Soros'un Convers Ayak-kabıları...
Follukta yumurta yok gene.
Ama yumurtladım diye gıdaklayan bir tavuk var.
Yumurtladım diye gıdaklayarak
gıdaklama hakkını koruduğunu düşünen.
Kaç kez oldu kandırıyor ahaliyi.
Bir de gül ibikli horoz geziniyor ortalıkta.
Tavuğuna yanaşmaya görsün bir yabancı horoz
Gerneşe, gerneşe kanat çırpıyor
Ötüveriyor hemen
Kahkahalar yükseliyorsa da Denizli’den…
Horoz horoza benziyor da
Tavuk, tavuk değil.
Siyasi yavşak bu tavuk!
Yavşak işte!
Pislikte yetişip, temize yerleşen
Horozun temiz kanatlarıyla buluşması bu yüzden
Yerleş tavuğum yerleş.
Sen bu horozla birleş
Onun parlak tüylerinin altı bit dolu zaten, gördüm ben.
Ama zamanınız geldi artık
Keseceğim sizi
Kaynatacağım aynı kazanda ikinizi
Haşa! Ne kendim ne de çocuklarım
ne de gelip geçen misafirlerim
sokak köpeklerine yedireceğim etinizi
Paklarsa bir gün, sokaklar paklar sizi...
Hakaret mi dediniz?
Hastirin gidin lan
Hakaret insanlara yapılır, yapılırsa!
Siz kendinizi
İnsanların arasında dolaştınız
İnsanlara dalaştınız diye
İnsan mı sanıyorsunuz
Belki yedi evren öteden vardır bir ortak atamız
Ama "Biz tabiatla kardeşiz" dedik diye
Sevdik diye börtü böceği
Sevdik diye sizi hayvancık diyerek
Değer verdiysek size bir canlı olarak
Girdiniz mi sanki insan sınıfına.
Haydi şimdi doğru kümesinize
İşim var benim.
Evin önüne döktüğünüz
küçük dağları temizleyeceğim önce...
*****************************
Bugünkü iktidar 12 Eylül eseridir.
12 Eylül 1980 günü, “Bizim oğlanlar yine başardı” demişti Amerika!
12 Eylül “oğlanları” sosyalistler başta olmak üzere, tüm solu buldozer gibi ezerken hiç sesleri çıkmamıştır bu tarikat oğlanlarının. Devrimci kanıyla beslenmişlerdir yıllarca.
Tüm umutsuzluk dönemlerinin tek yükselen değeri, sığınma limanı din olduğu için, haktan destekleri olmasa da, halktan da destek almışlar ve Özal ile birlikte “dört siyasi eğilimi birleştirerek” ANAP’ı kurmuşlar, daha sonra da ANAP’lı yıllar, bunları yavrulamıştır…
12 Eylülden sonra Türk-İslam Sentezi adı altında topluma dayatılan ideolojiden arta kalan, Türklüğünü bir kenara bırakarak ılımlı islam modeline dönüşen, darbe artığıdır bu iktidar. Türklüğün atından inip, İslamiyetin radikal takunyalarıyla yeterli hıza ulaşamadıklarından, takunyalarını bırakmak zorunda kalmışlardır. Şimdi ayaklarında Soros'un convers ayakkabıları vardır!!...
Aslına bakılırsa bunlar, iktidar da değillerdir. Çünkü iktidar davulu bunların boynuna asılı olsa da, davulu tokmaklayan Amerika'dır…
Şimdi çıkmışlar darbelere karşı olduklarını söylüyorlar.
Demokrasi mücadelesi verdiklerini söylüyorlar.
Sözüm ona Kürt sorununa sahip çıkıyorlar.
Türkiye’de yaşayanların sorunları, Amerikan kucağına oturmuş softaların s'açılımlarıyla çözülemez. Amerika Ortadoğu'dan kovulmadıkça, bölge halklarının sorunlarına, halkların doğru bir çözüm üretmesi de mümkün değildir. Türkiye'de Türkler, Kürtler ve tüm yurttaşlar, emek eksenli bağımsız örgütlenmelerini yaratmadan, hiç kimse de bu sorunları çözemez.
AKP ve yandaşları emek eksenli bir yapılanma değildir. Halkı inim inim inleten politikalarıyla, emperyalizmin çıkarları doğrultusunda oluşturulmuş bir iktidardır ve her eylemlerinde bunu görmek mümkündür. Yolsuzluklarıyla, hırsızlıklarıyla, arsızlıklarıyla, halktan yana bir tek icraatları yoktur. Ülkeyi satmaktan ve ceplerini doldurmaktan başka işleri yoktur.
Şu günlerdeki olaylar, Hitler’in Almanya’daki yükselişine benzemektedir. “Nasyonal Sosyalist Parti” idi Hitler’in partisinin adı da... Hakçı, halkçı söylemlere sarılmıştı o da. Ama iktidara geldikten sonra olanları tüm dünya biliyor.
Faşizmin en belirgin özellikleri şunlardır:
- Burjuvazinin açıktan terör uygulayan en acımasız diktatörlüğüdür.
- Yalan ve demogojiye dayanır iki yüzlüdür ve iki yüzlülük onun tarafından meşru sayılır.
- Kendisine mutlaka bir ideolojik kılıf bulur; milliyetçilik, din ve benzeri…
- İktidara gelince devleti yeni baştan örgütler.
- Her türlü toplumsal muhalefeti sindirmekle kalmaz, yok eder.
- İktidardan kendi isteği ile ayrılmaz, mutlaka bir halk hareketi ile yıkılır.
Bugün Türkiye’de devlet, yeni baştan düzenlemeye çalışılmaktadır. İktidar sol söylemlere sarılmıştır, (çünkü sol halktan yana olmak demektir) ama iktidarın bu davranışı, yalan ve demogojiden öte bir şey değildir.
Devletin yeni baştan düzenlenmesi, yeni bir anayasanın yapılması gereği varsa da, bunu yapacak güç, bu iktidar değildir.
İktidarın yapmaya çalıştığı değişiklikler, kendi iktidarlarını pekiştirmekten başka bir şey değildir. Yapılmaya çalışılan girişimler, olası bir toplumsal muhalefet yükselişinde, kendilerine gerekli olan tedbirleri almaktan ibarettir.
Çünkü ABD’nin bu ülkede kullanacağı güç kalmamıştır artık. Milliyetçiliği 12 Eylül öncesinde kullanmıştır. MHP kesimi bu konuda kısmen uyanmıştır. Dinci kesimleri de 12 Eylül sonrasında kullanmıştır ve henüz kullanmaktadır. Milliyetçilik ve din bittikten sonra sıra faşizme gelecektir.
Yapılan hazırlıklar bunun hazırlığıdır…
Bu ülkenin kafa ve kol emekçileri, kafa kafaya, kol kola gelmedikten sonra, yapılacak olan hiçbir anayasa değişikliği, reform ve diğer tüm düzenlemeler, asla halkın yararına olmayacaktır. Demokratik Halk Devrimleri hala kendini dayatmaktadır. Ancak bu devrimlerin bileşenleri; “ruh eşleri”, öncü ve temel güçleri de, şu an örgütsüz durumdadır.
Bu yüzden bir an önce evimizin önündeki “küçük dağları” temizleme gereği vardır.
- Hüseyin AKTAŞ ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1166 defa okundu

Sibel Atasoy
Su akar.. Tüm bu
Su akar..
Tüm bu yapılanlar ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) zemininde yıllar öncesinden planlanmıştır, geleceğin tarihi kısmen de olsa belirli merciler tarafından yazılmıştır.
BOP ABD'nin, ortadoğuyu, aynı Irak'ta yaptığı gibi, bir çöplük yığınına dönüştürüp insanları sersefil bırakarak, neticesinde Çin'deki ucuz iş gücüne karşılık yeni bir ucuz iş gücü elde etme amacı taşımaktadır.
Bugünkü Başbakan bizzat kendisi BOP Eş Başkanı olmakla gurur duymakta, bu konuda Türkiye'nin kendisine verilen görevi layıkıyla yapacağı üzerine söylevler vermektedir.
Artık darbeler 'demokratik' yollarla yapılıyor, orduya da ihtiyaç yok, kendimiz seçiyoruz..
Ben beni yitirdim kavganın
Ben beni yitirdim kavganın çelik potalarında
Haddimi yıktım haddimin haddehanelerinde
Çilehanelerden dardan geçtim de geldim
İhaneti de gördüm, yenilgiyi de yenilmezliği de
Hakikat ile yalanı ortadan biçtim de geldim
Emeğin ve hakkın yolunda inançlarımı ve bedenimi
Darağaçlarına astım da geldim
El açmak size yakışır el vurmak bana
El açtığınız el kapılarına restimi çektim de geldim!
Bizler,
Bu ülkede herkesin hakkı için, tüm dünyada tüm insanlık için, hapishanelerde, darağaçlarında savaşırken, cuntaların kucağında beslenenler, demokrasi havarisi kesiliyorlar şimdi. Bizlerin savaşımıyla kazanılmış demokratik hakların ardına sığınarak, bizlere saldırıyor şimdi. Ama hiç merak etmeyin, "kollarımız kopsa bile yüreğimiz tetik çeker" bizim. Bu ülkeyi emperyalizme peşkeş çekenler, ağa babalarıyla birlikte günü gelince gerekli yanıtı alacaklardır bu ülkenin insanları tarafından.
Dip Not...
Dün bu yazımla ilgili olarak, Toruk Makto tarafından şikayet kutusunda Etik Kurula şikayet edildim.
Toruk Makto ile tartışır ve susarken, ardından Ebubekir devreye girdi.
Sonra şikayet kutusundaki bu "tartışmayı" ("it dalaşıydı" bana göre) tamamen silmesi için Etik Kurula ben şikayetçi oldum. Çünkü şikayet kutusu tartışma yeri değildi...
Etik Kurul tartışmaları silmiş. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Bu yazı nedeniyle şikayet edildiğimi ve bu şikayet sırasındaki tartışma nedeniyle Ebubekir'in de tartışmaya katılarak rahatsızlığını bildik üslublarıyla dile getirdiğini, herkesin bilmesini istiyorum.
Başka da rahatsız olan olmamıştır bu yazıdan.
Tartışmak için yazmıyorum, bu bir dip nottur. O kadar!...
Etik kurul ve gıyabında
Etik kurul ve gıyabında sonsuz.us'un duyarsızlığı hakkında eleştiri.
Son söyleyeceğimi baştan söylüyorum.
"Bu kurul etik değildir."
Önce olayın gerçekleşme şekline bakalım;
(Normal yazdık değerlendirilmeye alınmadığı gibi yazdıklarımız da silindi. Bir de resmi dil kullanalım bakalım nasıl olacak. :)
SONSUZ.US GENEL DUYARLILIK MAKAMINA
SONSUZ:US
Müşteki :Gül www.sonsuz.us
ebubekir www.sonsuz.us
Sitedeki duyarlı insanlar. www.sonsuz.us
Sanık : Hüseyin AKTAŞ www.sonsuz.us
Etik kurul www.sonsuz.us
Site Yönetimi www.sonsuz.us
Duyarsız sonsuz.us halkı
Suç Tarihi : 19.04.2010
Olaylar;
1. Sanık Hüseyin AKTAŞ tarafından Pzt, 19/04/2010 tarihinde, saat 12;40'ta www.sonsuz.us sitesinde, ismi ""Soros'puların" Convers Ayak-kabı'ları..." olan bir ağ günlüğü gönderisi yayınlanmıştır. Söz konusu gönderinin tamamı EK'te sunulmuştur. Sanık Hüseyin AKTAŞ "Sorospular" diyerek gül adlı üyenin kadınlık onurunu zedelemiş, küfür/hakaret etmiştir. Yine bu söcükteki çoğul takısıyla onun gibi düşünenleri de aynı sözcüklerle rencide etmiştir. Bunun dışında "yavşak" "pislik" gibi kelimelerle de alenen hakarette bulunmuştur. "Hastirin gidin lan" diyerek de küfürde ve hakarette son noktayı koymuştur.
2.Asıl vahim olan suç ise etik kurul tarafından işlenmiş, bu küfür ve hakaretler küfür ve hakaret sınıfında değerlendirilmediği gibi, sadece etik kurul başlığı altında tarafımdan dillendirilince o sınıfa alınmış olmalı ki şikayet metninin hakaretlerin imlendiği kısmı kırpılmış ve sanık Hüseyin AKTAŞ'ın talebi doğrultusunda diğer mesajlar da silinmiştir. Etik kurul duyarsızlığıyla, küfür ve hakaret sınıfına almayışıyla suça ortak olmuştur. Site yönetimi ve duyarsız sonsuz.us halkı da aynı sebepten suça ortaktır.
3.Gösterilen duyarsızlık, adaletsizlik ve ayrımcılıktan dolayı gerekli kovuşturmanın yapılarak, sanıkların cezalandırılması için kamu davası açılmasına karar verilmesini arz ederim.
Ekler :
EK-1 1 ad ağ gönderisi yazısı örneği
"
"Soros'puların" Convers Ayak-kabı'ları...
Hüseyin AKTAŞ tarafından Pzt, 19/04/2010 - 12:40 tarihinde gönderildi.
Follukta yumurta yok gene.
Ama yumurtladım diye gıdaklayan bir tavuk var.
Yumurtladım diye gıdaklayarak
gıdaklama hakkını koruduğunu düşünen.
Kaç kez oldu kandırıyor ahaliyi.
Bir de gül ibikli horoz geziniyor ortalıkta.
Tavuğuna yanaşmaya görsün bir yabancı horoz
Gerneşe, gerneşe kanat çırpıyor
Ötüveriyor hemen
Kahkahalar yükseliyorsa da Denizli’den…
Horoz horoza benziyor da
Tavuk, tavuk değil.
Siyasi yavşak bu tavuk!
Yavşak işte!
Pislikte yetişip, temize yerleşen
Horozun temiz kanatlarıyla buluşması bu yüzden
Yerleş tavuğum yerleş.
Sen bu horozla birleş
Onun parlak tüylerinin altı bit dolu zaten, gördüm ben.
Ama zamanınız geldi artık
Keseceğim sizi
Kaynatacağım aynı kazanda ikinizi
Haşa! Ne kendim ne de çocuklarım
ne de gelip geçen misafirlerim
sokak köpeklerine yedireceğim etinizi
Paklarsa bir gün, sokaklar paklar sizi...
Hakaret mi dediniz?
Hastirin gidin lan
Hakaret insanlara yapılır, yapılırsa!
Siz kendinizi
İnsanların arasında dolaştınız
İnsanlara dalaştınız diye
İnsan mı sanıyorsunuz
Belki yedi evren öteden vardır bir ortak atamız
Ama "Biz tabiatla kardeşiz" dedik diye
Sevdik diye börtü böceği
Sevdik diye sizi hayvancık diyerek
Değer verdiysek size bir canlı olarak
Girdiniz mi sanki insan sınıfına.
Haydi şimdi doğru kümesinize
İşim var benim.
Evin önüne döktüğünüz
küçük dağları temizleyeceğim önce..."
Bu olay sadece Hüseyin AKTAŞ'ın ayıbı değildir. Onu fişlemek, afişe etmek, aşağılamak amacında değilim. Çünkü o sadece kendi kapasitesini gösterdi.
Fakat sonsuz.us böyle bir şeye duyarsız kalmayacak bir yapıya sahip olmasına rağmen bilerek duyarsız kalarak asıl ayıbı yapmış, üç beş kelime lafla geçiştirilemeyecek
bir tutum sergilemiştir. Bu konuyu konuşup tartışmayacaksak, başka konuları hangi kriterlere hangi etik değerlere göre tartışabileceğimiz meçhuldür.
Edilen lafların her biri başlıbaşına bir konu olmasına rağmen bir kadına edilen laf ayrıca değerlendirilmelidir diye düşünüyorum.
Sitede oldukça bilgili, aklı başında ve seviyeli kadın var. Bu kadar kadının olduğu bir sitede alenen bir kadına O... diye hakaret eidlmesi göz ardı edilemez.
Sırf karşı görüşte olduğu için bir kadına .... denmesine seyirci kalmayı duyarsızlık kelimesi ile ifade etmeye yetmiyor. (ebubekire yapılana değinmiyorum bile.)
Bu kısmı demogoji gibi algılayabilirsiniz ama öyle bile olsa bir kez de ben yapmış olayım.
Ne kadar geri kalsak da bizim toplumumuzda bir söz vardır;
"O....'ya bile O..... denmez."
Hani sitemizin aydın kadınları? Kadın haklarından bahseden kadınlarımız neredeler. Bu etik kurulda hiç kadın yok mudur? Kendi hemcinslerine,
üstelik kadın onuru üzerinden edilen küfüre nasıl müsamaha gösterirler? Bu sorunun cevabını ben bulamadım. Duyarsız kalanlar, tam bir hayal kırıklığısınız.
Biraz da yapıcı olalım diyeceğim ama neresinden tutacağımı bilemiyorum. Bu talihsiz tavır site için bir içtihat kararı olabilir.
Bundan sonra edilecek küfür ve hakaretlerin önünü almak zorlaşabilir. (Bunun hakkında da bir konu hazırladım) O nedenle gereğini yapar ve hakarete, küfüre maruz kalanlardan gerekli özrü dilerseniz, sitenin geleceği hakında daha faydalı bir adım atmış olursunuz. Yok biz zaten böyle astığımız astıki kestiğimiz kestik mutluyuz.
Küfür edilenler de küfür edilmeyecekleri bir yere gitsinler" derseniz bu da anlaşılır. Tercih sebebidir. Asıl gerçek sorun şu; Sizin ne dediğinizi biz bilmemekteyiz?
Lütfen ne dediğinizi açıkça söyleyiniz. Biz de ona göre nerede olduğumuzu, hangi şartlara tabi olduğumuzu bilelim...
Bir başka yapıcı öneri; Etik kurul adı ile bir profil açılıp, şikayetler üzerinde nasıl bir karara varıldığı o başlığa yazılsın. Şikayet sahibi, şikayetinin ne şekilde
değerlendirildiğinden haberdar olsun.
Not: Yazının başlığı yayınlanmadan sansüre uğramıştır. Hakaret içerdiği gerekçesiyle silinmiştir. Kendilerini hızlarından dolayı tebrik eder, aynı başarıyı bu başlık için de gösterebilmelerini umarım.
Etik kurul adına
Şikayetiniz değerlendirme halindedir, çoğunluk oyu oluşmadığı için bir işlem yapılmamıştır. Orada ki tartışmaların silineceği ibaresi de mevcuttur.
Hatırlatırım
Hüseyin AKTAŞ dedi;
"Dün bu yazımla ilgili olarak, Toruk Makto tarafından şikayet kutusunda Etik Kurula şikayet edildim.
Toruk Makto ile tartışır ve susarken, ardından Ebubekir devreye girdi.
Sonra şikayet kutusundaki bu "tartışmayı" ("it dalaşıydı" bana göre) tamamen silmesi için Etik Kurula ben şikayetçi oldum. Çünkü şikayet kutusu tartışma yeri değildi...
Etik Kurul tartışmaları silmiş. Kendilerine teşekkür ediyorum.
Bu yazı nedeniyle şikayet edildiğimi ve bu şikayet sırasındaki tartışma nedeniyle Ebubekir'in de tartışmaya katılarak rahatsızlığını bildik üslublarıyla dile getirdiğini, herkesin bilmesini istiyorum.
Başka da rahatsız olan olmamıştır bu yazıdan.
Tartışmak için yazmıyorum, bu bir dip nottur. O kadar!..."
bu da ayrıntısı
"Sonra şikayet kutusundaki bu "tartışmayı" ("it dalaşıydı" bana göre) tamamen silmesi için Etik Kurula ben şikayetçi oldum. Çünkü şikayet kutusu tartışma yeri değildi..."
Hangi çoğunluk oyu bekleyen etik kurula şikayet etti de kurul hemen çoğunluk oyunu verip uygulamaya geçti acaba ?
Bizim yazıklarımız ya yayınlanmıyor ya da jet hızıyla kaldırılıyor ama küfürlü konular jet hızıyla yayınlanıp, kaplumbağa hızıyla kaldırılıyor/kaldırılmıyor. Kaldırılılıp kaldırılmayacağı da meçhul.
Benim "kütük" sözcüğü
Benim "kütük" sözcüğü geçen yazımı saniyesinde (henüz üç okuma yapılmışken) kaldırmanız, etik kurulun müsaadesi olmadan yayından yazı kaldırma yetkinizin olduğunu gösterir. Kaldı ki oradaki kütük sözcüğü kendi anlamından çok "farkındalığı ve etkisi olmayan" anlamında kullanılmıştır. Yazının orjinalini sansürünüz yüzünden yayınlayamadığımdan dolayı, duyan da "odun" dediğimi sanacak. Buradan anladığım şu; Demek ki isteseniz, Hüseyin AKTAŞ'ın yazısını da etik kurul görüşene dek kaldırabilirdiniz. Ama bunu yapmadınız. Bu çifte standardın da ne gibi bir esvab-ı mucizesi olduğunu ayrıca ve çok merak ediyorum. Bir de benim ağ günlüğümü etik kurulda görüşülmek üzere mi kaldırdınız? Yoksa etik kurul yazıdan haberdar olmayacak mı?
"Sorospu" sözcüğü ile
"Sorospu" sözcüğü ile kastedilen Soros'tur!
Ben ne Toruk Makto'ya ne de Gül'e ne de Ebubekir'e ismen hitap ederek, ithaf etmedim bu sözcüğü. Ama siz beni şikayet ederken "ağzıma salya, yüzüme kara" yakıştırdınız.
Hep kadınlar mı taşıyacak bu sözcüğün yükünü?
Biraz da bu yükü kadınlara yıkıp kendileri bu duruma düşürülmüş kadınlardan daha beter olan erkekler taşısın.
Şairliğim tuttu, dilde devrim yaptım işte...
Yakıştırma
"kara"yı sitenin alnında diye yazmıştım. Silinen logları kontrol etsinler çıkar. "salya" yı da edilen küfürlerden dolayı yakıştırdım. Hüseyin AKTAŞ, konu şahsınızı ve niyetinizi aşmıştır. Zaten o yüzden bu yazıyı yazma gereği duydum. Yoksa bir kişiyi hedef göstererek; "herşey bunun başının altından çıkıyor" demek değil amacım. "Sorospu"larda devrim yaptığınızı kabul edelim. Diğerlerinde nasıl bir devrim yapıldığını açıklamanızı isteyerek sizi daha fazla projektör altında tutmak istemem. Burada yapılan, yazımda da belirttiğim gibi topyekün bir duyarsızlığın tespitini yapıp, kabullenilip kabullenilmediğini görmek, İleride de bu duyarsızlığın devam edip etmeyeceğini anlamak, ona göre ne yöne gideceğimize karar vermektir...
Toruk Makto,Senden umudumu
Toruk Makto,
Senden umudumu kesmedim.
Bir tek konuda haklı olabileceğin ya da bu konuda şimdilik daha fazla "kan dökülmesine" gerek görmediğim için, yazının başlığını ve içeriğinde de bir tek sözcükte geçen bir heceyi kaldırıyorum. Etik kurulu beklemeden ben kaldırıyorum. Kaldırdım.
1-) "Soros'pu" sözcüğü kadın onuruna dokunan bir sözcüğün anıştırması olarak, o sözcükten yararlandığı için, o sözcüğün de erkek egemen söylemlere katkı ve hizmetinden dolayı kullanmamak gerekir. Ya da en azından Soros'un siyasi yapısının tüm dünyaca, her türlü onursuzluktan daha onursuz olduğu kabul edilene değin, ben dikkat edeceğim bu sözcüğü kullanmamaya.
2-) Şiir benim namusumdur. Doğrudan birine hakaret de içermemektedir. Şiirle metin arasıda da kalınca bir bant vardı zaten.
"Sözün tamamı aptala söylenir" derler bizde, seni aptal yerine de koymuyorum ama, şiirdeki "yavşak", sözcüğün bit yavrusu ile ve bitin gerçekten pislikte yetişip, temiz bölgelere yerleşme özelliğinden esinlenilerek, bir imge olarak kullanılmıştır. Sen belki ömründe hiç bitlenmemiş olabilirsin ama ben hem de 12 Eylül işkencehanlerinde bitlendim ve yavşağın ( bit yavrusu) ne olduğunu bilirim. Bunun halk arasında bir tesellisi de vardır: "Bit yiğitte, pire itte olur"...
Dolayısıyla şiirde bir düzeltme yapamayacağım. Onu daha fazla da açıklamayacağım. Hiç bir şair şiirde şu sözcükleri kullanacağım, şunları kullanmayacağım diye söz veremez, kimsenin gücü de bu konuda divan kurmaya yetmez! Ne ki yarası olan gocunsun.
3-) Sitede bundan sonra ne olur ne olmaz bilmiyorum. Ama sana bir fıkra anlatayım:
"Kasabanın Sırrı" adlı filmde Naziler yanlış anımsamıyorsam Fransa'nın bir köyündeki şaraplara el koymak ister. Kasaba el birliği ile şarapları saklamıştır. Teslim etmezler. Türlü işkencelere rağmen Naziler şarapların yerini söyletemezler. Köyden ayrılmaya karar verirler. Ayrılırken direnişin önderi Nazi komutanına bir şişe şarap hediye eder. Nazi sitemkar bir şekilde; "istemez size lazımdır" der. Direnişçi güler ve ekler: "Alın alın, bunun geldiği yerde daha BİR MİLYON ŞİŞE Var"... Subay bozulmuş bir şekilde defolur gider....
Şunu söyleyeyim ki, "soros'pu" sözcüğünün geldiği yerde daha milyonlarca "kardeş sözcük" var; aynı bağın üzümlerinden sıkılmış!!...
Eğer sitede bundan sonra insanlar düşüncelerini anlatırken yine "benim değerlerime" hakaret ve küfür ederse, bu kez önümde sen durma. Kazak Abdal ile birlikte düet yapmaktan da hiç çekinmem. Ben muhallebi çocuğu değilim. Nezaketi bilirim ama bana hakaret edilirse, ben alasını yaparım.
O halde herkes ağzının ayarını bilsin.
Atatürk benim değerimdir. "Kemalist" olmadığımı defalarca söylediğim halde, Atatürk'ün değerim olduğunu söylüyorum. "Gazi Mustafa Kemal Atatürk"; tırnak içindeki bu şahsiyetin kesip attığı tırnak kadar, hayatlarında bu ülkeye hizmet etmeyen kişilerin, bu değerime karşı, "katliamcı, zorba, diktatör" sözcüklerini yapıştırmaya çalışan zihniyetlerin, bunu dolaylı (tevil yoluyla) yapmış olsalar bile, onlara şimdiden, en ağır şekilde yanıt vereceğimi ilan ediyorum. "Kemalist ideolojinin" eleştirisi adına yazılan yazılar sırasında, sözüm ona "kemalistler" eleştirilirken, hedefin Gazi Mustafa Kemal olduğu aşikardır. Artık ayyuka çıkmıştır bu. Buradan hedeflenen de emperyalizme karşı direniş odaklarının bir bir yok edilmesidir.
Hatta bu konuda bir iyi niyet göstergesi olarak, aynı emperyalistlerin, bu ülkenin dini değerlerini de yok etmeye çalıştığını söyledim daha önce. Bir ateist olarak bunu söylerken ben, diğer arkadaşlar da zahmet edip ağızlarını toplasınlar. Madem onlar adına konuştun bu gün, bu iş biraz da sana düşüyor.
Bir şeyi görün artık, Her şey sizin gördüğünüz gibi değil. Bir kulak verin bakalım. Ve dilinizi beyninize bağlayın. Yok sana değil sözüm. Zaman zaman sen de "gıcık" bir adam oluyorsan da, dedim ya en başta, senden kendi adıma umutluyum. Sen benden olmasan da...
Bravo
"Etik kurulu beklemeden ben kaldırıyorum. Kaldırdım."
Ne güzel, zaten etik kurula kalsa kalkmazdı o hece. Türkiyede de adalet böyle işlemiyor mu? Savcılığa dilekçe verirsiniz. Savcılık emniyet müdürlüğüne yazı yazıp elinize tutuşturur. Orada sivil memuru bulup evrak kayıt ettirebilirseniz ne ala. Yoksa yarın gel. (O arada kim vurduya gidersen yapacak bir şey yok) Yarın memuru bulup karakola sevk ettirdinse şanslısın. Bu sefer de karakolda o muhite bakan memuru bulman şans işidir. Hadi buldun diyelim, o gün yoğundur ilgilenemez. Ertesi gün gidip sanığı şans eseri bulursa bulur. Bulamazsa savcılığın verdiği son güne dek uzar iş. Bir gün telefon gelir, tanıklarını getir diye. Sonra o evrak tekrar savcılığa döner... Daha şimdiden bunaldınız değil mi? En sonunda sanıkla müşteki bir araya gelir ve mahkeme kapılarında akşamlamaktan sıkılarak, aralarında anlaşırlar ve dava düşer. Maalesef ülkemizde durum bu. Bu site de bu ülkenin sitesi oldğuna göre yaşanana şaşmamak lazım.
Ben bir çetenin ele başı, lideri ya da Toruk abisi değilim. Ortada çete de yok, yoldaşlk da, liderlik de. Aynı kelimeler size sarfedildiğinde de aynı duyarlılığı gösteririm.
Bu sitede bir halt olmaz. Aynı tas aynı hamam gider.
Diğer konulara gelince; ayrı bir başlıkta tartışmak gerek.
Herkez ağzını toplamalı. Tahrik edilmek gerekçe olmamalı. Geçenlerde yeni katıldığım bir msn odasında şahsın biri tarafından günlerce durduk yere tahrik edildim. Buna rağmen, ağzımdan hakaret içerikli bir söz çıkmamasından dolayı tavrına son vermek durumunda kaldı. Baştan muhallebi çocuğu durumuna düşmüş olsanız da, sonradan mahallenin külhanbeyinden daha fazla söz sahibi olabilirsiniz. Yok ben külhanbeylik yaparım derseniz, mahalledeki bilardo salonu bu iş için daha uygundur. Hem, kenarda ıstakalarda var. İki çevirdin mi tebeşirli tarafı ayrılır ve harika haydar olurlar. Ne güzel, müsait ortam. Küfürde edersiniz, hakarette...
Sizin hakaret olarak algıladığınız şeyler siyasi ya da tarihsel tespitler de olabilir. Öyle olup olmadığı etik kurul tarafından ilan edilsin. Denilsin ki; Atatürk'e diktatör demek hakarettir ya da değildir. Böylelikle ilerideki muhtemel sorunlar önlenmiş olur. Ama dediğim gibi; siz benden umutlusunuz ama ben bu siteden pek umutlu değilim...
Ne demiştim.!
Bakın, etik kurul sakınca görmemiş. Görse şaşardım zaten. Etik kurulun göremediğini şahsın kendisi gördü.
Hüseyin AKTAŞ'a tekrar tebrikler. Hüseyin AKTAŞ, ver oradan bir ıstaka bakalım. Yanlış yere gelmişiz. Kendi işimizi kendimiz göreceğiz bundan sonra. :)
İsim bazında konuşmak pek
İsim bazında konuşmak pek doğru olmayacak diye düşünsem de bazılarını anmak durumundayım. Tosyali, gülüm38, Abdulhamit, Gül gibi bazı marjinal üyeleri hariç tutuyorum, ama özellikle Toruk ile diğer üyeler arasında yaşanan gerginliği düşündüğümde yaşadığım şaşkınlığı ifade etmek zorundayım.
Şimdi ben ne kavga ayıran, ne de kavgayı ayırırken arada dayak yiyen konumuna düşmek istemiyorum. Ama kendilerini şahsen tanımamakla birlikte, günlerdir devam eden bu gerginliğin en belirgin tarafları olarak göze çarpan Toruk, Ebubekir ve Hüseyin bey ile ilgili olarak ekrandan bana yansıyan görüntüyü ve karşılıklı mesajlaşmalardan edindiğim izlenimi kendimce dile getirmek istiyorum. İlgili arkadaşlar umarım ki bu konuda bana anlayış gösterirler.
Ebubekir: Dini inanç sahibi bir insan. Daha önce kendisi üzerinden yürüyen bazı tartışmalarda troll olarak adlandırıldığı da olmuştu. Bu trollük meselesinde ben xenix gibi düşünüyorum, yani ebubekir'in bu tanıma çok da uymadığına inanıyorum. Zaman zaman sürekli aynı şeyleri tekrar ediyor izlenimi verse, çok sık alıntı yazı yayınlasa ve bazen kendisine sorulan soruları es geçse de, Ebubekir'in özünde provakatörlük yapmak ya da cıngar çıkarmak için değil, bir şekilde kendini ifade edebilmek için bu sitede olduğuna inanıyorum. (Tarz ve üslup konusundaki eleştirilerimi şimdilik saklı tutuyorum) Ebubekir hakkında söyleyebileceğim bir başka şey de, kendisi gibi düşünenlerin bolca bulunduğu sanal ortamlarda bulamadığı kadar kritik yapma hakkını sonsuz us içerisinde -ve herşeye rağmen- bulabildiği için temelde mutlu olduğuna inandığımdır. Hatta diğer sitelerle karşılaştırma yaptığında sonsuz us 'u sanal alemin Almanya'sı gibi bile görüyor olabilir.Ama hepimizin sahip olduğu bir takım duyarlılıkların yaşadıklarımız eşliğinde şekillenmiş olması gibi, Ebubekir'in sahip olduğu duyarlılıklar da onun kendi geçmişinde saklıdır mutlaka. Ve yaşama açılan ortak hiçbir penceremiz bulunmasa dahi, benim içimden bir parça onun tepkiselliğine ait bazı kökleri sezebiliyor sanırım. Evet, Ebubekir kolay insan değil, ama bence imkansız bir insan da değil.Elbetteki ne kimse kimseyi sevmeye, ne de kimse kimseyle iletişim kurmaya mecbur değildir.
Toruk: Aslında beni en fazla şaşırtan şey Toruk'un durumu. Mesela ben de takılmıştım bir ara ona, star warslar pireyse deve yaptın sen onları filan diye..Ama anlamıyorum işte, star wars ya da krishnamurti , ya da her neyi ne kadar önemsiyorsa önemsesin farketmez, herşeye karşın yazdıklarına özen gösteren, kendisine yöneltilen sorulardan kaçmayan, cümlelerini ve paragraflarını hem anlaşılır, hem akıcı, hem de nezaketi elden bırakmadan kurmaya çalışan, ve hergün sokakta veya trafikte karşımıza dikilen yüzlerce "hödük"ten çok daha mantıklı , nazik ve dialog kurma gayretinde olan bir insan burada neden bu kadar (daha doğrusu bu düzeyde) bir ateş altında kalır..ben gerçekten anlayamıyorum.Toruk ile de ortak pencerelerimiz çok az, tamam işte kafasının bir tarafı takılı kalmış jedilere, star wars senaryo ve repliklerini bir felsefe kitabı gibi okumak istiyor çoğu zaman, krishnamurti filan, tamam, eyvallah.. Ama dönüp dolaşıp aynı şeyi soruyorum ben kendime ve Toruk'u oturup başbaşa kahve içilebilecek veya karşılıklı espri yaparak sohbet edilebilecek bir insan olarak görmekten bile uzaklaştıran bu gerginliği (bazen öyle görünüyor) anlayamıyorum işte.
Hüseyin Bey: Hüseyin bey ile daha önce karşılıklı olarak yazışmıştık aslında. Bu bakımdan fazla detay girmesem de olur diye düşünüyorum. Ama hazır değer tartışması açılmışken bir şeyler söylemek ihtiyacı hissettim ben. Kendisi kemalist olmamakla birlikte Mustafa Kemal'in değersizleştirilmesinin bize ödeteceği bedel , ya da yine kendisi ateist olmakla birlikte ulusun dini değerleri ile oynamanın emparyalizme sunacağı fırsatlar gibi konularda tepkisini dile getirdi son zamanlarda. Benim inancım, bunların tartışmaya açık, ama aynı zamanda verimli bir tartışmaya zemin teşkil edebilecek konu başlıkları olduğu yönündedir. Tartışma zeminini veya konu başlıklarını "değer" olarak takdim etmek elbetteki kişinin kendi tasarrufundadır, ama olası bir tartışmada dillendirilecek karşıt fikirler alçak, hain, şerefsiz vs gibi doğrudan hakaret unsurları içermediği sürece onlara karşı kabadayılık yapmayı gerektirmemelidir sanırım.
(Ayrıca işin bir diğer boyutu da, -bence Hüseyin bey'in de hayatı boyunca pek çok defa karşılaştığı ve lanet getirdiği- bir pişkinlik ve duyarsızlık halidir. Örnek vermek gerekiyorsa ; "Evet, bir polis arkadaşımız yetki ve sorumluluğunu aşmış olabilir, ama buradan yola çıkarak bütün bir emniyet teşkilatını yıpratma yoluna gidilmemelidir" Elbette Hüseyin bey'i kastetmiyorum bu örnekle, ama bu duygu hali ve tepkiselliğin, farklı olana tahammül edebilme konusunda karnesi bir hayli zayıf olan kültürümüzden belli ölçülerde bize de sıçrayarak potansiyel bir tartışma tehdidi oluşturabileceğini, bazen bunu hiç farkedemeyebileceğimizi ve özen göstermemiz gerektiğini vurgulamak istiyorum sadece)
Aman ha emniyet teşkilatı yıpranmasın diye kaç suçlu polisi unutturdular bize , öyle değil midir Hüseyin bey?..Ya da aman ha adalet teşkilatı yıpranmasın diye cezaevlerini..İsviçrelilere dayak attık da bi güzel, aman ha türk futbolu yıpranmasın diye Fatih Terim'i filan..Ve Sonsuz us'ta hiç olmazsa diyorum, tersini denemenin yollarını zorlayalım biraz. En azından eli ayağı düzgün yazan ve bizimle iletişim kurmak isteyenlerle.
(Bu arada kendime söz verdim, eğer bu yazı yüzünden de tokat yiyecek olursam, İsa mesih gibi öbür yanağımı uzatacağım ben de, herkese selamlar:)
Yanağını uzat , korkma Gamaro. :)
Bu yazı yüzünden yanağına sadece öpücük kondurulabilir.
Kim o tokat atanlar? Hüseyin AKTAŞ ve ben hemen hesaplarını görelim. Hazır elimizde de ıstaka sopaları varken. :)
Hem şişi kebabı yakmayan, hem de söylenilmesi gerekenleri söyleyen, gerçekleri sümen altı etmeyen birileri olmasa; bu gece etik kurulun muhtemel takipsizlik kararından sonra kendi sandalyeme tekmeyi vurup sonsuzdaki Toruk Makto'nun hayatına son vermeyi düşünüyordum. Kaplumbağa'nın telefonunda sonra, olan bitene biraz daha keyifle bakmaya başladım. Ardından venüsün telefonuyla daha da rahatlamış vaziyette, değişik bir gözlükle bakmaya başladım. Kaplumbağanın kedileriyle şenlendim. :) Ardından senin bu çerçeveletip duvara asılacak cinsten, özlenen, en az gereken kadar duyarlı yazını görünce ipi boynumdan çıkardığıma daha da memnun oldum.
Ne alakaysa beynimde Barış Manço'nun "Osman" isimli şarkısı çalmaya başladı. Sanki Osman bir garip oğlan kısmı Toruk olarak değişti. :)
Krishnamurtiden alıntı kim ister ? :)
Krishnamurti insanlarla doğru ilişkiler kurarak kendimizi tanıyabileceğimizi söyler. Demek ki seninle doğru bir ilişki kurabilmişiz. Buraya yazarken sapla samanı birbirinden ayırabildiğim, bazen de ayıramadığım zamanlar oluyor. Artık çok fazla yazmama kararı almıştım ama bunu keyifli konulara yazma kararıyla değiştiriyorum. Belli olmaz, iki gün sonra yine taç çakramdan dumanlar dumanlar fışkırır vaziyette görebilirsiniz beni ama o halde bile olsam, benimle başbaşa kahve içip sohbet edenler sonrasında evlerine güvenli bir şekilde gidebiliyorlar. :) Bununla ne demek istediğini anlıyorum. Bu gerginlik bana doğuştan gelen bir lanet/hediye. Zamanına göre değişiyor.
Bu arada kahve lafı geçmişken bir de reklam sokuşturalım araya. Her çarşamba yapılan Sonsuz&Ruhsal Platform toplantılarının yapıldığı Cafe Om'un işletmecilerinin 18 nisanda bana yollamış olduğu doğum günü kutlama mesajından bir alıntı;
"heyy toruk makto! nice mutlu, bol kurabiyeli, heyecan ve tartisma dolu yillara :) cafe om seni seviyor.
Dogan & Beril"
"Gürkan Yılmaz
teşekkürler.. Doğan & Beril. Gördüğüm en tatlı işletmeci çiftsiniz. :) Toruk Makto'da Cafe Om'u çok sever. Kurabiyelerimi ayırın. Bu hafta bol heyecanlı, bol tartışmalı olacak... ::)"
Görüldüğü üzere kahve içerken, esprili sohbet yapıp, aynı zamanda da hararetle tartışabiliyorum.
Bu kadar reklam yeter. Asıl reklamı yapılması ve yaygınlaştırılması gereken senin bu tavrındır Gamaro. Bunu ne kadar yüceltsek azdır ve ne kadar yaygınlaştırırsak, o kadar kaliteli ve elit bir forumumuz olacaktır. Ellerine sağlık, iyi ki forumda varsın...
Ben gider oldum
Ben gider oldum
kardaşlar.
Ve de
kız kardaşlar,
Ben gider oldum,
Gayri
Haram bana
Bu toprak damlar
Bu ağaçlar,
Bu taşlar bana.
Apat dediğin
Şişirilmiş oto lastiği
Ve bir kaç
Tahtadan ibaret
Bir saldır.
Suda yüzer.
Oğul, uşak, bir de karım
Kurt bana
Hastir çeker
Kuş bana
Yılan bana
Hastir çeker
Çiyan bana
Lan kardaş
Bu nasıl yara
Kanar heryerimden.
Döğülmüşüm
Süğülmüşüm
Koğulmuş.
Siktir çekilmişim yani
Kendi öz yurdumda.
Bir meri keklik gibi
Çeker giderim. (Enver Gökçe)
Sizler gece buradaymışsınız. Ben "sabahtan uğradım bir güzele"...
Enver Gökçe'den bir şiirle girdim. Toruk bu arada bu şiirin adına bir bakıver bir ara. Bir iki dizesini yazsan google hazretleri anlatır:)
Gamaro'ya eyvallah. Ama gamaro, yüzüm gözüm yara içinde be. Ben de İsa denli sabır kalmadı artık. Hiç bir estetik cerrah da düzeltemez yüzümdeki yara izlerini....
Toruk Makto'nun geldiği noktadayım ben de aslında. Siteye "bir tatlı huzur almaya geliyorum Kalamış'tan" ama sinirleim bozulup çıkıyorum. Bu bozukluk içerisinde ben de ölçüyü kaçırdım zaman zaman. Hatta bu kaçan ölçüden de haberi olmadı hiç kimsenin ve ozaman daha da umutsuzluğa kapıldım. Aslında son mesele, "madem öyle al bu da böyle" türünden bir olaydı. Tevile karşı doğrudan, endirekte karşı direkt!...
Aslında iş çok kolay. Gamaro'nun dediği gibi;
"...olası bir tartışmada dillendirilecek karşıt fikirler alçak, hain, şerefsiz vs gibi doğrudan hakaret unsurları içermediği sürece..."
burada saklı herşey. Eleştiriye karşı çıkan yok. Ancak eleştirinin dili duygusal ve belden aşağı bir dil olamaz! Duygusal eleştiriler edebiyatta olur. Toplum bilimlerinde, bilimde duygusal dil olmaz. Olursa öfkenin hiddetin ve şiddetin yolu açılır. "İletişim" başlıklı yazıda bunu işledim. "Ok'u'yan" yok demek ki...
Örneğin "Atatürk şiddet uygulamıştır" tümcesi beni rahatsız etmeyebilir. Ama "Atatürk zorbadır" demek bir tarih liyakatı gerektirir ve bu liyakata sahip olmayan birinin bunu söylemesi sinir bozucu hale gelir. Kaldıki böylesi bir değerlendirme hakkını kim hangi meşruiyetten alıyor? Tarih sahnesinde rüştünü ispatlayan hangi siyasi yapılanma var bunu söyleyebilecek, emperyalistlerden başka?! Atatürk'ten daha iyi bir ülke kurdukta mı sıra onu eleştirmeye geldi? Ha "daha iyi bir ülkeyi kurmak için Atatürk dönemini eleştirmeye gereksinim var" denir. Bunu da anlarım. Ama bu eleştiriyi yaparken gamaro'nun dediği gibi, "alçak, hain, şerefsiz " sözcüklerinden arındırırsak dilimizi, bir sorun çıkacağını sanmıyorum... Ama bu sözcükler ideolojik ve teorik yetersizliğin ürünü olarak sırıtıyor ortada.
Ebubekir de benim bir parçamdır. Onun rahatsız olduğum tarafları da benim bir taraflarımdır. Bu yüzden nicedir yaklaşmaya çalıştım. Ama o doğru sorulara yanıt vermekten kaçtı. Sıkıştığı yerde kendini düzeltmeye çalışmadı. Ordan kaçıp başka bir konuda yeni bir cephe açmaya çalıştı. Oysa bir konuda yenildiysen yenildim diyeceksin. Hatalıysan hatalıyım diyeceksin. Yoksa ne yararı var eleştiri-özeleştiri denen mekanizmanın? Eğer Ebubekir gibi olsaydım ben dün yazıyı düzeltmezdim örneğin. Yayına koyarken de kadınlarımıza haksızlık olacağını düşünmeme rağmen, inceldiği yerden kopsun "çıpası" daha serin sulara ulaşmamı engelledi... Toruk Makto'nun üstüme döktüğü sular ise çıpayı söküp atmama neden oldu. E, Ebubekir biz senin üstüne okyanusları boca ettik sen hala aynı yerde bocalıyorsun. E, biraz anla bizi ya...
Toruk, etik kurulun iyi çalışmadığı doğru. Ama kendi ayağımıza sıkmaya da gerek yok. Daha iyisini aramalıyız mutlaka. Ancak yönetme sanatı kolay bir icra değildir. Ben bir çırağı bile yönetemedim ve kapattım dükkanı. Robinson Crusoe Romanında Daniel DEFOE bunu anlatır aslında. Hele hele insanların tek derdi bu site de değilse, bu işin yavaş yürümesi normal. Yazılar ve şikayetler elektron hızında geliyor ama insanların hayatı elektron hızında yürümüyor. Etik kurulu suçlamadan önce bu kurula iş düşürmemeye gayret etsek daha iyi olacak. Bu konuda ben de dahil hepimiz sorumluyuz...
Kaplumbağa sizinle olsun:))
lider kültü ve tapinak sövalye-leri..
"..O halde herkes ağzının ayarını bilsin.." ifadesi bana fütursuz ve saygisiz mahallenin namusu bizden sorulur maganda üslubunu hatirlatti..
70 yillari hatirlayin
o dönemde
VICDANSIZ "tapinak sövalyeleri" farkli SESleri sindiriyor
mahalleyi kurtarilmis bölge ilan ediyorlardi insanlari öldüre öldüre..
O karanlik dönemden arta kalan maganda-lar nami diger tapinak sövalyeleri zihinlerinden atamadiklari bu ILKEL aliskanliklarini sanal alemde sürdürmeye calistiklari asikar..
Atatürk´ü kendi hezayanlarina kalkan yapan sitenin yeni boudygard-ligina soyunan forumda farkli SESleri susturmak icin önce argo/sövgü ile denedi KESmeyince aba altindan SOPA gösterme moduna girdi aklinca ebubekir´e göz dagi vermeye calisiyor.. mu ?
bu numara bayatladi daha evvel deneyenler rüzgar ektiler ama firtina bictiler..
ne diyor AKTAS; "Atatürk´e diktatör diyenlere şimdiden, en ağır şekilde yanıt vereceğimi ilan ediyorum.."
peki
ya "muhammed katil" diyenlere !?
yada sessiz sedasiz sükuuut/dilsiiiz kalanlara !?
nitekim
bu konuda kendisinden vicdanli ve objektiv bir tepki geldigini hatirlamiyorum..
düsünün ve kendinize sorun;
neden kimsenin aklina GANDHI diktatör mü diye bir soru gelmiyor !?
not: bu yaziyi dün hazirladim fakat bilgisayarimda sorun cikti gönderemedim simdi bir internet cafe den gönderiyorum..
slm.
ve kurtuluş bozulan bir
ve kurtuluş bozulan bir bilgisayarda....inanın....
Tam
Tam barış sağlandı demiştim, amaaa ebubekir dünde kalıp orada ki yorumunu gönderince yine aynı noktaya gelinebilir mi?
Bakalım, zaman gösterecek.
xenix
Baktım, hoşuma gitti.
Enver GÖKÇE'nin sanat ve sanatçıya bakış açısından alıntılar;
"Sanatta bilinç ile duyarlılık arasında tam bir uyum olmalıdır. Ne salt bilinç, ne salt duyarlılık tek başına yeterli değildir..Sadece namuslu olmak yetmez. Hem namuslu, hem de sapına kadar bilinçli olmak şarttır. Gerçek sanatçı; pazarlıkların, kuşkuların, küçük hesapların insanı değildir."
Böyle olununca; Gamaronun geliştirilmiş tavır başlığı altında kurguladığı hikayedeki duruma düşmek mümkün olmaz diye düşünüyorum.
Sorumluluğu üzerimize almak konusunda sana sonuna dek katılıyorum. Hepimiz sorumluluğu üzerimize aldığımızda extra çaba göstermeden akışına yürüyecektir bu araç. İşte o zaman keyif almak için girdiğimiz bu yer, sinir küpüne dönüştüğümüz yer olmaktan çıkacaktır.
Kimseyi manipule etmek için söylemiyorum.
Hani bazen konuşurken biri araya girip der ya; "lafını unutma" lafını ve gerçekleri unutmadan beklersin. Araya girenin lafı bitince belki gerçekleri farklı şekilde ortaya dökersin, belki de unutmadığın şekliyle ama beklersin. Meltem eserken biraz dinlenip, o güzel sıcak esintinin keyfine varmak iyi bir seçim olmalı... Öyle değil mi?
Ebubekir
Ebubekir, alçak, soysuz, şerefsiz gibi doğrudan hakaret unsuru içeren ifadeleri onaylamıyoruz. (En azından büyük bir çoğunluğumuz onaylamıyor.Her ne kadar bazıları bu anlamda da farklı düşünüp çeşitli gerekçeler öne sürse bile (alçağa alçak demek, katile katil demek neden hakaret olsun gibi) o da nihayetinde kendi algısıdır ve hayatın içerisinde bu tür algılar da hep olacaktır, herşeyi yok edemezsin, bazen de genele bakmak gerekir.) Kaldı ki senin elin kolun da bağlı değil bu arada ve kendini savunabiliyorsun.
Ama ben daha önce bir kaç arkadaşla yazışırken dile getirdiğim bir başka hususu da konu bağlamında eklemek ihtiyacı hissettim.
Şimdi bu saygı/ etik yelpazesinin bir ucu, farz-ı misal "al peygamberini ya da ulu önderini bi tarafına monte et" türünde bir tepkiselliği asla ve hiçbirşekilde kapsayamaz elbette. Ama bu durum aynı yelpazenin diğer ucunda durması gereken şeyin de tam ve kusursuz bir nezaket olduğunu filan göstermez. Ha, kimisi gelir, öyle dalaylama modunda gezinebilir, nihayetinde tercih meselesidir. Ama sonsuz us ve benzeri sitelerde sahne alıp vakit geçirmek isteyen insanlar da daha en başından çok temel birşeyi kabul etmelidirler. O da ( bence) şu; Bu sahnede eğlenmek beleş değildir, ve - inandığımız değerler, kişiler ya da tabularımız neye benzerse benzesin- bu fiks menü bedeli bazen fazlasıyla sıkıntı verebilir.Çünkü hepimiz söz söyleme hakkını alırken , karşımızdakilere de bizi ve inandıklarımızı hırpalama hakkını devretmişizdir.
Bakın, bir dereceye kadar hırpalamak filan demedim özellikle, neyse o. Yani yelpazenin bir ucunun nereye kadar açıldığı gayet net , ama diğer ucu nereye kadar kapanır orası biraz flu. Burada bulunan kişi de bu kapalı ucun fluluğunu bilerek gelmelidir diyorum ben. Hatta bunu kabul etmiyorsa hiç gelmesin daha iyi diye de ekliyorum.
Mesela hiç olmadık bir yerde makul ya da makul olmayan bir ironi (makulun ne olduğu subjektiftir sonuçta) sizi ya da beni bulabilir. Ya da bir başkası yağlıboya ve fırçasıyla bizi kovalayabilir, hatta canımızın çanına ot bile tıkabilir, çünkü kimbilir, belki bizden daha zekidir, belki bizim aklımıza gelmeyen şey önce onun aklına gelmiştir, hatta belki bizi gayet estetik bir biçimde rezil etmiştir, ya da kimbilir de kimbilir... E her oyunun da kendine özgü bir sertliği var işte sevgili Ebubekir, etik metik dedik diye pamuktan şehir filan inşa etmiyoruz nihayetinde.
Sen benim kafamın içindekinin ne için yaratıldığını soracaksın hışımla, ben de senin peygamberine ışın kılıcı şakası yapacağım. Al fener senin, tut kıvrımlarına beynimin, ve ben de bırak kendi ironimi karanlıkta dillendireyim. Yok ama o da olmaz dersen, eh, o zaman ikimiz de sloganlarımız atıp geri dönelim.
"ve kurtuluş bozulan bir
"ve kurtuluş bozulan bir bilgisayarda....inanın...."
marsseh'in bu satırını okudum ve gülümsüyordum ki elektriklerim kesildi, ister inanın ister inanmayın. Ama ben ışığı söndürüp, fişi çekip gideceğim şimdi. Akşama gelirsem geldiğimde de Ebubekir'den aşağıdaki satırlarında koyulaştırdığım sözcük ve sözcük dizimlerini düzeltmiş olmasını bekleyeceğim:
"..O halde herkes ağzının ayarını bilsin.." ifadesi bana fütursuz ve saygisiz mahallenin namusu bizden sorulur maganda üslubunu hatirlatti..
70 yillari hatirlayin
o dönemde
VICDANSIZ "tapinak sövalyeleri" farkli SESleri sindiriyor
mahalleyi kurtarilmis bölge ilan ediyorlardi insanlari öldüre öldüre..
O karanlik dönemden arta kalan maganda-lar nami diger tapinak sövalyeleri zihinlerinden atamadiklari bu ILKEL aliskanliklarini sanal alemde sürdürmeye calistiklari asikar..
Atatürk´ü kendi hezayanlarina kalkan yapan sitenin yeni boudygard-ligina soyunan forumda farkli SESleri susturmak icin önce argo/sövgü ile denedi KESmeyince aba altindan SOPA gösterme moduna girdi aklinca ebubekir´e göz dagi vermeye calisiyor.. mu ?
bu numara bayatladi daha evvel deneyenler rüzgar ektiler ama firtina bictiler.."
Haydi Ebubekir, göreyim seni. Bu ifadeler subjektif ifadelerdir. Edebiyatta ve ikili ilişkilerde, pis dövüşte vardır yeri. Düşünce anlatımında ise iletişim engeli sınıfındadırlar.
Bu arada Muhammed'e "katil" denmesinden rahatsız olduğumu "iletişim" başlığı altında yazmıştım. Ancak bu bile senin bizi nasıl okuduğunu ya da okumadığını gösteriyor işte. Öyle değil mi? Şahsıma yapacağın hakaretler vız gelir tırıs gider. Çok olsa bir iki tane de sen yersin benden. Ancak ülkenin ortak değerlerine yaptığın zaman, bu benim için savaş nedenidir, Orta Asya'dan, Mete'den beri!! Anlıyor musun?!...
Akşama göreceğiz anlayıp anlamadığını... Şimdi fişi çekip gidiyorum işte...
Onlara serbest
Onlara serbest sayın Aktaş. Ebubekir siteye girdiğinden beri, Mevlanasından tasavvufuna, sünnisinden diyanetine, Osmanlısından laikine, hatta yetmedi sitede ki bir çok üyeye atmadığı iftira, etmediği hakaret kalmadı. Ama nedense site yönetimi bunlara ya hiç ses çıkarmadı veya silinmesi için iyice abartılı kavgalar olmasını bekledi.
Ama bütün bunlar olurken dikkat edin hep site yönetimini suçladı, topu hep taca attı, hedef şaşırtmaya çalıştı.
Sözün kısası siz değil bu akşama, seneye gelin yine aynı hakaretleri ediyor ve başkalarını hakaret etmekle suçluyor olacak. (Sitede ki insanları da taraf tutmakla)
)kapa parantez
açparantez yazdi; "..Ama
açparantez yazdi;
"..Ama nedense site yönetimi bunlara ya hiç ses çıkarmadı.."
1 yıl 6 hafta´dir sitede üyeyim ve yaziyorum simdi mi akliniza geldi sitem etmek?
etik kurul bu sikayeti dikkate almali ve
fi tarihinde lehime bir torpil yapilmassa eger geregini derhal yapmali bu kendimi ihbardir..
rahatladin mi?
slm.
Daha
Daha yukarıda ki Hüseyin beyin yazısına cevap vermiyorsun(uz) ne sen ne de etik kurul. Bir sürü koyu yazılmış hakaretler var. Kendin değerlendirsene kendini, etik kuruldan bekleyeceğine.
)kapa parantez
vicdan...
vicdan...
Yeni yorum gönder