Motor Kayışları

İnsan aklı, çalışan bir motor gibidir. Düzgün çalıştığı sürece yeni bir şeyler üretir, bağdaştırır, sonuç çıkarır. Ama her motorda olduğu gibi bazen kayışlardan biri kopar ve motor boşa dönmeye başlar. Görünürde çalışıyordur ama hiç bir üretim yapmıyordur. Böyle bir duruma düştüğümüzü öncelikle anlamamız gerekir. Aslında anlamak çok basit. Aynı şeyleri tekrar edip duruyorsak ve mutsuzsak kayışlardan biri kopmuştur.
Çözüm olarak hemen motoru stop ettirip, kopan kayışın yerine yenisi takmaktır. Böylece düştüğümüz durumdan kurtulmuş, yeniden bir şeyler üretmenin ve işlevselliğin o derin hazzını yaşamaya başlarız. Kayış kopuk durumlarda devamlı söylenen ve mutsuz bir halde olduğumuzu da ilave etmeliyim. Genellikle "kendisine haksızlık yapılıyor" hissinde dolaşırız.
Elbette resimde de görüldüğü gibi, kayış koptuğunda, tahrik edilen kasnak çalışmaz tahrik eden kasnak kendi kendine çalışır durur.
Kopan kayışlarınızı onarmanız dileği ile.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2605 defa okundu

Sibel Atasoy

Mesele; kayışın
Mesele; kayışın koptuğunu fark edebilecek bir erke sahip olabilmekte, ne dersiniz? :)
ya da; kayışın koptuğunu
ya da;
kayışın koptuğunu farkettiğinde motoru durdurabilmektir belki mesele..?!
Hepsi önemli
Kayış bu, zamanla kopar. Aynı yerde takılıp kalmışsanız boşa dönüyorsunuz demektir. Aynı yerde takılı kaldığını kabul etmek ise, boşa dönen "Tahrik eden kasnağın" işine gelmez. O dönmek ister ölesiye.
xenix
Devlet eliyle terör.
diye buna derim ben. Böyle bir forum konusu açacak kadar zıvanadan çıktığınıza göre sizin kayışınızda kopmuş demektir...
niye kızıyorsun
niye kızıyorsun Toruk?!
konu çok felsefik boyutlarda ilerleyebilir.
nerden baktığınla alakalı...
hani sen hep diyorsun ya zaten...
veya tamamen saçmalanabilir de...
ne sakıncası var?!
Hayırdır
Nesini beğenmedin? Yazı genel bir yazı. Üstelik mizah, zıvanalık bir durum yok sakin ol.
xenix
Neden kızan benmiş gibi
Neden kızan benmiş gibi duruyorum hep?
Böyle bir forum açan kızmış olamaz mı?
Kayış kopmuş demek ne demektir?
Size göre birilerinin kayışı kopmuş görünebilir. Başkasına göre de sizinki kopmuş olabilir.
Böyle bir karamizahla kendi üyelerinin kayışının kopmuş olduğunu beyan etmek hangi mantığa uyar?
Tabi ki bu soruların sizin içiin anlamı olmayacaktır. Çünkü siz kayışınızın kopmadığına inanıyorsunuz!
". Kayış kopuk durumlarda devamlı söylenen ve mutsuz bir halde olduğumuzu da ilave etmeliyim. Genellikle "kendisine haksızlık yapılıyor" hissinde dolaşırız. "
Acaba bu hangi araştırmanın ürünü? Hangi bilimsel çalışmalar sonucunda tespit edilmiş? Hani burası bir elinde bilim, bir elinde vicdansızlıkla ilerleyen bir yer ya benim gözümde. (evet öyle olduğundan artık hiç şüphem yok.) O bakımdan soruyorum. Lütfen bunun kaynağını da belirtiniz...
Toruk, kayışlarla aran iyi
Hayırdır Toruk, kayışlarla aran iyi değil galiba?
İç Görü
Kayışın koptuğunu farkedebilme ve soruna çözüm arama yeteneğine, psikiyatride "iç görü" diyorlar Toruk Makto. İç görüsü yeterli olmayanlara, yakınları doktoru önerdiklerinde, kişinin hasta olduğunu reddetmesi ise hastalığın ilk belirtilerinden kabul ediliyor. Ve bu kişiler xenix'in dediği gibi kendilerine haksızlık yapıldığını düşünüyorlar.
Aynı yerde takılı kalan
Aynı yerde takılı kalan insanlar, takıldıkları olayların içinde hapsolmuşlardır.
Hapsoldukları kısır döngüden çıkmak yerine, sizide bu döngüye ortak etmeye çalışırlar.
Onlarla beraber tekrar edip durmak istemiyorsanız. Uzak durmakta fayda var:)
Çünkü takıldıkları kavram her neyse çoktan esiri olmuşlardır.
Madem öyle konuyu iyice bir masaya yatıralım.
Anlaşılan bu forumda xenix tarafından kayışının koptuğunun iddia edildiğini düşünen bir tek ben varım. Bu doğrudur. Çünkü Morgananın bana hep dediği şeyin tersidir bu başlık. Dediği şuydu; "kişisel algılama"
Bunu kişisel algılamamak mümkün değil. Bu başlık ben ve ebubekir için yazılmıştır. Çünkü haksızlığa uğradığını düşünen benden başka kimse yoktur forumda. Hep aynı şeyleri tekrarladığı düşünülen de yine ebubekir ve benim. Burada sorumluluğu üzerime alıp ebubekir adına konuşmamaya çalışacağım. O zaten kendisini savunmaktan aciz birisi değildir.
Şimdi nedir bu "haksızlığa uğradığını düşünme" hadisesi diyecek olursak; yakın geçmişte meydana gelen bir olaydır. Bu olay hakkında forum konusu açmıştım. Lİnki;
http://www.sonsuz.us/node/2898
Bu başlıkta insanların olaya bakış açısı haksızlık olduğu yönündedir. Zaten bu motor kayışları başlığını açan kişinin görüşü de o yöndedir. Fakat nedense çıkıp bunu yüksek sesle söylemekten acizdir. Hangi idari ya da politik hesaplarla bilemem ama bunu dillendirmemiş ama geç te olsa haksızlığı düzeltmişti. Bunun için kendisini tebrik ediyorum. Fakat kendi onayladığı haksızlığı şimdi gelp "haksızlığa uğradığını düşünme" olarak yansıtmasını manasız bulup sebebini çok merak ediyorum.
Diktatörlük her zaman ilan eidlmiş şekilde var olmaz. Örn Rusyanın dağılmasından sonra mantar gibi biten küçük cumhuriyetçikler. Cumhuriyet adı altında nasıl diktatörlük yapıldığı ortadadır. Burada da benzer bir yaklaşım seziyordum ama artık görüyorum. Sözde bütün dayatmalara karşı olan yönetimimizin eliyle dayatılanları maskelemek adına sözde bir demokrasi rejimi göstermelik olarak uygulanıyor. Rejime uyum sağlamayanlar da böyle ince ince ufalanmaya çalışılıyor. Kılıfı da hazır. "Biz mizah yaptık" (yersen)
Başka bir örnek + ve - ler hususunda yaşanmıştı. Biz daha önce dile getirmemize rağmen herhangi bir olumlu yanıt alamamış, konu ciddiye alınmamış hatta - ve + ların kişiye değil konuya verildiği iddia edilerek ağzımızın payı da verilmişti.
Daha sonra başka bir arkadaşımızın - sayısı 8 lerin üzerine çıkınca "genel istek üzerine" denilerek (isteğe icabet edecek olanlardan olmama rağmen haberim olmadan) uygulamaya geçilmiştir.
