kOKu
BeÅŸ duyudan bahsedilir hep.
Hakkında binlerce şey yazılmıştır.
Herkes için baskın bir duyu vardır sanırım.
"Koku alma duyusu" benim baskınım :)))
Her evin bir kokusu vardır.
Orada yaşayan insanlarla ilgili milyonlarca şey fısıldar kulağıma.
Kitapların kokusu vardır.
Ve ben koklayarak alanlardanım.
Sokakların kokusu vardır.
Hatta kentlerin kokuları da farklıdır birbirlerinden.
Duyguların da kokuları vardır.
En azından ben alıyorum.
Anılara asılmıştır kokular.
Burnunuza bir yerlerden değdiği andan çekmecelerden fırlar tetiklediği anı öbekcikleri.
Saçılanlar arasında kaybolmak işten bile değildir.
Ve tabii insanların kokuları...
Burun asla yanılmaz.
Ve aldığı kokuyu sevmişse eğer ötesi yoktur.
- MoRGaNa ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1365 defa okundu

Sibel Atasoy
takip :)
bir koku anımı paylaşayım yeri gelmişken..
eski iÅŸyerim bir ticaret merkezindeydi.
kapının önüne çıktığınızda sokağı göremediğiniz türden bir yer.
ama nedense hava almak için yine de kapının önüne çıkarsınız işte..
böyle hava alma amacıyla kapının önüne çıktığım sırada önümden bir adam geçti.
o geçti lakin sürdüğü parfüm geldi burnuma yapıştı.
o zamanlar (aslında hala) o parfüme karşı nedenini bilemediğim bir çekim hissediyordum.
ve adamın arkasından yürümeye başladım.
asansörün yanına gitti ben de peşinden :)
asansöre bindi ben de peşinden :)
onunla birlikte üst kata çıktım. sonra o asansörden indi. ben de kendi katıma geri döndüm.
bir yandan da deli gibi kokuyu içime çekiyordum :)))
reklam filmi çekseler "hadi canım abartmayın" denecek bir durum.
yaşadım, gördüm, oluyormuş :)))
piÅŸman deÄŸilim :)
Ne güzel samimi ve
Ne güzel samimi ve kaygısız paylaşım. Böylelerini görmek güzel. Güzel bir burnun varmış. :) O parfümün markasınıda yazsaydın iyi olurdu... ))
Koku,ya uyarıcı ya da
Koku,ya uyarıcı ya da uzaklaştırcıdır:)
Beyin kıvrımlarımızla, duygularımız arasındaki yolu altüst eden bu "koku" özeldir.
Yazı başlığını okuduğumda ''koku'' Filmini anımsadım:)Koku için insan,azılı bir katil bile olabiliyor:))
Grenouille, kokulara karşı inanılmaz bir duyarlılığı olan ama bunun haricinde hiçbir duyusunun gelişmemiş olduğu çok ilginç bir adamdır. İstediği kokuları elde edebilmek için her türlü çılgınlığı yapmaya hazırdır; cinayet işlemek de dahil...
Az da olsa koku salan herşeyin ve herkesin kokusunu alabilen bu sıradışı ve dahi karakter, bir gün kendi kokusunun olmadığını anladığında hayatının tüm anlamını yitirir. Bu 'hayati' önemdeki eksikliğini giderebilmenin tek yolunun, kendisine insanmış izlenimi verebilecek kokular üretip sürmesi olduğunu düşünür. İnsan kokuları yaratabilmek için de insanlara ihtiyacı vardır.
patrick süskind
sevgili masal..
yine deli kitaplardan biri bahsettiÄŸin.
filmini de izledim ama kitabından daha fazla etkilenmiştim okurken..
hatırlatma için teşekkürler :)
ve toruk :)))
parfümün adını reklama girmesin diye yazmadım :))))
:)))))
tek koku takipçisi ben değilmişim demek ki :)))))))
vallahi birleÅŸsek parti
vallahi birleşsek parti bile kurarız bence :)))
Kokunun, direkt olarak
Kokunun, direkt olarak kalbin atış ritmini yönlendiren uyarıcı etkisini düşününce..
Takip de kaçınılmaz oluyor sanırım:))
Sinestezi, istemsiz
Sinestezi, istemsiz yoğunlaşma sonucu ortaya çıkan belirgin canlı ve güçlü duyusal deneyimdir.insanlardan bazıları renkleri yalnızca görmekle kalmıyor, aynı zamanda işitebiliyor ve koklayabiliyor. Beyinlerinin içinde ağırlıklarını hissedebiliyor.
Gözlerini yumdukları zaman, işittikleri müziğin ses tonları, onların gözleri önünde renklere ya da kokulara dönüşüyor. Nedeni hâlâ bilinmiyor. Bu yeteneğin kaç insanda bulunduğu bile henüz kesin değil. Kesin olan şey, kadınlarda erkeklerden daha fazla rastlandığı imiş. Bunun nedenide sanırım östrejen hormonu olsa gerek:)))
Sinestezi yeteneğine sahip olan kişiler, renkleri işitebiliyorlar, duyuları koku olarak algılayabiliyorlar.
Bazı insanlar şekilleri lezzet olarak algılarlar; tam tersine, lezzeti şekil olarak algılayanlar da var. Bazı kişilerin beyni, kokuyla renk arasında ilişki kurabiliyor. Pek ender karşılaşılsa da, bazı insanlarda bütün duyu kanalları birbiriyle bağlantılı olabiliyor. Bu kişilerin beyni, her sese bir renk, bir şekil ve bir lezzet nadirende koku katıyor. Sinestezi yeteneğine sahip olan kişilerin, kendilerine özgü renkli görüntüleri, kokuları vardır. Eğer ilginizi çekiyorsa Adam Fawerin ''Empati'' kitabını öneririm. Hatta burada okumayı bitirdikten sonra özetleyip tartışabiliriz.
sevgili Medisis
Doğal bir yetenek olarak bu özellik bende var. O yüzden insanları daha başka boyutlarda da görebiliyorum.
Empati
Adam Fawer'ın "olasılıksız"ını okudum henüz "empati"yi okumadım.
okuyan vardır ama mutlaka...
paylaşırlarsa sevinirim.
kokuyla aramdaki bağ sinestezi olarak görülebilir mi bilemiyorum.
ama sanki sinestezi dediÄŸin daha yoÄŸun bir ÅŸey.
ben kentlerin kokusunu alırım mesela...
o kokudan yaşam hikayelerini görebiliyorum/algılayabiliyorum.
kentler de bireysel duygulanım içerisindeler.
tuhaf.
deprem sonrası, bazı yerlerden geçerken çok zorlandığımı itiraf etmeliyim.
bahsettiğim hemen sonrası değil, ki o zamanlar daha da korkunçtu.
bahsettiğim 5-6 sene sonrası...
ve hala aynı ölüm kokusunu duymak mümkündü.
ve çokça da acı...
gumanji belki bahsedebilir biraz...
sanırım onun hissettikleri senin bahsettiğinle aynı...
Biliyorum sevgili gumanji ve
Biliyorum sevgili gumanji ve sizi takdir ediyorum. Nedenmi? Bu gibi yeteneklere sahip olan insanlar sosyal hayatında uyum problemi yaşamaktalar ama siz bunu da aşmışsınız.
Sevgili morgana aslında hepimizde biraz sinestezik durumlar olabiliyor. Sanırım çok ileri seviyelerde oluşması durumunda tam bir sinestezik olunduğu söylenebilir. Empatiyi de okuyun derim. Olasılıksızdan daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Ben pek kitap okumam
Sevgili Medisis,
Bahsettiğin kitapları biliyorum ama okuduğum söylenemez. Biraz şizofrenik açılımlar sağladığını duydum. Matemetiksel sorgulamalar sağlıyormuş zihinde. Sürekli tekrarlı ve kafiyeli konuşanlara şüphe ile bakmaya başladım. Bir de hayatı bir nesneye -zara- endekslemek bana çok saçma geldi.
Dediğin şöyle doğru; zihinsel sınırları aşkın kişiler çevrelerini 5 duyunun ötesi ile görmeye (görmeye tırnak içinde) başlıyorlar. Bu durum kişiyi şizofrenik alanlara açıyor. Sakıncalı durum bu tabi ki. Hangi noktada sınır aşılır, bu muğlak.
Tabi, olayı avantaj ve dezavantajları açısından değerlendirmek gerek. Us yarılması yaşandığında, dünya ötesi alanlardan sinyaller alınmaya başlanıyor. Bir ayağımızın mutlaka dünyaya basıyor olması lazım. Aksi taktirde zihinsel algılarımız, zihinsel işleyişimiz bize dünyasal "delilik" yaşatabilir.
Koku, renk, ses, dokunma birer port olarak DDA gölgesinden bize veriler taşıyabilir.
Yeni yorum gönder