İnsansız Seks
İnsansız Seks
Victor Frankl
SEVGİDEN söz etmeksizin insan cinselliğinden söz edebilirmiyiz? Ama sevgiden söz ederken, bunun insana özgü bir olgu olduğunu unutmamalıyız. Ve indirgemeci bir yoldan ele alınmamasına, kendi insancalığı içinde korunmasına dikkat etmeliyiz.
İndirgemecilik tam olarak nedir? Bunu, insan olgularını ya insan altı olgulara indirgeyen, ya da bu olgulardan çıkarsayan sahte bir bilimsel yöntem olarak tanımlamak isterim. Örneğin sevgi [aşk], insanın diğer hayvanlarla paylaştığı cinsel itkilerin ve içgüdülerin bir yüceltmesi (sublimasyonu) olarak yorumlanacaktır. Böyle bir yorum, insan olgusuna yönelik gerçek bir kavrayışa engel olmaktan öte bir işe yaramaz.
Sevgi, kendini aşkınlık olarak adlandırdığım daha kapsamlı bir olgunun gerçekten de sadece bir yanıdır. Egemen güdü (motivasyon) teorilerinin inandırmaya çalıştığı gibi insanın temel amacı ihtiyaçlarını gidermek, itki ve içgüdülerini doyurmak ve böylece homeostasis'i, yani iç dengeyi korumak veya yeniden kazanmak değildir. însan daha çok, insan gerçekliğinin kendini aşma özelliği sayesinde temelde ister gerçekleştirilecek bir anlama, ister sevgiyle karşılanacak başka bir insana yönelik olsun, kendi ötesine uzanmayı amaçlar.
Ama sevgiyle karşılaşım, başka bir insanı kendi amaçları için bir araç olarak (libidinal veya saldırganlık itkilerini ve içgüdülerinin yarattığı gerilimleri azaltma aracı olarak) görmeyi veya kullanmayı engeller. Karşımızdakinin araç olması, mastürbasyona eşdeğerdir; aslında cinsel açıdan nevrotik hastalarımızdan
birçoğu eşlerine bu şekilde davranmaktan söz eder: bu hastalar, "eşlerinin üstünde mastürbasyon yaptıklarını" söyler. Eşe yönelik böyle bir tutum, insan cinselliğinin özellikle nevrotik bir çarpıtmasıdır.
İnşan cinselliği her zaman için salt cinsellikten öte bir şeydir, cinsellik üstü olan bir şeyin, sevginin fiziksel dışavurumudur. Sadece bu işlevini yerine getirdiği ölçüde cinsellik gerçekten de ödüllendirici bir deneyim olur. Maslow, "sevemeyen insanlarla sevebilen insanların seksten aldıkları haz aynı değildir," demekle haklıdır. Amerika'da yayınlanan bir psikoloji dergisinin 20,000 okur üzerinde yaptığı bir ankete göre iktidarı ve orgazmı en çok arttıran etkenin romantizm yani sevgiye yakın bir şey olduğu ortaya çıkmıştır.
Yine de insan cinselliğinin salt cinsellikten öte bir şey olduğunu söylemek pek doğru değildir. Eibesfeldt'in de gösterdiği gibi, bazı omurgalılarda cinsel davranış grup dayanışmasına yol açmaktadır; özellikle gruplar halinde yaşayan primatlarda [insan ve insana yakın hayvanlarda] durum budur. Eibestfeldt'e göre bazı maymunlarda cinsel birleşme sadece sosyal bir amaca hizmet eder; insanlarda ise cinsel ilişkinin hem türün devamına, hem de eşler arasındaki tekeşlilik ilişkisine yol açtığı açıktır.
Sevginin doğası gereği bir insan olgusu olmasına karşılık cinsellik, sadece bir gelişme sürecinin sonucu, ileri olgunlaşmanın bir ürünü olarak insanca bir nitelik kazanır. Sigmund Freud'un, itki ve içgüdülerin hedefiyle nesnesi arasında olduğunu iddia ettiği farkı ele alalım: cinselliğin hedefi cinsel gerilimleri azaltmaktır, oysa cinselliğin nesnesi cinsel eştir. Görebildiğim kadarıyla bu sadece nevrotik cinselliği için geçerlidir: sadece nevrotik bir birey ister mastürbasyon yoluyla, ister eşini aynı" amaca yönelik bir araç kullanmak suretiyle olsun, spermlerinden kurtulmayı her şeyden çok ister. Olgun insan için eşi hiç de "nesne" değildir; o eşini daha çok başka bir özne, başka bir insan olarak değerlendirir, onu insan oluşuyla görür; ve onu gerçekten seviyorsa eşinde başka bir insanı bile görür, yani onda onun eşsizliğini görür. Bu eşsizlik, insanın kişiselliğini oluşturur ve bir insanın başka bir insanı bu şekilde yakalamasını sağlayan şey de sadece sevgidir.
Sevilen kişinin eşsizliğinin kavranmasının tekeşli bir ortaklıkla sonuçlanması anlaşılır bir şeydir. Eşin yerine artık bir başkası konamaz. Tersine eğer sevemiyorsa cinsel konularda ayrım gözetmez, hafif birisi olup çıkar. Cinsel hafiflik, eşin (partner) eşsizliğinin gözardı edilmesi anlamına gelir ve karşılık olarak sevgi ilişkisini engeller. Sadece sevgide gizli olan bir cinsellik gerçekten ödüllendirici ve doyurucu olabildiği için, bu tip bir bireyin cinsel yaşamı zayıftır. Bu durumda elbette bu kalite (nitelik) eksikliğini sayıyla dengelemeye çalışacaktır. Bu da karşılık olarak, sürekli artan ve şiddetlenen bir uyarım gerektirir; örneğin pornografinin sağladığı da budur.!!!
Buradan da, cinsel hafiflik ve pornografi gibi kitle olgularını, yüceltmemizi veya ilericilik olarak değerlendirmemizi hiç bir şeyin haklı çıkaramayacağı açıktır. Bu tür olgular gerilemecidir; bunlar kişinin cinsel olgunlaşmasındaki geri kalmışlığın belirtileridir.
Ama eğlence uğruna seks mitinin, ilericilikmiş gibi reklamını yapanların, bunun iyi para getiren bir iş olarak görenler olduğunu da unutmamalıyız. Dikkatimi çeken şey, genç kuşağın hem bu mite kanması, hem de bu mitin arkasındaki ikiyüzlülüğe karşı kör olmasıdır. Cinsel konulardaki ikiyüzlülüğün hoş karşılanmadığı bir çağda, sansüre karşı belli bir özgürlüğü savunanların ikiyüzlülüğünün göze çarpmaması gariptir.
Mastürbasyon, hedef olarak gerilim gidermeyle yetinmek anlamına gelirken, cinsel hafiflik, bir nesne olarak eşle (partner) yetinmek anlamına gelir. İkisinde de insanın cinsel potansiyeli gerçekleşmez.
Pornografi de asıl derdin, para kazanma konusundaki sınırsız bir özgürlük olduğunu görmek o kadar zor mu?Büyük bir talep olmadığı sürece ticarette başarı söz konusu olamaz. Bugünkü kültürümüzde seks enflasyonu denebilecek bir şeye tanık oluyoruz. Bunu ancak daha kapsamlı olan varoluşsal boşluk temelinde ve ne yapması gerektiği konusunda içgüdülerin, geleneklerin veya değerlerin yönlendirmesinden yoksun kalan bireyin, artık çoğu kez ne yapmak istediğini de bilmemesi gerçeği temelinde anlayabiliriz.
Bu ilişkiler durumundan kaynaklanan varoluşsal boşluk içinde cinsel libido aşırı gelişir (hipertropi) ve bu aşırı gelişme, seks enflasyonu yaratır. Diğer enflasyon türlerinde (örneğin para piyasalarında) olduğu gibi, cinsel enflasyon da değerden düşmeyi birlikte getirir: cinsellik, insansızlaştığı kadar değerden de düşer. Bireyin kişisel yaşamıyla bütünleşmeyen, sadece haz uğruna yaşanan bir cinsel yaşam sürme eğilimi gözlüyoruz. Cinselliğin bu şekilde kişiliksizleşmesi, varoluşsal engellenmenin bir belirtisidir: insanın anlam arayışının engellenmesi.
Nedenler için bu kadar yeter; peki ya sonuçlar? Kişinin anlam arayışı ne kadar engellenirse, o da Amerikan Bağımsızlık Bildirisinden bu yana "mutluluk arayışı" denen şeye kendini o kadar çok verir. Bu arayış engellenen bir anlam arayışından kaynaklandığı zaman, amaçlanan şey sarhoşluk ve uyuşukluktur. Son çözümlemede bu kendini yenilgiye mahkum eder, çünkü mutluluk sadece kişinin kendini aşkınlığını yaşamasının, kendini hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.
Cinsel mutlulukta bu, başka her yerdekinden daha belirgindir. Bunu ne kadar çok bir hedefe dönüştürürsek, hedefimiz de o kadar şaşar. Bir erkek gücü konusunda ne kadar çok tasalanırsa, iktidarsız olmaya o kadar yatkın olacaktır; bir kadın, dolu dolu orgazm yaşama yetisine sahip olduğunu kendi kendine kanıtlamaya ne kadar çok uğraşırsa, soğuk olmaya da o kadar yatkın olacaktır. Onca yıllık psikiyatrik çalışmamda rastladığım cinsel nevroz olaylarının çoğunluğu bu kaynağa kolayca bağlanabilir.
Başka bir yerde de anlattığım gibi, cinsel nevrotikler genellikle cinsel başarıyı talep kalitesi denebilecek bir şeye bağlarlar. Dolayısıyla bu tür olayları tedavi etme çabasının, bu niteliği ortadan kaldırarak işe başlaması gerekir. Bu amaçla bir tedavi yöntemi geliştirdim ve İngilizce olarak ilk kez International Journal of Sexologıf'de yayınladım. Ancak burada belirtmek istediğim tek şey, yukarıda anlatılan güdülenim nedeniyle bugünkü kültürümüzün, cinsel başarıyı putlaştırdığı ve cinsel nevrotik bireyin yaşadığı talep kalitesini daha da artırarak nevrozuna katkıda bulunduğudur.
Doğum kontrol hapı da kadının daha talepkar ve daha kendiliğinden olmasını sağlayarak erkekleri, cinsel ilişkiyi kendilerinden beklenen bir şey gibi yaşamaya özendirmektedir. Amerikalı yazarlar, kadını eski tabu ve ketlemelerden, kolejli kızların bile doyum istediği (kolejli oğlanlardan) bir dereceye kadar kurtardığı için kadın özgürlüğü hareketini suçluyor. Sonuç ise "kolej iktidarsızlığı," ya da "yeni iktidarsızlık" gibi terimlerle tanımlanan yeni sorunların gelişidir. İnsan altı düzeyde de benzer bir şey gözleriz. Dişileri, çiftleşmek isteyen erkeklerden "işvebazca" kaçan bir balık türü vardır. Ama Konrad Lorenz, bir dişiyi tam tersini yapacak şekilde eğitmeyi başarmıştır: zorla erkeğe yaklaşmak. erkeğin tepkisi ne olur? Tıpkı kolejli delikanlıdan beklediğimiz şey: cinsel ilişkiyi yürütme konusunda tam bir beceriksizlik!
Doğum kontrolüne dönecek olursak, sadece yan etkisini, olumsuz bir sonucunu inceledik. Olumlu yanından bakacak olursak, bunun paha biçilmez bir yarar sağladığını kabul etmemiz gerekir. Cinselliği insanca kılan şeyin sevgi olduğu doğruysa, doğum kontrolünün yaptığı şey cinselliği üremeyle olan otomatik bağlantısından kurtarmak ve böylece bir sevgi dışavurumu olmasını ve böyle kalmasını sağlamaktır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, İnsan cinselliğinin, haz ilkesinin hizmetindeki basit bir alet olmasına asla izin vermemeliyiz. Şimdi ise bunun, üreme içgüdüsüyle gösterdiği amaca yönelik basit bir araç da olamayacağını anlıyoruz. Doğum kontrolü, cinselliği bu tahakkümden kurtarmış ve böylece gerçek potansiyelinin gerçekleşmesini mümkün kılmıştır.
Geçmiş çağların cinsel tabuları ve ketlemeleri çöküyor; buna karşılık cinsel özgürlük öne çıkıyor. Ama sorumluluk terimleriyle yaşanmadığı sürece özgürlüğün, kötüye kullanılmaya ve keyfiyete dönüşme tehlikesinin ortaya çıkacağını unutmamamız gerek.
******************************************************************
Bu kısa fakat oldukça derinlikli konuyu tartışmak istiyorum. Şimdilik biraz okunup üzerinde düşünülebilir ve tabiki şu altta asılı olan 'haylanet el felek' yazısının üzerinde asılı dursun.
Ayrıca konu içinde din'i geleneksel ve kültürel koşullanmalarla yorumlayan yobazların çürümüş ve kokuşmuş ahlak anlayışına da değinmek isterim.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2997 defa okundu

Sibel Atasoy

hangi açıdan?
hangi açıdan tartışmak istiyorsun?
örneklem???
!
Olgun insan için eşi hiç de "nesne" değildir; o eşini daha çok başka bir özne, başka bir insan olarak değerlendirir, onu insan oluşuyla görür; ve onu gerçekten seviyorsa eşinde başka bir insanı bile görür, yani onda onun eşsizliğini görür. Bu eşsizlik, insanın kişiselliğini oluşturur ve bir insanın başka bir insanı bu şekilde yakalamasını sağlayan şey de sadece sevgidir.
Yukarıda ki ifadeye göre her şey devinse de yakalanan o sevgi hali köklü bir dönüşüm yaşamaz gibi.
Anlamaya çalışıyorum ben de.
!
Hiç
Ayrıca şu var. Bir erkek ya da bir kadın ihtiyaç duydukları zaman cinsel tatminlerini karşılayacak rahatlıkta olabilirler.
Ancak bu kişiyi hedonizme ve yalnızlığa sürkler.
Ayrıca kişi bilgi anlamında yeterince donanımlı ve saygınlığı olan biride olabilir. Halinden menun da olabilir, çünkü etrafına bir sürü insan yerleştirmiştir ama tüm bunlar yalnızlığından korunmak için kullandığı nesneler değilmidir?
Oysa burada bahsedilen sevgi ve içinde ki doyum bunların dışında sanırım.
!
Hiç
Eklemek istediğim bir şey; Biz bilgi biriktirdikçe duygu boşluğunu dolduramıyoruz.
Kişiler karşılıklı kurmuş oldukları ilişkiden hoşnut olabilir elbette. Bu onlar için yeterli bir birliktelik olabilir. Oysa insan bildikçe ve geliştikçe de asıl ihtiyacı ve ulaşması gerekeni görüyor sanırım.
Yani hoşnut olunan ilişkilerin çoğunda aslında erkek egemenliğini kurmuş olduğu için ve kadında bunu kabullenmiş olduğu için hoşnutluk var sanki.
Biz mükemmel değiliz, bu yanılsamayı ve güdülenmeyi yaratan şey zihin değilmi? Duyguysa zihinden bağımsız.
ada(n)mak
kendini adamak?
kendini başka bir şeye adamak için sanırım "o" olmak gerekiyor.
kendinden geçmek, egolarından kurtulmak, başka bir şeye dönüşmek.
aslında başka bir şeye/kişiye dönüşmek kötü değil.
zaten aşk da bu noktada başlıyor.
aşk "o" olma hali gibi sanki.
ama...
ya sonrası?
"o" olduktan sonra başka bir şeye dönüşmek de isteyebilirsin öyle değil mi?
sürekli bir devinim varsa hep aynı yerde ve aynı şekilde kalmak mümkün müdür?
nesne meselesi
nesne meselesi de ilginç..
eşin/sevgilin söz konusuysa zaten "özne"dir otomatik olarak.
"nesne" yaklaşımı belki tek gecelik ilişkiler için geçerli olabilir; ki bu da yalnızca bir varsayımdan öte gidemiyor benim için.
!
Hiç
Sevgilimiz ya da eşimiz dediğimiz kişinin 'özne' olduğunu belirleyen şey, ona istediğimiz zaman dokunabilmemiz mi, onu zihnimizde de taşıyor olmamızmı, fiziksel olarak aynı yerde yaşıyor olmak mı, ortak planlarımız olması mı, yoksa bizi onaylayan, isteklerimizi karşılayabildiğimiz biri olması mı?
O halde bunları yaşadığımız bir ilişki doğru bir ilişki, ama bunları her düzeyde insan yaşıyor zaten. Hemen her algı halinin ilişkide hissettiği buna benzer şeylerdir. Oysa insanlar mutsuz birliktelikler yaşıyorlar.
Sistem değerleriyle yaşayan ve modernizme uyum sağlayan, popüler kültürle beslenen birlikteliklerde benzer duyguları hissederek sevgililik ve eş anlamında birliktelikler yaşıyorlar. Bu durumda bu kadar mutsuz yaşanan ve mutsuz biten birlikteliklerin sonucunda insanın 'sevgi' olduğunu ya da sevgili olduğunu düşündüğü şeyi sorgulaması gerekiyor sanırım.
Aslında konu sanki geleneksel birliktelik anlayışına doğru kaymaya başladı gibi. Sonuçta öğretilmiş doğruları var bir çok insanın ve bütün bir hayatı ve içinde ki herşeyi onların ölçümleriyle değerlendiriyor.
Victor Frankl Avusturyalı
Victor Frankl Avusturyalı sanırım, yani ana dili almanca.
Orjinal metindeki hangi kelimelerin "sevgi" ve "aşk" olarak çevrildiğini (sevginin karşılığı daha önemli) bilmek isterdim aslında.
Ben aşkın karşılığını bulmamış nesne olduğuna inanıyorum.
Ancak karşılığını bulmamış bu nesne kendisini "özel" bir özne üzerinden ifade ederken (kendimce buna aşkın gündüz düşü diyorum), aynı zamanda kendisini de "özel" bir özne pozisyonuna indirgeyip bir başka karşılığını bulmamış nesneye emanet eder.
Cümlenin ilk kısmı belki fazlasıyla beynelminel, ama "ifadenin" ötesinde aşkın asıl biçimlenişinin ikinci kısımda vurgulanan emanet edişte ve onun tepkiselliğinde saklı olduğunu düşünüyorum.
güven/cesaret ve tedirginlik/korku
şiddet ve şefkat
haz ve elem
Bu üç komponentin kendi içinde karşıtlıklardan oluşmasını psikotik bir özellik olarak takdir ediyorum.Ve birbirleriyle olan ilişkilerini de isa'nın tanrısal ve insani özelliklerinin tarifindeki gibi tarif etmekten başka bir yol bulamıyorum.
birleşmez,ayrışmaz,ve karışmaz.
Böyle bir denklemde iz sürmek kolay değil ve zahmetli iş.Dahası bi de mutluluk meselesi var..o da ayrı mevzu.. ve bi de seks, sevgiyle ya da sevgisiz, akıllı ya da deli, ne zaman bir kadını öpsem hep aynı şey.
Daha güzel, daha derin, ya da daha da isterik değil, ama daha "başka" bir eksiklik.
Ama ben yine de düşünmeye değer derim.
Şimdilik iyi geceler.
Ben kısaca şunu
Ben kısaca şunu anlıyorum; aşk yoksa; sex yok. Yapılan şey cinsel ilişki gibi görünse de gerçekte mastürbasyon. Bence bunun bilinçli olmasına da gerek yok. Erkek ya da kadın olsun, karşındaki eşe aşık değilse onu nesne olarak kullanıyor demektir. Öyle kullandığından haberdar olmaması durumu değiştirmez.
Bu tatsız tutsuz cinselliği zina diye adlandıran birisi var.
Zina
Zinanın olağan anlamı evli olmadığın biriyle aşk yapmaktır. Ama zinanın asıl anlamı aşık olmadığın zaman aşk yapmaktır. Öteki kişi senin kocan ya da karın olabilir, ama eğer onla aşık değilsen, aşk yapmak zina sayılır. İnsan karmaşık bir olgudur. Bugün eşine aşık olabilirsin (evet, bu zor ve çok sık rastlanan bir durum değil ama olabiliyor elbette). Ve onunla yaşadığın aşk, Tanrıyla arandaki bağı kuran dua ya da tapınma gibi olabilir. Bu paylaşım evli olmadığın biriyle de gerçekleşebilir ve eğer aşk oradaysa bu zinâ olmaz. Ama aşk orada değilse, o zaman eşinle paylaştığın aşk bile zina olur. OSHO
Bu yazıyı ilk okuduğumda; müslümanlıkta bahsedilen zina gibi bir şeyden bahsettiğiniz sanmıştım. Aslında yukarıdaki yazının anlatmak istediği şeyi kastettiğini sonradan farkettim.
Şimdi bir şey daha farkettim. Türkiyede çok fazla zina yapılıyor...
^^Birine ne kadar süre
^^Birine ne kadar süre aşık kalabilirsinki en fazla 5 yıl diyelim 5 yıldır biriyle berabersin aşkla cinsel ilişki yaşıyorsun sonra karşı tarafa olan aşkın bitiyor ama yerini çok güzel başka duygular alıyor yinede zina mı olur.Yani hissiz sadece ihtiyaç için beraber olmak yada karşı tarafın sadece suretini beğendiği için beraber olmak tabiki mastürbasyon gibi birşey ama her daim aşkla olması mümkün değil ki.aşkın ömrü kısa bi kere..
İşte zina dediği
İşte zina dediği mastürbasyon gibi bir şey. Müslümanlıkta büyük günahlar arasına konan zinadan farklı bir anlayış var. Aşk bitti diye eşinden ayrılmazsın ama gerçek manada bir cinsel ilişki yaşamadığının da bilincinde olursun...
Aşk
Aşk diye vurguladığımız duygu yoğunluğu, yönlendiği kişinin bütünlüğünü ilgilendiriyorsa bunun çok kısa süreli olacağını sanmıyorum. Bence onun adı aşk olmuyor. Sevgi oluyor. Aşk nevrotik bir durum, hastalıklı biraz, bağımlılık içeriyor. Gerçeklikten soyutlanıyorsam onun adı aşkmıdır? Biz genelde etkileniyoruz ve onunla ilgili imgelere tutunuyor ve onu öyle tanımlıyoruz.
Duygusal olgunlukla ilgili bence. Yoksa ne aşklar gördüm, hepsinde de partnerler birbirine 'bitek sen' yalanını söylüyordu:) Peki niye bitiyor sonra? Benim fikrim Frankl ve Fromm'un sözünü ettiği sevgi halini deneyimleyecek olgunlukla yaşanmayan ilişkiler olduğu yönünde. Elbette bunu kabul etmek istemeyeceğiz ve muhteşem kılıflar bulacağız.
Su akar.. belki
Su akar..
belki kavuşamayınca aşk oluyordur, o zaman aşkın ömrü kısa olmaz, ömür boyu olur. büyük aşklar hep böyle diil mi zaten. böylelikle ortada masturbasyon ya da birbirini kullanma sorunu da kalmamış oluyor:)
Büyük Aşklar
Hiç
Sevgili levinstayn, o büyük aşklar o büyük adamların projeksiyon perdelerine yansıyan oyunlar.
Aslında ortada aşk da yok. Kadın, nesne ve büyük adamın esin kaynağı var.
Bir çok yazar, esinlenmek için nesne arar, e buda en iyi bir kadındır.
Çünkü nasıl olsa o büyük adam o büyük cümleleriyle o kadını nasılsa etki alanında tutar.
Sevgiyi ve aşkı kavramlara
Sevgiyi ve aşkı kavramlara atayıp karıştırdığınızda ortaya çıkan sorumlu sanırım aşk oluyor.
HAYIR öyle değil...
Bunun sorumlusu sizlerin bir aşkı kapsamayacak kadar açgözlü oluşunuz...
levinstayn demiş ki; "belki
levinstayn demiş ki;
"belki kavuşamayınca aşk oluyordur, o zaman aşkın ömrü kısa olmaz, ömür boyu olur. büyük aşklar hep böyle diil mi zaten. böylelikle ortada masturbasyon ya da birbirini kullanma sorunu da kalmamış oluyor:)"
aklıma kaplumbağa geldi bunu okuyunca.
kızmasın aman bana :)
hani kavuşamayıca bi de dokunmayınca olan aşkı kutsal sayıyor o..
ben de dokunmadan olmaz dedim diye aşk düşmanı ilan ediliyordum nerdeyse :)))
dokununca oluyor bence ama napim fikrimi söylemiyim mi yani :)
öyle uzaktan aşk olmaz bana göre.
o zaman ne olduğunu bilmiyorsun salt varsayımlar üzerinden hareket.
aman şöyle midir böyle midir olayı..
her şey kafanda kurgudan öteye gidemez.
olmayan bi şeydir.
sen yazar oynarsın.
ama ne zamanki karşındadır.
ne zamanki her santimetrekaresini tanıdığın halde yanındasındır.
işte o zaman aşktır.
o zaman vardır.
o zaman bir'dir.
o zaman biz'dir.
bence gerisi hikayedir.
kaplumbağa'ya not;
MoRGaNa aşk düşmanı olmaya devam ediyor hala :))
Düşünüyorum!
Hiç
OikOs söyledi:)
Açgözlülük.
İşte bu yüzden bizim bağımlılık olarak bildiğimiz ve kadını/erkeği tatmin nesnesi yaptığımız ve adına aşk dediğimiz şey aslında vampirlik. Duygusal vampirlik.
hımmm :)
enerji vampirleri var bir de Yabancı..
onlar da geçirdiler mi tırnaklarını, çok fenaaaa :)))
koru kendini :)))
Aşk tabi ki dokunmadan
Aşk tabi ki dokunmadan olmaz, karşılığını bulmamış nesne işte.
Çetin Altan'ın da dediği gibi, büyük aşk doğada libidonun en uyumlu olduğu insanla karşılaşmaktır zaten.
Hatta bununla ilgili bir alman atasözü bile var, ama şimdi buraya yazmayayım:-)
Eyvah
Hiç
Bak neresinden tutacağım bu dediğini Morgana.
Ben vampiri tanırım. Sadece bile bile lades olurum:)
mazoşizm de bir seçim tabi
mazoşizm de bir seçim tabi Yabancı :)
Su akar.. kavuşamamaktan
Su akar..
kavuşamamaktan kastım birbirini hiç tanımamış, dokunmamış olmak değil, buluşup sonra kavuşamamak; hani olur ya, hayat, ayırmıştır yollarınızı
Hımm
Hiç
Ne kadar süreceği benim belirlediğim bir mazoşizmse bir kişilik sorunu değil bir maceradır:)
Levinstayn
Hiç
İşte o mazoşizmdir.:)
efsaneler...
romeo ve jüliet..
aslı ile kerem..
leyla ve mecnun..
delinen dağlar, düşülen çöller, düşman aileler..
hep düşünmüşümdür mecnun leyla ile bir ay birlikte yaşasaydı acaba ne olurdu?
veya jüliet'in manikür pedikür masrafları romeo'yu sarsar mıydı?
ya da kerem şiddetli geçimsizlik nedeniyle cariyesine meyleder miydi?
ve ey Yabancı;
bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
düşün üstünde dolaşan cadı hatunları
ayrıca;
ben senin suya gidip susuz gelme ihtimalini sevdim :)))
Su akar.. :)sağ ol
Su akar..
:)sağ ol Yabancı, sen beni güldürdün ya gece gece, allah:) da seni güldürsün=))
İyi geceler
Hiç.
Tüm cadıların kazanlarında birazda sevgi kaynatması dileğiyle:)
^^Bana göre aşk işin
^^Bana göre aşk işin körlük heyecan tutku karşındakini mükemmel varlık:P gibi görme kısmı bu aşamada cinselliğin gerçekten yaşandığına değil duygunun daha derin daha sağlam daha zararsız yaşandığı sevgi halindeyken gerçekten yaşanacağını düşünüyorum.ama benim sevgi diye tanımladığım şey bir başkası için aşk.Bir başkası içinde aşk aşık olduğuna ulaşamama yada ulaşmaya çalışma aşaması ulaşamadığın biriyle cinsellik yaşamak zor biraz:)bu durumda cinsellğin en güzel yaşadığı "aşk" kelimesinden kastınız hangi aşk.
Aşık olduğunda; kendinden
Aşık olduğunda; kendinden geçip onda varolursun. Hatta "bir" olursun. İllaki uzak olmak gerekmez. Gerçek cinsellikte böyle bir şey. Kendinden ona akmak. Aşık olmadığın biriyle bunu hissedebilirmisin?
^^sizin aşk diye
^^sizin aşk diye bahsettiğiniz şey benim sevgi diye tabir ettiğim şey.
Kavramlarla oynamayalım :)
Kavramlarla oynamayalım :) Sizin sevgi dediğinize de ben hoşlanmak derim. Bir başkasıda gelip başka bir şey der. Selvi boylum al yazmalımın sonunu hatırlarsak. Asya, Sevginin emek olduğuna karar verip, aşık olmadığı adamın yanında kalmıştı. O adam hepimizin saygı duyması gereken birisiydi. Yıllarca onları himaye ettiği halde Asya'yı hiçbir şey için zorlamamıştı. Onlara emek verdiğinden dolayı büyük ihtimalle O Asyanın'da sevdiği biriydi. Fakat aşık olduğu adam başkasıydı. Sevgisi onunla beraber olmasını sağlamıyordu. Yine onunla kaldı ama sanırım Selvi boylum al yazmalım 2 çekilse yine cinsellik yaşamayacaklardır. Çünkü; sevgi bu konuda aşkın yerini tutamayacak bir şey...
Aşk fırtınalı ve
Aşk fırtınalı ve çalkantılı bir deniz gibidir.(Sevgi ise ılıman ve sakin bir koya benzer.)
Aşk asidir,inatçı ve boğuşkandır, sevgi ise itaatkar ve uysal.(Yani biri extrem sporlar arasında yer alırken diğeri ancak seans-ı meditasyon dozunda kalır.)
Aşk delidir,biraz sanrısal bozuklukla benzeşir,algıda seçicilik başgösterir, istemli dikkat azalırken spontan dikkat yükselir.(Sevginin ise aklı fazlasıyla başındadır ve denge gözetir.)
Aşk hırçın ve edebi bir yamyamdır,ama yine de suça yatkındır.Çığlık atar,kuyu kazar, olmadı gidip romayı yakar.(Sevgi ise hatır için çiğ tavuğu bile yiyen ve katilin adını bir türlü söyleyemeyip başkasının yerine hapse giren melodram kahramanına benzer.)
Aşk soruları sevmez, bizati kendisi soru ve hem de sorun olmak ister.(Sevgi ise sorunları sevmez, buna karşın her soruya sabır gösterip usulünce cevaplamak ister.)
Aşk alır, sevgi verir.
Aşk kötüdür, sevgi iyi.
Aşk uzlaşmaz, sevgi uzlaşır.
Ve Aşk..ölümlüdür.
Unutulmuş aşk derseniz, varlığı unutulmuş birisine işaret eder.
Unutulmuş sevgi ise o birisinin yokluğunu da unutmaya benzer.
Sizce hangisi daha fecidir?
not:
Ne güzel söylemiş Sertap Erener:-)
"bir adım geriye uzlaştık,
çünkü ortalama bir aşktık,
şiddeti vasatın altında,
zora gelince kaçtık."
herkese sevgiler:-)
ek:aşk ve sevgi birbirinin
ek:
aşk ve sevgi birbirinin evrimleşmiş halleri değildir, bunu özellikle belirtmem gerekir.
İkisi de en başından beri apayrı çekirdeklerdir, genleri ve gelişimleri de kendilerine özgüdür.
(ben ne yaptım şimdi ya..puh, gittim bu sefer de edebiyatla psikiyatri arasında sıkıştım kaldım, beni lütfen bağışlayın:-)
bağışlamazsak ne olacak peki:)
hangisi daha feci sorusuna yanıt şu olabilir;
ikisi de birbirinden güzel :)
Bu arada katkı
Bu arada katkı olabileceğini düşünerek bir kaç ayrıntıyı dile getireyim.
liebe: aşk, sevgi (almancada ikisine de karşılık gelir)
lieben: sevmek
verliebt zu sein: aşık olmak
Birisine "ich liebe dich" (seni seviyorum) derseniz, bu ona aşık olduğunuzun ifadesi değildir.Ama yine de ilişkinin özel bir ilişki olduğuna ifade eder, sıradanlığı dışlar.
Ancak "sana aşığım" demek için "ich bin verliebt in dich" demek gerekir.
Tıpkı ingilizcede "I love you" demekle "I am in love with you" demek arsındaki fark gibi.
Tartışmalarda ve günlük hayatta sık sık "aşk" diyoruz.
Ama sadece aşk denilince anlam hacim olarak çok genişliyor ve herkes kocaman bir filin gördüğü kısmını tarif etmeye koyuluyor ister istemez.
Sadece "aşk"..
yani ne?
bir aşk hikayesi mi?
giriş, gelişme ve sonuç kısmı olan bir öykü mü?
tutku ve kahramanlar mı?
Bence "aşk" yerine "aşk hali" ifadesini kullanarak düşünmeye çalışırsak anlam çok daha berraklaşır ve kavram karmaşası yapmadan birbirimizi daha kolay anlarız.
Evet, biz burada bir öyküden ya da bir kurgudan veya kahramandan değil, bir "HAL"den bahsediyoruz ve bahsetmeliyiz sanırım.
Nerde o bağışlamayan
Nerde o bağışlamayan kadınlar?
Bir kadın da kapıyı gerçekten çarpıp gitse ve sonra da mesaj gelecek mi acaba diye hiç beklemese..Ben işte o kadına kesin aşık olurum :-)
Dankeschön für die
Dankeschön für die ausführliche Erläuterung ;-)
^^Kavramlarla oynamıyorum:)
^^Kavramlarla oynamıyorum:) aşkın ortak bir tanımı olmadığını düşünüyorum göreceli olduğunu düşünüyorum.insanın eksiklikleri bile aşık olduğu yanılgısına götürebilir mesela hayatı boyunca hiçkimseden ilgi görmemiş biri birinin ona ilgili yaklaşımından dolayı bile aşık olduğunu sanabilir.Asyanın durumu gün gibi ortada ama maduriyetine uzatılan elin adını aşk koysadı filmi okadar beğenmezdik heralde.herkes asyamı canım:)
tamam işte, onun sandığı
tamam işte, o hiç ilgi görmemiş kişinin sandığı şey her neyse, o da bir "aşk halidir" işte, burada sorun nerede?
Yoksa siz "aşk halinden" mantık evliliği gibi birşey mi yapmasını beklemiştiniz sevgili roc?:-)
allahım allahım ne güzel
allahım allahım ne güzel filmdi o..
selvi boylum al yazmalım..
müzikleri de süperdi.
bir ara durmadan dinliyordum.
hatta birkaç yıl önce yatak odasının kapısına yılbaşı ağacına sıkılan o köpüklerle yazmıştım "selvi boylum al yazmalım" diye :))
yeni yıl dileklerini herkes istediği gibi haykırabilir, benim gibi kapısına bile yazabilir.
dilek o cümlenin bir yerine gizlenmişti, güzeldi.
anımsatmalar hoş oluyor teşekkürler :)))
ihtimaller denizi..
^^hayır öyle bir beklentim yok:)göreceliden kastım şu biraz örnek kalabalığı olacak ama) ilgisiz kalan kişinin hissettiği duygu aşk ise şefkate ihtiyaç duyan birinin birinden şefkat gördüğü zaman hissettiği duyguda bir aşk hali ise her iki kişi için aşkın tanımı aynı olamaz.çünkü eksiklikler farklı.gerçek cinsellik aşk ile yaşanıyor ise bile aşkın tanımı herkese göre farklı olduğundan Victor Frankl ninde aşktan kastını bilmiyorum.bu durumda onun aşk dediği şey bana göre sevgi bir bakasına göre hoşlantı filancının kızına göre alışkalık olabilir.
Herneyse, disco kapısında
Herneyse, disco kapısında ya da heavy metal festivalinde tanışıp, herhangi bir şey hissetmeden, soluğu yatak odasında ya da çadırda almanın gerçek cinsellik olmadığı konusunda hemfikiriz herhalde :)
Ne güzel dilekmiş o öyle. Bir tane de benim için yaz lütfen. :)
Bu arada - oyları kim atıyor yorumlara çok merak ediyorum. Bu yorumda - almayı hakedecek ne yapmış morgana? Oylayan onu da bir açıklarsa seviniriz...
sevgili toruk
sevgili toruk makto..
oylayan onu açıklayamaz sanırım.
bana sinir olan biri herhalde.
dikkatin için teşekkürler.
sanırım mutlu oldum bu dikkat yüzünden :)))
^^Herneyse, disco
^^Herneyse, disco kapısında ya da heavy metal festivalinde tanışıp, herhangi bir şey hissetmeden, soluğu yatak odasında ya da çadırda almanın gerçek cinsellik olmadığı konusunda hemfikiriz herhalde :)
Bahsettiklerimiz bu kadar uçurum değildi.siz çok basite indirgediniz.
Gerçek cinsellik mi? Onu
Gerçek cinsellik mi?
Onu bilmem ama bu dediğiniz hem cinselliktir,hem de yeterince gerçektir:-)
Her tek perdelik oyunu küçümsemeyin lütfen.
Her öykü kendine özgüdür.
Hele ki söz konusu şey dokunmaksa eğer,gerçek olan nedir,olmayan nedir,bence orada biraz durmak lazımdır.
Herkese iyi geceler.
doğrusu bu şekilde
die Liebe: aşk, sevgi (almancada ikisine de karşılık gelir)
lieben: sevmek
sich verlieben in jemandem: birisine aşık olmak
verliebt sein: aşık olmak
"Ich liebe dich" aslında yeterli bir cümledir, bu cümlenin yeterliliği "Ich liebe dich" cümlesine kattğınız duyguyla alakalıdır. Ama bir eser yazıyorsanız bu şekilde olabilir yada karşınızdakine dil bilgisindeki hüneriniz göstermek istiyorsanız o da başka tabii.
rica ederim. :) Basite
rica ederim. :)
Basite indirgeme değil. Ne aşkın, ne de sevgnin olmadığı bir cinsellikten örnek verdim ki iki yorumun da bu tür bir ilişkinin diğerlerinden farkı konusunda, ortak noktada birleşebilsin...
Farzedelim ki karşımdakine
Farzedelim ki karşımdakine dil bilgisi hünerimi göstermek istiyorum Rinda, nolcak yani?
Şaka yaptım ama, alınma:-)
Ben detay gibi görünse de teknik bir hususa vurgu yapıp, bu şekilde kavramlar arasında dağınıkça dolaşmaktan bir nebze de olsa kurtuluruz diye düşünmüştüm sadece.
"ich liebe dich" (seni seviyorum) demek,(elbetteki gündelik hayatta ona kattığınız duygu ve söyleyiş şekline göre derin bir aşk ya da sevginin anlatılması şeklinde de alınabilir) ama özünde karşınızdaki "KİŞİ"yi ve o kişinin sizin içinizdeki yerini tarif etmenin bir aracıdır.
Ama "ich bin verliebt in dich" dediğiniz zaman tanımlanan şey bir "KİŞİ" olmaktan çok, sizin kendi içinde bulunduğunuz "HAL"e denk düşer.
Bu bakımdan "aşk hali" ifadesinde (forum bağlamında) israr ediyorum.
Yoksa isteyen istediğini söylesin, aşk bu canım, öyle ya da böyle illaki farkına varılır:-)
Bence
sözcüklerden çok sözcüklere yüklenen anlamların karşındakinin önce hissetmesi gerekir. Eğer karşındakine bunu hissettiremiyorsan milyonlarca kez "Ich liebe dich" yada "Ich bin in dich verliebt" de, bu sözcükler karşındakine kabuğu meyvesinde ayrılmış, sahibi tarafından tüketilmiş ve çöpe dönmüş içi boş bir sözcükten daha fazlasını hissetirmez.
Ona bakarsanız, "senden
Ona bakarsanız, "senden nefret ediyorum lanet olası" diyerek de ilan-ı aşk yapabilirsiniz.O işin sanatsal ve tiyatral tarafıdır.
Ama forum konusuyla ilgisini çözemedim.
Çünkü biz istersek zaten herşey kelimesel bir meseleye dönüşebilir, ve bi de anlam,duygu,tat,kıvam vs..derken tartışılacak hiçbir şey kalmayabilir.
İçi boş durumları zaten konu dışı tutuyoruz Rinda, ama ben diyorum ki "doluluk hali" nedir, asıl oraya konsantere olalım.
Neyse, iyisi mi ben artık susayım:-)
İnsansız seks derken?
İnsanın yaratılışında var zaten seks. Eğer seks olmasa üreme de olmazdı. Cinselliğin ya da diğer adıyla seksin fonksiyonu soyun sürmesi için üremedir. Dolayısı ile insansız seks söz konusu olamaz. Üreme için başka bir yöntem olmadığına göre seks için insan şarttır. İçinde duygu olsun ya da olmasın cinsel bereberlik ve devamında gebelik için insan faktörü bir gerekliliktir.
Bir bayan için cinsel ilişkiye girmeden üreme sürecini başlatan yöntemler olabilir. Sperm Bankasından Sunni döllenme böyle bir yöntemdir. Seks burada bir partner ile yapılmamış gibi görünüyor ama sonuçta bu spermi veren de bir insandır. Kadını motive eden soyunu devam ettirme iç güdüsüdür. Çocuk sahibi olma dürtüsü içsel bir dürtüdür. Duygular deli gibi taşarak gelir. Arzulanan bir cinsel ilişki değil çocuk sahibi olma isteğidir.
Sedece masturbasyon anlamında ise insansız seks gene anlamsız. Nihayetinde kişi kendisi ile bir ilişkiye giriyor. Bunun toplu bir ilişki olması gerekmez. Tek kişilik bir ilişti olsa bile insan devrede. İnsanın derin güdülenmeleri / derin duyguları devrede. Beraberinde "duygusallık" eşlik etmese de kökeninde libidosal zorlamalar var.
Porno benzeri aşırı cinsellik ise üreme güdülerini başka başka yönlere kaydıran girişimdir. İnsanlardaki cinsel dürtüleri kullanan sektörel girişimlerin bir sonucudur. İlişki sayısını arttırmak ve çeşitlendirmek, daha doyumlu bir ilişkiyi getirmeyebilir. Sonuçta, prezarvatif kullanılan bir ilişki, "olayı" baştan bloke eden bir durumdur.
Gelecek çağlarda nasıl bir tablo oluşur bilemem ama duyguların olmadığı; üreme güdülerinin olmadığı, öznenin "insan" olmadığı cinsellik düşünemiyorum.
Diline sağlık gamaro,
"Gerçek cinsellik mi?
Onu bilmem ama bu dediğiniz hem cinselliktir,hem de yeterince gerçektir:-)
Her tek perdelik oyunu küçümsemeyin lütfen.
Her öykü kendine özgüdür.
Hele ki söz konusu şey dokunmaksa eğer,gerçek olan nedir,olmayan nedir,bence orada biraz durmak lazımdır."
Her cinsel ilişkinin bir öyküsü vardır bana göre de. Cünkü cinsellik bir fiziksel mekanizmanın ürünüdür. Tıpkı morgana'nın dediği gibi "dokunmadan olmaz" mahiyetindedir. Dokundukça öykü oluşmaya başlar. O sihirli senaryo yazılmaya başlar. Karakterler artık can bulmuştur ve ilmik ilmik öyküyü işlemeye koyulurlar. Bir gecelik aşklar üzerine nice filmler, nice romanlar yazılmıştır. Fünye, bir noktadan tetiklenmiştir ve ardında muhteşem rüyasal yaşantılar kristallenmeye başlar. Bir noktasından başlar ve örümcek ağı gibi dallanarak/ çatallanarak gitgide komplike senaryolar ortaya çıkar.
Tek gecelik de olsa, ilişki ilişkidir. Kişisel tarihimize yazılmıştır bir kere. Kendimizden bile saklasak, akaşik kayıtlara geçmiştir çoktan. Kendi örüntüsünü oluşturmuştur, şekillendiriyordur. Hani, bir buz tabakası kırıldığında dalgalar halinde "tuzla buz" olur ya, işte öyle. İzler bırakır alt benliğimize, duygularımıza, sezgilerimize, rüyalarımıza, anılarımıza..
Zihnimiz dalıp dalıp gider, o göl kıyısındaki sarılıp öpüşmelere.. Tutkuyla yanan bedenlerin arzu dolu sevişmelerine. Tenler değmiştir bir kere birbirlerine. Yoğun elektirik alış verişleri eşliğinde karışmıştır nefesler birbirine. Ve tohum ulaşmıştır hedefine.
Aşk yok, sevgi yok, şevkat yok! Sadece tutkulu sevişmeler var evrenin kayıtlarına cinsellik adına geçen. Sadece tutku ve bedenlerin ateşli arzuları var birleşmelerde. Tutkunun o derin sarhoşluğu içinde kapalı kapılar ardında -belki derin karanlıklar içinde- paylaşılmıştır bedensel tanışıklıklar. Dışarıya sızmasın diye binbir yemin edilmiştir. Onlarca kilit vurulmuştur dillere ve gözlere.
Heyhat, gönüllere sızmıştır bir kere. Hatıralardan kazıyıp atmak ne mümkün. Bir küçük saç tokası tüm yaşanmışlıkları hatıralardan çekip bugüne getiriverir.
Ben böyle kopuk ve bencil
Ben böyle kopuk ve bencil hikayeleri severim.
Böylesi öyküler kişinin kendi bencilliğini bir başkasının bencilliği içerisinde var edebilmesine denk düşer ki,hem vahşi hem uysal, ve hem de doğurgan bir şekilleniştir kanımca bu.
Siz yeter ki doğru muhatabı bulabilesiniz.
Velev ki buldunuz, orada aşk ya da sevgi yoktur,kendi kendinize uydurmayın.
Belki sadece istemek ve güven, içinizde çığırmaya hazır "anlamsızlık" telaşına inat.
Gerisi derseniz eğer,adı üstünde orası trafiğe kapalı ve emniyetli alan.
Hey gidi yüce insan:-)
Yapma Toruk,yapma
Yapma Toruk,yapma Makto.
Çaktırmadan da olsa sekse ulviyet peçesi takma.
Keser döner sap döner,gün gelir hesap döner, gerçeği ya da sahtesi, onlar bilinmez işler.
Yani felsefe,yani sanat hadi neyse, ama bırakın herkes bari yatakta kendi gerçekliğini kendisi yaratsın.
Kendimi müftü gibi
Kendimi müftü gibi hissettim. :)
"bırakın herkes bari yatakta kendi gerçekliğini kendisi yaratsın." deyince; bu haftanın cuma vaazını yazan benim sandım. :)
İnsanlar zaten kendi gerçekliklerinde, istediklerini, istedikleri gibi yapıyor. Denemek isteyen bir de böyle denesin. İsteyen istediği gibi yapsın. Bu benim tercihim...
:-)Ben de anladım farklı
:-)
Ben de anladım farklı düşündüğümüzü Toruk.
Dedim ki aslında, elbette herkes istediği gibi yapsın, ama bunu yaparken de başka gerçeklikleri öyküsüzleştirmekten imtina edelim kendi algımızda.Hani deyim yerindeyse, mümkün olduğunca.
Ama ne güzel demişsin öyle, müftü falan diye:-)
Hayatta ciddiyetten başka güzellikler de vardır,onları da ihmal etmemek lazımdır,teşekkür sana:-)
Bende herhalde erken bunama
Bende herhalde erken bunama var..Viktor E. Frankl..İnsanın Anlam Arayışı ve Logoterapi..Bitirilecek ne kadar çok acı var..Bu kadar mı unutkanlaşır insan.
Yeni yorum gönder