En Güzel Arkadaşım
Çocukken evcil hayvan dükkânlarının önünden geçerkenki halimi hatırlıyorum. Var gücümle direnirdim beni elimden tutup yürütmeye çalışan anneme. Dükkânın vitrininde sıra sıra, altlı üstlü kafeslerde kâh uyuyan, kâh yırttığı gazete parçalarıyla oyunlar oynayan kedi ve köpek yavrularını izlemek, mümkün olamayacağını bilsem de onlara dokunmak, sevmek için yırtardım kendimi. “Sevimli” kelimesi ne kadar anlamlıysa 5-6 yaşlarındaki bir çocuk için, benim için de o kadar sevimlilerdi kedi ve köpek yavruları. Kabarık tüylerine, her daim mahmur gözlerine, o küçücük kafeslerindeki kocaman özgürlüklerineydi onlara olan ilgimin sebebi. Bilmeden yaptıklarını hoş görmek, bilerek yaptıkları için hayranlık duymak bana büyükannemden kalan bir mirastı belki de.
Kocaman yüreğine kaybettiği üç evladın anısını, savaş yıllarını, zenginliği, yoksulluğu ve yüzünden hiç düşmeyen o güzel gülümsemeyi aynı anda sığdırabilen bir cumhuriyet kadınıydı büyükannem. Evinde olduğu gibi, yüreğinde de bir köşe hep mahmur yüzlere, kabarık tüylere ait olmuştu bildim bileli. “Şeker” diye başlardı, benim bebekliğimde evini paylaştığı köpeğini anlatırken.
“ Seni eve getirdikleri ilk gün biliyordu kimin yavrusu olduğunu. O yüzden ki oyuncaklarını bir tek annenin yanına getirmedi sen yürüyene kadar. O yüzden ki sen uyandığında gecenin bir yarısı, anneni seçerdi haber vermek için. Ne de olsa o da bir anneydi.”
Sayısız kez dinlediğim o inanılmaz öykü her zaman aynı şekilde biterdi.
“İnsan olmak yetmez bir anneyi anlamak için. Anne olmak, senden bir parçanın yaşadığını görmek gerekir mutlaka.”
Gençlik yıllarımda Kırçıl’la tanışana kadar rahatsız etmezdi beni “Beslemek” ya da “Bakmak” sözcükleri. Belki tam olarak farkına varamamıştım. Bugün ondan bahsederken görev edinmişimdir kendime bunu açıklamayı.
“Siz yetişkin bir köpeğe bakmazsınız, bakamazsınız. Yaptığınız şey yalnızca paylaşmaktır. O size muhtaç değildir. Çıkıp gitmek söz konusu olduğunda emin olun ki sizden daha özgürdür.”
Kırçıl da özgürdü çıkıp gitmekte. Sarıdan turuncuya çalan tüyleriyle o “altın retriever”, sadece insanlarla değil diğer köpeklerle de iyi geçinirdi. Sakindi, sevmezdi ortalığı ayağa kaldırmayı. Kocaman dişlerini, gök gürültüsü gibi sesini kullandığında anlardım yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu. Hiç yanıltmadı ne beni ne de bir başkasını. Bir dostun hüznü ve sevinci nasıl hissedebileceğini, huzurun yatağında sere serpe çekilen bir uyku olduğunu ondan öğrendim. Sekiz yıl dile kolay. Yokluğunu lugatımdan çıkartacak bir ömür gibi…
Annemleri bin bir güçlükle dışarı yollayıp kız arkadaşımı evime davet ettiğimde, sadece o şahit olmuştu benim heyecanıma. Küçücük sepetinde meşhur tıkırtılı topuyla oynarken bize aldırış etmiyordu. Masum görünüşlü cadı beni terk ettiğinde ise yine Kırçıldı gözyaşlarıma şahit olan tek canlı. Arabayı kaçırmaya başladığımda suç ortağıydı, sigara paketlerimi sakladığımda ise bir numaralı ispiyoncuydu. Caddebostan sahilindeki yürüyüşlerimizde ise hoş tanışıklıkların vesilesiydi. Kendisini seven güzel kızlar yaklaştığı sırada durur ve en sevimli haline bürünürdü. Ağzı, burnu, kulakları, tüyleri birbirine geçtiğinde sevilmekten, göz ucuyla bakardı bana “beğendin mi” dercesine. Babamın terlikleri, annemin salon yastıkları ve benim gizlediğim herhangi bir eşyam en büyük eğlencesiydi. Kaçırılan parça evin tüm fertlerine önce bir gösterilir, sonra dörtnala koşularla herkes oyuna davet edilir, bütün odalar talan edilip pes ettiğimizde ise önümüze sakince bırakılırdı. Şimdi bile söylerim Kırçıl benden daha espriliydi. Eğlenmesini benden daha iyi bilirdi diye.
Anne olduktan sonra büyüdü Kırçıl tıpkı hemcinsleri insanlar gibi. Olgunlaştı, sorumluluk duygusunu geliştirdi. Doğumda kaybettiği iki yavrusundan biri için yas tuttu. Ne yemek yedi ne oynadı ne de neşelendi günlerce. Hiç unutmam evdeki o matem havasını. Bir aile ferdinin kaybının paylaşıldığı günleri. Kendisinin kopyası diğer yavrusuna sarıldı sonra. Bir anneannenin kızıyla birlikte torununa ilgi göstermesi gibi, annemle kendi sepetindeki yavrusuna baktılar, Şaşkını sütten kesene kadar. Hassastı her anne gibi küçük “şaşkın” söz konusu olduğunda. Kendisine gelince sorun yoktu ama aile fertleri dışındakiler dokunmazdı bebeğine.
Aradan yıllar geçti.
O kuru, kavurucu yaz günü, tam dört yıl önce bu gün. Son kahvaltımızı ettik dostumla. Öğle vakti şaşkını da alıp üçümüz oynadık. Hep Kırçıl kovaladı bizi. Onu seçmiştik nedense. Bilseydim o akşam simsiyah gözlerini göremeyeceğimi, bağırımdan, göğsümden uzak tutmazdım ayrılana kadar.
Akşama doğru bir aile görücüye geldi yazlığımızı. Misafiri seven yapımız sayesinde bilmiyorum kaçıncı çiftti onlar evimize gelen. Kırçıl’ı gören. Bilmem kaçıncı çocuktu Kırçıl’a ilgi gösteren. “Isırmaz değil mi” sorusu içten içten hep güldürürdü beni. Ama kimseyi yargılamamak, suçlamamak lazım geldiğini düşünerek açıklardım üşenmeden. Yine aynısını yaptım.
Evi gezdirirken yatak odası penceresinden onları gördüm. Nereden bulmuşsa 10 yaşındaki çocuk, eline bir sopa almış, kulübesinin içinde duran Kırçıl’a doğru savuruyordu. İçim rahat etmedi. İzin isteyip yanlarına gitmek için ayrıldım. Merdivenlerden inerken tek bir havlama sesi duydum. Adımlarımı hızlandırdım. Arka bahçeye ulaştığımda ise o ana şahit oldum. Gözlerinin arasına gelen o tek darbeyi. Kulübesinden çıkmamıştı. Belki o da beklemiyordu bir “yavru” dan böyle bir hareketi. Beynimden vurulmuşa döndüm. Koştum tüm gücümle. Yanına varana kadar geçen saniyeler yıl gibi geldi bana. İçimde hissediyordum çektiği acıyı. Gözlerime bakarken yattığı yerde neler dedi bilemiyorum.
“Neredeydin? Neden izin verdin?”
Belki de olgundu, sakindi ve beni teselli ediyordu hep olduğu gibi:
“Üzülme ben iyiyim”
Ben onun başucunda ne yapacağımı bilmez diz çökmüşken, yine bir anne çocuğu için kaygılıydı:
“İyi misin oğlum ısırdı mı?”
Dönüp şöyle bir baktım yüzüne. Hiç bir şey söylemedim, söyleyemedim. Kendimi toparlayıp en güzel dostumu, ailemden birini kucaklayıp arabaya atladım. Elini tutarken yol boyunca, dilim döndüğü kadar dua ettim, ona seslendim. Akşam olduğunda ise Kırçıl kapattı gözlerini o ameliyat masasında. Onu seven en yakın dostu ve veterinerinin karşısında.
Bugün dört yıl oldu en yakın dostumu kaybedeli. Evdeki satılık ilanı kalktı o günden sonra. En sevdiği oyun bahçesinde, en sevdiği oyuncağı tıkırtılı topuyla beraber yine şimdi. Yine kuru, kavurucu bir 4 Ağustos günü, bana mirası biricik kızı Şaşkın ve en eski dostu onun başındayız. Yalnız değiliz ama artık. Tanışamamış olsa da karım ve ilk yazını yaşayan kızım da yanımızda. Ona bakıyoruz ve onu anıyoruz hep birlikte.
Bu dünyada Sevmenin, sevilmenin ve paylaşmanın hiçbir fark ve engel tanımadığını bana öğrettiğin için, sana teşekkür ederim arkadaşım. Rahat uyu güzel uykunda. Evinde, ailenle…
- Hephaistos ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 894 defa okundu

Sibel Atasoy

Dostluk
Dostluk ve arkadaşlık illa "aynı cinsin türleri arasında gerçekleşmez" düşüncesinin güzel bir örneğini vermişsiniz Hephaistos. Aslında sevgi ve paylaşım insanlar dışında çok daha net ve dürüst yaşanabiliyor.. değil mi? Kediler , köpekler.. hatta bana 12 yıl arkadaşlık eden muhabbet kuşum Mercimek 'in dostluğu yeri geldi bir insandan daha fazla tat verdi. Ne kapris yaptı, ne sitem etti, ne hesap sordu.. sadece sevdi ve sevilmek istedi. Mercimek öldüğünde hiç bir aile ferdi ve hiç bir dostum onun boşluğunu dolduramamıştı.
Sizi çok iyi anladım ve bir solukta okudum hikaye ettiğiniz anınızı.Hayal gücü de güzeldir .. ama yaşanmışlıkları hikaye edince hele sizin gibi duru bir dille edince.. insan kendini o anılanların içinde buluveriyor. Paylaşımınız için teşekkürler.. yüreğinize sağlık :)
Teşekkür Ederim
Sevgili Canu;
Bu güzelliği tecrübe etmiş olmanız beni çok mutlu etti inanın:) Hayvan sevgisi olmayan kişilerde, insan sevgisinin de olamayacağını düşünmekteyim. Güzel dostlarımız sayesinde günümüzde artık unutulan sevgi ve saygının değerini anlayabiliyoruz. Bizden sonraki nesile bu sevgiyi aşılamak boynumuzun borcu olsa gerek.
Katkınız ve çok değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Sevgiyle kalın:)
Haklısınız
Ne kediler ne de köpeklerin sahibi olamazsınız. Onlarla dost, arkadaş veya yoldaş olursunuz. Veya sahibi olduğunu sanırsınız, bu hayvan sevgisinden daha çok sahiplenme isteğinden kaynaklanır.
Yazı çok güzeldi...
xenix
Teşekkürler
Tamamen katılıyorum yorumunuza sevgili xenix
Yeni yorum gönder