi insanın pratiğinden soyutlayarak ele almak gibi enteresan bir tavır sergiliyorsunuz.
"Düşünüyorum, öyleyse hormonlarım var..."
"Zevk sahibiyim çünkü hipotalamusum var.."
Eyvallah.
Bazen o kadar sık kullanır
Bazen o kadar sık kullanır olduk ki ''sevgi'' kelimesini… Düşünüyorum da, fazlaca itici gelmeye başladı bu kelime.Neden?
Gerçekten bilemediğimizden olabilir mi? Aslında, şartlı sevgiden ve sevgiyle çeliştiğimizden, çok kullanıp da içini gerçek anlamda dolduramadığımızdan olabilir mi?
ilahi gamaro, çok hoşsunuz:)
''hipotalamusum'' ha! harikaaa :)))
Hoşum tabiki de, ama
Hoşum tabiki de, ama görebilene elbette:)))
(teşekkürler sevgili masal, bu arada sen hala fizik profesörüsün benim için, onu da söyleyeyim:)
Sevgili gamaro, masallara
Sevgili gamaro, masallara inanır mısın? Ben inanmam...:))
tek yumurta ikizleri gibi
tek yumurta ikizleri gibi bişi olmalı bu söz ettııgınız aynı yasta aynı mekanızmaya sahip.. lakin hormonlar daha spesifiktir düşünce gibi..
zekaya etkinin çevrenin düşüncelerimi yoksa hormonların mı; algı sistemimiz hormonların elinde oldugu için aynı cevrede yetısen ıkı cocugun olayları farklı algılaması gibi bir örnek yeterli olabilir.. bardagın yarısının dolu yahut yarısının boş oldugunu görme mevzusu bile algı ile ilintilidir.. olay aynı olay.. algı farklı.. algılarımızın ipleri hormonlarımızın elinde..
bundan 3000 yıl önceyi bilmiyorum çünkü görmedim. görenler var derseniz onlarada inanmıyorum, şimdi burda bı laf desem 3 kişi birbirine iletse 3. den farklı bişi cıkar..
ama günümüze bakıldıgında dahi anneden kıza gecen ıntıhar vakalarının gözlemlenme sebebi bile.. (ki intiharın genetikliği olmadıgına göre buna sürükleyen faktör hormonal oluyor).. hormonlara baglanıyor..
Masallar zaten inanmak için
Masallar zaten inanmak için değildir, masalın kıymetini bilmek kafidir.
Ama konuyla ilgisi nedir? İlahi masal, yoksa bana masal anlatma demeye filan mı getirdin?:)
zengınlestırme ise amaç
zengınlestırme ise amaç ben yemeğin adı verdım.. tarifi her yerde.. toplum derken yalnızca insan faktörünü ele almıyoruz bu arada.. hep daha geniş.. daha da geniş..
düşünme biçimi ile
düşünme biçimi ile zekanın ilintisi nedir? zeka değişmez.. kullanırsın yahut kullanmazsın.. düşünce biçimi değişir.. pozitif algı-negatif algı gibi..
yazının tümünü
yazının tümünü okumadan; ben hipotalamus dan söz ettıgımı hatırlamıyorum.. talamus dur zevkin göreceliğini veren.. ayrıca bir kişi tanıyormusunuz zevk sahibi olmayan? herkesin güzeli yada çirkini olduguna göre hepimiz zevk sahibiyiz.. şimdi yazıyı okucam.
Sevgili symekiz,
Sevgili symekiz, öncelikle..gecikmiş de olsa bir hoşgeldiniz diyeyim size.
Ama lütfen..bir yandan kavramları yerine oturtmak lazımdır derken, diğer yandan kullandığınız bütün kavramları alt üst etmektesiniz.
hormonlar diye koca bir
hormonlar diye koca bir başlık vardır sevgili gamaro.. içinde bir de alt baslıkları vardır.. genelde alt baslıkların tümünü kapsayan bir koca baslık bulunur zaten.. örneğin; meyveler.. kış meyveleri-yaz meyveleri.. ama tutupda demeyız ki erik bir meyve değildir o bir yaz meyvesidir..
bu kadar basite indirgeyerek hormon kavramında yaptıgınız dil aldatmacasını anlatabilmiş olmaktan aldıgım hazzı umarım gün içinde sizde alırsınız..
güzel günler dilerim..:)
malesef bütün gün
malesef bütün gün internet basında gecırebılme imkanına sahip değilim.. bende cok dilerdim ama ne yazıkki mümkün olmuyor.. gecıkme için özür dilerim..
Kaçak güreşmeyin symekiz
Kaçak güreşmeyin symekiz, ne aldatmacası? Teknik sorulara ironiyle cevap vermek de neyin nesi oluyor? Kerameti kendinden menkul bir sürü söylemin üstüne, bir de hormonla depresyon tedavisi yaparken yakalandınız yahu, bu ne pişkinliktir, ne yazı ne meyvesi?
Algı nedir, yargı nedir, bilgi nedir, düşüncenin bileşenleri nelerdir, insan pratiği ne demektir, siz daha kullanılan kavram ve terimlerin anlam ve içeriklerinden bihabersiniz. Ayrıca size yöneltilmiş hiçbir soruya ciddi bir açıklama getirmiyorsunuz, bir düşünce diyorsunuz, ardından aşk da zaten böyledir diye ekliyorsunuz (?), bazen de cevap niyetine "hadi canım 3000 yıl önce öyleymiş de, inanmıyorum işte" gibisinden enteresan tepkiler sergiliyorsunuz..Ama tutturmuşsunuz bir hormon, maşallah dört nala gidiyorsunuz.
