TÜRKİYE SABETAYİSTLERİ
Kimiz, nereliyiz? Yerli miyiz ya da kendimizi yabancı mı hissediyoruz?Belki de bu soruları yanıtlaması beklenen Türkiye'li etnik unsurlar içerisinde cevabı en zor verebilecek kişiler Sabe- taycılardır.Her gün aramızda bizden hiçbir değişik özelliği yokmuş gibi yaşayan din,dil ve gelenek olarak hiçbir farklılık göstermeyen bir grup insanın aslında gizli bir cemaatin üyeleri olduğu ve sadece içsel mekanlarında kendilerine ait mistik bir yapıyı üç asırdır büyük bir gayretle koruyup yaşattıklarının garip öyküsü bu yazının konusunu oluşturmaktadır.
1
Yahudi dini beşbin yıllık (1) tarihsel süreci içinde iki farklı düşünce biçimi üzerinde yayılmıştır.Bunlardan biri Tora- Talmud ekolü (2) ikincisi ise Tora-Kabbala (3) ekolüdür.İlkinin baskıcı yapısına karşılık ikinci ekol daima serbestliği benimsemiştir.Bu nedenle de yaşadığı her toplumda ayrımcılığa uğrayan ve baskı gören yahudi bireyinin kimlik arayışlarında gizemli olmasından da faydalanarak önemli etkiler sağlamıştır. Sorunlu yahudi bireyinin ve makro açıdan cemaatlerin yaşanılan acılara karşılık bir umudu burada filizlenmiş,tüm sıkıntılar ve olumsuzluklar bu sırlarla dolu ortamda unutulmaya çalışılmıştır.
Yahudi dini toplulukları onyedinci yüzyıla gelindiğinde dünyanın her tarafında başgösteren kitle katliamları ve yok edilmelerle karş karşıyaydılar.O kadar ki umutsuzluklar ve yakarışlar bir kurtarıcı fikrinin doğmasına (4) neden olmuştur.Zfat' lı teorisyen Rav İsac Luria ve öğrencilerinin ortaya koydukları sistemde yahudilerin çektikleri acılara son vermek ve Tikun olayını sağlamak üzere bir Mesih'in geliş esaslar belirlenmiştir.Luria'nın ölümü sonrasında ki yıllarda yahudiler büyük katliamlar yaşadılar.Rusya,Podolya ve Ukrayna'da özellikle Kazaklar'ın köylerde yaptığı soykırımlar tüm yahudi cemaatlerini derinden etkiledi.Artık bir kurtarıcı gelmeliydi,soykırım son bulmalıydı,yahudiler Tanrı'nın kutsal ışığına kavuşabilmeliydiler.
2
Rav Sabetay Sevi 1622 de İzmir'de tüccar bir ailenin çocuğu olarak doğdu.Babası Hollanda ve İngiliz şirketlerinin temsilciliği sayesinde servet sahibi olmuştu.Ailenin bu yeni üyesinin dini konularda özel bir yeteneğe sahip olduğu anlaşıldığında dönemin tanınan din adammlarından ders almasına karar verildi.Rav Escapa ve Rav de Alba Torah ve Talmud konusunda onu eğittiler.Ancak genç Sabetay'ın mistik konulara girme arzusu olduğu bir süre sonra anlaşıldı.Sevi genç yaşına karşılık Kabbala üzerinde çalışma eğilimindeydi.Melankolik ruhi yapıya sahip olması bir süre sonra mistik hayatın zorlukları ile birleşince anlaşılmaz eylemlerde bulunmasına yol açacaktı.Sık sık oruçlar tutuyor,bedenini yıkıyor ve uzun müddetler boyunca yalnız başına tefekküre dalıyordu. Ailesi kendisini üç kez evlendirdiysede bu evliliklerinde eşlerine dokunmadı ve Torah ile evli olduğunu söyledi.Sabetay Kabbala'nın özellikle Mesih'le ilgili bölümlerinden çok etkilenmişti. O kadarki birsüre sonra Kabbalistik hesaplamalar sonucunda kendisinin beklenen kurtarıcı olduğuna inanmıştı (5),üstelik yaşanan hummalı ve karamsar ortamda onun bu inançlarını destekler nitelikteydi.1648 de sinagogda Tanrı'nın ağza alınmayacak olan ismini (6) söyleyerek büyük tepki toplar, ancak İsac Slyvera isimli bir zahit onun mesihliğine inanacaktır. Bu mesihliğinin açıkça ilanıdır.Ancak tabii olarak dini otoritelerin tepkileriyle karşılaşacaktır.Bir süre sonra da İzmir'den ayrılmak zorunda kalacaktır.1650-51 de İstanbul'da Abraham Yachini adlı bir kişi kendisine beklenen Mesih olduğuna dair bir belge verecektir.
Bu yıllarda Sevi'nin islam mutasavvıflarıyla da ilişkileri olmuştur,özellikle kendisini müslümanların beklediği mehdi olaraka kabul eden Niyazi Mısri isimli bir dervişle aralarında geçen teorik çalışmaların daha sonraları öğrencileri tarafından da oluşturulan kuramlarda etkili olduğu anlaşılmaktadır.Bu yıllarda Osmanl topraklarında da karışıklıklar vardır,bazı din adamları Mehdi oldukları iddiasında ortaya çıkmışlardır.Ayrıca Anadolu'nun siyasi coğrafyasında da terör egemendir.Hıristyan dünyası da benzer bir kurtarıcının beklentisi içindedir.Sevi bu yıllarda sürekli olarak Kabbala'nın içindedir,sık sık vecd halini yaşamakta,dinsel ilhamlara kavuşmaktadır.1664 de tanıştığı Gazzeli teolog Nathan Benjamen Levi onun yaşamında bir dönüm noktası olacaktır.Kendisine Mesih olduğunu haber veren Peygamber Nathan'dır o!Tıpkı Tanah'ta yer alan Kral David'in peygamberi Nathan gibi...Sevi 1665te İzmir'e döndüğünde artık imanlı bir kitle ile karş karşıyadır.İnsanlar çıldırmıştır,dünyanın her tarafından yahudiler akınlar halinde gelmektedir kente,insanlar Sevi'nin evinin çevresine yerleşmişlerdir.
Artık mesihi dönem başlamıştır,çılgınlık had safhadadır.Kimse neler olacağını kestirememektedir,hahamların baskı ve yıldırmalarına karşılık insanlar Sevi'ye tapmakta onun sinagoglardaki vaazlerinde taşkınlıklar yapmaktadırlar."Efendimiz Türkü tahttan indirecek ve dünyayı onsekiz krallığa bölecektir" demektedir inananlar.Heryerde Polonya'dan Amsterdem'a,Almanya'dan Filistin'e kadar bütün cemaatlerde durum aynıdır.Mesih bütün yasakları lağvedmiştir,kadınlara dua yönettirmekte,dini yemek kurallarını(7)ihlal etmektedir.Hahambaşılıkların onu öldürmesi için üzerine gönderdikleri kişiler ona inanmaktadırlar.Din otoriteleri belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çaresizdirler.Yapılabilecek tek şey kalmıştır,saraya haber vermek ve yardım istemek.
30 Aralık 1666 da Mesih İstanbul'a hareket etmek üzere yola çıkar.O zamana kadar yahudilerin genel olarak siyasi otoriteye karşı bağlı olmalar ve hiçbir zaman politik hareket etmemeleri Osmanlı idarecilerini bu olaya karş kayıtsız bırakmıştır.Ancak her yerden gelen haberler ve ihbarlar önlem almaya iter sarayı.Sevinin gemisi durdurularak Mesih Çanakkale'de ki Aydos kalesine hapsedilir.Bu müritlerin adeta çılgınlıklarını had safhaya ulaştırır.Anadolu'da ki küçük bir ayaklanmadan sorumlu tutulanların kafalarından kuleler yapıldığı bir ülkede sarayın bu olaya neredeyse hiçbir tepki göstermemiş olması Zohar'da yazılanların gerçekleşmesi olarak olarak yorumlanmıştır.İnananlar şimdi de buraya akın etmektedirler.
Sevi'ye kendisinin Mesih olduğunu inandırmaya gelen Nehemya Kohen adlı bir hahamla aralarında saatlerce süren tartışmalar geçer.Bu haham Sevi'ye fikirlerini kabul ettiremeyeceğini anlayınca kendisini yalan ifadelerle ihbar eder ve müslüman olur.Divana çıkarılan mesih müslüman olmaya zorlanır(8)Mesih'in din değiştirdiği haberi hızla tüm cemaatler arasında yayılır.Umutsuzluk ve hayal kırıklığı bir anda her yerde egemen olacaktır.İntihar edenler olduğu gibi küçük bir kitlede din değiştirerek mesihle aynı yolu takip eder.Hatta daha sonra gizli sabetaycılar olarak adlandırılacak bir grupta din değiştimeden mesihe inanacaktır.Sabetay Sevi'ye ve onunla beraber din değiştirenlere sarayda görev verilir ve maaş bağlanır.Sevi yeni dinine göre hareket ediyor görünmekle beraber yine de müritleriyle beraber yahudi dini geleneklerine göre toplantılar yapmaktadır.Bu duruma bir süre göz yumulmuşsa da daha sonra artık kabul edilemezliği ortaya çıkmıştır.Emir'le bir tek yahudinin yaşamadığı Arnavutluk'un Ülgün kentine sürgüne gönderilir.İsteği üzerine Selanik şehri kutsiyete kavuşur ve inananlar (maminim) buraya yerleşirler.İki yüz ailelik ilk Sabetaycı toplum işte burada kurulur.Sevi dini tefekküre ve teorik çalışmalarına Arnavutlukta'da devam etmektedir.Bu sıralarda sabetaycılığın ana kaynağ olan kitaplar yazılacaktır.Nathan Levi ise din değiştirmeden mesihi takip eder.Daha sonra bir kısım din değiştiren sabetaycıların tekrar yahudi dinine döndükleri bilinmektedir.Yine inanca göre Mesih ellinci doğum gününde tekrar gelmek üzere kaybolur.
3
Sevi'nin kayboluşu sonrasında Selanik'e yerleşen dini cemaat, çeşitli olaylar sonucunda farklı dini pratikleri benimseyen üç ana gruba ayrılacaktır.Sevi'nin kayınbiraderi olan Yakov Qerido' yu onun halifesi kabul eden Yakubiler(9),daha sonraları ortaya çıkan ve mesihi ruha sahip olduğunu iddia eden Baruhya Ruso'nun (Osman Baba) hilafetine inanan Karakaşlar(10) ve sadece Sevi'ye inanan Kapancılardır(11).Sabetaycılar ondokuzuncu yüzyıla kadar oldukça depolitik olarak varlıklarını sürdürdüler.Ancak bu yıllarda Osmanlı toplum yapısındaki değişiklikler kendilerini oldukça aktif kılmıştır.Özellikle imparatorluğun geleceğinin tayini konusunda ortaya çıkan İttihat Terakki ve mason localarında siyasi roller üslendiler.Nitekim bu dönemdeki çok önemli siyasi aktörlerin sabetaycı kökenli aydınlar olmaları bu iddianın bir ispatı niteliğindedir.Atatürk' ün kendisinin de sadece cemaat üyelerine açık olan bir sabetaycı eğitim kurumunda okuması,sabeteycı ailelerle dostluk ilişkilerinin varlığı da ayrı bir ilgi odağıdır.
Balkan Savaş sonrasında Rumeli topraklarının elden çıkması ve 1924 mübadelesi sonrasında sabetaycı organizasyon eski canlılığını yitirmiştir.Fakat belki de en önemlisi 1917 Selanik yangınında çok önemli dokümanların bulunduğu kütüphanelerinin yanmasıdır.Bu sıralarda cemaatin dini yapısına muhalefet eden gençlerin ortak çabalar sonucunda da özellikle Kapancı ve Yakubi topluluklarında kopmalar yaşanmıştır.Atatürk'ün tamamıyla kişinin kendi kabulüne dayanan milliyetçilik düşüncesinde yer bulmaya çalışan sabetaycılar kimliklerini gizli mekanlarındaki özel dini toplantılar ile sürdürmeye çalışmışlardır.Bugün Türkiye'de kaba bir tahminle yüzbin sabetaycı kökenli kişi bulunmaktadır.Genel olarak etnik unsurlara karşı olan baskılar ve radikal islamcı etkenler sabetaycıların daha da içe kapanmalarına yol açmıştır.
4
Bu makalenin yazarı 1993 senesinde sadece İsrael'de eğitim gördüğü için Türkiye'nin en büyük beyaz eşya üreticisi olan firmaya yaptığı başvurusundan olumsuz yanıt aldı.Günlerce süren gö- rüşmelerdeki tek konu kendisinin İsrael'de geçirdiği eğitim ve bu ülkeyle oluşmuş ilişkileriydi.Nitekim netice de firmanın o tarihteki genel muhasebe müdürü olan sayın Bay'ın "sizin yahudi olduğunuza inanıyorum,bu yüzden burada çalışmanıza prensip olarak karşıyım" sözleriyle onur kırıcı bir muammeleyle karşı karşıya kaldı.Belki de sırf bu yüzden bu yazıyı kaleme almak fikri doğdu.Çünkü Türkiye'de yaşayan pek çok insan kim ne şekilde reddederse etsin sadece dinsel nedenlerle manevi olarak itiliyorlar ve dışlanıyorlar.Toplumun içindeki küçük bir azınlık bunun dışında kalıyor.
Türkiye'de etnik olmak genellikle farklı bir dine sahip olmakla yorumlanır.Bununda tek kanıtı hiç bir demokratik ülkede örneği olmayan şekliyle nüfus kağıtlarında din hanesinin bulunmasıdır.Bu nedenle genellikle etnik unsurlar(dini olanlar) Türkiye topraklarında bir misafirmişcesine algılanırlar.Bu insanlar sanki bir başka ülkenin vatandaşı olarak kabul edilirler.Bürokrasi de görev almaları imkansızdır,bir takım bahaneler ile başvuruları reddedilir.12 Eylül sonrasında bu dini etniklik kavramına aleviler,yezidiler gibi din hanelerinde açıkça inançları belirtilmeyen topluluklarda eklenmiştir.Uzun yıllar devam eden fişleme sistemi ile insanlar sebepsiz yere suçlanmışlar ve cezalandırılmışlardır.Türk-islam sentezi komedisi içinde devlet kadroları MHP-MSP militanları ile doldurulmuş bir garip tiyatro oynanagelmiştir.Zaten dikkat edilirse bu yıllarda etnik sebeplerle yurt dışına çıkışlar çoğalmıştır.Sabetaycılar inançları gereği islamiyeti bir örtü olarak kullanmışlardır.Benzet-benzeme ilkesine sadık kalarak sürekli bir biçimde gizli kalmışlardır.Osmanlı yönetiminden beri de hep tanınmakla beraber hiç bir zaman varlıkları üzerine gidilmemiştir.Hatta Osmanlılar kendilerine bu günkü fundamentalistlerin aksine dönme değil "avdeti" demişlerdir.Osmanlı toplum yapısında beliren milliyetçi etkiler sonucunda etnik unsurlarda bagösteren kimlik arayışları sabetaycılarda da etkili olmuştur.Cemaatin ilk oluşum yıllarının aksine ibranicenin giderek unutulması derin kabbalistik incelemelerin yapılmasını zorlaştırdığından giderek dinsel etkiler yok olmaya başlamıştır.Her ne kadar Sefarad yahudilerinin kullandıkları Ladino ve Fransızca muhafaza edilmişse de zamanla Türkçe baskın hale gelmiştir.Nitekim son dönem Sabetaycı ilahilerde Türkçe olarak yazılmıştır.
Cumhuriyet ile beraber başlayan yen i dönemde belki de en önemli olay 1924 de yaşanan Karakaş Rüştü Olayı'dır.Cemmati ile parasal sorunları olan Rüştü Bey dönemin günlük gazetelerine cemaatin sırlarını ifşa eder,millet meclisine ve Atatürk'e bir dilekçe ile başvurur.Günlerce basını meşgul eden bu mesele sonrasında konu kapanır.Ancak dönem idaresinin olası baskılarından korkan aileler ellerinde bulunan değerli el yazmalarının önemli bir kısmını ortadan kaldırırlar.Zaten asimile olma konusunda oldukça tartışmalar bulunan cemmat içinde bu olay adeta sonun başlangıcı olur.Geçmişte bir iki istisna dışında genel olarak sabetaycılar cemaat dışı evlilikler yapmamaktaydılar(12),bu nedenle de sürekli olarak eleştiri konusu oldular.
Sabetaycılara karşı yöneltilen baskılar genel olarak Cumhuriyet ile beraber olmuştur.Gariptir ki Osmanl Devleti'nin dinsel kurallarının en katı uygulandığı dönemlerinde bile cemaat üyelerine karşı resmi bir tavır sergilenmemiştir.Nitekim cemaatçi yapının üç asra yaklaşan bir sürede korunmasının altında da belki de bu neden yatmaktadır.Yine ilginçtir Sabetaycılara karşı en yoğun baskılar kendilerinin de kuruluşunda önemli roller üslendikleri cumhuriyet Türkiyesi'nde olmuştur.Nitekim bunun en somut örneği 1946 da yaşanan varlık vergisi olayında görülmektedir.Kendini tamamıyla Türk addeden sabetaycı aileler "D" sınıfı altında belrlenmişler,Bezmenler,Atabekler,Dilberler gibi bilinen aileler korkunç parasal miktarlar ödemek durumunda bırakılmışlardır.Bu tarihten sonrada giderek yükselen radikal islamcı akımlar için sabetaycılar boy hedefi haline getirilmişlerdir.
Radikal islamcılar genel olarak Türkiye'nin bir İmparatorluk' tan Devlet haline dönüşmesinin sonucu olarak üç etkeni görmektedirler.Bunlar mason-dönme ve yahudilerdir.Bu kesimin siyasi mirasını üslenen partilerde de genellikle hep bu konudaki sloganlar kullanılagelmiştir.Nitekim 1980 öncesindeki aşırı sağcı parti liderlerinin demeçlerinde de hep bu iddialar yeralmıştır.Sabetaycıların tarihsel konumlarına ilişkin yazılan kitapların çoğu da yine ayn menşeli yazarlara aittir.Bunu örneklemek gerekirse son yıllarda oldukça popüler olan Prof.Küçük'ün(13) "Dönmeler ve Dönmelik Tarihi " adlı çalışmasında ki şu ifadeler gösterilebilir:"... Türk milletinin inanç,örf,adet ve ahlaki değerlerini zayıflatma yolunda bir tavır sergilemeleri,Jön- Türkler hareketinde İttahat ve Terakki içinde 31 Mart vakasında ve Sultan Abdülhamid'in "Hal"inde önemli roller üslenmeleri bu kimselerin kimliklerinin ortaya çıkarılmasını sağlayan amillerdendir.1.Dünya Harbi'nin ve gelişmelerin Türkler'in aleyhine neticelenmesinden sonra bazı insanların Türkler'e pamuk ipliğiyle bağlı bulunduğu gerçeği ortaya çıkmıştır.O güne kadar, Türkler,kendilerinden uzaklaştırmamak üzere azami gayret gösterdikleri dönmeleri yakinen tanıma fırsat bulmuş ve bu vesileyle onları imtihandan geçirmiştir"(14)Yine aynı kitapta belirtildiği üzere Nejdet Sancar'ın Türklük Sevgisi adlı eserinde ki şu ifadeler de önemlidir:"...Türkiye'de maneviyatın yıkılmasına,bölücü ve yıkıcı akımların yayılmasına;dini ve milli akımların kösteklenmesine çalışanların,en şiddetli azınlık ırkçılığı yapanların başında dönmeler gelmektedir"(15)
Bu ifadeleri kapsayan örnekler Yesevizade'nin kitaplarında veya bu kesimin tanınan yazarlarının eserlerinde sıkça görülmektedir.Giderek asimile olmada,kimlik kayıplarında bu düşüncelerin etkileri reddedilebilir mi?Güneş balçıkla sıvanamaz!Bugünün Türkiye'sinde genel olarak etnik olana karşı bir tavır vardır.Bunun en belirgin örneği nüfus kağıtlarındaki din hanesiyle güvenlik soruşturmalarının varlığıdır.Ve acı olan gün geçtikçe devletin her kademesinde odaklaşan ve siyasi bir güç haline gelen fundamentalistlerin bu politikayı bir devlet terörü haline getirmeleridir.Hiç kimse Türkiye'nin Avrupalı sayılmamasından gocunmamalıdır.Maalesef Türkiye bugün dinsel hoşgörü açısından Osmanlı Devleti'nin çok ama çok daha gerisindedir.İnsanları hapislere de atsanız,düşünenleri yargılasanızda bu gerçeği değiştiremezsiniz.Sabetaycılar Türkiye'nin ve Türkiye kültürünün vazgeçilemez,olmazsa olmaz bir unsurudurlar, ve ne yazık ki başarılar kazanan Sabetaycı kökenli insanlar bu kökenlerini reddetseler bile her zaman bundan dolay yargılanmaktadırlar(16)Çağdaş olmak öncelikle çağdaş düşünmekle olur.İnançların yargılandığı,kişilerin dinlerini açıklamaya zorlandığı bir toplumun kimler tarafından nasıl çağdaş kabul edilebileceği düşünülebilir.Farklı olmak,farklı bir ana dile sahip olmak bölücülük olarak ifade edildikçe,insanlar hukuk dışı yargılara maruz kaldıkça acaba etnik kültürün nasıl bir zenginlik olmas benimsenebilecektir?
DİPNOTLAR
1-İnanca göre dünya beşbin küsur yıl önce Tanr tarafından yaratılmıştır.Yahudiler tarihlerinin beşbin yıl öncesine dayandığına inanırlar ve kendi özel takvimlerini kullanırlar.
2-Tora-Talmud ekolü bu gün ortadoks yahudi inancının temelini oluşturan kutsal kitap ile onun hahamlar tarafından yorumlarını kapsayan Talmud isimli kaynağa dayanan kurallar,yasaklar ve ilkeler ile yahudi günlük yaşamını belirleyen prensipler sistemidir.
3-Kabbala İspanya döneminin öncesinde ortaya çıktığı sanılan ve tasavvufi yahudiliğin temeli olan bir teoridir.Burada iki ana kaynak Sefer ha Zohar ve Sefer ha Yetzirah karşımıza çıkmaktadır.Kabbala teorisi dünyanın oluşumundan yahudi bireyin mistik bilincine ulaşmasını amaçlayan bir dizi kuram ve gizemli bilgiyi ifade etmektedir.Tora-Talmud ekolünün baskılarına karş özgür düşünceyi kabul eden hahamların mutlak otoritesine karşı olan bir çizgide bugüne dek gelmiştir.Sabetay Sevi olayı sonrasında etkisi giderek kaybettirilmeye çalışılmışsa da günümüzde yeniden teorik bir ivme kazandığı görülmektedir.
4-Kurtarıc Mesih fikri yahudiliğin temel inançlarından biri olmakla beraber Tanah'ta tam olarak belirlenmemiştir.Ancak Daniel İşaya,Yeremya bölümlerinde küçük bir takım ip uçları verilmiştir.Buna karşılık daha çok Kabbalistik teoride açıklamalar yer almıştır.
5-Bu yaz bilimsel bir çerçevenin olabildiğince nesnel olarak oluşturulmasını amaçla maktadır.Bu nedenle Kabbalistik bir takım ispat ve iddialara girilmeyecektir.Bugün hala yaşayan Sabetaycı toplulukların inançları beklenen Mesih'in Sabetay Sevi olduğu yönündedir.Dolayısıyla kişilerin inançlarına saygı gösterme zorunluğu belirmektedir.
6-(YHVH) harflerinden oluşan bu ismin ağza alınması on emrin içinde yasaklanmıştır.Ancak inanca göre Mesih bu ismi açıkça söyleyecek ve Tanrı'nın emriyle yeni kurallar ortaya koyacaktır.
7-Yahudi dininde domuz etinin yenmemesi,et ile sütün bir arada yenmesinin yasaklanması gibi dini kuralları belirleyen sisteme koşer denmektedir.
8-İnanca göre Mesih divanda �...bu can bu bedende kaldıkça La ilahe İlallah � demek suretiyle din değiştirir.Divandan çıkınca kaftanının önünü açar ve içeriden bir kuş göğe doğru yükselir ve"işte can bedenden çıktı,Şema Yisrael Adonai Eloheynu Adonay Ehad" der.Yahudiliğe bağlılığın belirtmiştir böylelikle...
9-Yakubiler aralarından daha sonra Ahmet Emin Yalman,Şefik Hüsnü gibi kişilerin çıktığı bir topluluktur.Selanik'te yılan mermeri semtinde yaşamışlar ve melamilik gibi islami toplulukları etkin olarak desteklemişlerdir.Bugün hemen hemen tümüyle asimile olmuşlarsa da küçük bir topluluk hala varlığın devam ettirmektedir.
10-Karakaşlar belki de en etkili olmuş sabetaycı gruptur.Bugün en faal şekilde dini pratiklerini sürdürmektedirler.Aralarında Maliye Eski Bakanı Cavid Bey,Faik Nüzhet Bey,Abdi İpekçi gibi tanınmı isimler bulunan cemaat özellikle onsekizinci yüzyılda önemli Avrupa kentlerinde misyonerlik çabalarında bulunmuş,Polonyalı Frankistler ile ilişkiler kurulmasını sağlamıştır.Bu gün özellikle İtalya'nın Lugano kentinde etkin bir topluluk halindedirler.Burada bulunan müzelerinde yüzlerce yıllık kaynaklar özenle korunmaktadır.
11-Kapancılar genellikle ticari hayatta önemli roller üslenmişlerdir.Bezmen ve Atabekler gibi tanınmış aileler bu gruptandır.Atatürk Türkiyesi'ne çok önemli katkıları olmuştur.Özellikle Terakki mektebinin kuruluşuyla beraber modern eğitimin öncülüğünü üslenmişlerdir.
12-Bugün hala Sabetaycı ailelerin ellerinde bulunan el yazması soy ağaçlarında bu iddiayı destekleyecek ifadeler vardır. Nitekim dış evlilik yapan biri aileden ve grubundan tard edilmekteydi.Yahudilik genel olarak îrki bir bağa dayandığından sabetaycılarda da bu sistem aynen korunmuştur.Asimilasyon genel olarak yirminci yüzyılın ortalarında belirginleşmiştir.
13-Prof.Dr.Abdurrahman Küçük Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesidir.
14-Küçük / Dönmeler ve Dönmelik Tarihi/ Rehber Yayıncılık / Mayıs 1992 / s:460
15-b.ö.k s:486 dip:43
16-Buna örnek olarak bir kaç yıl önce Hürriyet Gazetesi yazarlarından Hadi Uluengin'in milletvekili Coşkun Kırca ile ilgili bir makalesinde onun sabetaycı kökenininden küçümseyerek sözetmesi gösterilebilir.
Kaynak:www.geyikyayinlari.com
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1506 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder