iki yazar iki deÄŸini

İKİ YAZI İKİ DEĞİNİ
Prof. dr. Şahin Uçarın Tarih FELSEFESİ dikatte deger bir kitap,Şahin UÇAR;Türkiyede şimdiye kadar bir tarih felsefesinin olmamasından şikayet ederek ,kendinin özgün bir tarih felsefesi kurdugunu iddia ediyor....
Bilgi edinme yollarını zamani ve mekani iki bölüme ayırarak,sayıları 20 yi geçmeyen tüm dahilerin zamani bilimler denilen mücerret ilimlerlerle,vasat olan ve sayıları kabarık olan diger bilim adamlarınında mekani olan somut bilimlerle ugraştını iddia ediyor....
izafiyet teorisinden hareket eden UÇAR,her bir tarihi dönemin biricikliginden ,kronolojik tarih sıralamalarının yanlışlığından bahsediyor....
Zamanın mekani olarak değil, ancak şuur derecesi olarak tarif edilebilecegini ,ancak zaman ve mekanı tarih felsefesinde birlikte degerlendirmenin zaruretinden bahsediyor...
sufizmin içe bakış ve irfan ögretisinden hareket ederekThore- Tolstoy-Gandhi gibi hıristiyan anarşist ve pasif direnişcilerden bir sentez hali getirerek milli ve evrensel kurtuluşun reçetelerini sunmak istiyor...
dünya düzenine; bu baglamda bir demokratik -onurlu ancak bireysel -deha ve mistik ahlaka dayanarak bir yeni çözüm ortaya koymak bana zor gibi geliyor...
ikinci yazı, Nathon Coombsa ait;MARKS VE ALLAH ARASINDA ALİ ŞERİATİ....
İştiraki sitesinden yayınlanıyor....
içerigi çok kuvvetli bir yazı....
ancak ben başlık üzerinde istifam geçirdim....
Şeriatiyi ,Şahin Uçarın deyimiyle ,zamani başat kılarak mekani olarak okumak gerekir...
bir kere Şeriatinin tanrı yorumu;panteist-deist-teist-tanrı anlayışlarından son derece farklı ,insana son derece yakın ,sonsuz oluşu ihata eden bir tanrıdır....
Ertugrul Cesurun,Ali Şeriati ve İslamcılık kitabı bu anlamda faydalı olabilir....
Ali Şeriati;hayat sürecindeki tüm ekolleri eleştirel açıdan degerlendirek,tarihte tanrılıgın açılımını insanda görür...
insan tanrıya degin bir hareket ve dönüşümdedir...
marksın hareket ettigi referansları tek tek ele geçirerek tanrılıgın açılımı içinde buluşturmak ister...
aynı şeyi halk-millet-evrensellik içinde yapar....
Ali Şeriatinin hareket noktası -situation humain_insanı durumdur...
Bu konuyu iyi anlamanızı salık veririm.....
insani durum;iradi ve gayri iradi faktörlerin etkisiyle,zamanın ve mekanın içinin doldurulması ve anlamlandırılarak,eylem bütünlüğü çerçevesinde ortaya çıkar....
ancak tabiatta ve tarihte insanın neligi ve öznelligi dikkate alınmazsa ,insanı durumdan bahsedilebilirmi?
bu durumda,insan hayvan arasında bir mahiyet farkından söz edilemez....
bilimin verileri ise antropolojiden,tarihe,siyasete,şiire,edebiyata ,kutsal kitaplara kadar insanın mahiyet farkını ortaya koyar....
kavramsal yapıların ve hayat sürecinin tüm uçlar arasında görünüşte farklılıgı zamani-şuuri degil mekani bir tasniftir....
sözgelimi,haçlı savaşları,1.dünya savaşı,rus ve iran devrimi ;kendi özel şartları olarak mekani,tanrısal açılımın ve insanbilimin sonuçları itibariyle zamani-şuuri olarak olarak degerlendirilmesi gerekli hadiselerdir...
zamanda öz olarak kopma yoktur ,ancak dünyevi olgular mekana baglı oldugundan ,ve sosyal hadiselerin karmaşıklığı her çag ve dönemin bir dil yüklenmesine sebebiyet verir....
stuation humain_de zaman ve mekan ile tanrı-insan birlikteliği temel belirleyicidir....
bu durumda marksizm-halkçılık-millilik ve evrenselligin kurdugu dil irdelenerek ,açıklanan baglamlarda kurulmayı gerektirmektedir...
esasında şahin uçar ;tarih felsefesi ,ali şeriatide insan bilim alanında bunu yapmak istemektedirler....
şimdi işin esas noktasına geldik; muhammed ikbal şu sözü ısrarla vurgular;zaman Allahtandır ve açılımıdır....
şahin uçar tarih felsefesinde;asıl konunun Ademe isimlerin ögretilmesi ve mahiyeti kavramlaştırma özelliginin olduğunun altını çizerken şeriati ;detaylı açıklamalar sunar....

Senin oyun: None

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Sevgili Ali,Tarihte

Sevgili Ali,

Tarihte insanın neliğine, DİALEKTİK deriz. Tarihin arka kapılarında; insanın bu tarihsel yolculuğunda hangi tanrılar ile karşılaştığı, nelere taptığı, tapmaya ne zaman başladığı, insanın bir zamanlar ne olduğunun özgürce ve bilinçli olarak sorgulanmasına dialektik diyebiliriz. Dialektik, değişmezler içermez. Tam tersine değişmezlere(dogmalara) şüphe ile bakarak insanın kendi gerçeğini bulmaya çalışır. Dialektik, bir insanın özgürce kendini savunmasının ve haklarını aramasının en HUMANİST yoludur. Açık söyleyeyim, marksist olan Şeriati'nin bu yolu başka terimlerle açıklamaya çalışması bana biraz komik geldi.

Situation des humains : Asırlar önce dile getirilmiştir. Rönesans ve reformla birlikte DİN dogmasının baskıcı yaptırımları, din adamlarının keyfiyeti engellenmiş ve avrupada din önceliğini kaybetmiştir. Ön plana insan getirilmiş, felsefeciler din ve insan sorgulamasına başlamışlardır. Felsefe tarihi bu arayışın izleriyle doludur. Şeriati'nin buradaki çabası takdire şayan; Bilinçsiz dindarları, din dogmasından soyutlamaya çalışıyor.

Ve İNSAN olan İNSAN kendi yapısını kendi kurar. Bunu yapmak için ne tanrıya ne dinlere ne de öğütlere ihtiyacı vardır. Yaratıcının varlığı ve yokluğu İNSAN için hayati önem arzetmez. İnsan kendi arayış yolculuğunda bulduklarıyla yetinecek ve "Tanrı" konusunda özgür olmayı dileyecektir. Sorgulanan "İNANÇ" değildir, inanca götüren yollardır.
Ölümden sonrasını kesin olarak bilmediğimiz gerçeğinden yola çıkarak, ya sonsuz istirahata ya da cennet benzeri yerlere gideceğimizi varsayabiliriz. Her iki sonuç ölümdür. Ve aslında bizler ölmek istemeyiz. Arayışın en önemli noktası olan ölüm gerçeği ve sonrası için en geçerli yapı her bireyin özgürce inanmasının yolunu kesmemekten başka birşey değildir. Asıl insanlık burada başlamalıdır. (İran gerçeği)

oikos

ali şeriatiyi herhangi bir kampa yerleştirmek mümkün değildir....
islam-kuran-marksizm-aydınlanma yorumları kendine özgüdür
irfan-varoluşculuk-sosyalizmi yeniden değerlendirdigini kendi kitaplarında yazar...
insan ve tanrı anlatımları;ilkel insandan,marksizme,dinlere,psikolojiye,sosyolojiye,postmodernizme dair,zaman ve mekan incelemelerini gerektirir...
marksizme atıfları oldugu kadar,faşizme,kapitalizme,nihilizme dair kendi perspektifi içinde yorumları vardır...
islam bilim kitabı nı marksizme yakın bulanlar oldugu gibi
öze dönüş kitabınıda kültürel milliyetçilikle degerlendirenler olmuştur...
hubut ve yalnızlık sözlerinide dinci anarşizmle degerlendirenler olmuştur...
hepsi hem haklı hem haksızdır...
çünkü şeriati,sahasında tektir...
birde degiÅŸim konusu var;
ülkemizde ve dünyada belli başlı gelenekler var....
millici-dindar-sosyalist v.s
bunlar kaba hatlarıyla belli geleneklere baglı...
yeniden kurma-recontrucsion dehayla birlikte samimiyette gerektiriyor....
mesala marksizmin tarihsel sınıflar şematiği var....
bu şematige hem içerden hem dışardan bakmak ,üstün bir bilinçle beraber mutlak bir fikir namusuda gerektiriyor...
birde tanrı deyince biz ne anlıyoruz?
burda geleneksel dogmalar bize yol gösteriyor....
ehemmiyetli meselede ÅŸu,
baba-oğul-kutsal ruh üçlemesi marks üzerinde etkilidirve ali şeriatinin yaptıgını farklı bir varyantla,diyalektik ve tarihsel materyalizm üzerine teslisi yeniden yapılandırmıştır,ancak ateizmi referans aldığını iddia etmiştir....
ateizm nedir;maddenin iradesini kabul eden teori...
marks kaba tahlillerle yorumlanamayacak derecede bir insani-tanrısal irade teşekkülünü içinde barındırır...
bu baglamda hegel-marks ve weber -marks sentezi ile Ali duruÅŸunu iyi incelemenizi tavsiye ederim...

birlik

sorun tam anlaşılmadı....
problem nesnel durum konusudur...
hukukta konu; toplumsal adalet yaptırımı
ekonomide;iktisadi adaletin tevzii
siyasette;adil yönetim ve halk tesanüdü
felsefede;gerçek nedir
fen bilimlerinde;evrensel-tabii canlı ve insan dünyası arasındaki ilişki-bütünlük ve ayrıklıgın irdelenerek,muvazenin incelenmesi ve gerekliliği
velhasılı evrende-dogada-tarihte-ki ilişkiler adalet mevzusunu ortaya koyuyor...
adalet;evreni ayakta tutan tüm ilişki agından sonra fikir ve duygu olarak bilinç ve etik tavır olarak insanda felsefileşiyor...
yaşam tarzı konusunda yol gösteriyor...
ancak insan planındaki siyasi-etik -hukuki -ekonomik adalet degerlendirmesi ortaya konan kavrama yüklenen anlam ve halk nezdindeki kabulu ile ortaya çıkıyor..
adaleti arama dürtü ve eylemi tüm evreni kuşatıyor...
insan tabiattaki çelişkileri ,bilim planında tanıyıp bir sistematik kurarken ,hayvan salt güdüleriyle tüm zamanlar üzerine bir bilim ve etik felsefesi geliştiremiyor....
diğer canlılarda ise tam bir determinizm hakim.....
demekki;adalet fikri ve felsefesi evrendeki sirkülasyonu tanıma neticesinde insani zaruret olarak ortaya çıkıyor...
ideoloji-inanç-siyaset-etik-din-ekonomi anlayışlarına yüklenen hıyararşik ve efendi köle ahlakına dayalı adalet tüm evrensel dökümanlara dayanmadıgı,bir guruba-sınıfa-mezhep ve ırka dayandırıldıg için adalet felsefesi bakılan planda oluşturuluyor...
ben burada;hegelist-marksist bakış derken,idealizm-materyalizm ayrımına son vererek;bilinç ve madde anlayışlarındaki bu kopukluğa evrensel sirkülasyon açısından değinerek işin kolaycı-basitçi irdelenmesine tavır alıyorum...
çünkü adalet;evreni,toplumu-tarihi-insanı saran çeşitliliklerin ve hıyerarşinin,ancak insan planında aşılacağını iddia ediyorum...
ki;aristodan;sosyal demokrasiye değin sorun insan degerlendirmeleri planındadır...
nesnel plandaki oluşumlar;birey ve toplumların adalet anlayışlarının göstergeleridir...
salt idelizm ve salt materyalizm cereyanlarının öncü ve müntesipleri adaleti aradıklarını iddia ederler....
ancak;yukarıda söylediğimiz gibi kesitsel mutlaklık içinde hareket ederler....
yada;bulunulan dönem ve yerin kesitsel argumanları zaman ve mekan anlayışlarını doldurur....
insan tanımlamaları böylece ortaya çıkar...
insan konuşan bir hayvandır...
düşünen-sosyal-alet üreten hayvandır gibi
temel bir boyut üretilir...
tarih böylece biçimlenir...
halbuki;bilgi-irade-eylem ve aşk içiçedirve eşit agırlıktadır....
yeni platonculuk ve tasavvuf gibi ekollerde aşk hareker ettirici faktörken aristodan ,marksa kadar bilimsel tasnif ile akıl başat kılınmıştır...
halbuki iki görüşte insanı anlamak için eksiktir...
hem aşk hem akıl evreni ve insanı tanımlamak için en dogru yoldur...
dikkat edin;sartreci varouÅŸculuk
nietzhceci nihilizm
marksist marksizm 4 yokluÄŸa birer tepkidir...
faşizm ve kapitalizm ise kinlerini;ırkçılık ve sermayecilik ile almaya çalışırlar....
ancak;kötülüğü algılama gibi iyiligi algılama de insandogasında vardır...
buda tarihte vardır....
bu durum insanlık düşüncesi ile anlaşılabilir...
insan her ÅŸey olabilir...
tüm bunlardan sonra ;temel mevzu,YABANCILAŞMA dır...
insanın evrendeki farklı konumu tüm bilim dünyasının konusudur...
evrimsel tekamülün nihayeti olan insanı,bilinçsel farklılığı üstün kılmaktadır...
ancak,bilinç etik ile bilinç olabilir....
buda tüm tarihin konusudur...
sorumlu bir bilinçle insan tüm tarihi,amaçlı bir birliktelikle ,özgürlük yasası içinde inşa edebilir...
her maddi tutum ve gösterge aynı zamanda iç durumunda bir göstergesidir....
dikkat edin;evrende hedefsiz ve amaçsız varlık yoktur...
suyun-havanın-topragın-bitkinin-hayvanında kendi içinde bir amacı vardır...
onun varlığı ve işleyişi onun hedefidir...
bünyesi doğrültusundadır...
insanda bir hedef sahibidir..
ancak dogadan farklı olduğu için doğadan farklı bir hedefe sahiptir...
o,yabancılığını bilerek özünü sistematik içinde oluşturabilir...
insanın herhangi bir organ ve oluşuna hedefsizlik istinad edilebilirmi?
yabancılaşma,evrendeki içkin amaçları 4 eksenli tanımama sonucu oluşur....
bilgi-irade-eylem ve aşktan biri yoktur..yabancılaşma başlar...
dikkat edin evrendeki,her bir varlığı hedefsiz addedersek;ya saldırı yada geri çekilme olarak yorumlarız....
halbuki;tüm bilimler öyle demiyor...
sanat
bilim
felsefe
din
edebiyat
tarih
hukuk
psikoloji
sosyoloji
verileri insanın özgünlüğüne işaret ediyor....

Ali

Adaleti yurttaşlardan değil ancak yönetimden talep edebilirsin, sonuçları politiktir ve felsefeyle en ufak ilgisi yoktur. Yararcı insanoğlunun hayatı düzenlemek gayretinde HUKUK ön plana çıkar ve herşey buna göre düzenlenir. Hukuk'un nasıl işleyeceği sorusu insana kalır.

Din öngörümlü bir sistemi buraya koyduğun an insanla yüzleşmek zorunda kalırsın. Elbette her birey yönetimden ve yaşamdan adalet talep etmelidir. Fakat talepler çok farklıdır ve adaleti tesis edecekler için herzamanki veriler devreye girecektir; Ve bireylerin hakettikleri sistemle yönetilmesi kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıkacaktır. İstediğin kadar ben özgürüm diye bağır...

Üstelik XX yy.başlarından itibaren, artık Marx değil psikanalitik felsefe revaçta; "Erich Fromm - Psikanaliz ve Din", "Ateşin Tin Çözümlemesi, Gaston Bachelard(Ateşin psikanalizi)","Gene Gaston'dan Yeni Bilimsel Tin" gibi insanın psikolojik yapısı ve felsefe, birlikte ele alınmaya başlanmıştır. İslam ve psikanaliz gibi aynı tür çalışmalar ülkemiz insanları tarafından da yapılmaktadır.

Haluk Sunat'ın "SPİNOZA ve PSİKANALİZ ve HAYAT" isimli yapıtını PDF olarak okuyabilirsiniz:

"http://haluksunat.files.wordpress.com/2009/09/spinoza-ve-psikanaliz-ve-hayat-blog.pdf"

adalet

ben tümüyle nesnel durum ve sürecin ögeleri nden ve aralarındaki korelasyondan bahsettim...
ancak insan toplumları,ve çeşitli güç veya kesimleröncelikli olarak ne tür bir yönetimi işleteceklerine karar verirler...
tabidirki bu devlet organında hukuki olarak icra edilir...
ancak bunu ideolojik altyapı belirler...
adalet istenci,dini veya dindışı her toplumun istencidir..
ister hıristiyan-islam veya sosyalist-demokratik olsun kesimlerarası adaletistenci hem bireylerin toplumların istemi,hemde ona göre oluşan devletin istemidir...
fiziki adalet istemi,sosyal adalet istemi,ekonomik adalet istemi toplum kesimlerinde birbirini tamamlayarak yasallaşır...
faşizm halkların bu yapısını milli totaliterlik ile birleştirerek,yeknasak bütünlük saglar...
sosyalizm,sınıfsal katmanları yok ederek tek bir çizgi halinde toplar..
dinler;allahın adaletini öne çıkarır...
kapitalizm;ekonomik güvencelerle kesimler arası adaleti saglar...
düşünsel altyapı,devlette kanunlaşır...
tek-tek bireylerden devlete kadar süreci kapsar...
modernizm sonrası argumanlar;modernizmin tekçi ögretisine karşı ,insanı ve kültürleri çoklaştırarak ama kapitalizm içinde argumanlar kurmuşlardır...
yine bu evren-tarih-toplum ve tanrının ikili yapısı nedeniyledir...
adalet aynı zamanda özgürlük istencidir...
postmodern teorisyenler,hippiciliğe,cinsel özgürlüğe,sanatta nihilizme,irrasyonalizme varan ,ancak insanların özgürlük ve adalet yönlerinin bu olduğunu vurgulayarak,bütünlük ve mutluluğu bu şekilde kuracaklarını iddia etmişlerdir...
bilinçli bir çok sesliliğe işaret etmişlerdir...
her dine ve ideolojiye göre adaletin değişmesi,o insanların seçimi ve mutluluk algılayışlarıyla ilgilidir...
hint kast sistemi,sınıflararası yogun ayrıcalıklara dayanır...
hak dinlerle bu kaldırılmaya çalışılmıştır...
ancak katolik anlayışının ruhban baskısı ,baskıya direnen dogmatizme karşı çıkan aydınları dogurmuş,bu aydınlar doga ile parelel bir insanlık adaleti fikri geliştirmişlerdir...
kant-hegel yine adalet ve özgürlügü aramışlardır...
faşizm adalet fikrini ırka sokmuştur...
bunun temelleri hegel gibi aydınlara dayanır..nietzchede bile kökleri vardır...
1.2.dünya savaşları bu nedenlerle dogmuştur...adalet kendi ırkının ve milletinin çıkarları ve evrensel hegomonya için alet edilince ,çatışmalar dogmuştur...
yani adalet;evrenin-tarihin-tanrının ve insanın düal yapısından kaynaklanır...
ancak düalite arasında ahenk olmazsa çatışmalar doğar...
adalet anlayışındaki farklılaşmalar buradan doğar...
determinist ilişkilerde adalet anlayışını belirler..
burada adaletten kastım;hukukun-bireyin-iktisadın v.s toplumlardaki iç dizaynı ve diger toplumlara sirayetidir...
diyorizki hitlerin adalet anlayışı;tüm yaşam ve tavırları
marksın adalet anlayışı ,keza
titonun adalet anlayışı
hasan sabbahın,alinin adalet anlayışı,v.s...
evrensel damıtılma sonucu peydah olurlar...
tüm insan eylemlerimi kapsar...
tabi insan dışındaki canlılığınd a adalet anlayışı vardır...
yani determinizme dayalı tekrarlar...
ama adalet felsefesi insana mahsustur...
halk arasında ,yılanın adaleti,aslanın adaleti,köpeğin adaleti mecazide olsa onlarında bir muhakeme ve tartıları olduğunu gösterir...
adalet,bünyenin tartı-muhakeme ve eylemidir...
bireyden baÅŸlar...
degişik görünüşler altında perdelenir...
uygulamada farklılışlarak devlette ortaya çıkar....
toplumdan topluma farklılık göstermesi
ortak özün kuvvetlerinin sağa-sola yalpalaması nedenliyledir...
adalet evrensel bir yasadır yasadır ama
faÅŸist adalet
sosyalist adalet
demokratik adalet
devrimci adalet
diye toplumların rengine göre degişir...
yasallıktan önce muvazene zaruretiyle ilgili zihni aksiyomatik bir kuuvvedir ve fiile çıkar...
toplumun çehresine bürünür ve yasallaşır...
bize zıt gibi görünsede,evrendeki her birim zıtlıklar halinde adaleti icra ederler...
insan bu zıtlıkların özüne inerek ahenk halinde bir sistem kurar...
yani adalet,maddi ve manevi denge halidir..
tüm evrendeki muvazeneyle ilgilidir...
ancak felsefe olarak her birey ve insanın bilerek veye bilmeyerek bir adalet felsefesi vardır...
yani;insan mutlak surette adalet duygu ve eylemine gereksinim duyar
çelişkileri ancak aşabilir...
adaletin girmedigi alan yoktur..
ancak dediğim gibi nesnel süreçi inceleyerek ,karşılaştırarak adalet mevhumunun gerçek çehresini yakalayabiliriz...
her insani kavram gibi...

konusmak

agizdan cikan söz silahtan cikan mermiye benzer... bazen öldürür,(kapkunka)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş