Uykuda Kalan Ruhlar

Efsunn kullanıcısının resmi

İnsan bir hayvanı sevene kadar ruhunun bir parçası uykuda kalır.

Onları doğalarından kopardık, evcilleştireceğiz diyerek şehirlere getirdik. Savaşa ölüme beraber gittik, arabaya sürüp kırbaçladık, sergilemek için kilitledik, eğlendirsin diye dövüştürdük.
Üzerlerine bahis oynadık, yaraladık. Avladık, örtündük.

Laboratuarlarda üzerlerinde deneyler yaptık, türlerini karıştırdık, genleriyle oynadık, katlettik, soylarını tükettik.

Oyuncak diye aldık sıkıldık otoban kenarlarına bıraktık.

Soğuk gecelerde bir tekme de biz vurduk. Kestik internette yayınladık.

Dövdük, vurduk, sakat bıraktık, üzerlerinden arabayla geçtik,

asit döktük, zehirledik. Kaç sene bize dostluk etmiş olursa olsun,

bir gece de sokağa attık. Bebekleri kokar diye soğuğa bıraktık. Barınaklarda üst üste yaşamalarına bile dayanamadık,

uzak ormanlara, ıssız adalara attık, birbirlerini öldürsünler diye…

Cinsi bu olsun, yüzü beyaz olsun, patisi benekli olsun dedik istemedik.

Evdeki yemek artıklarını, ekmek kırıntılarını bile çok gördük.

Ruhlarımız Uykuda!!!

Her gün binlerce şiddet görmüş, aç bırakılmış,

öldürülmüş, sokağa atılmış, tecavüz edilmiş hayvanın haberlerini duyuyoruz.

Merhametsiz, insafsız , insanlığını unutarak “Her hangi bir canlıya şiddet göstermenin sonraki adımının insana şiddet olacağını” da unutarak, Katleden zulmeden bir dünyada yaşıyoruz.

Biz yorgunluğumuzu, üzüntümüzü kendi dilinde şarkılarla unutturan, kuyruğuyla merhaba diyen,

patisiyle uyandıran, gözleriyle konuşan,

başını okşamadan yemek yemeyen,

çok aç olsa da, çok kirli olsa da hep güzel,

yıllarca yoldaşlık, arkadaşlık, bekçilik yapan,

mutlaka kendi dilinde teşekkür eden

CAN DOSTLARINI tanımak, onlarla yaşamak onlardan öğrenmek,

şansına ve fırsatına sahip olanlarız.

Bir kedinin, köpeğin başını okşamadan,

karnını doyurmadan,

sahiplenecekseniz ömür boyu sahipleneceğinize inanarak yuvanızı açmadan,

sokak köpeklerinin bir defa gözlerine bakmadan,

bir güvercinin yavrularını nasıl beslediğini seyretmeden,

dövüştürülmüş yaralı bir pitbull’ un veya horozun,

deney hayvanlarının hikayesini okumadan,

kırbaçlanan bir atın, kafesindeki bir hayvanın,

yaralı fokların,

otobanda yaralı yatanları görmeden,

bir defa barınaklara gitmeden bu dünyadan geçmeyin.

Ruhlarınızı uyandırın!

Kaynak: Zeynep Felix Ergen

Bilgilendirme:

“5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu 01 Temmuz 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Çevre Bakanlığı tarafından uygulama yetkisi 202 sayılı yazısı ile valiliklere verilmiştir. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununun, Yasaklar Bölümünde madde.14-(a) bendinde ”Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, acımasız ve zalimce işlem yapmak, dövmek, aç, susuz bırakmak, aşırı soğuğa ve sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, fiziksel ve psikolojik acı çektirmek yasaktır.”

İnsanlar kendini, doğadaki en akıllı ve en gelişmiş varlık olarak tanılıyorlar ya... Doğada ki, doğanın kurallarına göre yaşayan canlılara da vahşi diyorlar ya... Oysa insanın, doğanın kurallarına göre yaşayan yabani ya da evcil hayvanlardan öğrenecekleri çok şey var..

Senin oyun: None Ortalama: 5 (7 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

U-yanan Ruhlar...

Teşekkürler Efsun...

Geçen sonbahar bahçemdeki andız ağacına üveyikler yuva yaptı. Andız ağacını bu apartmana taşındığımızda dikmiştik. Kuşlar yuva yapacak denli büyümelerini görmek ne güzeldi...

Üveyikler güz piliçlerini çıkardıktan ve onları uçurduktan sonra, bu kış yuvada tek bir yumurta gördüm. Üveyikler iki yumurta yapar ve iki yavru çıkarırlar daima. Tek yumurta epey bir kaldı yuvada. Zavallı yumurta cılk olacak diye endişeye düştüm. Yuvada anaçlar da görünmez olmuşlardı. Şaşkın bir yeni yetme anaç olmalı bu yumurtayı bırakan diye düşündüm.

Bir zaman sonra yuvada bir anacın kuluçkaya çökmüş olduğunu gördüm. Sevindim. Sonra bir yavru göründü anaç kanatlar altında. Anaç çökmeye devam ediyordu ve kışın ortasına denk gelmişti bu yavru. Çok soğuktu hava. Galiba yavruyu üşütmemek için çöküyor olmalı diye düşündüm. Peki gündüz çök gece çök nezaman karnını doyuracak bu anaç diye dertlendim. Karnını doyurmaya gezintiye çıksa yavru üşüyecek... Pencereme kırıntı koydum. Kırıntıları görmesi için biraz pandomim yaptım, eylemimi görmesini sağladım...

Derken bir yumurta daha gördüm. Ama şimdi ya önceki yumurta cılk olduysa ve asla döllenmeyecekse, anaç da onu çıkarmak için yıllarca kuluçkada mı kalacak diye tasalanırken, ikinci yavru da çıktı. İki yavru; biri palaz, biri civciv:) Ama ikisini de uçurmayı başardı anaç üveyik... Pencereme gelip ötüyorlar kendilerince şimdi. Şiir topluyorum onlardan ben de... Onlar yavru çıkarıp ötüyorlar, ben şiir çıkarıp türkü ötüyorum...

Bir yumurtayı bile telef etmedi doğa diye düşündüm... Doğanın çakıl taşı kadarcık yumurtaya verdiği değer ne büyük bir özveriydi...

Bu gün pazartesi. Siteye girdim. Yazını okudum. Huzur buldum. Yanıt yazmak istediğim çok yazı var ama yumurtalarım cılk olmasın, yavrularım üşümesin diye yapmam gereken çok iş var... Onları halletmek için başka yazı yazmayacağım bu gün.
Yazılar neredeyse uzay hızında akar oldu. hatta "etiket bulutumuz" da bir süredir"etiket uzayı" şekline dönüştü... Elektronlara bineli harfler... Yetişmek zorlaştı. Güzel bir yazı görünce yeni başlıklar açmayı ertelese insanlar biraz, "kurbağalar kısır mı kalır" acaba?!... Yeni yazı okunsa biraz... 50-100 kişi okuduktan sonra yeni bir başlığa geçilse... Motor usta öğreticiliği de yapıyorum aynı zamanda ve "sürat felakettir" diyoruz öğrencilerimize... İnsanlık aşırı sürat yapmaya başladı... Uzay otobanında....

Hayvanlıktan kurtulmak için insanlaştık, insanlaşırken de yeryüzünde başka türü olmayan bir şekilde hayvanlaştık... diğer türlerini yok etmekle işe koyulan, sonra da kendi türüne yönelen bir canavara dönüştük. "Şeytan boş kalınca yavrusunun ırzına geçermiş", "ruhları" boşalan ya da "ruhları" uyuyan insanlar da kendi soylarına karşı bunu yapmaya çalışıyorlar... Devrimlerin evlatlarını yemesi de dahil... Bu sorunun çözümü için zaman zaman doğaya dönüp hayvanlara, bitkilere hatta taşlara kayalara bile bakmakta ve onları kürsüye çıkarıp, onların serüvenlerini dinlemekte yarar olduğunu düşünürüm...

Yıllarca yerinde oturup, karşı dağın işine, yaşamına, hayatına hiç burnunu sokmayan bir dağın felsefesini dinleseydik acaba, ne anlatırdı biz insanlara?...

Sürekli alıp alıp başını denizlere akan ırmağın felsefesini birde...
Kök saldığı yerde ömrünü tamam eden bir çam ağacını...

Yazını okurken Afrikalı bilge yamyam geldi usuma. Avrupalı medeniyet soytarısı demiş ya; "biz ikinci dünya savaşında 30 milyon insan öldürdük"/ sormuş yamyam; "Nee?! O kadar insanı nasıl yediniz?"/ "yemedik ki, öldürdük"... daha da şaşırmış yamyam; "Peki yemeyecektiniz de niye öldürdünüz okadar insanı?!"... Kim "vahşi" burada?... Kim "yamyam"?...

Sevgiler toplamı olmalı insan. Doğaya, hayvana, bitkiye, rüzgarın ıslığına, yağmurun ıslaklığına, rengine-ışığına cümle varlıkların, insandan insana sevgilerin toplamı olmalı. Biri eksik ise insan ruhunda ki, -sevgili xenix'in ruh eşi kavramı doğrultusunda; çok eşlidir insan ruhu bana göre; biri eksikse insan ruhunda eşlerin , haydi bilemedin eşlik etmesi gerekenlerin, o insan çıkmıştır insan olmanın yolundan. Ve sevgiler toplamıdır aşk dedikleri. Aşktan İBaRET olmalıdır insan. Sanırım da böyleydi ilk insan. İkincisi onu öldürmek istedi. Üçüncüsü yargıç oldu. Dördüncüsü asker oldu. Beşincisi kral. Altıncısı attı tuttu. Yedincisi yedi bitirdi. Şeytan aldı götürdü, satamadan getirdi.
Bendeniz sözü burda bitirdi....

Teşekkürler Hüseyin

Teşekkürler Hüseyin bey:)
Sevgisiz bir insanın, yaşamı sevebilmesi de mümkün olmuyor sanırım.
İnsanlara muhtaç ve yaşama hakları olan hayvanlara neden kötü davranılır ki?..Ruhsal dengesizliklerini bu şekilde mi bastırıyorlar?
Sokakta yürürken saçma sapan batıl inançları yüzünden kara kediye tekme atan ya da taş atan o kadar çok insan gördüm ki...
Sokaktaki hayvanların kendi yaşam mücadeleri ,hayatta kalma çabaları yetmezmiş gibi, bir de insanlar tarafından aldıkları darbelerle acılar içinde ölen o kadar çok hayvan var ki...
İsteklerini dile getiremeyen bi bebeği düşünün ...Ne verirsek onu alan , gözlerimizin içine bakıp bizden yardım bekleyen bi bebek gibi...

Çin'de bir hayvanat bahçesinde annesi tarafından terkedilerek tam ölmeye yatmış halde bulunan minik 3 aylık şempanze yavrusu bakıma alınmış.
Yedirip içirmişler... Sarıp sarmalamışlar... Kendine getirmeye çalışmışlar...
Minik şempanze fizyolojik olarak toparlanabilmeyi başarmış ancak ne yapılırsa yapılsın annesinden uzak ve sevgisiz kaldığından mıdır ne
bir türlü ruhen canlandırılamamış...

Ve günün birinde bakıldığı kafesin üzerine mucizevi şekilde bir güvercin gelmiş veeee....
Yavru maymunun şimdi tek dostu hatta ve hatta annesi bu beyaz güvercin oluvermiş...
Onun ruhen kurtuluşu da bu olmuş...

Aslında fazla söze de gerek yok... Yukarıdaki fotoğraf sevgiyi çok güzel anlatıyor zaten...

