FAZLA ÜRETİMİN ARDINDAN GELEN

xenix kullanıcısının resmi

FAZLA ÜRETIMIN ARDINDAN GELEN

Cicero döneminin Yunan sairi Antiparos, su degirmeninin (tane ögüten) bulunmasini, tutsak kadinlari özgürlüge kavusturacak ve altin çagi geri getirecek diye söyle kutluyordu:

“Siz ey degirmende çalisan kadinlar! Degirmen tasini döndüren kolu birakin, rahat rahat uyuyun! Horoz, varsin günün isidigini bos yere haber versin size! Dao, kölelerin isini perilere yükledi. Iste, onlar simdi güle oynaya çarkin üstünde siçrayip duruyorlar. Ve iste sallanan dingil isiltilarla dönüyor, agir tasi çevire çevire. “Babalarimizin yasamini sürdürelim. Tanriçanin bize verdigi bos zamanin tadini çikaralim.”

Yazik! Pagan sairin mustuladigi bos zaman gelmedi. Kör, sapik ve insan canina kiyan çalisma tutkusu, özgürlestirici makineyi, özgür insanlari kölelestiren bir araca dönüstürüyor: üreticiligi, yoksullastiriyor onlari.

Iyi bir kadin isçi, igle dakikada ancak bes ilmek atar, oysa kimi dönüsümlü dokuma tezgâhlari ayni süre içinde 30 bin ilmek atiyorlar. Buna göre, makinedeki her dakika, kadin isçinin 100 saat çalismasina esittir; ya da, makine her dakikada kadin isçiye on günlük bir dinlenme zamani saglamaktadir. Dokuma sanayisi için dogru olan, modern mekanikle yenilenen tüm sanayiler için de az çok dogrudur. Ama, ne görüyoruz? Makine gelistikçe ve insan çalismasini durmadan artan bir hiz ve kesinlikle yendikçe, isçi, dinlenme süresini ayni oranda uzatacak yerde, makineyle yarisircasina çabasini iki kat artiriyor. Saçma ve öldürücü bir yarisma bu! Insan ve makine yarismasinin alabildigine serbest kalmasi için, isçiler, zanaatçilarin çalismasini sinirlayan eski loncalarin akla uygun yasalarini ve tatil günlerini ortadan kaldirmislardi. (14) Çünkü o dönemin üreticileri, yedi günün yalnizca besinde çalistiklari için, palavraci ekonomicilerin anlattiklari gibi, yalnizca hava ve suyla yasadiklarina mi inaniyorlardi? Haydi canim siz de! Dünyanin tadini çikarmak, sevismek, nese verici Tembellik Tanrisi'nin onuruna sölenler düzenlemek için bos zamanlari vardi onlarin. Protestanliga batmis olan o nesesiz Ingiltere, o zamanlar kendisine “Neseli Ingiltere” dedirtiyordu. Rabelais, Quevedo, Cervantes ve serüven romanlarinin bilinmeyen yazarlari, iki savas ve yikim arasinda, içkilerin çanak çanak tasindigi, o keyfi çikarilan içki âlemlerinin betimlemeleriyle agzimizin suyunu akitiyorlar. (15)

Jordaens ve Flaman ressamlar, bunlari o gönül açici tablolarinda resimlemislerdir. Siz ey ulu Gargantua mideliler, ne oldu sizlere? Tüm insan düsüncesini kusatan ulu beyinler, ne oldunuz? Bizler, çok küçüldük ve yozlastirildik. Kudurmus inek eti, patates, kirmizi sarap ve Prusya schnapsi ustaca birbiriyle kaynasarak bedenlerimizi zayiflatti, aklimizi kisaltti. Iste o zaman, insan midesini küçültür ve makine üreticiligini artirir; yine o zaman, iktisatçilar Malthus'un kuramini, din de perhizciligi ve çalisma dogmasini ögütler bize. Ama, onlarin dilini koparip köpeklere atmak gerekirdi.

Isçi sinif, her seyi basite indiren o iyi niyetiyle özünü körü körüne asilamalara ve dogal taskinligiyla gözü kapali kendini çalismaya ve perhize kaptirdigi için, kapitalist sinif, kendini tembellige, zoraki zevke, verimsizlige ve asiri tüketicilige vurmustur. Ama, isçinin asiri çalismasi canini çikariyor ve sinirlerini geriyorsa, bu, kentsoylu için aci çekme bakimindan ayni ölçüde verimlidir.

Üretici sinifin kendini adadigi perhiz rejimi, ha babam ha ürettigi ürünler, kentsoylulari asiri ölçüde tüketmek zorunda birakiyor. Kapitalist üretimin baslangicinda, yani bir ya da iki yüzyil öncesinde, kentsoylu, yerli yerine oturmus, akla yatkin ve kendi halinde gelenekleri olan bir insandi. Karisiyla söyle böyle yetiniyordu, susayinca içer, acikinca doyasiya yerdi. Sefilce yasamin soylu özelliklerini dalkavuklara ve kibar fahiselere birakirdi. Bugün, sonradan görme hiçbir kisinin çocugu yoktur ki, orospulugu gelistirmeyi ve civa madeni isçilerine bir amaç saglama yolunda üstünü basini civaya bulama zorunda oldugunu düsünmesin… Bu meslekte, insanin bedeni hizla çöker, saçlari ve disleri dökülür, gövdesi çarpilir, göbegi siser, solugu kesilir. Devinimleri agirlasir, eklemleri kireçlenir, parmak kemikleri dügümlenir. Cümbüslerin yorgunluguna katlanamayacak kadar güçsüz, ama, Proudhonculugun yükünü sirtlanmis olanlar, ekonomi politigin Garnierleri, hukuk felsefesinin Acollaslari gibi besteci ve yayimcilarin bos zamanlarini doldurmak için karaladiklari koca koca uyutucu kitaplarla beyinlerini kurutuyorlar.

Sosyete kadinlari, acinin acisi bir yasam sürüyorlar. Terzi kadinlarin didine çirpina yaptiklari o perilere yarasir tuvaletleri deneyip degerlendirmek için, sabah aksam, bir giysiyle bir baskasi arasinda mekik dokuyorlar. Saatlerce, saçlarini enselerinde toplatip topuz yaptirma tutkularini, her ne pahasina olursa olsun doyurmaya çalisan usta berberlere teslim eden, o içi bos kafalilar. Korselerinin içinde sikisip kalmis, kunduralari içinde ayaklari büzülmüs, bir itfaiyecinin yüzünü kizartacak denli açik saçik bir giyimle, yoksullar için birkaç metelik toplamak amaciyla, gecelerce balolarda fir dönüp dururlar. Sevsinler sizi. Kentsoylu, üretmeyen ve alabildigine tüketen iki katli toplumsal görevini yerine getirmek için, yalnizca, kendi halindeki zevklerini dürtüslemek, iki yüzyil önceki yorucu aliskanliklarini yitirmek ve kendini asiri lükse, alabildigine bikkinliga ve frengili cümbüslere teslim etmek degil, ayni zamanda kendine yardim saglamak amaciyla, büyük bir insan kalabaligini üretici islerden uzak tutmak zorunda kalmistir.

Iste size, üretici güçlerin kaybinin ne denli büyük oldugunu kanitlayan birkaç sayi. 1861 nüfus sayimina göre, Ingiltere'nin ve Galler ülkesi'nin nüfusu 20.066.244 idi. Bunun 9.776.259'u erkek, 10.289.965'i kadindi. Çalisamayacak kadar çok yasli ve çok genç olanlar, verimsiz kadinlar, erginler ve çocuklar, sonra üretici olmayan yöneticiler, polisler, yargiçlar, askerler, orospular, sanatçilar, bilimadamlari vb. gibi ideolojik meslekler, daha sonra da, isleri güçleri, özelikle yalnizca toprak geliri, faiz, kâr payi vb. adi altinda baskalarinin emegini sömürmek olan insanlar bir yana birakilirsa, geriye üretim, ticaret ve para islerinde çalisan kapitalistlerle birlikte her yastan kadin ve erkek 8 milyon kisi kalir. Bu 8 milyonun içinde sunlar var:

- Tarim isçileri (çobanlar, çiftlik sahibinin yaninda oturan usaklar ve hizmetçilerle birlikte): 1.098.261.

- Pamuk, yün keten, kenevir, ipek ve dokuma fabrikasi isçileri: 642. 607.

- Kömür ve maden ocaklari isçileri: 565.835.

- Maden isçileri (yüksek firin, hadde makinelerinde vb. çalisanlar): 396.998.

- Usak sinifi: 1.208.648.

“Dokuma fabrikasi isçileriyle kömür ve maden ocaklari isçileri sayisini ele alirsak, 1.208.442; birincilere demir-çelik fabrika isçilerini eklersek toplam olarak 1. 039.605 sayisina ulasiriz. Bu, her seferinde, modern is kölelerinden daha düsük bir sayi demektir. Iste size makineli kapitalist sömürünün essiz bir sonucu!” (16).

Sayica büyüklügü, kapitalist uygarligin vardigi düzeyi gösteren bütün bu usak sinifina sunlari eklemek gerekir: kendilerini, salt zengin siniflarin büyük harcamali ve (gereksiz, kof, uydurma, ise yaramaz) zevklerini doyurmaya adamis bir takim zavallilar sinifi, elmas yontuculari, dantelacilar, nakisçi kadinlar, lüks cilt isçileri, eglence evlerinin bezekçileri vb. (17)

Zorlama bir zevkin ahlaksizlastirdigi katiksiz bir tembellik içine gömülen kentsoylu sinifi, bu yüzden çektigi sikintiya karsin, yeni yasam biçimine alisiverdi. Her türlü degisikligi igrene tiksine karsiladi. Isçi sinifinin bir yazgi olarak kabullendigi acinasi yasam kosullariyla sapik çalisma tutkusunun yarattigi organik alçaltinin dogurdugu görüntü, her türlü çalisma zorunlulugu ve her türlü zevk kisitlamasina karsin tiksintiyi artiriyordu.

Iste, tam o sira kentsoylu sinifin kendine bir toplum görevi olarak benimsedigi ahlaksizligi hesaba katmaksizin, isçiler, çalismayi kapitalistlere zorla kabul ettirmeyi kafalarina koydular. Saf yürekli isçiler, ekonomicilerin ve ahlakçilarin çalismaya iliskin kuramlarini ciddiye aldilar ve bunun uygulamasini kapitalistlere zorla kabul ettirmeye çalistilar, imanlari gevreyerek. Isçi sinifi “Çalismayan yiyemez” ilkesini atti ortaya. 1831'de Lyon isçileri, “ya bizi kursuna dizin ya da is verin!” diye ayaklandi, 1871 federeleri de ayaklanma eylemlerine Is Devrimi adini verdiler.

Tüm kentsoylu zevklerine ve her türlü tembellige son vermeye çalisan bu kiyici öfke seline karsi kapitalistler, yalnizca acimasiz bir bastirma eylemiyle yanit verebiliyorlardi. Ama sunu da biliyorlardi ki, devrimci patlamalari bastirabildilerse de, isçilerin aylak ve karni toklar sinifina çalisma zorunlulugu getirmek gibi saçma düsüncelerini o akil almaz kiyimlarinin kaninda bogamayacaklardi. Bu beladan yakayi siyirmak için, dört bir yanlarina, sikintilarina yol açan bir verimsizlik içinde besledikleri koruman birliklerini, polisleri, yargiçlari ve zindancilari topladiklarini da biliyorlardi. Bugünkü ordularin niteligi üzerinde yanilgiya düsülemez artik. Bunlar yalnizca ve yalnizca “iç düsmani” bastirmak için sürekli hazir tutulmaktadirlar. Böylece, Paris ve Lyon Kaleleri, kenti yabancilara karsi korumak degil, ayaklandigi zaman iç düsmani cezalandirmak amaciyla yaptirilmislardir. Ve su götürmez bir örnek vermek gerekirse, Belçika ordusunu, hani su kapitalizmin bolluk ülkesi Belçika'nin ordusunu ele alalim: Ülkenin yansizligi, Avrupa Devletlerince güvence altina alinmistir. Bununla birlikte ordusu, nüfusuna oranla, en güçlü ordulardan biridir. Yigit Belçika ordusunun savas alanlari Borinage ve Charleroi dolaylaridir. Belçika subaylari kiliçlarini silahsiz madencilerle isçilerin kanina bulayip apoletler kazaniyorlar. Avrupa uluslarinin ulusal ordulari yok, parali askerleri var. Bunlar, kapitalistleri, 10 saatlik maden isçiligine ya da dokumaciliga köle etmek isteyen halkin öfkesine karsi koruyorlar.

Demek, isçi sinifi kemerlerini sikarak, asiri tüketime yazgili kentsoylularin göbegini alabildigine sisirmistir. Kentsoylu sinifi, can sikici çalismasinin acisini çikarmak için, isçi sinifindan, yararli üretime ayrilanlardan çok daha üstün olan isçileri uzaklastirmis, ayirdiklarini da verimsizlige, “üretimsizlige” ve asiri tüketime mahkûm etmistir. Ama, bu yararsiz insan sürüsü, doymak bilmez açgözlülügüne karsin, çalisma dogmasinin aptallastirdigi isçilerin, tüketmeyi düsünmeden, tüketebileceklerin bulunabilecegini de akillarina getirmeden, deliler gibi ürettiklerini tüketemez olmuslardir.

Isçilerin, kendilerini öldürürcesine çalisma ve yokluk içinde sürünerek yasama gibi çilginligi karsisinda, kapitalizmin büyük üretim sorunu üretici bulmak ve onlarin gücünü iki katina çikarmak degil, tüketici bulmak, isteklerini kamçilamak ve onlarda sahte gereksinimler yaratmaktir artik.

Madem soguktan ve açliktan titreyip duran Avrupa isçileri kendi dokuduklari kumaslardan giysi yapmak, ürettikleri saraplari içmek istemiyorlar, o zaman fabrikacilarla açikgözler, saga sola kosusturup, bu ürünleri giyecek ve içecek insanlari aramaya gitmek zorundadirlar. Avrupa'nin her yil, dünyanin dört bir bucaginda, bunlari ne yapacaklarini bilmeyen insanlara sattiklari yüzlerce milyon ve milyar maldir bunlar. (18) Ama kesfedilen kitalar yeterince genis degildir, ayak basilmamis ülkeler gerekmektedir. Avrupali fabrikacilar, gece gündüz Afrika'yi, Sahra Çölü'nü, Sudan demiryolunu düsünüyor; Livingstonelarin, Stanleylerin, Du Chaillularin, Brazzalarin basarilarini kaygiyla izliyor, bu yigit gezginlerin olaganüstü öykülerini, agizlari bir karis açik dinliyorlardi. Ne bilinmez, sasirtici seyler sakliyordu su “Kara derililer kitasi!” Tarlalari fildisleriyle kapli, hindistancevizi yaglariyla dolu irmaklarda kumla karisik altin pullari akmakta, milyonlarca zencinin, Dufaure ve Girardin'in yüzleri gibi çirilçiplak kiçi, örtünmek için pamuklulari, uygarligin erdemlerini ögrenmek için schnaps siselerini ve kutsal kitaplari beklemektedir. Ama, her sey etkisiz ve yetersizdir: Karni tok, sirti pek kentsoylular, sayica üretici sinifi asan usaklar sinifi, bogazlarina kadar Avrupa mallarina bogulan yabanci ve vahsi uluslar; hiç, hiçbir sey, Misir ehramlarindan daha yüksek ve kocaman mal yiginlarini satmayi basaramaz: Avrupa isçilerinin üretkenligi, her türlü tüketim ve savurganliga meydan okuyor. Çilgina dönen üreticiler, isçilerinin düsüncesiz, düzensiz ve sapik tutkularini doyurmak amaciyla hammadde için nereye basvuracaklarini bilemiyorlar hiç. Yün üretilen eyaletlerimizde, yari yariya çürümüs ve kirli paçavralardan, seçimlerde verilen sözler kadar ömürleri olan bezler dokuyorlar. Lyon'da ipek liflerine, basitligini ve dogal esnekligini koruyacak yerde, agirligini artiran mineral tuzlar ekleyerek onu gevreklestirip, pek kullanilmaz duruma sokuyorlar. Ürettigimiz tüm mallar, sürümleri kolay olsun ama çok dayanmasin diye, bile bile üstünkörü yapiliyor. Ürünlerinin nitelikleri dolayisiyla insanligin ilk dönemlerine nasil tas çagi, tunç çagi deniyorsa, bizim çagimiza da kalpazanlar çagi denecektir. Bilgisizler, bizim sofu sanayicilerimizi dalaverecilikle suçluyorlar. Oysa, gerçekte onlari harekete geçiren düsünce, elleri kollari bagli yasamaya katlanamayan isçilere is saglamaktir. Tek dürtüleri insanca bir duygu olan, ama sahteciligi uygulayan fabrikacilara büyük kazançlar saglayan bu davranislar, mallarin niteligi bakimindan çok kötü ve insan gücü savurganliginin tükenmez bir kaynagiysalar da, kentsoylularin insansever becerilerini ve isçilerin o korkunç sapikligini kanitlar. O isçiler ki, çalisma sapikliklarini doyurmak için, sanayicileri vicdanlarinin sesini bastirmaya ve ticari dürüstlük yasalarini çignemeye zorlamaktadirlar.

Bununla birlikte, asiri mal üretimine ve sanayideki sahtecilige karsin, isçiler “Is, is istiyoruz!” diye piyasayi tika basa dolduruyorlar. Sayica çokluklari, tutkularini durduracak yerde, en asiri noktalara vardiriyor. Bir çalisma firsati ortaya çikmayagörsün, üstüne üsüsüyorlar. O zaman, gözleri doysun diye 12, 14 saat çalisma istiyorlar ama, ertesi gün yine kendilerini kaldirimlara atilmis buluyorlar, sapkinliklarini besleyecek hiçbir sey de elde edemeden. Her yil, bütün sanayi dallarinda, mevsimlerin sasmazligiyla birlikte issizlik yeniden gelip çatiyor. Beden için öldürücü olan asiri çalismanin yerini 2 ve 4 aylik tam dinlenme aliyor. Artik ne is var, ne de yiyecek içecek parasi. Madem isçilerin yüregine çalisma sapkinligi ibliscesine çakilip kalmistir, madem kaçinilmaz gereksinimleri bütün öbür dogal içgüdülerini bastiriyor, madem toplumun istedigi çalisma süresi ister istemez hammaddenin tüketimi ve bolluguyla sinirlidir, öyleyse niçin bütün bir yilin isi alti ayda tüketilsin? Niçin yillik çalisma ayni biçimde 12 aya dagitilmasin ve alti ay içinde 12 saatlik bir sindirim güçlügüne ugrayacak yerde, her isçi alti ya da bes saat çalismayla yetinmeye zorlanmasin? Günlük islerinden güvenli olan isçiler, artik birbirlerini kiskanmayacak, birbirinin elinden isini, agzindan ekmegini kapmak için dövüsmeyecek, o zaman, bedence ve ruhça yipranmad an tembellik erdemlerinin tadini çikarmaya baslayacaklardir.

Sapkinliklarinin aptallastirdigi isçiler, herkese is saglanmasi için, su sikintisi çekilen bir gemide oldugu gibi, isin bölüsülmesi geregini kavrayacak zekâya ulasamamislardir. Bununla birlikte, sanayiciler, kapitalist sömürü adina, uzun zamandan beri, çalisma gününün yasal olarak sinirlanmasini istemislerdir. 1860 Meslek Egitimi Komisyonu'nda, Guebwiller bölgesinde Alsace'in en büyük yapimevi sahiplerinden Bay Bourcart, “günde 12 saatlik çalisma çok fazladir, 11 saate indirilmelidir. Cumartesi günleri saat 2'de ise son verilmelidir” diyor ve sunlari ekliyordu: “Ilk bakista harcamalari artirici görünse de, bu önlemin kabulünü salik veririm. Sanayi kurumlarimizda bunu dört yil boyunca denedik ve sonuçtan hosnutuz. Ortalama üretim, azalacagina artmistir.”

“Makineler” adli incelemesinde Bay F. Passy, Belçikali büyük sanayici Bay. M. Ottavaere'in su mektubunu alintiliyor:

“Makinelerimiz, Ingiliz iplik makinelerinin aynisi olmakla birlikte, gerekeni, yani Ingiltere'de günde iki saat daha az çalisan ayni makinelerin ürettigini üretemiyor… Bizler iki saat daha fazla çalisiyoruz. Benim kanim su ki, 13 yerine yalnizca 11 saat çalisirsak, ayni üretimi yapar ve dolayisiyla da daha tutumlu üretebiliriz.” Öte yandan, Bay Leroy-Beaulieu, Belçikali büyük bir fabrikacinin gözlemlerine dayanarak, bir bayram gününe raslayan haftalarda, üretimin normal haftalardakinden asagi düsmedigini ileri sürüyor. (19) Ahlakçilarin saf bulup aldattigi halkin hiçbir zaman yapmayi göze alamadigi seyi bir soylular hükümeti yapti. Fabrikalarda günlük çalisma saatini 11'e indirmenin Ingiliz sanayisi için yikim olacagini bas bas bagiran ugursuz agizli ekonomicilerin ahlak ve sanayiye iliskin görüslerini hiçe sayan Ingiliz hükümeti, siki sikiya uygalanan bir yasayla günde 10 saatten çok çalismayi yasakladi. Peki ne oldu? Ingilizler, eskiden oldugu gibi, sonra da, dünyanin birinci sanayi ulusu olarak kaldi. (20)

Büyük Ingiliz deneyimi ortada, birtakim akilli kapitalistin deneyimi ortada. Bu, insan soyunun üretkenligini güçlendirmek için, çalisma saatlerini azaltma, ödemeleri ve bayramlari artirmak gerektigini su götürmezcesine kanitliyor. Gel gör ki, Fransiz halkinin buna akli yatmis degil. Ama, eger çalismada iki saatlik önemsiz bir azaltma, on yilda Ingiliz üretimini 3'te 1'e yakin oranda artirmissa, günlük yasal çalisma saatinin 3'e indirilmesi, Fransiz üretimine ne denli basdöndürücü bir ilerleme saglar, düsünün bir. Isçiler anlamayacaklar mi ki, asiri ölçüde çalisarak, kendilerinin ve çoluk çocuklarinin gücünü tüketmekteler; tükene tükene vaktinden önce hiç çalisamaz olacaklar; bir tek sapkinliga kendilerini kaptira kaptira aptallasip, artik birer insan taslagina dönüsecekler; o kudurgan çalisma çilginliklarini ha babam ha ayakta tutmak için, kendilerindeki bütün yetileri öldürecekler.

Ne yazik! Arcadia papaganlari gibi ekonomicilerin dediklerini yineleyip duruyorlar: “Çalisalim, ulusal zenginligi artirmak için çalisalim!” diye.

Ey aptallar! Sizler asiri ölçüde çalistiginiz içindir ki, sanayi avadanligi çok yavas gelisiyor. Anirmayi birakin da bir ekonomiciye kulak verin: Çok akilli bir adam degil, birkaç ay önce yitirme mutluluguna erdigimiz Bay L. Reybaud'dur bu:

“Çalisma yöntemlerinde devrim, genel olarak, el emegine göre ayarlanir. Isçiler, yaptiklari isi düsük fiyata sagladiklari sürece, patronlari bol bol onlari simartirlar, gördükleri isler daha pahaliya mal olunca da yüz vermezler onlara” (21).

Kapitalistleri, tahta ve demirden makinelerini gelistermeye zorlamak için, ücretleri artirmak, et ve kemikten olusan makinelerin (yani isçilerin) çalisma saatlerini azaltmak gerekir. Bunu destekleyen kanitlar var mi? Yüzlerce bulunabilir. Iplikçilikte mekik tezgâhi, Manchester'de icat edilip eskisinden daha uzun süre uygulandi.

Amerika'da makine, tarimsal üretimin tüm alanlarini doldurdu, tereyagi üretiminden bugdayin yabani otlardan ayiklanmasina kadar. Niçin? Çünkü, özgür ve tembel olan Amerikali, Fransiz köylüsünün sigirimsi yasamini benimsemektense, bin kez ölmeyi yegler. Anli sanli Fransamizda çok zahmetli, bikkinlik ve yorgunluk yaratmakta essiz olan çiftçilik, Bati Amerika'da açik havada yan gelip tembel tembel pipo tüttürülerek yasanan hos bir vakit geçirme isidir.

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Valla ben değilim bu

Valla ben değilim bu makinalaşan zihinlerin suçlusu, vicdanım rahat ve rahatsızım. Mankafalar nasıl bir kısır döngü içinde olduklarını göremiyorlar. Sahip olmak adına kölelik yapıyorlar beri yandan sahip olduklarından da sıkılıyorlar. Ya da sıkılmaması gerektiği farkediyor ve oyuna farklı bir boyut kazandırıyor. Ah bu zihin aldatmacaları, bu kölelik, bu insan hırsı ve otorite saplantısı, güç ve yönetme çılgınları.
Boğucu, bunaltıcı, sıkıcı, saçma sapan bir düzen bu. Böyle olmadığını düşünmek için eğlenceli unutkanlıklar verselerde yemiyorum o numaraları bu daha da kötü.

Bu iş zor hemde çok zor. İnsanların bağımlılıkları kendi benmerkezcil rahatlıklarıyla bağlantılı. Karmaşık bir konu, birşeyler söylemek de istiyorum yani aklımda bu vahşi düzen ve onun vahşi savunucularıyla ilgili şeyler var ama şimdi gelmiyorlar dilime.

Midemi doyurmak için değil zevk aldığım için, görev, zorunluluk olarak değil eğlendiğim için çalışmak istiyorum.. Ütopya işte:)

İnsanın canlılığını ve üretkenliği yok eden bir sistem. Şu an yaptığım şeyin bile tadını çıkaramıyorum aslında. Sorguladığımda, en derinde 'yapmak zorunda' bırakıldığım gerçeğini görüyorum. Seçemiyorum aslında kurgulananı oynuyorum sanki, sanki seçimmiş gibi de görünebiliyor.

Patronsuz, Dinsiz, Devletsiz bir dünya istiyorum. Eylemsizliğime rağmen :)

"Ürünlerinin nitelikleri

"Ürünlerinin nitelikleri dolayisiyla insanligin ilk dönemlerine nasil tas çagi, tunç çagi deniyorsa, bizim çagimiza da kalpazanlar çagi denecektir."

doğru söze ne denir. Öte yandan "tembellik hakkı'nın ardından gelen bu yazıları ilgiyle okuyorum. Çalışma saatlerinin "hibe tatiller değil de" düzenli olarak daha az saatlere çekilmesinin üretimi olumlu etkileyeceğini düşünüyorum. Fakat yazıda, daha önce tembellik hakkında da bahsi geçen vurgu işçilerin çalışma haklarını düzenleyen yasalarla özgürlüklerinden vazgeçtikleri....bu bir bakıma doğru olabilir ancak ana tanrıçanın bahşettiği mutluluk dönemlerinden, kadınların dans edip sağlıklı çocuklar doğurduğu dönemlere değin "mutluluğun ve özgürlüğün hiç uğramadığı" topluluklar vardı....çocuklar büyük olasılıkla basit fakat döneminde tedavisi olmayan hastalıklar yüzünden ölüyordu..tarihi kapitalizm-üretim odakları ve sınıf çatışmasıyla değerlendirirken sosyo-psikolojik yanına da bakmak gerekir. Paganların dışında anlatılan ve öykünülen mutlu zamanlar bence bir hayal..yani hiç olmadı....insanlık bunu hiç yaşamadı...çünkü insan olmanın absürdlüğü haklarını bir başkasına devretme isteğinin kendiliğindenliğindedir. Bir aslan avlanma hakkından vazgeçmez, bir su samuru suda oynama hakkından...aklından bile geçmez böylesi...işte insan olmanın absürdlüğü...bu minvalden hareketle "tembellik bir su samurunun suda şıpır şıpır oynaması ise"...evet...devredilemez bir hak olduğunu söyleyebilirim.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş