En kıymetli karanlık ürpertim yalnızlığımdır
“En kıymetli karanlık ürpertim, yalnızlığımdır.” Bu kasvetli acınası bir yol değil insan için , kendine ulaşmanın en gerçek izini içinde barındıran bir patika...
Pür sessizliğin içinde sadece zamansal olarak zihnimizi çalıştırabiliyoruz. Geçmişte gerçekleşen olaylar üzerinde bugünün değerlendirmelerini yapıyoruz. Zaman problemimiz tek yönlü işliyor : geçmişin tutsağı olarak yaşayan zihnimizin çırpınışları... Nicel anlardan bağımsız olarak zihnimizi zorlamak yalnızlığın gücünü , insan potansiyelimizi bize gösteriyor.
Yalnızlık bir yanılsama halinde gerçeği gösteriyor bize : aciz dünyamızın zavallı kurgusu... Oysa bu yanılsama ve acizlik ne yalnızlığın ne de dünyanın nesnel sorunu :
“Kimsesizdim , kördüm...
Dilim başkalarının sözlerini ben olarak fısıldamıştı sana...
Bilmiyordum , öğretilmemiş hiçbir şeyi
Korkularım tutsak etti beni.
Yemin olsun görmedim başka türlüsünü insan soyunda...
Gerçeğe ulaşmak maddi bir çözümleme değil ve yöntemleri bilinen dünyanın prensipleri ile işlemez. “Ortalama insana odaklı ekonomik yapılarımız , sosyal ve psikolojik açıdan ortalama insanı beslemeli ki kırılgan devinimi devam edebilsin.” Bu anlamda gerçeğe ulaşmak kitlesel bir aydınlanma ile mümkün olmayacaktır. Toplumlar bu noktada neden bahsedildiğini bile anlayamazlar.
“An ve an dillendirdiğiniz yaşantınız...
Ve onun kurgusunu nasıl yaptınız düşleriniz olmaksızın...”
Karamsarlığımız sürekli gördüğümüz bir düş , kendimizi alamıyoruz , kaçamıyoruz ve aslında o olmadan nasıl yaşanır bilemiyoruz. Kendi içinde büyüyen sıkıntı , bir kara delik... Devinimi tüm düşünce ufkumuzu kaplamış , öğrenilmiş buhranlarımızı nesilden nesle bu şekilde aktarıyoruz. Yeni bir şey yok görüldüğü üzere yaratımdan yana. Hepsi kendi karamsar zihin alanımızda daha oluşmadan sindirilmiş.
“ ...Sahnedeyim,
Bilmem bu kaçıncı oyun,
Bu kaçıncı perde...
Bağırıyorum son sahnede dönüp seyirciye:
Ben mi varım siz mi yoksunuz diye...
Kahkahaları cevabım oluyor her seferinde.”
- zahiri ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 621 defa okundu

Sibel Atasoy

içsel konuşmalar
“En kıymetli karanlık ürpertim, yalnızlığımdır.” Bu kasvetli acınası bir yol değil insan için , kendine ulaşmanın en gerçek izini içinde barındıran bir patika...
çok güzel ifade etmişsiniz yine..
..Zaman problemimiz tek yönlü işliyor : geçmişin tutsağı olarak yaşayan zihnimizin çırpınışları...
Tabii burada kendimizle yaptığımız içsel konuşmaların niteliği de önemli, öyle değil mi? Yani sözünü etmiş olduğunuz olumsuzluk zihnimize de sirayet ettiyse, yani bir annenin çocuğunu sürekli azarlaması gibi, zihnimizde kendimizi azarlıyorsak bu yanlızlık bizi nereye götürebilir ki?
Sevgiyle
Yakaladığınız nokta için teşekkürler
Öncelikle teşekkürler giriş cümlesinde anlatmak istediğim büyüyü beğendiğiniz için.
İkinci olarak zaman problemimiz tek yönlü işliyor demekle insanlığın içinde bulunduğu karamsarlığa değinmeye çalışmıştım. Geçmişten gelen öğrenilmiş karamsarlık.
Son olarak yalnızlık durumu çok hassas ve yazımda bu hassaslığı ifade etmeye çalıştım. Sizi patolojik olarak şizofreniye ya da daha ılımlı bir ifadeyle depresyona götürebilir ancak yazımdaki bakışta dünyanın karamsarlığını ve öğrenilmiş olumsuz bakış açısını yok etmenin tek yolunun içe dönüş olduğunu göreceli olarak ifade ettim.
Yeni yorum gönder