Dostluk

Yabancı kullanıcısının resmi

Francesco Alberoni.

Dostluk antik dünyada var olduğu ölçüde günümüzde de vardır. Dostluğun temel yapısıda, onu insanların arasında ki diğer ilişkilerden ayırt eden yönüde değişmemiştir.

İsa'dan beş asır önce ve Çin gibi farklı bir kültürel geleneğe sahip olan bir toplumda Konfüçyüs insanlar arsında beş tip ilişkinin varlığından söz ediyordu.

* İmparator ile tebası
* Baba ile OÄŸul
* Kadın ile erkek
* AÄŸabey ile KardeÅŸ

Bu dört ilişki türü de ast-üst hiyerarşisine dayalıdır. Ama hiyerarşiyle değil de eşitliğe dayalı beşinci bir ilişkinin de sözünü ediyor Konfüçyüs. Dostluk.

Elbette, farklı zaman ve toplumlarda, dostluk da farklı biçimlere bürünür. Savaşçı bir toplumda dost öncelikle silah arkadaşıdır. Antik şairlerin bize verdiği dostluk imajı budur: Patroklos ile Akhilleus, Euryalus ile Nissus, Aeneas ile Pallas. Modern zamanlara doğru yol adığımızda ise, kültür ve siyasetin daha fazla vurgulandığı dostluklara rastlıyoruz. Dante, Guido Cavalcanti ve Lapo Gianni 12002lerin Floransa'sının üç şairiydi. Michel de Montaigne ile Etienne de La Boétie 1500'lerin Fransasında yaşayan iki yazardı. Günümüze daha yakın bir zamanda ise, Marx ile Engels, Max Horkheimer ile Theodor Adorno'nun dostluğuna rastlıyoruz. Bu dostluklardan ilki günümüz siyasetinin tamamını, ikincisi ise sosyolojik düşünceyi etkilemiştir.

Bununla birlikte farklılıkların bizleri yoldan çok fazla çıkarmasına izin vermemeliyiz. Elbette, farklılıklar mevcuttur ama bütün bu durumlara dostluk dememizi sağlayan ortak özellikler de vardır. Üzerine çalıştığımız fenomenin kendine has özelliklerini belirleyebilmek için farklılıklardan ziyade ortaklıkların üzerine eğilmemiz gerekir. Gözümüze çarpan ilk şey şu olur: Dostluğun bir değil bir çok anlamı vardır. Aristoteles de, içlerinden ''gerçek'' dostluğu seçebilmek üzere farklı dostluk türlerini belirlemeye çalışırken (zamanımızdan iki binyıl kadar önce) ortaya koymuştu. Aristoteles'e göre, en önemli ayrım çıkara dayalı olan dostluk ile erdeme dayalı ve dostluk olarak anılmayı hak eden dostluktur.

O halde şimdi bu sözcüğün en çok kullanılan anlamlarına kısaca göz atalım. Çoğu kez, dostluk sözcüğünün geröek bir dostu düşünürken kastettiğimizle pek de ilgisi olmadığını farkedeceğiz. Dost kelimesini öncelikle tanıdıklar anlamında kullanırız. Dostumuz olarak kabul ettiğimiz kimselerin büyük kısmı aslında tanıdıklarımızdır. Bu tür dostlukların bir çoğunda kıskançlık, dedikodu, rekabet vardır. Belirgin bir nezaket çerçevesinde yürüyen bu ilişkiler zaman zaman, çatışma içeren bir durumu ya da derin bir karşıtlığı gizler.

Dostluğa atfedilen ikinci anşam kolektif dayanışmadır. Antik çağdaki insanların yaptığı gibi, dostluğu dayanışmadan ayırmak gerekir. Bu ikinci anlamda bizim tarafımızdan olan herkes, örneğin savaşta bizim tarafımızda olan kişiler dostumuzdur. Tarikat, siyasi parti ve kiliselerde oluşan dayanışma biçimleri sözünü ettiğim bu kategoriye girer. İnananlar birbirini kardeş ya da dost diye çağırır. Sosyalistler yoldaş der, faşistler kamarat'ı kullanırdı. Ama bunların her birinde kolektif bağlar vardı; net olarak kişisel bir ilişki söz konusu değildir.

Dostluğa atfedilen üçüncü anlam ise role bağlı ilişkilerdir. Bu ilişki kişisel türde ama sosyal rollere dayalı ilişkiler kategorisine girer. Bu ilişki türünde, gerek iş arkadaşlarının, gerekse siyasetçilerin çıkara dayalı dostluğuyla karşılaşırız. Bu bağın duyguyla hemen hiçbir ilişkisi yoktur ve varlığını çıkarlara uygun düştüğü sürece korur. Bu bağa, ayrıca, bir çok profesyonel iş ilişkisinde, iş arkadaşları, komşular arasında rastlarız.

Dostluğa atfedilen dördüncü anlam ise sempati ve dostane tavırlardır. Yanlarında kendimizi iyi hissettiğimiz, sempatik bulup takdir ettiğimiz insanlar kategorisine geldik. Ama bu durumda da, dostluk tabirini kullanmakta temkinli davranmalıyız. Zira çoğu zaman, burada da sadece geçici ve yüzeysel olan duygu durumları söz konusudur.

Peki dostluk denince ne anlamamız gerek? Bu sözcük ilk anda bize huzur, ferahlık, güvenlik ve yakınlık çağrıştırıyor. Deneysel araştırmalar da insanların çoğunluğunun bu şekilde düşündüğünü ortaya koyuyor. J. M. Reismann konuyla ilgili bütün literatürü inceledikten sonra dostlukla ilgili şu tanımı yapar: ''Dost yardım etmeyi seven ve bunu yapmayı isteyen ve hislerinin karşılıklı olduğuna inanan kişidir. Bu tanımı yaparak dostluğu, özgeci ve içten duyguların dünyasına yerleştiriyor. Dostluğun çıkar, hesap kitap ve güçle herhangi bir ilişkisi olmayacağını açıklıyor. Reisman'ın bu tanımının bir kusuru varsa o da fazla genel oluşudur. Bir anne de çocuğuna iyilik yapmak ister ve hislerinin karşılıklı olduğunu düşünür. Aynı şey birbirlerine aşık iki kişi, birbirini seven karı koca ve birbirlerini sevdikleri takdirde kardeşler içinde geçerlidir. Bu tanım genel anlamda sevgiyle ilgili bir tanımdır. Sevmek, karşındakini mutlu etmeyi istemektir der Aguino'lu Tommaso.

İş ortağına, tanıdığa, sempatik bir kişiye, komşuya, bize yakın olan herkese dost deriz. Son dostluk türü daha az sayıda ki insan ilişkilerini içerir: sevgi ilişkilerini. En sevdiğimiz dostlarımızı, gerçek dostluğu düşündüğümüzde insanların arasındaki sevgiyi de düşünürüz. Dostluğu daha yüzeysel olan sosyal ilişkilerden, çıkara dayalı ya da profesyonel rollerin üzerine kurulu ilişkilerden ayırt etmek kolaydır. Şimdiye kadar yüzleşilmemiş olan soru şudur: Dostluğu insanların arasındaki diğer sevgi biçimlerinden nasıl ayırt edebiliriz? Örneğin dostluk ile aşk aasında ki ayrım nedir?

Zaman zaman, dostluk babaya ya da evlada özgü duygular içerir. Örneğin Friedrich Nietzsche, Wagner'de bir baba figürü arıyordu. Bu dostluk mudur? Yoksa dostluk karşılıklımı olmalıdır? Bir tarafın diğerine hükmetmeye, diğerinin kendine bağlamaya çalıştığı daha karmaşık yapıya sahip sevgi ilişkileri de vardır.Günlük hayat bu bayağı hislerle iç içedir. Dostluktaki sevgi böyle bir sevgimidir? Dostumuzu yönetmeye çalışabilirmiyiz? Yoksa dostluktak, sevgi berrak, hep berrak olması gereken, aksi takdirde dostluğun ortadan kaybolacağı farklı bir sevgi türümüdür?

Dostluğu aşık olmayla kıyaslayarak başlayalım. Aşık olmak bir olaydır ve başı bellidir. Kökeninde doğuş hali, aydınlanma, ifşa vardır. Dostluk ise başlangıçtaki tek bir ifşa ile gerçekleşmez; o birçok karşılaşmayla ve derine inerek gerçekleşir. Aşık olmakla dostluk arasındaki bir diğer fark da gerçekten aşık olmakla gerçekten aşık olmamak diye bir şeyin olmamasıdır. Aşık olmada derece yoktur. Eğer birisi 'aşığım' diyecek olursa her şeyi söylemiş olur. Aşık olmak ''ya hep ya hiç'' yasasını uygular. Dostluğun ise çok sayıda biçimi ve derecesi vardır. En azından mükemmeliğin zirvesine giden dereceleri vardır. Dostluk küçük bir şey sadece bir anlık bir his olabileceği gibi, büyük, çok büyük de olabilir. Aşık olmak ise başladığı andan itibaren mükemmeldir. Dostluğun yönelimi hep daha fazlasına doğrudur. Dostluktan söz ettiğimizde beraberinde daima bir idealden, bir ütopyadan da söz ederiz.

Aşık olmak bir tutkudur. Tutkuda her zaman acı da vardır. Aşık olmak bir esrimedir ama bir yanıyla da azaptır. Dostluk ise acıdan dehşet derecesinde korkar ve ondan elinden geldiğince uzak durur. Dostlar birbirlerine kendilerini iyi hissetmek için ihtiyaç duyarlar. Bunu başaramıyorlarsa ayrılmaya, aralarına mesafe koymaya meylederler. Bir diğer temel farklılık ise. birine aşık olabileceğimiz ama aşkımızın karşılık bulamayabileceğidir. Ama bu nedenle aşık olmaya son veremeyiz. Aşk karşılıklı doğmaz ama karşılık arar. Oysa bana öyle geliyor ki, dostluk her zaman karşılık ister. Bizimle dost olmayan biriyle dost kalmayız. Aşkta ise aşık olunan kişiyi bırakmak her zaman büyük zahmet gerektirir. Karşılıklı olmayan bir aşktan kurtulmak için, kendimize şiddet uygulayarak ondan nefret etmemiz gerekir. Ama aşık olunan kişi için nefret; acı hatta acıların en keskinidir. Dostlukta ise nefrete yer yoktur.. Bir dosttan nefret edecek olursak artık onun dostu değiliz demektir; dostluk bitmiştir.

Aşkta sevilen kişi dönüşmüştür. O hem kendi hem de kendinden fazlasıdır. Aşık olunan kişinin ikili bir özelliği vardır: Karşımızdaki somut varlık ve dünyadaki tüm imkanları, bizim ona yansıttığımız her şeyi kendinde barındıran ilahi varlıktır. Aşk bizi aşan bir şeyin kendini bize göstermesidir. Aşık olunan kişiye yalvarmak bir umutsuzluk çığlığıdır. Dost ise dönüşüme uğramaz.

Dosttan beklenen, kendimize dair izlenimlerimizi bizimle paylaşması, hiç olmazsa bu izlenimden fazla uzaklaşmamasıdır. Onun hakkımızda yaptığı değerlendirme olumlu olsa da, abartılı olmamalıdır. Eğer yaptığı değerlendirme bizimkinden fazla iyiyse bizde dalkavukluk izlenimi uyandırır. Fazla kötü, yani kendimizle ilgili yaptığımız değerlendirmelerden fazla uzaksa, o zaman da bize adaletli davranmıyor demektir; Dolayısıyla da, dotluğun en temel gereksinimine ters düşüyordur. Bu yüzden, iki dostun birbiriyle ilgili benzer düşüncelere sahip olmaları gerekir. Elbette ki bu düşünceler aynı da olmamalıdır; Aksi takdirde, keşfedilecek hiç bir şey olmaz. Ama aralarında fazla uyuşmazlık da olmamalıdır. Dolayısıyla bir dosttan bizi yanlış anlamamasını bekleriz. Herkes bizi yanlış anlayabilir ama dostumuz asla. Dostumuz bizi yanlış anlarsa, dostluk bitmiş demektir. Bizi sevmiş olup olmadığını, kandırıp kandırmadığını, iyi ya da kötü, asil ruhlu ya da bayağı olup olmadığını bilmediğimiz birisine aşık olmayı sürdürebiliriz. Aşk kendini tam da bu ''o nasıldı'' sorusunda gösterir. Yıllar sonra bile aşk kendini aynı şekilde sorgulamaya, papatya fallarına bakmaya devam eder. Ortaya çıktığı ilk andan itibaren, sürekli olarak, sadece aşık olunan kişinin varlığının yanıt verdiği, evet dediği soruyu sorar. Varlığı kesintiye uğradı mı cevap da kesintiye uğrar ve soru saplantılı ve sıkıntılı bir şekilde kendini yineleyip durur. Mantığın dediği gibi ''sana ne'' diyemez. Bu hep yakalanamayan bir şey olarak kalan aşkın saydam olmama özelliğidir. Böyle olmasının nedeni de onun nesnesinin beraber kurma, beraberce var olma zorunluluğu olmasıdır. O artık kayıtsız kaldığında ya da düşmanca davrandığında bile, sormaktan başka bir şey yapamama ve sormaya son verme durumu aşkın sefaletidir.Bu hak ve haksızlık tanımayış hali, iyileri ödüllendirmeyip kötüleri cezalandırmama durumu aşkın adaletsizliğidir. Aşk yüce ve sefil, kahraman ve aptaldır ama adil değildir. Adaletin kitabı aşk değil, dostluktur.

Senin oyun: None Ortalama: 5 (3 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Dostluk

İlişkilerine mercek tutmak isteyenlere.

Dostluk (devamı)

Günlük hayat gücün ve baskının egemenliği altındadır. Şirketlerdeki ilişkilerde sık sık daha yüksek mevkide bulunan kişiler astlarına güç gösterisi yapmaktan kekremsi bir zevk alır. Meslektaşlarla olan ilişkilerde, hiyerarşi ve sınıf atlama uğruna yapılan rekabet hakimdir. Profesyonel sistemin tamamı, prestij ve gücün bulunduğu merdiveni çıkma üzerine kurulmuştur. Dinlenmeye, eğlenmeye ait alanlar bile toplumsal açıdan boy göstermenin bir aracıdır. Örneğin bir parti aynı zamanda herkesin gözde olmaya çalıştığı bir sergidir (bu nedenle oradaki davranışlar yapay ve yapmacıktır, özgünlükten ve doğallıktan uzak, samimiyetsizdir) Katılımcılar başkalarını yargılamak için küçük gruplar halinde toplanır. Sosyal değerlendirmenin ve prestij hiyerarşilerinin belirlenme yolu budur. Ama bu nesnel ve çıkarsız bir değerlendirme değildir. Gruplar rakiplerini yenip ezmek için koalisyonlar kurar. Dedikodu tamda buna yarar işte: Orada bulunmayanı devre dışı bırakmak için, ona kolektif olarak saldırmaya.

Güç, hakim olma, egemen olma gereksinimi aileler, eşler, birbirini seven insanlar arasındaki sevgilerde de mevcuttur. Çiftler arasında, her birinin diğerinin zararına göre konumlandığı, onu suçlu hissettirip, aşağıladığı, sürekli ve ince tartışmalar olur. Hatta bazen aşkın coşkun döneminden sonra, çiftlerin aralarında baskı ve intikamdan başka hiçbir şey kalmamış gibidir. Bazı çiftlerle ilgili akla gelen ilk soru, onları beraber tutanın sevgi mi, yoksa intikam arzusu, diğerini kendine bağlı kılma, hapsolmuş, moralsiz tutma isteği mi olduğudur. Saldırgan davranma ve baskı yapma arzularına kendilerini öylesine kaptırmış kişiler vardır ki, yakınları ya da onlara bağlı çalışan kişiler için tam bir despot haline gelmişleridir. Diğer kişi ne yaparsa yapsın, hayranlık uyandıracak bir şey bile yapsa, hiç bir zaman onu övmezler. Kusur bulur, anlamsız bir ayrıntı üstünde durur ve bir şekilde, yapılan şeyin tamamının değerini yok ederler. Karşısındaki kişinin kendisini hep hatalı, suçlu hissetmesine neden olurlar. Bu insanlar, bir aziz hayatı sürdürmüş olanların bile son anda işleyebilecekleri bir günahla korkunç azaplara sürüklenebileceğini söyleyerek (geleneklerin ve dinlerin bireylerin psikolojisini uyuşturan ve inanışa bağlı kalmasını sağlayan baskı yöntemlerine de örnektir bu ve bilinçli olarak uygulanır çoğu durumda) inanan kişiyi sürekli korku içinde yaşatan Katolik karşı devriminin en koyu ahlakçılarının yaptığı gibi davranırlar. Onlara göre bir dikkatsizlik, bir zayıflık, bir hiç bile bu sonsuz azabı çekmek için yeterliydi. (hangi din bu sonsuz azap korkusunu bireyin psikolojisine işlemez? Hiçbiri. Hepsinin en büyük silahı baskı ve ceza yöntemi, gördüğümüz gibi inanan insanların hepsi aynı zamanda bütün düşünce sistematiğini etkileyen, etkin bir korku ile sürdürürler inançlarını ve bu korkularını, paranoyalarını bilinçli, bilinçsiz diğerlerine aktarma çabasındadırlar, kendi düştükleri kuyuya başkalarını çekmek ve kendini doğrulama çabasıda vardır bu davranışın altında. Ama o iç dünyasındaki süreçlerin farkında bile değildir. Tabi bunun farklı biçimde yapılanları din dışı grup ve örgütleride kapsar) Ama bu psikolojik acımasızlığın en uç noktalarını bir kenara bırakalım; günlük hayatta duyduğumuz bir coşkunun, yanımızda olan birinin yaptığı bir gözlem ya da bir espiriyle karartıldığı, yok edildiği sık sık başımıza gelmiştir. Bunlar ilk bakışta tesadüfi durumlar gibi görünür; oysa alttan alta bile keyfimizi kaçırıp bize acı çektirmek için söylenmişlerdir.

Dostluk bizi bu bayağı dünyadan ve onun yarattığı günlük ağırlıklardan kurtarır. Dost tanım itibariyle bize bayağı şekilde davranmayan kişidir.

DOSTLARA....

Genç adamın biri,
dermiş babasına her gün;
"Benim de dostlarım var,
sendeki dost gibi"

Baba, itiraz eder, olmaz öyle çok dost,
hakikisi belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın,
gerçek, hakiki...

Devam eder durur konuÅŸma...
Aralarında başlar bir tartışma.
Karar verirler bir sınava.
Dostun hakikisini anlamaya...

Bir akşam bir koyun keserler ve koyarlar çuvala.
Baba der ki oğluna,'Hadi al bu çuvalı, şimdi götür dostuna'.

Çuvaldan kanlar damlamakta,
Sanki öldürmüşler de bir adamı,
koymuşlar çuvala,
dıştan böyle sanılmakta.

Delikanlı sırtlar çuvalı, gider en iyi bildiği dostuna,
çalar kapıyı.
O dost, bakar ki bir çuvala hem de kanlı,
kapar hızla kapıyı delikanlının suratına.

Almaz içeri arkadaşını.
böylece tek tek dolaşır delikanlı,
kendince tanıdığı,
sevdiği dostlarını.

Ne çare, hepsinde de sonuç aynıdır.
Evlat geriye döner. Ama içten yıkılır...
Babasına dönerek;
haklıymışsın baba ' der.
Dost yokmuş bu dünyada! ne sana, ne de bana.

Baba 'hayır Evlat 'der, benim bir dostum var bildiğim.
Hadi, çuvalı alda bir kerede git ona.

Genç adam, çuvalı sırtlar tekrar. Alnından ter, çuvaldan kanlar damlar...
Gider, baba dostuna.
Kabul görür, sevinir. O dost, delikanlıyı alır hemen içeri.
Geçerler arka bahçeye.
Bir çukur kazarlar birlikte.
Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye.

Üzerine de serpiştirirler toprak. Belli olmasın diye dikerler sarımsak...
Genç adam gelir babasına;
'Baba, iÅŸte dost buymuÅŸ' diye konuÅŸunca,
Babası; 'daha erken, o belli olmaz daha.

Sen yarın git O'na, çıkart bir kavga,
Atacaksın iki tokat, hiç çekinmeden ona,
işte o zaman anlaşılacak, dostun hakikisi.
Sonra gel olanları anlat bana...

Genç adam, aynen yapar babasının dediğini,
Maksadı anlamaktır dostun hakikisini.
Babasının dostuna istemeden basar iki tokadı!

Der ki tokadı yiyen dost;
"Git söyle babana, biz satmayız sarımsak tarlasını böyle iki tokada!"

Sarımsak tarlası :)

Yani Statik?

Aynı yanağına mı atmış tokadı? Yoksa ilkinden sonra ötekinide mi uzatmış bilge dost? :))

İki tokadı bırak, fiskeye

İki tokadı bırak, fiskeye bile satanlar var sarımsak tarlalarını :))

xenix: Takiplerim

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş