GeCe'ye........
“Artık yazmayacağım” demiştim kendi kendime...
Öyle uzak bir yerdesin ki ve ben senden öylesine ayrı düştüm ki, “Susmak gerek” diyordum; “Susmalı!”
Kulağımı yalayan sözcüklerinin bütün kalelerimi yerle bir edeceğini bilememişim.
Bunca zamandan sonra, sana yazmadığım günlerde yaşananlardan sonra, hele de sen hiç bana yazmamışken...
Peki ama neden yazdın Gecem?!
Bu soru beynimin kıvrımlarında dolaşıyor şimdilerde...
Yanıtını içinde taşıyan sorulardan biri bu...
Çalışma masamın üzerinde duran yanıta kıpırtılarla bakıyorum şu an...
Zor zamanlardı Gecem...
Zor günler beni kollarına sığınmaya iterken ve sen dokunamayacağım kadar uzaklardayken, ve ben gözlerimi kapatıp tüm mesafeleri yok sayarak sana uzanmışken, öylece içimde buluvermiştim kendimi... Gözlerimi açtığımda kollarım sarmaş, bedenim dolaşmıştı yine; yine; yine kendime... Senli sensizliklere alışkındım aslında. Ama bu dolaşmışlıklara alışamadım; alışamıyorum hala.
Ve sen Gecem...
Zor günler geçiriyordun sen de... Mağrur bir yalnızlığı örüyordun her gece uzandığında... Gündüz yapamazdın biliyorum. Gün; sana ait olmadı ki hiç! Her gece ilmek ilmek ördüğünün içinden çıkmakta zorlandın sonra... Örüntünün içine beni de hapsettiğini bilemedim ben... Çünkü bilemeyecek kadar dolaşmıştım kendime...
Suskunun kolları çok uzundu Gecem!
Çok geç anladım bunu...
Ve yazmayacaktım işte!
Oysa sen yazdın. Tam da dolaşmışlıklarımın ortasındayken ben ve tam da örüntünün içindeyken sen....
Birbirimizi en son gördüğümüz günü hatırlıyorsun değil mi sen de?
Hiç de yağmur havası yokken nasıl da çisil çisil olmuştu gün.
İçindeki yangına rağmen titreyen bardağa sarılmıştım ardından bakarken... Dudağım bardağın ateşiyle yangın yeriyken gözlerim seninle sokaktı o gün...
Yazdıklarını okurken o günü hatırladım; gidişine yüklediğim özlemi duyumsadım yine...
“Seni özledim” demek bu kadar mı zordu be Gecem?!
Onsekizinde delikanlıydı sanki sözcüklerin...
Mektubunda “Çınarın gölgesi çok özledi seni” demişsin; “Her gidişimde bana seni soruyor. Yokluğunu her duyduğunda bir yaprak daha çalıyor çınardan; kendisini ışıkla tüketiyor. O yapraklardan birini yolluyorum sana..”
Özleminden sakınmasan ya kendini!
Öykümün arasına koydum o yaprağı Gecem....
Buram buram hasret kokacak artık.
Öyküm ne kadar dayanabilir buna bilmiyorum ama...
O da benim gibi sakınımsız çünkü...
Bak bir de artık yazmıyordum ben sana...
İyi ki yazmıyordum değil mi?!
Ya yazsaydım ne olacaktı bu mektubun hali sonra?!
Susma zamanıdır şimdi...
Bir çınar yaprağına karşılık bir çift göz gönderiyorum sana....
Suskunun kollarının uzandığı anlardan birinde çekildi bu resim....
Asıl mektup orada Gecem!
Beni özleyen çınarın gölgesinde oku onu...
Bir de sıcak çay söyle kendine...
Eğer, yaprak çalmazsa o gün çınarın gölgesi, ben gülümserim burada...
Bir de çay yaparım kendime...
Sen, ben, çınarın gölgesi...
Gelecek zamanlardan aşırılmış bir şimdi’de yudumlarız birlikte çaylarımızı...
....Gün yazdı....
- MoRGaNa ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 465 defa okundu

Sibel Atasoy
özlemek
bu duyguları yaşamak güzeldir
hayatın içini doldurmak güzeldir
coşkuyu coşunca yaşamak güzeldir
özlemek güzeldir be Gece'm
Yeni yorum gönder