Bu mesele konu dışı ama kendi dışımdan da bir örnek olsun diye aktardım.
Ha derseniz ki burası ülke değil, serbest bir forum. Adam istediği gibi yönetir. Buna katılıyorum. Demokrasiyi, aydınlığı, çoksesliliği savunuyor görünen bir yöneticiyse bu o zaman katılmam mümkün olamaz. Şu an katılmadığım gibi. Durduk yere kişisel algılamadım. Kişisel olduğu için, kişisel algılanması gereken bir meseleyi kişisel algıladım, kişisel devam ediyorum.
Bir çok yönden benzer sitelere göre çok daha demokratik olduğunu düşündüğüm sonsuz.us'un yönetimin fikir beyanları oranında daha mükemmel seviyede demokratik olması gerektiğini savunuyorum. Başka yerde bu kadarda yok mantığını kabul edemem. Özgürlükler hiç bir zaman minnettarlıkla kazanılmamıştır. Kaldı ki minnettarlık felsefik olarak da doğru bir yaklaşım değildir. Yinede bu teşekkür etmememi gerektirmiyor. Demokratik olmasa da fikir beyan etmeme izin veren platformun yaratıldığı için...
xenix'in
kimi kastettiğinden daha önemli bir durum var. O da; Kopuk kayışın faydalı olmadığıdır.
Çocukken, fazla hareketlendiğimde,
babam; sesini de biraz yükselterek "boş kasnak gibi dönme ortada" derdi..
anlamazdık tabiki "boş kasnağın" ne demek olduğunu ama, durmamı istediğini anlayabiliyordum;))
Enteresan bir durum da, şekil üzerindeki "tahrik eden kasnak" diye adlandırılan, aslında tork gücünü boştaki kasnağa kayış vasıtası ile veren "tahrik kasnağının" boşa dönmesinin sakıncalarıdır... zamanla bu kasnağı çeviren millerdeki aşınmanın, kayış takıldığında da ki; kayış biraz sıkı bağlandıysa, bu mili kesmesidir.
İşte, bunu ruhani durumumuza taşırsak; ortaya, çok da vahim bir algılamanın doğduğunu görmek hiçte zor olmayacaktır.
Temennim şudur; Kimsenin, tahrik kasnak mili aşınmasın...
Örnek kayış kopmaları
Devamlı gelininin kendisine eziyet ettiğini söyleyen kaynana, kendisinin çok önemli olduğunu ve CIA, FBI gibi örgütlerin peşinde dolaştığını söyleyen kimseler, genellikle yeni amwaye üye olmuş açılan her konuda ilgili ilgisiz amwayden bahsedenler, bir ideolojiye bağlanmış durup durup onu her yerde tekrarlayanlar, tam emin olamamış olur olmaz her yerde konuyu dine getirmeye çalışan ateistler, devamlı başkalarına allahı ispat etmeye çalışan dinciler, aynı konu etrafında takılıp zorla dayatan faşistler vs vs..
Kaynak sorulmuş, kaynak xenix kişisel gözlem evi. Sizin de varsa katkılarınız gözlemleriniz alabiliriz. Kimseyi kastetmiyorum toruk. Ne ebubekiri ne de seni. Ama sen şu alınma ve haksızlığa uğradığını düşünme konusunda oldukça iyi bir performans sergiliyosun bunu da takdir etmiyor değilim.
xenix
Farklı bir bakış
Konuya baktığımızda dikkatimi çeken bazı noktalar oldu. İzninizle paylaşayım:
1. Konuyu mizahla ilgili bulmadım. Zaten yorumlar da pek mizahi gibi durmuyor. Psikoloji bölümüne daha yakışır gibi geldi. Burada umarım bir değerli üye önerir ve başlık psikolojiye alınır.
2. Konu başlığını açan xenix arkadaşımız hakikaten zekasını konuşturmuş, ilginç noktalara değinmiş. İnsanız, hepimiz için şu veya bu durumda geçerli olabilecek bir konuyu ele almış. Ben, konunun tek taraflı durmaması ve eksik kalmaması için farklı bir bakış açısı sunacağım:
Evet, kayışlar zamanla kopacaktır. Ancak, kayışın ömrünü uzatmak ve motorun daha uzun süreli , arızasız ve verimli çalışmasını sağlamak mümkün değil midir?
Tahrik eden kayış orada durup duracak, tahrik edilen sürekli kayış koparırken tüm sorumluluk kayışı koparan kasnakta mı olacaktır??? Bunun için yapılacak hiç bir şey yok mudur?????
" Aman canım bu kasnakta bu kadar tahrik olmasaydı
ya da koparsa kopsun benimki kopmaz hıh,
ya da kopmuş kayışlardan uzak duralım,
ay bu kayışlar da çok şeyyy yaaaa ...." dan/den başka hareket noktası yok mudur?
Benim aklıma farklı bir noktadan yaklaşmak geldi;
Mesela tahrik eden kasnağa "x" desek, tahrik edilene "a" desek arada bir x ve a yer değiştirse hem kayışın hem motorun ömrü uzayabilir mi? Acaba, motor daha uzun süreli çalışıp daha çok verim alınabilir mi?
Buna psikolojide "empati "diyorlar diye biliyorum. Ama tabi sitenin bilgin entelllektüelleri şey edeceklerdir efendim .
Sadece farklı bir bakış açısıydı . Kayışlarınız sağlam nasılsa canım ;)
adilenur
senin önerin su kaynatır;)) benden söylemesi;)
kaynatsın
Arada bir su kaynatsın kii " yahu bu motorun nesi var " deyip sık sık gözden geçirilsin. Di mii ??
Motor bu , boru mu yahu ! :)
KaynATMAYIN:)
KaynATMAYIN:)
boru mu bu?
borumu bu? ya ne ki? boru tabi ki;)
su kaynattımı, motor tekrardan rektefiye edilir. nassı olcak bu??
adilenur, bu kayışların
adilenur, bu kayışların hepsini bizim derneğe çekelim. Bir hafta bakımda kalsınlar. Sonra bir şeyler değişecek eminim :)
toruk
bizi işe al;)) H.Aktaş, statik, efsun.. CV'mi hemen göndereyim.. mailini ver;))
yoksa, adilenur su kaynattıracak bak!! benden söylemesi;))
Empati kolay değil.Ama
Empati kolay değil.Ama sempati? Sempatiyi bizden,ellerimizden çabucak kaçıran şey ne olabilir?
Calimera'yı anıyorum, sevmek için gösterilmesi gereken çaba ve cesaret akan suyun üstüne köprü yapmaya benziyor. Zor ve yorucu.Sevmemekse köprüsüzlüğe hiddetlenmek kadar kolay.
bu dünyanın çarkına
bu dünyanın çarkına sifon çekmek
benim için çocuk oyuncağı
ama benim çocuklarım
bu oyuncakla oynamıyorlar henüz
malum
çocuklara
oyuncak parası
şimdi gitmek zamanı...
Muhabbetiniz güzeldi, daha da bol olsun. Ben şimdi derse gidiyorum. Yani ekmek zamanı şimdi...
xenix arkadasimiz "kizim
xenix arkadasimiz "kizim sana söylüyom gelinim sen anla" deyiminde ifadesini bulan bir "kayis" muhabbetine girmis ve her zamanki nokta atislarini yaparak mesaj vermistir..
sonsuz yazdi;
".. insanları geliştirecek paylaşımları, sanat, edebiyat, bilim paylaşımlarını bir kenara bırakıp şikayet etmek bize bir şey kazandırıyor mu onu sorgulayalım derim..."
dün üstad sonsuz´un bana cevabini okuyunca
coook
bilimsel
sanatsal
edebiyatsal
takilan ! rektörler / bilim adamlari geldi aklima;
E sorgulayalim ve görelim/görün "kayisi kopanlar" kimmis..
İstanbul Teknik Üniversitesi'nin (İTÜ) düzenlediği 'Bilim ve Etik' panelinde konuşan gazeteci-yazar Murat Bardakçı,
intihal yapan yazar ve akademisyenlerin
'Ben devrimciyim, Atatürkçüyüm.Yobazların önünü kesmeye çalışıyorum' yalanına sarıldıklarını söyledi.
Bardakçı,
bu tür 'hırsızlıkları' ortaya çıkardığı için kendisinin 'Atatürkçülüğe, laikliğe ve devrimlere set çekmekle' suçlandığını anlattı.(Memurlar.Net)
*
Nevada Üniversitesi’nden Prof Dr. Yunus Çengel’in YÖK ve Türkiye Üniversiteleri üzerine yaptığı yorum;
"...Türkiye, çok bakımdan bir gariplikler ülkesi olmaya devam ediyor.
Modern dünya,
üniversitelerinde dünyanın geleceğini tartışır,
yerel ve global problemlere akıl ve bilim ışığında çözüm üretir ve iş dünyası veya siyaset liderlerine yol haritası çizerken, Türkiye’deki üniversitelerde en çok tartışılan şey üniversitelerin kendileridir.
Dünyada herhalde duvarları
“Hakiki mürşit ilimdir” levhalarıyla donatılmış bizden başka bir ülke yok.
Okullarımızı gezen ve Türkçe bilen bir ziyaretçi
bu levhalara bakıp zanneder ki Türkiye’de okullarda bilimin rehber edinilmesi genç dimağlara kalıcı bir şekilde işleniyor.
Nereden bilsin ki
duvarlar arasında bunun tam tersi yapılıyor ve zihinlere ideolojik ezberler ve bize özgü “değişmez ve sorgulanamaz doğrular” kazınıyor.
Ama artık
bilgi çağını yaşayan dünyamızda çağdışı kalmış bu yaklaşım iyice sırıtmaktadır ve Türkiye’yi düşünce özürlü bireyler ülkesi haline getirmektedir.
Örnek olarak
rektörlerin üniversite açılışlarında yaptıkları konuşmalara bakmak yeterlidir.
Ufuk açıcı olması gereken ve başlamakta olan yeni akademik yılda
adeta üniversite camiası için kamçılayıcı bir yol haritası olması beklenen konuşma metinleri, artık duymaktan gına getirdiğimiz ezberlerle yüklüdür ve gelecek yılki açılış konuşmalarında rektörlerin ne diyeceğini bilmek için bir kahin olmaya gerek yoktur.
ABD’de ise
rektörlerin açılış konuşmaları birer hesap verme ve yol gösterme manifestolarıdır.
bilimsel bir rapora dayalı haber başlığında ifade edildiği gibi
“Türkiye’de laiklik yok”. Dinin devlet kontrolü altında tutulduğu bir ülkede din ve vicdan özgürlüğünden bahsetmek akıl ve bilime sırtını dönmektir, olmayan bir şeyin bekçiliğini yapmak ise tam bir komedidir.
Durum böyle iken
üniversiteleri laikliğin kalesi ilan etmek ve laikliği koruma andları içmek
tam bir garabettir ve üniversitelerimizde akıl ve bilim yerine hâlâ ezberlerin hükmettiğinin açık bir kanıtıdır.
Batı dünyası
“Hakiki mürşit ilimdir” sözünü yaşıyor ve onu her zeminde hareketleriyle yazıyor.
Biz ise
bu ve benzeri güzel sözleri duvarlara ve ezberlerimize hapsediyoruz.
Batı dünyası bu sözün özünü yiyip hayata geçirirken, biz her zamanki gibi kabuğunu geveliyoruz.
Fikir ve ifade hürriyetinin en temel insanlık hak ve hürriyeti olduğu modern dünyada, fikirlerden korkmak ve onların dile getirilmesini kanun ve cezalarla engellemeye çalışmak, fikirleri “tehlikeli” görüp bu görülmez düşmanlara savaş ilan etmek, hangi akıl, ilim ve izanla bağdaşır?
Ve
bilginin sınır tanımadığı bu iletişim çağında fikirlerin polisiye tedbir ve yasaklarla yok edilebileceğine hangi akıl sahibi inanır?
Türkiye’deki
üniversitelerin dünya arenasında ciddi bir varlık gösterememesinin temelinde yatan diğer bir sebep de demokrasi yoksunluğudur ve yönetimin cumhuriyet kabuğu içinde saltanat özlü olmasıdır.
Türkiye’de
hakim bir zümre şeklî bir cumhuriyet içinde gizli saltanatlarını sürdürebilmek için imkanları sonuna kadar zorlamışlardır.
Üniversitelerde
YÖK ve rektör saltanatları hakimdir ve paylaşımcı yönetim neredeyse yoktur.
Her fırsatta
“cumhuriyetin yılmaz bekçileri” olduklarını ifade eden üniversitelerde cumhuriyetten pek fazla bir eser olmayışı ve hatta aykırı düşüncelere tahammülün dahi gayet sınırlı oluşu da incelemeye değer ayrı bir vakadır.
Bana öyle geliyor ki
bugün en hızlı cumhuriyetçi geçinenlerin büyük bir kısmı bir asır evvel dünyaya gelmiş olsalardı, saltanatın en hızlı destekçileri olacaklardı.
Dünya ülkelerine
bakıldığı zaman gayet açık olarak görülür ki
bir ülkedeki bilim ve teknoloji seviyesi, demokrasi seviyesi ile bire bir ilişkilidir.
Bir ülke
demokraside ne kadar ileri ise bilim ve teknolojide de o kadar ileridir.
Bilim ve teknolojide lider olan ülkelerin demokratik hak ve özgürlüklerde de lider olmaları tesadüf değildir.
Hatta denilebilir ki
demokrasisini dünya standartlarına yükseltemeyen bir ülkenin eğitimini bu standartlara taşıması mümkün değildir.
Dünyada
birçok değişim üniversitelerden ve üniversitelerdeki serbest düşünce ortamından kaynaklanmıştır ve öyle görülüyor ki Türkiye’deki statükocu düşünce buna meydan vermemek için üniversitelerin cılız kalmasını bilerek planlamıştır.
Mevsim kış kaldığı sürece bol mahsul bahçelerde değil,
ancak hayallerde görülür; tohumlar kaliteli, gübre bol olsa bile..."
*
kayislari kopan UCUBE-nin tanimi
demokrat ama… iste..
özgürlükcü ama… iste..
dikta karsiti ama… iste.. böyle uzar gider..
bilimsel
sanatsal
edebiyatsal takilan forumdas
cambridge üniversitesi´nde
-Atatürk ilkelerine uymadan bir ülkenin kalkinamayacagini-
anlatildigini bir düsün ve kimin "kayisi koptu" bilin..
insan haklari temelli
birey odakli bir devlet olamadigimiz
87 yillik bir gecmise ragmen bizden cok daha sonra
bagimsizliga
demokrasiye
özgürlüge
kavusmus ülkelerin ardindan NAL topladigimiz
bilimsel
sanatsal
edebiyatsal deli(ideolojik) gömlegi giymis akademisyenlerimizden belli..
slm.
Ben
Forumda ki sanat, edebiyat, bilim konularından bahsetmiştim sevgili ebubekir. Bu konulara katkın olsun en azından oku demiştim.
Keşke önce kendin gelseydin aklına.
ebubekir
Neden üstünüze alındınız?
Niyet okumaya başladınız galiba:)
ne fark edecekti
ne fark edecekti üstad?
siyaset yapilmasina karsi olan forumdas siyasetten ne kadar bagimsiz düsünüyor/yorumluyor?
her basligi
bagimlisi oldugu ideolojinin paradikmalariyla sabote eden bir bagnaz
bilim,sanat,edebiyat yapinca cokmu matah birsey yapmis oluyor?
VICDAN sükut etmisse
bilim
sanat
edebiyat ne ise yarar yada kimin isine yarar !?
"..Görmek istemeyenlerden daha kör kişi olur mu?..." (Mahatma Gandi)
slm.
Ebubekire katılıyorum
Ebubekire kesinlikle katılıyorum. Türkiye de bilimsel düşünen insan sayısı çok az. Eğitim-öğretim sistemi baştan yanlış. Buna en iyi kanıtta evrensel doğruların işlediği Almanya da doğup yetişen genç nesillerimiz. Yarısı bağnaz inançlardan arınmış bilimsel (gözleme deneye dayanan) bakış açısına sahip, diğer yarısı da sanatçı (ismail yk vb) kimliğine sahip.
xenix
aklıma birşey geldi,
aklıma birşey geldi, elekktirik devre işleri olunca yardım eden bir ateist arkadş vardı,severdik birbirmizi aramız iyiydi.Birgün dediki bana tosunpaşa camide yüzlrece insan görüyorum,cuma kalabalık oluyo,herkes geliyor, oturyorlar içerde, dibine durdukları duvarlrnda caminin ama çiniler var,çok güzel işçilik var,hem sanat hem zanaat.,
Ne olmuş dedim ben arkadaşıma anlamadım başta,dediki o adamlar oturyor duvarın dibine ama farketmiyor duvarın çinisinden güzellikten bihaber, . arkadaşım dediki çini güzell ama içerdekilerin çokları bakmıyor görmüyor hiç, görenler var lakin onlarında çokları dışarıdakilerden, bu işte bir yanlışlık olmasın tosunpaşa, güldük tabi;)
Tam onu diyordum
Tam onu diyordum;
Keşke her başlığa bağnaz ideolojik yorumlar döşenmese.
bekir yazdı
"VICDAN sükut etmisse
bilim
sanat
edebiyat ne ise yarar yada kimin isine yarar !? "
Bilimi bilmem ama; san'at ve edebiyatın, pek çok vicdana hükmettiğini biliyorum.
Vicdanın, sükut etmesini istemiyorsan, nazlı nazlı bir şiir oku.. Bak bakalım, sükut kalıyormu?
Gidilen yol, yol değil,
Çıkarılan kol, kol değil..
statik yazdi; "..san'at ve
statik yazdi;
"..san'at ve edebiyatın, pek çok vicdana hükmettiğini biliyorum...."
!?
"........................................Fazıl Say’ı
geniş kitlelerin tanımasından çok daha önce tanıyan bir ailenin oğluydum ben.
Özellikle
Klasik Batı Müziği tarihi profesörü olan Önder amcam için Fazıl çok önemliydi.
Fazıl Say’ın
dünya çapında bir piyanist olacağına o zamanlardan Önder amcamın hiçbir kuşkusu yoktu.
1995’te
Fazıl’ın kıtalararası konser piyanistleri yarışmasında birinci çıktığı günü hatırladım konseri dinlerken...
Janaçek’in 1905 sonatını çalıyordu Fazıl Say o sırada.
Ömrünü
Klasik Batı Müziği’nin Türkiye’de yerleşmesi, kurumlaşması ve kitleselleşmesine harcamış, uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde müzik yazarlığı yapmış amcam Önder Kütahyalı’nın Fazıl’a dair bizlere söylediği sözleri hatırladım...
Konseri dinlerken zihnim ikilemler içindeydi bir yandan da...
Çek besteci
Leos Janaçek 1905 sonatını,
Çek topraklarında Almanlığın ve Almancanın zorunlu hegemonyasına karşı Çek dilini, kimliğini ve kültürünü ihtirasla savunmak için bestelemişti.
Besteci olarak
kariyerinin büyük kısmında olduğu gibi bu bestesinde de Moravya halk müziğine dayanan Çek kimlik duyarlılığı belirgin olarak hissediliyordu.
Fazıl da
bu sonatı sanatçılığının hakiki tutkusuyla yine mükemmel icra ediyordu...
Ama aynı Fazıl,
kendi kimliğine, diline ve kültürüne tıpkı Janaçek gibi sahip çıkmak isteyen Kürtler konusunda ne düşünüyordu?
Devletin resmî ideolojisine
tutkuyla inanan Fazıl, aynı resmî ideolojinin inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz bıraktığı Türkiye’nin “Çekleri”ne dair bu ulusalcı zulüm zihniyetini niçin onaylıyordu, niçin?
Üstelik
1905 sonatını Janaçek’in hangi motivasyonlarla bestelediğini çok iyi bilen bir sanatçıydı Fazıl.
*
Bu ülkede artık bazı ezberlenmiş klişeler değişiyor. Kalıplaşmış kabuller, yargılar dönüşüyor...
Yakın bir zamana kadar
içinden geldikleri sosyal kimlikler nedeniyle kendilerini otomatikman
Batılı
çağdaş
aydın
olarak gören kesimler ciddi bir itibar kaybına uğramanın sancısı içinde içe kapanıyorlar.
Bir yandan
kendilerini Batılılığın/modernliğin ebedi misyoneri
bir yandan da
bu ülkenin asli ve ezeli sahibi olarak gören kentli-eğitimli LAST (Laik yaşam tarzına sahip Sünni Türk) ortasınıfları Halil Berktay’ın tabiriyle faşizan bir cinnet halini yaşıyor...
Dolayısıyla
hem sonuna kadar mevcut statükoyu Türk devletinin tabularını savunan
bir yandan da sisteme başkaldırdığını tabuları sarstığını söyleyip duran şizofren bir sanatçı tipi var ortada...(istisnalar kaideyi bozmaz)
Çok traji-komik bir durum bu...
Bunun için sanat dünyasından bir örnek vereyim.
Mesela
tiyatro dünyası içinde tıpkı Ferhan Şensoy gibi hep itibar görmüş, yetişmekte olan birçok genç tiyatrocunun idol kabul ettiği bir isim olan
Ali Poyrazoğlu’ndan...
“T.C. parasının sahte olup olmadığını anlamak için parayı ışığa tutar ve üstünde Atatürk resmini görmeye çalışırsınız.
Para sahte değilse Atatürk’ün resmini görürsünüz...
Bazı adamların ne mal olduğunu anlamak için, onları kaldırıp ışığa tutup bakacaksınız, içinden Atatürk geçiyor mu, geçmiyor mu diye...
İçinden Atatürk geçmeyen adamlara paye vermeyiniz.
Cumhuriyete yakışır yaşam biçimlerine sahip çıkınız!!”
Bu
konuşmayı Poyrazoğlu hem Afife Jale, hem de Sadri Alışık tiyatro ödülleri töreninde yaptı.
Poyrazoğlu’nun sözleriyle birlikte yer yerinden oynadı, herkes ayağa kalktı ve bir alkış tufanı koptu. Gözleri yaşaranlar vardı...
Bir cinnet halinde olduğunu fark edemiyor
o törendeki tüm tiyatrocular, sinemacılar, müzisyenler...
Murat Belge
“milli roman”lardaki hastalıklı ideolojik yapıya işaret ettiği kadar, Halil Berktay Ömer Seyfettin örneğinde billurlaşmış ön-faşizme dikkat çektiği kadar günümüz sanat ortamına dair de yazmalılar bence..." (Rasim Ozan Kütahyalı)
*
Aysun kayaci´dan hezayanlar;
"..Dağdaki çobanla benim oyum eşit olamaz.."
yada
"AKP'yi ayaktakımı iktidara getirdi" türünden
akla zarar ifadeleri cogaltmak mümkün ama anlayana sivrisinek saz,anlamayana davul zurna az..
Sn.statik siz hangi ülkenin sanatci ve edebiyatci-larindan bahsediyorsunuz ?
slm.
Herhangi bir Cortazar
Herhangi bir Cortazar öyküsü-denemesi kadar akılcı ve duruydu metin, xenix. Tebrik ediyorum, görsel-şematik destekler metnin hayalgücünü zorlar bir etki yaratır bende..ve sanırım Cortazar'da, Perec'de de aynı etkileri yapar....Cortazar'ın "son raunt" isimli kitabını yayımlandıktan kısa bir süre sonra "24 nisan 2009" da almış, paylaşmaktan kıskanmış -kimden saklıyorsam :)- gizli gizli okumuştum...fakat bugün "bunu mutlaka yazmalıyım" dedim.. kitap yazarın bağımsız öykü, deneme ya da düşün-saçmala 'larından oluşuyor...Cortazar'ın ellerini bu kitapta "seksek"i nasıl kurgular bir insan? diye soruyorsanız görmek mümkün...peki ne mi alakası var kasnaklarla? hiç. küçücük bir ilgiden başka...evet bir cortazar metni gibiydi...ne çok üstüne alınmış bazıları...herkesin alınabileceği durulukta söylenmiş olan "kayışlarınıza dikkat edin...mutluluğunuz ve üretiminiz için" cümlesi devlet eliyle teröre bile dönüşmüş...çok güldüm..şunun gibi:
-canım dışarı çıkarken atkını, bereni unutma, kar yağıyor
-anne bana terör uygulama!
-.....
ilginç bir öfke ve yalnızlık, mutsuzluk hikayesi çıkar bundan ama dışarıda pırıl pırıl bir gün o yüzden hiç canım istemiyor kimin neyi niye düşündüğünü düşünmeyi...okuyup düşünmek benim temel işlem basamağı "neyi neden düşünüyor ve nasıl düşünürüm" hatalı işlem basamakları bence.... ben daha çok hınzır bir üstelemeyi seviyorum ve hep söylerim zeka kokulu miss gibi..buyrun Cortazar'ın son raunt'undan bir öykücük...xenix kitap alıntıladı buraya takdire şayan bir uğraşıyla ve fakat ben o kadar yetenekli ya da paylaşımcı değilim:)
Hayır, hayır ve hayır
Bay Silicoso eğer ona bir karınca vereceğimi aklından geçiriyorsa düpedüz deli demektir. Şimdi yalnızca bir karınca istiyor, bu alçakgönülülüğüyle beni kandıracağına inanıyor, ama başlangıçta (22 Kasım öğleden sonra) çok daha fazlasının peşindeydi, bir sürü karınca yuvası, karınca sürüleri, giderek dünyanın tüm karıncalarının. Düpedüz aklını yitirmiş. Yalnızca karıncayı vermemekle yetinmeyeceğim, üstelik niyetim, onu deliye döndürmek için üstümde karıncayla evinin önünde gezintiye çıkmak. Aşağıdaki gibi davranacağım:
İlkin sarı kravatımı takacağım, ve ardından karıncalarımın en canlı, en bitirimini seçerek onu kravatımın üstünde gezinmek üzere salacağım. Böylece ikili bir gezinti olacak, ben çıkıp Bay Silicoso’nun evinin önüne gideceğim ve karıncam da kravatımın üstünde gezinip duracak. Durun bakayım, ikili bir gezinti mi demiştim? Yok canım, sonsuz bir açılımla sarmallanan gezintiler demek daha doğru olacak, yani eğer karınca benim kravatımda gezintiye çıkmışsa, kravatım da benimle geziyor, yeryüzü beni yörüngesinde gezintiye çıkarıyor, bu da galaksi boyunca geziniyor, o da Kentarus yıldız kümesinin Beta yıldızı çevresinde geziniyor, ve tam da aynı anda kendisini devinimsiz sanan Bay Silicoso, balkonundan tam zamanında eğilerek aşağıya bakacak ve belki de ona alev püskürten bir kılıç gibi gelecek olan karıncamın, tam takım, ayakları ve antenleriyle sarı kravatım üstündeki kusursuz duruşunu görecek. Derken ağzından burnundan makrame benzeri salgılar boşanacak ve karısı ve kızları yeniden soluk alabilmesi, kendine gelebilmesi için ona tuzlar koklatacaklar ve salondaki kanepeye yatıracaklar. O salonu bilmez miyim; bu böcek heveslisi aileyle ılık çay içerek geçirdiğim onca geceden sonra. (Julio Cortâzar, Son Raunt, YKY 2009, syf:213-214)
bekir yazdı
"Aysun kayaci´dan hezayanlar;"
Aysun allah var güzel kız,
ama, sen onu sanatçı gibi yazmışsın. Aysun'u sanatçı kim yaptı ki;)
Ayrıca; san'at ve edebiyat evrenseldir. Bir ülke sınırları içine sıkıştıramayız.
Başka türlüsü olsa;
Cortazar'ın "son raunt"'nu alıp okumayız değil mi?
Bu arada, sağol marsseh;)
Fazıl Say’la ilgili pek çok spekülasyon üretildi, bilinmesi gereken tek şey;
Bir sanatçının da, siyasi yapılanmaları eleştirme hakkı vardır.
ikiyüzlü insan yetistiren kemalist torna
"..Bir sanatçının da, siyasi yapılanmaları eleştirme hakkı vardır.."
peki su ikiyüzlülüge ne diyeceksin
1-elestiri kemalizme ve jakoben uygulamalara karsi yapildiginda ayni hassasiyet ve hosgörü niye gösterilmiyor?
2-elestiri sahipleri niye gerici,mürzteci,yobaz ilan edilyor !?
dedim ya
müzelik fikirler
ancak ikiyüzlü binbirsurat insan yetistirir..
slm.
iyice kus, kus biraz
iyice kus, kus biraz daha...kalmasın bir şey...kravatımızda karıncamız heyhat...ne kadar güzel dünya....
marsseh: belki başka öyküleri de paylaşabilirim sonra:) kendime "paylaşımcı ol marsseh, sahiplenme ve maddecilik kötü ve derhal terk edilmesi gereken bir şeydir..diye..diye:)
""elestiri sahipleri niye
""elestiri sahipleri niye gerici,mürzteci,yobaz ilan edilyor !?"" diye sormuş dış frekanslı, yobaz adam..
eeee... eleştirenler; yobaz, gerici, atatürk düşmanı, şeriatçı olunca, onları O şekilde, ilan etmeye gerek kalmaz ki...
onlar zaten öyleler...senin gibi...
şimdi biz sana haksızlık mı ediyoruz? yobaz, şeriatçı, Atatürk düşmanı derken?? hee .. haksızlık mı ediyoz??
yalniz haksizlik etmiyorsun
yalniz haksizlik etmiyorsun/uz ayni zamanda iftira ediyorsun/uz..
Asıl iftiracı
Asıl iftiracı sizsiniz!!
Saygı o denli elzem bir olgudur ki,sınırlarını iyi belirlemek gerekir.Bence saygı hak edene gösterilir.
Hangi konuda iftira
Hangi konuda iftira edilmiş?
Katil bir arabın (muhammed) çürümüş ahlakının arkasına sığınan şeriatçı yobaz seni. Emperyalist uşaklar.
full yazdi; "...eeee...
full yazdi;
"...eeee... eleştirenler; yobaz, gerici, atatürk düşmanı, şeriatçı olunca, onları O şekilde, ilan etmeye gerek kalmaz ki..."
halbuki
Atatürkü (hos oda bir beser ve her beser gibi sasar) elestiren hatta daha ileri giden ve seriatci olmayan bir cok insan var..
demek neymis Atatürkü elestirmek icin seriatci olmak gerekmezmis..
farkli fikir sahiplerini
yobazlikla yaftalayan "müzelik akil" aradaki farki anlarmi ?
süpheliyim..
*
seriat-ci olma ihtimali sifir olan azili ulusalci-dan inciler;
"...........................Yalçın Küçük'ten Atatürk'e ağır sözler
Kendisini sözde ulusalcı olarak lanse eden ve düşüncelerini 'Atatürkçülük' diyerek kanal kanal gezerek ifade etmeye çalışan Yalçın Küçük'ün maskesi düştü...."
.............................kitaplarında 'kardeşim' diye hitap ettiği terör örgütü PKK'nın lideri Abdullah Öcalan'la oldukça samimi fotoğrafları ortaya çıkan Yalçın Küçük'ün, 'Emperyalist Türkiye' kitabında Mustafa Kemal Atatürk'e ağır hakaretler yer alıyor..."
"............................kendisini 'sıkı bir Atatürkçü' ilan eden Yalçın Küçük,
kitabında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusunu 'sevgisiz ve acımasız' diye nitelendiriyor..."
"............................Küçük Atatürk'ü kompleksli,çok vesveseli, hep kıstırılmışlık kompleksi içinde yaşayan, sevgisiz bir insandır..."
"...........................Sevgisiz ve acımasızdır. Maliye Nazırı Mehmet Cavit'i astırdığı akşam bir balo düzenlemeye dikkat ediyor..."
"...........................Atatürk'ü, 15. yüzyılda Rusya'da yaşayan ve 20 yıl boyunca halkına zulüm çektiren, bu uğurda oğlunu dahi öldüren Korkunç İvan'a benzeten Küçük, bir de 'aydınlanmacı despot' benzetmesi yapıyor..."
"...........................Sevgiyi bilmeyen, acımayı bilmeyen, kimseye güvenmeyen, herkesi kendine karşı komplo hazırlayıcısı olarak gören, bir 'aydınlanmamacı despot' olan Mustafa Kemal'i hiçbir romancı ya da yönetmenin sevimli yapabileceğine ihtimal vermiyorum. En gerçekçi film, müthiş İvan'ın başarısız bir kopyası olabilir..."
"..........................Atatürk'ün İngiliz yanlısı olduğunu iddia eden Küçük,
"Kemal, çok küçük istisnadan birisidir ve ordu içinde İngiliz politikasını temsil ediyor. Londra bu dönemde, bu bölgede, en büyük tehlike olarak birbirleriyle iç içe saydığı Bolşeviklerle İttihatçılığı görüyor..."
"..........................Kemal Paşa bunlara karşı misyonla ve gayet açık olarak, Büyük Britanya işgal kuvvetlerinden vize alarak gidiyor.
Örnek olsun, İngilizlerin kendilerine karşı direnen Altıncı Ordu Kumandanı Ali İhsan Sabis'i görevden alarak yerine Mustafa Kemal'i atamak istedikleri belgelerle kesindir." ifadelerini kullanıyor..."
"..........................Küçük, bir de Amerikan mandacılığını ekliyor ve
"M. Kemal, kurtuluş vekaletini Amerika'ya verme kararı alıyor." diyor...."
(Haber Vitrini)
*
örnekler cogaltilabilir..
aslinda
siz bunlari ve daha fazlasini zaten biliyorsunuz ama
gercegi "sindirme sorunu" vicdani sükut ettiriyor yada "vicdan sükut" edince gercekleri sindirme sorunu oluyor..
yazmistim hatirlatayim
cagdas ve yüzde 99 hiristiyan cografyada basörtülü Türk belediye secimlerini kazaniyor sorun olmuyor cünkü medeni insanin sindirme sorunu yok vicdan agir basiyor..
malum
basörtülü merve kavakci yüzde 99 müslüman cografyada secimi kazandi ama
sözde halkci
sözde cagdas
vede
atatürkcü basbakanimiz ve yandaslari halkin sectigi basörtülü bayani parlemontada görmeyi icine sindirememisti..
vicdan-i sükut edenler hep böyle yapiyor "muasir medeniyet" palavrasinin arkasina saklanarak..
medeni kanunu isvicre-den
ceza yasasini italya-dan
latin harflerini avrupa-dan asiran ve bunu "atatürk ilkeleri" olarak yutturmaya calisan zihniyetin misyonerligini üstlenen Masal´in SAYGI dan
ne anladigini merak ettim dogrusu..
slm.
"halbuki Atatürkü (hos oda
Halbuki muhammed'de bir beşer.
Ve işte toksik zihniyet.
Soru muhammed beşer değilmiydi? Değilse ispatı nedir?
"aslinda siz bunlari ve daha
Aslında sen de İslamın bir beşerin (muhammed) iktidar kurgusu olduğunu biliyorsunda vicdan sükut etmiş maalesef, gözde körelmiş, gönülse kararmış dünden. A cancağızım buna ne çare!!
Atatürk'ün 'gökten
Atatürk'ün 'gökten indiği sanılan' diye söz ettiği konuşmasının videosu vardı buralarda. Levinstayn yüklemişti sanırım.
Şimdi, sizler bu kadar kaygan ve kontrolsüz bir zeminde varolmaya çalışan (emperyalist, arap milliyetçisi) tehlikeli niyetlersiniz derken bunu nasıl kanıtlıyorum?
Soru: Alla neden Atatürk'ün lider olmasını engellemedi? Herşeye gücü yeten neden bunu yapmadı? Üstelik Atatürk sizin cahil olduğunuzu ve kitabın gökten inmediğini söylüyordu.
Muhammed´e katil diyen Yabanci
Muhammed´e katil diyen Yabanci ve yandaslari istedigi gibi AT kosturuyor zaten..
Mustafa Kemal´e katil dense hosunuza gider mi ? yazim üzerine antenler dikildi havaya da etik kurul devreye girdi.. yoksa !?
yine
konuyu saptirma cabalariniz dolu dizgin
ve siz bunu hep yapiyorsunuz..
"Mustafa Kemal´e katil
Yine başa sardık. Söyledmiştim bunun gerekçelerini. Sende ispatlayamamıştın.
Yapılan katliamların Allah'ın emri olduğunu nasıl ispatlıyorsun? Bunu muhammed kendisi söylemiş. Kuran açık açık muhammedin ağzından yazılmış hakaretlerle, cezalandırma gerekçeleriyle, müslümanların baskı ve zulümlerinin 'haklılık oyunlarıyla' dolu bir kitaptır. Bunu böyle olmadığını ispatlarsan ben haksızım.