E anlatın da öğrenelim bari, hangi meyve olmayan yaz meyvesi hangi düşünceyi ve nasıl belirliyormuş?
bi kıllanma vakasını
bi kıllanma vakasını düşleyin.. 3000 yıl öncesine gidin demıyorum mantık dışı buludugumdan.. günümüzdeki kıllanma vakasını düşleyin.. türkiyede yasıyorsanız dışına cıkmanızı dahi beklemıyorum.. 7 bölgede de düşünebilirsiniz ama geniş düşünmek hoş olur düşüncemden ötürü bir kaç ülkede ele alınması daha güzeldir..
he hepsi bir kenara önce düşünün..
sonra anabolik düşünün..
mümkün olabiliyor ise..
görüyorum ki burda düşünmeyi öğrenmeye çabalayan insandan çok "iki tırnak arası"na yazılmış hazır düşünceleri benimsemeyi isteyen insanlar sarmış.. cık cık cık..
Yemeğin adı? tarifi?
Yemeğin adı? tarifi? makale falan demişiniz ya..çok bilimsel oldu. hayret bişiy ya
Anabolik düşünmek mi?
Anabolik düşünmek mi? Kıllanma vakası mı, cık cık mı? Pardon, kim nereyi nasıl sarmış?.. Ya ben bu afacanı daha fazla hırpalamak istemiyorum, meraklısı uğraşsın.
dipimsi not: ciddiyetten sorumlu bir hormon da var mı acaba?
huh
soğukkanlı, kendisine hakim, sinirlenmeyen, engin bilgi sahibi ve bu bilgileri aktarırken mümkün olan en akıcı dili kullanan, kimseyi kırmamaya özen gösteren gamaronun yerini bunları yapmaktan vazgeçmiş bir gamaro mu almış? Son zamanlardaki yoğun mesai trafiği mi sağladı bunu? Afacan'ın! sözlerinin seni ona afacan diyecek kadar sinirlendirmiş olduğuna inanamıyorum. Sizinkilerin onu sinirlendireceğini sanmıştım ama görüyorum ki tam tersi oluyor. Bu forumda cevap almak maksadıyla değil de hırpalamak maksadıyla sorulan soruların genellikle sorunun muhatabını snirlendirdiğine şahit olmuştum. Kısa bir zaman öncesine kadar sinirlenen muhataplardan birisi de bendim. Oldukça da sinirlendiğimi itiraf edeyim. Neyse bunlar geçmişte kaldığı için şimdi dönüp kendiem gülebiliyorum. Alıntı istemeyen sizdiniz. Alın size doğru ya da yanlış ama alıntı olmayan orjinal fikirler. Sanırım bu da hoşunuza gitmedi. Tam olarak ne istediğinizi söyleyin de ona göre fikir üretip sunalım...
hirsutismus yazmak istemedim
hirsutismus yazmak istemedim kıllanma vakası yazdım.. e şimdi madem hirsutismus yazmamı dilerdiniz de anabolik düşünmeye niçin şaşırılıyor..
he birde kendi hislerinizden yola cıkarak (varsayarak) karsınızdakini anlamaya yeltenme durumu olmuş; hırpalanma derken.. varsaymadan yaşamaya davet ..
uğraşmak mı; ne hazin bir dürtü..
ciddiyet; karsındakini ne kadar ciddiye aldıgınla ilintili olarak tamamen kişinin algısıyla gerçeklesecek olgu idi gözümde.. ciddiyete davet yalnızca kendine olurdu bende..
ve evet cık cık cık..
Meraklısı yerini almış
Meraklısı yerini almış ve mazlumu oynuyor:)
Haksızlıklara uğramış,ezilmiş, hırpalanmış rolü oynamaktan ne zevk alır ki insan?
Apaçık bi fikirsel acizlik ve sefalet göstergesi sergilemişsin toruk makto...Herzaman ki gibi...
symekiz, kırılma ama orjinal saçmalıyorsunuz:)
"iki tırnak arası"na yazılmış hazır düşünceleri benimseyen insanlar sarmış sonsuz us'u ya:) peki sizi farklı kılan, düşünme faktörünüzü %100 etkileyen hormonlarınız mıdır?
Masal, yazdıklarında
Masal, yazdıklarında kişisel algılamama neden olacak o kadar şey var ki. Fakat ben artık bunu yapmıyorum. Seni tatmin edemeyeceğim için üzgünüm. Senin gördüğün kadarıyla öyle olabilir. Görme yeteneğinle sınırlıdır belki de. Senin gibi gözler zaman zaman söylediklerimi ezici, zaman zaman da ezik görüyor. Her iki durumda da tatmin olmuyorlar. Sorun şu ki ben kimseyi tatmin etmek için yazmıyorum.
Not: "meraklısı" diyerek çirkinleşme yarışında agnostikle başabaş koştuğunu söyleyebilirdim ama sen arap atı gibi depar atıp onu çok gerilerde bıraktın. Tebrikler...
Düşündüm de
Düşündüm de (hormonlarımın etkisiyle) bu hormon ve düşünce konusu üzerine çok çeşitli geyikler üretebilirim. :)) Ama kırıcı olacağı ve dalga geçildiğini hissettireceği için yapmıyorum böyle bir şeyi. Ama iyi malzemesi olan bir konu.
xenix: Sevişiyorum, öyleyse varım...
lütfetmişsiniz sayın
lütfetmişsiniz sayın xenix.
Rica ederim
Ne demek efendim.. :) Yaşasın hormon kardeşliği.
xenix
Yahu symekiz, sayıklar gibi
Yahu symekiz, sayıklar gibi konuşmak da düşünmeyi öğrenmeyi çalışmanın bir gereği midir? Ne hirsitusmus'u, ne kıllanması, konuyla ilgisi nedir, anlayan varsa bana da anlatabilir mi lütfen?
Meğer cevap verecek dolulukta unsurlar bulununca nasıl da boncuk gibi sıralanıyormuş cümleler, hazin dürtü, varsaymadan yaşamaya davet, ciddiyet, (ki kendileri malum "karşındakini ne kadar ciddiye aldığınla ilintili olarak tamamen kişinin algısıyla gerçekleşecek bir olgudur insanın gözünde" ..falan, filan, salla gitsin işte)
Bakın arkadaşım, burada yapılan şey olmayanın tespitidir, yoksa ne öyle kişisel bir meseledir, ne de herhangi birisi ciddiyete filan davet edilmiştir.Günlerdir konu bağlamında tarafınıza yöneltilmiş çok sayıda soru sırada beklemektedir ve bu soruların amacı da ortaya koyduğunuz düşüncüleri, evet "hırpalayabilmektir".
Ben bu kelimeyi ilk defa kullanıyor değilim, vakti zamanında da söylemiştim, ve şimdi bir kez daha tekrar edeyim;
"Ha, kimisi gelir, öyle dalaylama modunda gezinebilir, nihayetinde tercih meselesidir. Ama sonsuz us ve benzeri sitelerde sahne alıp vakit geçirmek isteyen insanlar da daha en başından çok temel birşeyi kabul etmelidirler. O da ( bence) şu; Bu sahnede eğlenmek beleş değildir, ve - inandığımız değerler, kişiler ya da tabularımız neye benzerse benzesin- bu fiks menü bedeli bazen fazlasıyla sıkıntı verebilir.Çünkü hepimiz söz söyleme hakkını alırken , karşımızdakilere de bizi ve inandıklarımızı hırpalama hakkını devretmişizdir."
Şimdi benim söyleyeceğim şudur symekiz, evet, lütfen afacanlığı bir kenara bırakın. Toruk'un iddaasının aksine, bu ifadeyi (afacan) içerisinde taşıdığı sevimlilik unsurunu gözeterek tekrar ve özellikle kullanıyorum.Evet, lütfen afacanlığı bir kenara bırakın ve hormon-lu tespitleriniz karşısında şahsınıza iletilmiş soru ve mesajların asıl içeriğini ve gereğini görmezlikten gelip, bunun yerine her seferinde can simidi niyetine birkaç tali kelimeye sarılmayın..Siz böyle yapın ki, bizler de konuyu meyve-sebze harici eksenlerde ya da sizin deyiminizle düşünmeyi öğrenememiş bazı hazır cümlecilerin her yeri sarmış olduğu gibisinden hayali topografik söylemlerin uzağında bir yerlerde, (yani mümkünse konunun gerçekliğine uygun bir düzlemde ve de düzgünce) tartışabilelim.
Buyrun ben hırpalanmak için karşınızdayım, ama lütfen minder dışına kaçmadan.
Toruk makto,kendini
Toruk makto,kendini dışarıdan görebilmen için gözlerini oyup, karşına koysan da faydasız gibi görünüyor.
Sen, hormonlarınla düşünmeye devam et...:)
'' Meraklısı'' kelimesini o şekil de algılamış olman, kendi düşüncelerinin çirkinliğinden kaynaklanıyor olmasın?
Sürekli birilerini şikayet edip, sızlanan ve mazlumu oynayan kim?
Gerçekten şikayet ve sızlanmadan özel bir zevk aldığını düşünmeye başladım.
Bulduğun her fırsatta birilerini iğnelemekten zevk alan sen değil misin?
Naneden şikayet ediyorsan, kendi nane taraflarına bakmalısın.
"sonsuz us'u ya:)" bu bana
"sonsuz us'u ya:)" bu bana ait bir "ya" değildir..
:)
hormonlarım düşüncelerimi %100 etkiler lakin düşünceler pastasının %100ünü hormonlar etkilemez..
xenix: Sevişiyorum,
xenix: Sevişiyorum, öyleyse varım...
Hormonluyum, öyleyse düşünüyorum.:)
masal
şikayet etmek, sızlanmak, mazlumu oynamak eylemlerini üzerime hiç almıyorum.
şikayet etmek, sızlanmak, mazlumu oynamak; terbiye sınırlarını zorlayan yorumlarınıza karşı sessiz kalmamak mıdır?
Yoğun iş temposu nedeniyle
Yoğun iş temposu nedeniyle cevabım biraz gecikti Toruk, kusura bakma.
Evet, hem benim söylediğim,hem de senin dile getirdiğin gibi çok yoğun çalışan birisiyim ve aslında halen çalışma halindeyim. Ama düşündüğünün aksine sinirli değildim ve değilim. Ayrıca benim tosyali kardeşimiz gibi asistanlarım filan da yok, yani hala aynı ve tek kişiyim.
Bir kere şu yanılgıdan kurtulalım mümkünse, burada kimse aman bir fırsatını bulayım da karşımdakini taciz edeyim türünden hezeyanlarla yazıp çizmiyor. Bu bakımdan el bebek gül bebek yürümeyen (ve hatta bazen tıkanma noktasına dahi gelebilen) her tartışmanın altında, sanki diğer bütün olasılıkları iyice araştırıp temize çıkarmışız da elimizde kalan tek kanıt buymuş gibi, şappadanak ve mutlaka kasıtlı kişisel/veya duygusal birşeyler aramayalım.
Benim konu bağlamında gösterdiğim tepkinin senin tarafından "hem de afacan diyecek kadar" sinirlenmiş olmam şeklinde algılanmasını.....yok, ben bu algı farklılığını ikimiz arasındaki hormonal farklılıklara bağlayacak filan değilim:)) Bilakis bu durumu tartışma pratiği içerisinde normal olarak izlenebilecek bir tepkisellik şeklinde kabul ediyor ve -olumlu anlamda- önemsemiyorum.
Buna karşın bana hitaben yazdığın mesajı önemsiyor ve bunun gereğini yerine getirmek (yani kendisine ciddi ciddi sorular yöneltilmiş olan her insanın yapması gerektiği gibi ve gelen soruları eşdeğer bir ciddiyetle yanıtlamak) istiyorum.
Şimdi ben kendisini şahsen tanımamama rağmen (zaten burda şahsen tanıdığım kimse yok) inanıyorum ki symekiz arkadaşımız da en az diğer forumdaşlar kadar iyi ve güzel bir insandır. Ama konu zaten symekiz'in iyiliği, güzelliği, zekası veya daha başka insani vasıfları bağlamında irdelenmiş veya provake edilmiş değildir. Burada olan şey, vakti zamanında yine benim tarafımdan dile getirilmiş olan "pamuktan kale yapmıyoruz" söyleminin bir gereğidir ve her türlü özensizliğin uzağında, olmayanın altını çizen teknik bir eleştiridir. Bu nedenle de her türlü cık-lamanın ve kıllanmanın ötesinde şekillendirilmiştir.
Symekiz kullandığı kavram ve terimler hakkında yeterli bilgiye sahip değildir ve bir de tüm bunların üzerine " Çalışan bir otomobil için benzin elzemdir, bu da bize cam sileceklerinin de benzinle çalıştığını gösterir" eşdeğerinde bir önerme eklemiştir. Bu kendisine hatırlatıldığında ise, aman canım ha BP ha opet, takıldığınız şeye bakın mahiyetinde birşeyler söylemiş, o da yetmemiş yemek tarifi ve sebze meyve işine girmiştir. Konu bağlamında gelinen son nokta ise cık-cıklar diyarı ve kadın vücudunda erkek tipi kıllanmaya seyreden enteresan bir mevzidir...
Böyle söyleyince de incitici oluyor değil mi..Yok Toruk, ben kimseyi incitmek ya da kişiye kendisini kötü hissettirmek derdinde değilim. Şimdi tüm bu söylediklerimden vazgeçiyor ve..iyi de vazgeçeceksem niye söylüyorum, söylediysem niye silmiyorum, ben niye hem söyleyip hem vazgeçmek ve bir de bunu deklare etmek durumuna geliyorum..Neyse, symekiz için de şunu ekliyorum; her zaman pamuktan kale yapmıyor olabiliriz, ama oturduğumuz zemin dostluk ve iyi niyet zeminidir. Sen benim hatırlatmalarımı bu anlamda kabul et, ben de olup biteni senin afacanlığına vereyim, bence sen bu lakabı gerçekten hakettin.
Herkese sevgiler..
Sorun değil. Yoğun iş
Sorun değil. Yoğun iş tempona rağmen vakit ayırdığın için teşekkürler.
"Bilakis bu durumu tartışma pratiği içerisinde normal olarak izlenebilecek bir tepkisellik şeklinde kabul ediyor ve -olumlu anlamda- önemsemiyorum." demişsin Bence bu kadar uzun cevap yazdığına göre önemsiyorsun demektir. Önemsemen de gerekir zaten.
Türk dil kurumuna göre afacan;
Zeki ve yaramaz (çocuk)
Vurgulanmak istenen çocukluk olmalı. Benim anladığım kadarıyla; büyü de gel tarzı bir hırpalama söz konusuydu. Sen öyle olmadığını iddia ediyorsun. Biyolojik olarak ergenlik çağını tamamlayalı yıllar olmuş bireyleri "çocuk" olarak tanımlamayı, kendini önemsemenin bir yan etkisi olarak görüyorum.
"Toruk'un iddaasının aksine, bu ifadeyi (afacan) içerisinde taşıdığı sevimlilik unsurunu gözeterek tekrar ve özellikle kullanıyorum."
"Sen benim hatırlatmalarımı bu anlamda kabul et, ben de olup biteni senin afacanlığına vereyim, bence sen bu lakabı gerçekten hakettin." demişsin.
Bu iyi niyet gösterisinden sonra varsayımda bulunacak değilim. Söylediklerini doğru kabul ediyorum.
Bence yine de küçüklüğünü vurgulayan bir lakabı, biyolojik yaşının çok üstünde fikir üretebilen birisine yakıştırmamalıyız. Kendisi istiyorsa bilemem ama ben kullanmayacağım böyle bir lakap.
Sevgilerimle...
Evet Toruk, konu
Evet Toruk, konu bağlamında (daha doğrusu konunun gelip dayandığı noktada) büyüklük gösteriyorum. Mesela bugüne kadar düzenlemiş olduğum onca depresyon tedavisini bir kenara itiyor, ve sevgili symekiz'in şu genç yaşında beni çift tırnakçılıkla itham etmiş olmasını da kendi afacanlığına veriyorum.
Biyolojik olarak değil de
Çocukca davrananları çocuk olarak tanımlamak anormal bir şey değil heralde. Düşünce ve zihin üzerine, yapay zeka üzerine makale yazmış insanlar var aramızda. Ama buna rağmen symekizi ciddiye alıp bir çok soru yönelttik, belki yeni bir şeyler öğreniriz hep beraber diye. Veya yanlışı sürdürmeyiz diye.
Kardeşini koruyan abi modundan çıkıp yukarıda ki yazıların yorumların gelişimine bir göz atsan sende farkedeceksin de...
xenix
Yaşlı olsaydı
Yaşlı olsaydı farketmeyecekti yani öyle mi? Yine çıkıp afacan mı diyecektiniz. 50 yaşında birisi olsaydı afacan diyecek miydiniz?! Konunun bilimsel kısmıyla ilgilenmediğim için müdahil olmadım. Sadece izledim. Senin bilgi almak amaçlı değil de sürekli köşeye sıkıştırmak amaçlı sorularını da izledim xenix.
Yorumların gelişimine baktım. Sonundaki "afacan" ve "hırpalama" kelimelerinden yola çıktım sadece. Biyoloji ve fizik konusunda makale yazacak uzmanlıkta olsaydım müdahil olurdum tartışmalarınıza. Koruyucu modunda değilim ama o modda olsaydım bile kardeşini koruyan ağabey değil, arkadaşını koruyan arkadaş modunda korurdum...
Çocukca yorum
Çocukca yorum yapmak için çocuk olmak gerekmiyor. Ben afacan demedim gamaro kadar iyi niyetli olmayabilirim. :)) Bilgi almak veya köşeye sıkıştırmakla ilgili varsayımlarına bir şey diyemiyorum. Ama buraya gelen hırpalanmaya hazır olmalıdır fikrini de unutmaman gerekiyor.
Şimdi varsay ki symekiz haklı ve düşünceleri belirleyen şeyler hormonlar oluyor. Senin bu düşüncelerde olman hangi hormonların sayesinde?
xenix
Konuyla da hormonlarla da
Konuyla da hormonlarla da zerre kadar ilgilenmiyorum. Benim tek ilgilendiğim şey; insanların hırpalanması, fikirlerinden değil, yaşından dolayı aşağılanması.
Tartışmanın adı ne zaman hırpalamak/hırpalanmak oldu? Tartışma sadece tartışma güdüsüyle yapıldığında hırpalama da ortaya çıkar, bazı arkadaşların yaptığı gibi hakarette küfürde. İnsanlar buraya hırpalanmak için gelmiyor kanaatindeyim. Sizin de gelenleri hırpalamak amacıyla online olduğunuzu varsaymak istemiyorum. Çok acıklı bir manzara olurdu bu...
Bence
Konuyla ilgilenmelisin. Konudan uzak olduğun için, ve symekizi gözünde fazla büyüttüğünden kaynaklanıyor bu içine düştüğün durum. Yansız bakamıyorsun şu an, ve kimse kimseyi aşağılamıyor korkma. Acımayı da bırak bence. Symekiz kendini ifade edebilecek yaşta, afacanda olsa :)))
xenix
Sırf tanrıya inancı
Sırf tanrıya inancı olduğu için hırpalanan, yaka paça linç edilen bir sürü insan gördüm. Bunlardan bazılarına destek oldum Sizin korumak dediğiniz şey. Symekizi koruma (sizin deyiminizle) nedenimi bağladığınız hormonlar onlar için de geçerli miydi sizce? Konunun bu kadar basite ve bu foruma yakışmayacak düzeye indirgenmesinin devlet eliyle yapılıyor olmasını da ayrıca kınıyorum...
Anlamıyorum ki
Dileyen bilip bilmeden saçmalasın, biz de susalım mı? Sen konuya dahil olduğun yere kadar olan yorumları tekrar oku bence. Symekiz e afacan denildiği için konuya dahil olduğunu kabul ettiğine göre bunun sebebi ne olabilir? Symekiz saçmalıyor olamaz mı?
Hormonları düşüncelere katan biz değiliz hem, symekiz. Bu duruma göre senin düşüncelerine neden olan hormonları ona sorman lazım.
xenix: Nerde bu devlet...
Bu ne biiçm yaklaşımdır anlayamıyorum ki
"Acımayı da bırak bence." demişsin. Siz her türlü şeyi yapın ve ondan sonra birisi gelip "hop durun bakalım" dediğinde bunu envai çeşit şeyle adlandırın.
"şikayet etmek, sızlanmak, mazlumu oynamak, acımak, korumak, hormonlar, vb. sanırım liste sonsuza gidecek. Bu ne biçim yaklaşımdır anlamak mümkün değil. Kendi iradesinin dışında her şeyi vatan hainliğiyle adalndıran diktatörlerin yaklaşımından hiç farklı göremiyorum. Yani siz aklınıza eseni söyleyeceksiniz ve biz hiç tepki vermeyip her şeyi sineye çekeceğiz ve o zaman ithaf ettiklerinize layık olmayarak normal bir forum kullanıcısı haline geleceğiz öyle mi? (Buradaki siz bahsedilen tavrı sergileyen bütündür)
Saçmalıyor olsun.
Saçmalıyor olsun. Dünyanın en saçma fikirlerini ifade ediyor olsun. Ne farkeder? Saçmalıyorsa afacan da derim ufaklık da derim. Büyü de gel sümüklü de derim. Öyle mi?
Senin için
Senin için farketmiyorsa bize ne?
xenix
Toruk, Symekiz 50 yaşında
Toruk, Symekiz 50 yaşında olsa elbette afacan demezdim. Ama eminim ki yine yaşına uygun ve bir başka sevimli ifadeyle seslenmek isterdim, ne bileyim, mesela belki hopdediks filan derdim.
Ben hala aynı iyi niyetimle burdayım, çünkü tırnaklarım kendi tırnaklarım ve sonsuz us'u verimsiz bir çalı gibi sarmadım. Tüm bunların hatrına afacan veya hopdediks işte..ne farkeder.
"Senin bilgi almak amaçlı
"Senin bilgi almak amaçlı değil de sürekli köşeye sıkıştırmak amaçlı sorularını da izledim xenix. "
Toruk bu nasıl olur?...
Ben bir sav ortaya attığımda değil köşeye, yerin dibine batırılmak isterim. Tüm "saldırılara" dayanabilirse görüşlerim, düşüncem kendini kanıtlamış, "rüştünü" göstermiş olur. Üf dediğinde yıklacak bir görüşün kime ne yararı olur? Tartışmış olmak için mi tartışacağız yoksa?...
Bir de "devlet eliyle" meselesi nedir anlamadım. Sonsuz.us bir devlet organı mı? Anlamadım... Sitede yetkili arkadaşların tartışmaya katılmasını mı kastediyorsun? Yoksa benim görmediğim bir durum mu var?
