Fromm/İnsan nedir?

Yabancı kullanıcısının resmi

''İnsan nedir?'' surusu bizi hayatı anlamanın özüne götürür. Eğer insan bir ''şey'' olsaydı, biz onun ''ne'' olduğu sorusunu sorabilir ve tabiattaki bir eşyayı veya bir endüstri üretimini tanımladığımız gibi, onu da tanımlardık. Ama insan bir ''şey'' değildir ve o, bir eşyanın tanımlanması gibi tanımlanamaz. Fakat bu gerçeğe rağmen, insana çoğu zaman bir ''şey'' gözüyle bakılmıştır. O, bir işçi, bir mühendis, bir doktor veya bir başka şey olarak görülmüştür. Oysa bu tanımlar bize, sadece kişinin sosyal fonksiyonunun ne olduğunu gösterirler.Diğer bir deyişle, bu türlü bir yaklaşım, insanı toplumdaki yerine göre tanımlamaktadır.

İnsan bir ''şey'' değildir. O, sürekli bir gelişme süreci içinde olan bir canlıdır; hayatın her anında gelişir ve değişir. Fakat insanın bir vazo ya da bir masa gibi tanımlanamaması, onun hiçbir şekilde tanımlanamayacağı anlamına gelmez. İnsan hakkında onun bir ''şey'' değilde, yaşayan bir canlı süreç olduğundan daha fazla şeylerde söyleyebiliriz. İnsanın tanımının en önemli yönü, onun düşünce boyutunun, fiziksel ihtiyaçlarını tatmin etme arzusundan öteye geçebilmesidir. İnsan için düşünce, hayvanlarda olduğu gibi sadece arzu edilen şeylerin elde edilmesi demek değildir. Aynı zamanda arzularından bağımsız bir hale gelerek, kendi varlığının ve etrafındaki dünyanın gerçekliğini keşfetmek anlamına da gelir. Diğer bir ifadeyle, insan, hayvanlar gibi sadece zeka sahibi bir varlık olarak yaşamaz. Onun GERÇEĞİ anlamak için kullandığı idrak ve AKIL gibi iki farklı özelliği daha vardır. İnsan aklına ve idrakine uygun davrandığı zaman, hem zekasının, hemde fiziksel varlığının iyiliği için hareket etmiş olur.

İhtiras ve kibirle hareket eden bir çok insanın, özel hayatlarında akıllıca davranmadıkları bilinen bir şeydir. Ama daha da kötüsü, milletlerin, insanlardan daha az akıl ve idrakle hareket etmeleridir. Ne yazık ki insanlar demagoglara uydukları takdirde, dünyaya zarar vereceklerini çok çabuk unutmakta ya da bu gerçeğin hiç farkına varamamaktadırlar. Bir çok milletler, kendilerini yönlendiren ve akılla bağdaşmayan duygu ve heyecanlarından kurtulamadıkları için, kendi kendilerini yok ettiler. İnsan dışardan gözlemleme ile tanımlayabileceğimiz bir varlık olmadığı için, onu anlayabilmek için kendi kişisel tecrübelerimize müracaat etmek zorunda kalırız. Dolayısıyla: ''İnsan nedir?'' sorusu, bizim : '' Ben kimim?'' sorusunu sormamızı zorunlu kılar. Eğer insanı bir ''eşya'' gibi görme yanlışlığının farkındaysak, ''Ben kimim?'' sorusuna da ancak ''Ben bir insanım'' şeklinde cevap verebiliriz.

İnsanların çoğu, kendilerinin bir insan oldukları gerçeğine gereken önemi vermezler. Onun yerine, kafalarında kendi vasıflarının ve kimliklerinin bir çok hayali imajlarını oluştururlar. ''Ben kimim?'' sorusuna çoğu zaman: ''Bir öğretmenin'', '' Bir işçiyim'' ya da ''Bir doktorum'' şeklinde cevap verirler. Fakat mesleği hakkındaki bu bilgi, onun insani yönleri hakkında bize hiçbir şey söylemez ve bu cevapta ''o kimdir?'' ya da ''ben kimim?'' sorularını açıklamaya yarayacak bir ip ucu yoktur.

Burada bir zorlukla daha karşı karşıya kalırız. Hepimiz belirli sosyal, ahlaki ve psikolojik yönlenmelere göre hareket ederiz. Bir kimsenin tuttuğu yolu sürekli olup olmadığını ya da güçlü bir tecrübenin onun bu yönünü değiştirip değiştirmeyeceğini bilmekte mümkün değildir. Acaba insanlar vardıkları bu noktaya son derece kararlı bir şekilde mi ulaşmışlardır ve biz, onların kişiliklerinin oturduğunu ve artık değişmeyeceğini söyleyebilirmiyiz? İstatiksel olarak bunu bir çok insan için söylemek mümkün olabilir. Fakat onların hayatlarının sonunna kadar değişmeyeceğini veya daha fazla yaşasalardı değişeceğini iddia edebilirmiyiz?

İnsanı bir başka şekilde daha tanımlayabilir ve onun iki çeşit duygu ve dürtüyle hareket ettiğini ileri sürebiliriz. Bunlardan birincisi, esas olarak biyolojiktir ve tüm insanlarda aynıdır. Bu güdüleri ''insanın varlığını sürdürmesi için gerekli olan şeyler'' başlığı altında toplayabiliriz: Açlık ve susuzluğu giderme ihtiyacı, uyuma ihtiyacı, korunma ihtiyacı, bir çeşit sosyal yapı ihtiyacı ve bir dereceye kadar da cinsel tatmin ihtiyacı bu grupta yer alırlar. İkinci grupta ise, herkes için aynı olmayan duygular vardır. Sevgi, haz, birlik olma, kıskançlık, nefret, kin, ihtiras ve böylece sıralanan bir çok duygu, farklı sosyal ortamlardan kaynaklanırlar. Nefret duygusunu ele alırsak, onun iki türünü, yani reaksiyon şeklinde gerçekleşen ve kendiliğinden var olan nefreti birbirinden ayırmamız gerekir. Reaksiyon şeklindeki nefret, bir saldırıya veya bir tehdide karşı oluşur. Kendiliğinden var olan nefret ise, bir karakter vasfıdır. Bu tür bir nefretle dolu olan kişiler, her zaman bunu dışa vurmanın yollarını ararlar.

Sosyal olarak oluşan duygular, biyolojik olan duyguların tersine, bazı özel sosyal şartların ürünüdürler. Sömürgeci bir azınlığın savunmasız ve fakirleştirilmiş çoğunluğa hükmettiği bir toplumda, her iki taraf da birbirine karşı nefret duyar. Hakim unsur olan azınlığın nefreti, hükmettiği çoğunluğun birgün gelip de kendisinden intikam alacağı korkusundan kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra bu azınlık, suçluluk duygusunu bastırmak ve kendi sömürgeci tutumunu haklı çıkarmak için, çoğunluğa karşı bir nefret duygusu geliştirmek zorundadır. Adalet ve eşitlik gerçekleşmedikçe, nefret hep var olacaktır. Yine aynı şekilde, insanlar eşitlik ve adalet prensiplerine karşı giriştikleri ihlalleri haklı göstermek için yalan söyledikleri müddetçe de, doğruyu ve gerçeği bulmak mümkün olmayacaktır.

Bazıları, eşitlik ve adalet gibi prensipleri tarih boyunca oluşan ideolojiler olduğunu ve dolayısıyla da, bunların insanın temel ve doğal birer özelliği olmadıklarını iddia ederler. Burada detaya girmeden, sadece saldırgan bir grubun adalet ve eşitlik prensiplerini ihlal etmeleri karşısında insanların gösterdiği reaksiyonun, bu değerlerin insanda doğumdan beri var olduğuna işaret ettiğini belirtmek istiyorum. İnsan vicdanının duyarlılığı, adalet ve eşitliği gözeten insanların, bu değerlerin tehlikeye düşmesi halinde gösterdikleri tepki ile kendini belirtir.

İnsanın bir diğer tanımı da, onu, dürtülerine karşı davranışlarını kontrol edebilen bir varlık olarak ele alır. Açlık ve üreme ihtiyacını tatmin etmede görüldüğü gibi, insanda bazı dürtüsel motivasyonlar da vardır. Ama insanın tamamıyla bu dürtüler tarafından motive edilmesi, ancak kişilerin veya topluluğun varlığının tehlikeye düştüğü zamanlarda gerçekleşir. İnsanları yönlendiren ihtiras, kıskançlık, intikam alma gibi diğer dürtülerin çoğu ise, özel sosyal durumlarda ortaya çıkar. Bu dürtülerin bazen yaşama dürtüsüne karşı bile öncelikli hale gelmeleri, bunların ne kadar güçlü dürtüler olduğunu gösterir. Ve insanlar hayatlarını, nefretleri, ihtirasları, sevgileri ya da sadakatleri uğrunda feda etmeye çoğu zaman hazırdırlar.

İnsan dürtülerinin en sevimsizi, bir insanın, kendi çıkarları uğruna (kendi gücü dışında bir gücü de alet ederek) bir başkasını kullanmasıdır ki, bu eylem aslında biçim değiştirmiş bir yamyamlıktan başka bir şey değildir. Kendi çıkarı için bir başkasının kullanılması, Neolitik toplumlarda bilinmeyen bir yönelimdi. Ama artık bugün hepimiz için, tarihin bir devresinde insanın sömürüyü istemediğini ve sömürülmediğini hayal etmek bile imkansız. İnsanların tarım ve hayvancılıkla geçindiği dönemin kültüründe herkes yaşamak için gerekli şeylere sahipti ve insanların daha fazlasını elde etme hırsları da yoktu. Özel mülkiyet, bir kapital ve güç kaynağı olarak kullanılmıyordu. Ataerkil devletin zaferi, köllelerin ve işçilerin oluşmasını sağladı, sömürünün asıl kurbanlarıda KADINLAR oldu.

İnsan, kendisinden daha güçlü olanlara karşı bir tüketim eşyası olma rolünü üstlenmekten vaz geçtiğinde, gerçek insani tarihimiz başlayabilir. Bunu gerçekleştirmek için de, seçimlerimizi belirleyen düşünüş biçimimizi doğru sorgulayabilmemiz gerekir. Hatta gerçek bir pişmanlık duygusuna da ihtiyacımız vardır. Pişmanlık, özür dilemekten daha öte bir şeydir. Güçlü bir duygudur. Pişman olan bir kimse, kendisinden ve yaptığı şeyden utanır. Gerçek pişmanlık ve onunla birlikte var olan utanma duygusu daha önce yapılmış yanlışlıkların tekrarlanmamasını sağlayan etkili bir duygudur. Ama samimi bir pişmanlığı her zaman bulmak, pek mümkün olmaz. Amerikalılar kızılderilileri nerdeyse tarihten silmelerinden dolayı pişman oldularmı? Hepimiz atalarımızın, çağdaş toplumlarımızın ve kendimizin işlediği yanlışlıklara ya doğrudan doğruya katıldığımızı ya da bunlara karşı gelmediğimiz için sessiz kalarak onayladığımızı itiraf etmeliyiz.

Eğer aklımız bizim davranışlarımız için etkili bir rehber olacaksa, akıldışı bazı duyguların etkisi altında kalmamalıdır. Gerçek bir insan olabilmek için, aklımızı kendi bencil çıkarlarımız dığrultusunda kullanmamamız, akla aykırı duygularımızı ve dürtülerimizi de farkederek yok etmemiz gerekir. Bu noktada insan neslinin varlığını sağlıklı sürdürebilmesi için hangi dürtülerin gerekli olduğu sorusuyla karşı karşıya kalıyoruz. Saldırganlık ve tahrip etme duyguları, bir grubun diğerini yok etmeyi ve kendisinin varolmayı sürdürmesini sağlayabilir. Ama bu dürtüleri insanlık açısından bir bütünsellik içerisinde değerlendirirsek, farklı anlamlar kazanabilirler. Eğer saldırganlık eğilimi, tüm insanlığa yayılırsa, bu, sadece bir grubun değil, neticede tüm insanların yok olmasına neden olur. Emerson 19. yüzyılda, nesnelerin sahiplenilmesinin insanı yönettiğini söylüyordu. Bugün ise insan, nesneleri putlaştırdı ve onlara tapıyor. İşte bu sahiplenme biçimi onun sonunu getiriyor.

---------------------------------------------------------------------------------

Sahiplenmek, kadını sahiplenmek, tanrıyı sahiplenmek, nesneleri sahiplenmek.

Sahiplendiğini yönetme ve yönlendirme, dilediğin gibi kullanma hakkın olduğu yanılsamasında, sürekli kaybetmek.

Neden bu sahiplenmek?

Senin oyun: None Ortalama: 3 (4 oy)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş