Tasavvuf´un derdi ne?
Tasavvuf'un derdi ne?
Tasavvuf kafası karışık olanların gelip durdukları
bencillik döngüsüdür..
Buna
benlik döngüsü demedik farkında olarak..
Bencillik döngüsü, insanın ve iblis'in megaloman standartlarına sıkı sıkıya bağlıdır..
Kökeni de insanla iblis arasındaki ilk diyaloğa kadar uzanır.
İblis insanın
"ölümsüzlük iksirinin saklı olduğunu söylediği" yasak meyveyi yemesini,onun bencil dürtülerini hareketlendirerek sağladığı gibi tasavvuf-ta aynı yolu izler..
İnsan'a
Evren'in yaratıcısıyla bütünleşerek ölümsüzlüğe varmayı hedefletir..
Bencil
insanın yönlendirildiği adres aynıdır; Ölümsüzlük..
İğfal
edilen insan nefsinin vazgeçemediği bu berbat hedef
yasak meyvedir..
Tasavvuf
işte bu sebeple yasak meyve olduğu için insanı cezbeder..
Ama reel hiç bir değeri yoktur..
Kur'an tarafından hiçbir şekilde önerilmemiş, hiçbir peygamber tarafından tavsiye edilmediği gibi rasyonel ve vahyî kıstasları da belirlenmemiş olan bu bencillik döngüsü'nün İslâmî olduğunu söylemek imkânsızdır..
Yaşayanı ve anlatanı aynı kişi olan "anlatılmışlıklar"dan gelen ve gittikçe büyüyen
rivâyetlerden,
rüyâlardan,
şeyhlerden
ve müritlerden başka bir şey olmayan tasavvuf
temelsiz ve evrensel objektiviteden uzaktır..
Tasavvuf,
insan'ın yasak meyveyi yemesini, yani ölümsüzlüğe ulaşmasını ister..
Tasavvuf’un,
derdi budur(Özel olarak belirtmem gerekir; Allah’ı tesbih tasavvuf demek değildir)..
Bu açıdan bakıldığında
İblis'in İslam öncesi filozoflara yaptığı şeyi bu kez İslam sonrası filozoflara yaptığını görebiliriz..
Antik çağ
filozoflarının salt aklı önceleyerek girdikleri temelsiz çıkarımlar zinciri, bu kez yine gerçekle tamamen zıt ancak felsefe kadar somut olmayan -felsefe bu anlamda daha saygın görünmektedir- bir bencillikler manzumesi olarak karşımıza çıkmıştır..
Bunun böyle olduğunu da kolaylıkla açıklamamız mümkündür..
Bugün
tasavvufla ilgili eşhâs incelendiğinde geriye doğru, Celâleddin Rûmi,
İbn-î ArabÎ,
İbn-i Rüşd gibi ileri gelen meşhur isimleri görebilirsiniz..
Rûmî'de
üretilen ruhsal helezon,
İbn-î Arabî de
zirveye çıkar..
Ancak
aynı zincir gide gide İbn-i Arabî’nın hocası
İbn-i Rüşd'e dayanır..
İbn-i Rüşd
ilginç bir şekilde yahudi öğrencileri vasıtasıyla hem bugünkü batı biliminin babasıdır hem de tasavvuf zincirinde bir halkadır..
Tasavvuf karşıtı gibi görünen düşünceleri, tersine bir etkiyle tasavvuf’un yerleşmesine hizmet etmiştir..
Bugün anlaşılmaz birşekilde kavga eden salt akılcılar ile tasavvufçuların aynı şahısta İbn-î Rüşd’de birleşmeleri tuhaf değil midir?
Ki;
İbn-i Rüşd kendisinden çok daha önce yaşamış olan Gazâlî'nin filozofların tutarsızlığına dair ürettiği önermeleri "tutarsızlığın tutarsızlığı" olarak ezmeye çalışmıştır
(Merak edenler, kavga sebeplerinin varlık, varlık bilgisi olduğunu görebilirler..
İbni Rüşd,
evrenin «ilk madde» (heyula) denilen öğeden yaratıldığını, dolayısıyla yokluktan yaratma diye bir olayın söz konusu olamayacağını savunur..
Evren ezeli bir birlik bütünlüktür..
Yaratma, hareketten başka bir şey değildir; her hareketin bir konusu olduğuna ve hareket ezeli-ebedi olduğuna göre varlık ezeli ve ebedidir)..
Bunu başarabildiği şüpheliyken,
Gazâlî'yi akıl düşmanı-tasavvufçu,
İbn-İ Rüşd'ü tasavvuf düşmanı-akılcı diye nitelendirmek hiç bir mantıklı gerekçeyle açıklanamaz..
Sadece
akıl yoluyla hakikate ulaşmanın imkânsız olduğunu kabul ettiği için felsefenin işe yaramayan bir çaba olduğunu söylemesine rağmen, tasavvufun belli bir felsefesi vardır ve bu felsefe hem mutasavvıf düşünürlerin hem de tasavvufu teorik açıdan ele alarak geliştirmiş ve sistemleştirmiş düşünürlerin eserlerinde dile gelir.. ( İslâm Düşüncesi, H. Z. Ülken, s. 101-204)
İbn-i Rüşd gibi görünürde aklı önceleyenlerin tasavvufu itmesi,
tasavvuf’un felsefeyi dışlaması gerçekte sadece birer alacakaranlık oluşturma çabasından başka birşey değildir..
Bu
alacakaranlık farklı bir kabalistik karmaşanın İslâm'a karşı bir hamlesi olarak görülebilir..
Nihayetinde felsefe-tasavvuf çatışmasında boğdurulan düşünürler eliyle İslâm'n doğru algılanmasına engel olunmakta, Allah'ın mesajlarının alınıp, üzerinde düşünülmesine başka sebepler ve hedefler üretilerek mani olunmak istenmektedir; maalesef bu strateji hâlen devam etmektedir..
İslâm’ın hedefi,
zihinsel ve davranışsal sistematiğin tümünde hâkimiyeti kayıtsız şartsız bir şekilde eşi ve benzeri olmayan, tek yaratıcı olan Allah’a teslim etmektir..
Allah
İslâm’ı insanın iblis’e ölümsüzlük havucuyla mağlup olmasına karşı sonsuz merhamet eseri olarak göndermiştir..
Farabî’nin,
İbn-î Sinâ’nın
İbn-i Rüşd’ün
salt aklın etkisinde kalarak Antik çağ filozoflarının açtığı kara deliklerde zaman zaman kaybolmaları da, Gazalî’nin farklı endişelerle tasavvuf gibi dibsiz bir bencillik döngüsüne temkinli yaklaşması da Müslüman insanın ölümsüzlük kaydında yaşadığı tereddütleri anlatmaktadır..
Ve bu vakâlar tereddütlerden hiçbir insanın muaf olmadığının da en güzel delilleridirler..
Bizim
21. Yüzyılda görmemiz gereken nedir?
Temiz sorular sorduğumuzda, temiz cevaplar bulabilecek kadar Kur’an’a sadık mıyız?
İnsanlık
henüz aklı "tanımlayabilmiş" değildir..
İnsanın ruhsal bileşenlerine dair herkes tarafından kabul edilebilir sonuçlara da ulaşılmış değildir..
Peki
bu gerçek apaçık ortadayken salt aklı her şeyin üstüne çıkarmak ile aklı dışlayarak tamamen ruhsal bir helezona tutulmak insana ne kazandırır?
Bu
soru insan için yeterince temiz bir soru değil midir?
İnsanın derdi gerçekte nedir?
Eğer
insan Allah tarafından kesin bilgiyle bilgilendirilmesine
rağmen hala kuşku içinde kalıyorsa bu insanın ölümsüzlük heveslerinden beslenen bir TANRIlık kaydı değil midir?
Bu
kayıt İnsanın hala yasak meyveyi yemenin peşinde olduğunu, iblis tarafından iğfal edilmekte olduğunu göstermiyor mu?
Değilse
insanın esas derdi nedir?
(alinti)
Aklını
kullanan bir kul olmak insana neden zor geliyor?
slm.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2248 defa okundu

Sibel Atasoy
Tasavvuf ve ölümsüzlük
Tasavvufun derdi ölümsüzlüktür demişsiniz... Dinlerin vaad ettiği şey farklı mı sanki? İslam öldükten sonra sonsuz yaşam vaad etmiyor mu?
insanın yönlendirildiği adres aynıdır; Ölümsüzlük.."
Bence de çok haklısınız. Semavi dinler, doğu dinleri, tasavvuf, vs gibi bir çok anlayışın ortak noktası tam da budur. :)) Ölümsüzlük... Sonsuz yaşam...
Tasavvufu kötüleyebilirsiniz, katılmayabilirsiniz de ama bu sebepten dolayı katılmamanız bana komik geldi.
xenix
cimbizlarsaniz komik olur tabi..
xenix,
cimbizlarsaniz olacagi budur..
tekrar;
"Kökeni de insanla iblis arasındaki ilk diyaloğa kadar uzanır.
İblis insanın
"ölümsüzlük iksirinin saklı olduğunu söylediği" yasak meyveyi yemesini,onun bencil dürtülerini hareketlendirerek sağladığı gibi tasavvuf-ta aynı yolu izler..
İnsan'a
Evren'in yaratıcısıyla bütünleşerek ölümsüzlüğe varmayı hedefletir.."
-------------------------------------------------------------
gözünüzden kacmis herhalde
dünyada yani imtihan mahallinde "ölmeden ölmek" anlayisi,
ögretisi elestiriliyor o makalede..
tasavvuf´un bir lokma bir hirka felsefesi
"dünyayi terk"
"nefs´i öldür"
"fena fillah" (vs) gibi
imtihan espirisine ve Qur´an´in paradikmalarina ters
ögretilerdir kastedilendir size komik gelen sey..
elbette
Islam-in gayesi insanlari "ebedi yurt" hedefine odaklamaktir ama Vahyin kendine has yöntemiyle yani sürekli teyakkuzda
olma "TAKVA" hali..
-Yemin olsun ki
-mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz
-Ve yemin olsun ki
-sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de
-sirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz
-Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu
-iş ve oluşların en zorlularındandır..(aliimran/186)
-İnsanlar
-inandık demeleriyle kendi hallerine bırakılacaklarını
-ve hiçbir imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar!(ankebut/2)
-Yemin olsun, içinizden gayret gösterip
-didinenlerle sabredenleri bilinceye kadar
-sizi belalarla imtihan edeceğiz
-Haberlerinizi de eleyip tarayacağız..(muhammed/31)
slm.
Bu durumda
Müslümanlığı en iyi yaşayan insanlar, benlik sahibi, sömürücü, malına mal katan, kendinden başka hiç birşeyi önemsemeyen insanlar. İngiltere ve Amerika'da bolca var bu modellerden.
)kapa parantez
Bencillik olarak
Bencillik olarak nitelendirilen ve
"...Yaşayanı ve anlatanı aynı kişi olan...
...temelsiz ve evrensel objektiviteden uzak..."
şeklindeki ifadelerle desteklenmeye çalışılan tasavvuf karşıtı görüş,
acaba inanç olgusunun son derece öznel seviyede, farklı yönlerle yaşandığını göz önünde bulunduruyor mu? Peki evrensel objektivite, en başta İslam'ın müteşabih anlam zenginliğinde geçerli midir? İdrak seviyelerine göre algılanan bu değerli husus, avam mantığında kalmaya mahkum mu?
Fikrimce, sonsuz yaşam açlığının yasak meyvesindeki yasak taraf, meyvedir. sonsuzluk değil. Belirli noktalarda kesişseler de, ilaha, dolayısıyla sonsuzluğa giden birçok yol var, meyveyi yemek zorunda değilsin. Ayrıca, Baha el-Veled ve Mevlana gibi sufi büyüklerinin eserlerinde, bu aşkın, sonsuzluğa ulaşma amaçlı değil, yaratıcıyla buluşma amaçlı olduğunu görebilirsin. Sonsuzluk, bunun gerçekleşmesiyle meydana gelen bir olgudur. Gözyaşı dökmeden ağlamak mümkün müdür? veya fizik bedenin olmadan maddi dünyada yaşamak?
Tasavvuf, bu yolların(tarik) bireye özel olduğunu, izlenecek yolda kullanılan ışığın(şeriat) ortak olduğunu ifade eder. Ama tabii ki sistemleştirilen tarik-at düzeninin, -hemen her inanç gibi- dış etkenlere bağlı dejenerasyondan nasibini almadığı söylenemez.
Ve zaten tasavvufun benimsediği en sağlam koşullardan biri, vakti geldiği zaman, şeyhi de hocayı da terk etmektir.
"Beni nasıl bilirseniz, ben öyleyim"
Ama
^^Tasavvuf ölümsüzlük değil aksine bu dünyanın geçiciliği temeli üzerine kurulan bir yaşam tarzı zaten tasavvufdaki o olgunluk bu yüzdendir diye düşünüyorum..
Mevlana’ya sorarsak “Sen
Mevlana’ya sorarsak “Sen kimsin?” diye şöyle cevap verir: “Sen benim ünümü duydun mu hiç! Ben bir hiçim hiç!” Belki de olay burada bitiyor; “ben” demeyi bırakıp hiç olmaya bakmaya. Çünkü “ben” dediğimiz de tek bir şey olurken, tek ruh olurken, hiç olduğumuzda aynı zamanda her şey oluruz. Her şey oluruz çünkü hiç olduğumuz da O’nun içinde yok olmuş oluruz. Ne kadar tevazu ister, ne kadar zordur hiç olmak. “Ben”’i yok etmek. Bu yüzden dememiş midir Mansur “Enel Hak!” diye. O kendini yok etmiş ki; Hak içinde erimiş. O’nun içinde eriyince ne demesini beklersiniz, ya “Hiçim!” der şuuru açıkken ya da “Enel Hak!” der onunla bütünleşmişken.. Yunus Emre’de bundan bahsetmiştir aslında; “Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik.” Bu sözlerde aynı anlama gelir özünde. Belki daha halka indirgenmişi, daha derin ama daha basit görünümlüsüdür bu söz.
Evrende ikilik yoktur teklik vardır,
Bunu bilmezsen olacaklar yanına kârdır,
Hey insanoğlu, “O”, “Ben’” derken
Yakışır mı sana “Ben!” demen?!
Böyle fısıldadı bana rüzgar,
Ah! Bu sır içimi derinden yakar,
Diyemem artık bundan sonra “Ben”,
Ağzım varmaz, dilim tutmaz; varken SEN.
şekilcilikten sıyrılıp tasavvufun özünü anlamaya çalışın sn. ebubekir..
tasavvuf´un özü mü - gönüllerin körlesmesi mi?
sayin camael,
tasavvuf
kaynagini silsile olarak sahabe-ye ordan da nebi Muhammed´e
dayandirarak mesruiyet krizini asmaya calisir..
sufi
ögretileri ile nebi Muhammed´in mesaji arasinda
gece ile gündüz kadar fark ve ucurum vardir..
özet olarak
tasavvuf/sufizm´in beyin yapicilari/temsilcileri
yozlas/mis/tirilmis islam-i temsil ederken
nebi Muhammed
korunmus Vahy´i temsil etmektedir..
sayin camael,
bir peygamber düsünün
herkes ona birseyler söyletiyor
bundan büyük küfür mü var?
bir peygamber düsünün ki
güzel kadini ve güzel kokuyu seviyor önce
sonra
namazi..
Arabi
bu siralama üzerine kaldiriyor kadini en tepeye koyuyor
ve diyor ki;
"hak kadinda müsahhas olur,erkek aslinda kadini severken,Allah´i seviyor.."
bundan daha büyük sapkinlik var midir?
hani nerde PUTperestlik?
hani nerde MÜSRIKlik?
Lat,Uzza neden vardi?
kadin degiller miydi onlar?
sayin camael,
de bana
veya söylesin biriniz
ben
kadina asik-ken aklimda kadin degil hep Allah var
diyemez
diyebilecegin
söylenebilecek tek dogru sey sudur;
kadini ve adini anmaktan
Allah´i anmaya vakit bulamiyorum olacaktir..
sayin camael,
astigim "Atatürk ve Cumhuriyet"adli makaleye tepki gösteren
arkadaslardan biri olarak size tasavvuf ve sufi ögretilerinden esinlenen ve Deccali tarif eden S.Nursi´den alinti yapmak istiyorum;
"..ben bir manevi,alemde Islam Deccalini gördüm..(sualar/458/459)
"..Ölmüs gitmis dünyadan ve hükümetten alakasi kesilmis bir adam hakkinda otuz sene evvel bir Hadis-i Serif ihbariyle Kur´an´a zararli bir adam cikacak demistim.
Sonra Mustafa Kemal´in o adam oldugunu zaman gösterdi.
(emirdag lahikasi/1-278/27ci mektup)
akilla degil
ilhamla
kesifle
bilgi sahibi olduklarini söyleyenlerin hezayanlaridir bunlar.
AKILsizlik kendi tercihleridir
benim de tenkit ettigim sadece budur..
sekilcilik mi dediniz?
sekilciligin ve ritüellerin dik alasi tasavvuf ögretilerinde
fazlasiyla mevcut görmek icin göz yetmiyor
demek ki
gönül lazim gönül..
-Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir
-Kim görürse kendisi yararına
-kim körlük ederse kendisi zararına..(enam/104)
-Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki
-kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar
-kulakları olsun da onlarla duysunlar
-Şu bir gerçek ki
-kafadaki gözler kör olmaz ama
-göğüslerin içindeki gönüller körleşir..(hac/46)
slm.
Araştırdığınızda
Araştırdığınızda hiçbir aydınlanan kişi varlıklarla aydınlanmamıştır. Hepsi kendi özünde ki Allah'ı kendi özünde ki gücü farkettiği ve onla bütünleştiği için aydınlanmıştır. Varlıklar veya dış etkenler sadece bu noktada kişiye yardımcı olup gitmişlerdir. Varlıklar ikileme sebep olabilir bu yüzden. O’na giden yol direk kişinin gönlünden geçer.Muhuddin-i Arabi’nin dediği gibi; “On sekiz bin alem bir havanda dövülse, hamur haline gelse, terkibi insani kamil olur. Bu insan onsekiz bin alemi on sekiz bin gözle seyreder. Her âleme, o aleme has olan gözle bakar. Duygular alemini duygu gözüyle, akılla sezilenleri akıl gözüyle, manaları da kalp gözüyle seyreder.” İnsan-i kamil alemi tüm alemleri barındırandır, insan en üst seviyesine ulaştığında, Allah’a ulaştığında tüm alemlerin seyredicisi olur. Öyleyse dışarıda aradığımız nedir?
Muhuddn-i Arabi daha sonra ekler “İşte bahsi geçen cümle cümle şeyler, melek ve felek insani kamil’in kalbine konsa, zerre kadar dahi tartı değmez. Hz. Beyazıd bu makama varınca şöyle demiştir: arş ve ondakiler milyon kere büyüse ve arifin kalbinde bir köşeye konsa, orada bir şeyin varlığını duymaz''
Allah demez mi “Göklerime, yerlerime sığmam, lakin mümin kulumun kalbine sığarım.”
Bil ki sevgi makamı çok şerefli bir makamdır.
Gene bil ki, sevgi varoluşun aslıdır... İbn Arabi
Sn. ebubekir
insanın en büyük zaafı, dinini, uyanma ve sorgulama aracı olarak değil de uyuma ve susma aracı olarak kullanmasıdır.
Şunu asla unutmamalıyız: Din adı altında dinsizliğin en zehirlisini sahneleyenler, dine karşı olanlar değil, dinin savunucusu olduğunu iddia eden Allah ile aldatma sahtekarlarıdır.
"O GÜN" anlarlar
sayin camael,
yazdi;
"din adi altinda dinsizligin en zehirlisini sahneyenler"?
eee..
islam ile ne ilgisi var?
Vahiy ile ne ilgisi var?
illa da birseyler yazacaksaniz Islam-in kaynagi Vahiy´den yazin
cünkü insanlar Vahiy´den hesaba cekilecekler
verdiginiz örnekler Vahy´i baglamaz..
yoksa siz müslümanim diyen herkesin otomatikman
melaike/kusursuz insan boyutuna yükseleceginimi ZANediyorsunuz?
mesela;
sözde müslüman olan
Muaviye kac sahabe katletti
sözde müslüman olan
Atatürk kac kisi öldürdü
müslüman olan
sözde Evren kac kisiyi ipe gönderdi,iskence ettirdi(vs)
iste bu örnekler ve digerleri de Vahy´i baglamaz..
lütfen sapla samani
armutla elmayi karistirmaktan vaz gecin artik..
elci gönderilen topluluklari hesaba cekecek olan Yaratici
görevlendirdigi elcileri de hesaba cekecek..
yani hesaba cekilmeyecek hic bir kimse olmadigi gibi
torpilli olan olabilecek bir beser de yok
müslümanim dese de..
aksini iddia edenler
"O GÜN"
anlarlar
hatirlarlar
neyin pesinde kostuklarini..
slm.
Ebubekir'in Derdi Ne?
Atatürk`ün dini toplumsal hayattan çıkarmak ya da dinin özüne dokunmak gibi bir amacı olmamıştır. Atatürk, gerçek dindara karşı değildi. O, kendi çıkarları yararına dini sömürenleri, araç olarak kullananları ortadan kaldırmak istiyordu: Atatürk 7 Şubat 1923 yılında Balıkesir`de o muhteşem Cuma Hutbesinde ilk defa hutbeyi Türkçe okuyarak Türk Milletine İslam`ı daha iyi anlama noktasında değer verdiğini göstermiştir. Atatürk yeni Türk Devleti`ni kurarken milliyetçilik ülküsünden hareket etmiş,
İşin özü Her müslüman değil ama her şeriatçı Atatürk karşıtıdır. Atatürk`de samimi-modern-diniyle övünen müslüman ` bir insandı. ATATÜRK`ÜN KURAN HAKKINDA SÖZLERİ Kuran `Kitab-ı Ekmel`dir.( En mükemmel kitap ) Türkler, dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kuran, Türkçe olmalıdır. `Türk, Kuran`ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlamıyor. İçinde neler var bilmiyor ve bilmeden tapınıyor. Benim maksadım, arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın.` ` Kuran`ın tercüme ettirilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye tercüme ediliyor.
Türk milleti birçok asırlar, bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kur`an`ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndü. Atatürk, Kuran`a olan bağlılığını onu yani (En Mükemmel Kitap) diye tanımlayarak dile getiriyordu. Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü`ne hafızları çağırtarak sık sık Kuran okutmuş, ayetler üzerinde incelemelerde bulunmuş ve hafızlarla meal ve tefsir konularında fikir alış verişi yapmıştır..
ATATÜRK`ÜN DİN İSTİSMARI VE LAİKLİK İLE İLGİLİ SÖZLERİ `Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriye`tini tekeffül etmek demektir. Ona göre düzeltiniz.` ``Biz ilhamlarımızı, gökten ve gaibden değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt bağrından çıktığımız Türk Ulusu ve bir de uluslar tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığmız sonuçlardır.` ``Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz ``Laiklik prensibinde israr ediyoruz. Çünkü, millî iradenin, insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en mukaddesi (kutsalı) olan da hürriyeti (özgürlüğü) ancak laiklik prensibine bağlanmakla korunabilir.` `Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müridler ve meczuplar ülkesi olamaz. En gerçek, en doğru tarikat uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın emir ve gereklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir.` ``Bir takım şeyhlerin, dedelerin, seyyidlerin, çelebilerin, babaların emirlerin arkasından sürüklenen ve falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacılara talih ve hayatların, emanet eden insanlardan kurulu bir topluma uygar bir ulus gözü ile bakılabilir mi? Ulusumuzun gerçek görünüşü yalnış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve müesseseler, yeni Türkiye devletinde, Türkiye Cumhuriyeti`nde sürüp gitmeli miydi? Buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına en büyük ve düzeltilmesi imkansız bir hata olmaz mıydı?... Biz her vasıtadan yalnız ve ancak, bir bakımdan faydalanırız. O da şudur: Türk Ulusunu uygar dünyada, layık olduğu mevkie çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyeti`ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha ziyade kuvvetlendirmek... ve bunun içinde istibdat fikrini öldürmek.`` `İnkılabımızın umde-i asliyesi Türkiye Cumhuriyeti halkının tamamen `asri` ııe bütün mana ile eşkaliyle medeni bir heyeti ictimaiyye haline isal etmektir. (Söylem ve Demeçler) `Efendiler, hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her nafi şey karşısında, onu imha edecek bir kuııvet belirir, Bizim lisanımızda buna irtica denir. `Milleti teceddüt vadisinde durdurmaya çalışmak için irticakar fikirler perverde edenler muayyen bir sınıfa istinad edebileceklerini zannediyorlar. Bu katiyen bir vehimdir, bir zandır` demektedir `Bizi yanlış yola sevk eden habisler, bilirsiniz ki, büyük ölçüde din perdesine bürünmüşler saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırdılar. Halbuki, elhamdülillah, hepimiz müslümanız, hepimiz dindarız. Artık bizim dinin icabını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler, bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidirler. Buna rağmen hafta tatili, dine mugayirdir gibi hayırlı, ve akla, dine muvafık meseleler hakkında, sizi iğfal ve idlale çalışan habislere iltifat etmeyin. Milletimizin içinde hakiki ve ciddi ulema vardır. Milletimiz bu gibi ulema ile müftehirdir. Onlar milletin emniyetine ve ümmetin itimadına mazhardırlar. Bu gibi ulemaya gidin: Bu efendi bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz deyiniz. Fakat suret-i umûmiyede buna da ihtiyaç yoktur. `Unutulmamalıdır ki, milletin hakimiyetini bir şahısta yahut mahdud şahısların elinde bulundurmakla menfaat bekleyen cahil ve gafil insanlar vardır... Bu gibilere mürteci ile hareketlerine de irtica derler. Katiyetle söylerim ki, hakimiyet-i milliyemizin her zerresini şu veya bu suretle takyid etmek isteyenler en koyu gericilerdir. . `Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakla serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ile devlet işlerine karıştırmamaya çalışıyor, kasda ile füle dayanan taassupkarane hareketlerden sakınıyoruz. Mürtecilere(gericilere) asla fırsat vermeyeceğiz` `İnkılabımızın asıl amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tümüyle çağdaş, bütün anlam ve biçimleriyle uygar bir toplum durumuna ulaştırmaktır.` `Beyler, yaşamın felsefesi, tarihin tuhaf yansıması şudur ki her iyi, her güzel, her yararlı şey karşısında onu yok edecek bir güç belirir. Bizim dilimizde buna gericilik denir.` `Ulusu, yenilenme vadisinde durdurmaya çalışmak için gerici düşünceler yayanlar, belirli bir kesime dayanacaklarını sanıyorlar. Bu kesinlikle bir kuruntudur, sanrıdır.` `Türkler İslam oldukları halde, bozulmaya, yoksulluğa, gerilemeye maruz kaldılar; geçmişin batıl alışkanlık ve inançlarıyla İslamiyet`i karıştırdıkları ve bu suretle gerçek İslamiyet`ten uzaklaştıkları için, kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar. Gerçek İslam`ın çok yüce, çok kıymetli gerçeklerini olduğu gibi almamakta inatçı bulundular. İşte gerilememizin belli başlı sebeplerini bu nokta teşkil ediyor... Bizi yanlış yola sevk eden kötü kişiler biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. Saf ve nezih halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatabilmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. `Uygar olmayan insanlar, uygar olanların ayakları altında kalmaya mahkumdurlar.` `Uygarlık tarikatı Türkiye; şeyhler, dervişler memleketi olamaz. Ölülerden yardım ummak uygar bir topluluk için lekedir. Ortada bulunan tarikatların gayesi kendilerine bağlı olan kimseleri dünyevî ve manevî hayatata mutlu kılmaktan başka ne olabilir? Bugün ilmin, fennin bütün şümûlü ile uygarlığın göz kamaştırıcı ışığı karşısında filan ve falan şeyhin irsadiyle maddî ve manevî mutluluğu arıyacak kadar ilkel insanların Türkiye uygar topluluğunda var olabileceğini asla kabul etmiyorum... `Tekkelerin gayesi halkı meczup ve aptal yapmaktır. Oysa ki halk meczup ve aptal olmaya karar vermemiştir. Biz dünya uygarlık ailesi içinde bulunuyoruz. Uygarlığın bütün gerektirdiklerini uygulayacağız.` ``Efendi Hazretleri! Tekke, türbe ve zaviyeleri ben kapattım! Allah bana ömür verecek mi? Bilmiyorum; ama şayet ömrüm olursa, günü gelince bunları yine ben açacağım! Din bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz. Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim olunamaz. Türklerin 1453 zaferini, yani İstanbul`un fethini tasavvur buyurunuz. Bütün bir cihana karşı İstanbul`u ebediyen Türk topluluğuna mal etmiş olan kuvvet ve kudret, takriben aynı senelerde icat edilmiş matbaayı Türkiye`ye kabul için medreseler ve din kadrosunun uğursuz mukavemetini yenmeye muktedir olamamıştır. Matbaanın memleketimize girmesine müsaade etmeleri için üç yüz sene beklemek gerekmiştir. `Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kafi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için İslamiyet`in mukaddes yerlerini Musevilerin ve Hıristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız.
Alıntı
Bugün bazı eğitimli-eğitimsiz bir takım hoca-imam, şeyh ve bilimadamı kisvesi altında Atatürk’ün tırnağı bile olamayacak kimseler Atatürk’e dil uzatmaktalar. Biliniz ki, O büyük insana dil uzatanlar bu işi şahsi menfaat: saltanat ve maddi çıkarları için yapmaktalar. Atatürk’e din düşmanı, dinsiz diye iftira atmaktalar.
Giordano Bruno (ölm.1600) ne güzel söylemiş: “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”
Araç kullanılarak sergilenen aldatış ve aldanışın en yıkıcı ‘Allah ile aldatma’dır. Kur’an şöyle uyarıyor:“Sakın, aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın!” (Lukman, 33; Fâtır, 5; Hadîd, 14)
Bu sizdeki nasıl bir kindir? Nasıl bir nefrettir? Nasıl bir vatan hainliğidir Sn. Ebubekir?
"Bu sizdeki nasıl bir
"
Sn.camael,iftiranizi iade ediyorum
sayin camael,
üzerime sicratmaya calistiginiz
kin
nefret
vatan hainligi
iftirasini aynen size iade ediyorum..
sizin hakkinizda
"bu sizdeki
nasil kindir?
nasil nefrettir?
nasil Vahiy düsmanligidir Sn.camael?"
iddiasinda
bulunsam
cok mu hosunuza gider?
sempati ve saplantilari terk etmenin zor oldugunu biliyorum ama lütfen dilinize hakim olunuz..
kimi yüceltirseniz yüceltin
ama unutmayin
hem sizin hem de yücelttiginiz kisi ve kisilerin
hesabini kesecek olan Allah´tir..
ondan geldik ona dönecegiz
aksini iddia eden varsa baksin basinin caresine..
slm.
Sn. ebubekir, Sizin
Sn. ebubekir,
Sizin sıçrattığınız çamurlar bunun isbatıdır.
Sahte dinin sömürüsü
Sahte dinin sömürüsü pahasına ‘dindar’ olmaktansa, dinsiz kalmayı tercih ederim!
Müslüman kitlelerin Allah ile aldatılması, Emevi kralı Muaviye b.Ebî Süfyan’ın, Hz. Ali’nin ordusunu aldatmak için Kur’an sayfalarını mızrak uçlarına takıp “Aramızda bu kitap hakem olsun!” diyerek sergilediği şeytanetle başladı.
Allah ile aldatma, Anadolu insanı özelinde İslam’ın Araplaştırılmasıyla başladı, İslam’ın Türkmen yorumunda Allah ile aldatma asla yoktur. Anadolu hümanizmine vücut veren İbn Arabî’de, Hacı Bektaş’ta, Mevlana’da, Yunus’ta ve onların izinde giden alıp-erenlerde Allah ile aldatma yoktur.
(Yılmaz Özdil, Hürriyet, 24 Nisan 2008) yazısında da söylediği gibi;
“Laiklerin tepkisi, sırf imam-hatip bitirdi diye, kendini İslam’ın sahibi zannedenlere. Laiklerin tepkisi, ağzından Allah’ı, Kur’an’ı düşürmeyip el alemin karısına sulananlara; çocuk yaştaki kızlara ‘nikah’ kıyanlara. Laiklerin tepkisi, cemaat evlerinde etek öpüp yaş gününde sosyete barlarında, hem de Kandil Gecesi, gizlice kadeh tokuşturanlara. Laiklerin tepkisi ‘dindarım’ ayaklarıyla milleti dolandırıp, Kabe manzaralı ev alanlara. Laiklerin tepkisi bunlara. Düşün dinimizin yakasından kardeşim, çekin elinizi!”
Gerçekten karanlık ve
Gerçekten karanlık ve öfkeli olduğunuzu anlamak için kahin olmak gereksiz ebubekir. Ancak unuttuğunuz, atladığınız ve size daha önce söylenmesine karşın görmezden geldiğiniz pek çok şey var.
Allah, Vahy, Din ve kul arasından sahte mesihlerinizi (nursiler, gülenler vs..) alıp çıkın artık. yeter.
Kimin neye inandığı, neyle mutlu olduğu, kalbini nasıl huzura kavuşturduğundan size ne? Bu nasıl bir had bilmezliktir ki peygamberliğe soyunup burada ahkâm kesiyorsunuz d urmadan, baygın bir esriklik içinde.
Din; bilim gibi genişlemez, değişmez. Kesindir, kanidir. Ne yorumundan , ne saf dininden bahsediyorsunuz? Neden dininizi bir internet sitesinde tartışmayı istiyorsunuz? günler geceler boyunca?
Neden insanları dinsizlikle suçlayıp bütün ömrünü bu ülkenin çoktan 'köle olması kararlaştırılmış' halkının özgürlüğüne adamış saygıdeğer bir ismi yas gününde karalamaya çalışıyorsunuz? peki Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklarınıza aktarabileceğiniz hiç mi iyi 'değeri' yok? öyle ya kulluk ve köllelik arasında el ayak öpme çaputtan medet umma ister almanyada bir kafede ister ülkemin bir köşesinde'sohbetler' etme...insan olmanın onurunu ayaklar altına alıp kendisini özde inanan dışındakileri 'dinsizlikle' suçlayan bir zihin...neden sağlıklı, bilgili ve görgülü olduğunuzu düşünmüyorum biliyor musunuz? sürekli kendi yarattığınız 'din düşmanlarına' karşı saçma bir monologta salya tadında geziniyorsunuz.
İnsanların inanç sorunu sizin üzerinize vazife değil. Kimsenin de üzerine vazife değil. Bu iş için görevlendirilmiş insanlara tarihte 'peygamber' deniliyor. Siz kim oluyorsunuz da geçip binlerce yıllık anadolu inancını yok sayıp bir bedevi şövenizmin peşinden bizi sürekli taciz ediyorsunuz?
Kim oluyorsunuz da kısacık yaşamında neredeyse 4bin kitap okumuş, ömrünü bu ülkeye vakfetmiş ve bunu açıkça söyleyerek 'feda olsun' demiş bir dehayı güdük, mesnetsiz ve anakronik hatalarla dolu ifadelerinizle 'eleştirmek' adı altında kirli amaç ve öğretilerinize alet ediyorsunuz?
İnsanlar güneşe, gökyüzüne, ateşe, rüzgara, bir taşa ya da tek tanrılı dinlerin mensubu olarak Allah'a tapabilir. İnsanların istediği şeye inanmasından size ne? İnsanların kim tarafından neyle nasıl cezalandırılıp ödüllendirileceğinden size ne?
Neye inanırsa inansın bir kelebeğin kanatlarındaki renklere şükran duyup şükürler olsun bunu da gördüm diyerek yine o kelebeğin kanadı yüzünden tüm kainatı sevebiliyorsa bir insan, neye inandığından SİZE NE? yeter artık sahte peygamberlerden, utanmasalar bu iş için biz görevlendirildik diyecek olanlardan fena halde yoruldum. Saçma kes, kopyala, yapıştır ve neye inanırsan inan, inan umrumda değil ebubekir Tanrına bolca şükret, ‘inançsız’ bulduğun insanları inançlarıyla rahat bırak.
Marsseh kanali degistir rahatsiz oluyorsan..
sayin Marsseh,
"dileyen inanir dileyen inkar eder"
demistim zaten..
sizin veya bir baskasinin
neye inandigi veya inanmadigi da beni hic mi hic
ilgilendirmiyor..
bu platform diger siteler gibi bir paylasim ortami olduguna göre forumun sorumlulari engel olmadigi müddetce yazmaya
devam eder bildiklerimi paylasir bilmediklerimi ögrenirim..
Allah´i inkar edenlere
Allah´i enine boyuna tartisanlara karsi
bana gösterdiginiz tepkiye benzer bir tepki gösterdiginize tanik olmadim!?
ilginc dimi..
yani siz kendi ilkelerinizi(din)
ben de kendi ilkelerimi(din) paylasiyorum niye rahatsiz oluyorsunuz ki?
anladiginiz muasir medeniyet bu kadarcik mi?
varsa bilginiz cevabinizi yazarsiniz tartisiriz
yoksa kanali degistirin olsun bitsin..
sonsuz us her zevke ve ihtiyaca cevap verebilecek zenginlikte
konu ve basliga sahip cogulcu bir platform..
slm.
CANKAYA
Bir ebedi gunesle
Burada dogdu Gazi,
Yaprak yigini gibi
Burada yandi mazi.
Burada erdi Musa;
Buradan uctu isa.
Bulbul burada varsa
Hurriyet icin oter.
Ne orumcek, ne yosun,
Ne mucize, ne fusun;
Kabe Arabin olsun,
Cankaya bize yeter!
Kemalettin Kamu
halâ aynı saçmalık.
halâ aynı saçmalık. Bilgi mi? hani? halâ provakatif cümleler, falana filana tepkiler...yok kesin karar verdim bu bir kabiliyet sorunu..neyse..sanal salyalar ve google tanrılar ebubekir mesihlerle size mutluluklar.
son bir not: siz paylaşmıyor sayıklıyorsunuz....
akla zarar..
sayin Camael,
yazdi;
"sahte dinin sömürüsü pahasina"dindar"olmaktansa,dinsiz kalmayi tercih ederim!"
"pire icin yorgan yakan"
akil-disiligin tezahürü bu tercihiniz sizi baglar..
isterseniz
yilmaz özdil´in temsil ettigi militan laiklerin pisliklerinden örnekler asayim da farki fark et sayin Camael..
militan laikler baskalarinin yasam tarzina müdahale edecegine
kendi yasamlarini bir elekten gecirsinler..
laik tepkiymis peh..
"düsün dinimizin yakasindan" derken yilmaz özdil
hangi "din"den bahsettigini siz sayin Camael izah etmeyi unutmussunuz!?
islamin türkmen yorumu da ne olaki ?
"Tasavvufun derdi ne"
"akli kiraya alanlar"
"ebu hureyre kimdir" baslikli yazilari tekrar okuyun isterseniz..
sahisperestlik totemciliktir
totemcilik insani bagimli yapar
bagimlilik insani kör eder..
simdi
Osman Gazi
Osmanliyi kurmasaydi
Atatürk´ün kurtaracagi bir sey olabilirmiydi
Atatürk varligini Osmanliya borcludur
Osmanlida baskalarina..
ne hesap
ne mantik
ama
herkes birbirlerine borclu..
su kesin ki bu gün Türk olarak dogup Türk Milliyetcisi olan birisi Arap yada Yunan dogmus olsaydi kesinlikle icinde bulundugu o konuma ayni sekilde sarilirdi..
ne o
O olmasaydi
su olmasaydi
akla zarar bir bedevi anlayisi..
slm.
Atatürk Mevlidi
Türk’e Tanrinin bahsettigi bir ruh idi
Zulmün Milletimi bogmaya kalktigi an
Nur gibi doğdu karanlik günlerin de
Sensiz bu millet öksüz sayilir’di inan
Gel ey 19 mayıs eşsiz sabah merhaba
Ey Samsunda karaya çıkan ilâh, merhaba
Merhaba ey yükselen güneş
Anafarta’danMerhaba ey kurtaran
Türklüğü bin vartadan
Merhaba ey Türklüğe alın yazısı yazan
Merhaba Dumlupınar,Sakarya, İzmir, Lozan
Merhaba ey biribiri ardından inkilaplar
Merhaba ey ezeli, feyizli eşsiz bahar
Merhaba ey ilâhın en yakın arkadaşı
Merhaba ey devletin ak alnı, aziz başı
Doğuran bu gün, bir gün: doğuracak muttasıl
Her Türkün tevellüdü 19 Mayıs asıl
İlk çamurdan beden, üflenen ruh, dediler
Son tufanda Türklüğü kurtaran ruh, dediler
Behçet Kemal Çağlar
Marsseh
Kemalettin Kamu´nun
yazdigi
siirden
rahatsiz mi
oldunuz?
slm.
Şu dakika,bu son iki mesaj
Şu dakika,bu son iki mesaj ve mantığın dumur halinden sonra benim rahatsızlığım tamamen ortadan kalktı da hayır siz bir yerden falan kaçtıysanız hani merak etmesinler..o kadar yani..başka hiçbir endişem yok artık.
Yorumsuz...
"mesela;
sözde müslüman olan
Muaviye kac sahabe katletti
sözde müslüman olan
Atatürk kac kisi öldürdü
müslüman olan
sözde Evren kac kisiyi ipe gönderdi,iskence ettirdi(vs)
iste bu örnekler ve digerleri de Vahy´i baglamaz.."
BEDİR SAVAŞI
Tarih: 624
Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar
Sebep: Mekkelilerin, Müslümanların hicret sonucu Mekke de bıraktıklar mallarını yağmalaması ve Medinelilere ekonomik baskı yapması üzerine, Hz.Muhammed'in Suriye'den Mekke'ye dönen bir Kureyş kervanını ele geçirmek istemesi.
Sonuç: 1- Müslümanların ilk büyük savaşı ve başarısıdır.
2-İslamiyet hızla yayılmaya başlamıştır.
3-Ganimetlerin 1/5 i devlet hazinesine ayrılmıştır.
4-Esir alınanlar her biri on Müslüman’a okuma yazma öğretme karşılığı serbest
bırakıldı.(Bu durum İslam’ın eğitime verdiği önemi gösterir.)
5- İslam’ın en büyük düşmanlarından Ebu Cehil öldürülmüştür.
NOT Hz.Muhammed'in esirler, yaralı düşman askerlerinin durumu ve ganimet'le ilgili
uygulamaları, İslam Savaş Hukukuna temel oluşturmuştur.
UHUD SAVAŞI
Tarih: 625
Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar
Nedeni : Mekkelilerin, Bedir savaşında uğradıkları yenilgisinin öcünü almak ve kervan yolları güvenliğini sağlamak istemesi.
Gelişme : Medine yakınlarındaki Uhud dağı eteğinde yapılan savaşta, okçuların yerlerini terk etmeleri üzerine Müslümanlar yenilgiye uğradılar. Hz.Muhammed yaralanmış, amcası Hz.Hamza şehit olmuştur.
Sonuç :
1- Müslümanların ilk yenilgisidir.
2- Komutanın emirlerine uymanın gerekliliği ortaya çıkmıştır.
3- Peygamberimiz yaralanmış, Hz. Hazma şehit olmuştur.
4- Bazı Yahudi grupları Medine’den Hayber Kalesine sürgün edilmiştir.
HENDEK SAVAŞI
Tarih: 627
Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar
Sebep: Mekkelilerin çevre kabilelerle ittifak oluşturarak, Müslümanları yok etmek istemeleri.
Gelişme : Uhud savaşından ders alan Müslümanlar, savunma savaşı yapmaya karar verdiler. İranlı bir Müslüman olan Selman-i Farisi'nin önerisiyle, Medine'nin saldırıya açık olan yerlerine, insanların geçemiyeceği genişlikte Hendek kazıldı.
Sonuç :
1- Aralarında tam bir anlaşma ve birlik bulunmayan Mekke ordusu istediğini elde
edemeyeceğini anlamış ve geri çekilmiştir.
2- Mekkelilerin saldırı gücü tükenmiş ve savunmaya çekilmişlerdir.
3- Müslümanların son savunma savaşıdır.Saldırı sırası Müslümanlara geçmiştir.
4- İslamiyet Arap Kabileleri arasında hızla yayılmaya başlamıştır.
Önemi: Hendek Savaşı, Mekkelilerin Müslümanların üzerine yaptığı son saldırı oldu. Bundan sonra Mekkeliler savunmaya çekildiler.
HUDEYBİYE ANTLAŞMASI
Tarih: 628
Taraflar: Mekkeli müşrikler X Medineli Müslümanlar
Maddeleri :
1- Müslümanlar Kabe'yi ertesi yıl ziyaret edebilecekler ve üç günden fazla kalmayacaklar
2- Mekkeli reşit olmayan bir kimse İslamiyet'i kabul edip, Hz.Muhammed'in yanına sığınırsa, velisinin isteği üzerine geri verilecek, fakat bir Müslüman Mekke'ye sığınırsa geri verilmeyecek (Bu madde daha sonra kaldırılmıştır. Çünkü Medine’ye alınmayan Müslümanlar Mekke’ye dönmediler ve Mekke ile Medine arasında kalıp Mekke kervanlarını vurmaya başladılar.)
3- Taraflardan her ikisi de istedikleri kabilelerle anlaşma yapabilecekler, fakat askeri yardım yapmayacaklar
4- İki taraf birbirleriyle on yıl savaşmayacaklardı.
Önemi :
• Mekkeliler, Müslümanların siyasî varlığını ilk kez resmen kabul ettiler.
• Barış ortamının oluşması İslamiyet'e geçişi hızlandırdı.
• Mekke'nin fethi kolaylaştı.
HAYBER’İN FETHİ
Tarih: 629
Taraflar: Müslümanlar X Yahudiler
Sebep: Medine'nin kuzeyinde, Şam ticaret yolu üzerinde bulunan Hayber, Yahudilerin elindeydi. Yahudilerin Şam ticaret yolunun güvenliğini tehlikeye düşürmeleri.
Önemi :
• Yahudi sorunu çözümlenmiş
• Medine - Şam ticaret yolunun güvenliği Müslümanların eline geçmiştir.
• Müslüman olmayanlardan alınan topraklar devletin malı kabul edilmiştir.
MEKKE’NİN FETHİ
Tarih: 630
Taraflar: Mekkeliler X Müslümanlar
Sebep: Mekkelilerin, Hudeybiye antlaşması koşullarını, kendi taraflarında olan bir kabileyi destekleyerek bozdular.Kabe'nin putlardan temizlenmek istenmesi.
Önemi :
1-İslamiyet'in yayılmasını hızlandırmıştır.
2-Müslümanların ekonomik gücü arttı.
3-Kabe, putlardan temizlenmiştir.
4-Arap yarımadasında siyasi birlik sağlandı.
5-Mekke’nin fethi bütün Arabistan’ın fethini sağlayan önemli bir başlangıç oldu.
HUNEYN SAVAŞI ( 630 ) :
Nedeni : Mekke'nin fethi üzerine , İslamiyet’i kabul etmeyen Arap kabilelerinin, Taiflilerin de desteğiyle bir ordu hazırlayıp, Müslümanlara saldırmak istemesi.
Gelişme ve Sonuç : Mekke yakınlarındaki Huneyn vadisinde yapılan savaşı, Hz.Muhammed komutasındaki Müslümanlar kazandılar. Kaçanlar Taif' e sığındı.
TAİF'IN KUŞATILMASI (630) :
Huneyn savaşından sonra, Hz. Muhammed, Taif'i kuşatmış, ancak burasının savunmaya elverişli konumundan dolayı başarılı olamamış, kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır.Taifliler bir yıl sonra kendileri İslamiyet'i kabul etmişlerdir.
MUTE SAVAŞI ( 629 ) :
Nedeni : Bir Müslüman elçisinin, Bizans'a bağlı Gassaniler tarafından şehit edilmesi ve Müslüman keşif koluna saldırmaları.
Önemi : * Müslümanların Bizans'la yaptıkları ilk savaştır.
* Peygamberimizin katılmadığı ilk savaştır.
TEBÜK SEFERİ (631) :
Nedeni : Bizans İmparatoru Herakleios' un, İslamiyet’in yayılmasını engellemek amacıyla, büyük bir orduyla Arap Yarımadası üzerine sefere çıktığı haberlerinin ( söylenti ) alınması.
Önemi :
• Hz. Muhammed'in son seferidir.
• Hz.Muhammed döneminde Müslümanlar en geniş sınırlara ulaşmışlardır.
• Salgın hastalık nedeniyle ilk kez karantina uygulanmıştır.( Veba salgını)
• Gassaniler İslamiyet’i kabul etmiştir.
Atatürk'ün savaş hakkında bana göre en önemli vecizesi: "Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça savaş bir cinayettir." 1924
İçimdeki sanık
İçimdeki sanık sandığınız tanık,maktulü de katili de biliyor Sn. Ebubekir
Arkhe'nin su veya toprak
Arkhe'nin su veya toprak olmasına şahitlik edebilir insanoğlu...Fakat çoklukla okasyonalist nedenlerin anıklığında, belit devredışıdır.
Biçimin formel bilgisini betimleyen insan bilime hayranlık duyar, doğaya egemen olmak çabası onu üretici ve ayıklayan yapmıştır; kısaca insan bilgiyi ayıklar ve yerine yenisi koyar. Aslında kendi doğası değişmezlerin karşısındadır buna rağmen bazı insanlar; bir büyük güce inanmaktan kendini alıkoyamaz. Kendi imgelerini içinde büyütür, tanrıyı hayal eder, o an kendi tanrının tam kendisidir. Hayallerinde yaşattığı, sağlaması yaptığı şey kendi bildiklerinden fazlası olmamasına rağmen...
Bilinmeyen.
Bilinmeyen.
Sadece nesnel algının öznel projeksiyonu vardır.
Sözcükler, dil = zihin = kurgu = insan.
Sıfır muhteşem bir sayıdır. Tanrı +1 dir. sıfırın
altında ve üstünde ne varsa zihnin yanılsamasıdır.
Hiç..
ÖZ'de BİR'iz
'' BEN'' ini tanımadan , karşındakini nasıl tanıyabilirsin ki ? Buna cevap bulmaya çalışalım dostlar, bulacağımız her cevap yine bizden çıkandır ... Bal peteğinden bal damlar , limondan - limon suyu ... Limon isyan etsin boşuna ' herkes niçin var olduysa ' onun gereğini yaşamak durumundadır ...
TASAVVUFUN 'tasa' sını bilirsen böyle tasalanırsın , vufuna ermekse amaç ne diye tartışasın ...
SELAM OLSUN TÜM CANLARA
ÖZ'de BİR'iz
!bcmert
limon isyan etmez/edemez
ne Vahiy /yasa/görev/ edildiyse kendisine disina cikamaz tercih hakki yoktur
cünkü bilinc yoktur..
ya insan öylemi ?
insan algilar,tanimlar ve tercih hakkini kullanir bu bilinc onun imtihan/sorgulanma sebebidir..
nitekim
akli olmayana din gerekmez cünkü sorgulama nedeni bilinc yoktur..
yoksa
nebatatin ve hayvanatin yaptiklarindan sorgulanacagi bir DIN/TANRI varligindan haberiniz var da biz mi bilmiyoruz ?
sair M.Akif Ersoy´un ifadesiyle;
bilen ile bilmeyen bir olur mu?
olmaz tabi biri insan biri hayvan..
ÖZ´üne ihanet eden "O Gün" farkina varir
neyin pesinde kostugunu..
slm.
Bilinç
Sn. ebubekir. Bitki ve hayvanlarda bilinç olmadığı fikrine nereden vardınız? Bunu nasıl bilebiliriz ki? Dünyayı bir ağacın duyumsamasıyla, bir kaplanın, bir filin duyumsamasıyla hissettiniz mi hiç? Yunusların, balinaların, karıncaların, böceklerin, kuşların bilinçsiz olduğu düşüncesi nereden gelir? Onların dünyayı nasıl algıladıklarını nereden bilebiliriz ki?
Belki onların da dinleri/tanrıları vardır da siz bilmiyorsunuzdur.
xenix
xenix
"..Belki onların da dinleri/tanrıları vardır da siz bilmiyorsunuzdur.."
konu farkliydi ama olsun..
elbette yaraticilari(ALLAH) var..
sizce ?
slm
kur'ana bakın
nebatların, hayvanların dinleri var mı diye. Okumadan bilemeyiz..(gerçi, ebubekir daha iyi bilir bu konuları)
ebubekir
Bilmem, ben bildiğimi iddia etmiyorum. Siz şöyle demişsiniz ya o yüzden sormuştum.
yoksa
nebatatin ve hayvanatin yaptiklarindan sorgulanacagi bir DIN/TANRI varligindan haberiniz var da biz mi bilmiyoruz ?"
Ben onların bilinçleri olup olmadığı konusunda da emin değilim. Limonun bilincinin olmadığını bilemeyiz.
xenix
Koza, ipek böceğinin
Koza, ipek böceğinin gelişmesi içindir, ebediyyen içinde yaşanmak için değil! . Ancak, gelişen ipek böceği, kozasını delip kendine göre sonsuz göklere uçarsa, hedefine ulaşmış olur. Dünya yaşamı ve biyolojik bedenimiz de bizim kozamızdır; gelişip kendi öz kuvvetlerimizi elde edip yeni bir boyutun yaşam şartlarına ulaşabilmemiz amacıyla oluşturulmuştur.
aron ve xinteorisyen
aron ve xinteorisyene ithafen.
Tasavvufu savunamayacaksanız söylemekten çekinmeyin, ben onu da savunurum.
xenix: Takiplerim
Merhaba, Aslinda konuyu acan
Merhaba,
Aslinda konuyu acan ve yorumcularin dahi bir cogunun farkinda olamadiklari, anliyamadigi gibi idrak edemedigi bir akimdir tasavvufi gorus. Bakin, tasavvufun tasasinda kalipta vufuna eremeyenlerin sikca dile getirdigi sudur. Tasavvuf veya sufizm, dunyaya gelis amacinin ne oldugunu ve neden nicin sorularin sorulmasiyla basliyan bir seruvendir, bu cetin ve engebeli ve de tehlikeli yolda gideilecegin son durak hicliktir ve yolun sonu da hiclikte biter denmistir. Evvela bu yol islamdan once varmiydi yoksa yokmuydu tartismasina aciklik getirelim. Isa Rasûl'un havarilerine sozun ettigi, ben sizi goklerin meleketuna davet ediyorum sozu ile isaret ettigi sir denebilecek anlama isarettir bu da sudur; bilinc dunyalarinizda potansiyel olarak var olan sonsuz ve sinirsiz ve aslinda oz vataniniza davet ediyorumdur. Orasi, bireyseligin olmadigi salt birlik hali olan kamil insan yasantisidir. Kuranda vurgulanilan uzere ' son vatan ne guzel' ve Rasulallahin vurguladigi 'vatan
sevgisi imandandir' sozu, bizim anladigimiz ise toprak parcasi, arada ucurumlar kadar fark var! Bu, tasavvufta heyula yani cekirdek veya bugunumuzun getirdigi kuantatik skaladir. Bu boyut, evren ve icindekilerin ve de icindeki olarak isaret edilen herseyin anlam boyutudur insanin oz benligide bu boyutun degerlerinin seyrettigi bir real gercekliktir. Bu heyulanin tasavvuftaki diger adi insani kamil veya hakikati muhammedi diye sembolize edilen; ibn Arabinin Ruhl Kuds diye isaret ettigi tek bir Ruh' yani anlam okyanusudur. Muhammed Rasul' un hadisinde vurguladigi, BEN ademden once Nebiydim diye sembolize ettigi realitedir. Cunki o tek bir Ruh vardir o da Muhammed Rasulun ruhudur. Biz ise, nefs diye isaret edilen bireysel bilinc sahibi insanlariz. Nefs, ene ego ben ile ayni anlamdadir Kuran isimli bilgi kaynaginda. Kuran isimli bilgi kaynaginda; bakara suresinden tutun, ihlas suresine kadar sembolize olarak vurgulanan evrenustu salt gercekliktir. Tasaavufta seriat tarikat ve hakikat diye sembolize edilen yasam bicimleri, kuran isimli bilgi kaynaginda Seriat ile hakikat yolculuguna soyunan Musa ile sembolize edilmistir. Musa, ise bireysel nefslerin yani tasavvufi yasamaya baslamis sufinin adim attigi ilk yerdir. Burada, firavun olan benligine karsi cikmistir. Nasil karsi cikar sorusuna, tasavvufta alinan hakikat ilmi denilen ve Muhammed Rasul'den Ali ve Ebubekr dolayisiyla gunumuze kadar ulasmis sembol ilimdir. Bu ilmi edinen evrensel benligin onda olusturdugu bakis acisi ile sorgulamaya yoneltir. Bu esnada sahte benligi (firavun) ve hanedani (benligini olusturan deger yargilari, onun bilincini dunya ve dunya degerlerine yonelten ugraslari; totemleri) karsi cikar ve Musa, nin denizden gecmesini engellerler. Bu yasam bicimi, tasavvufi sembolize ile anlatilan nefsi emmareden levvameye ve bu asamalari gecmeye calisan sufinin ilhamlar ile geldigi yer olur, nefsi mulhime. Firavun ve hanedanindan kurtulursa musa ve beraberindekiler (gercekte sufinin saf benliginin yani sira o benligin getirdigi deger yargilari) denizden kurtulur. Denizden herkes sag cikamaz; Ozden gelecek kuvve ve yardim ile ancak mulhime denizi asilabilinir. Asilamazsa, bu yola giren dervis tekrar kozasina geri doner ve dunya bataginda oyalanmaya devam eder. Denizi astigi takdirde, ayette vurgulanan anlamiyla kurtulurlar. Yuzeyel yazdim ancak bu kadari bile cok. Ibrahim kistasina gelince, denizi asan bilinc yani nefs, kabesinde ki (suurundaki) put diye kiramadigi sartlanma, bagliliklarini kirar ama bun yaparken ibrahim, babasi azer (akli) buna karsi cikar. Cunki azerbyani akil, deger yargilari ile kabe de put olusturur ve bu suur denen kabede o putlari yaratir. Bu seuven boylece devam eder. Kisa kesmeliyim. Zira, Rasulallah'in vurguladigi insan ve kuran ikiz kardestir uyarisinca, herbir ayeti sembolize edilmis ve kendi diliyle anlatilmistir. Kendi diliylede uyarir, biz size mecazlarla anlattik hala aklinizi kullanmayacakmisiniz diye de uyarir. Herbir kavimin kistasi sembolize edilirken insan denen nefs sahibin bir ozeligine vurgu yapilir. Bu yol hayvani natiklarin girecegi bir yol degil. Ben neyim sorusunu soranlarin ayak bastigi yerdir.! Diyn denilen yasam anlayisini, arabin orf ve degerleri diye anlarsak taaavvufun tasasinda bile kalamayiz kaldi ki vufuna erelim. Rabbin mesaji SEMBOL dur. Bu sembolleri desifre edebilenler (aldiklari yuksek seviyeli hakikat ilmi) dolayisiyla calismalara baslar. Hayvan olan bu bedenini duzeltinceye ve ipleri eline alincaya kadar da calisir. Amac, hayvan mertebesinden cikip insanlik serefine ulasmaktir, vesselam.
Yeni yorum gönder