Affetmek-Affedilmek
İnsan kendi geleceğinin tasarımcısıdır. Ama kimse bilmek anlamak istemez. Bunun sorumluluğunu kader denen terimin üzerine atarlar. Çünkü yönlendirilmek, sorumluluğunu birilerinin üstlenmesi ya da birinin üzerine atmak daha koyla gelmiştir. Oysa yaşadığımız her şeyden bizzat biz, kendimiz sorumluyuz. Yaşantılarımız geçmişteki aklımızdan geçirdiklerimizdir. Bir nevi dileklerimizin yerine gelmesidir. Bir söz vardır ya “dileklerinize dikkat edin, gerçekleşebilir”
Bu yaşantılarımızın tasarımlarını geçmişte yaptığımız için “suç” diye nitelendirilen davranışların sorumlusu da biziz. Bunu için de başkalarından af dilemek yerine insan önce kendisini affetmeli ve bunun kader olmadığını kendine itiraf etmelidir.
Ölüm döşeğindeki bir insan her zaman kötülük yaptığı kişinin kendisini affettiğini duymak ister. Oysa kendini affetmesi gerektiği hiç aklına gelmez. (Affedilen de, affeden de asılında aynı kişidir. Ama aynı kişi olduklarını hiçbir zaman bilmediler.)
Aynı durum affetmesi beklenen kişi için de duygusal bağlamda farklı değildir. Çünkü Haksızlığa, kötülüğe uğradığını düşünen kişi de öfke içinde olduğundan bu duygu ona da farklı bir şekilde zarar verecektir. Bu zarardan ve öfkeden kurtulmanın tek yolu o kişiyi sakin ve bir gözlemci olarak affetmektir. Affetmek çağın en büyük ilacı. Çünkü bütün hastalıkların kaynağı öfke ve üzüntüdür.
Affedilmeyi bekleyen kişiyi de zaman ilerledikçe onu da pişmanlık içten içe kemirecek, çökertecektir. Oysa hiçbir olayı husumetle dönüştürmeden nötrleştirmek için sadece gerekli olan şey yaptıklarının sorumluluğun üstlenmek ve affetmektir. Çünkü affetmek affedilmekle eşdeğerdir.
Ama bu demek değildir, her defasında yap sonra kendini affet. Bir kez sorumluluğu öğrendiğinde ve üstlendiğinde zaten bunu yapmak mümkün değildir. Çünkü insanın doğal hali gözlemci huşu halidir. Kötülük yapmak ciddi efor gerektirir.
Yaptıkları davranışları “kader”e bağlayan insanoğlu, tüm davranışlarının önceden belirlenen “kader çizgisi”nde yer aldığına inanır. Böylelikle yaptığı davranışların sorumluluğundan kendini sıyırdığını düşünür. Ve meydana gelen davranışların ödülü ya da cezası cennet ya da cehennem olarak belirlenir. Oysa “yaradan her şeyi önceden biliyorsa neden yaşamadan cennete ya da cehenneme yollamıyor” diye bir soru ortaya çıkar. Bunun cevabı da “belki iyi yolu seçeriz” ya da “bakalım kötü yolu tercih edecek mi?” sınandığını anlatmak için bir savunma cevabı verebilir. “ “oysa hangi yolu seçeceğimiz kader çizgisinde yazmıyor mu” diye bu paradoks böyle dönüp durur.
İnsanın kurtuluşu kendisinde olmakla beraber, cennet de cehennem de burada. Hangisini seçeceğimiz tamamen bizle alakalıdır.
- rinda ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1265 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder