kötüye mi gidiyor insan?
En genel,en yalın haliyle sormak istiyorum
İnsanlık gün geçtikçe daha kötüye mi gidiyor?
Eğer öyleyse ne zamandan beri böyledir bu?
Yani ne zamana kadar daha iyiydi de, ne zamandan sonra daha az iyi olmaya başladı?
Hergün heryerde pek çok şey duyuyoruz bir şekilde..Deformasyon deniyor mesela, ya da varoluşsal anlamın yitirilmesinden açılıyor çoğu kez bahisler..kendisi ile bütünleşememek, aklın varlığına rağmen kötüye hizmet etmek, ezmek, sömürmek, öldürmek, şiddetin esiri olup içimizdeki "özü" intehara sürüklemek...Tarif ve kavramlar bitecek gibi görünmüyor..ama ne dersiniz, insanlık her geçen gün daha mı kötüye gidiyor?
Ve eğer böyle ise, ne zamandır böyledir?
Tarih kitapları yazıyor,pek çok barbar savaşçı kavim, ardında canlı horoz bile bırakmazmış yakıp yıktığı yerlerde..Ya da binlerce yıl taşınıp durmuş,tarihin bütün köleleri ,köle işçileri..Roma'nın ihtişamı bir yere kadar, peki ya o hiç de esirgemediği vahşeti?..
Yakın çağlar derseniz ölümler ve vahşet hep diri..giyotine yatırılan kafalar, kazıklarda yakılan erkek ve kadınlar..savaşlar, en olmadık,en hesap vermez katliamlar..
Peki ya kişisel özgürlükler ve haklar?..sağlık..barınma..beslenme ve eğitim..
İnsanlık kötüye mi gidiyor, iyiden iyiye deforme mi olduk,şiddetin kapanına mı kapıldık gün geçtikçe?
Ne zamandan beri peki?..ne zamana kadar bizden değildi şiddet,ne zamana kadar tanımamıştık hiç kötülüğü, ve ne zamana kadar uyumluyduk da kendi "özümüzle", o zamandan sonra döndü devran?
Evet,her zaman vardı şiddet,her zaman vardı kötü..Nedir ama bugünün kötüsünü,dünün kötüsünden daha kötü yapan şey?
Konu her türlü yoruma açıktır.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1697 defa okundu

Sibel Atasoy

Sanırım Sokrates'ti
Şöyle bir söz vardı söyleyenin kim olduğunu hatırlamıyorum fakat sanırım Sokrat veya Aristo olması lazım.
"Eğer yeni nesiller kötüye gitmeye bu hızla devam ederse, en fazla 100 yıl daha yaşanır."
Görüldüğü gibi, kötüye giden aslında insanlık ya da nesiller değildir. Biz çocukluktan, gençlikten yaşlılığa geçtikçe dünya bize daha kötü görünmeye başlar, çünkü ölümümüz yaklaşıyordur.
xenix
Kötünün tanımı
İnsanlık kötüye mi gidiyor? sorusunu yanıtlamadan "kötü" kavramını tanımlamak gerekir. "Kötü" olan toplumun kabul edile gelmiş değer yargılarına ters düşen davranışlardır. Örneğin, toplum hırsızlığı kötü olarak tanımlamış ise, biz de küçük yaştan itibaren hırsızlığın kötü olduğunu kabul ederiz.
Peki ama hırsızlık ne zaman kötü olarak ilan edilmiştir? Kişisel mülkiyet fikri yerleştikten sonra. Kızılderili kabileler özel mülkiyeti ret ederler. Toprak ve mal mülk herkesindir, kimse ona tek başına sahip çıkamaz, derler. Bu yüzden Manhattan adasını bir avuç boncuk alarak terk etmişlerdir. "Nasıl olsa bunlar seneye gider, biz tekrar buralara döneriz" diye düşünmüşlerdir ama bir de bakmışlardır ki beyaz adamlar araziyi çitle çevirmiş, girmek isteyeni tüfekle öldürüyorlar. Üstelik "arazime giren kötü adamdır" şeklinde bencil davranışlarına gerekçe buluyorlar.
Bu örnekten hareketle toplum kötüye mi gidiyor sorusunu sormadan, "toplumun değer yargıları hangi yönde değişiyor?" sorusunu sormak ve yanıtlamak gerekir. Görüyoruz ki tüm dünyada materyalizm ve onun uzantısı olan kapitalizm ile felsefesi olan pragmatizm yaygınlaşıyor. Türkiye de bu gidişin dışında kalamıyor. Özel mülkiyet kötü müdür, değil midir? Eğer bu soruyu tarafsız olarak, önyargısız, yanıtlarsanız toplumun gidişine de bir anlam verebilirsiniz.
Yaşlıların genelde "toplum kötüye gidiyor" şeklinde yorum yapmalarının sebebi, onların değişen değerlere ayak uyduramayışlarından dolayıdır. Çünkü değerler ve öncelik tanınan kavramlar sürekli değişir. Bu aralar "in" olanlar ve "out" olanlar pek revaçta, sürekli okuyoruz ve gülümseyerek biraz da hüzünle izliyoruz.
selam ve sevgilerle.
Katkıların için
Katkıların için Teşekkürler Bilgisev.
Deformasyon..şiddet..işkence..metalaşma..özünü kaybetme..varoluşsal anlamı yitirme..akıl tutulması..
Gündelik hayatta sadece yaşlılardan değil, artık hemen her yaşta insandan bu ve benzeri ifadeleri duymuyor muyuz?..Ortak duygusu nedir peki tüm bunların? Bir memnuniyetsizlik, bir büyük hoşnutsuzluk..haz edememe..endişe duyma, korku..değil midir? İyiden çok kötüye yakın olan bir şey değil midir daha doğrusu?
Yazıda "kötü"den özellikle sadece "kötü" olarak bahsetmiş olmam da zaten bundandır..
Yaşadığımız zamanı ve gidişatı, kelimenin en genel anlamı ile "daha kötü" veya "daha az kötü" bulanlar, bunun nedenlerini açıklarken neyi neden ve nelere dayanarak kötü bulduklarını da izah etmek durumunda kalacaklardır zaten..
Ama bazı ilave sorular da
Ama bazı ilave sorular da cabası elbette..
Mesela Hambsburglar zamanında daha mı az deforme idi insan ve ruhu..
Roma'da daha az mı işkence vardı..
Eski Mısır'da işçi hakları pek mi bir iyiydi..
Şiddet, -hele ki kadına ve çocuğa- daha mı bir kabul edilebilir düzeydeydi Arslan Yürekli Richard'ın ülkesinde..
Cengiz Han daha bir insaflı mıydı savaş esirlerine?
Ya da armadaları ile ingiltereyi fethe kalkanlar, daha mı iyi biliyorlardı varoluşssal anlamı?..
vesaire, vesaire..
Çok hoş bir soru gamaro.
Çok hoş bir soru gamaro. Üzerine kafa yormalıyız diye düşünüyorum.
Bence insanlık, varolmaya başladığı zamandan itibaren iyiye gidiyor olmalı. İnsan dünyanın son noktası, bir meyvesiyse; ağacın özünü her yönüyle ortaya koyması gerek.
Peki ama niçin bu kadar kötüyüz, değil mi ?
İnsan ilk varolduğunda, bu ürün ortaya konmuş oldu. Dünyanın meyvesi, örneği. İçinde dünyanın her sıfatı bulunuyor. Bunu iki zıt kutup olarak en basit ve kapsamlı şekilde görüyoruz. İyi ve kötü.
Fakat ben ilk insanın hallerinin kötü sıfatı taşıyacağını düşünmüyorum. Düşünsenize, ilkellik diyoruz. Nasıl kötü olabilir ki? En fazla bilinçsiz olur, o bir masumiyettir. Çocuklar gibi, masum... Ve potansiyeli olmasına rağmen bunun farkında olmayan insan, en azından kötüyü gerçekleştirmediği için, iyidir. İnsan, iyi-kötü ayrımı yapamadığı nötr haliyle, bana kalırsa iyidir. Art niyeti yok ki, nasıl kötü olsun?
Bir de meyve, ağacı her yönüyle yansıtmalı diyoruz. Bunun için diğer kutup da yaşanmalı. Aksi halde yarım bir ürün olur. İnsanlık tam anlamıyla kendini gerçekleştirmiş olmaz. Bunun içinse doğal olarak diğer kutup yaşanmalı.
Eğer bir olgu varsa, değerinin anlaşılması için onun kaybedilmesi gerekir: Ardından yeniden bulduğunda değerini tam layıkıyla kavramış olmak için. Ve bu süreçte o ilkel, masum bilinçsizlikten sıyrılıp, artık olgunlaşmış bir meyve durumuna gelmek için. Kendini her yönüyle kavrayıp, her kutbunu tamamıyla görüp, onu deneyimlemek için.
Kısacası, kendini bilmek için...
Ne zamandan beri peki?..
Dinlere sorarsan, cennetteki ağacın yasak meyvesinin yendiği günden beri.
Kelimelerin ardına bakabilenlere sorarsan, ego'nun keşfedilmesinden beri.
Bu sayede insan, kendine sahte bir benlik yaratarak, olmadığı şeyi olmaya başladı. Yalan üzerine kurulu bir benlik ve bunun üzerinden peydah olan insan, toplum, dünya düzeni... Bu sayede insan, olmadığı gibi yaşayarak, -mış gibi yaparak gerçek değerinin farkına varmak yoluna koyulmuş oldu. Aksi halde, gerçek benliğini nasıl kavrayacaksın?
Günlük hayatta, ayakların veya pankreasın aklına geliyor mu? Onların değerini ve senin için ifade ettiği önemi biliyor musun? Onların farkında bile değiliz.
Bir de hasta olduğumuzu düşünelim, bahsettiğimiz organımızda bir bozukluk ortaya çıksın. Zararlı bir hale gelsin, Kötüleşsin.
"Ah! Ayağım..." Farkına varırız. "Eskiden böyle miydi, meğer ayaklarının sağlıklı olması ne değerli bir şeymiş!"
Hiç değişmez, her zaman böyledir.
Ve bana kalırsa insanlık, gelebileceği en batak noktaya, en dip saçmalığa erişmek üzere. Etrafınıza bakın.
Niçin artık kutsal sayılan yeni bir din yok? Son din sonsuza dek aynı anlayışı sürdürerek geçerli olsun diye mi var? İnsanın anlayışı değişiyor. Çünkü:
Bir noktadan sonra ağrıyan ayaklar da devam edemez, yürüyemezsin de. İşte o zaman, iyileşmeye başlamak için zaten mecburen yerde oturup dinlenmek zorunda kalırız. Artık birşeylerin farkına varmaya başlarız. Birisi arayış için yollara düşer, diğeri bilime dört elle sarılır, bu konuyu farketmeye başlayan herkes yaklaşabildiği bir noktadan sormaya başlar. İnternet denilen ve tüm dünyayı saran bir ağın bir noktasında "kötüye mi gidiyor insan?" diye tartışmalar olur. Bunlar güzel şeylerdir... Artık din yok, insan uyanıyor.
Din, farkında olmayanları uyarmak içindir. Bu süreç çoktan başladı, insanın olgunluğu ve bilinci artıyor. Zamanla daha çok kişi sormaya başlıyor. "Ayaklarıma ne oldu?" Herkesin bu soruyu sorduğunu düşünün, politika ve savaşlar, saçmalıklar devam eder mi? Herkes iyileşmek istiyor! ...
İşte bu yüzden, bence insanlık iyiye gidiyor. Sadece bu varış için kötüye uğraması gerekmişti.
Güzel ve objektif bulduğum
Güzel ve objektif bulduğum bir yorum yapmışsın pebble. Katılıyorum düşüncelerine ve diyorum ki "olan iyidir, kötü diye bişey yoktur. Olsa olsa uygun olmayan vardır ki oda döner dolaşır uygun hale gelir" .
Sevgi ve saygılar benden de olsun !
EK:
EK
Elbette konuyu herkes istediği gibi ele alabilir.
Mesela ilkel komünal toplum veya sıklıkla anaerkil olduklarına inanılan ilk uygarlıklardan da söze başlanabilir.Bilgisev'in dediği gibi Özel Mülkiyetin tarih sahnesine çıkışı bu anlamda son derece hayatidir.Diyalektik materyalizm ve materyalist tarih görüşü üzerine üzerine az çok okumuş olanlar, zaten konuya bu alamda çok daha iyi vakıftırlar.
Ama ben yine de o kadar eskiye gitmeden birşeyler sormak istemiştim.Bundan dolayıdır ki, cümleye "Engels'in Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni'ninde dediği gibi başlamak istemedim.
En azından elimizde 5-6 binlik yazılı bir tarih var..Ve çok da garip kaçtı mı bilmem ama, en azından bu son 5-6 bin yılda nereden nereye savrulduk diye soruvermiş bulundum..
Ama dediğim gibi,konu her türlü yoruma açıktır..Her yorumun bir katkısı olacağına inanıyorum.
Ve son olarak söylemem gereken bir şey daha var ki,değerli Bilgisev beni bu anlamda biraz şaşırtmıştır.Özel mülkiyetin kökenini büyük bir duyarlılıkla sorgulayan, kapitalizm ve kapitalist toplumun pragmatizmine karşı tavır koyan Bilgisev'in, tüm bunları "materyalizm" ile eşleştirmesini açıkca pek anlayamadım..Felsefi anlamda materyalizmi ve onun diyalektiğini kastetmediğini zannediyorum,ama yine de tam olarak emin değilim..
Herkese selamlar..
sayın bilgisev
sayın bilgisev ,"materyalizm" kelimesini anlamından uzak bir şekilde kullanmışsınız. Kapatilazmin temellerinde materyalizm mi etkin rol oynuyor yoksa idealizm mi?
özünde bütün insanlar
özünde bütün insanlar kötüdür.çünkü kendi bedenlerinin devamı için mücadele ederler. ancak iyilik denen şey ise buna rağmen iyi olmayı becerebilmektir yani iyi insan kötülüğe rağmen iyi olabilendir. ayrıca bahsettiğiniz bu sorunsalın insanın evrim süreci ilede ilgili olduğunu düşünüyorum . Belkide evrimleştiğimiz oranda iyi insana yaklaşıyoruz
Çok güzel Toro..Bu
Çok güzel Toro..Bu meselenin ele alınacak pek çok yüzü olduğuna inanıyorum ben de..Ve bir tanesi de tam olarak senin dediğinle örtüşüyor.
Son günlerde şiddet üzerine tartışıldı bazı forumlarda.Kadına şiddet,çocuğa şiddet,insana,hayvana,doğaya şiddet..Elbette medeni bir yaşamla bağdaşmayacak,işkence ve barbarlıkla anılacak herşeyi reddetmek zorundayız.Ama özünde biz ne kadar medeniyiz?genlerimiz ve egomuz ne kadar medeni?
Ayrıca şiddet nedir? Şiddet dürtüsünün kontrolsüz bırakılması uygar bir dünyada elbette kabul göremez.Ama sadece gazetelerin ikinci sayfa haberlerinden ibaret midir bu "şiddet"? Yoksa sakın, kurduğumuz bu medeniyeti, bu uygarlığı,ya da onca sanatsal ve kültürel yaratıyı da biraz da bu "şiddete" borçlu olmayalım?
Tüm bu iyi kötü macerasında bence kafa yorulması gereken çok şey var..
şiddet
Ben şiddetin özümüzde en ilkel seviyede, hayvansal derecede olduğuna inanıyorum. Bu dürtü, doğu kültüründe şehvet ve şehevi duygular şeklinde ifade edilenle çok benzeşiyor ve bence bizi en basit düzeyde dahi harekete geçiren bu dürtüdür. Temelinde yemek, yürümek gibi asgari fiiller de bu kaynaktan geliyor ve yaşamsal enerji dediğimiz canlılık bu sayede varolabiliyor. Gazetelerin ikinci sayfa haberlerindeki manzara, bu içgüdünün ehlileştirilmemiş haliyle bilinçsiz olarak kullanımı sonucu ortaya çıkan manzaradır. Yani bu içgüdünün amacının farkında olmadan kullanımı. Bu, şiddeti ne yönden
ele aldığımıza bağlı. Aynı olgu iki zıt kutbu da doğurabilir. Sonuçta tüm fiiller aynı kökten geliyor.
Bu açıdan bakarsak, evet, kurduğumuz bu medeniyeti, bu uygarlığı,ya da onca sanatsal ve kültürel yaratıyı da biraz da bu "şiddete" borçluyuz diyorum. İnsan, tüm faaliyetini biraz da şiddete borçlu.
INSAN- lar
arasindaki menfaatler catistiginda iyi ile kötü
belirgin hale gelir ve gercek karakter kendini gösterir..
kardes kardes gecinen insanlarin arasina menfaat kemigini atin ve seyredin olacaklari..
*
iskencenin her türlüsüne karsisiniz
cocugunuz kacirildi
kaciranlar yakalandi fakat cocugun yerini söylemiyorlar
komiser size
ben onlari konusturmasini bilirim ama biraz
kaba /iskence/ kuvvet kullanmam gerekecek!?
tavriniz ne olurdu?
slm.
diyelim ki biz "evet" dedik
diyelim ki biz "evet" dedik polise, ya da "hayır,olmaz"..
Peki iyi ile kötünün ayrımı bu ise gerçekten, binlerce yıl önceki insan ne derdi sizce Sn.Ebubekir? Ya da nasıl bir farklılık olurdu cevaplar arasında?
İnsanlık daha iyiye mi gidiyor, yoksa daha kötüye mi?
Siz ne dersiniz?
Adam Smith, bireyin ve
Adam Smith, bireyin ve toplumun iyiliği arasında nedensellik kurduğu Ulusların Zenginliği kitabında şöyle der: "Her birey; kendi çıkarı peşinde koşarken, katkıda bulunmaya niyetleneceğinden çok daha etkin olarak topluma katkıda bulunur". Öyleyse bundan çıkan şudur: Her bireyin kendi bireysel çıkarlarını gözetmesi toplumsal faydanın en üst düzeye taşınmasına yol açar. Çok güzel. Şimdi de bir at arabası düşünelim, önüne birbirlerine bağlı olmayan dört at koşulmuş olsun. Bu çekilmesi gereken araba “çıkarlar”ı temsil etsin. Birbirinden tamamen farklı kişilikte, farklı dünya görüşünde bu dört atın her biri kendi bildiğince, başka yönlere koşmaya başlarlar. Arabayı istedikleri yönde hareket ettiremedikleri gibi, belki ona büyük hasar da verirler. Bir de durumun hiç de istedikleri gibi olmadığını gördükleri anda, birbirlerine döndüklerini ve “Hatalı olan sensin, senin suçun, benim dediğim doğru, asla seni dinlemeyeceğim…” dediklerini düşünün. Ortadaki tablo, belki de parçalanmış ama yerinden bir parça oynamamış bir araba ve dört adet bir ağızdan konuşan, öfke dolu attan ibarettir.
Bu dört şaşkın attan bir farkımız yok mu?
“Karşılıklı olarak saldırı ve şiddetten uzak durmak, diğerinin haklarını kendininki ile eşit bilmek; gerekli şartlar da yerindeyse, kişiler arası ilişkileri doğru bir şekilde düzenleyebilir” diyor Nietzsche, İyi ve Kötü’nün Ötesinde eserinde, ve devam ediyor: “ Ama ne zaman ki bu prensibin uygulaması yaygınlaştırılır, hatta toplumun temel prensibi haline getirilir, o zaman hayatın kendisinin yadsınması, bir çöküş ve çözülme söz konusu olur. Burada her şeyin en temeline inmeli ve her türlü hissi zayıflıktan arınarak konuşmak gerek. Kabul etmeliyiz ki yaşamak denen şey; diğerini, zayıf olanı, yabancı olanı yoksun bırakmak, ona eziyet etmek ve yaralamaktır. Ona zorla kendi biçimimizi kabul ettirmek, onu kendimize benzetmeye çalışmak hiç yoksa ondan faydalanmaktır. Hayatın kendisi bundan ibaretse, neden bu faaliyetleri karalarız ki? İçerisindeki üyelerinin birbirlerine eşit ve adil davranmak zorunda olduğu bir topluluk dahi varolmaya devam etmek için diğer topluluklara, kendi içerisinde yasaklanan şeyleri yapmaz mı? Bahsettiğimiz topluluk gelişmek, büyümek, yayılmak isterken diğerlerini tekeline almaya yönelecektir. Ve bu durumun temelinde, herhangi ahlaki veya gayri ahlaki bir neden yatmaz. İnsan böyledir çünkü yaşar ve yaşamak demek güç elde etmek istemek demektir”.
Su akar.. Ilkel kominal
Su akar..
Ilkel kominal toplum, koleci toplum, feodalizm, kapitalizm. Insanlik tarihinin gecirdigi asamalar. Fransiz Ihtilali yapildigi anda daha ileri bir sisteme on ayak oldu, o andan sonra ise artik gericiydi. Kapitalist sistemin temel yonteminin bol-parcala-yonet oldugunu goz onune aldigimizda bunun insan iliskilerine de yansidigini gorebiliriz.
Benim en cok dikkatimi ceken son 4-5 yildir sokaklarda cocuklarin oynamiyor oldugudur. Bircok cocuk bilgisayar basinda buyuyor artik.
Kapitalizmin başlangıcı
Kapitalizmi ben yerleşik toplum ile başlatıyorum. Göçebe ve yarı göçer toplumlarda mal mülk önemli olmadığı gibi adet (sayı) olarak da fazla değildi. Göçebe ancak taşıyabileceği kadar mal sahibi olabilir. Hatta fazla mal varlığı biriktirdiğinde etrafına dağıtmak için özel "yağma" günleri düzenlenirdi. O gün tüm boy halkı yağma yapılacak kişiye ait mallar arasından beğendiklerini alıp götürürlerdi. Asya Türk boyları arasında adı Yağma olan bir boy dahi vardır.
Yerleşik toplum sadece mal değil mülk (toprak, arazi, bina) sahibi olmaya başlayınca yani özel mülkiyet fikri gelişince ego denen bencil yapı güçlendi ve çatışmalar baladı. Bilirsiniz, "Habil ile Kabil" hikayesinde Habil göçebe, Kabil yerleşik düzende yaşıyorlardı. Habilin sürüsü Kabilin tarlasına girip ürünü mahvedince Kabil de Habili öldürdü.
İşte bu hikaye Kapitalizmin "kötü" yanını güzel bir şekilde açıklıyor. Burdan başlayarak yerleşik düzen sahibi toplumlar günümüze kadar sömürülerini devam ettiriyorlar. "Küresel Kapitalizm" (Globalization) Uluslararası Şirketler sizce dünyaya faydalı mıdırlar, yoksa zararlı mı? yerel kültürler ve yerel girişimler her geçen gün yok oluyor ve küresel kapitalizmin hizmetine giriyor.
Bu arada göçebe kültürlerin de yakıp yıkanları oldu. Örneğin Cengiz Han ve Moğollar bir dönem yerleşik toplumlara büyük zararlar verdiler. Ama onların etkileri geçici oldu. Örneğin, Cengiz han ölünce Moğol ordusu geri çekildi ve etkisi sürratle unutuldu. Torunu Kubilay Çin devletinin imparatoru oldu ve yerleşik düzene büyük katkılarda bulundu.
Günümüze gelince artık göçebe veya yarı göçer toplum kalmadığından eğer sorgulanması gereken bir sistem varsa o da Kapitalizm sistemdir, denebilir.
Üstat dediki; "Eskilerin
Üstat dediki; "Eskilerin yüksek düşünüşü, küçük şeylere önem vermemekte kendini göstermiştir."
Bu dönemdeki insanların düşünüşü, kötü şeylere önem vermekte kendini gösteriyor..
"Eski insanların ağırbaşlılığı, kendini ciddi konularda gösterdi"
Bu dönemdeki insanların ağırbaşlılığı, gürültülü olaylarda kendini gösteriyor..
"Eski dönemlerin budalaca davranışları, doğru davranışlarda kendini göstermiştir."
Bu zamanın budalaca davranışlarıysa, yalancı davranışlarda kendini gösteriyor..
konfüçyüs konuşmalar.
Bence de
Kapitalist sistemi oluşturan, materyalizm değil, idealizmdir. Özellikle dinler kapitalist sisteme göre kurulmuştur. Tanrının kapitalizmi sevdiğini düşünüyorum.
Habil ile Kabilin hikayesi ise farklı diye biliyordum. Tanrının kurban olarak kanı (eti), başağa tercih etmesi diye. Sanırım tanrının istediği daha çok farkındalık parıltısıydı.
xenix
materyalizmi kapitalizmle
materyalizmi kapitalizmle özdeşleştirmek çok yaygın bir hata. Bu materyalizmin anlamının bilinmemesinden kaynaklanıyor. maddiyatçılıkla materyalizm farklı şeylerdir.kapitalist ekonominin dayandığı veya kullandığı felsefe idealizmdir.Bence tanrı kapitalizmi seviyor değil zaten kapitalist...
Su akar.. DÜNYANIN EN TUHAF
Su akar..
DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Yillar once yazmis Nazim Hikmet..
Olan şu!
Kötüye giden bir şey yok. Olan saklının açığa çıkması, insanların ve onun sırlarını kristalize olması.
Güncelleyelim. Çünkü
Güncelleyelim.
Çünkü neden? Yeni kuşaklar ne alemde diye...
xenix: Takiplerim
Bir geminin içinde geminin
Bir geminin içinde geminin gidiş yönüne doğru yürüyen insanlar var. Bunlar hedefe gittiklerini düşünüyorlar.
Aynı gemide ters yöne yürüyüş yapan insanlar var. Diğerleri onların kötüye gittiğini söylüyorlar. Her iki gruptaki insanlar birbirlerini kötüye gidiyor diye yorumluyorlar. Çünkü her iki grubun da ufku geminin yaşam alanıyla sınırlı.
Bir de gemiyi yüzdürenler var. Onlar nereye gittiklerini biliyorlar kendi hesaplarınca. Tüm bunların dışında, geminin bir kenarına ilişmiş, geminin rotasının yanlış olduğunu söyleyenler var. Çatışma asıl olarak bu grupla gemiyi yüzdürenler arasında aslında.
Gemi yüzmüyor artık. Ama açık denizlerin ortasında bir o yana bir bu yana sallanıp durduğundan, herkes geminin gittiğini sanıyor.
Belirli bir süre göz önüne alındığında bu gidiş kötüdür. Ancak bu gidişin kötülüğünün ortaya çıkması da sürecin yaşanmasına bağlı olduğundan, şimdiki zaman içerisindeki bu kötü gidiş, gidişin kötülüğünü ortaya çıkaracağı için iyidir...
Gidişin gidiş olmadığını herkes anladığında, herkes oturup da iyi bir rota üzerinde anlaşabilecek mi acaba? Sorun bu!...
Aslında gemi karaya oturmuş durumda:))
Ne kadar da efendiymişim bi
Ne kadar da efendiymişim bi zamanlar.. Nasıl da kibar kibar yazmışım, teşekkürler, rica ederim felan..
Peh.
Demek ki ben kötüye gidiyorum:))
"iç görünüz" çok
"iç görünüz" çok yüksek beyefendi:))
5000 yil olceginde bakinca
5000 yil olceginde bakinca -sosyal evrim olcegi- bence iyiye gidiyor , ama yer yer iyiye girmeyen olusumlar da var mesela hala linc uygulanan yerler var , madimak olayi vs malum ilkellikler..
zaman zaman da kotulesme olabiliyor , 68 ruhu kesinlikle bu gunku durumundan daha onurlu gorunuyor .(hepsi mi degil tabi arada bir suru koyun vardi tabi).
Tamam bazi seyler dank etti dendi, romantizm dendi , felan fisman dendi . Ama o tavir, o durus efsane gibi simdi , sadece guduk, komik oykunmeler kaldi .
Bi taraftan da kafam cok karisik bu konuda : 1988 yilinda Besiktasta (Çömce diye bir kafede) kisa film festivali vardi , 73-80 arasina deginen , biraz dokumanter biraz romantik ama kotu bir film vardi , 68.5 lular ne de olsa sempati ile filmi hos gordu. Ama o zamanin yenilerinden bir genc dedi ki :" Ne ulan bu , sol mu bu? ne bu? ben bu mekana hep gelirim , bu sacmalik nerden cikti !!!" . Onun o apolitik ama saldirgan hali ,buram buram Turgut Ozal formasyonu bir anda tepemizi attirdi , cocuga yuklenildi , o da saldiriyi surdurdu , gunumuzun iyi yonetmenlerinden biri "Kendini feda etmenin ne demek oldugunu biliyormusun, bir fikrin varmi " demisti , bu cumle cocugu durdurdu, cevaben "eyvallah"dedi .
Niye anlattim bunu , hiic sohbet iste ..
Aktaş 10 numara bir giriş
Aktaş 10 numara bir giriş yapmışsın. İlk (iki) paragrafın harika...
Ama malesef gerisi aktaş klasiği haline gelmiş..
xenix: Takiplerim
Sana öyle geliyor işte:)
Sana öyle geliyor işte:)
Neye ve kime göre daha iyi
Neye ve kime göre daha iyi ya da kötüye gidiyoruz? Birilerine göre iyi olan başkasına göre kötü olabilir. Birine kötü olan bir başkasına göre de iyi. Asıl önemli olan iyi de olsa kötü de olsa davranışlarımızın sorumluluğunu üstlenebilme yetisi kazanmak. İnsanlar yaşadıkları deneyimlerden sadece kendi düşünçelerinin sorumlu olduğunu kabul etmedikce geçmişte de gelecekte de aynı acı verici sonuçları yaşamlarına getirecek ve bencilce davranışları tekrarlamak durumunda olacaklardır. Düşünçe biçimlerimiz bizi biz yapar, eğer daha iyiye gitmek istiyorsak öncelikle düşünçe biçimlerimizi değiştirmek gerekir. Bu süreç belkide o kadar kolay olmayabilir ve beraberinde fırtınalarıda getirebilir. O zaman şunu diyebiliriz biz kötüye gidiyoruz. Dünya şu anda büyük bir değişim ve dönüşüm içerisinde ve bunun sancılarını yaşıyoruz. İyi yada kötüye gitmemizi belirleyecek olan yine bizleriz. Her iyi yada kötü etki (kişiye, yada toplumun değerlerine göre) eşit güçte karşıt bir tepki doğurur.( newton) Bu yasa tüm yaşam boyunca işler , sonuçlarından kurtulmak için bir tek yol vardır o da koşullarımızın kurbanı değil yaşamlarımızın mimarı olduğumuzu anlama farkındalığına erişmekle mümkün olabilir. Bekleyip göreceğiz.
En azından rakamlara göre
En azından rakamlara göre medisis.
Örneğin ortalama insan ömrü, bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı, vesaire..
(Sahi, ortalama yaşam beklentisinin uzaması veya anne ve bebek ölüm hızlarının düşmesi "tartışmasız" bir iyiye gidiş midir misal.. belki o bile tartışılabilir.. mi acaba?:)
...
Ya da evet ama yetmez diyorsanız o daha da başka.. Ama o zaman da ne diye sorarlar insana.. açmak lazım: )
Daha yüksek negatiflik
İnsan oyunda deneyim kazandıkça ve ustalaştıkca
oyunu daha uçlarda oynamaya başlıyor.
Dolayısıyla oyun dahada extrem negatifliğe
doğru kayacak.
Cok cok eskilerden başlangıç düzeyi negatiflik ve
pozitiflikten dahada gelişmiş negatiflik ve pozitifliğe.
saygılar.
Sovyetler Birliği'nde bir
Sovyetler Birliği'nde bir gün Lenin ve halk bir trende yolculuk etmektelermiş. Derken tren durmuş. Raylarda bir sorun varmış. Lenin sorunu incelemiş ve işçilere anlatmış. Sonra işçilerle beraber rayları tamir ederek trenin yola devamını sağlamış.
Aynı trende bir gün Stalin yolculuk ederken yine raylarda bir sorun çıkmış ve tren yine durmuş. Durumu gözden geçiren Stalin kudurmuş ve "Ne kadar oportünist ve revizyonist varsa döşeyin raylara" demiş ve sözüm ona oportünist ve revizyonistleri ezerek trenin yola devamını sağlamış.
Aynı trende bir gün Brejnev varmış. Tren yine durmuş. Sorunu dinlemeye bile tahammülü kalmayan Brejnev bürokratlarıyla bir toplantı yapmış ve trenin tüm perdelerini kapatın. Halk dışarıyı görmesin. Sizler de var gücünüzle ileri geri sallanın, insanlar tren gidiyor sansın...
1980 öncesi Sovyet Revizyonizmini eleştirirken anlatılırdı bu fıkra.
2000’li yıllarda ise CHP’ye uyarlamıştım bu fıkrayı.:)
Şimdi benim gemi örneğine dönecek olursak, xenix sonunu beğenmemiş. Ama gemiyi yüzdürenler aslında geminin karaya oturduğunu da biliyor. Geminin içindekiler bunu bilmiyor. Hissediyorlar, seziyorlar ve sezgileri doğrultusunda huzursuzlanarak zaman zaman seslerini yükseltecek oluyorlar ama gemi yönetimi tüm mürettebatı toplayıp daha büyük gürültü çıkararak diğer sesleri bastırıyor. Çünkü geminin oturduğu zemin henüz suyun içinde. Tam olarak dışardan görünmüyor. Rüzgarın çıkardığı dalgalarla gemi zaman zaman üzerine oturduğu kayadan kurtulacak gibi sallanıp duruyor ve insanlar geminin gittiğini sanıyorlar.
Rüzgar nerden esiyor bilen yok.
Sözün özü; dünya ekonomisi açık denizde bir kayalığın üstüne oturmuş durumda. Bu duruma isyan eden insanlara karşı gemi yönetimi ve mürettebatı sürekli kriz yaratarak; “savaş ekonomisi” yoluyla; kan, zulüm, göz yaşı ile durumu idare etmeye çalışıyorlar.
Ya hep beraber batacağız ya da hep beraber bu soruna bir çözüm bulup yola devam edeceğiz. Ama öncelikle sorunun herkes tarafından “bilinmesi” gerekiyor…
Gemi/ geminin gidiş yönü/ geminin içindeki insanların yönü/ farklı yönlerde yürüyen insanların birbirlerine bakışı… Bu durum yaşamın bir çok alanında benzer biçimde yaşanır. Basit bir şirkette bile aynı konumu gözlemek olasıdır. Kimi insanların tüm ömrü geminin bir ucundan diğer ucuna değindir. Bu tip insanların tüm değerlendirmeleri de geminin içindeki sorunlar kadardır. Geminin nasıl gittiği (Dünyanın neden ve nasıl döndüğü) onları asla ilgilendirmez. Bu tipler (tipitipler) evrensel sorunlardan bihaberdirler. Ama sorsan her şeyi bilirler. Çünkü geminin içerisindeki yaşamı evren sanmaktadırlar. Kendileriyle ters yöne yürüyenlerin de aslında onlardan farkı yoktur. Aralarındaki fark yöntem ve yön farkıdır. Çünkü bu grubun da ufku gemi sınırlarıyla sınırlıdır. Uyanık gemi yönetimi bu iki grup arasındaki çelişkileri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmayı gayet iyi bilirler. Bu “bilgileri” sayesinde geminin günlük işlerini bu insanlara yaptırırlar. Ama gemi bir gün batacak. Bunu bilenler biliyor. Bilenlerin bu sorunu var. Bilmeyenlerin hiçbir sorunu yok; gül gibi geçinip gidiyorlar “Allah’a şükürler olsun”/ “Allah kaptandan razı olsun”/ “ölürlerse şehit olur bunlar yaşarlarsa gazi”… Evet; bilenlerin çok sorunu var, bilmeyenlerin hiçbir sorunu yok. Bilenler mutsuz çağımızda, bilmeyenler mutlu. Aradakiler umutlu.
Ben, mutsuz ve umutsuz olmakla birlikte, savaşmaya kararlıyım;
"Yaşamını feda etmeden önce, tüm silahlarını kullanmış olmalısın!" (Miyamoto Musaşi)
Varlıklara ad olan kelimeyi
Varlıklara ad olan kelimeyi insan türetmiştir. Türettiği isimler her çağda yaşam bulmuş dünyayı yaratmıştır. Dolayısı ile geçmişin yarattıklarını bugünde yaratmayı sürdürüyoruz. Her daim iyi ile kötü arasında bir dengede gidiyoruz...Her şey yolunda yok problem...Mevlam neylerse güzel eyler......
Yeni yorum gönder