Çok güzel fotoğraf. Bu

Çok güzel fotoğraf. Bu güzel manzaranın tadını bozmamak için felsefik yorumuna girmek istemiyorum. Burada güvercinin sevgisini yüceltebiliriz. Muhtaç olduğu için seven gerçekten seviyor mudur? Annelerimizi çok severiz, çünkü onlar her koşulda ve her zaman yanımızdadır. Her zaman da yanımızda olacaklarını biliriz. Onların bizi çok sevdiğini bildiğimiz için onları çok severiz. Bizi sevip sevmediğinden emin olmadığımız bir varlığı sevmek bu kadar kolay olmuyor. Konuya girelim. :) Bize muhtaç olduğunu düşündüğümüz için sevmek de aynı derecede sağlıklı bir yaklaşım olmayabilir. Ben eskiden kedileri sevmezdim. Çünkü bana hiç minnet etmezlerdi. Sevmek istediğimde gelmezdi. Kendisi sevilmek isterse gelirdi. Bir köpeğe yemek verdiğimde ise sürekli etrafımda hoplayıp zıplayarak kuyruk sallaması hoşuma giderdi. Bunun için köpekleri sevdim. Sonra güvercinleri sevdim. Kafesleri için bütün paramı harcayarak çimento, tuğla, tahta, mader, ıvır zıvır alıp inşaatçılık oynayarak büyük bir kafes yaptım. Özgürce girip çıkabilmeleri için arka tarafına 7/24 açık olacak olan küçük bir kapı yaptım. Sınırsız buğday ve su koydum. Kedi ya da gelincik yememesi için bahçemizdeki kayısı ağacını alüminyumla kapladım (kedilerin tırnakları batmadığından çıkamıyorlardı.) O da yetmedi hırsız çıkmasın diye dikenli tellerle sardım dallarını. Ön kapısını büyük yaptım ki kendim de girip oturuyor, saatlercce onları izliyordum. Onları elime alıp öpüyor okşuyordum. (Onları avucuma almak istediğimde elimi gagalıyorlardı. Evcil güvercinler bunu yapıyor, diğerleri kafesin içinde deli gibi kaçışıyorlardı) Fakat bir sorun vardı. Bu kadar fedakarlık yapıp sevdiğim güvercinler, ben çatıya çıktığımda yanıma gelmiyorlardı. Evimizde tek katlı müstakil bir ev olduğundan, sürekli 3 katlı komşu binanın tepesinde ya da yandaki caminin kubbebsindeydiler. Güvercin besleyen arkadaşlarıma sorduğumda onları aç bırak. Geldiğinde hepsi başına üşüşecektir dediler. Dediklerini yaptım ve aynen de öyle oldu. Zamanla elimde buğday olmasa bile yere buğday serpiyormuş gibi davrandığımda hepsi gelmeye başlamıştı. Daha sonra beni gördüklerinde de hemen soluğu yanımda alıyorlardı. Bunun hoş bir şey olmadığının idrakinde olmasam da zamanla rahatsız olup yine sınırsız buğday ve su imkanı sağlayarak onları serbest bıraktım. Belki de o yüzden, herkesin "sakın alma, çok damar bir kuştur. Sahibi kaç kez sattı geri geldi. Parasını da iade etmedi" diye uyarıldığım ama satın aldığım kuşların hiç birisi kendi kafeslerine geri dönmediler. Benim sattıklarımsa her seferinde geri döndüler ve geri verdim. En sonunda paralarını geri vererek geri almak zorunda kaldım. Birisi hariç. O ilk seferinde bantlı kanatlarla gelmişti. İkincisinde büyük tüyleri yolunmuş olarak geldi. Sonuncu denemesinde kanatları tamamen yolunmuş vaziyette yola çıkmış ve yolda can vermiş. Şimdi bile bunu yazarken gözlerim doldu, boğazım düğümlendi. Yaşlardan klavyeyi göremiyorum. İlk iki denemesinden sonra tekrar geri vermediğim için kendimi uzun süre affetmemiştim. Satma nedenimde uyumsuz bir kuş olmasıydı. Bir türlü eşleşecek dişi beğenememişti. Zaten tipi de güvercinden çok baykuşa benzediğinden adı baykuştu. Öyle bir güvercin bir daha hiç görmedim. Ben onu yeterince sevemedim ve bu onun ölümüne neden oldu.
Özgürlüğünü bu kadar çok sevdiğini bilmiyordum.

Demek ki sevgi özgür bırakmak, muhtaç kılmamakla geliyormuş. Hayvanları sevemeyişimizin nedenlerinden birisi de bunu anlayamadığımız gerçeği olabilir.. Bunu acı deneyimler yaşamadan da anlayabilecek kapasiteye sahip olduğumuzu düşünüyorum…

Kedilerden biri siyah beyaz,

Kedilerden biri siyah beyaz, adı Anthuan, burnu simsiyah... Sürekli aşağı kapıdan girip çıkıyor eve.

Diğeri beyaz, Pinky.. sırtında siyah ve bal rengi baklava dilimleri.. çıkışı Anthuan'la aynı, alt kapıdan yani, ama girişte sürekli yukarı kapıyı kullanıyor nedense.

Üçüncüsüyse benim epilepsili... Pinky'yle tanışana kadar akıllı uslu bişeydi, ama o günden sonra psikopata bağladı... Ne yapsam değişmiyor, gece gündüz beyaz baklavanın peşinde... Ve o da öğrenmiş, sabahları aşağı kapıdan dışarı çıkıyor ya Pinky... panjuru açıyorum her sabah, istisnasız orda... Camın önünde... bekliyor... her sabah, ama her sabah.. almış pozisyonunu pusuda.. E dışarı çıkıcan illaaa... modunda mı desem, öyle bişi işte:) Önce bu psikopatı kovalıyorum çaresiz, koşmasını da beceremiyor ya... arka bacaklar spastik... normal yürürse sarhoş, hızlanırsa at gibi maşallah..

Akşam oluyor sonra, iş dönüşü çık merdivenleri... Aaaa, bu kez de üst kapıda pusuda.. E burdan giricen nasılsa:)

Sabır:)

"İnsan bir hayvanı sevene kadar ruhunun bir parçası uykuda kalır."

Sevdim bu cümleyi...

Peki ya islamiyet ne der bu hususta? Evde hayvan beslemek caiz midir?

Evde köpek beslemek caiz midir?

Melek giremiyorsa, azrail de giremez. O zaman, köpek olan evde kimse öl(e)mez. ee, n'olacak şimdi?
:))

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş