Seni istemiyorum!
Seni istemiyorum. Çünkü; Bağlılık istemiyorum. "ya kimlere verdin avuclarini?" demek istemiyorum. Kendimden geçip, sende varolmak istemiyorum. Seni hayatımın merkezine koyup,
etrafında uydu gibi dönmek istemiyorum. Gözlerinde kaybolmak istemiyorum. Seni ise deli gibi istiyorum...
- Toruk Makto ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2334 defa okundu

Sibel Atasoy

isteyip istememek önemli değil
bana çok basit görünen birşey var bu yazıda, hem onu isteyip hem de istemiyorsan, kendini değiştir, istemediğin şeyleri yapmayacak biri ol, ama o zaman onu isteyen sen de değişmiş olacağından onuda istememeye de başlayabilirsin :)))
bazı şeyler için seçenekler mevcut değildir, bir portakal alacaksan bunun turuncu ve yuvarlak olacağını da bilirsin, hem portakal isteyip hemde turuncu olmasından rahatsız oluyorsan portakal yerine başka bir meyve seçmelisin.
sadece "partner" aranıyor
sadece "partner" aranıyor gibi geldi bana...
Önemli olan neyi anlatmak
Önemli olan neyi anlatmak istediğim değil, okuyanın neyi anladığıdır. Bu anlamda haklısın uğurböceği. Öyle bir açmazda olan kişi için tespitin ve önerilerin doğru.
Şu bağlılık üzerine biraz konuşalım.Bunu anlatabilmek adına bir replik paylaşmak istiyorum.
Star Wars Episode II Attack of the Clones filminden alıntıdır.
"Anakin SKYWALKER: Hayatını Jedi'lara adamak istediğin yere gidememek,dilediğini yapamamak zordur. Ya da sevdiklerimle olamamak.
Senator AMİDALA: Sevmene izin var mı? Bir Jedi
için bu yasak sanıyordum.
Anakin SKYWALKER: BaÄŸlanmak yasak. Sahip olmak yasak.
Sevecenlik ki, kayıtsız şart-
sız aşk diye tanımlıyorum...
..Jedi hayatının merkezidir.
Yani aşk için yüreklendiril-
diğimizi söyleyebiliriz."
Morgana, içeriği
Morgana, içeriği göndermeden önce nasıl anlaşılır diye düşünmedim. Hissettiğim gibi gönderdim. Sonra okuduğumda yanlış anlaşılabileceğinide düşündüm ama müdahale etmedim. Bahsetmek istediğim acısız bir aşktı. Bütün bu yörüngeden kaymaların olmadığı, dengeli bir aşk mümkün mü? Belki bilen vardır...
acılı aşk olayı bana
acılı aşk olayı bana hitap etmiyor zaten.
saçma geliyor.
aşk hali dediğimiz halin içeriği bambaşkadır. (bence diyelim kavga çıkmasın)
dengeli olmak değil gibi geliyor karşılığı, çünkü aynı zamanda dengesizlik halidir.
dengeli aşk mümkün müdür bilmiyorum açıkcası.
o konuyu bilen varsa aydınlatır bizi artık.
Krishnamurti biliyordu ama
Krishnamurti biliyordu ama açıkça söylemedi. Bende anlayamadım belki tam. Anakin Skywalkerda böyle dedi ama sonra yaptıkları malum. Bir günlüğüne, üç günlüğüne falan becerebiliyorumda hayatın merkezinde tutup, kalbini parçalamamasını sağlamanın bir yolunu henüz bulamadım.
Krishnamurti, "ailesini bağlı biri sevmek ne demek bilmiyordur" der. Bağlılık meselesi çok önemli. Deneyimlemiş birisi mutlaka olmalı...
Toruk bence sen sevilmek
Toruk bence sen sevilmek istiyorsun,ve bunu (bu eksikliği) çok da önemsemek istemediğin halde önemser olduğunu farketmekten tedirginlik duyuyorsun. Aslında bence sen ne istediğini bilmiyorsun, istemediklerini biliyorsun ama bu ne istediğini tarif etmeye yetmiyor. Ve son bir şey daha, bence sen aslında ne istediğini de biliyorsun.
acılı
aşkın acılı olması gerekmiyor
bir sevdadır aşk
duygular selidir
yoğun duygulanımdır
elbet bir odak ister
beraber yaÅŸanacak bir eÅŸ ister
bunun adını "partner" olarak koymak ne derece doğru
bir duygu paylaşımı söz konusu
partnerli ya da partnersiz
bedenimizin ve alt-benliğimizin arzularıdır bereberlik
bu ilişkilerin hangi aşamada bağlılıktan
bağımlılığa geçeceği elimizde olan bir durum değildir
tiryakilik yaratan bir duygudur ZEVK
bir zaman sonra eksikliÄŸi
noksanlığı
yoksunluğu baskın çıkar
işte o aşamada, sevdiğin için mi berabersin,
bağımlı olduğun için mi berabersin
karışır birbirine
varlığı, zevkin yanısıra ağırlığını da getiriyorsa
ya kabullenmek lazım
ya da silkinip atmak
gene de ısmarlama olmaz AŞK
gelip yapışırsa benliğimize
ondan kaçış da olmaz
İşte en büyük tuzak, bir
İşte en büyük tuzak, bir kez bağımlılıklardan kurtulduğunuz anda aslında daha çok bağımlı olma durumuna düşebilirsiniz.:)))
Gamaro, bahsettiklerinden
Gamaro, bahsettiklerinden etkilendim. Teşekkür ederim. Bende onu tanımlamaya çalışıyorum. Bildiğimi düşündüğün şey gerçektir umarım... :)
Çetrefil, bağlılık ve bağımlılık diye ayırmıyorum. İkiside farksız benim gözümde. İyi bir yere götürdüklerini sanmıyorum.
