Lütfen Öfkelenin Piller!

“İnsan kendi kendini yok etti” diye bitecek hikayemizin sonu… Daha başındayken söyledim, tadını kaçırdım, affedin(!) Gerçi bilinmeyen bir şey değil, tahmin edilemeyecek hiç değil… Kendine bile hayrı kalmayan şu insan denen zavallı yaratık, başladığı işi bir gün bitirecek ve kendi türünü yok edecek.

İşin kötü yanı, bunu yaparken doğada canlı namına hiçbir şey bırakmayacak olması. Bir gün bilmediğim bir yılda, siren sesleriyle uyanılacak ve ertesi günün şafağında, taş taş üzerinde kalmayacak. Neden mi? Çünkü insan, kendi türünün en büyük düşmanı! Bu öyle bir düşmanlık ki, insan denen yaratık hayatta kalmak için bu savaşı kazanamayacak kadar zayıf.

Ofisler; günümüz sisteminde çarkları döndüren bir numaralı element haline geldi. Bir bakıma geçmişin fabrikaları, işçileri, tarlaları ve çiftçileri neyse, ofisler ve içlerindeki elemanlar da o şekli aldı. Hele ki İstanbul gibi bir metropolde yaşıyorsanız, gözünüzü çevirdiğiniz her yerde ya bir ofis ya da ilk çizimleri bir ofiste yapılmış bir bina, bir afiş ve benzeri bir şey ile karşılaşıyorsunuz. Bir alışveriş merkezi mesela ya da bir restoran, iskele, gemi, metro ve daha birçok örnek verilebilir buna.

Örneğin İnternet… Her gün milyar x milyar kadar veri ile dolduruluyor ve bunların çoğunluğu da kurumsal bir kimlik kazanmış İnternet sitelerinin ofislerinde hazırlanıyor. Siyaset, spor, medya, sanayi… Bütün bunların beyin takımı sabah oldu mu ofislerine kuruluyor. Ofisler durdurulamaz şekilde büyüdü/büyüyor/büyüyecek. Peki bütün bu çıldırmış ofisler yaşamında, insanın rolü içerik üretmek mi? “Kısmen evet” ama dahası var! Dünyanın hakim ırkı olan, tüm sistemi kendi tasarlamış olan insan, kendi fabrikasında en ağır işi yapıyor! İnsanın görevi, batarya olmaktan başka bir şey değil artık!

Bu mide bulandırıcı ofisler çağında, sabah 9 akşam 6 tüketilmek üzere masalarımıza kurulmak için yaşıyoruz. Biz sistemin çarkları dönsün diye makinelere bağlanmış pilleriz adeta! Akşam eve gidip, uyuyarak şarj oluyoruz. Peki ne için? Ertesi gün tekrar tüketilmek için! Suni gündemlerle beynimizi uyuşturup, sırf para denen yapay zorunluluğu elde etmek için, iş yerinde yaşadığımız her problemi, hayatımızın en önemli sorunları haline getiriyoruz. Neden? Para için! Parayı sisteme sokan ve önüne geçilemez hale getiren kim? Biziz! Alternatif bir yaşam var mı? Yok! Kaos, ardından yok oluş ve yeni bir düzen ile belki (Mad Max sıradan bir film değil)…

Olacak olanın bu olduğunu Albert Einstein çok güzel ifade etmiş: “Üçüncü Dünya Savaşı’nı bilmem ama, Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak”. Üzerine ne söylenebilir ki?

Biz insanlar (piller), kendi sistemimizin içinde insanlığımızı yitirdik. Makineler çalışsın, üretim durmasın diye yaşıyoruz artık. Terminator ya da I Robot filmlerindeki senaryoların gerçek olmasına gerek yok; yani makinelerin dünyayı ele geçirmeye çalışmasına sebep yok! Biz zaten çoktan ellerimizi havaya kaldırıp teslim olduk. Her ne kadar zavallı yaratıklar da olsak, bu gidişata öfkelenmiyor değiliz. Ancak biz bu öfkeyi, “günlük hayatın stresi” gibi farklı şekillerle tanımlıyoruz. Eğer adını doğru koyarsak, fotoğraf tamamlanacak ve biz insanların acizliği ortaya çıkacak. Lütfen öfkelenin piller! Lütfen! Benim bu sistemden kurtulmam lazım ve bunun için hepinize ihtiyacım var!

Senin oyun: None Ortalama: 4.8 (10 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Aynen,

Tam da dediğiniz gibi sn yorgun yaşayan. Eğer bu hapishaneden kaçacaksak, tek başımıza kaçamayacağımız da bir gerçek (gurdjief). Bu yüzden artık uyanmamız ve bize yutturulan bu dünya tanımından kurtulmamız gerekiyor.

xenix: Ben varım.

güle güle kaçak

güle güle kaçak işçiler...

"Biz insanlar (piller), kendi sistemimizin içinde insanlığımızı yitirdik. Makineler çalışsın, üretim durmasın diye yaşıyoruz artık."

demişsiniz...

ben de daha iyi ya, diyorum, bizim yerimize robotlar çalışsın, didinsin dursun...
günde en az sekiz saatten oniki saat veya daha fazla çalışan, felç geçiren insanlara; bizlere günün, yüzyılın en büyük süprizi olur, fena mı olur?
ben de amma attım ha...
ya tutarsa diye değil, biraz sıkıntılı bir devir içindeyiz ama bunlar gerçek olacak gibi dostum...
taa ki o robotları üretince kadar, sık dişini, az kaldı...

aklıma

Endüstri Toplumuyla ilgili bir şeyler yazan o adam geldi:)

Sonra Eric Fromm'da geldi. Cık bu iş çıktı çığrından.

Aklına başka biri daha gelen var mı?

neden?

neden bize ihtiyacın var? yorgunyaşayan..

"Eğer adını doğru koyarsak, fotoğraf tamamlanacak ve biz insanların acizliği ortaya çıkacak. Lütfen öfkelenin piller! Lütfen! Benim bu sistemden kurtulmam lazım ve bunun için hepinize ihtiyacım var!"

senin şarjını başkası nasıl dolduracak?

İlk insanları düşünsene,
tüm günü, ellerinde taşlarla hayvan avlamak için geçirirlerdi..

İsyanın tanrıya olsa daha makul olacak!
zira, sistemi kuran insanlar değil..insanlar, sistem içindeki rollerini oynayanlar.

Önemli olan senin, bu sistemdeki rolünün ne kadar olduğudur.

İstediğin an da, sistemden çıkabilirsin. Bakırköy'de var sanırım sistem dışı insanlar;) işte, artık onlar rollerini oynamaktan vazgeçenler..

O daha farklı birşeyden

O daha farklı birşeyden bahsediyor. Örneğin zeitgeist hareketinin hedeflediği dünyadan. Bu nedenle insanlara ihtiyacı var. Sistemden tek çıkmaktan değil, sistemi değiştirmekten bahsediyor...

Buda başka birşeyi

Buda başka birşeyi düşündürmüyor değil. Özgürleşmiş insanların, daha büyük bir sistemin parçaları olup, o sistemdende özgürleşmeye çalışırken, burayı unutması gibi. Herhalde öyle oluyordur. Cezaevindeki gardiyanların bir lafı vardır. Buradan çıkan burayı unutur. Gerçektende öyledir. Çıktıktan sonra, bir kaç hafta erzak götürürsünüz geride kalanlara. Balık alırsınız. Eksinler diye tohum vs. alırsınız. İhtiyaçları var mı? dışarıya iletmek isteikleri mesaj var mı? vb. konuda yardımcı olursunuz. Ama uzun sürmez. Orayı unutursunuz. Daha büyük bir sistemden özgürleşmek zorundasınızdır. Onları daralanlarında kaderlerine terkedersiniz...

evet toruk

yazı, zeitgeist hareketinden esinlenmiş.

"Paranın artık yaşamınızda olmadığı, teknolojinin insanlığın yıkımı için değil yükselişi için kullanıldığı ‘çağın zihniyetini’ yakalamış bir medeniyet hayal edin…" Jacques Fresco

Bıkkın İnsanların balıklama dalacakları bir aldatmaca projesi olan hareketin başı Fresco; ABD'yi çağ atlatan bir çok tasarımda imzası var. Yani; tam bir emperyalist doğurtucusu, emperyalistlerin ebesi..

Adam şunları demiş;
Eğer hala devam eden uluslararası sorunların sona ermesini istiyorsak, Dünya’yı ve onun zengin kaynaklarını parsellemek yerine tüm insanlğın ortak mirası olarak kabul etmeliyiz.

Buna katılmamak mümkün değil;)) Zaten söyledikleri, herkesin benimseyeceği cazip ve güzel laflar.
Gidin adama; Senin şu bahçenin 1m2'sine domates dikebilirmiyim? diye sorun bakalım, ne cevap verecek..
Sonuç..???

Şimdi filmler çevirmişler, ticari boyutu oldukca yüksek, güya fikirleri yayıyorlarmış.
Benden size, ayakları yere basmayan tüm görüş, fikir ve kişilerden uzak durma tavsiyesi..(acizane)

Statik seni anlıyorum.

Statik seni anlıyorum. Söyleyeceklerim sana değil. Nedir ayakları yere basan fikir? Emperyalizmin türevleri yere basan fikirlerdir. Mülkiyet olan herşeyde emperyalizmi görmek mümkün olur. Bir köylüde bile bu vardır. Daha çok kazanıp, daha çok toprak satın almak. Daha çok mülkiyet...

Bu hareketin bence iki açığı var; insanların tamamının bilinçli, aydınlanmış varlıklar olarak düşünülerek tasarlanmış olması.
İkinciside makinaların kontrol sisteminin bekçisi olarak atanacak elitler grubunun ileride diktatörlük kurmayacaklarının garantisinin olmaması.
Bunun dışında en parlak fikir; dünyadaki kaynakların paylaşılması.

toruk

Nedir ayakları yere basan fikir?
Sadece petrol için, binlerce insanı katleden bir ABD'nin; elindeki kaynakları dünya ile paylaşabileceğinin hayali çok güzel de ..sadece hayal işte;)

Birde bunu söyleyenin, ABD'nin bu duruma gelmesine katkı sağlamış bir zat ise;
Ne kadar samimi olabilir? diye sormak lazım.

Fikirler güzel de, olabilirliği "0"(sıfır)..

Dünya oraya doğru gidiyor.

Dünya oraya doğru gidiyor. Materyalist ya da değil ama projelerle biraz zor olacak. Topyekün bir bilinçlenme olduğunda; ne Amerika ne de başka bir güç bunun önünde durabilir. Zihinlerdeki devrim gerçekleştiğinde, siyasal devrimde siyasetüstü bir yaklaşımla, kendiliğinden gelecektir.
Yani zeitgeist hareketinin varsaydığı bilinç önkoşul bence. Makinalar, teknoloji vs. bu faktörler o olmadan hiçbirşey...

Fikir ve hayal olmadan hic birsey olmaz

di mi?

İnsan aklına çok güvenme

İnsan aklına çok güvenme derim ben. Akla karşı duran şey hayatın genelini yönlendiren içgüdülerdir. Ne demiş Schoppenhauer: "İNSAN İSTER" ...

Zeitgeist kulağa hoş geliyor. Ama savunduğu durum adidas'ın sloganına benziyor: "İmkansız Hiçbirşeydir" . Çok duyduk canım ...

O yüzden hayallerinizde yaşayın ütopyayı. Uygulamaya kalkınca, bu, kaçınılmaz olarak distopya olur çünkü.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş