Düşüncelerimiz Tohumlardır, Duygularımızsa Gübresi

Kendimizi kısıtlamamızın tek sebebi kısıtlandığımızı düşünmemizdir.”
Kitaba dönüp birkaç hastalığın duygusal alt yapısını hepinizle paylaşmak istiyorum.
KALP
Kalp bir kastır, bu yüzden de kronik ve akut gerginlikten etkilenir.
Kalp rahatsızlığı olan kişiler merhamet duygularına ket vurmaya çalışan, reddedilme korkularını bastırmaya çabalayan insanlardır. Merhametli olmaktan kaçınmalarının sebebi bunun zayıflık belirtisi olarak yorumlanmasından korkmalarıdır; özellikle de dünya’nın acımasız bir yer olduğuna inanan ve bir yerlere gelebilmek için katı (merhametsiz) olmak gerektiğini düşünen insanlarda görülür bu eğilim.
“
Kalp hastaları arasında muhtemelen çok yaygın olan eğilim, reddedilme korkusunu bastırmaktır.
Bu insanlar kişisel başarıları aracılığıyla ya da paraları istif edip servet sahibi olarak çaresizce onaylanma ve sevgi satın alma peşindedirler. Bu gibi insanlar genellikle “A” tipi kişilik olarak tanımlanır; onları yönlendiren, kendi değerliliklerini maddi şeylerle kanıtlama ihtiyacıdır, aksi takdirde değersiz olduklarını, sevilmeye layık olmadıklarını düşünürler.
Bu insanlara gevşemelerini, daha sakin olmalarını, olayları akışına bırakmalarını söylemenin pek faydası yoktur; onlara bu tür tavsiyeler vermek, kendi değerliliklerini kanıtlamak için başkalarını memnun etmelerine gerek olmadığını anlamadıkları sürece boşa kürek çekmekten başka bir şey değildir. Bu gibi insanlar kendi değerliliklerini kanıtlamak için maddi başarılar elde etmekle o kadar meşguldürler ki, sevdiklerini sürekli ihmal ederler ve sonunda en yakınlarının sevgisini kaybederler; üstelik her şeyi onlar için yaptıklarını sanırken. Kimi zaman da ya çoktan bu dünyadan göçüp gitmiş olan ya da yapılan hiçbir şeyi yeterince iyi bulmayan anne babanın sevgisini satın almaya çalışıyorlardır.
Kalp hastalarının çoğuna gereken; hayata yepyeni bir açıdan bakmak; reddedilme korkusunun köklerini koparıp “el alem ne der?” cümlesini içlerinden söküp atmak ve öz saygının filizlenmesine izin vermektir.
KANSER
Kanser, aşırı derecede kronik gerilim bozukluğudur ve uzun vadeli fikir çatışmalarının nihai sonucudur. Bir bakıma kişinin kendini reddetmesidir çünkü hemen her zaman işin içinde büyük bir suçluluk duygusu vardır. Suçluluk duygusuna bir de korkunç bir çaresizlik duygusu, derin hayal kırıklıkları ve kişinin kendi yaşamının kontrolünü elinde tutamaması eklenir. Peki ama hayatta gerçekten neyi kontrol edemeyiz?
Başka insanların davranışlarını (etkilenebiliriz ama kontrol edemeyiz) geçmişte yaşadığımız olayları ve gelecekte olacakları kontrol edemeyiz. Kanser hastaları tipik bir şekilde dünya’nın, muhakkak kontrol altında tutulması gereken tehlikelerle dolu bir yer olduğuna ama kendilerinin bunu yapamayacaklarına inanırlar. Yine de denerler çünkü hayatta kalmak için dünya’yı kontrol etmenin şart olduğuna inanmaktadırlar. Böylece bedenleri “kontrol etmeliyim ama kontrol edemem” çelişkili mesajını alıp durur.
Buna kişinin kendi duygularını kontrol altında tutması da dahildir zira, bu insana göre “kontrolden çıkmış” duygular sadece korkutucu olmakla kalmaz, incitebilir ve zayıf biri gibi hissetmesine de sebep olur ki, bu denli tehlikeli bir dünya’da bu onun için gerçekten tehdittir. Kanser tedavi edilir, ama bedenden parça alarak ya da bedene bir takım kimyasallar zerk ederek ya da radyasyon vererek değil, kişinin, her şeyi kontrol etmesi gerektiği inancından tamamen vazgeçmesiyle ya da her şeyle başa çıkabileceğine ikna olmasıyla tedavi edilir. Tehdit edilme duygusu aşırı noktada değilse kanserin yerine iyi huylu tümörler oluşabilir.
MİGREN
Bu rahatsızlık bastırılmış öfkeyle ilişkilendirilir ama bu, öfkenin neden bastırıldığını açıklamaz
Sebep, kişinin öfke dolu düşünceleri aklından geçirdiğinde ortaya çıkabilecek sonuçlardan korkmasıdır, ya da bu tür düşünceleri asla aklından bile geçirmemesi gerektiğine inanmasıdır. Ne var ki düşünceleri hala oradadır, doğal bir şekilde ifade edilmeyi beklemektedir ve “düşün/düşünme” mesajının sonu baş ağrısıdır.
SİVİLCELER
Eleştiriye tahammülsüzlük, alınganlık, çok az onay görme ya da yeterlilikle ilgili kuşkular yüzde sivilce türü bozulmalara sebep olabilir. Ergenlik çağındaki gençlerin yüzünde bu tür sorunlara çok rastlanılır ama bunun sebebi hormonal değişikliklerden ziyade, gencin yeterlilik sahibi bir yetişkin olarak saygı görmek istemeye başlamış olmasıdır.
Bu istek, aile bireyleri ya da öğretmenler tarafından reddedilirse bastırılmış güceniklik kendisini açıkça gencin yüzünde gösterir; yüzdeki sorunun ciddiyeti de bastırılan duygunun yoğunluğuyla doğru orantılı olur.
KULAKLAR
Pek çok vakada kulak ağrısı ve işitme kaybı kişinin hem başkalarından hem de kendisinden duyacağı eleştirilere kulaklarını tıkamak istemesiyle ilgilidir. Baş dönmesi ya da denge kaybı
iç kulak sorunlarıyla ilintili olabilir. Bu belirtiler aynı zamanda ciddi bir biçimde hayatınızın dengesinin bozulduğuna ya da olayların kontrolden çıktığına da işaret eder, hayatınız başınızı döndürecek kadar kafa karıştırıcı bir hale gelmiştir. Bunlar, duyguları bastırmaya çalışmanın fiziksel sonuçlarıdır.
CİNSEL HASTALIKLAR
Tahmin edebileceğiniz gibi cinsel organlarla ya da cinsel işlevlerle ilgili sorunlar cinselliğe ve cinsel ilişkiye bağlı korku, suçluluk duygusu ve güvensizlikle ilişkilidir. Bütün hastalıkların ardında yatan şey fikir çatışmalarıdır. Çatışma yoksa hastalık da yoktur. Cinsellikle ilgili fikirlerin Batı toplumlarında geldiği noktaya bakılınca zührevi hastalıkların daha da artmaması tam bir mucize gibi görülüyor. Bununla birlikte cinsel organlarda ortaya çıkan sorunlar tek başına cinsel açlığa ilişkin çelişkili fikirlerden kaynaklanmaz. Cinsellik içgüdüsel bir açlıktır ama sevgi açlığı, güvende olma açlığı, paylaşma açlığı, sahip olma, iktidar açlığı da içgüdüseldir. Bazı insanlar o kadar yaratıcı bir alt beyine sahiptirler ki, cinsel hastalıkları bir başkası üzerinde güç sahibi olabilmek için kullanabilirler.
Şimdi de aynı kitabın konuya dair bölümünden önemli paragraflar.
AFFETMEK
Danışanlarıma, kendilerini incitmiş olan birini affetmelerini önerdiğim zaman genellikle şu cevabı alırım: “Bütün o yaptıklarını unutmamı mı bekliyorsunuz benden?”
Beklediğim unutmaları değil, affetmeleridir.
Affetmenin unutmakla uzaktan yakından alakası yoktur!
Canımızı yakan, bize zarar veren birinin yaptıklarını unutmamız saçmadır, aptallıktır, hatta tehlikeli bile olabilir; aksi halde yaşadığımız kötü tecrübelerden ders çıkarıp gelecekte başımıza böyle bir şey gelmemesi için tedbir almamız mümkün olmazdı. Buna rağmen, affettiklerini sanan insanların çoğunlukla affetmekten anladıkları, duygusal acıyı bastırmak (ama beden asla unutmaz ve bastırılan duygusal acıyı fiziksel acıya çevirmenin bir yolunu bulur) ve o konu hakkında bir daha düşünmemektir ki bunun işe yaradığı pek görülmemiştir.
“Affetmek” kelimesinin derinlerinde “serbest bırakmak” anlamı yatar. Bizim kullandığımız haliyle kelimenin gerçek manası, bize zarar veren kişinin cezalandırılması gerektiği fikrini serbest bırakmak; bu düşünceden özgürleşmektir. Başka bir deyişle, ister tek başımıza, ister başkaları aracılığıyla yapmayı hayal ediyor olalım; ister kadere bırakıyor; ister Allah’a havale ediyor olalım, her koşulda intikam alma düşüncesinden vazgeçmek demektir affetmek.
İntikam alma arzusundan vazgeçtiğinde, bu şiddetli duyguyla ilintili kronik gerginliği ortadan kalkan kişi hızla iyileşecektir.
Tabii kimi zaman da herkesten çok kendimizi affetmemiz gerekir.
Suçluluk duygusu (bir şekilde cezalandırılmamız gerektiği duygusu) en az kin duygusu
(bir başkasının cezalandırılması gerektiği duygusu) kadar, hatta belki de ondan da daha fazla, hastalıklara yol açan bir duygudur. Cezalandırma düşüncesinden özgürleşen kişi, duygusal baskıdan da, kas geriliminden de, bu düşünceye bağlı hastalıklardan da özgürleşecektir.
İnsanların affetmekte zorlanmalarının bir başka önemli sebebi de “affettim gitti!” demekle meselenin hallolacağını sanmalarıdır. Oysa affetmek cümle kurarak değil, eylemde bulunularak mümkündür ancak; gerçekten affetme eylemi, alışkanlık haline gelmiş düşünce biçiminden kurtulma eylemidir. Kendinizi ya da bir başkasını hakikaten affedip affetmediğinizi anlamak için kendinizi sınayabileceğiniz çok kesin bir test etme yolu vardır: sizde suçluluk ya da kin duyguları yaratan olayı bütün ayrıntılarıyla hatırladığınızda artık suçluluk ya da kin duymuyorsanız affetmişsiniz demektir.
Adı “Hayal Mühendisliği” Kuraldışı Yayınları’ndan çıkmış ve yazarı Serge Kahili King.
Kerem Seven
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1691 defa okundu

Sibel Atasoy

Tibet’in Yaşam ve Ölüm
Tibet’in Yaşam ve Ölüm kitabında Sogyal Rinpoche şöyle der;
“Yaşam acı, keder ve zorluklarla dolu olabilir.Aslında bu zorlukların hepsi ölümü duygusal olarak kabul etmemiz için bize sunulmuş fırsatlardır. İşte ancak o zaman sürekli olduğuna inandığımız şeylerin, değişim yoluyla öğrenme olasılığını ortadan kaldırdığını anlarız. Tibetli Budistler kanser ve benzeri hastalıkların, bize varlığımızın ruhsal gereksinmelerimiz gibi daha derin boyutlarını ihmal etmememizi anımsatmak için bir uyarı olduğuna inanırlar. Eğer bu uyarıyı dikkate alırsak ve yaşamlarımızın yönünü kökten bir şekilde değiştirirsek sadece bedenimiz için değil tüm varlığımız için çok yüksek bir iyileşme umudu vardır.”
Gereksiz yere geçmişe ve bugüne yüklenmeye çalışılıştığımız yükleri atarak hafiflemek gerekiyor. Yani hem zihinsel hem de duygusal yüklerden kurtulmamız gerek..
kibirimiz, bencilliğimiz, kolaycılığımız, küskünlüğümüz,kızgınlığımız, korkularımız,öfkelerimiz ve suçluluğumuz gibi içimizde varolan enerjinin ortaya çıkmasını engelleyen birikintileri hızla eritmemiz gerekiyor.Bunu başarmak her zaman kolay olmuyor:)
Her zehirin bir panzehiri
Her zehirin bir panzehiri vardır. Korkularımızın,öfkelerimizin,suçluluk duygumuzun panzehiri de içimizde, yine bizim düşünce sistemimizde, harekete geçirelim yeter. Hani, o kıvrımlı kıvrımlı tanıdık beynimiz var ya, düşünebilen beynimiz:)Haa! işte o beyin:) Tüm çözümlerimizin kaynağı orda.Yapmamız gereken sürüngen beyni sakinleştirip biriktirmesini engellemek. Sürüngen beyin denilen ilkel beyin var yaa:)sadece alışkanlık geliştiriyormuş..
Evet Efsuncuğum, bunu başarmak her zaman kolay olmuyor:)
Güzel bilgiler. Forumlarda
Güzel bilgiler. Forumlarda paylaşılan bilgilerin altına "paylaşım için teşekürler" gibi gereksiz bir yorum eklenmesine hep gıcık olmuşummdur. Paylaşımın içeriğiyle ilgilenilmediğini ya da bununla alakalı söyleyecek söz bulamamışta laf olsun diye teşekkür edildiğini düşünürüm.
Buna rağmen şu an o cümleyi kurmak geldi içimden... :)
1930'da yazılan Bertrand
1930'da yazılan Bertrand Russell'dan Mutluluk Yolu
1- Yasamdan tat alma duygunu geliştir.
2- Sevecen ol. İnsanlara sevgiyle yaklaş, karşılık da bekleme.
3- İyi anne-baba ol.
4- Çok yönlü, ilginç, yaratıcılık isteyen bir iş yap.
5- Birbirinden farklı küçük ilgi alanlari geliştir. Günlük yaşamına çeşitlilik kat.
6- Mücadele ile teslimiyet arasında denge kur. Elinden geleni yap, geri kalanı gelişmelere bırak.
Mutsuzluğu yenmek için:
1- Adaletsizliğe ugramışlık duygusunu abartma. Kendini gözünde fazla büyütme. Başkalarının sana olan ilgisini de.
2- Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünü fazla önemseme.
3- Suçluluk ve utanç duygularıyla mücadele et.
4- Endişelerini ve korkularını somutlaştır ve "Olabilecek en kötü şey ne?" diye sor kendine.
5- Kıskançlık değil hayranlık duygusunu geliştir. Kendini başkalarıyla kıyaslama.
6- Can sıkıntısı ve heyecan konusunda hayatında denge kur.
7- Rekabet yarışlarından uzak dur.
8- Kendini melankoliye kaptırma.
xenix
Benim mutluluk önerim
Benim mutluluk önerim şu;
İnsan her on yılda bir kendisini acemice hissedeceği ve bu acemiliği öyle gizi saklı değil,diğer insanların önünde ve onlarla paylaşarak deneyimleyebileceği projeler koymalıdır önüne.
Bir işi ne kadar iyi yaparsak o kadar uzuyor psişik tırnaklarımız.Arasıra başka makaslarla kesmek lazım.Bana iyi geldi:)
Ben, "Paylaşılmayan
Ben, "Paylaşılmayan mutluluk gerçek değildir"e inanıyorum. Teknik altyapısı farklılık gösterebilir ama ana prensibim bu...
mutlu olma nutukları
Mutsuzluğu yenmek için:
1- Adaletsizliğe ugramışlık duygusunu abartma. Kendini gözünde fazla büyütme. Başkalarının sana olan ilgisini de.
2- Başkalarının senin hakkında ne düşündüğünü fazla önemseme.
3- Suçluluk ve utanç duygularıyla mücadele et.
4- Endişelerini ve korkularını somutlaştır ve "Olabilecek en kötü şey ne?" diye sor kendine.
5- Kıskançlık değil hayranlık duygusunu geliştir. Kendini başkalarıyla kıyaslama.
6- Can sıkıntısı ve heyecan konusunda hayatında denge kur.
7- Rekabet yarışlarından uzak dur.
8- Kendini melankoliye kaptırma.
Valla bu tür kişsel gelişim konuları okumaktan gına getirdik. Bana öyle geliyor ki; bazı insanlar kurulmuşlar sırça köşklerine, şöööyle yapmalısınız, yok böööylee yapmalısınız. Yukarda yazılanlarda tabiki gerçeklik payları var. Ama hayat, yaşanmadan öğrenilmesi gerekenleri öğretmez. Öğrendim sanılan şeyler de sindirilemez.
Benim yaşam tecrübem şunu gösterdi;
Bir insanın zihinsel ve duygusal gelişmişlik düzeyi ancak iki şekilde test edilebilir:
*Korktuğunuz ( ki neden korktuğunuzu tam olarak başınıza gelmeden anlayamayabilirsiniz ) başınıza geldiğinde nasıl tutum izlediğinizle
*Kendinizi bir durumda tam da hakemmiş, ya da o konuda 1 numaraymış, ya da başkalarına hükmedecek pozisyondaymış gibi hissetiğinizde, o pozisyonlarda olmayanlara nasıl davrandığınızla. Burada bir parantez açayım. Genellikle kendimizi çok hak sahibi sandığımız konularda ki bu bir siyasi düşünce de olabilir , gözümüz farklı bakış açılarını göremez oluveriyor. Vurucu darbe de buradan geliyor .
Bu testlerin sonuçlarını hayat çok hızlı değerlendiriyor ;)
Kendini önemseme nutukları çekenlerin bu testlerden geçtiklerini görmeden hiç bir yazılana "aaa ne kadar da doğru" demiyeceğim.
”Düşüncelerine sadakat
”Düşüncelerine sadakat insanların en büyük tuzaklarıdır. Bir insan doğru sandığından özgürleşebildiği anda zihinsel özgürlüğü başlar.”
Kime ait bu cümle bilen varsa, beni de bilgilendirirse sevinirim:)
eline diline beline hakim
eline
diline
beline
hakim olmak = DENGE = mutlu-luk
aksi farkli boyutlarda depresyon = DENGEsiz = mutsuz-luk..
Toruk Makto hakli
"..Paylaşılmayan mutluluk gerçek değildir.."
slm.
Diyorum ya, on yılda bir
Diyorum ya, on yılda bir çıraklık yapmalı insan:)
Sen bunca sene uğraş didin, mücadele et,işinde büyü,ustalaş,söz söyleyen ol,bundan keyif al, egon tavan yapsın, ama sonra yeni bi sayfa aç ve farket ki, onca birikim ve iş bilirlik bir işe yaramıyor, çünkü başka söz söyleyenler var orada ve sen dinlemeyi ve gözlemeyi yeniden öğrenmelisin.
Destur:)
İnsanlığın gelişiminde
İnsanlığın gelişiminde büyük problemden biri de ''ego'' diye düşünüyorum.
Malasef günümüzde kişisel gelişim adına arayış içerisinde olan insanlar ,sonu hüsranla biten yanlış öğretilere kapılmaktalar.
Kendini uzman gibi gösteren insanların,dışı cilalanmış öğretilerene kapılıp gitmekteler:)
Kişisel gelişim yada farkındalığa ulaşmak adına kendilerini garip bi oyuna kaptırmış durumda.
Seçimlerimizi özgürce yapabilmektir kişisel gelişim.
Bilgileri, sezgilerimizle dinleyip beyin süzgecinden geçirebilmektir.
Kendini keşfetmek, kendini bilmek.Gizli kalmış güdülenme arzularımıza kapılmamaktır.
Kendimizi önemsemeyi bırakmaktır.
Sihirli bir değnek gelip de, herşeyi değiştireceğini umarak her öğretiden bir parça alarak dengemizi bozmak değildir:))
Sen kendini dünyanın en önemli şeyi sandığın sürece seni saran bu dünyayı layıkıyla anlayamazsın. At gözlüğü takılmış bi at gibisin sen, kendinden başka hiçbi şeyi görmüyorsun."
Don juan:)
Vay vay
Ne güzel şeyler çıkmaya başlamış... :)
xenix: Hepinize birer + :)
Masal, kişisel gelişim
Masal, kişisel gelişim kitapları yazarlarının hepside neredeyse öyle. (ben görmedim öyle olmayanınıda hani belki olmayanı vardır diye dedim:) ) Kişisel gelişimle başladım bende. Sonraları bana egolarımı yenmemi öğütleyenlerin egolarının uzayın sonsuzluğuna dek gittiğini farkettim. Uygulamada çıkar amaçlı egoları bastırabilen, bu başardıklarını öğütleyen insanlardı. Biraz para kazanmak için hiç fena fikir değil. Özgürleşmek içinse işe yaramaz. İş bunun kitabını yazmaya gelince; ben yaptım, benim deneyimim, bilmemkaç senemi verdim bu işe, başarılıyım, sende yap sende başarırsın, vb. benzer cümlelerle dolu nutuklar olduğunu gördüm. Memleketimizde alemlerötesi kalın bir nutuk kitabı var zaten. Neden başka nutuklara ihtiyaç duyayım? Tabiki para kazanmak için. :) Biraz para kazanmak istediğimde işe yarıyor bu tip kitaplar. Daha doğrusu para kazanmak için çıkılan yol, insanı başka yerlerede sürükleyebiliyor. Yinede dikkatli olup kişisel gelişim etiketine kanmamak lazım. Gerçek gelişim için neyin faydalı olacağını kalbimiz bize söylüyor. Şu da bir gerçektir; kişisel gelişimle başlamakta fena fikir değil. Zamanla farkındalık yükselir. Uzaya fırlatılan bir roketin yakıt haznelerini bırakması gibi, kişisel gelişim kitaplarınıda bırakıp, yolumuza devam edebiliriz. Belki bu Castanedanın çömezliği gibi birşeydir. Belki Castaneda'da bir yakıt haznesidir. Kişisel gelişim hedef değil ama yolda işe yarayan bir araç. Bab' Aziz filminden çok etkilenmiştim. Toplatıya giden dervişlerin, toplantı alanına ulaşmak için farklı yönlere dağılmaları durumu çok güzel simgelemişti. Yolunuz açık olsun... :)
xenix, sanada benden bir + :)
...
Ben de bir yorum yapayım bu
Ben de bir yorum yapayım bu ilginç konu balşılığına ;)
Aklım şu "affetmek" konusuna taklır sık sık...
Bağışlayınız .. bilmem ne.. doğru dürüst içini doldurana rastlamamıştım.. taa kii.. bir forumda "özlü sözler" bölümünde.. bir cümle okuyana kadar:
Affetmek,kendi deneyimlerimizden başkalarını sorumlu tutmamaktır"
Tamamen katıldığım .. ve içime sinen bir cümle ;)
Affetme
"Affetmek" konusuna ben de karşıyım. Bir insan affediyorsa dahi, sorun var demektir. Affedilecek bir şey olmadığını görmek gerekir.
xenix
gamaro
"Diyorum ya, on yılda bir çıraklık yapmalı insan:)" demişsin;
Çıraklık da yapsan, usta da olsan, seni mutluluğa taşıyan şey; yine de "ego" dur.
Zevkle iş yapan ve yaptığından zevk alan mutludur.
~ Goethe ~
DENGE
HAYIR = ego
ile
EVET = ego
arasindaki DENGE = BASARI = ZEVK = MUTLU-lugun ÖZÜ..
slm.
açılımı ?
Sevgili ebubekir, bi zahmet bu formüllerin açılımlarını da anlatsan ;=)
Ben deminden beri bakıyorum
HAYIR = ego
ile
EVET = ego
İki şey aynı şeye eşitse bu iki şey birbirine eşittir :P
denklemlerinden evet = hayır yani evet ve hayır demenin aynı sonuca geldiği sonucuna ulaşıyorum . Üff kafam karışıyoo :(
DENGE = BASARI = ZEVK = MUTLU-lugun ÖZÜ..
Yaniii, biraz zorlarsam bir sonuca ulaşırım. O da şu olur galiba : Dengeli olmak, başarılıdır, zevklidir ve deee mutluluğun aslıdır :P
Harikaymış
"Affetmek,kendi deneyimlerimizden başkalarını sorumlu tutmamaktır"
Gerçekten bende bayıldım bu cümleye. İyi ki alıntıladınız sn. canu . Zaten kendi dışımızda bir şeyler aradığımızda yağan yağmuru bile düşman belleyebiliriz. Şimdi sırasımıydı, neden yağıyo vs..
Ne yaşamışsak, bunun yaşanması gerektiğini idrak etmek zaten olanı olduğu gibi kabuldür. Kendini değiştirmek her zaman olasıdır, ama başkalarını asla değiştiremezsiniz. İnsan kedisinin bile huyunu alışkanlıklarını değiştiremiyor :)
Yaşadıklarından başkasını sorumlu tutmayan bence ipleri hep elinde tutar.Kendini kontrol eden zaten başarılıdır.
Yeni yorum gönder