Bunlar olmadığında, sadece partner ve zevk kavramlarının kaldığını söylemek istiyorsunuz sanırım. Geriye sadece bu kalıyorsa; ben bunuda istemiyorum...
Psişik olağanüstü hal
Psişik olağanüstü hal ilanlarını biraz askıya al o zaman sevgili Toruk:)
Ve sonra çek önüne bir kağıt ve yaz,süssüz,imgesiz,sıfatsız..ve çirkinliğinden korkma yazacağın cümlenin, ve sonra sil, ama bil..hepimizin evinde perde var, ayıp değil.
itiraz ediyorum Sn. Toruk;
Bağlılık ve bağımlılık nasıl farksız olabilir, birinde mecburiyet diğerinde seçim var. İkisi iyi yere götürür mü götürmez mi tamamen kişisel bir bakış açısıdır, bana göre iyi olan sana göre kötü olabilir.
Bütün bunları ilişki için yazıyorsak, bir ilişkiden bağlılık ve bağımlılık ı çıkardığında sadece partner ve zevk kalır bakış açısını pek sığ buldum. Bence özgürlük kalır ki geriye, bu bağımlılık ve bağlılık ağırlıklarından azade tamamen hafiflemiş bir durumdur. İşte bu hafiflikte, tüketmeden, tükenmeden, birbirine sahip olmadan, sadece kendin olarak bu ilişkinin içinde yer alabileceğin yeni bir durumu getirir ki, bence tadından yenmez :P
Ayıramaki birbirinden
Ayıramaki birbirinden gamaro. Psişik hal, bedensel hal. hepsi aynı şey olmalı.
Şemsin kırk kuralından;
"Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk’ın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde.."
Acısız aşkı bulup, onu yaşayacak değilim. Düşünce tarzımı nasıl değiştireyimki; merkezinde olmama rağmen parçalanmayayım...
İtirazınız reddedildi :)
şunumu anlıyoruz?
bağlılık: içinde aşk, sevgi olan birarada olma hali
bağımlılık: aşk, sevgi olmadan birarada olma hali.
Ne farkederki. Sonuçta hep biraradalık hali var.
İkinci paragrafta yazdıklarını onaylıyorum ama bağlılık varsa eğer orada yazdıkların olmayacaktır.
Star Wars'tan yaptığım alıntıdan ne anlamıştım?
BaÄŸlanmak yasak. Sahip olmak yasak.
Düşündüm ki bu Jedi'lar evrenin bilmemneresinde birine aşık oluyor. Aynı uzun yol denizcileri gibi. Başka biryerinde göreve gidincede orada birilerine aşık oluyor. Her limanda bir sevgili gibi. Bu düşünce tarzı bana sığ gelmişti. Galiba sende böyle anladın uğurböceği.
Sonra tekrar düşündüm. Her limanda bir sevgili değilde, aşık olunan limandaki sevgilinin aşkıyla evreni arşınlıyorsa bu Jedi'lar. O zaman çok acıklı bir durum olmalı.
""ya kimlere verdin avuclarini?" demek istemiyorum." demiÅŸtim.
Evrenin biryerinde, evreni kurtarmaya çalışırken, aşık olduğum neler yapıyor? Bana sadık kalıyor mu? Bir başkası yerimi almışmıdır? vb. soru soruyorlar mı? Kıskanıyorlar mı? Bunların cevabı nedir?
Bağlı olmamak, kıskanmamakla aynı şeymidir?
Kıskanıyorsan, bağlımısındır?
Kolay değil bilinenden özgürleşmek.
Anadoluda eşini kıskanmayana ne derler bilirsiniz.
Kelebeğe dönüşmek sancılı oluyor.
Bana biri gerçeği söylesin...
tırtıl a :))
Bağlılık, sonsuza kadar bir arada olmaya söz vermezsin, ama bir aradayken de bağlı olduğunu bilerek hareket edersin, artık bağlı olmak istemediğinde seni buna zorlayan hiç birşey yoktur, yani özünde özgür iradeyle seçilmiştir bağlılık durumu ve değişebilir.
Bağımlılık, tamamen kopuk bir haldir ki bence insanın gerçekten kör olmasından daha derin bir körlük içerir, başlangıcı nasıl olursa olsun, bağımlılık durumunda bir özgür irade durumu söz konusu değildir.
Senin itirazın bağlılık yada bağımlılığa değil, "bir arada olma" haline sanıyorum :))
Eğer bir Jedi isen durum farlı olabilir tabi. Yani yapman gereken bir görev varsa ve asıl bağlılığın bu göreveyse, görevle arana girebilecek her türlü bağlılığa da sahipliğe de izin vermemelisin. Eğer bir savaşçıysan savaşçı gibi yaşarsın!
"Kimlere verdin avuçlarını?" merakı-sorusu oluşuyorsa, zaten bir yerde bir yanlışlık vardır, karşılıklı bir güven ve bağlılık durumu varsa, o avucun kimseye verilmeyeceği bilinir, bilinmiyorsa, yada bilindiği halde bu meraka gem vurulamıyorsa, zaten olay sahiplik kısmına doğru geçmiştir ve o tüketmeden tüketilmeden yaşanma sürecini bozmaya başlamıştır.
Bağlı olmamak kıskanmamayı getirir mi, bence bağlılık da kıskanmamayı getirir, neden kıskanır insan, sahip olamadığı, kontrol edemediği için mi? ,Oysa sahip olabileceğin de kontrol edebileceğin de bir durum yoktur ikili ilişkilerde.
Sadece yürürsün birlikte, ne onu seninle birlikte daha uzun yürümeye zorlayabilirsin, ne de hep aynı yola gitmeye.
Kıskançlık, aynen kumu avuçlamaya benzer, sen ne kadar sıkarsan sık avcunu o akacak yer bulur, sonunda avucunda bir kaç kum tanesi kalır, oysa elini açık tutsan daha çok fazla kumun olur.
yes master
tırtıldan uğurböceğine selamlar. :)
Oldukça doyurucu bir cevaptı.
"Eğer bir Jedi isen durum farlı olabilir tabi. Yani yapman gereken bir görev varsa ve asıl bağlılığın bu göreveyse, görevle arana girebilecek her türlü bağlılığa da sahipliğe de izin vermemelisin. Eğer bir savaşçıysan savaşçı gibi yaşarsın! "
AÅŸk maÅŸk senin neyine diyorsun yani. :)
"Sadece yürürsün birlikte, ne onu seninle birlikte daha uzun yürümeye zorlayabilirsin, ne de hep aynı yola gitmeye."
Sonuçta bir yol ayrımından bahsediliyor. Yolları ayırmak mıdır bilgelik? Yani ya ilişki vardır. Ya da platonik sevda öyle mi?
Avuçları başkasının ellerinde olan birine hala aşık olmak başka bir şeyle ifade edilemiyor sanırım. Tamam, platonik aşık tırtılın daha çok hoşuna gider. Mezhebi geniş aşık uymadı :)
baÅŸka sorum yok. :)
:))
Aşk meşk senin neyine demek benim haddime düşmez, ama portakal olsun ama mavi olsun gibi bir durum yoktur, bazı temel şeyler vardır (herkese göre değişir) bu temellerin etrafına yerleştirirsin diğer seçenekleri, yani öncelik Jedi olmak ise, diğer her şey buna göre şekillenir. Eğer Jedi isen ve diğer şeylerin ikinci planda olmasından rahatsızsan, Jedi olmak kararına tekrar bakmak gerekir, insan değişir. Jedi olma kararı da değişebilir.
Yol ayrımı mutlak sonuç değildir, ama sıklıkla karşılaşılan bir şeydir. Yolları ille ayırmak değil, ama yolların ayrılma zamanı geldiğinde ısrarcı olmamak bilgelik olabilir. (Uydurduğumun farkında olduğunu varsayıyorum :P)
Platonik sevda garip bir şey, Marks amcanın bir sözü vardı, bence buraya uyar… hmm buldum, şöyle diyor ;
Karşılığında sevgi uyandırmadan seviyorsanız, yani sevgi olarak sevginiz karşılığında sevgi yaratmıyorsa, seven bir kişi olarak dışavurumunuzla kendinizi sevilen bir kişi yapamıyorsanız, sevginiz güçsüzdür, bir talihsizliktir.
Biraz sert değil mi?, belki üzücü bile, platonik aşk da üzücüdür bence :)
Çok uzattım :) oyun oynamaya gidiyorum :P
"BaÄŸlanmak yasak. Sahip
sevgili makto,
öyle bir beraberlik düşün ki, içeriğinde sahip olmak ve bağlanmak olmasın
bunun düz bir alış verişten farkı yok
duygusal bir içeriği yok
sevda ve tutku yok
birlikte yaÅŸamak yok
ifrat ve tefrit'de bir uçtan kaçarken diğerine yakalanmayalım
bağımlılıktan kaçarken
tam bir serbestliğe yelken açamayız
elbet insan sevdiÄŸini sahiplenmeli,
çünkü, ortada bir birliktelik var ve
ortak bir yaÅŸam var
yolları ayırmak bilgelik değildir
sevgi emek ister
ve özen
sevdiğin kişiye ilgi ve duyarlılık ister
yoksa, en yakın duraktan dönmek aşk değildir
Değerli yorumlarınız
Değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Gerçekten hem keyif aldım, hem de çok faydalandım. Sizi danışman olrak değil, dost olarak gördüğümüde eklemek istiyorum. Yanlış bir anlaşılma olmasın.
kitap
tabi yavrucum,
bunca yılın deneyimi var ne de olsa
artık insanların gönüllerini kitap gibi okuyabiliyorum
bu bir yetenek deÄŸil
yılların verdiği bir meleke
ben de seni candan bir dost belledim
aynı paylaşım keyfini ben de alıyorum
insanlara deneyimlerimi aktarmak bir zevk
onların mutluluğu benim de mutluluğum
mutluluk öyle bir şey ki,
paylaşıldıkça eksilmiyor
tersine çoğalıp artıyor
ben de onların bu çoğalmış mutluluklarını görüp
daha bir mutlu oluyorum
gönül ilişkileri biraz çelişkili
aza koysan dolmuyor
çoğa koysan almıyor
o yüzden çalakalem, deneme yanılma yoluyla yaşıyoruz
üstelik çözümler kişiye özel
birinin üzerine çuk oturan formül
diğerine eğreti kalıyor
geçmişe düştüm
oof ooof, bir anda geçmişe düştüm
dört yıl kadar öncesine gittim
Toruk Makto
sana bu konuda katılıyorum. Yani aşk dediğimiz hastalıklı bağımlılığın etrafında pervane olmak doğrusu pek de sağlıklı görünmüyor.
Aşk: ya geleneksel bir melankoli ya da modern bir sevi oyunu çoğu durumda. Şimdi gerçek aşk nedir sorusu gelecekse buna cevap aşkın gerçek olmadığıdır. Aşk gerçek olamaz çünkü nevrotik bir döngüsü var. Ya da aşık olanın nasıl bir algı olduğuyla bağlantılı biraz daha farklı bir cevap verilebilir ama neticede aşk hastalıklı bağımlılıktır.
Çünkü diğerinin varlığını merkez alıp sürekli aynı çap'da bir daireyi çizer dururuz. Başlangıcında ki coşku hoş olur amma sonrasında gelen kısır döngü gittikçe enerji sömürmeye ve içten içe aşık olunana karşı savaşa dönüşüyor. Hadi bir örnek verelim yaratıcı ve süreğen bir aşk hali varmıdır. Bunu uzun birliktelik olarak düşünürsek yanılırız. Mesela geleneksel ailelerin çoğunda eşler bir ömür birlikte kalıyorlar ama onlar için yaşam bir yerden sonra televizyon karşınsında paralize olup birbirlerine karşı içsel anlamda yabancılaşmaya dönüşüyor.
Bana kalırsa bu aşk oyunlarını aşırı ilgi ihtiyacı olan kadınlar icat etmişler:) Yine genelleme yapmamakla birlikte.
Aşk bir yerden sonra öyle bir yapaylığa dönüşüyor ki partnerler kendilerini gerçeklikten soyutlayıp içsel dehlizlerinde karşılıklı bir anlaşma üzerine tatlı gelen oyunlar oynamaya başlıyorlar. Tabi bu arada kişinin algısı birbilerinin fiziksel dışavurumlarının etkileriyle gittikçe soyutlanmaya dönüşüyor. Eğer aranılan şey olanın olduğu gibi algılanması olan zihinsel dikkat haliyse bunun için aşk sağlıksız bir seçim maalesef.
Marks aşkın bağımlılığına kapılsa Marks olurmuydu:)
Gelişmiş bir korteks tuttuğu her şeyi kendisine gözlem malzemesi, entelektüel malzeme yapar. Bu mutlak bir gerçektir.
Bağımlılıktan ne doğuyor düzen doğuyor, düzen ne oluyor, mekaniklik oluyor. Bakınız bağımlılık yüzünden kapitalizm var. Sistemin tek gücü yığınların bağımlılığı değil mi? Düzen bağımlılığı ancak bu mekanik bir düzen çünkü içsel anlamda hep aynı döngüyü tekrar ediyor ve sadece onu renklendirmeye çalışıyoruz.
Bağımlılık içre Bağımlılık
Çlışmak diye bir şey var bu düzende. Saçma sapan bir şey. Niye çalışıyoruz ki? Bir midemiz olduğu için. Midemizin ihtiyacını doğadan alırken bu ihtiyaçlarımızı sahiplenmiş ve onu para karşılığı veren bir gücün iktidar hırsı için çalışıyoruz. Ama yığınlar ne için çalışıyor? Nesnelere sahip olmak için. Televizyon aracılığıyla empoze edilen konfora ve konfor nesnelerine sahip olmak için. Neden sahip oluyor? Çünkü sistem öyle işliyor ki, kişinin varoluşsal ihtiyacı olan kendine saygı ve özgüveni toplumsal aidiyet ve uyumsağlamak üzerinden vaad ediyor. Aslında çoğu insan bu yüzden sahipleniyor. Çünkü günlük ilişkiler bu savaş üzerine temelleniyor. Onun var benim neden yok. Adler diyor ki aslolan aşağılık kompleksidir. Bu bağlamda birinin sahip olduğuna sahip olmak isteyen öteki sistem zede yaralanmış olan aşağıl duygusunu onarmak için o kişinin sahip olduğuna sahip olup içsel gerilimini yatıştırıyor. Zaten herşey sahip olana kadar sonrasında sahip olunan şeyin de bir önemi kalmıyor, ilk başlarda ki elde etme arzusunun yerini anlamsızlık alıyor.
Aşk'da böyle bir karmaşa. Amaç varoluşsal ihtiyacı doyurmak ancak bunun için hastalıklı bedeller ödeniyor. Elbette bunu belirleyen şey kişilerin algısı. Aslında bu düzen içerisinde aşk denilen şey yalnızca uyum sağlamak ve alışılmış bir hazzı tekrar etmek. Bu aşırı ilgi ihtiyacı da olabiliyor, güven ihtiyacı da olabiliyor.
Bira dağınık oldu ama yavaş yavaş toparlanır sanırım:)
Yabancı
Kısa bir yazıda yapılabilecek en yüksek bilgi bombardımanını yapmışsın. :) O yüzden orasından burasından alıntılayamıyorum. Yazdıklarına gerçekten katılıyorum. Bana katıldığın için değil.
Yinede bir yerinden alıntı yapıp üzerine gitmek istiyorum. "Başlangıcında ki coşku hoş olur amma sonrasında gelen kısır döngü gittikçe enerji sömürmeye ve içten içe aşık olunana karşı savaşa dönüşüyor."
Dün gece bu konu üzerine pek kıymetli bir dostumla konuştuk. Aşkla birlikte gelen olumsuzlukları karşılamanın bir nevi benlikten vazgeçiş ve nefisle mücadele denen duruma tekabül ettiğinden bahsetti. Bu anlamda gelişim için katkısından bahsedebiliriz. Bende seninde bahsetmiş olduğun, enerjimi harcamama sebep oluyorsa iyi bir işe yaramıyor demektir gibi konuştum. Şöyle dedi;
"Enerji harcıyorsan gerçekten sevmemişsin demektir. Gerçekten seviyorsan enerji harcamazsın. Ondan bir şey beklememelisin. Gerçekten seviyorsan bi şey beklemezsin ve buda enerji harcamana neden olmaz" dedi. (kelimesi kelimesine aynı olmayabilir. Bu anlamda bir şeydi) Tabi bende çok fena gaza gelip uygulamaya koymayı denedim ama yok yemedi. Bu felsefe bana bir numara büyük geldi. Öylemi yoksa felsefedemi bir sorun var. Bunu tartışalım isterim.
Ben bunları niye yaşadım?
Şimdi anlıyorumki facebookta mesaj kutuma gelen bir mesaj yüzünden.
Üstünde bayağı kafa yormuştum ve deneyimlemeden anlaşılabilmesinin zor olduğunu düşünmüştüm. Herhalde hayatıma bu yüzden çağırdım. Osho'yu sevin ya da sevmeyin ama onun net üslubu karışık meseleleri basite indirgemekte bayağı yardımcı oluyor. Doğruluğunuda kalbimiz tartacaktır. Mesaj şu;
"Aşk yegâne dindir, yegâne Tanrı’dır. Yaşanması, anlaşılması gereken yegâne gizemdir. Aşk anlaşıldığında sen tüm ermişleri ve dünyanın tüm mistiklerini anlamış olacaksın. O zor bir şey değildir. O senin kalp atışın ya da nefesin kadar basittir. O sana gelir, o sana toplum tarafından verilmez. Ve vurgulamak istediğim nokta budur: Aşk senin doğumunla birlikte gelir. Ancak elbette ki o, diğer her şey kadar gelişmemiştir. Çocuğun büyümesi gerekir.
Toplum bu boşluğun avantajını kullanır. Çocuğun sevgisinin gelişmesi zamanla olacaktır; bu sırada toplum çocuğun zihnini yanlış sevgi fikirleri ile koşullamaya devam eder durur. Sen aşkın dünyasını keşfetmeye hazır olduğunda aşk ile ilgili o kadar çok pislikle dolmuş hale gelirsin ki hakiki olanı bulabilmek ve sahte olandan kurtulmak için fazla bir umudun kalmaz.
Örneğin her yerdeki çocukların hepsine bin bir yöntemle aşkın sonsuza dek sürdüğü söylenmiştir: Bir kimseyi bir kez sevdiğinde o kişiyi her zaman seversin. Eğer bir kişiyi seversen ve sonradan sevmediğini hissedersen, bu sadece senin o kişiyi en baştan hiç sevmediğin anlamına gelir. Şimdi, bu çok tehlikeli bir fikirdir. Bu sana kalıcı bir aşk fikri verir. Ve hayatta hiçbir şey kalıcı değildir. Çiçekler sabahleyin açar ve akşam olurken onlar göçmüştür.
Hayat sürekli bir akıştır; her şey değişiyor, hareket ediyor. Hiçbir şey sabit değil, hiçbir şey kalıcı değil. Senin tüm yaşamını mahvedecek olan kalıcı bir aşk anlayışı sana verilmiştir. Zavallı kadından kalıcı aşk bekleyeceksin ve kadın senden kalıcı aşk talep edecek.
Aşk ikincil hale gelecektir, kalıcılık öncelikli hale gelecektir. Ve aşk öylesine narin bir çiçektir ki onu kalıcı olmaya zorlayamazsın. Plastik çiçeklerin olabilir, insanların sahip olduğu şey budur: Evlilik, aileleri, çocukları, akrabaları, her şey plastiktir. Plastiğin son derece ruhsal bir yanı vardır: O kalıcıdır. Senin yaşamının belirsizliği kadar gerçek aşk da belirsizdir. Yarın burada olacağını söyleyemezsin. Bir sonraki an dahi hayatta olacağını söyleyemezsin. Yaşamın sürekli olarak değişiyor; çocukluktan gençliğe, orta yaştan yaşlılığa, ölüme, o sürekli değişiyor.
Gerçek bir aşk da değişecektir.
Eğer aydınlanmış isen senin aşkın yaşamın sıradan kanunlarının ötesine geçmiş olabilir. O ne değişkendir ne de kalıcıdır; o sadece olduğu gibidir. Onun artık senin nasıl sevdiğinle bir alakası yoktur; sen aşkın kendisi olmuşsundur. Dolayısıyla sen ne yaparsan sevgi doludur. Sen sevgi olarak özel bir şey yapmazsın, sen ne yaparsan sevgin onun aracılığıyla akmaya başlar. Ancak aydınlanmadan önce senin sevgin diğer her şey ile aynı olacaktır; o değişecektir.
Onun değişeceğini, eşinin ara sıra başka birisi ile ilgilenebileceğini ve onun varlığının istediği yönde gitmesi için izin vermen ve özen göstermen ve sevgi dolu olman ve anlayışlı olman gerektiğini anlayabilirsen; eşine onu sevdiğini kanıtlamak için bu bir şanstır. Onu seviyorsun; o başka birisini seviyor bile olsa bu konu dışıdır. Anlayış ile birlikte senin aşkının yaşam boyu süren bir şey olması mümkündür. Ama unutma o kalıcı olmayacaktır. Onun inişleri ve çıkışları olacaktır, onda değişimler olacaktır.
Anlaması çok basittir. Sevmeye başladığında sen çok gençtin, hiç tecrüben yoktu; olgun bir insan haline geldiğinde aşkın nasıl kalabilir? Senin aşkın da olgunluğa erişecektir. Ve sen yaşlandığında aşkının farklı bir tadı olacaktır. Aşk sürekli değişecektir ve arada sırada aşkın bir değişiklik fırsatına ihtiyacı olacaktır. Sağlıklı bir toplumda ona şans tanımak mümkün olacaktır ama yine de o kişi ile ilişki bozulmayacaktır.
Ancak hayatta pek çok kez âşıkları değiştirmen de mümkündür. Bunun hiçbir zararı yoktur. Aslında hayatında pek çok kez âşıklarını değiştirerek sen zenginleşeceksin. Ve şayet benim aşk hakkında söylediklerimin peşinden bütün dünya giderse bütün dünya zenginleşecektir.
Ancak yanlış bir fikir tüm olasılığı yok etmiştir. Eşin birisine baktığında, sadece baktığı anda, onun gözleri onun cezp edildiğini gösterdiğinde sen çıldırırsın. Şunu anlamak zorundasın ki eğer bir erkek sokaktaki güzel kadınlara, filmlerdeki güzel aktrislere ilgisini kaybederse, senin istediğin şey budur; sen onun senin dışındaki hiçbir şeyle ilgilenmemesini istersin. Ancak sen insan psikolojisini anlamıyorsun. Eğer o sokaktaki, filmlerdeki kadınlarla ilgilenmezse seninle niye ilgilensin? Onun kadınlara olan ilgisi, sana olan ilgisinin, senin aşkının sürebileceğinin ve ilerleyebileceğinin hâlâ olası olduğunun garantisidir.
Ancak biz tam zıddını yapıyoruz. Erkekler kendileri dışındaki hiç kimse ile kadınlarının ilgilenmemesini ayarlamaya çalışıyorlar; onlar kadının yegâne odağı, tüm konsantrasyonu olmalıdırlar. Kadın da aynı şeyi istiyor. Her ikisi birbirini çıldırtıyor. Bir kişi üzerine konsantre olmanın seni delirtmesi kaçınılmazdır.
Daha hafif bir yaşam için, daha eğlenceli bir yaşam için esnek olman gerekir. Şunu anlamak zorundasın ki özgürlük en yüksek değerdir. Ve şayet aşk sana özgürlük tanımıyorsa o aşk değildir.
Özgürlük bir kriterdir: Sana özgürlük tanıyan herhangi bir şey doğrudur ve senin özgürlüğünü yok eden herhangi bir şey yanlıştır. Yaşamının bu küçücük kriterini anımsayabilirsen yavaş yavaş her şey —ilişkilerin, meditasyonların, yaratıcılığın, neysen o— ile ilgili olarak doğru yola girmeye başlayacaksın.
Eski kavramları, çirkin kavramları bırakmak. Örneğin Hindistan’da, milyonlarca kadın kocalarıyla birlikte ölü yakma odunlarında canlı canlı yakılmıştır. Bu kocanın o kadar çok sahiplendiğini gösterir ki sadece kendisi canlı iken kadına sahip olmayı istemekle kalmayıp öldükten sonra ne olacağından da endişelenmektedir. O zaman bir şey yapamayacaktır bu yüzden onu da yanında götürmek daha iyidir.
Ve bunun sadece kadınlara uygulandığını görebilirsin: On bin yıldır tek bir erkek dahi ölü yakma ateşine atlamamıştır. Bu ne anlama gelir? Bu sadece kadınların erkekleri sevdiği, erkeklerin kadınları sevmediği anlamına mı gelir? Kadının kendine ait bir hayatı olmadığı anlamına mı gelir? Sadece kocasının hayatı onun hayatıdır. Koca öldüğünde onun da ölmesi mi gerekir?
Böylesi saçma sapan fikirler senin kafana yerleştirilmiştir. Sürekli olarak temizlik yapmak zorundasın. Ne zaman kafanda bir takım saçmalıklar görürsen onu temizle, fırlat at. Şayet sen aklında net ve temiz olursan yaşamında ortaya çıkacak her türlü soruna çözümler bulabileceksin.
Osho"
Uzun diye okumaktan sıkıldınız mı?
O zaman sadece buraları okuyun;
Onun değişeceğini, eşinin ara sıra başka birisi ile ilgilenebileceğini ve onun varlığının istediği yönde gitmesi için izin vermen ve özen göstermen ve sevgi dolu olman ve anlayışlı olman gerektiğini anlayabilirsen; eşine onu sevdiğini kanıtlamak için bu bir şanstır. Onu seviyorsun; o başka birisini seviyor bile olsa bu konu dışıdır. Anlayış ile birlikte senin aşkının yaşam boyu süren bir şey olması mümkündür. Ama unutma o kalıcı olmayacaktır. Onun inişleri ve çıkışları olacaktır, onda değişimler olacaktır.
Ancak yanlış bir fikir tüm olasılığı yok etmiştir. Eşin birisine baktığında, sadece baktığı anda, onun gözleri onun cezp edildiğini gösterdiğinde sen çıldırırsın. Şunu anlamak zorundasın ki eğer bir erkek sokaktaki güzel kadınlara, filmlerdeki güzel aktrislere ilgisini kaybederse, senin istediğin şey budur; sen onun senin dışındaki hiçbir şeyle ilgilenmemesini istersin. Ancak sen insan psikolojisini anlamıyorsun. Eğer o sokaktaki, filmlerdeki kadınlarla ilgilenmezse seninle niye ilgilensin? Onun kadınlara olan ilgisi, sana olan ilgisinin, senin aşkının sürebileceğinin ve ilerleyebileceğinin hâlâ olası olduğunun garantisidir.
Daha hafif bir yaşam için, daha eğlenceli bir yaşam için esnek olman gerekir. Şunu anlamak zorundasın ki özgürlük en yüksek değerdir. Ve şayet aşk sana özgürlük tanımıyorsa o aşk değildir."
İşte mezhebi geniş aşıklıktan kastım buydu. Osho'nun basit demesine kandım. :) Çok zormuş... :)
"Aşk ve acı iyi bir
"Aşk ve acı iyi bir öğretmendir." derler. Oysa gerçek olan tek bir şey vardır, o da; Bizim tüm aptallıklarımızı, acınası zavallı yaşamlarımızı, söylediğimiz tüm budalaca sözleri, ihanetlerimizi, yalanlarımızı her şey olup bittikten sonra üzerinde düşüne düşüne anlamlı hale getirmeye çalışıyor olmamız.
Susanna Tamaro’nun dediği gibi, hepimiz nasılsa en son yol ayırımında bir otobüse bindik, boş da bir koltuk bulduk oturduk.Kilometreler birbirini kovaladıkça koltuğun göründüğü
kadar rahat olmadığını, hep aynı açıdan seyredilen manzaranın sıkıcı olduğunu fark ettik.
Düşüne düşüne anlamlı
Düşüne düşüne anlamlı hale getirmeye çalışıyor olmamız yargısı ağır olmadı mı? Her şey olup bittikten sonra değil, olup biterken, hatta başlamadan deli gibi düşünüyoruz/düşündüm. Fight club acının, Oshoda aşkın öğretmen olduğunu değil, özgürleştirdiğini söylüyor. Öğrenmeyle alakası yok. Ben hala işe yaradığını düşünüyorum. İşe yarayan yüzlerce yol olmalı. Kendimize uygun olanı bulacağız. İllaki o koltuğa oturup, aynı açıdan seyretmemiz gerekmiyor.
Peki yukarıda Osho'nun aktardığı felsefenin işe yarayıp yaramadığı, işe yarayıp yaramayacağı hakkında ne düşünüyorsun?
Bugün değerli bir
Bugün değerli bir arkadaşım paylaşmış;
"Sıradan insan kendisini izleyenlerin gözlerinde keskinlik arar ve buna özgüven der. Savaşçı ise kendi gözlerinde kusursuzluğu arar ve buna alçakgönüllülük der. Sıradan insan yoldaşlarına bağımlıdır, savaşçı ise yalnızca sonsuzluğa…(Carlos Castaneda)"
Ben sıradan insan olmaktan çok sıkıldım. :)
Anlayacak kadar yaklaşıp,
Anlayacak kadar yaklaşıp, yutulmayacak kadar uzakta duran ve her an mevcut seviyesinden bütünü kolaçan eden kazanır.:)))
Sibel Atasoy
osho osho dedikleri :))
bakınız osho hazretleri ne şıftırtmışlar;
"Eşin birisine baktığında, sadece baktığı anda, onun gözleri onun cezp edildiğini gösterdiğinde sen çıldırırsın. Şunu anlamak zorundasın ki eğer bir erkek sokaktaki güzel kadınlara, filmlerdeki güzel aktrislere ilgisini kaybederse, senin istediğin şey budur; sen onun senin dışındaki hiçbir şeyle ilgilenmemesini istersin. Ancak sen insan psikolojisini anlamıyorsun. Eğer o sokaktaki, filmlerdeki kadınlarla ilgilenmezse seninle niye ilgilensin? Onun kadınlara olan ilgisi, sana olan ilgisinin, senin aşkının sürebileceğinin ve ilerleyebileceğinin hâlâ olası olduğunun garantisidir."
garantiye dikkatinizi çekerim :)))
şimdi biz demiyoruz adam hiç bir yere bakmasın etmesin diye zaten..
etraf kaynıyor elbet bakacak.
ben yakalarsam hoÅŸ olmuyor sadece, olay bu :)
acaba bunun dişi versiyonu da var mı?
yani sizin kadınınızın dışarıda dolanan kas'lara bakması, sizin için bir şanstır. bırakın ne isterse yapsın. şansınız yüksektir felan diyor mu?
"EÄŸer o
"Eğer o sokaktaki,filmlerdeki erkeklerle ilgilenmezse seninle niye ilgilensin?Onun erkeklere olan ilgisi,sana olan ilgisinin,senin aşkının sürebileceğinin ve ilerleyebileceğinin hala olası olduğunun garantisidir"
OHSO:)
diyor tabiki morgana.
Yazının tamamını okursan göreceksinki her iki cins içinde aynı şeyi söylüyor. Olay senin yakalaman değil, bizzat buna izin vermen, göz yumman. Türkiyede bunu anlaşmayla yapan çiftler varmış. Psikolog bir arkadaşımdan duyduğumda bayağı karşı çıkmıştım.
Bunu becerebildiğinde özgürleşeceğinden bahsediyor. Özgürleştirmiyorsa aşk değildir diyor. (sadece bu değilde en zor kısmı bu)
Şimdi bunu becerebilmiş bir kişinin forumda olduğunu varsayarsam, buraya gelip yazacağını hiç varsayamıyorum. Çünkü bu toplumda bunu söylemek, çok kötü sıfatlar edinmektir.
Ben neden konunun başından beri lafı eveleyip geveliyorum sanıyorsun. :)
Yaklaşım geliştirirken bu mesajdan esinlendiğimi unutmuştum. Bugün tesadüfen mesajlara bakarken karşılaştım.
Bilinenden özgürleşmek ve kelebeğe dönüşmeklede buna benzer şeyleri kastetmeye çalışmıştım. Yani adam öyle bir yol göstermişki dediği gibi bir karar meselesi kadar kolay ama yapmaya gelince dağları delmekten zor. Tabiki konu özetlediğim kadar basit değil...
birlikte olduÄŸun
birlikte olduğun adamı/kadını paylaşmakla ilgili kulüpler mevcut.
orada her türlü özgürlük ve serbestlik var.
ama bu gerçekten özgürleşmek midir yoksa bir başka şeye tutkuyla bağlanmak mıdır iyice düşünmek lazım.
Kulüpten bahsettiğini
Kulüpten bahsettiğini sanmıyorum. Daha derin bir düşünce tarzı. Üzerine düşünerek çözülecek bir şey olmadığını anladım. Birgün bu tanıma uygun birini görürsem sorarım nasıl birşeymiş...
ekstrem örnek verdiğimin
ekstrem örnek verdiğimin farkındayım.
ama işin ucunun oraya varabilmesi de bal gibi olasılık dahilinde Toruk.
marjinal kulüplerin bazılarının böyle öğretilere dayanması bile mümkündür. (hafızamda böyle bir bilgi fısıltısı var hatta ama tam olarak anımsayamıyorum şu an)
İşin ucu
Evet haklısın. Herşeyde olduğu gibi bu yaklaşımdada işin ucu hiç tahmin edilmeyen yerlere gidebilir. Niyet önemli oluyor burada.
Varmış öyle cinsel ilişki yoluyla bilgelik aşıladığını iddia edenler. Belkide aşılıyorlardırda benim niyetim bu kadarda kolay özgürleşmek/özgürleştirmek olmadığından, doğru olup olmadığı üzerine kafa yormuyorum. :)
"Yogilerin ve Daocuların "Kundalini uyanışını" gerçekleştirmeye çalışmaları boşuna değildir. Sıradan bir gözün, "cinselliğe düşkün yaşlı bir takım adamların sapkın fikirleri " olarak gördükleri çalışmalar, cinsel enerjinin temkinli kullanılması ve geliştirilmesi ile, sezgilerin, farkındalığın hatta rüya görmenin geliştirildiğini farketmiş olmalarından ileri gelir. "
alıntıdır.. Davincinin şifresindede Müze müdürünün sion tarikatına üye olduğu, benzer ayinler düzenlediklerinden bahsedilmişti. İşin ucu daha kimbilir nerelere gidiyordur...
yalnızca gözlerine
yalnızca gözlerine bakarken kaybolmaksa bahsedilen ne ala.. lakin etkisi sürüyorsa günlerce aylarca ve yıllarca; aşkın etkisizleştirmesinden ötürü faydasız oluyorsan evrene..
bırak onu isteme gücünle dönsün evren; gözlerinin içine baktıgında durmasındansa..
Peki, evrenin faydamdan
Peki, evrenin faydamdan mahrum kalmasına razı olamam... :)
Yeni yorum gönder