Ver elini Halikarnas!

Kaplumbağa kullanıcısının resmi

Minik kuşumla/arabamla birlikte Sirkeci’den Harem’e geçerken martılar kadar coşku doluydum. Zaten birkaç martı da feribotun en ön kısmına konmuş, sanki bizi yolcu ediyor gibiydiler; uzunca bir süre bizimle birlikte yol aldılar.

Gitmek buydu işte! Özgürlük buydu! İstediğin zaman pılını pırtını yarım saatte arabana yükleyip kafanın estiği bir yere gitmekti: Ver elini Antalya! Ver elini Halikarnas!

“Bir gün alıp başımı buralardan gideceğim” der kimileri değil mi? Ancak yine de gidemez. Ben ise hiçbir zaman demem işte bunu; çünkü giderim.

Kim diyebilirdi şimdi bana, “yok şuraya gitme” diye? İnadına bugüne kadar hep bana gitme denilen yerlere gitmemiş miydim? “Doğuya gitme, tehlikelidir” deniyordu; gitmedik neresi kaldı ki doğuda? “O dağ yolunu kullanma!” Yol mu kaldı gitmediğim? Hayır, kimse söylemesin bana, oraya, şuraya, buraya gitme diye! Gidilmedik her yol benimdir, çıkılmadık her dağ da… Ve denizler…

Saçlarımı rüzgâra bırakmış bir şekilde feribotun güvertesinde gittikçe karşı kıyıya yaklaşırken, içimde bin tane yol açılıyor ve ben her birine girip çıkıyordum: Yol almak ne güzeldi böyle! Ve yollar…

Sapanca’nın kıyısından kıvrılarak akarken, kıvrımlı yolları ne çok sevdiğimi hatırladım yeniden. Radyomdan yükselen eski şarkılar, caz, blues ise bu kıvrımları daha da çoğaltıyor, bin tane yeni kıvrım oluşuyordu içimde.

Ve ben hep sevmiştim kıvrımları, kıvrımlı olan her şeyi. Seviştiğim bedenler üzerinde de parmaklarımla kıvrımlar, yollar yapardım. Minik ahlar karışırdı parmaklarıma ve ben yeniden kıvrımlı yollar yapardım.

Kimi zaman ben de çığlıklar atardım; arabamın içinde yüreğimin tüm coşkusuyla haykırır, hayata meydan okurdum. Çığlıklar atabilmenin bile başlı başına bir özgürlük olduğunu öğrenmiştim çünkü. Çığlıklar, üzerine abanan, seni baskılayan, hayatını zehir eden her şeye karşı koymaktı.

Tek eksiğim, yüreğimi burkan ise… Bu yanımdaki koltuğun çok uzunca bir süredir boş kalmasıydı; niye bu yolculuklarımda sadece ben vardım? Niye çığlıklar atabilen, kıvrımlı yolları seven bir aşk kadını doldurmuyordu bu koltuğu? Bahçe duvarlarından içeri attığım aşk mektuplarımı okuyan kadınların ise hiç biri dışarı çıkmıyor, hepsi de pencerelerini sıkı sıkıya kapattıkları evlerinde kalıyordu. Ben mi çok deliydim, yoksa onlar mı çok korkaktı?

Dışarıda Antalya var şimdi. Pencere açık, hava ılık… Serçeler!.. Ne kadar özlemişim sizi!

“Another world…” diyor radyoda yine eski bir şarkı. Başka dünyalarda olmak ne güzel! Başka dünyalardan seslenmek…

EkBoyut
sgf.JPG 128.64 KB
Senin oyun: None Ortalama: 5 (Toplam 3 oy)

Anlattıklarına çok özendim

Sevgili Kaplumbağa,
Anlattıklarına çok özendim. Benim de derhal kalkıp gidesim geldi. Öyle bir coşkuyla anlatıyorsun ki. Yan kotuğunun boş kalmasına hayıflandım şimdi. Şimdi, dersen ki, "cesaretin var mı", sanırım düşünmem lazım.

İki insanın mutlaka sevgili olması gerekmez. Sadece yol arkadaşı da olabiliriz. Sosyal tabuları kırmak ne zor. Sosyal bağları kırmak ne zor. Sevgili olmak şart değil elbette. Bir yola arkadaşca çıkabiliriz. Sorun daha çok saplandığım topraktan kurtulmak. Bağlı olduğum topraktan kopmak, sıyrılmak. Bazen, ama bazen, isyanımın tavan yaptığı zamanlarda çekip gitmeleri ne çok arzuluyorum.

Bağlıyor beni kurallar. Bağlıyor beni alışanlıklar. Bağlıyor beni şartlanmışlıklar.

Gençliğimde Sapanca kıyısından ben de kıvrılmıştım. Ruhumun özgürlüğünü iliklerimde hissetmiştim. Hayat maceralara çok açıktı. Kaygı ve korkularım yoktu. Ya da be bilim, böyle bir hassasiyetim yoktu. Ama şimdi yan odaya geçerken bile panik ataklarım nüksediyor. Yaşamsal kaygılarım had safhada.

Cesaretim var mı? Dünyanın herhangi bir yerine apansız gidebilmeye. Beş parasız ve maddi imkanlardan uzak. Kozamı ne çok kalınlaştırmışım. Sarıp sarmalıyor beni. Kendi mapusanemi kendim inşaa etmişim. Sorarsan içinde mutlu musun diye: "Evet, çok mutluyum. Evet, çok memnunum." Zaten bu güvenli kozayı içinde rahat ve mutlu olduğum için tercih ediyorum.

Dışarıda, harıl harıl akan coşkulu bir dünya olabilir. Hayal gücümü zorlayan mutluluklar olabilir. Yeni yeni dostluklar, yeni yeni mekanlar olabilir. İnsanlardan da korkmuyorum ama "sil baştan yaşarmıydın" dersen...

Bu da benim seçimim. Bu da benim tercihim. Kızımı yanlız bırakamam. Aşırı bir bağımlılık geliştirmişim zaman içinde. Onunla biz etle-tırnak gibiyiz. Ayrılmamız çok büyük acıların, ızdırapların sonucu olabilir. Allah vermesin bu acıyı.

İnan beni çok özendirdin. Haftasonu gölbaşına kadar kaçabilirim. Gene de, sen yan koltuğu boş tut şekerim.

çığlık atabilmek

çığlık atabilmek hakkaten çok zordur.
sakin bir deniz kıyısında deneme yapmıştık bir arkadaşımla.
başta çok daha zordu sonra gittikçe kolaylaştı.
süper bir olaydır herkese tavsiye edeyim bu vesileyle :)))

ayrıca;
yağmurda ıslanmayı da öneririm.
o da ayrı bir terapi/kendini bulma/kaybetme ya da adını ne koyarsanız o işte...
suyla o şekilde buluşmak da muazzam bir duygudur.
benim gibi bir de ritüel oluşturup olayı daha da "mistik" bir havaya büründürebilirsiniz bile...

Su akar.. "Bazıları

Su akar..
"Bazıları yağmuru hisseder, bazılarıysa sadece ıslanır"
Bu da sitenin sevdiğim sözlerinden..

Yağmurda çığlık atarak koşarken uçuyormuş gibi hissederim..belki de gerçekten uçuyorumdur, kim bilir:)

Hey gidi kaplumbağa.

Hey gidi kaplumbağa. Çağdaş dünyanın, kaygısız seyyahı seni.. Gören, okuyan seni ipsiz sapsız herifin teki sanar. Çocuğunla telefon konuşmana kulak misafiri olmuştum. Saygı ve sevgiyle alakalı ne güzel öğütler veriyordun. Çocuğuna öğüt veren bir babanın sorumluluk sahibi olduğunu anlıyorum. Bu tespitten de sorumlulukların, özgürlüğün önünde engel olmadığını anlayabiliyorum. Özgürlük, zihinsel olarak var olan bir kavram olmalı. Kaplumbağanın yolculukları sadece fiziksel yolculuklar değil gibi geliyor bana. Çünkü öyle olsa devamı gelemezdi. Yanında çok az korku taşıyor sanırım. Belki arka koltukta küçük bir paket kadar yer tutuyor olabilir. Öyle mi? Yanında taşıdığın korkuların var mı? Özgürlük, sadece arabaya atlayıp, ya da bizim öğrenciliğimizde yaptığımız gibi otostopla bir yerden bir yere göçmekle gelen bir şey değil. Çünkü korkularımız da bizimle geliiyor. Fiziksel korkularımıza önlemimiz vardı kendimizce. Bazen çantamızda, bazen de koltuk altımızla kemerimizin arasında uzanan ama farkedilmeyen keser saplarımız bizi kötü niyetlilerden korur diye düşünürdük. Hiç kullanmadık. Kullanmamızı gerektirecek biriyle karşılaşmadık. Bazen karşımızdakinin iyi niyeti bizimkini çok aşmış olurdu. Bir keresinde, yeni evli bir kamyon şoförüyle Antalya - Bursa arasını katettik. Sabah kahvaltısını karısı ve çocuğuyla beraber evinde yaptık. Molada saç kavurma ve kaymaklı ekmek kadayıfı ısmarlamıştı bize. Hayatımda yediğim en güzel yemekti. İyi niyetle ısmarlandığından olmalı. Onun da korkuları olmalıydı ama sanırım iyi niyeti korkularından daha büyüktü. Hepimizin korkuları var ama onlara rağmen özgürlüğün peşinden koşuyoruz. Bazen onlardan kaçıyoruz. Kaçabildiğimizi sanıyoruz. Aslında onlar hep bizimle. En çok ta bende var bunlardan. O nedenle, çetrefil gibi bağımlılıklarımdan kopamıyorum. "Bir gün mutlaka özgür olacağım" diyoruz. Bunun zamanla alakalı bir şey olduğunu, doğru zamanın elbet geleceğini düşünüyoruz. Halbuki zaman sadece karışıklık yaratıyor. Zaman, en iyi ilaç değil. Bizzat zehrin kendisi. Aklımıza geldiğinde, doğru zaman bu zaman diyebilmek işte Kaplumbağanın yaptığı. Sevgili dostum, iyi ki karşılaşmışız. Senin hayata bakışından, kaygısızlığından aldığım çok ilhamlar oldu.

"Tek eksiğim, yüreğimi burkan ise… Bu yanımdaki koltuğun çok uzunca bir süredir boş kalmasıydı; niye bu yolculuklarımda sadece ben vardım?" demişsin. Hadi dediğinde, arkasına bakmadan gelecek kadınlar hala vardır elbet. Fatih Akın'ın "Im Juli" filmindeki gibi, hadi demeden bile gelenler mutlaka olmalı. O filmdeki bayan karakterin çok sevilmesinin nedeni; çok güzel, çok enerjik, çok sempatik olması değildi. Aşkının peşinden, o gel demese bile, bilinmeyene doğru yola çıkmasıydı. Kaplumbağa, izleme fırsatın olmadıysa; o filmi izlemeni öneririm..

Biri çığlıktan mı bahsetti? Yolda giderken bunu yaptığımda deli diyeceklerinden dolayı, benim yerime yapanları dinlerdim eskiden. Evde yalnız olduğumda kendim de uygulardım. Oldukça rahatlatıcıydı ama sonraları tatmin etmemeye başladı. Çığlık konusunda bildiğim en iyi profosyonellerden biri Cradle Of Filth grubunun vocalisti Dani FİLTH'tir. (müzikleri pek kaliteli olmasada dünyanın en tiz scream vocallerinden biri)
Diğeri de özellikle "I am the black wizards" parçasındaki vocaliyle Emperor grubundan İnsahn^dır. İstanbula ilk geldiğim zamanlardı. Zeytinburnu'ndan Beyazıt'a giderken, yedikule surlarına bakardım. Heryerinden ses gelen Ikarus'ların kasise girildiğinde; abartısız 20 cm'den fazla zıplatan arka koltuğunda, karşımda oturan bayanla gözgöze gelmemek için. O esnada, İnsahn'ın çığlıkları kulağımda yankılanırdı. Sanki surlardaki karanlık noktalardan fırlayıverecekmiş kadar iliklerime işlerdi..

Uçulabiliyormuş. Castaneda'nın aktardığı hikayelerden anladığım kadarıyla, biraz da peyote mantarı çiğneseydin, kesin uçardın Levinstayn... :)

keşif duygusu ve onunla birleşen özgürlük çığlıkları

Sevgili çetreFil; elbette yan koltuğum dostlara da açıktır; ancak demedi deme, peşime bir sevgili düşerse sizi indirir, onu alırım. :))
Ayrıca; benim de çocuklarım var cetreFil (ne kadar analarından ayrı da olsam), ama hiç birini emzirmiyorum (!). Ama hiç birini de terk etmiş değilim bu seyahatlerimde. Bugün oğlum aradı, on üç yaşında, "çok özledim baba" dedi. Tam iki ay oldu evden ayrılalı, bırak özlesinler, özlemenin ne olduğunu bilsinler. Bir gün bu dünyadan ayrılırken onları sonsuza dek yalnız bırakmayacak mıyız? Hem bu şekilde arada bir gitmenin ne demek olduğunu onlara öğretmiş olmaz mıyız; bunu da öğrenmeleri gerekmiyor mu?

Sevgili Toruk Makto; ben de seni tanıdığım için kendimi şanslı hissediyorum. Seninki gibi dostluklar ise beni yeni keşiflere yönlendiriyor, yeni yollar açıyor önümde. Eğer ben İstanbul'a gelmeseydim, seni asla tanıyamayacaktım. Demek ki bu yüzden gitmem gerekiyor arada bir. Yeni yerlerde, yeni şehirlerde nice Toruk Maktolar beni bekliyor olmalılar çünkü.

Korkulardan bahsediyorsun da... Elbette ben de insanım, benim de korkularım var. Ancak kimi zaman keşif duygusu ve onunla birleşen özgürlük çığlıkları, korkuları bastırıyor, öteliyor, zamanla da yok edebiliyor. Ama bir şey var ki, biz korkularımızı olduğundan çok daha fazla büyütüyoruz; gerçekte küçücük olan bir sorunu, üzerinde düşüne düşüne, onu yuvarlaya yuvarlaya koskoca bir çığa dönüştürüyoruz.

Sevdiği insanın peşi sıra giden bir kadın

Sevdiği insanın peşi sıra giden bir kadından bahsediyorsun Toruk Makto; ama dikkatini çekerim, bir fimden bahsediyorsun. Bu şekilde ne çok şey filmlerde kaldı artık, bilmiyor musun? Sanattan, özgürlükten bahseden nice insanın bile önceliği sıcacık evi ve şişkin cüzdanı olmuş. Ah, ne garip; hem özgürlüktenten bahsetmek, hem de rahatından taviz vermemek!

kaplumbağa

Hiç

Bu yazınızda ki umursamazlığı hiç tasvip etmedim. 13 yaşında bir çocuğa özlemenin ne olduğunu anlatmak için kişinin (baba) kendi seyyah esrimelerinin peşinde koşması hiç bir savunma gerektirmez ayrıca.

Bir gün öleceğiniz ve sorumlusu olduğunuz insanları terk etmek zorunda olacağınızla, bu esrik seyyah duyarsızlığınızın nasıl bir bağlantısı var çözemedim..

Çok haklısın. Rahatlık

Çok haklısın. Rahatlık bölgemizden çıkmadan, özgürlüğün gelmeyeceğini anlamamız gerek.. Ben hala filmlerdeki karakterlerle karşılaşabileceğimizi düşünüyorum. Örneğin sen. Bir film karakterine benzemiyor musun? :) Sen gerçek olabiliyorsan, neden diğerleri de gerçek olmasın? İnancımızı kaybetmeyelim.. Onların en güzeli olmaz belki ama en kaygısızı, en korkusuzuyla karşılaşman dileği, sevgi ve saygılarımla...

Yabancı, Krishnamurti

Yabancı, Krishnamurti okuduğun için ondan örnek vereceğim. Aile için; "aile denen korkunç şey" dediğini hatırlamanı öneririm. Buradaki korkunçluk, senin düşünce tarzınla yaklaşıp, özgürlüğün önündeki en büyük engel hatta bahane haline getirmek olsa gerek. Müslümanlıkta da çocuklarımızın hayır işlerinden bizi alıkoymamaları gerektiği öğütlenir. İkisi çok farklı şeyler ama vicdandan yoksun olmayan öğretilerin görüşleri bu yönde olduğuna göre; Kaplumbağa'nın yaklaşımında herhangi bir yanlışlık olmamalı...

mesela ben rahatından taviz

mesela ben rahatından taviz veremeyenlerdenim..
sıcacık evimi de çok severim.
nereye gitsem eve dönmek isterim.
evde yayılıp yatmayı niye özgürlükten saymıyorsunuz anlamıyor ben :))
mutlaka kendimizi sokağa mı atmamız lazım gelir özgür olduğumuzu kanıtlamamız için?
ayrıca;
özgürlüğün de kanıtlara mı ihtiyacı vardır her bi şey gibi?

not;
-hadi gidelim diyen birinin arabasına atlayıp asos yapmıştım da boyumun ölçüsünü hemencecik almıştım. arkadaş ayakları çoğu zaman hikayedir. bütün detaylar "ortam" olarak değerlendirilip atak yapmaktan çekinilmez. arkadaş dediğin kalabalık ortamlarda iyidir hoştur ve dahi gerisi boştur. bu yüzden de ev gibisi yoktur.

hayııııır hayır

Hiç

Krıshnamurti ya da diğer ruhani söylemciler veya politik bir lider, söylediklerini her zaman içinde bulunduğumuz gerçeklikten kopmadan irdelemeliyiz diye düşünüyorum.

Ben aileni sistemin çekirdek uzantısı olmadığını söylemiyorum. Kaplumbağa'nın yaklaşımında ki yanlışlık onun bu davranışı senin söylemek istediğin bilinçle yapmadığı bence. Yazıyı bir kez daha okursak tamamen keyfi ve umursamaz bir davranış olduğu anlaşılıyor.

Yahu ben bu kadar kişinin özel durumlarına sarkma niyetinde de değildim. Bana duyarsızca geldi.

Martılar, özgürlük, istediğin zaman alıp başını gitmek ve 13 yaşında bir çocuk ve bir anne/kadın. Şimdi bunu sağlıklı bir toplum içinde, sağlıklı bir aile olması gerektiğiyle ilgili düşünürsek, krishnamurti ve diğer öğretilerin ne kadar marjinal kaldığını anlıyoruz sanki.

Aileni korkunç olup olmayacağını belirleyen ebeveynlerdir işte Toruk Makto.

Krıshnamurti şöyle de der; Çocuklarınızı sevmiyorsunuz, eğer onları sevseydiniz, onları barış içinde yaşanacak bir dünyayı var edecek çocuklar olarak yetiştirirdiniz.

Bak bu ifadeside senin yazdığınla çelişti değilmi?

Ek olarak

Hiç

Krishnamurtinin bir konuşmasında da, ona bir kadın soru sorar.

Söylediklerinizi anlıyorum fakat ben çocukları olan bir kadınım, ve bu durumda sizin anlattıklarınızı böyle bir düzenin içinde bu konumda nasıl hayata geçireceğim söylermisiniz?

Ve şu cevap gelir.

Zaten bunlar yeterince boş zamanı olan ve imkanı olan insanların düşünmesi gereken şeylerdir:))

Morgana, "Özgürlük,

Morgana, "Özgürlük, sadece arabaya atlayıp, ya da bizim öğrenciliğimizde yaptığımız gibi otostopla bir yerden bir yere göçmekle gelen bir şey değil. Çünkü korkularımız da bizimle geliiyor." demiştim. Burada seni de düşünmüşüm sanırım. :p Sen korkularından, evde kurtulabiliyorsan, onlarla yüzleşebiliyorsan, evde de özgürleşebilirsin. Özgür insan için zaman, mekan olmayacağından dolayı, sen artık evde, yolda, orada burada diye tanımlanmalardan uzak olacaksın. (Galiba böyle olacak. Henüz özgürleşemediğimden, net bir şey söyleyemek istemiyorum aslında:) :)
Ha sonrasında hala evde yayılmak istermisin bilemem. Kanıtlamaya gelince; kime kanıtlayabileceğiz ki? Özgürleşmiş diğer varlıklara mı? Onlar zaten özgürse; bizim de özgür olduğumuzu görüyorlardır. Henüz özgürleşememiş kişiler, özgürleşme kriterlerini nasıl belirleyip de senin özgürlüğünü tescillesinler?
Bu öyle bir şey ki hiç aşık olmamış birisinin aşk hakkında konuşması gibi. Ben defalarca aşık olduğum için, aşk hakkında, kendi deneyimlerime göre şöyledir böyledir diyebilirim. Doğru ya da yanlıştır ama deneyimlediğim birşeydir en azından. Fakat özgürlük hakkında söylediğim herşey teori ve varsayımlardan ibaret. Biraz da sezgilerimin ürünü...

Bulunduğumuz gerçeklik bahanemizse ondan kopmamak bizi biryere götürmeyecektir. Gerçekten realitenin farkında olup, onunla barışık ve anda yaşayarak değerlendirmekten bahsediyorsun sanırım.
Sağlıklı bir toplum içinde demene tamamen katılıyorum. Şu yaşadığımız sağlıksız toplumu düşünürsek; bu toplumda marjinal olmadan sağlıklı yaşamak mümkün mü? Bu toplumla uyumlanmak demek hastalıklı bir yaşam demek. Sadece onu yargılamadan olduğu gibi kabul edip, aynı zamanda boyun eğmeden, kendi değerlerimizle yaşayabilmek gerek.
Evet, bir çok çelişkili görünen ifadenin birbiriyle bağlantılı hatta bazılarının da devamı olduğunu anlamam çok zamanımı aldı. Barış içinde yaşanacak dünyayı var edecek çocukların bağımlı/bağlı olmamaları gerek. Çünkü bağlılık, korku, çelişki, kıskançlık, vb. negatifi beraberinde getiriyor. Bunu bağlı-bağımlı bir babadan öğrenmeleri mümkün mü? Onları yetiştirmekten kastı; şu anki klasik türk babaları gibi, elinden tutup, hafta sonu maça, alışveriş merkezine götürmek, cebine 500 tl+ değerde telefon koymak, okula gidip onun için öğretmenleriyle kavga etmek vb. gibi şeyler değil herhalde.
Hep klasik amerikan filmlerinde görürüz; işinden dolayı çocuğunun doğum günü partisine katılamayan, bundan dolayı da karısı ve çocuğu tarafından tribal enfeksiyon bombardımanına uğrayan mutsuz babaları. İşte budur bağlı babaların yetiştirdiği, dünyayı barışçıl bir yer haline getiremeyecek olan nesil. Kaplumbağa hangi hissiyatla yazmıştır yazıyı bilemem. Kendi hissettiğim şekilde yorumladım. Galiba siz de öyle yaptınız. Önemli olan onun ne hissettiğidir. Kendisi gerçekten sorumsuz ve duyarsız bir baba bile olsa, seninde dediğin gibi özel durumlarına sarkıp onu yargılamamız hoş olmaz.

Ek'te aktardığın hikaye çok hoşmuş. :) Bizim kültürümüzde mor etme, ... etme diye tabir edilen durum. Bazen kişinin titreyip, kendine gelmesi için gerekli bir yaklaşım. Genellikle tersi yaklaşımda bulunanları severiz. Çünkü egomuzu zorlamazlar. Hep hoş şeyler söylerler. Ben kendim de çoğunlukla birisi hakkında söyleyecek olumlu bir sözüm yoksa, susmayı tercih ediyorum. "Dost acı söyler"miş. lafını hatırlarsak, pek dostça bir tavrım yok herhalde. Bundan hareketle, senin sitedeki en dostane kişi olduğunu söyleyebiliriz yabancı... :)

Not: Şu yazdıklarımı 1 dakikalık bir sürede, hiç noktalama işareti kullanmadan yazabilirim. Zaten düzgün kullanmayı beceremiyorum. :) Noktalama işsaretlerinden sıkılmaya başladım...

Bir ek te benden :)

Kaplumbağa'nın çocuğuyla yaptığı telefon konuşmasına kulak misafiri olduğumdan bahsetmiştim. Özel olduğu için burada aktarmıyorum. Eğer o konuşmanın detaylarını biliyor olsaydınız; oğlunun dizinin dibinden ayrılmayan bir babanın eğittiği çocuktan daha saygılı, vatana millete hayırlı bir çocuk olacağını hissederdiniz...

Sağlıklı bir toplum

Sağlıklı bir toplum ve sağlıklı bir aile kıstasları nelerdir ki? Hep birlikte yan yana olanlar mı sağlıklı oluyor? Yoksa kendi ayakları üzerinde durmayı erken yaşta öğrenmiş bireyler mi sağlıklı oluyor? Buna nasıl karar vereceğiz.

xenix

arkadaşlık ayağı!

Bu arada, konunun bütünlüğünü dağıtmamak adına değinmedim ama bir şeyi hatırlattı şu ifadeler;
"hadi gidelim diyen birinin arabasına atlayıp asos yapmıştım da boyumun ölçüsünü hemencecik almıştım. arkadaş ayakları çoğu zaman hikayedir."

Biz burada arkadaştan bahsetmiyoruz zaten. Hadi gidelim dediğimizde bizimle glebilecek yüreği olan sevgiliden bahsediyoruz. Şunu hatırladım. İlk günlerde aramızın fena halde elektiriklendiği, sonrasında fırtınalı bir beraberliğimizin olduğu bir bayanın söylediklerinden bahsetmek istiyorum. Duygularımı hemen açıklamıştım, çünkü aşık olduğum biriyle canımlı cicimli konuşup, arkadaşık ayağına yatmak istememiştim. O da aynı şeyleri hissediyordu. Öyle olmasına rağmen bana şunu dedi. "Ne olur bu kadar hızlı gitmeyelim. Ben şöyle düşünmüştüm. Önce bir dostluk olur. Sonra..." Kadınların bu saçma sapan düşünce tarzları, erkekleri "arkadaşlık ayağına yatma"ya zorluyor olmasın sakın.

Hiç Konu çok dağıldı

Hiç

Konu çok dağıldı Toruk Makto.

Kaplumbağaya 'sen bu ülkenin tornasının ürettiği birisin' de demedim.

En iyisi ben bu konuyla ilgili daha bir şey yazmayayım:))

Sevgili kaplumbağa yeni yazılarını merakla bekliyoruz:))

Xenix, bu kanun olmayabilir

Xenix, bu kanun olmayabilir ama ikinci şıktakiler daha sağlıklı oluyor sanırım. Çünkü ilk şıktakiler daha sağlıklı gibi görünmelerine rağmen, vicdan gerektiren bir meseleyle karşılaştıklarında, kendilerinden olanı kayırıyorlar her zaman. Hak, hukuk kavramlarını, ucu kendilerine geldiğinde unutuverenler, hayret edilecek bir şeydir ki genellikle ilk şıkta olanlar oluyor.

xenix

Hiç

belirli bir yaşa ve algıya ulaşana kadar bir çocuğun aile ortamı onun kendi ayakları üzerinde durması için eğitim alanı yapılabilir elbette.

Su akar.. Umarım o günler

Su akar..
Umarım o günler de gelecek Toruk Makto, az kaldı az :))

Belki

Belki çocukların algılarını toplum olarak el birliği ile biz bozuyoruzdur. :) Eğitim verdiğimizi düşünürken çok çocuğun hayatını kararttığımıza eminim.

xenix

Evet

Çocuğa virüs toplumdan bulaşıyor ama onun evi bu virüslerin temizlendiği bir yer olabilir değilmi?

Bu virüsleri kim temizleyecek? Ebeveyn. Nasıl yapacak? Kendisi bilinçli olacak ve onunla ilgilenecek:)

Kesinlikle.. ben de eminim

Kesinlikle.. ben de eminim buna :) Eve geldiğimde televizyon denen şey hep açık oluyor. Kardeşlerim ve annemi karşısında buluyorum. Haliyle onlarla biraz dialog içinde olup, odama öyle geçiyorum. Bu arada bir sürü saçmalıkta izlemiş oluyorum. Dün gece Okan Bayülgenin programında "Cicisler" vardı. Bu nasıl bir kültürse artık. Ortaya çıkan şeyleri yargılamamak için kendisiyle büyük mücadele vermesi gerek insanın. Ben beceremedim ve yargıladım. Hayatını kararttıklarımızdan bazıları olabilirler mi diye düşünüyorum...

Levinstayn, ne güzel haber bu böyle. :) Sabırsızlıkla bekliyoruz...

arkadaş ayağına başka bir bakış açısı :)

toruk demiş ki;
"Kadınların bu saçma sapan düşünce tarzları, erkekleri "arkadaşlık ayağına yatma"ya zorluyor olmasın sakın."

ben diyorumki;
asos yolculuğunu arkadaşımmış gibi davranan biriyle yapmıştım. zaten daveti de "hadi atlayıp gidelim" tarzında ve oldukça dostaneydi. yolda ortam olur zannı onu bağladı ama beni de hayli gerdi. uzun süredir tanıdığım biri olmasaydı kafasına bi şey geçirirdim emin ol.

ayrıca;
bu genel bir tanışma yöntemi olarak oturmuştur. "heyyy yaşasın bakın ne de güzel anlaşıyoruz", "bak fikirlerimiz de nasıl uyuşuyor", "ayyy valla ben de aynen öyle düşünüyorum", "harikasın sen yaaa" şeklinde sürüp gidebilecek yüzlerce konuşma cümlesi yazabilirim ama hepsinin yolu aslında tek bir düşünce balonuna çıkacaktır. o da şudur ki; "bu gece yatar mıyız acaba?"
bu soruyu direkt olarak sormak abes karşılanacağından çok sevgili erkeklerimizin böyle kıvranmaları ve konuyu bizi de dize getirecek yere getirmeye çabalamaları takdire şayan gerçekten de... ve senin dediğin arkadaş ayağına yatma zorunda kalınmasını böyle açıklayabiliyorum sanırım.

ayrımlar, ayrımları doğurur.

ama ben yine de erkekleri ayırmak istiyorum.
"bu gece yatar mıyız acaba?" diyenler. (tek gecelik ya da kısa sürekli ilişki düşünen)

"nasıl olsa bir gece yatarız" (uzun süreli ilişki ya da evlilik düşünen)

Bir kadını gözüne kestiren, ona deli gibi aşık olabileceğini hisseden, belki ileride evlenebileceğini de düşünen, ikinci düşünce tarzına sahip erkek neler yapabilir?

Gider bodoslama dalar ve havasını alır.
İlk düşünce tarzına sahip erkekler gibi yapar ve amacına ulaşır.

Burada çok fazla seçenek kalmıyor. Ya kırk katır ya kırk satır gibi bir durum söz konusu.
Konu yine "insansız sex" başlığında bahsettiklerimize gelecek. Aşkı pusula edinmiş birisinin niyeti, yaklaşım tarzını önemsiz kılabilir mi? Süreci kısa tutarsa, affedilebilir mi? Niyet konusunda fazla açık olmak; alaturkalıkla, iş bilmemezlikle, acelecilikle, hızlı gitmekle bir tutuluyorken, "arkadaş ayağına yatma"yı katı eleştiremiyorum.
İlk sınıfa girenler için lafım yok. Kafasına bulabildiğiniz en sert ve ağır şeyi geçirin lütfen... :))

Toruk Makto

Hiç

Bence şu an sende bodoslama gidiyorsun:)

Bir yere gittiğim yok:)

Kazanovalıkla suçlanması gereken en son kişi olmalıyım bu forumda...

ay bayılıyorum bu

ay bayılıyorum bu söylemlere de :)
tek gecelik ilişki - çok gecelik ilişki :)
eğlenilecek kadın - evlenilecek kadın :)

bunlar uzun mevzular ve genelde yine sonuçsuz kalan durumlar :)
o sebeple;
susmak iyidir :))

not;
av ve avcı düzeni ne güzel işler.
"avcı mı avı seçer yoksa av mı avcıyı?" sorulması gereken sorulardan biridir belki de.
yanıt da ne hoştur ama değil mi :))))

Peki

Hiç

Benim araya girme nedenim sadece şu oldu. Daha önce farklı konularda yaptığın yorumlarda ki, krishnamurti öğretisi yaklaşımlarından farklı olarak, değerleri oturmamış, duygusal olgunluğa erişememiş, yalnızca eğlence ve hazzı kutsayarak yaşayan ve seninde söylediğin gibi festival sonrası soluğu çadırda alan uçuk gençliğin vs düşünüş kalıplarına döndün gibi sezdim.

Sana bir misyon mu yüklüyorum, ya da seninle ilgili yüklenimler mi yaptım? Sanmıyorum. Dedim ya daha önceki yorumlarında sürekli olarak vurguladığın öğretinin çok uzağında bir algıya geçtiğini sezdim ve o nedenle kontrolünü kaybettiğini düşünerek bodoslama gidiyorsun dedim.:)

Bende kadınların bir çoğunun salak olduğunu düşünüyorum, hatta bunu savunuyorum ama doğası gereği değil, amaçları doğrultusunda kendilerini nasıl ortaya kotduklarıyla ilgili böyle düşünüyorum. ve biliyoruz ki bir erkek kadını yatağa götürebilmek için bütün yetisini kullanır. etkileyiciliği, bilgiyi, zekayı v.s.

Ben buna fıkrayla cevap

Ben buna fıkrayla cevap vermek istiyorum.
Orjinal cümleler böyle olmayabilir. Benim aklımda kalan buydu.

Temelle Cemal konuşuyorlarmış.
Temel: Fadime ile aralarının iyi olmadığını, hiç konuşmadıklarını, hatta ayrı odalarda kaldıklarını anlatır.
Cemal: "peki o işi nasıl hallediyorsunuz" der.
Temel: Canım istediğinde çağırıyorum Fadimeyi hallediyoruz" der.
Cemal: Peki "Fadime isterse ne oluyor" der.
Temel: O zaman gelip, "Temel, bana mı seslendin?" diyor der...

Bazıları avcı da olsa, hep av gibi görünür. Belki de toplumsal baskı ve geleneklerden dolayı öyle görünmek zorunda bırakılmıştır.
Dediğin gibi bu meseleler uzar, gider. Konuyu açan Kaplumbağa, bu meselelerin uzmanıdır ama sabahın bu saatinde pek online olmadığından yorumlarından istifade edemiyoruz.

Herkeze iyi sabahlar dilerim...

Yabancı, ben sürekli

Yabancı, ben sürekli kontrolü elde tutan, soğukkanlı ve felsefeden başka bir şey konuşmayan biri değilim. :)
Ben de hayatın bir öğrencisiyim. Onun dediği gibi kitaplardan değil, yaşayarak öğrenmeyi tercih ediyorum.
Bundan önce bahsettiklerim gibi, bunlar da samimiyetle düşündüğüm şeylerdi.
Aşk ve kadınlar konusunada değinen iki yazım da var forumda.
Bu biraz daha insansı bir konu. Bedenlenmiş tanrısal varlık değil de sadece insanla alakalı bir konu.
Krishnamurti sex sorununu halletmek gerektiğini de söyler.
Bunu halletmek için sonsuz.us'u seçtiğim yargısı biraz ağır kaçmadı mı? Açıklaman tatmin ediciydi..
Çoban'ın açtığı topikte önerdiğim şarkı ismine bakacak olursan, kontrolü orada da kaybettiğimi düşünebilirsin.

:)))

Hiç

konu toplumsal baskı ve gelenekler aslında kadının özünde olan 'yatma dürtüsünü' bastırdığıyla mı ilgiliydi?

Morgana dedi ki: bana uzun zaman arkadaş gibi davranan biri aniden farklı bir oldu. bu nedenle arkadaş ayağı ortam yaratmak ve atak yapmak amacıyla adımlanır durur.

Toruk Makto dedi ki: Kadınların saçma sapan düşünceleri. Öhöms. hiç olmazsa çoğu kadının deseydin toruk. ya da belirli dönemlerde ki ve algılarda ki kadınların ya da kadın adaylarının falan.

Bütün kadınları saçma sapan düşünceleri olan canlılar yaptın sanki.

e o halde erkekler kainatın efendisi falan oldu:)

belkide bu imayı yakalayamadım ama neden morgana çıkıp hayır sex sorununu halletmek için sosnsuz.usu seçtiğini söylemedim demiyor? Ya da evet böyle düşünüyorum demiyor açık açık. yahu yine mi ironik durumlara girildi. ama ben böyle bir ima göremedim.

Ayrıca neden burayı seçmiş olmayasın. belkide burada bunu daha insanla alakalı yaşayacağını düşündün. Şimdi bu aynı zamanda burada bunu yaşayabileceğin birinin olduğunu ve bu kişinin senin insancıl ve doğal ihtiyacına en iyi cevabı verebilen kişi olabileceği anlamına da gelmezmi? neden bu olumsuz anlamda anlaşılsın ki. hem sitede bununla ilgili anket de vardı sanırım. yani elbette bu kadar bariz bir anket değildi ama e sonuçta. :)) yani sitenin bu anlamda muhafazakar bir tutumu mu var. buraya kimse bu anlamda üye olamaz mı deniliyor? Üstelik sen bunu saygısızca ve hoyratça yapacak birimisin?

Bak yine herşey karıştı:)) bu konular sahiden çok karmaşık:))

"festival sonrası soluğu

"festival sonrası soluğu çadırda alan uçuk gençliğin vs düşünüş kalıplarına döndün gibi sezdim." demişsin. Ben orada uçuk gençlikten ziyade, aşksız sexi eleştirmiştim. Onların, sadece bu konudaki düşüncelerini eleştirmiştim. Metal müzik festivallerinde sallanmayan bir çadırı olanlardanım. Bu senekilere gidemedim ama fırsat buldukça konserlere ve festivallere katılıyorum.
Eski nickim "metalized" Şu anda o kimlik tamamıyla beni temsil etmediğinden değiştirdim. Zihninde, Krishnamurti öğretisiyle kafayı bozmuş, rahip kılıklı birisi mi canlandı bilmiyorum.
Belki bunu tutarsızlık olarak algılarsın. O hazzı öğrenmek gerektiğini de söyler. Ben hep onun söylediklerini de yapmıyorum...

Konu, morgana'dan

Konu, morgana'dan bağımsız gelişmeliydi belki de. Çünkü genel anlamda kadınlardan bahsediyorduk. Ben kendi kadınımın söylediklerinden örnek verdim.

Herhalde düğümü onun beyanatı çözer.

Morgana, bodoslama dalıp, sana asıldığımı düşünüyor musun?

Lütfen hayır de. Yoksa geri kalan hayatımı, sinsi bir kazanova, arkadaş ayağına yatan adi bir çapkın yaftasıyla geçirmek zorunda kalacağım. :p

"Toruk Makto dedi ki: Kadınların saçma sapan düşünceleri. Öhöms. hiç olmazsa çoğu kadının deseydin toruk. ya da belirli dönemlerde ki ve algılarda ki kadınların ya da kadın adaylarının falan. " Hahaha inan çok güldüm bunu okuduktan sonra. Daha, böyle düşünceleri olmayan bir kadın görmediğimden olabilir...

Yabancı, senin yüzünden kısmetim kapanacak. Artık siteye Uma Thurman gibi biri üye olsa; yine de asılamayacağım.:) (favori gençlik starımdı)

Bu mesele özellikle de forum ortamlarında, insanın gerilmesine yol açıyor. Böyle algılanmaktan kaçınacağım derken, kadınlarla konuşurken önüne bakan sofu durumuna düşmekte var. Galiba senin tatilde olmadığın zamanlarda öyle yapmam gerekecek...:)

hah

Hiç

bense böyle bir kadın gördüm ve tanıyorum Toruk Makto. ve o nedenle dedim ki en azından genelleme yapmasaydın.

bütün genellemeler yanlıştır.

hiç karşılaşamamış olmandan dolayı bütün kadınları aynı kategoriye koymana da ben çok güldüm. Hahaha.:))

aslında şimdi ki haliyle ifade ettiği şey dah doğrudur yazının. ve budurmda aynı şeye gülmüş olmuyoruz Toruk Makto:)

Aynı şeye gülmüşüz.

Aynı şeye gülmüşüz. Ben de senin "Öhöms. hiç olmazsa çoğu kadının deseydin toruk." demene gülmüştüm zaten...:) (kurduğun cümle üzerinden kendime ve ifade edişine gülmüş oluyorum) Benim yazdıklarım neden hep yanlış anlaşılıyor?!

bence de konu benden

bence de konu benden bağımsız.
hatta o kadar bağımsızki ben anlamadım bile ne olduğunu..
konunun karşısında tam da bi arkadaşımın dediği gibi "şapşirik" kaldım.

çoğu şeyi sokaklardan öğreniriz biz

"Çocuğa virüs toplumdan bulaşıyor ama onun evi bu virüslerin temizlendiği bir yer olabilir değilmi?
Bu virüsleri kim temizleyecek? Ebeveyn. Nasıl yapacak? Kendisi bilinçli olacak ve onunla ilgilenecek:)"

Elbette ebeveynin buradaki virüs temizleme özelliği çok önemli; ancak gözlemlerim, bir çok eveveynin virüsten temizleme adı altında çocuğunu toplumdan uzak tuttuğunu, soyutladığını da unutmamalıyız. Bu şekilde yetişen bir çocuk,ileriki yaşlarında hayata katılamamakta ve hep kıyısında kalmaktadır.

Halbuki ne kadar eleştirsek de çoğu şeyi sokaklardan öğreniriz biz. Bu yüzden çocuğun sokağı da iyi bilmesi gerekir. Oğlum sokaktan kavga yapmış bir şekilde geldiğinde dikkatlice onu dinler, kavga sebebini haklı görürsem, "sen de ona vurdun mu?" diye sorarım. Cevabı evetse, benden kocaman bir aferin alır. Ama asla sokağı ona yasaklamam. Bir çok aile ise, böyle bir durum karşısında çocuğuna sokağı yasaklıyor. Halbuki eninde sonunda o çocuk sokağa çıkmayacak mı; hatta yanında sevgilisi veya eşi olmayack mı? Dışarıdan bir tehdit geldiğinde ve kaçınılmaz bir durum doğduğunda ana babası mı kurtaracak onu? Ne kadar eşitlikten de bahsetseler kadınlar, böyle bir durumda karşı tarafa horozlanmak erkeğin görevi değil midir?

Bu yüzden sokağı ve evi bir denge içerisinde götürmek gerekir. Tıpkı sokakta çocuğun giysilerinin kirlendiğinde evde temizlenmesi gibi... "Hayatı anlamadıktan sonra temiz kalmanın ne önemi var? OMO!"

Sevgili kaplumbağa:))

Hiç

Arabanın markasını eklemeyi unutmuşsun:)

Bilinçli ve ilgili bir ebevynin sevgiyle büyütmediği bir çocuğun kapacağı virüsleri değil omoyla ozona yatırsak temizleyemeyiz.

Peki Toruk Makto bir soru izninle.

İslamdan bahsederek aile hakkında örnek vermiştin yukarıda. Ki ben ailenin sistemin bir modeli olduğunu asla reddetmiyorum.

bende buna binaen şöyle bir şey soruyorum. Sende, siz kadınların saçma sapan düşünceleri derken ve erkekleri ayırdığını söylerken, islamdaki ve diğer kitaplı dinlerdeki, kapitalizmde ki, endüstri toplumundaki, ataerkil düzende ki kadın/erkek eşitsizliğini onaylamış olmuyormusun?

Özgürlük

Sevgili kaplumbağa, gene kalıplara aldırmayan.. hatta kalıpları kırıp geçen.. kendine özgü uslubunla güzel bir paylaşım sunmuşsun ;)
Konu dönmüş dolaşmış galiba özgürlükte takılmış..Tek üzüntünün yanındaki koltuğun boş olması mı? Bence o koltukta hasretle beklediğin biri de oturuyor olsaydı.. .. korkarım .. özgürlüğün bugünkü kadar olmazdı sevgili kaplumbağa ;)
Aaa, özgürlükle ilgili çok sevdiğim bir yazardan.. bir yazı paylaşasım var:

Yükseklerde süzülen ve bir tür
özgürlük hisseden bir kuşu gözünüzde canlandırın.
Hayatı bütünüyle deneyimleyebilmek için,
bir kuş yere inmeli ve bir yuva yapmak gibi
çetin bir işin üstesinden gelmelidir.
Bu disiplin vasıtasıyla, kuş, başka tür bir özgürlüğe,
hayatın derinliklerini deneyimleme özgürlüğüne kavuşacaktır.
Kendinizi nasıl özgür hissettiniz ve kendinizi
nasıl kapana kısılmış hissettiniz?
Hayatınıza, onun derinliklerini keşfetmek ve bu derinliklerde
başka tür bir özgürlük bulmak için
gerekli disiplini uygulayabilir misiniz?

Sevgili Yabancı, öncelikle

Sevgili Yabancı, öncelikle kadınların saçma sapan düşünceleri neydi? Onu bir hatırlayalım.
Yukarıda yazılanları okumayan birisi, kadınların bütün düşüncelerinin saçma olduğunu söylediğimi düşünür. Bir alıntı yapalım;

"İlk günlerde aramızın fena halde elektiriklendiği, sonrasında fırtınalı bir beraberliğimizin olduğu bir bayanın söylediklerinden bahsetmek istiyorum. Duygularımı hemen açıklamıştım, çünkü aşık olduğum biriyle canımlı cicimli konuşup, arkadaşık ayağına yatmak istememiştim. O da aynı şeyleri hissediyordu. Öyle olmasına rağmen bana şunu dedi. "Ne olur bu kadar hızlı gitmeyelim. Ben şöyle düşünmüştüm. Önce bir dostluk olur. Sonra..." Kadınların bu saçma sapan düşünce tarzları, erkekleri "arkadaşlık ayağına yatma"ya zorluyor olmasın sakın." demiştim.

Sadece bu konuyla alakalı olan bir düşünceyi, ataerkil düzene ve kadın erkek eşitsizliğine verilmiş bir onay olarak algılamamak lazım. Benim vuguladığım şey şu; hem önce bir dostluk devresi geçirilmesini, sonra sevgili konumuna geçilmesini savunurlar, sonra da niyeti sevgili olmak olan ama dostluk devresiyle başlamak isteyen erkekleri arkadaşlık ayağına yatmakla suçlarlar. Bu düşünce tarzı saçma değil mi? Bunun dışındaki kadın düşünceleri için bir lafım olmadı. Bunda da genelleme yaptığım için hatalı olduğumu kabul ettim.
Kadını nasıl yaparım da yatağa atarımı düşünenleri de ayırdığımı hatırlatmak isterim.

Canu, disiplin ve özgürlük yan yana olamaz diye düşünüyorum...

Sevgili Toruk Makto

Hiç

Bu açıklamandan sonra kadın/erkek eşitsizliğine onay vermeyen biri olduğunu düşünmeye başladım:)

Bir de ne zamandır aklımda şu var. Bunu kadınların hepsi başarabiliyor ve kimi kararsızlıkları erkekleri onların doğasıyla ilgili yargılar vermeye sürüklüyor.

Sonra şu soruyu soruyorum....

Duygu da matematiğe yer varmıdır?

Zihin duyguyu kontrol edebilirmi?

Yani bilim adamının, entelektüel birinin v.s. ağırlıklı olarak kullandığı şey. Korteks.

I.Q ve E.Q.

Eşitsizliğe topyekün onay

Eşitsizliğe topyekün onay vermiyorum. Sadece erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik kurmalarını değil, kadınların da kadınlıklarını kullanarak, bir adım öne geçmemeleri gerektiğine inanıyorum.
Bu lisede "ama hocaaam"la başlar, kocasını yatağa almamakla tehdit etmeye dek gider.
Anadoluda kadınlar çapa yaparken, erkekler kahvede geyik yapar.
Dünyada erkekler askerlik yaparken, kadınlar kafelerde ev toplantılarında vs. geyik yapar.
Onlarda askerlik yapsın demiyorum. Mecburi askerliğe toptan karşıyım. Fakat bazı zorunluluklar varsa; bundan cinsiyeti yüzünden kimse muaf olmamalı. Dağda kadın terörist oluyor da neden kışlada kadın asker olmuyor? Bunlar eşitsizliklere örnekti. Çok fazla türetilebilir... Eşitsizliğin kendisinin de eşitsizlik yaratmada kullanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Örn, kadın girişimcilere verilen krediler vs... Başarılı kadınların, extra kutlanması da onları yüceltmekten çok aşağılamak gibi geliyor bana. Ben şöyle duyuyorum; "İşte karşınızda, dünyaya ezik bir yaratık olarak gelmesine rağmen, başarılı olabilmiş birisi." :P

Kimsenin cinsiyet özelliklerinden dolayı extra puan kazanmaması, kazanmaya yönelik adımlar atmaması gerekir.

Duyguyu üreten de zihinse neden olmasın.
Matematikten fazla anlamadığım için, o kısma değinmek istemiyorum:)
Suretler isimli filmi izlerken, duyguyu zihnin üretebileceğini daha iyi anladım.
İnsanlar, Avatar'daki gibi bedenleri yataktayken, robot bedenlerine bağlanıp,fiziksel işlemlerin hepsini robot bedenleriyle yapıyordu. Daha güvenli bir hayat, ya da olamadığınız biri gibi görünmek için birebir. Neyse, filme değinmek istemiyorum fazla.
Filmin sonunda robotları hayatta tutan mekanizma çöktü ve kimisi olduğu yere yığıldı, kimisi trafikte arabaların altında kaldı. Kimisi arabasının içinde kaldı. Tam bir katliam sahnesiydi ama içimiz hiç acımadı. Çünkü onların robot olduğunu, gerçek bedenin ve kişinin güvenli yatağında olduğunu biliyorduk. Yine de çok trajik bir sahneydi ve duygulanmamız gerekirdi.
Duyguları zihnin varedebilecek olduğuna inanmamı sağlayan bir andı...

Sevgili canu; yanımda

Sevgili canu; yanımda sevgilim olsaydı bu kadar özgür olmaz mıydım? Belki...

Ama ben dişi kaplumbağaların da olduğuna inanıyorum; özellikle turistik bölgelerde bu şekilde gezen ve hatta bisikletle ve hatta otostop çekerek yollara düşen ne turist çifler görüyorum. Ve ne çok imreniyorum onlara.

Elbette ömrüm hep yollarda geçmiyor benim de; bazen konaklıyorum da uzun süreler boyunca. Yakamdan tutup, "otur yanımda" diyen bir sevgilim olursa bu konaklama süresi daha da uzun olabilir. Kimi zaman ben onun dinlerim, kimi zaman da o beni dinler ve benimle birlite yollara düşer. Özlediğim böyle bir şey benim.

Eklediğin alıntıdaki gibi arada bir ben de bir yere konup yuvalar yapabilirim. Ama öyle de olsa, mevsimi geldiğinde uçmam gerek. Yanıma dişimi de alıp birlikte uçabilmeliyim. Bir süre uçtuktan sonra yeniden yuvaya dönebiliriz.

Yıllar önce takma adım Göçmen Kuşlar'dı; sanırım bu bile daha iyi açıklamak için yeterlidir düşüncelerimi.

Kadın acizmi?

Hiç

Toruk makto sürekli söylediklerini olumsuzlayan ifadeler kullanıyorsun.

Topyekün onay vermiyormusun eşitsizliğe?

Birincisi konuyu anlayabilmek ve gerçeği bulabilmek için tarlada çapa yapan ve kahvede adamı kriter olarak alamayız.

Ben Krishnamurtinin hiç bir sohbetinde kadının aciz olduğuyla ilgili bir söyleme rastlamadım.

Freudien bakış açısından başka bunu iddia eden hiç kaynağa rastlamadım.

Felsefelerde var mı kadının aciz olduğuyla ilgili bilgi?

Freudien yaklaşım sayısız anlamda çürütülmüştür zaten.

Toruk Makto:))

Bak bunu seninle ilgili savaşmak için yapmıyorum ancak sürekli karşılştığın insanların toplumsal, kültürel açmazlarıyla ilgili genel yargılara varıyorsun.

Ki anadolunun o yoz kültürü dahi ezer kadını.

Neyse ki karının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin yabancı dememişsin:))

kaplumbağa

bodrum deyince, bula bula asfalt resmini mi buldun?

Gümüşlükte balık yerken, tavşan adasındaki tavşanları fotoğraflayıp buraya koyarsan;
bendeki pek çok anıyı da, harekete geçirebilirsin;))

Yanındaki koltuğun boş olması, allahın sana bahşettiği bir hikmettir. Ne diye hayıflanırsın onu da anlamadım;))

boş koltuk; dolu koltuk

__________________________
Sevgili kaplumbağa, gene kalıplara aldırmayan.. hatta kalıpları kırıp geçen.. kendine özgü uslubunla güzel bir paylaşım sunmuşsun ;)
Konu dönmüş dolaşmış galiba özgürlükte takılmış..Tek üzüntünün yanındaki koltuğun boş olması mı? Bence o koltukta hasretle beklediğin biri de oturuyor olsaydı.. .. korkarım .. özgürlüğün bugünkü kadar olmazdı sevgili kaplumbağa ;)
__________________________

Kaplumbağanın özgürlüğe süzülüşü çok imrendiğim bir durum. Kendimi zevkle onun yerine koyuyorum. Eminim çocuklarına ilgisini esirgemiyordur. Xenix'in vurguladığı gibi, acaba çocuklarımızı severken onları sevgi arsızı yapıp, kendi ayakları üzerinde durmalarına engel oluyor muyuz? Çevremden gözlediğim kadarıyla biraz öyle. Bir çocuğu öyle bir baskıda tutmalıyız ki; ne alıp başını gitmeli, ne de pısırıklık abidesi olmalı. Sevgili Toruk'un tanıklık ettiği telefon görüşmelerini kafamda kuruyorum. Böylesine sevgi yüklü baba neden olmasın. Bence sevgi bağı mesafelerden bağımsız bir bağdır. Bir çocuk sevildiğini, ya da sevilmediğini görmese/ işitmese bile çok iyi bilir. Sevgi evrensel bir bağdır. Radyo dalgaları gibi evrenin her yerine dalga dalga yayılır. İşin kötüsü "nefret" dalgaları da bu özelliği taşıyabilir. Dolayısı ile bir çocuk sevilip/ sevilmediğini iyi bilir ve ruhunda bunun izlerini taşır.

İşte bu yüzden, yabancının muhalefetine rağmen, 13 yaşındaki bir çocuğun babasından ayrı kalmasını bir handikap olarak görmüyorum. Gün be gün bu çocuk kendi özekliğini geliştirmelidir. Bunun yöntemi de "yuvadan uzaklaşabilmek" olmalıdır.

Şimdi siz diyeceksiniz: "sen kızına bu fırsatı, bu şansı tanıyor musun" diye. Zaten, mesafeler önemsiz diyorum. Çocuğunuz çok yakınınızda olur ve ona sevgi beslemezsiniz.. ya da ilgi göstermezsiniz. Bu duygusal bağdır, bizim çocuklarla ilişkimiz. Onlar bunu çok iyi sezerler. Aradaki bağ sağlam mı, yoksa seviyor gibi mi görünüyorlar. Hem, kaplumbağanın dediği gibi, bir gün bizsiz yaşamaya başlamayacaklar mı? Bugünden buna alışmaları, kademe kademe alışmaları mantıklı göründü.

Asıl aklım, koltuğa takıldı. O koltuk dolu olsaydı kaplumbağa bu kadar özgür olamazdı. Her ne kadar "Ama ben dişi kaplumbağaların da olduğuna inanıyorum" desede. Çünkü "angaje olmak" denen bir durum var. Bir gönül bağı başladığı zaman bunun özgürlükler üzerine acayip yaptırımları var. O kişinin zevkleri, ihtiyaçları, planları, beğenileri, beklentileri, kaygıları, hatta fobileri sizi "kafesliyecektir". Daha da ötesi yeni bir kişinin tüm yollarını tıkayacaktır. Tekken özgürsündür. İkinci bir kişiyle birlikteysen belki mutluluğundan bahsedilebilir ama özgürlüğünden değil. Orada artık bir bağımlılık geliştirilmiştir. Bunu evli kişiler çok iyi anlarlar. Günden güne, evdi, arabaydı, yüksek gelirdi, elektirik faturalarıydı, yeni salon perdeleriydi, çocuğun özel öğretmen ücretiydi, kayınvalidenin ilaçlarıydı, televizyonde seyrediler programlardı, akşam eve dönüş saatleriydi... yün yumağı sarar gibi çevreyi sarar. Bir zaman sonra o ince iplikciklerin ne kadar güçlü bir şekilde bizi sarmaladığına şaşar kalırız.

Zaten uzaklara kaçıp gitmemize engel olan bu ince iplikçikler değil midir. Sevgili Canu ne kadar da haklı. Kırk katır mı, kırk satır mı benzeri bir seçim var önümüzde. Bir beraberliği seçsek, özgürlük elden gidecek; özgürlüğü seçsek yan koltuk boş kalacak. Üstelik yan koltuk dolarsa, bu yeni bir ilişkiyi engelleyecek. Gelen her yeni kişi, kendi iplikçiklerini de beraberinde getirecek.

Sevgili Kaplumbağacıım, sen gene gönlünce gez. Tüm bağlarını gözardı ederek. Canın nerede konaklamak isterse orada kon. Hayat çok kısa ve günler çok değerli. Üzülerek, günlerine kahrederek geçirilecek zamanımız yok. Varsın yan koltuk boş kalsın ; )

çetrefil

diyorsun ki, çetrefilli işlere gerek yok;)) kafana göre takıl.

Özgürlük; kanatlarının yorulduğu AN'daki, O' yere inmektir. (ben uydurdum)

AN'daki O yer

yok şekercim, tam olarak değil. Benim kaygım kendi bağlılıklarımı gözden geçirmek. Öğle çok kontak geliştirmişim ki çevremle, gıpta ediyorum Kaplumbacıma. Elbet gönül keyfince yaşamak ister. Özellikle geçim derdi için çalışmak zorundayız. Bende bu aşamada çelişkiye düşüyorum. Bir yanım, kalk git diyor, bir yanım çalış ki hayat devam etsin.

Belki de o kanatlar çoktan yoruldu. Uçmak için gücü yok. Ya da yeterli heves yok.

Belki de olay şudur. Kendimize bir "hayat" kurarız. Kendimizi huzurlu, güvenli, dingin hissedebileceğimiz çevre. Sonrasında bu sistemi sakınma moduna giriyoruz. Nihayet bu sistem benliğimize yapışıp kalıyor.

çetrefil

işte kanatlarının yorulduğu yerdesin şimdi. Dinlendiğinde tekrardan çırpmaya başlayacaksın;))

"Ben Krishnamurtinin hiç

"Ben Krishnamurtinin hiç bir sohbetinde kadının aciz olduğuyla ilgili bir söyleme rastlamadım."

Ben de rastlamadım. Kendi yazılarımda da buna benzer bir şeye rastlamadım. Sen bunları yazdıklarımın neresinden alıp, çıkarıyorsun yabancı?

"Eşitsizliğe topyekün onay vermiyorum." demek ne demek? Tamamıyla, sadece kadının ezildiği durumları değil, erkeğin de geride kaldığı eşitsizlik durumlarına onay vermiyorum. Yazının devamından bunu anlaman gerekirdi. Neden yazdıklarımın bir cümlesini ayırıp, ona olumsuzluklar yüklüyorsun. Sürekli negatiflere odaklanıyorsun. O cümle olumsuz cümle de olsa anlattıklarım, eşitliğe vurgu yaptığı için, anlam bütünlüğü bakımından olumsuzluk içermiyor.
Topyekün eşitliğin olması gerektiğini savunuyorum...

Ben kadın acizdir dedim mi? Ona yönelik vurgu yapmışmıyım?

"Ki anadolunun o yoz kültürü dahi ezer kadını." Ben aksini mi söyledim?

Benim düşünce tarzıma göre; en önemli şey özgürlüktür. Özgürlükten sonra cinsiyet sorununun kalmayacağını düşünüyorum.

Sen, çok zeki birisi olduğuna göre; bu yanlış anlamalarının kasten olduğunu düşünmeye başlıyorum.

Seninle iletişim içinde olmaktan keyif alıyorum. Fakat her seferinde ne dediğimi açıklamak zorunda bırakman, bu keyfin üstüne limon sıkıyor.

Beni bir şeyle itham etmene bozulmuyorum ama anlamamana ya da anlamamış gibi görünmene bozulduğumu itiraf edeyim...

Statik

Yabancıyla konuşa konuşa ben de yabancılaşıyorum galiba herşeye :)

Normalde böyle bir detayın üzerinde bile durmazdım ama şimdi değinmeden geçemiyorum.

"bodrum deyince, bula bula asfalt resmini mi buldun?

Gümüşlükte balık yerken, tavşan adasındaki tavşanları fotoğraflayıp buraya koyarsan;
bendeki pek çok anıyı da, harekete geçirebilirsin;))"

Adam, virajlı yollardan ve kıvrımlardan ne kadar hoşlandığından bahsetmiş. Bu nedenle o resmi seçmiş olmalı. Neyse önemli olan resmi neden seçtiğini anlamaman değil. Kendi önerini sunuş şeklin. Konuyu açanın sen olduğunu ve bahsettiğin yerlerin fotoğrafını koyduğunu düşün. Başka birisinin gelip, seçimin hakkında öneride bulunurken, nasıl bir üslup kullanmasını isterdin?

Bunun ilk ve son yabancılaşmam olması dileği, sevgi ve saygılarımla... :)

Ek

Yazının anlatmak istediklerine de çok uygun bir fotoğraf. Bu bağlamda, kıvrımsız değil de düz bir yol fotoğrafı bile olsa; anlamlı bir seçim olurdu diye düşünüyorum...

hoppalaaa

Hiç

Bencede yabancılaşma.

Önce genelleme yapıp bütün kadınları saçma sapan düşündüğünü söylüyorsun. Sonra genelleme yapmakta hatalı olduğunu söylüyor ve arkasından yine dünyaya ezik bir yaratık olarak gelmiş bir

alla alla toruk sen ne diyorsun? bence sen bırak krısnayı falan da daha fazla yabancılaşma.

Zihinsel mastürbasyona girdin. Oysa günler önce ne güzel keşiş modunda takılıyordun değilmi?

anlaşılan ben istediğimi, istediğim şekilde ifade etme özgürlüğüme kimsenin çokmak sokmasını istemiyorum diyorsun. O halde bende istediğimi istediğim şekilde ifade etme özgürlüğümü kullanmış olabilirim.

Senin düşünce tarzına göre önemli olan özgürlük mü yani? O zaman terörist, askerlik v.s. demeden önce krıishnamurtinin özgürlük üzerine yaptığı konuşmaları tekrar oku.

Bu ego ve otorite hırsının da nasıl bir bağlantısı var özgürlükle anlamış değilim.

Dağda terörist oluyor kışlada neden kadın asker olmuyor!! Toruk ne diyorsun yahu. Dağda ki teröristin zorlandığı yaşam biçimiyle kadının askerlik yapması arasında ki bağlantı ne alaka?

Yabancı,

Sen, sürekli benim dediklerimin çetelesini tutuyorsun ama nedense dediklerimi hiç analmıyorsun. Bence anlamıyor değilsin. Kasten anlamıyor görünüyorsun. Bundan şimdi emin oldum. Bir başlıkta da misafir olarak gelip "zihinsel mastürbasyon" yaptığımı söylemiştin. Sen olduğunu hissetmiştim ama şimdi daha net anlıyorum. O yüzden, bundan sonra beni anlamana yardımcı olmaya çalışmayacağım. Sen ne anlıyorsan öyledir. İnsanları değiştiremeyeceğimi zaten biliyorum. Seni değiştirmeye çalışmadım hiç. Tek istediğim beni anlamandı. O da olmayacağına göre; kim neyi nasıl anlamak istiyorsa öyle anlasın...

toruk makto

üslubumun neyini beğenmedin?
bu yazıdan, herkes ilgilendiği kısım üzerinden yorum yapmış. Bende kendi ilgilendiğim alanı yazmışım, çok mu şey istemişim;)

şu an, yol kıvrımları ilgimi çekmiyor da;)

Sevgili kaplumbağa,

Sevgili kaplumbağa, yazınızı okuyunca içimde kelebekler pır pır etti. Özgürce tutkularının peşinden sürüklenip gidebilme cesaretini de kıskandım. Dilerim yanındaki koltukta gönlünün istediği gibi dolar ama unutma ki insanın yanlız, kimseye ihtiyaç duymadan arzu ettiklerini gerçekleştirmesi de harika bir duygu:)))

Statik

Şu kısmını beğenmedim;
"bodrum deyince, bula bula asfalt resmini mi buldun?"

Sen beğeniyorsan sorun yok. Normalde tavrım şu sözler eksenindedir;
"Birisi hakkında söyleyecek olumlu bir şeyin yoksa sus." Bu sözü unuttuğum bir ana denk geldi. Dedimya yabancılaştım diye. İnsan negatiflere odaklanınca onları görüyor. Oysa, çok önemli olmayan bir ayrıntıydı. Aslında böyle acıtan bir dostun olması iyidir. Göremediğin eksikliklerini görürsün. Görmek istersen tabiki. Bu anlamda yabancılaşmak yararlı bir şey olabilir. Fakat herkezin algısı bu yönde olmayacağından, pozitiflere odaklanıp, negatifleri görmezden gelmek, insan ilişkileri açısından daha faydalı...

eril ego

_________________________
Sevgili kaplumbağa, yazınızı okuyunca içimde kelebekler pır pır etti. Özgürce tutkularının peşinden sürüklenip gidebilme cesaretini de kıskandım. Dilerim yanındaki koltukta gönlünün istediği gibi dolar ama unutma ki insanın yanlız, kimseye ihtiyaç duymadan arzu ettiklerini gerçekleştirmesi de harika bir duygu:)))
___________________________

Şekerim Medisis, benim duygularımı dile getirmişsin. Acaba çok mu duygusalım diye söyleniyordum kendi kendime. Senin bu satırlarını görünce içimde güneşler açtı. Sanırım işin kaynak noktası "cesaret". Özgürlüğe ve tutkulara giden yok kesinlikle cesaretten geçiyor. Dün akşam "hayat savunmaya değer" filmini seyrettim. Filmi burda anlatmiym ama kahramanımızın korkuları ve tepki olarak sergilediği davranışları "yargılanıyor"du. Hayat totalde, seçimlerimizin sonucudur. Elbet, kader kırılmaları yaşanır. Bunlar bizi zorlamak için, forse etmek vardır. Kırılmalar olsa dahi, düştüğümüz yerden kalkabiliyorsak, kalkıp yolumuza sağlam devam edebiliyorsak, işte o zaman doğru tercihleri yapabilmekten bahsedebilmeliyiz.

Bu aşamada, taktığımız gözlüklerin anlamına da değineceğim izniniz olursa. Bu sayfada yabancı, statik ve sevgili Torukcuğumun söz dalaşmalarını görüyorum. "bodrum deyince, bula bula asfalt resmini mi buldun?"sözünün bu kadar yankılanacağını hiç umut etmezdim. Bir bardak suda fırtınalar koparılıyor geliyor bana. Ya da daha ötesi, "eril egolar" çarpıştırılıyor. Bir baskın çıkma gayreti sezinliyorum. "Sevişmek ya da dövüşmek?" Sanırım ikisi de aynı libidosal dürtülerden kaynaklanıyor. Bu aşamada, seçim bizlere kalıyor.

Kaplumbağanın, tutkusunu, coşkusunu ve cesaretini kutsuyorum. Onun gibi olabilmeyi dilerdim. Hala da vakit geç değil. Zincirlerimi kırabilirim. evet, ev sıcak bir sığınak bizim için. Şeker morgana'nın dediği gibi "mutlaka kendimizi sokağa mı atmamız lazım gelir özgür olduğumuzu kanıtlamamız için?" Sanırım, insan iç dünyasında özgür olmalı. Korkulardan, kaygılardan, takıntılardan sıyrılarak tozpembe bir dünya şekillendirebilmeli. İnsan nerede kendini mutlu hissediyorsa, özgürlük de, aşk da, tutku da, macera da oradadır.

Aynı konuya dönnmek istemezdim ama. "Eril egoların çarpıştırılması" bana göre bu toz-pembe tabloya uymuyor. Kuşum Yabancı, neden hayata bu kadar zıt gitme ihtiyacı hissediyorsun. Uzlaşma arayışları daha etkili olmaz mı. Karşındakinin sözlerini tersten anlamak sorunda değilsin. Bardağın boş yarısına bakıyorsun. Dolu tarafı seni daha çok doygunluğa ulaştırcak. İnan bana.

Size söz veriyorum çetreFil

Sevgili çetreFil; herkese sevgiyle yaklaşan, şekerim, hatta kuşum diyebilen o sevgi dolu yüreğinizi de ben kutsuyorum.

Size söz veriyorum o halde; bu yaz yolculuğumun birinde yanımdaki boş koltuğu size tahsis edeceğim.

Sizi ve sevgiyle ve aşkla çarpan tüm yürekleri seviyor ve hepsini kutsuyorum.

Dilimde ki kıvrımlar ve düzlüğü aklımın:: oldu herhalde:)))

Çetrafilim saz semaim. Yazılarından sızan bal damlacıkları, biçare ruhumu pervane ediyor her lahza. Hemencecik istabula koşasım martılara simit veresim geliyor. Bu niye böyle oluyor bende anlamlandıramıyor, adlandıramıyor,tanımlayamıyorum. Küçük bir bahçeni ıslak toprağına diyorum gömsem kendimi tomurcuklanırmıyım parmak uçlarımdan. Sorular birbiri ardına kuyruğa giriyor. Hiç biride kuyruk kavgasına tutuşmadan. Beyhude serimden bir ömür gitmesin istiyorum özgürlük tutkum.

Çetrefilciğim.:))) Yemyeşil gövdesinde, sapsarı göbeğinde, bembeyaz yapraklarında narin narin rüzgarda süzülen papatya duruşlum. Birden imgelemimde bulamak derdiyle koşuyor hayal dünyama ve o vakit tahayyülüme sığmıyorsun, çünkü ben yanımda ki koltuktan ziyade içimde ki sonsuz alanı boş bıraktım bilmiyorsun. Martıların çığlıklarında arasam diyorum, kıvrılıp kendi içime dümdüz olsam diyorum kıvrımsal eğrilerimde, bilmem ki diner mi bu yükselen alevlerin perişan eden şeysi.:))

Cezmi ersöz olasım geliyor, Don huan minicik kalıyor düşlerimde ki uçsuz tarlada. İşte böyle biteviye yorgunluklar içindeyim.

Bilmeni yinede isterim. Yanımda bir iskemle var. Boş bıraktım. Kimseye izin vermiyorum ki gelip otursun. Nereye gitsem iskemleyi de götürüyorum yanımda. Deli diyorlar varsın olsun. İskemle her lahza boş kalacak haberin olsun. :))

Egonun savunma mekanizmalarını bildiğimde kendimi Ankaranın en yakın ormanlık alanına götürüp tabiatın şefkatli kollarında arınmak hevesiyle yıllaaar geçirmiştim. Öyle solgun, öyle vurgun, öyle yorgun yıllardı ki, şimdi sözcüklerinin büyüsünde esriyen ruhumla yıldız yorgan seriliyorum karanlık geceye.:)))

Bunları yazarken boş iskemle hala yanımda bu arada.:))

eril EGO örneği

Sevgili Yabancı, sözünü ettiğim "eril ego" tam da böyle bişi. İnce ince dalga geçişini çok iyi görebiliyorum. Tasvip ettiğim pek söylenemez. Ama dert de etmem. Ne de olsa "kırk yıllık yahni, olur mu kahni!"

O yüzden Kaplumbağanın teklifi simdi gözüme daha hoş göründü. Her ne kadar ben ev kuşu olsam da, kırarım zincirlerimi.. Şeker Statik "işte kanatlarının yorulduğu yerdesin şimdi. Dinlendiğinde tekrardan çırpmaya başlayacaksın;))" demişti ya, bu yaz böyle bir fırsat var önümde.

Beni de alın

Beni de benide.. lütfeenn! :)
Aaaa; eveeett! Sevgili kaplumbağa'nın arabasını dolduracaz...ama .. ben kilolu sayılmam.. kanatlarım arka koltuğa sığar ;)
C. Şakir'in Bodrum'un hemen girişinde .. bir şiiriyle karşılanırsınız ya.. Tam hatırlayamıyorum sözlerini ama sanırım şöyleydi aşağı yukarı:

"Tepebaşına gelince Bodrum'u göreceksin
Sen ne ilk ne son olacaksın
Senden öncekilerin de aklı
Bodrum'da kaldı.."

Canım çetrefilim'in sıcacık yüreği ve sevgili kaplumbağa'nın serüvenci, kıpır kıpır enerjisiyle.. sanal da olsa.. ne muhteşem bir .. Bodrum seyahati yaşarız ..kimbilir ;)

Yabancı

"Boş iskemle" müthiş olmuş kutlarım. Derrida'nın "yapıbozumculuğuna" iyi bir örnek olmuş. Süzgeç diye bişi var di mi? Delikli olanları ve deliksiz olanları...

Listeye kaydettim canu!

Tamam canucuğum; seni de listeye kaydediyorum.

Evet; Bodum'un girişinde o yazı kaşılar bizi ve biz biraz daha Bodrum, biraz daha Halikarnas Balıkçısı oluruz.

oikOs

Hiç

Listeye kaydettim oikOs.

Süzgeç. Boş bir iskemle kadar güzel delikli bir süzgeç. bende de var bitane. deliklerde maazallah, toplum denilen yığını dolduruyorum mesela süzgece, bakıyorum hiç bi şey kalmamış. süzülüp gitmiş. yok yani. boş ve delikli bir süzgeç kalıyor elimde.

İşte özlenen tablo

Böyle güzel bir yaznın altında, böyle yorumlar olmalıydı...

Canu şöyle demiş;
"Canım çetrefilim'in sıcacık yüreği ve sevgili kaplumbağa'nın serüvenci, kıpır kıpır enerjisiyle.. sanal da olsa.. ne muhteşem bir .. Bodrum seyahati yaşarız ..kimbilir ;)"

Neden sanal olsun? Kaplumbağa sanallık, gerçeklik arasında mekik dokuyor zaten. Çetrefilin de gerçekten o koltuğa oturacağıunı hissettim...

Yabancı, tamam o boş iskemle hep seninle olsun. Gözümüz yok. Çarşamba günleri biz taksimde buluşuyoruz sürekli. İskemlenle beraber bekleriz. :)

Sevilesi Toruk Makto:))

Hiç.

Bu ne güzel bir kapıdır, açıldı, aralandı.

Uzuuuun bir süre melodik çırpınışlar yapmam gerekiyor Toruk Makto.

Bir boş iskemlem var birde müziğim:))

Hay bin köfte

Benim listem yok kaydedemiyorum. Özür dilerim.

Kayıt.

Hiç

Ha tamam o zaten bir üstteki kayıt cihazına.. neyse tamam.

Sevdiğim Yabancı :)

Daha önce söylemiştim seni sevdiğimi.

Kapımız her zaman açık ve aralık. Zaman göreceli bir kavram. Belki senin o uzun süren, bizim görüşümüze göre 1 haftadır. :) Uzun süre ne zaman dolarsa; müziğini de al gel.

Ne tür müzik yapıyorsun?

Tür

Hiç

Kimsenin yapmadığı bişey yapmak istiyorum. ama kimse de bişey demesin istiyorum.:)

Bu arada siyasiyabendi ilk barışarock festivalinde tanımıştim toruk. Benim o zaman çadırım bile yoktu:))

Bu arada

Hiç

Noolur hızli gitmeyelim toruk makto::)))

boş iskemle

Sevgili Toruk ; )
"Yabancı, tamam o boş iskemle hep seninle olsun. Gözümüz yok. Çarşamba günleri biz taksimde buluşuyoruz sürekli. İskemlenle beraber bekleriz. :)"
Gönlü güzel insanları tanırım ben. Perde ardındaki niyetleri anlarım.
"Ne güzel gözleriniz var!" dense, geri planda bu söze ne anlamlar yüklendiği önemlidir.
Arkadaşlık, dostluk ve çok daha ötesi için ilişkiler adım adım gelişir. Kişi, onu ilk tanıdığımda "boş beyaz bir kağıttır". Sonrasında karşılıklı olarak karalamalara başlarız. Zaman içinde o kağıdın üzerinde figürler belirmeye başlar. Kişinin ard-niyetlerinin izdüşümleridir bunlar.
Daha samimi ya da daha mesafeli olmayı sağlayan bu silsileli davranışlardır. Tiynetimize, kültürümüze, anlayışımıza göre yakın çevremizdeki insanları belirlemeye başlarız. Dünyadaki insan okyanusunda bağ kuracağımız insanları seçeriz ve onlar bizim için seçkin değer taşımaya başlarlar.

"Neden sanal olsun? Kaplumbağa sanallık, gerçeklik arasında mekik dokuyor zaten. Çetrefilin de gerçekten o koltuğa oturacağıunı hissettim..."
Mesafeler araya girse bile sizi Ankara'da görmek isterim. Sanallık, gerçeklik ayrımı yapmaya günümüzde gerek kalmadı. İnternette görüştüğüm kişinin gönlünü ayna gibi görüyorum artık.
Sevgilier herkese....

Hahahaha

Anlattığım hikayeyle bağlantılı, çok güzel espriydi...

:)))

Hiç

:)))

toruk makto

üslup konusunu geliştirmişsin;) yeni farkettim

Şu kısmını beğenmedim; demişsin.
"bodrum deyince, bula bula asfalt resmini mi buldun?"

Yazımın tamamını okursan eleştiri değil, bazı özlemleri vurgulamak için, şaka yollu inceden bir sitem görürsün.

Söylemek istediğim, yazdıklarının ruhundan çok uzakta.

Gönül teması.

Değerli ve saygıdeğer Çetrefil. Sanal ortamda da olsa karşısındaki insanla göz teması kuruyormuş gibi iletişim içinde olmaya gönül teması diyorum ben. Sonuçta gözler de gönüle giden yoldaki ilk kapı değil midir? Bunun bilincinde olan insanlarla güzelleşecek herşey.
Senin de onlardan biri olduğun ve bu tavrınla katalizör etkisi yarattığın, gözlerden kaçmayacak olan bir gerçek. Dostluk konusunda da zamanın göreceli olduğunu düşünüyorum.
Dün gece dostlarla bilmediğimiz bir mekana gittik. Müzisyenler sahneden indikten sonra, masamıza geldiler. Hem tanıştık, hem de sıcak bir sohbet eşliğinde yeni dostluklar başlattık. Onlardan birisi, bizim henüz 1 aydır tanışıyor olmamıza rağmen, çok uzun süredir tanışıyor gibi görünen ve araları sıkı olan arkadaşlar olduğumuzu değil, uzun süredir tanışıyor olduğumuzu düşünmüştü. Halbuki biz, ilk tanıştığımız gece de aynı şekildeydik. O ilk geceden hiç farkı yoktu. Burada zamanın dostluklar üzerindeki etkisizliğini daha iyi anlamış oldum. Etkili olan şeyse; kişilerin geçmişlerini, oradan gelecek olan imgelerini, yahut o an bizim gözümüze görünen imgelerini gözardı ederek, gerçekten gönül teması kurabilmekti...

Statik

Düşüncelerinin yazdıklarından bağımsız olabileceği ihtimalini gözardı etmediğimden, sadece üslubunla ilgilenmiştim. Neyse, bunun önemi kalmadı. Önemli olan; gerçek düşüncelerinin su yüzüne çıkmasıydı. Bu anlamda güzel katkılardı...

sevgili çetrefil

"Sanallık, gerçeklik ayrımı yapmaya günümüzde gerek kalmadı. İnternette görüştüğüm kişinin gönlünü ayna gibi görüyorum artık."

Bu kadar emin olma derim ben;) şööyle bi dolaş istersen;)

http://www.sonsuz.us/?q=node/828

"Kimsenin yapmadığı

"Kimsenin yapmadığı bişey yapmak istiyorum. ama kimse de bişey demesin istiyorum.:)

Bu arada siyasiyabendi ilk barışarock festivalinde tanımıştim toruk. Benim o zaman çadırım bile yoktu:))"

İşyerinden yazdığım için, gözümden kaçmış bu yorum. Güzel, rock müzik ile bağlantılı olduğunu da anlamış oluyorum. :) Ben o zamanlar taşkafa metalci olduğumdan, rock festivallerine katılmıyordum. Siyasiyabend gibi bir değeri kaçırdığımdan habersizce.
Tek bir yöne odaklanınca, bir çok değer de kaçıyor haliyle...

Kimsenin yapmadığı bir şey yaparsan; herkez bir şeyler der illaki. :) Yaptığında haber ver de biz de bir şeyler diyelim...

İstersek hiç bir şeyi sanalda bırakmayabiliriz.

"Sanallık, gerçeklik ayrımı yapmaya günümüzde gerek kalmadı. İnternette görüştüğüm kişinin gönlünü ayna gibi görüyorum artık."

Bence de...

Çetrefilciğim; önümüzdeki ayın ortalarında Ankara'da olacağım; İstanbul'a giderken Eryaman'daki yeğenime uğrayacağım ve annemi orada bırakacağım. Orada kalacağım bir gün içerisinde sizinle görüşmek istiyorum; hem de bu şekilde yaz gezimiz öncesi bir hazırlık olmuş olur.

İsterseniz tanışmamızı daha da öne alabilir, en azından telefonla da görüşebiliriz. Hatta benimle tanıuşmak isteyen tüm arakdaşlar beni arayabilirler. Telefonum: 0544 772 55 40

Yani istersek hiç bir şeyi sanalda bırakmayabiliriz.

Canucuğum, bu sözüm senin sizin için de geçerli. Yazları ben daha çok yollardayım. Kamyon şöförü falan da değilim; mobil teknik servisim ve her yerde müşterilerim var. Böyle bir iş de bana bol bol gezme fırsatı tanıyor. Bu yüzden yemişim sanalı! :)) Dediğim gibi yazın size de yer var arabamda.

Torukcuğum; sen de çok haklısın zamanın dosluklar üzerindeki etkisizliği konusunda. Meselâ çetrefil henüz çok yeni bir üye ve ben ona yol arkadaşlığı teklif edebiliyorum.

Bu cümleden hareketle :)

Sanallık, gerçeklik ayrımı yapmaya günümüzde gerek kalmadı. İnternette görüştüğüm kişinin gönlünü ayna gibi görüyorum artık."

İfadesi hem.. hem.. mantığına uygun bir cümledir :)
Doğruluk ve gerçeklik payı olduğu kadar yanıltıcı yanı da vardır. Şöyle ki:

Doğrudur.. çünkü..kalp kalbi tanır. Kucaklar.. keyifle dostluk yaşar. Sanki yıllardır dostmuşuz.. arkadaşmışız gibi.. kaynaşabiliriz. Birbirimizi özleyebiliriz. Pc monitöründe.. nicklerimizi görmek bile.. gözlerimizi ışıldatabilir.

Yanıltıcıdır.. çünkü.. bazılarımız çok duygusaldırlar.. kırılgandırlar. Bu yüzden tepkiselizdir. Duyulmak.. görülmek.. farkedilmek .. ihtiyacı içinde olabiliriz.. Yerleşmemiş kimlik duygularımız vardır.. bu yüzden aykırılıklar yapabiliriz. Alkışlanmak.. ne kadar çok şey bildiğimizi göstermek için.. rekabet edebilir.. ya da .. rekabet ortamı yaratıp.. kendimizi hakem ilan etmek ..ihtiyacı içine düşebiliriz. Reelde, pısırık olanlarımız bile .. burda aslan kesilebilir . İşte tüm bunları sanal ortamda .. reel ortamdan .. çok daha kolay.. yapabiliriz!

Bilemem ..belki aramızda.. bunları da görebilenler vardır ;)

Not: Sevgili kaplumbağa.. görüşsekte görüşemesekte.. ben senin kalbini görebiliyorum... ve seni .. sevgiyle anıyorum ;)

NET çok daha şeffaf

Canım Canu'um,
"Canım çetrefilim'in sıcacık yüreği ve sevgili kaplumbağa'nın serüvenci, kıpır kıpır enerjisiyle.. sanal da olsa.. ne muhteşem bir .. Bodrum seyahati yaşarız ..kimbilir ;)"

Her şey niyete bakar. Kanatlarımız var ve uçabilir. Şimdi yorgun ve tutuk olsa bile yeni ufuklara yol almayacağımız anlamına gelmez. Hani pazar sabahı yatağınızdan kalkmak istemezsiniz. Yatak sizi içine çeker. Üzerinize bir uyuşukluk çöker ve yatağınıza daha bir gömülürsünüz.
Statik moddan dinamik moda geçerseniz üzerinizdeki bu miskinliği silkeleyebilirsiniz. Hayat gözünüze daha bir cezbedici gelir. Pazar sabahını uyuklayarak değil de, ormanda ya da bir sahil kenarında koşarak geçirmeye can atarsınız. "Eylemsizlik" etkisi garip bir etkidir. Durağan şey, hareket etmek istemez, hareketli olan durmayı sevmez. O yüzden biraz modumuzu değiştirmekte fayda var. Bodrum, bunun için bir fırsat olabilir.

____________
"Boş iskemle" müthiş olmuş kutlarım. Derrida'nın "yapıbozumculuğuna" iyi bir örnek olmuş. Süzgeç diye bişi var di mi? Delikli olanları ve deliksiz olanları...
_______________
Sevgili Oikos, madem bu kafileye canu'm da katıldı, seni de bekliyoruz gezmeye. Halikarnasa, mavi koylara... Yapıbozumculuğa orada devam ederiz.

_______________
Doğrudur.. çünkü..kalp kalbi tanır. Kucaklar.. keyifle dostluk yaşar. Sanki yıllardır dostmuşuz.. arkadaşmışız gibi.. kaynaşabiliriz. Birbirimizi özleyebiliriz. Pc monitöründe.. nicklerimizi görmek bile.. gözlerimizi ışıldatabilir.
___________
Sevgili Canu, ben de yabancıya biraz bunu anlatabilmek istedim. Kişi isterse reelde de kendini farklı gösterebilir. Bu kimliği saklayan/ değiştiren maskelerden heryerde var. Kolaylıkla bulunup suratımıza geçirebiliriz. Ama PC ekranı çok daha şeffaftır. MR gibi insanın tenini geçip içini gösterir. O yüzden nette kendinizi çıplak hissederseniz çekinmeyin. Çıplaklığımız doğallığımızdır. Kıyafetlerimiz ve maskelerimiz savunma araçlarımızdır. NET'den bakınca insanlar çok daha saydam görünüyorlar.

Şekerim Canu, hayata bir adım daha yaklaşalım. Bak kaplumbağa da Ankaraya geliyor. Ona bir karşılama merasimi düzenleyelim. Bir pazar sabahında Göksu Parkında susuz gölü turlarız ;; D

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizli tutulacak ve açıkta gösterilmeyecektir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><blink>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen sonucu yazınız.
3 + 2 =
Matematik işleminin sonucunu yazmalısınız. Örneğin 1+3, için 4