sessizliğe öyküler
Benmi kendime yabancılaşmıştım yoksa hayat mı bana, bunu çözemedim bugün.
Usulca dinledip, derinden… O kadar ahenksiz sesleri nasıl bir araya getirebilir insan diye düşündüm derinden usulca. Araçlar, insanlar, makine sesleri hepsi birbire karışmıştı. Sadece rüzgarın sesi aşinaydı ve sertti bugun, sanki her ne olursa duymazdan gelen ve kendi halinde biraz sert soluk alıp veriyordu.
Ardından rüzgarın serinliğini hissetmek beni kendime getirmişti biraz, gökyüzüne başımı çeviriken. Gökyüzü sanki güneşi çalınmış insanların dünyası misali, kapkaranlıktı. Ardarda üst üste bulutlar ve yok olmuş bir aydınlık. Yıkık dökük ve kararmış, deprem sonrası misali gibi, her şey her kez, ayrı bir enkaz ve korkunç bir bilinmezlik içinde. Yalnız bir ben, vardım sanki gerçek olan.
Korkutmayan yalnızlık dı bu, sadece ben mi hayat mı bana uzaktı bunu çözemedim.
Kendine Neden zarar versin ki insan?... O zaman kendinden korkma malı, ki yürekliysen belki de hiç ama hiç ürkmemeli. Tam da bu neden den olsa gerek kendimle ben, sessiz bir dinleyici gibi korkmamıştım bu aşina olmadığım halimden.
Günlük bir koşuşturmaca da, insan denilen varlık hayatında, başı ve sonu ve sınırları çizilmiş, sadece bir piyon gibi tek kare hareket alanında. Piyonlukdan sıçramaya kalkan atlar, yada evini ve işini elden kaçırmamak için duvar olmuş kaleler. Ya da konum ve mevkisini insanların sırtından yürütmeye çalışan baş lar, beyinleri boş kalpleri bir beton, ruhlarıysa ölümcül olan… Hepsinin hareket alanı belli, kurallar çok zekice ve titizlikle seçilmiş. Birde tüm bu aptalca olup biten durumların üstüne, onları kurtarmak vaadinde bulunan çığırtkanların yaptıkları politikalar ve bu yolla götürdükleri. Ve son olarak kaderine boyun eğmelisin yoksa sonun bu diyenler, halbuki baştan sonlarının geldiğini görmezden gelen canlılar ve onların dünyası…
13 lü yaşlarda tüm bu manzarayı gene görüp kabullenemezdim, neden ve nasıldı ve nereye gidicekti her şey. Bunlara yıllar boyu yanıt arar insan, yada bazı insanlar Yanıt aramadan nasıl dururlar, nasılda rolü hemen benimserler bunu hiç çözemedim. Ben yıllardır yanıt arayanların yanında olmaya çalışanlardandım, hatta çözüm sandığım durumların peşinde koşan. Koşmalardan netice göremeyince insan bir süre sonra yorulmayı da deneyimlemiş oluyor. Çünkü boş şeylerle kafa doldurmak yürekleri insanları kaosa sürekler. Bir bakmışsınız süreklenen bir hayatın pençesinden tutmaya çalışıyosunuz, ama biliyosun bu ip sağlam değil ve her an düşebilirsiniz…
Bir söz geliyor aklıma sessizlikten Mutluluğa giden yol yoktur. Mutluluk yolun kendisidir.
Nedir bu mutluluk acaba insan hayatında?... Belkide yüreğinin götürdüğü ufka gitmektir kim bilir. Yürekten sevmek, yürekten konuşmak, yüreğinle sana aykırı olan her şeyle savaşmak. Yolda mutlaka mola yerleri olucak ve yol arkadaşları belki size en yakın olan kokular. Hepsi bir mola gibi geçip gider. Hiç biri de sizi O raya götürmez.
Hayat yalnızca senin… Ve bu yürek sana ait, sen onu tutabiliyosan, dokunabiliyosan, hissedebiliyosan ve korkmuyorsan… İşte o zaman yalnızca sana ait. İşte o zaman dünyada ki en yürekli en mutlu insan belki de sensindir kimbilir.
Benmi kendime yabancılaş mıştım yoksa hayatmı bana, bunu çözemedim bugün.
Doğan gün aynı, dar sokaklar, çılgın kalabalıklar, trafikteki delirmiş canavarlar, ter döken insanlar, rüzgar ve karanlıklar hepsi aynıydı aslında, her şey yerli yerinde. Bir an tam kaçıp kendimi çatıya atıp, nefes almak istediğim o an rüzgar yüzüme hiddetle çarptı. Bir şey eksikti bu tabloda rüzgarın bana dediği buydu. Olmayan şey yalnızca kendimdim, kendimi bulamadım bu kalabalıkta.
Başka bir kıyıya yol almak mümkün müdür sizce?... Yürekli kıyılara…
- creative ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 902 defa okundu

Sibel Atasoy
Gitmek yenilmek değil kazanmak da!
Çocuk!
Sil yüzünden tüm yalanlarını bu şehrin.
Topla kalbini cadde cadde, sokak sokak.
Kazı ayak izlerini birer birer gri kaldırımlardan.
Bakma yüzlerine hiç. Görme onları.
Çocuk!
Bu kez ağlama.
Bu kez, git!
Gölgeni, ismini sil yavaş yavaş.
Git derken bu kentten tükür yüzüne,
Yalnızlığımın.
Kalbini, kendini sök yavaş yavaş.
Git derken bu kentten sakın ağlama,
Sus.
Umut ne yaptı sana?
Bulut ne söyledi?
Unut ne varsa vazgeçtiğin..!
Çocuk!
Her vedanın ardında bir bekleyeni vardır, kimsenin bilmediği..
Ve her gözyaşının altında bir dua, kimsenin duymadığı.
Çevir gökyüzüne başını,
Bakma arkana.
Daha sert basa basa, daha güçlü.
Anlat bu kara şehrin yollarına, ak adımlarınla.
Gitmek, yenilmek değil. Kazanmak da.
Gitmek, gitmektir işte.
Hepsi bu...
(Cem Adrian)’in son albümü Emir’in, hepsini çok sevdiğim şarkılarından, en çok sevdiğim dizeleri.. Başka bir şehrin sokaklarını arşınlarken dilimde bu şarkı.. Gözlerimde, akmayı kendine yediremeyen ıssız gözyaşları.. ‘Sakın ağlama’ diyor Cem, ‘sus’.
mutluluk
Yeni okumaya baladığım bir kitapta mutluluk için şöyle söylenmiş
"Mutluluk kişinin güzel olarak tanımladığını düşünmesi ve yapmasında yatar."
Karmaşıklıktan uzak, uygulaması zor olmayan bir yöntem içerdiğinden hoşuma gitti, tabii burada güzel olarak tanımlananın yapılması da her zaman mümkün olmayabilir, şartlar da önemli, yoksa ben mi yanılıyorum?
Sevgili creative siz "Başka bir kıyıya yol almak mümkün müdür sizce?... Yürekli kıyılara…" derken neyi kasdettiniz?
Sevgiler
Aslında bunu size
Aslında bunu size bıraktım:)
Belki başka bir sen... Belki başka bir dünya... Belki başka bir ışık...
Bu her şey ya da hiçbişey, ama yalnızca yüreklice olan bişiy.
Belki kimimizce hayaller zinciriyken, kimimiz belki yolu çoktan bulmuştur, bunu bilemeyiz.
Yolu bulmak önemli bir şeyken yol almak da daha önemli bir şey belki.
Bu sual tüm yolculara, farklı düşünlere açık.
bir başka kıyı
Başka bir kıyıya yol alabilmenin, alışkanlıkların güçlü bağlarına rağmen, mümkün olmasını umuyorum ::)
Beni bir şey daha çok etkiledi
"Yanıt aramadan nasıl dururlar, nasılda rolü hemen benimserler bunu hiç çözemedim. Ben yıllardır yanıt arayanların yanında olmaya çalışanlardandım, hatta çözüm sandığım durumların peşinde koşan."
Bu bana şunu düşündürdü; mutlu bir insan olmak için ya da yol alabilmek için olmazsa olmazlardan biri de sanırım çözüm arayanlardan olmak, doğasında çözüm odaklılık olanlara ne mutlu! Olmayanlar da öğrenecek..
Ne yazık ki umutsuzluk içindeyken bir elin uzanmasına ya da birinin yol göstermesine çok ihtiyaç duyulabiliyor(ihtiyacı olmayanlar da vardır mutlaka..)Sizin de belirttiğiniz gibi
"..Koşmalardan netice göremeyince insan bir süre sonra yorulmayı da deneyimlemiş oluyor. Çünkü boş şeylerle kafa doldurmak yürekleri insanları kaosa sürekler. Bir bakmışsınız süreklenen bir hayatın pençesinden tutmaya çalışıyosunuz, ama biliyosun bu ip sağlam değil ve her an düşebilirsiniz…"
Belki umduğunuz gibi olmadı ama bir insanın hayatında küçük ya da büyük değişimler başlatabilmişseniz ne mutlu size çünkü bu o kişi için sizin düşündüğünüzden çok daha fazlasını ifade ediyor olabilir..
Teşekkürler
Bazen en sakin rüzgârlar
Bazen en sakin rüzgârlar çok debdebeli bir fırtınanın öncüsü olabilir.
Kimi zamansa yaprakların hışırdaması bir münzevi başlangıcın müjdesini fısıldıyordur ve tek ihtiyacımız olan sadece onları dinlemek ve bize ne getirdiklerini öğrenmektir. Rüzgârın dilini anlamak için geç bir yaşta sayılmayız, belki de sonsuzluğa doğru yol almak için henüz yeni doğmuş bile olabiliriz. O derece genç, o kadar tecrübesiz kesilebiliriz beklenmedik sonlanışlar ve uçarı başlangıçlar karşısında…Saçları ağartması ya da tan yerinde uykusuzlukları aydınlatması net bir cevap veremez buna… Belki de yapılması gereken şey rüzgârın sesini dinlemek ve doğanın şarkılarından usul usul yeni bir şeyler öğrenmek olabilir. Pek iyi şarkı söyleyemiyor olabiliriz ama dinlemeyi de mi unuttuk... Bu deli rüzgâr yine hangi fırtınaları girdabına çağırıyor acaba?
Umduklarımız ve bulduklarımız arasında sıkışıp kalan hayallerimizi kazasız belasız geçirmek için bir sırat köprümüz olmalı bir kenarda ihtiyat tutulan… Havada uçuşan ve kimi zaman üzerimize konan tozlar yok mudur? Sanki üstüne titrerken kazayla kırılan bazı hayallerimizin zerrecikleri gibi. Ya sevinçle endişeyi birbirine katan üzüntülü sona erişlerin verdiği çıldırtan sükuneti, belli belirsiz şükredişlerle terkedişimiz vaki değil mi?… Daha dikkatli bakmalıyız, daha dikkatli. Ve derin derin dinlemeliyiz kara toprağın kalbini... Kim bilir hangi can sıkıcı telaşlar, hangi sofradan ani kalkışlar, hangi yalnız geçen çaresiz saatlerin acıları var kalbimizden havaya karışıp rüzgarın üfürmesiyle toprağa konan ve bir damla suyla kader ortağı olup toprağın, yer kürenin en derinlere akan… Dinlemek her şeyi bir saniyede çözmek gibi değilse de, insansı sessizliğimizi, insana özgü yalnızlığımızla arkadaş edip bu çok özel ortaklığımızı bir nebze daha kimsesiz sokaklar ve bizden daha uzun gölgelerimizle paylaşmalıymışız gibi... Sonra da içimizden akıp gitsin nereye giderse… Akacak kan damarda durmaz diyerek bazı salınası sevgileri sakıncasızca saklamamalı… Belki eski dünlerde gözün dalabildiğine kaybolmadan önce, ertesi günlerin dinçliğine uyanmak için çok güçlü bir sebebimiz daha olacak, kuyunun dibine tutuna tutuna yenilenmeyi göze alabilirsek. Bizi sıradanlaştıranların bize dair ne zaman ne düşündüklerini umursamadan yaşamaya devam edersek belki sıyrılırız o zaman “değersiz değerli”lerin tek taraflı sevgimize karşılık rehin bıraktıkları ve boynumuza ağır gelen Gergedan tasmasından…
Yansa da ağzım o kaynar sütten, üfleyip soğumasını beklemektense vazgeçmem bu huyumdan. Daha fenası giderim tekliğimle kendi bildiğim yerlere, herhangi bir yapraktan daha yalnız ve farksız, esen rüzgârda partiküllerini bırakan... Rüzgarın yaprağı her istediğinde savurabilmesi değil onun kaderini çizecek olan…Hoyrat rüzgarın elinde de değildir yaprağın savruluşlarına istediği biçimi vermek.. Yaprağın kendi seçimiydi tüm bu olanlar ve o bunun farkına daha yeni vardı...
Requiem
Kelimeleriniz rüzgarla dans etmiş adeta, şarkı gibi olmuş.
Ve demek istediğini de gayet yalın anlatmış.
Requiem; besteci Mozart'ın son eseri, yıllar boyu büyük bir yetenek olarak yaşayan, neşesini onca hayat zorluklarına karşın kaybetmeyen, müziğine yansıtan; fakat ölüm ün onu sardığı son günlerinde bestelediği eseri.
Ölümü ve aynı zamanda yeniden doğmayı anlatır gibi, biraz mistik, biraz da isyankar...
Herkes kendi şarkısını söylüyor hayatta, kendi seçtiklerini.
Evet bazen susmak dinlemek en güzeli ve sonra yeni bir besteyle yine şarkı söylemeye devam... Müzik durmamalı...
Yeni yorum gönder