Gamaro "afacan" sözcüğünü ilk sarfettiğinde gülümsemiştim. Bunu "sevimlilik" anlamında sarfettiği görülüyordu... Ama bu sözcüğün sonradan taşındığı bu mecra hoş değil. Bence bu işi yine symekiz ile gamaro'ya bıraksak kendi aralarında halletseler daha iyi olur... İlle de bu sayfalardan tartışılması gerekmiyor. Diğer kanallardan görüşürler, ulaştıkları anlaşma, uzlaşma ya da ayrışma sonra yine iletilir buradan. Tribünlerin bazen olumsuz etkisi vardır iletişime. Özellikle genç arkadaşlarda. Ya da büyümemiş yaşlılarda:) Ya da yine kendileri halletsinler, ister buradan ister başka bir yoldan...
Ne dersiniz?...
hopdediks herhangi bir yaş
hopdediks herhangi bir yaş ifade etmiyor. Afacan ediyor. bu fark eder.
Bence fark edecek tek şey iyi niyetin olup olmaması.
xenix demiş; "Ben afacan demedim gamaro kadar iyi niyetli olmayabilirim. :))"
Sorun şu; iyi niyet olup olmadığını tahmin edip varsaymamıza neden olmayacak sıfatlar kullanılmamış olması. Afacan yerine yaş belirtmeyen herhangi bir sıfat kullanmış olsan açıklamana gerek olmadan anlardık iyi niyetini. İyi niyetli olmadığını itiraf eden xenix direkt "çocuk" demiş. Bir de şunu demiş;
"Senin için farketmiyorsa bize ne?" Benim için farketmiyor ama senin için farkediyor. Bu nedenle saçmaladığını düşündüğüne "çocuk" dedin. Bu yüzden pervasızca lafı hormonlardan alıp olmadık yerlere getirdin. Savunman da çok komik.
"Hormonları düşüncelere katan biz değiliz hem, symekiz. Bu duruma göre senin düşüncelerine neden olan hormonları ona sorman lazım." Komşunun penceresini kırdıktan sonra "top benim değildi, yerde buldum" diyen çocuğunkinden ne farkı var bu savunmanın.
Gamaro kaçak güreşme demişti. Demek ki sana göre saçmaladığı varsayılana her türlü kuralsız müdahale, her türlü güreş serbest.
olmaz derim.
Hüseyin AKTAŞ, bu mesele kişisel değildir. Kişisel olsa telefonda konuşuyor olurlardı başından beri. İşler sarpasarana dek forumda, sonrasında telefonda mı halletsinler yani. Ne varsa hemen sümen altı edelim. Hiç konuşmayalım. Toruk Makto sazı eline alınca hemen sahneyi dağıtalım. Bu mudur? Ne zaman lafa bu şekilde girsem hep aynı tepkiler geliyor.
"Ben bir sav ortaya attığımda değil köşeye, yerin dibine batırılmak isterim. Tüm "saldırılara" dayanabilirse görüşlerim, düşüncem kendini kanıtlamış, "rüştünü" göstermiş olur. Üf dediğinde yıklacak bir görüşün kime ne yararı olur? Tartışmış olmak için mi tartışacağız yoksa?..."
köşeye sıkıştırmak amaçlı tartışmak; "tartılmış olmak için tartışmak"tır. Hiç de bir yere gitmez ve ne rüşt ispatlar ne de bir işe yarar. Sen şamaroğlanı olmak istiyorsan bu senin tercihindir. Buraya insanların rüşt ispatlamak için geldiklerini de sanmıyorum. Devlet eliyle meselesini yönetim eliyle olarak algıla. Yetkili arkadaşların tartışmaya bu şekilde katılmasından bahsediyorum. Hormonların geldiği noktadaki seviyeyi göremiyorsan; başka diyecek lafım yok...
Varsayım yapmıyorum
symekizin saçmaladığını varsaymıyorum toruk. Bak sen sakin kafayla bir daha oku yukarda ki yorumları. Ben nerde kuralsız müdahale yaptım gösterir misin? (Ya da ne anlatıyosun? )
Ben çocuklara çocuk diyelim demiyorum hem. Çocukca davrananalara çocuk diyelim diyorum. Bu durumda yaştan bağımsız bir şeyden bahsediyorum.
xenix
Toruk mesele çocuk meselesi
Toruk mesele çocuk meselesi mi diyor ? Yeni argüman : "Kız" olunca afacan olunuyor.
Bir an, devlet eliyle özür dilenir geçer... Nefret'ten sevgi doğacak. Yeryüzü güzelleşecek.
kuralsız müdahale;
"Şimdi varsay ki symekiz haklı ve düşünceleri belirleyen şeyler hormonlar oluyor. Senin bu düşüncelerde olman hangi hormonların sayesinde?"
Bu yorumu normal forum kullanıcısı yapsa da aynı şeyi söylerdim ama yöneticinin dilinden çıkmış olması daha da vahim oluyor.
Çocukça davranan dediğinin yaşı size göre küçükse; yine size göre çocuğa da çocuk demiş oluyorsun aynı zamanda. Yaşı büyük olup saçmalayana çocuk demeni de yaşı büyük olup çocukça davranan birine çocuk dediğinde ayrıca ele alırız.
oikos
arkadaşlarımızın yüklediği anlamdan ve yeni argümandan TDK'nın haberi yok henüz. :)
Kız değil, bilakis türk dil kurumuna göre erkek çocuklara denilirmiş.
"Afacan Köken: T.
Cinsiyet: Erkek
Zeki ve yaramaz çocuk.
Kişi Adları Sözlüğü "
http://tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=afacan&ayn=tam
oikos dedi;
"Bir an, devlet eliyle özür dilenir geçer... Nefret'ten sevgi doğacak. Yeryüzü güzelleşecek."
Ne güzel dilekler bunlar. Katılmamak elde değil.
Beni yönetici
Beni yönetici olarak düşünme zaten. Ya da yönetilmeye ihtiyacınız varmış gibi...
O yorumu, savunduğun symekizin ne kadar saçmaladığını farketmen için yapmıştım. Farkettiğine sevindim. Kuralsız değil aksine senin o düşüncede olan symekiz e sorman gerekiyor bunu. Sahi ne hormonu, ne diyosun sen? falan şeklinde.
Ben daha önce de kutadgubilig e falan çocukça davrandığını söylemiştim. Forumda aratırsan bulabilirsin. Kendisi 50 li yaşlarda.
xenix
değil mi?
"Kuralsız değil aksine senin o düşüncede olan symekiz e sorman gerekiyor bunu. Sahi ne hormonu, ne diyosun sen? falan şeklinde."
Hormon kelimesi ondan çıktı diye senin getirdiğin noktanın hesabını ona mı sorayım yani? Tecavüze uğradı diye kızını vuran baba gibi!
Artık bu çirkin dialoglar bitsin diye değinmek istemiyordum ama başka çare bırakmıyorsun.
Senin cümlenin "kız tavlamaktan bahseden agnostikinkinden veya bana meraklısı diyen masalınkinden eksiği yok fazlası var.. ve ben gidip bütün bunların hesabını, bütün bu çirkinliklerin sergilenmesinde payı olmayan birisinden mi soracağım?
Hormonu savunana
Hormonu savunana soracaksın tabi. Bana niye soruyorsun. Benim savunduğum insan düşüncesinin hormonlardan bağımsız olduğuydu. Ve hala bu yönde. Senin düşüncelerinin hormonlarının eseri olduğunu söyleyen symekiz.
Ben miyim? de bana hesap soruyosun.
xenix
Toruk Makto, Sazı eline
Toruk Makto,
Sazı eline almışken madem, bir de avustralya dolaylarınan bir uzun hava okusan diyorum...
Sakın kızma. Ama bana verdiğin yanıt, duygusalık içeriyor:
Birincisi: Ben düşüncenin "rüştünden" bahsediyorum. Kişilerin değil.
İkincisi: Kişilerin değil, düşüncenin yere batırılmasından ya batırılamamasından bahsediyorum. "Şamaroğlanı" nerden çıkıyor?
Son olarak da sakinleşmeni öneriyorum. Biraz ara vermek iyi gelebilir.
İyi geceler diliyorum.
hormon meselesinin saçma
hormon meselesinin saçma olduğunu düşünüyor hatta evde geyik de yapıyorum bu konuda. Burada da xenix yapmış bence bu olası ve engel olunamayacak bir durum, ancak "etiket" ustaları yine çalışmış .."afacan"mış ", "iyi niyetmiş" birisi sorunuza cevap vermezse vermez bu ona "afacan" demenizi gerektirmez. Bu başka mecralarda çözme olayı çok yakışıksız ve saçma. Toruk Makto'nun duygusal tepkilerinin dışında şurada çabaladığı şey e nihayetinde "atfedilen" isim.
Dedim ya ben geyik yapıyorum konuyla ilgili ya da bir diğeri kafa patlatıyor,konu sahibi diyelim ki konuyu olması gerektiği gibi sürdürmüyor falan filan bu insanlara şimdi geçmişe dönmeyeceğim ama sahibi bilir isimler takmasını, saldırıp, kültür abidesinden öğreten adam'a geçiş deneylerini -biz forumda biraz eski olanlar bilir-haklı kılmaz. Üstelik kendileri foruma gelir gelmez isimler takıp, kişilerin davranış ve tepkilerine de müdahil olabileceği sezine kapılmış bu davranışla oldukça gayri ciddi algılanmıştır tarafımca. (Bknz: şirinler)
Neyse ya neyse..bence hormon mevzusu alabildiğine eğlencelidir, symekiz de hoşgelmiştir...
marsseh: "öğreten adam ve oğlu" için bknz: Leman
ve sakın kendinize "troll"ü kalkan yapıp gelmeyiniz, zira troll troldür aksini iddia edenle kapışır durumu değerlendirir-kıyaslarız.
Sensin tabi ki.
Savunmaya bak yahu. Adam bıçaklayanın mahkemede bıçağı üreten fabrikayı hedef göstermesi gibi bir şey. (komşunun camını topla kıran çocuktan bir şey anlamadın herhalde. )
Sana "Konuyla da hormonlarla da zerre kadar ilgilenmiyorum. Benim tek ilgilendiğim şey; insanların hırpalanması, fikirlerinden değil, yaşından dolayı aşağılanması." dememden sonra kurdun yukarıda alıntılayıp burada tekrar tekrar alıntılamak istemediğim cümleyi. Yani sana ısrarla ilgilendiğim noktayı belirtmeme rağmen hala hormonlardan bahsetmenin hormonlarla alakası falan yok. Resmen kuralsız güreşmeyle, ayıpla alakası var artık. Ayıp bu yahu yeter. Özür dilemeyeceğini adım gibi biliyorum ama en azından bütün pişkinliğinle; "ben öyle demek istemedim ki sen kötü yere çekmişsin." demeni bekliyordum. Bu seferki pişkinlik olarak bile tanımlanmayacak derecede...
Hüseyin Aktaş boğayı zıpkınlayıp zıpkınlayıp üstüne de sakin olmasını telkin eden bakıcı canlandı gözümde birden. Arenayı terketme zamanı mı diyorsun..evet olabilir..pişkin matadorların elinde çaresiz bir boğa değilim. Benim de elimde zıpkınlar var ve ben de gerektiğinde kullanabiliyorum. İyi de kullanırım. Bu arena sürekli kirleniyor. Temizlenene dek burada bekleyeceğim. Dışarıda değil...
Ya toruk
İyi misin?
Ben nerde afacan dedim de bana hesap sorup duruyorsun? Ya da symekizi nerde yaşından dolayı aşağıladım. Benim tek söylediğim symekizin fikirlerinin saçma olduğu. Ve bundan bahsediyorum. Sende karşımdaysan fikirlerini kabul ediyorsundur, değilsen yanımdasındır.
Sorun ne?
xenix
Sorun tek bir cümle
senden afacanın hesabını değil, tekrar tekrar alıntılamak istemediğim o cümlenin hesabını soruyorum. .Zekandan da şüphem olmadığına göre; hala anlamamış olabileceğini hiç varsaymıyorum. Bilakis çok iyi anladığını ve anlamamazlıktan geldiğini anlamam için yeterli zekaya sahibim. Gerçi bunu anlamak için zekaya bile ihtiyacım yok. Artık bu dialogun enerjimi tüketmeye başladığını anlamak için de zekaya ihtiyacım yok. Çar çur edecek kadar enerjimin olmadığını anlamak için de. Seni affediyorum. Tekrar tekrar affetmeme neden olacak bu tür cümleler kurmayacağını umuyorum...
Boğulan kimse olmadığı
Boğulan kimse olmadığı halde, ''üstünde zırh,bi elinde ışın kılıcı,bi elinde mızrak''… Göle dalmış ucuz kahramanlık yapıyorsun.
Bence yanılıyor ve fazla hassasiyet gösteriyorsun.Bunun nedenlerini sıralamak istemiyorum:)
Bu arenayı, senin gibi ucuz kahramanlık peşinde koşanlar kirletiyor.
Toruk makto, affediyor ve sevgiyle karşılıyor.....Şov yapmayı bırakmalısın, halk oynadığını görebiliyor:))
Sürekli temizlik olası
Sürekli temizlik olası değildir zaten... Evrenin hiç bir yerinde yoktur öyle birşey... Kirlenmek ve temizlenmek esaslarındandır yaşamanın...
Temizlenene kadar bekleyecek olan bir heykelini yaptırsın dublör olarak diksin bekleyeceği yere...
Çinliler şöyle söylemiş: "Dünyada iki kusursuz insan vardır, biri öleli çok olmuş, diğeri henüz doğmamış"
Ni-ÇİN
Çinlilerin Toruk Makto'dan haberi olmadığı i-çin... Toruk Makto şimdi Çinlileri affeder mi sizce?
Geldiler
Kalabalık geldiler
Şöyle buyrun
GeÇİN!...
Sevgiyle karşılamıyorum.
Sevgiyle karşılamıyorum. Kendim için affediyorum. Affetmemek bir bagaj ve ben o yükü taşımaya niyetli değilim. Halk şöyle diyor. Halk böyle düşünüyor şeklinde atılmış posta, gözcü, türü gazetelerin manşetlerine benziyor yazdıkların. Halk dediğin neyin oyun olduğunu neyin olmadığını anlamaktan aciz mi? Oyun oynayan biri varsa o ben değilim. Oynadığım tek şey sabır taşı rolüdür. Her seferinde biraz daha geç çatlıyorum. Senin rolün de çatlamama neden olan etkenlerden biri olmak herhalde. En azından rolümü redetmiyorum...
Hüseyin AKTAŞ'a
Kirlenmeyi doğal karşıladığına göre; bari bunun seyrek aralıklarla olmasına özen göstermeli ya da kirleten konumunda olmaktan kaçınmalısın. Öyle yaptığını görüyorum. Sen o uzun zaman önce ölmuş olanın enkarnesi olmalısın. Öyle değilsen bile, en azından rolünü redetmeyen birisi olduğunu kanıtlayan bir insansın. Bu yüzden bir kirleten olacaksa; senin gibilerin bunu yapmasını isterim...
Toruk, Symekiz bu
Toruk, Symekiz bu tartışmadan alacağını alır, almayacağını bırakır. Kendisi elbette yetişkin birisidir lakin afacanca hareket etmiştir. Artık döver mi sever mi bilmem, ya da kinlenirse de kinlenir, kinlenmek zaten parayla değil. Ama ben bu kadar potansiyel olasılık dalgasıyla aynı anda zar tutamam, konunun gelip durduğu yere bak.
E afacanlık da çeşit çeşit tabi, cevap vereni vermeyeni, konuşanı fısıldayanı, ciddiye alanı geyik yapanı, unutanı unutmayanı, uzaklardan gelip sınaypırlık yapanı.
Nasıldı o reklam: KIRMIZI
saçma kelimesinin kullanım
saçma kelimesinin kullanım alanlarını 1 dakıka düşünen insanın 2. dakıkada kullanabilme ihtimalini uzun süredir merak eden bi afacan olarak ilk kez bu kadar sık kullanıldıgı satırlara rast gelmek evrenin bi hediyesi olmalı bana.. kullanıldıgını görmek hoşluk hissi yaratmasada gözlemleme zevki bir başka tabi..
nedir bu saçma.. herhangi birinin fikrine-düşüncesine-haraketine-göz yaşına-sevincine-mutluluk sebebine öylesine çok kullanılan bi kelimedir ki.. tanrısı olmusuz ya dünyanın neyin saçma neyin saçma olmadıgını çok güzel bilir,uygular,kullanırız.. saygıdan yoksunum ben diye haykırmanın bir yoludur belki; saçma diyip geçebilmek..
biri bişi mi demiş , ne demiş, onu mu demiş, amaan saçma.. saçmalamış.. hep saçmalıyor zaten.. ah yok mu bu verimsiz çalılar..
nerden türemiş bu kelimeler, hangi dil sanatkarının hediyeleri bize bilmiyorum ama; bir dil dilerdim; kin barındırmayan, s-a-ç-m-a harflerını yanyana getirtmeyen, hırsdan uzak ve hiçkimseye tuzak..
bayılıyorum saçmalamaya nede olsa çok kolay..
Bir cerrah bir
Bir cerrah bir yakınınızı ameliyat ederken saçmalamak isterse de böyle düşünebilirmisiniz? Her açıklamanın anlamlı görüneceği bir zemin vardır, ona zaten ne şüphe.
Yeni yorum gönder