Gelelim Atatürk konusuna. Ya kafan almıyor sahiden (ki işine gelmediğine eminim) ya da gerçekten çok korkuyorsun ve kaçıyorsun. Neyse senin içsel açmazlarının sağaltımıyla uğraşacak değilim. Konuya dönersem; Atatürk mecburen savaştı, savaşmak zorundaydı, düşmanı ülkeden atmak ve halkını kurtarmak zorundaydı.
Peki muhammed? Ondan önce işgal edilmiş bir ülkemiydi arap toprakları? Bağımsızlık savaşı mı verdi? Yooo iktidarını kurmak için insanlara yaşam biçimi dayattı. Yani savaş zamanı Türkiyeye karşı yapıldığı gibi.
Şimdi senin gibilere nankör, hain, arap milliyetçisi, Amerika uşağı denilmesinin nedenini kavrayabildinmi? Yobaz olmasan Atatürk'e saygın olur. Saygı başka şeydir, tapınma, aşırı yüceltme başka şey. Kim Atatürk'ü hakettiğinden fazla yüceltiyor ve saygı yerine tapınmaya dönüştürüyorsa onunda muhammedi putlaştıranlardan farkı yoktur elbet. Önce kendi putunuzu devirin.
Demek ki
Allah demokrasiyi seviyormuş. Farklı seslerin çıkmasına müsaade edip kellelerini uçurmuyormuş...
Yabancı dedi;
"Soru: Alla neden Atatürk'ün lider olmasını engellemedi? Herşeye gücü yeten neden bunu yapmadı? Üstelik Atatürk sizin cahil olduğunuzu ve kitabın gökten inmediğini söylüyordu."
Ah Toruk ah :)
Torukcum demagoji edeceksek bunun sınırı yokki. Şöylede yorumlanabilir; Demek ki 'islamın kitabındaki bir çok ayetin söylediği gibi, inanmayanın cezalandırılması diye bir şey yoktur, demek ki allah'ın sözleri denilen bu sözler muhammedin kurgusudur. Şu halde kendisi bir kurgunun fantastik malihülyalarına tapınan biri çıkıp demokrasiden, özgürlükten, insan haklarından filan dem vurup ve bunu haklılık bilip sabah akşam Cumhuriyet, Atatürk eksenli saldırılarma saçmalığını gözden geçirecek. Yani had bilecek, kendini bilecek sonra karşısındakine kendisini göstermeye kalkışacak.
Yabancı'nın dediği üzerinden daha derin demagojilerde yapabiliriz:) Senin nasıl bir mecrada akacağına bağlı.
demogoji!
daha çok ironi görüyorum ben. Bu yüzden Allah'ın antidemokratik uygulamaları anlatmak istediğimi gölgeleyemez.
Diyelim ki ben bir diktatörüm. Bana birisi gelip sen diktatörsün dediğinde; ona dönüp sen demokrat değilsin ki beni diktatörlükle suçlayasın diyemem.
Hitler, staline diktatör dese yalan mı söylemiş olur?
Her iddiadan sonra yapılan şey; iddia makamının kirli çamaşırlarını dökmek olduğundan, iddiaların gerçekliği ya da sahteliği hiç tartışılamıyor bu forumda.
Bundan sonrada tartışılamayacak gibi görünüyor.
Acaba size bu durum neyi hatırlattı?
Bana konu başlığını hatırlattı ama bu deyimi hakaretvari bulduğumdan ağzıma almak istemiyorum...
Yabanci yazdi; "...Soru:
Yabanci yazdi;
"...Soru: Alla neden Atatürk'ün lider olmasını engellemedi? Herşeye gücü yeten neden bunu yapmadı?
1-Allah insana yaptiklarindan dolayi müdahale edecek olsaydi kuluna akil vermezdi hayvanlar da oldugu gibi..
2-senin tabirinle Allah yalniz atatürk-e degil hitler-e,stalin-e,saddam-a (vs.) hatta "muhammed katil" diyen Yabanci-yada engel olmadi/olmuyor..
*
Yabanci yazdi;
"..Üstelik Atatürk sizin cahil olduğunuzu ve kitabın gökten inmediğini söylüyordu.."
1-atatürkün camilerde hutbe verdigini meclisi acarken
namazli
duali
kuranli
ayinli/zikirli
program düzenledigini degisik zamanlarda camilerde hutbe verdigini hatta diyanet´i kurdurdugunu bir yazimda belirtmistim..
1-bu durumda atatürk gercekten "kitabin gökten indigine inaniyor" ve sen atatürke iftira ediyorsun !?
2-dedigin seyi söylemis ise eger o vakit atatürk ikiyüzlü hareket etmis
ipleri eline gecirinceye/tahta oturana kadar "kitabin gökten indigine" inanir görünmüs ve Türk halkini kandirmistir !?
karar ver hangi atatürk ?
"2-dedigin seyi söylemis
Bu da konunun derinine inenemekten kaynaklı ve de dolaylı bir hakarettir Ataürk'e. Bu geri kafalılık ne zaman bıkacak şamar oğlanını oynamaktan anlayamıyorum. Kısaca ve anlayabileceğin düzeyde bir açıklama yapacağım.
Atatürk'ün siyasi hamleleri olabilir o baskıcı, herkesin bilinmeyen bir güce tapındığı ve onun dışındakileri düşman ilan eden bir anlayışın savunucusu değildi.
İki yüzlülüğün kendisi sensin. Bunuda açıklayayım. İşine geldiği zaman Almanya örneği, çağdaşlık, özgürlük, İNSAN hakları palavralarıyla avrupa ülkelerini örnek gösteriyor ve sonunda da konuyu türbana getirip bağnazlığını sergilemekten çekinmiyorsun. Be ikiyüzlü adam avrupada şeriat şeriat naraları atabilirmisin? Alırlar kelleni. Ama Atürk'ün kurduğu bu sistemde hem bunu yapıyor hemde kendisine hakaret ediyorsun. Onun hedefi senin malzeme yaptığın avrupa düzeyine ulaşmaktı, bunun için elindeki malzemeyi kullanması gerektiği gibi kullanacak elbet. YANİ NİYET KÖTÜ DEĞİL.
muhammed ne yaptı? Hadi yahu bu kadar zormu, anlat şu katliamları, zulümleri ve ne için yapıldı?
5 vakit kendisine tapılması için. Ölümsüzlüğünü ilan etmek için, iktidarını onaylatmak için. Bunun için insanlar kılıçtan geçirildi. Aynı zihniyet Türkleri de kılıçtan geçirdi ve hala dünyanın farklı yerlerinde zulüm devam ediyor. Birazda dalkavukluğunu yaptığın Akp'nin niyetinden bahset. V.s. v.s. v.s.
Dangalak sen kim oluyorsunda bu ülkenin kurucusu hakkında mesnetsiz, dayanaksız saldırılarda bulunuyorsun?
sorunun etrafindan dolanip
sorunun etrafindan dolanip farkli alanlara girmene gerek yok Yabanci
soru halen gecerli..
"dedigin seyi söylemis ise eger o vakit atatürk ikiyüzlü hareket etmis
ipleri eline gecirinceye/tahta oturana kadar "kitabin gökten indigine" inanir görünmüs ve Türk halkini kandirmistir !?
kandirmis mi kandirmamis mi sen ona cevap ver..
Ben bu konudaki fikirlerimi
Ben bu konudaki fikirlerimi daha önce yazmıştım ama tekrar etmek ihtiyacı hissettim. Okuduklarımın bende bıraktığı intiba Mustafa Kemal'in kendisinin herhangi bir dini inancı olmadığı, ama dinin sosyolojik gerçekliğini de yok saymadığıdır. Bu siyasettir, ve evet, doğası gereği beşeridir. Benzer bir siyaset ve beşeriliği de İsa'dan sonraki dönemde kilise babaları ,daha sonra da islam peygamberi kendi coğrafyasında uygulamıştır. (Kilise babaları bir dizi tarihsel zorunlulukla yahudilerle köprüleri tamamen atamamış, islam peygamberi ise uzun bir dönem müşriklerle denge politikası gütmek zorunda kalmıştır.) Dünyevi ve beşeri olmak da zaten bunları gerektirir.
30 bin kisi siyasi mülteci olarak yurtdisina kacti
"..avrupada şeriat şeriat naraları atabilirmisin? Alırlar kelleni..."
ya sen gercekten cahil bir adamsin bu uydurdugun yalana inanirsin da simdi..
islam cografyasinda var olan despot sistemlerden kacanlar nereye gidiyor? avrupaya/amerikaya..
seriatcisi ? oda..
sözde "muasir medeniyet" adina tezgahlanan 80 darbesinde
30 bin kisi siyasi mülteci olarak yurtdisina kacti
14 bin kisi yurttasliktan cikarildi..
nereye kactilar ? avrupaya/amerikaya..
*
Rakamlarla 12 Eylül darbesi
*650.000 kişi gözaltına alındı
*1 milyon 683 bin kişi fişlendi
*210 bin davada 230 bin kişi yargılandı
*7 bin kişiye idam istendi
*517 idam kararı çıktı
*İdam cezası verilenlerden 50'si asıldı
*98.404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı
*388 bin kişiye pasaport verilmedi
*30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı
*14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı
*30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti
*300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
*171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi
*937 film sakıncalı diye yasaklandı
*23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu
*3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi
*400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi
*Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi
*31 gazeteci cezaevine girdi
*3 gazeteci silahla öldürüldü
*Gazeteler 300 gün yayın yapamadı
*13 büyük gazete için 303 dava açıldı
*39 ton gazete ve dergi imha edildi
*Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi
*144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü
*14 kişi açlık grevinde öldü
*16 kişinin kaçarken, 95 kişinin de çatışmada öldügü açıklandı
*73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi
*43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi
(www.cojep.org.tr)
Öteki olmak
Konu başlığı ile hemen hiç alakası olmayan bir sürü yorum yapılmış. İlgilenenler okur tabii... Başlıkla ilgili olarak;
ben en çok xenix'in "Örnek kayış kopmaları" ve adilenur 'un "Farklı bir bakış" yorumlarını beğendim.
Bu arada sevgili adilenur'un empati yaklaşımını ben yazacaktım. Tek bir farkla..
"x" le "a" yer değiştirsin demiş ya adilenur... ben a yerine başka bir harf kullanacaktım ;)
Biri bunu yapmalı .. Yalnız bu tür internet sitelerinde değil her yerde.. Bazan kendi doğrularımız ve haklılığımız üzerinde öylesine odaklanıyoruz ki.. dışardan bakmayı ve öteki olabilmeyi hiç akıl edemiyoruz.
Kayış kopmalarının temel sebebi bu; yani "öteki olamamak"
Hakim pozisyonunda olanlar kadar.. mağdur olduğunu düşünenler de "öteki olabilse" arada sırada... ne kayış kopar ne bir şey !
Delişey, gel bak burda ne
Delişey, gel bak burda ne var:))
İnsan aklının nasıl çalıştığını güzel anlatmışsın xenix...
tamam
tamam geldim.okiyom=)
teşekkür ederim...
insan denen varlık muazzam
insan denen varlık muazzam yaratılmış, lakin o muazzam masumiyet ne hikmetse daha ilk iki insan var olduğundan itibaren bozulmaya başlamış... insan mayasında bir yığın iyi ve kötü bulunuyor... ve sürekli bir çatışma halinde... hangisini öne çıkartabiliyorsak o değerle yaşıyoruz işte.
aklıma geliyor ki; zaman içinde kayış da kopar, zaman içinde sigorta da atar, zaman içinde parçalar eskir de...
bunların dışında bir de kopan kayış, atan sigorta ve eskiyen parçalar nasıl değişir bunu da bilen biri anlatsa da dinlesem:))
benim aklım fazlasına yetmiyor:))
evet delişey
Dİğer bir yazıda MASAL benim kayışlarımın koptuğunu motorumun boşa döndüğünü yazmış.
Acil bir çare bana. Bana da biri anlatsın nasıl tamir edicem.
Tek Kaş, Masalı alıp
Tek Kaş, Masalı alıp kayış olarak kullanabilirsin. Kendisi başka bir meziyet gösteremediği için sürekli birilerinin kayışının koptuğundan bahsedip önemliliğini vurgulamaya çalışıyor olabilir diye düşünüyorum. Hem ona da yardımcı olursun. Sevaptır. :)
Yok yok, kendi haline
Yok yok, kendi haline bırakınca kayış yerine geliyor...
Denize gidin:) Deniz olmayan Gökyüzüne baksın... Kiraz ağacı da fena fikir değil...:)
Bu ekrandan ve "ondan" uzaklaşın da nere giderseniz gidin. Dödüğünüzde kayışın yerinde olduğunu göreceksiniz... Ben şimdi okula doğru yola çıktım örneğin... Bebelerin cıvıltısı çok iyi geliyor...
Toruk / hüseyin
Toruk önerin güzel beğendim teşekkürler.
hüseyin deniz ve doğa beni resetliyor herkes bunu yapsın. Hatta denize gitme imkanı olan şnorkel yapsın....... şiddetle tavsiye ediyorum
Toruk maktonun da
Toruk maktonun da kayışları sıkça koptuğu için, o size nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini gösterir.
Eeee... kayışı kopanın halinden, kayışı kopan anlar. Bakınız, nasıl da teselli ediyor sizi:)
...dememiş miydim..Ayşe
...dememiş miydim..Ayşe Özgün seyircisi de böyledir. Mikrofonu uzatırsın, hemen en iyi ezberlediği şeyi söyler. Masal'a da dokunduğun anda duyabileceğin yegane şey; "kayış kopmuş"tur. :)
Neden en çok konuşanlar
Neden en çok konuşanlar hep aklı yetmeyenler grubundan çıkıyor?
Masal cık...
Yeni cephe burasımı,
Piyadelerim yolda. Ve komandolarda ilerlemekte... vınnn vınnn vınnn ...
ve misafir .... ilginç bir diyalog ben anlamadı bir şey... vınnn vınnn motor boşa dönüyor....
Aklı yetenler susuyor da
Aklı yetenler susuyor da ondan galiba Misafir arkadaş... Siz aklı yetenlerden misiniz? Az konuşmuş olduğunuza göre yetenler grubundan olmalısınız...
Misafir
Yetmiş te artmış misafire, ya hüseyin...
Arı kovanına çomak sokma durumları..... nı anımsattı. ....
ebubekirin yorumlara bak
ebubekirin yorumlara bak hep aynı, yıllar geçmiş kayış hala kopuk. Aynı yorumları yapıştır yapıştır dur.
)kapa parantez
Yobazlığını savunacak
Yobazlığını savunacak başka söylemi yok. Felsefenin gücüyle itilmiş karakterini, kapattığı kadınları niçin kapattığını savunacak söylemi yok. Ötesinde bir bilgisi bir vizyonu da yok. Hep aynı nakarat.
Yeni yorum gönder