Farkındalık Savaşı!

Toruk Makto kullanıcısının resmi

"Aklımız bizlere öyle derin biçimde hükmediyor ki, bizler Carlos Castaneda´nın anlattığı kimi şeyleri kendi deneyimlerimizde doğruladığımızda bile, kuşkusuz inanmakta zorlanacağız. Carlos Castaneda´nın yaşadığı her sıradışı deneyiminin ardından aklının devreye girerek onu bir çelişki yumağı içine düşürmesinden kurtulması yıllarını aldı. Anlatılanları doğrulamanın tek yolu, bu uzun ve zorlu farkındalık savaşına girmek." Hasan Hüseyin MERT

Farkındalık savaşı, çaba demekse; çaba çelişki yaratır. Çelişkiyi yenmek için de çaba gösterip savaşırsak, yine çelişki içine düşeriz. Bu durumda farkındlaık savaşının daha farklı bir savaş olması muhtemeldir. Çaba içermeyen bir savaş. Bazı savaşlar da böyle değilmidir. Örn; birisi sanal ortamda sürekli size hakaret edip, aşağılıyor, her sözünüze farklı anlamlar yükleyip, sizi anlamamakta ısrar ediyorsa, suskunluğu tercih edersiniz. Çünkü çabaladıkça daha da kötüye gitmektedir. Aynı şeyi gerçek hayatta da uygulamak mümkün ama daha gelişmiş bir insan olmak gerekli. Aynı şekilde, farkındalığı arttırmak için çabaladıkça da çelişkiler artıyor. Tevazu gösterip, her kaynaktan faydalanmak için, boş bir zihinle dinlemeye çalışmak, bundan ayrı bir şey de olsa, bazen bu bile çelişki dehlizlerinde kaybolmamıza neden olabiliyor...
Anahtar olsa olsa aklın değil, kalbin sesini dinlemek olmalı... Bu konuda katkısı olabilecek dostlarımızın fikirlerini duymaktan memnun olurum.

EkBoyut
bensizlik.jpg25.68 KB
Senin oyun: None Ortalama: 3.5 (2 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Yazar, yazının devamında,

Yazar, yazının devamında, sorunun cevabı da veriyor. Başka cevaplar da olabilir mi ? sorusundan hareketle paylaşıyorum...

Kendi deneyimlerimden yola

Kendi deneyimlerimden yola çıkarak söylüyorum. Farkındalık, elde etmek için savaş vermek gereken birşey gibi görünüyor ama aksine, ben hücum ettikçe o geri çekildi. Ne kadar hırsla araştırdıysam, içinde olmak istediysem o kadar kendimi kandırdım. Çünkü bu bir yarı uyanıklık halidir ve farkındalığı yaşamak için ilk önce bunun bir hedef olmadığını anlamak lazım sanırım.
Tıpkı Simurg kuşunun hikayesinde olduğu gibi, farkındalık bir sonuçtan ziyade; bir süreçmiş gibi geliyor. "Farkındalığın artması" diye ifadelerin kullanılması bu sebepten olabilir.
Önce farkında olmak durumunu bir değil iki yönden ele almak lazım. Bu akılla yada kalple olan birşey değil. İkisinin senkronize hareketiyle ve kaygısız rahatlıkla doğan birşey diye düşünüyorum. Bir şeyin bilgisine sahip oldukça farkındalığın arttığını düşünürüz, ama aynı zamanda onu deneyimlerken ortaya çıkan duygusal etmenler de önemlidir.

Dünyaya aklın ve kalbin dengesiyle, bunu bir çabaya dönüştürmeden, sadece doğanın bir parçası olduğunu hissederek masum bir çocuk merakıyla yaklaşmak, farkındalık dediğimiz durumu yaratır bence...

Farkındalık bana göre;

Farkındalık bana göre; yaşamın ve bize sunduklarının, seçimlerimizin ve bunların getirdiği sonuçların ve en önemlisi de kendimizin, bize yaşam veren tabiatın farkında olmak. Aynı zamanda farkında olduğumuzun da farkında olmaktır. ''Doğanın bir parçası olduğumuzu hissederek masum bir çocuk merakıyla yaklaşmak'' güzel bir tarif.
Doğayı hissedebilmek için bir savaş vermemize gerek varmı? İçinde olduğunuz ve zaten sahip olduklarımızı sadece hissedebilmek yeterli değilmi?

"Durup ince şeyleri anlamak..."

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya."

Galatasaray Lisesi'nin yanındaki Yapı Kredi kitabevinin camında bu dizeleri görünce yerimde mıhlanıp kalmıştım.

Üç hafta kadar önce, Mecidiyeköy'den çıkıp da Beyoğlu'na doğru yürürken, bir yandan âdeta bir akvaryum edasıyla izlediğm bu şehri kafamda sorgularken, diğer yandan da benimle birlikte yürüyüp giden bu insanların tüm bunların ne kadar farkında olduğunu merak ediyordum. İnsanlar ne kadar farkındaydı bu akvaryumun? İnsanlar sadece o akvaryumdaki balıklardan mı ibarettiler, yoksa arada bir dışarı çıkarak bu akvaryumu meraklı gözlerle de seyrediyorlar mıydı hiç? Ya da ne kadar balıktılar, ne kadar akvarmuyuma dışarıdan bakıyorlardı? Örneğin; yanlarından geçip gitmekte olduğum o bir kaç saniye içinde bir türlü öpüşmeyen o sevgilileri onlar da görmüş müydü?

Ya da benim göremediğim daha ne ayrıntılar saklıydı her adımda, her köşebaşında; kimbilir.

Bu kadar anlam doluyken bu hayat... Bu şehir... Ve bu akvaryum...

Peki ne kadar farkındaydı insanlar bunun?

Derken...

İşte karşıma orada çıktı Gülten Akın. Ve onun beni yerimde mıhlayan o dizeleri:

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya."

Kimbilir; belki bu dizeleri yazmadan önve şair de benim gibi mi düşündü?

Deneyimlerle desteklenmiş,

Deneyimlerle desteklenmiş, çok güzel yorumlar okudum. Teşekkür ederim. Sizin de belirttiğini gibi tek başına bilgi yeterli olmuyor. Ruhsal konularda çok bilgili olmasına rağmen, J.Krishnamurtinin belirttiği gibi bu bilgiyi sadece tartışma ortamlarında ne kadar bilgili olduğunu ispatlamak için kullanabilen bir çok insan görüyoruz. Bazen de bu konularda kitaplar yazmış kişilerin, bazı meselelere yaklaşımının, görünürde hiç gelişmemiş gibi görünen insanlardan daha yüzeysel olduğuna şahit olup, şaşırmışızdır. Belki bizde onlardan biriyizdir!

Kaygısız rahatlıkla doğan bir şey olduğuna kesinlikle katılıyorum. Zaten şimdinin gücünü anlayabilmek için, kaygısız olmak gerekli. Şimdide yaşayamadan da farkındalık gelmeyecek gibi görünüyor. Bana henüz gelmedi. Oradan biliyorum. :)

Yalnız ,akıl ve kalbin senkronizasyonunu tüm açıkfikirliliğimle değerlendirmeye çalışsam da tam kavrayamadım. Akıl, herşeyi karıştıran, berbat eden şey değil miydi?

Kablumbağa, galibabenimle

Kablumbağa, galiba benimle aynı anda yazıyordun. Sayfa hata verince copy paste edip, yollamak için refreshlediğimde yorumunla karşılaştım.

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya."

Doğru bir söz ama buradakiler için geçerli değil gibi görünüyor. Durup, ince şeyleri anlamak için, başka gereksiz şeyleri kaçıran kimseler burada toplanıyor diye düşünüyorum. Gülten AKIN'ı neden sonsua davet etmiyoruz... :)

Vitrinde görüp beğendiğim bir kıyafet gibi

Valla ben Gülten Hanım'ı tanımıyorum. İlk kez de kitabevinin o camında gördüm kendisini. Varsa tanıyan... Çağırsın derim bende; sevinirim.
Vitrinde görüp beğendiğim bir kıyafet gibi ben onun o dizelerini alıp çıktım sadece.

"Ah, kimselerin vakti

"Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya."

Doğru bir söz ama buradakiler için geçerli değil gibi görünüyor. Durup, ince şeyleri anlamak için, başka gereksiz şeyleri kaçıran kimseler burada toplanıyor diye düşünüyorum. Gülten AKIN'ı neden sonsua davet etmiyoruz... :)

Bir başkasını yüceltirken, diğerlerini yermek midir sizin incelik anlayışınız?
Her incelikte gerçeğe dokunan kirli bir günah çıkarma seansı, bütün yaşanmışlıklarda, koşullar silsilesinin, olduğu yere, hiç ayrılmayacakmış gibi yapışmış, baş döndüren kokusu. Midem bulanıyor bazen.
öfkelensek keşke. Bağırıp çağırsak, içimize değdirmeden olup biteni. Öyle ağzımızda olsa öfkemiz. Söyleyince geçse.. Ama çoğu kez öyle değil işte. Çünkü paldır küldür kırılmaz kalp.Çıt eder, eski, renkli, cam kadehler gibi. Sonra alıp o kırık parçaları yerine yapıştırmaya çalışmaları yok mu? Kaba saba durur artık her çaba, kalp bir kez çıt edip çatlayınca..

farkındalık savaşı

Uykudan uyanmak isteyen herkesin göstermek zorunda olduğu bir çaba gibi.Casteneda'nın çabasının yıllarını alması kendisiyle ilgili.Kişinin savaşı sonsuza sürebileceği gibi,beklenmedik anda da bitebilir.
Bütün sorun genel bilme,belki bilinç ile anlık zihni barıştırabilmek.
Meyve sebze toplayan birinin beş duyusu zihni ise,yediklerinin ona enerji sağlaması farkındalık sayılabilir.Zihni araya girmese olmamış,çürük ya da çamurlu meyveler yenebilir.Meyveler yenince de zihnin oluşan enerji miktarı ve bu enerjinin ne işe yarayacağı konusunda bir etkisi yoktur.

"farkındalığı arttırmak

"farkındalığı arttırmak için çabaladıkça da çelişkiler artıyor."
Farkındalığı arttırmak için, sadece şunu yapabiliriz;
""Öfkeli, sabırsız, bir şeyle ya da birisiyle bir sorun yaşama, içerleme, yakınma gibi, ıstırap biçimleri oluşurken""
BU "an" da, kendim için ıstırap yaratıyorum. Düşüncesini geliştirmek..işte farkındalık bu..

Eğer siz kendiniz için ıstırap yaratma alışkanlığındaysanız, büyük olasılıkla, başkaları içinde ıstırap yaratıyorsunuz demektir.
Bu bilinçsiz zihin kalıplarını, onları bilinçli kılarak, oluşurken fark ederek sona erdirebilirsiniz.

hem bilinçli olup, hem de kendiniz için ıstırap yaratamazsınız. Onun için, klavye kahramanlarına da fazla takmayın.

"Yalnız ,akıl ve kalbin

"Yalnız ,akıl ve kalbin senkronizasyonunu tüm açıkfikirliliğimle değerlendirmeye çalışsam da tam kavrayamadım. Akıl, herşeyi karıştıran, berbat eden şey değil miydi?"

Yanlış kullanıldıktan sonra herşey herşeyi berbat edebilir gibi geliyor. Bunu ben şöyle düşünüyorum, insan doğası gereği aklı ve duygusu-kalbi olan bir varlık. Tamamıyle yıkım getiren bir özellik olsaydı bu akıl bizde niçin mevcut? Akla ne gerek var? Mutlaka faydalı bir işlevi olmalı. Doğanın saf haliyle muntazam olduğuna inanıyorum. Gerekiz birşey yok.
Böyle bakınca, bize zararı olan bilinçsizlik. Farkında olmak duygudan beslenen aklın işi diyebiliriz. Statik'in dediklerine katılıyorum.

"Bu bilinçsiz zihin kalıplarını, onları bilinçli kılarak, oluşurken fark ederek sona erdirebilirsiniz."

Biliçli kılmak için, farketmek için aklı kullanmamız lazım sanırım.

Efsun, ince şeylerden

Efsun, ince şeylerden anladığımız farklı sanırım. Galiba siz edebiyattan bahsettiğiniz, bense felsefeden bahsettiğim için anlaşamadık. Edebi incelikleri, dili güzel kullanmayı bilen herkez ortaya çıkarabilir. Herhangi bir ileri seviye varlık olmak için hareket etmesine gerek yok. Bizse başka inceliklerden bahsediyoruz. Bundan sonra, her yazdığıma dipnot atmak zorunda kalacağımı hissettirdiniz bana. Başka gereksiz şeyleri kaçıranlar derken, edebiyatı "gereksiz"ler arasına sokmadım. Hayatımızı yozlaştıran ne varsa bunlar gereksizdir. Gülten AKIN'a bir taşlama da yok. Onu "gereksiz" kimse sınıfına da sokmadım. İnce şeyleri anlamaya vakti olan insanları göremiyorsa sonsuzu ziyaret etmesinin onun için faydalı olacağını vurgularken, tek amacım sonsuu yüceltmekti. Bunda herhangi bir yergi yok. Birisini yereceksem, en azından google a ismini soyismini yazarım ki kim olduğunu, dünya görüşünü, bileyim. Şu anda hala bunu yapmış değilim. Çünkü öyle bir amacım yoktu... Bu alınganlığı, sözleri aktaran dostumuz Kaplumbağa'nın göstermesi gerekirdi. Öyle hissetse; çekinmeden yazardı. Ben de öyle hissedeceğini düşünseydim, kesinlikle cümleyi farklı kurardım...

İbrahim KOYUNLU, statik ve

İbrahim KOYUNLU, statik ve Pebble, konuyla alakalı extra bilgiler verdiğiniz için teşekkür ederim. Bu bilgiler gerçekten de çok önemli. J. Krishnamurti, tevazu geliştirmeye çalışan kişilerin ikiyüzlü olduğunu söyler. Ben gösteren miyim?, geliştiren miyim? bu soruların cevabını henüz veremesemde, tevazuyu kullanıp, bu bilgiler ışığında tekrar değerlendireceğim...

Farkındalık

Farkındalığın bedeli, kanlı canlı, tırnağın etten ayrılırcasına; diğer yandan ise yıllardır, asırlardır kendimizi hapsettiğimiz kavramlarla örülen kalemizden kurtulmaktır. Arkamıza bakarak, ağlayarak, tıpkı bir gelin gibi hem ağlayarak hem gülerek yeni dünyalara yol almak gibidir farkındalık. Ünzile artık farkındadır hayatın, aldığı nefesin.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş