Bronzlaşma: Neden bronzlaşmak isteriz? Bronzlaşma iyi midir, kötü müdür?
Yaz ayları geldiğinde hepimiz tatile çıkıp bronzlaşma, tenimizi karartma sevdasına düşeriz. Özellikle bayanlar tenlerini alabildiğine bronzlaştırma derdine düşerler. Herkes tatilde ne kadar bronzlaştığı ile ilgili etrafına caka satar. Ne kadar bronzlştıysanız o kadar uzun tatil yapmışsınız demektir! Ve bazıları övünür bununla.
Oysa Çinde ve Osmanlı zamanında kadınlar daha çok Güneşten korunmaya ve beyaz tenli kalmaya çalışıyorlar-dı ve Güneşten korunmak için şemsiye kullanıyorlar-dı.
Çinde kadınlar için beyaz tenli olmak daha makbul ve bu yüzden Güneşde yanmaktan sakınıyorlar ve şemsiye kullanıyorlar.
Osmanlı zamanında da Türk kadınları güneşten korunmak için şemsiye kullanıyorlardı ve beyaz tenlilerdi.
Peki neden bronzlaşma? Ne zaman çıktı bu adet? Sağlık açısından yarar ve zararları nelerdir?
Brozlaşan kadın mı daha güzeldir yoksa beyaz tenli mi?
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 8700 defa okundu

Sibel Atasoy

Çinli kadının güzellik
Çinli kadının güzellik sırrı beyaz şemsiye
ÇİN'DE kadınlar şemsiyesiz dışarı çıkmıyor. Bunda ilk akla gelen etken sık sık yağan yağmurlar gibi görünse de işin arka planında, kadınların "beyaz" kalma isteği yatıyor. Çin'de, tüm dünyanın aksine bronzlaşmaktan çok beyaz kalmak moda. Ve Çinli kadınların güzellik sırrı beyaz kalan ciltleri. Şemsiyesi olmayanlar ise hiç olmazsa bir apka takmadan sokağa çıkmıyor. Çin'de kadınlar zerafetleri ve ağırbaşlı tavırlarıyla dikkat çekiyor. Çinli kadınlar, gündüz hiç makyaj yapmıyor. Çünkü gündüz makyaj yapmak burada saygısızlık olarak nitelendiriliyor.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Şemsiye adı adı üstünde
Şemsiye adı adı üstünde Arapça şems-güneş sözcüğünden geliyor ve güneşlik anlamına geliyor. Başlarda güneşlik olarak kullanılan bu aksesuar daha sonra 'yağmurluk' olarak kullanılmaya başlamış.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Beyazın da beyazı
Beyazın da beyazı vardır...
Yaz güneşi yüzünü gösterir göstermez, Batı toplumu güneşin altına serilip esmerleşmek için ışınlardan mümkün olduğu kadar nasiplenmeye çalışırken, Çinliler de şemsiyeleri açıyor... Yağmur damlalarının bile düşmeye üşendiği yaz sıcaklarında, teninizi güneş ışınlarına doyurup bronzlaşarak "güzelleşmek" varken, bu şemsiyeler de nereden açıldı diyeceksiniz... Aslında şöyle bir kelime kökenine baktığınızda "şemsiye", Arapça "şems" yani güneş kelimesinden geliyor. Küçük bir etimoloji turu yaparsak, İngilizce'ye 17. yüzyılda İtalyanca'dan girmiş olan "umbrella", Latince "ombra"dan, yani "gölge" kelimesinden türemiş. Dört mevsim yağmur memleketi olan İngiltere'de de şemsiye, ilginç bir tezat olarak, güneş altında bir parça "gölge" için açılıyor aslında... Bir örnek de "yağmur"culardan verelim: Fransızlar ise, şemsiyeyi "parapluie" olarak, yani "yağmura karşı" açıyor.
Çin'de şemsiyeye ne dediklerini sona saklayarak, tekrar Çin'e ve güneş şemsiyelerine dönelim isterseniz... Tabii ki Çinliler de, yalnızca güneşli günlerde değil, yağmurlu günlerde de şemsiye kullanıyor. Ancak güneşli günlerde, özellikle Çinli genç kızların ellerinden şemsiye düşmemesinin nedeni, bir güzellik ölçütü olan ten beyazlığını korumak... Evet, tenin kar gibi ya da pamuk gibi bembeyaz olması, Çinli kadınlar için en önde gelen ve en çok önem verdikleri güzellik ölçütlerinden biri... Dolayısıyla rengârenk, biçim biçim, fırfırlı, dantelli, allı pullu şemsiyelere bir de neredeyse omuzlara kadar çekilen eldivenler, açık ayakkabıların içine giyilen ince çoraplar, yüzünüzü tülüyle örtebileceğiniz o eski moda şapkalar eşlik ediyor. Ancak, bunlardan çok daha önemli bir sektör daha var: beyazlatıcı kremler! Marketlerde, mağazalarda, alışveriş merkezlerinde kozmetik reyonlarına şöyle bir göz attığınız zaman, cilde ilişkin hemen hemen bütün ürünlerin "beyazlatıcı" özellik taşıdığı dikkatinizi çekiyor. Dünyaca ünlü kozmetik markaları da, Çin piyasası için özel olarak "beyazlatıcı özellik" taşıyan ürünler geliştiriyor. Başta televizyon olmak üzere, her yandan tüm araçları kullanan "beyazlatıcı reklamlar" da cabası...
Tabii ki birçok beğeni de bu ölçüte göre şekilleniyor. Örneğin, bir ayakkabı denerken, satıcı size şöyle bir tavsiyede bulunabiliyor: "Bu, ayaklarınızın beyazlığını daha iyi ortaya çıkardı, bence bunu alın..."
Bu kremler ne kadar etkili bilemiyorum ama, güzellik ölçütü beyazlık olunca, sokakta, çarşıda, pazarda rastladığınız kadınların çoğu da, ya beyaz ya da gerek pudrayla, gerek başka yöntemlerle "beyazlatılmış" oluyor. Bizde olsa, "ne var, ne oldu, hasta mısın, betin benzin atmış" diye halinden endişe edilecek genç kızlar, biraz abartırsak pandomimci gibi bembeyaz yüzlerinin verdiği gururla, gayet "sağlıklı" bir biçimde dolaşıyor.
Çin kültüründe renklerle ilgili küçük bir araştırma yaptığımız zaman, beyaz karşımıza yas rengi olarak çıkıyor. Yaşlılığın simgesi, sonbaharın rengi olan beyaz, Batı'nın aksine, geleneksel gelinlik rengi de değil. Geleneksel düğünlerde gelinler, tahmin edebileceğiniz gibi kırmızı giyiniyor. Çin'in dört ünlü aşk hikâyesinden biri olan Kelebek Aşıklar'da, birbirini çok seven genç kız ve delikanlının toplumsal çelişkilerden dolayı birbirlerine yar edilmemesi, delikanlının ölümüyle sonuçlanır. Üst düzey bir yetkilinin oğluyla evlendirilen kızı taşıyan gelin alayı, oğlanın mezarının yanından geçerken, kız gelin arabasından fırlar, üzerindeki kırmızı gelinliği parçalayıp atarak sevdiğinin mezarına doğru koşmaya başlar. Gelinliğin altından, yas rengi beyaz bir elbise çıkar... Mezara kapaklandığındaysa, iki aşık kelebeğe dönüşerek göğe kanat çırpar...
Beyazın yas rengi olması, "su" adı verilen beyazlatılmamış bir çuval bezinden kaynaklanıyor. Çünkü matem giysileri bu kumaştan yapılıyor ve aslında rengi beyazdan çok kahverengimsi...
Bir başka örnek ise, Pekin Operası masklarıdır. Binbir çeşit şekilde boyanan yüzlerde, renklerin anlam ve çağrışımları, temsil ettikleri karakter özellikleri ve tipler, Batı kültüründen çok farklı. Örneğin beyaz yüzlü oyuncular, tam olarak kötü olmasalar da, kurnaz, hilekâr ve hain rollerin oyuncuları...
Programımızın sonuna gelirken unutmadan, Çinliler'in şemsiye için, "san" kelimesini kullandığını söyleyelim. Ayrıca, güneş-yağmur rekabetine son derece pratik bir çözüm getirerek, birine "yu san", yani yağmur şemsiyesi, diğerine de "taiyan san" yani güneş şemsiyesi diyorlar... Üstelik, bu iki tür şemsiyeyi de birbirinden ayırt edebiliyorlar!
Bol güneşli günler diye bitirmek adettendir, ama bu yazının sonunda pek uygun düşmeyecek sanırım, "bembeyaz günler" de demeye dilimiz varmıyor, yine alışkanlıktan olsa gerek... İyisi mi biz, programımızı haftaya görüşmek üzere diyerek kapatalım...
KİRAZ PERİNÇEK
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Şemsiyeli Çinli kadın
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
kırmızı şemsiyeli Çinli kız
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Eller yukarı; şemsiyeler
Eller yukarı; şemsiyeler havaya!
Dünyanın son süreçte giderek garip ve şaşırtıcı doğa olayları ile birlikte çevresel bazdaki erezyonunu izlemekten ya da artık kanıksamaktan diyelim, cümlemiz fena; bir hal olduk!
Bir şekilde kışı hiç yaşamadan; bir nebze kar görmeden, nem oranı yüksek kavurucu, inanılmaz çöl sıcaklarına tanık olduk. Diğer bir yandan da, kutuplarda eriyen buzulların ve felaket senaryolarının eşliğinde küresel ısınma ile dünyanın giderek şirazesinden çıktığını; bu bozulmanın insanlığın geleceğini nasıl etkileyeceğini kara kara düşünerek bir şekilde hepimiz korkar olduk. Ama ara yerde bu konularda hepimiz maşallah uzman ve alim olduk!
Bünye bunları nasıl kaldırıyor anlamak olası değil.
Aslında ekolojik dengelerin ve doğal olarak iklim ve hava olaylarının insanlar eliyle giderek bozulması; dünyalılara “çevreyi, doğayı ve dünyayı berbat etmelerinden dolayı gösterdikleri üstün başarı ve eşsiz katkılarından dolay!” çıkarılan ve kırmızı kurdeleli özel bir ceza ödülüydü!
Şu sıralar sonbaharı sürüyor olsak da; hava günlük güneşlik, sıcak, yarı sıcak, yarı açık ve yarı kapalı ya da tamamen açık veya tamamen kapalı veya sağanak halinde yağmurlu ve belki de ortalığı kar, tipi götürüyor olabilir. Yani mevsimler, iklimler ve dünya eskisi gibi değil, her an her şey olabilir demeye getiriyorum.
Bu durum açıkçası yazımızın girişine eşik olmak üzere olduğu için işime de geliyor. Örneğin, eğer çevrenizde şu sırada kar ya da yağmur ya da olur a,
güneşli bir hava varsa; elhak şişme bot değilse de size kesinlikle bir şemsiye lazımdır derim!
Yanınızda şemsiyeniz var mı?
Güneşe, kara, yağmura, rüzgara birebir korumacılığının yanı sıra, değişik desen, dizayn, moda ve renkleriyle tepenizde taçlandırdığınız şemsiye, işte bu yazımızın o yüzden esastan starı olmak üzere.
“Azzz sonra!”, demeyelim ve hep birlikte hemen şemsiyeler altına girelim:
İlk olarak 3400 yıl önce Mezopotamya'da bir rütbenin, bir ayrıcalığın sembolü olarak kullanılmaya başlandı şemsiyeler. Bu ilk şemsiyeler Mezopotamyalıları yağmurdan değil, yakıcı güneşten korumak için kullanılıyordu. Zaten şemsiyeler yüzyıllar boyu hep güneşten korunmak için kullanıldı. Bugün bile kimi Afrika kabilelerinde büyük şefin arkasında yürüyen bir “şemsiye taşıyıcısı”nın dikkat çektiğini görürsünüz. Hatta İngilizcede şemsiye anlamındaki 'umbrella' sözcüğü, Latince gölge anlamına gelen 'umbra' sözcüğünden türemiştir.
Şemsiyeyi “bir sapın üzerindeki esnek teller gerilmiş, genellikle su geçirmez kumaştan meydana gelen taşınabilir eşya” diye özetlemek olası.
“Taftadan yapılmış, değişik renklerde on bir adet güneş siperliği. Yağlı kumaştan üç şemsiye... Hepsinin de sapları altın ve gümüşten!”
1637 yılında Fransa Kralı VIII. Louis’in mal varlığı listesi yapılırken bir bölümde yukarıdaki satırlarında yer aldığı görüldü.
Bizim VIII. Louis ile bir alıp veremediğimiz yok ama mal varlığı listesinde yer alan modern şemsiyeleri gözeterek, konumuzun ciddiyetine belgesel bir fon yapalım istedik.
Günümüzün moda ve sanat merkezlerinden biri olan Paris birçok konuda olduğu gibi, şemsiyenin de tarihte ilk kez açıldığı bir kent olmanın özelliğini taşıyor. Yine VIII. Louis’nin listesinden çıkardığımız kadarı ile o dönemlerde yağmurlu ve güneşli havalar için ayrı ayrı şemsiyeler kullanıldığı da anlaşılıyor. Ancak burada ilginç bir durum var. Çünkü kral VIII. Louis ve ondan sonra gelen diğer erkekler, aslında hiçbir zaman şemsiye taşımadılar. Ancak VIII. Louis’nin güzel eşi Avusturyalı ‘Anne’, bir gün zarif bir şemsiye ile halk arasında klasik turlarından birini atınca ve bu görüntü Parisli kadınlarca anında kopya da edilince, şemsiye ve modasının inanılmaz bir hızla yayılmaya başladığı görüldü: “Madem kraliçe ‘Anne’ kullanıyor, biz de kullanırız. Yakışır!”
Gerçi o sıralar, pop-art opera tadında ve Catherine Deneuve’lü, unutulmaz “Cherbourg Şemsiyeleri” filmi daha çevrilmemişti ama olsun! Fransız kadınları o bağlamda çoktan “Paris şemsiyelerini” gökyüzüne ve geleceğin şemsiye endüstrisine doğru çevirmişlerdi bile.
Fakat unutmamak gerekir ki, erkekler de moda etkileşimlerini bir süre sonra ve bir biçimde yaşıyorlar. Bu konuda da aynen öyle oldu ve sonunda Parisli erkeklerin bu önyargılı tavrı da giderek değişmek zorunda kaldı. Her ülkede ve her zaman akıllı girişimciler olduğundan, ürün ne olursa olsun bir şekilde kendini aşıyor ve istenirse uluslararası boyut kazanıveriyor.
Parisli girişimci bay Marius,1715 yılında açılıp kapanabilen ilk erkek şemsiyesini sonunda yaptı da, o bahana ile keşifler tarihinde “şemsiyeci baba” olarak da yerini almış oldu. Bay Marius arkasından bu yeni ürünü tanıtabilmek için hazırladığı reklam kampanyasında, el çizimi resimlerle desteklenmiş posterlerde çok güzel ve genç bir kadın son moda bir kadın şemsiyesiyle yürüyordu. Yanında da tabii güçlü ve yakışıklı bir erkek yer almaktaydı.
Ancak 17. yy. da inanılmaz ölçüde bir pahalılık söz konusu idi ve o yüzden de birçok şeyin yanı sıra, şemsiye fiyatları da acayip yüksekti. Bir örnek verelim: 1718 yılını düşünün... Düşündünüz mü?
Güzel!
Buyurun şimdi bir şemsiye alın. Fiyatı tam 25 şilin! Yani o döneme göre inanılmaz yüksek bir fiyat. Ancak ekonomiler yüksek fiyatları nasıl kendileri yaratıyorsa, yine o ekonominin içindeki girişimciler de kimi çözümleri kendileri yaratıyorlar. Bu defa da öyle oldu ve insanlar şemsiyeyi yüksek bedeller ödeyerek almak yerine; uygun koşullarda kiralamayı yeğ tuttular.
Kiralık şemsiye!
İlk bakışta matrak görünüyor ama o dönemde öyleydi işte.
Arkasından şemsiye kiralanan mağazalar giderek arttı. Hatta o dönemde hemen her kilise, kahvehane ve kulüpte kiralık şemsiye bulmak da mümkündü.
1750 yılında Rusya ve İran’a yaptığı yedi yıllık geziden dönen ve ilginç bir kişilik taşıyan Farslı gezgin Jonas Hanway, oralarda edindiği alışkanlıkla Londra’da ilk kez şemsiye ile sokağa çıkan tek erkek oldu! (Anlaşılıyor ki, Hanway Rusya ve İran’da şemsiye benzeri ve erkeklerin kullandığı bir aksesuara rastlamış).
Ancak Hanway’in elindeki şemsiye denilen o garip aksesuar ile Britanya Adası’nın ortalık yerinde pervasızca dolaşması İngilizleri çıldırtmaya yetti tabii.
Bu kepazelik de neyin nesiydi böyle!
Onca tepki sonrası, zaman içinde giderek şemsiyenin anavatanı olacak İngiltere’de şemsiyenin özgürce açılımı 18, yy.’ın sonlarına doğru mümkün olabildi. Ve bildiğiniz gibi şemsiyeyi en zor kabul eden melon şapkalı İngiliz erkekleri, daha sonraları şemsiyenin partnerliğinde hem centilmenlik statüsünü yakaladılar ve hem de özellikle Londra’nın sisli ve yağmurlu havasına karşın, en etkin silahı(!) da yanlarında taşır oldular.
Şimdi bir toparlama yapalım:
Önceleri sadece güneşe karşı kullanılan erkek şemsiyeleri beyaz, yağmur için yeğ tutulan da siyah kumaştandı. Hafif ve özellikle ipek kumaştan yapılanları tercih ediliyordu. Sapları içinse çoğunluk bambu, kiraz ve gül ağaçlarından seçiliyor, kimi zamanda üzerine altın bir bilezik geçirilerek bu bileziğin üstüne sahibinin adı yazılıyordu.
Sonunda şemsiye Batılılaşma etkinliği içindeki Türkiye’ye de kapağı attı. İlk kez şemsiye kullanan Osmanlı padişahı da II. Mahmut’tur. 19. yy. başlarında İstanbul’da genç erkeklerin sapları elmaslı, sırma saçaklı şemsiye kullandıklarını biliyor muydunuz?
Keza kadın şemsiyeleri de aynı dönemde zengin motifli dantel işlemelerle süslenir, ince ve uzunca olan sapları altın, gümüş ve değerli taşlarla işlenerek, saplarına da renkli birer kurdele takılırdı. Mesire yerlerinde ve özellikle Göksu, Küçüksu ve Kağıthane gezilerine çıkan kadınlar genellikle şemsiyeli olurdu. Çünkü bu tür yerlerde değişik figürlerde kadınlarca kullanılan şemsiye, “sevgiye ve aşka dair özel mesajlar” için de etkili ve ilginç bir iletişim aracı olarak görev yapardı. Şemsiye özellikle Osmanlı penceresinden bakıldığında, duygusal açıdan renkli, zarif ve naif dönemleri; özellikle mesire yerlerindeki özel işaretlere endeksli şemsiye literatürünü de öne çıkarır.
O dönemde şemsiyeler sevgililere, aşklara tercümandı! Günümüzde artık bütün dünyada şemsiyeler zamanıdır. Renkler ve desenler içindeki dokumalardan fırlayan sayısız şemsiye örnekleri, mevsimler özelinde hemen herkesin elinde ve herkesin tepesindedir.
Sadece artık saplarında elmaslar, gümüşler, altınlar, inciler yoktur ki; o kadar kusur bu devirde kadı kızında da olur, şemsiyede de!
Bağlayalım:
Zamanıdır; şimdi hep birlikte eller yukarı; şemsiyeler havaya!
Ömer Aşıcı
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Vah vah
Zavallı zenciler ve araplar :)
Sağlıklı bronzlaşmak
Sağlıklı bronzlaşmak mümkün değil, güneş DNA'nızı bozar!
Yaz tatilinin olmazsa olmazı bronzlaşmaktır. Ancak doktorların buna itirazı var: Bir kez bronzlaştıysanız DNA'nız hasarlı olur. Hiçbir şekilde sağlıklı bronzlaşmak mümkün değildir
Yazın sıcakların zararlı etkilerinden kurtulup güneşi sağlığınız için kullanmak istiyorsanız bu yazı dizisini okuyun. En iyi bronzlaşma yöntemleri, seyahat hastalıklarından korunma metotları, yaz aylarını enfeksiyona yakalanmadan geçirmenin en iyi yollarını işin uzmanı doktorlar anlatıyor. Havuzdan ve denizden bulaşabilecek hastalıkları bilirseniz önleminizi alabilirsiniz. Orta kulak iltihapları, sarılık ve idrar yolu hastalıklarına karşı en kolay tedavi stratejilerini doktorlar gösteriyor. Yaz romatizması, yaz alerjilerine karşı hazırlıklı olun. Yazın nasıl beslenmeli diye merak ediyorsanız bu yazı sağlıklı geçirmenin yöntemlerini sizler için araştırdık.
Sağlıklı bronzluk için neler gerekli, 'Hiç mi güneşe çıkmayacağım yoksa' diye merak ediyorsanız sizler için bir ekip soruları yanıtladı. Acıbadem Hastanesi Kadıköy ve Bağdat Caddesi Polikliniği Dermatoloji Uzmanı Dr. Asiye Nesrin Aksoylar, Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan, Dermatoloji Uzmanı Dr. Deniz Duman ve Dermatoloji Uzmanı Dr. Sadiye Kuş sorularınıza yanıt verdi:
* Güneşin yararları neler? Güneş deride bulunan D vitamini öncüsü bir maddeyi aktif D vitaminine dönüştürür. D vitamini vücuttaki kalsiyum dengesini ve kemik gelişmesini sağladığından, özellikle çocuk ve yaşlılar için ölçülü yapmak koşuluyla güneş banyoları yararlıdır. Bazı deri hastalıklarına örneğin sedef hastalığına da güneş ışınlarının yararı olmaktadır.
* Güneş yanığında ilk müdahale nasıl olmalı? Böyle bir durumla karşılaşıldığında, hastanın serince bir yerde dinlenmesi ve sonrasında sık sık serin duşlar alması yararlı olur. İleri durumlarda doktora danışılmalıdır. Yağsız su bazlı yumuşatıcı kremler, gerekirse kortizonlu krem veya merhemler ve ağrı kesiciler kullanılması yararlı olabilir. Yoğurt, olur olmadık kremler yanığın yaraya dönüşmesine yol açar.
EGZAMA DA YAPABİLİR
* Güneşe çıkmadan önce cilt temizliğinde neler yapılmalı? Güneşe çıkmadan önce ve diğer zamanlarda da düzgün bir cilt temizliği gereklidir. Normal zamanlardan daha kapsamlı bir cilt temizliği her zaman gerekli olmasa da alkolsüz ve parfümsüz temizleyiciler kullanmak daha uygundur. Güneşli havalarda en çok dikkat edilmesi gereken, deri üzerine parfüm, deodorant gibi ürünlerin sürülmemesi, bu tarz ürünlerin daha çok kıyafetler üzerine sıkılmasıdır. Eğer aksi yapılırsa deride bazı lekelenmelere, bazı kızarıklık kaşıntı gibi belirtileri olan egzama grubu hastalıklara neden olabilir.
* Güneş alerjileri nasıl ortaya çıkar? Güneşin erken dönemdeki zararlı etkilerinden biri de polimorf ışık reaksiyonu, kurdeşen gibi hastalıkları ortaya çıkarmasıdır. Alerjik kökenli bu reaksiyonlar; güneş gören vücut bölgelerinde (yüz, kollar ve boyun gibi) kızarıklık ve kaşıntılı döküntüler şeklinde görülür.
* Cilt kanserleri nasıl oluşur, güneş etkili midir? Uzun ve yinelenen güneşte kalmaların yıllar içinde doğurabileceği en önemli sonuç, deri kanserleridir. Deri kanseri vücudun hiç güneş almayan bölgelerinde de görülmekle birlikte çoğunlukla açık kısımlarda görülmesi, güneşin rolünü gösteren bir bulgudur. Deri kanserlerinin büyük kısmının seyri nispeten iyi olmakla birlikte pigment üreten hücrelerden kaynaklanan Melonom, bilinen en kötü kanser türlerinden biridir. Giderek büyüyen ya da yeni ortaya çıkan ben ya da lekeler için doktora danışılmalıdır. Çocukluk döneminde korunmasız bir şekilde güneşe maruz kalındığında ileride cilt kanserine yakalanma riski daha da artar. Bu nedenle özellikle çocukların korunma olmaksızın güneşe çıkmaması gerekir.
* Ciltte güneşin etkisiyle oluşan kahverengi lekelerin nedenleri nelerdir? Tedavisi nasıl yapılır? Güneşin etkilerinden biri de vücutta kahverengi lekeler oluşmasına neden olmasıdır. Bunlar genel sağlık açısından önem taşımazlar, ancak görünümleri rahatsızlık vericidir. Etkili bir güneş koruyucu kullanmanın yanı sıra, hidrokinon gibi pigment üretimini durduran ve meyve asitleri gibi soyucu özellik taşıyan ilaçlar alınabilir. Ancak kesin sonuç almak her zaman mümkün olmayabilir. Güneşin uzun sürede verdiği zararlardan biri de deri yaşlanmasıdır. Doğal yaşlanmaya ek olarak güneşin yol açtığı kırışıklık, lekelenme ve deri yapısında kabalaşma ortaya çıkabilmektedir.
CİLT TİPİNE GÖRE KORUMA
* Cilt tiplerine göre güneşten korunma nasıl olmalı? Çocuklar, yaşlılar, kalp hastaları, hipertansiyonu bulunanlar ve bazı cilt tiplerine sahip olanlar güneşten daha çok etkileniyorlar. Doğal olarak bu kişiler ek korunmaya daha çok önem vermeleri gerekiyor. Deri tipleri, yaz güneşinde ortaya çıkan kızarıklık ve bronzlaşabilme özelliğine göre belirleniyor.
Tip 1: Her güneşlenmede kızaran asla bronzlaşamayan.
Tip 2: Her zaman kızaran, bazen bronzlaşan. Tip 1 ve Tip 2'de olanlar, genellikle sarışın, mavi gözlü ve beyaz tenlidirler ve genellikle yazın öğle güneşinde 10-20 dakikada güneş yanığı alabilirler.
Tip 3: Bazen yanan, genellikle bronzlaşan.
Tip 4: Çok az yanan, çabucak ve her zaman bronzlaşan.
Tip 5: Koyu renk olanlar (Kızılderililer gibi).
Tip 6: Zenciler. Tip 1 ve Tip 2 olanlar, yaşlılar, çocuklar ve güneşe duyarlı hastalığı olanlar, yazın her gün güneş koruyucu kullanmalıdırlar. Tip 3 olanların da uzun güneşlenmelerde koruyucu kullanmaları gerekir. Tip 4, 5 ve 6 olanların ise koruyucu kullanmaları gerekmez.
* Sağlıklı bronzlaşmak için ne yapmak gerekiyor? Bronzlaşmak DNA hasarının bir göstergesidir. Bir kez bronzlaştıysanız DNA'nız hasarlı olur. Hiçbir şekilde sağlıklı bronzlaşmak mümkün değildir.
* Güneş benleri etkiliyor mu? Benler sayıları kalıtsal olarak belirlenen, çocuklukta çıkmaya başlayan, ergenlik döneminde kahverengiye dönüşen cilt lezyonları olarak adlandırılıyor. Benler cilt kanserlerine sebep olabiliyor. Benler birden ortaya çıkarsa, hızla büyür ve kabarıklaşırsa, içinde farklı renk tonları varsa, sınırları düzensizse veya kaşınıyorsa mutlaka bir dermatolog tarafından muayene edilmelidir.
sabah
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Bronzlaşmak deri yaşlanmasıdır!
Korunmadan güneş ışınlarına maruz kalmak ya da bilinçsizce çeşitli bronzlaşma yönetmelerini uygulamak hem cildinizin normalden önce yaşlanmasına hem de kanser gibi daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir...
DERİNİZ SİZDEN ÖNCE YAŞLANMASIN!
Kış mevsimin sona ermesiyle yaz tatili ve broznlaşma planları yavaş yavaş zihinleri meşgul etmeye başladı. Güneşli günlerin özlemini çekenler bronzlaşmak için çeşitli yöntemlere başvurmaya başlayacaklar. Ancak korunmadan güneş ışınlarına maruz kalmak ya da bilinçsizce çeşitli bronzlaşma yönetmelerini uygulamak hem cildinizin normalden önce yaşlanmasına hem de kanser gibi daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.
Acıbadem Maslak Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Sedef Şahin deri yaşlanması ve bronzlaşma ile ilgili aydınlatıcı bilgiler verdi.
Değişen sosyal eğilimler deri kanserinde artışa yol açtı!
Deri yaşlanması yüzde 80 güneşe yüzde 10 yaşa ve yüzde 10 yerçekimi stres sigara içimi hormonal genetik gibi diğer nedenlere bağlı olarak gelişir.
Deri yaşlanmasının en önemli nedeni olan güneş ışınlarının yol açtığı yaşlanma ‘fotoyaşlanma’ olarak adlandırılır.
Fotoyaşlanma kronik olarak güneşe maruz kalan el üstleri ve yüzde belirgindir. Son yıllarda sık sık tatile gitme ve solaryuma girme gibi değişen sosyal eğilimler nedeniyle hem fotoyaşlanma hem de güneşe bağlı deri kanserleri artış göstermektedir.
Güneş derideki bağışıklık sistemini baskılıyor!
Güneş ışınları derimizde güneş yanığı güneş alerjisi deri yaşlanması kırışıklıklar sarkmalar damar genişlemeleri kahverengi lekeler tümör ve kanserlere yol açabilir. Güneş ışınları derideki bağışıklık sistemini de baskılamakta ve uçuk gibi enfeksiyonları da tetikleyebilmektedir.
Özellikle beyaz açık renk derili mavi veya yeşil gözlü sarı-kızıl saçlı güneşte çok çabuk kızaran ve yanan çiftçi balıkçı gibi dışarıda çalışan ve dışarıda spor yapan kişiler deri kanserleri için risk grubunu oluştururlar.
Dünyaya saat 11 ile 15 arasında ulaşan güneş ışınları deri kanseri oluşturucu özelliktedir. Güneşe bağlı deri kanserleri hem normal deride hem de benler üzerinde oluşabilir ve en sık yüz ve el üstlerinde görülürler.
SAĞLIKLI BRONZLAŞMA YOKTUR!
Bronzlaşmak deriyi güneş yanıklarından korur ancak tam tersine deri kanserleri için de zemin hazırlar. Bronzlaşmak deri yaşlanmasını peşin olarak kabullenmek ve deri kanseri riskini göze almak demektir.
Son yıllarda bronzlaşmak için ağırlıklı olarak başvurulan bir yöntem olan solaryumda uzun dalga ultraviyole ışınları (UVA) kullanılmaktadır. Bu ışınlar da deri kanserlerini tetikleyici ve deriyi yaşlandırıcı etkilere sahiptir.
????: Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu /makyaj-sac-ve-cilt-bakim/462913-bronzlasmak-deri-yaslanmasidir.html
Derinin sağlığı için uzun dönem sonuçları artık iyi bilinen solaryumlardan sakınılmalıdır.
????: Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu http://www.webhatti.com/showthread.php?t=462913
Bronzlaşmak için başvurulan bir diğer yöntem olan kozmetik bronzlaştırıcıların bir kısmında kına gibi deriyi boyayan maddeler bulunmaktadır. Bu tür maddeler deriye bronzlaşmış izlenimi verebilir ancak maalesef güneş yanıklarından deri yaşlanmasından ve deri kanserlerinden korumazlar. Bu ürünler kullanılsa bile diğer güneşten korunma önlemleri mutlaka alınmalıdır.
Güneşe karşı 'Şapka-Gözlük-Koruyucu Krem' Üçlüsü!
Güneşten korunmak için yaz aylarında saat 11 ile 15 arasında güneşten korunmasız dolaşılmamalı plajda bulunulmamalı ve denize girilmemelidir.
Mutlaka koruyucu özellikte geniş kenarlı şapka kenarları kapalı koyu renk gözlük kullanılmalı; dışarıda bulunmak zorunlu ise gölgede oturulmalı ve uygun giysilerle vücut korunmalıdır.
Bu önlemlere rağmen bir miktar güneşe maruz kalınması kaçınılmazdır. Güneş ışınları sudan kumdan ve kardan yansıyabilmekte ve bulutlu havalarda dahi yeryüzüne ulaşarak deri rahatsızlıklarına neden olabilmektedir.
Bu nedenlerle ek korunma önlemlerinin yanı sıra güneşten koruyucu kremlerin kullanımı önem taşımaktadır. Güneşten koruyucu kremlerin düzenli kullanılması ile deri kanserleri azalma göstermektedir. Bu kremler ayrıca en önemli "anti-aging" kozmetiklerdir.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Kim öğretti bize bu
Kim öğretti bize bu bronzlaşmayı? Nerden aldık bu ne pahasına olursa olsun bronzlaşma sevdasını?
Birileri bizim DNA'mızı bozup, kanser olmamız için iyi çalışmış.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
eteklik giymiş baston
Evimize gelen bir misafir olmasa da başımızın üstünde yeri vardır onun. Ne sapı değişmiştir ne de kubbe biçimindeki çatısı. Yağmurlar yağdıkça hükümdarlığını sürdürecektir şemsiye. Eteklik giymiş bir bastondur şemsiye. Evet, Nazım Hikmet böyle tanımlıyor şemsiyeyi: Eteklik giymiş bir baston! Gerçekten de sözcük anlamı olarak dişidir şemsiye. Şems Arapça’da güneş demektir. İye ise aynı dilde dişilik ekidir. Yani şemsiye sözcüğünün Türkçe karşılığı, kadınlar tarafından kullanılan ‘güneşlik’ anlamındadır. Yağmurlu havalarda şemsiye tutan erkeklere baktıkça, Mustafa Kemal Atatürk’ün dil devriminde ne de haklı olduğunu görürüz. Ne var ki Atatürk’ün Türkçe’ye yeni sözcükler kazandırmak amacıyla kurduğu Türk Dil Kurumu 12 Eylül döneminde kapatılmış, ‘bilgisayar’ sözcüğünü kullananlar bile anadilimize yeni sözcük kazandırma çabasını tehlikeli görmüşlerdir! Attilâ İlhan, âşık olduğu kıza yazdığı mektuplarında Nâzım Hikmet’in şiirlerine yer verdiği için tutuklandığında lise öğrencisiydi. Hiç konuşmadığı, penceresinin önünden geçerken odasına mektupları attığı Vacide ile karakolun kapısında karşılaşırlar! Genç kızla konuşmaz Attilâ ilhan, konuşamaz. Dışarıda yağmur yağmaktadır. Attilâ İlhan şemsiyesini verir âşık olduğu kıza. Vacide gülümser ve yağmurlu sokakta yürüyerek kaybolur gözden. Şemsiye genç kızda kalır. Yalnızlık adlı şiirimden birkaç dize: Şemsiye yapımcıları ıslanmaktan tek kişiyi koruyacak genişlikte kesince kumaşları yağmur değil yalnızlıktır yağan Şemsiye soyluların elinde görülürdü önceleri. Sonradan sivilleşti ve zengin, fakir ayrımı gözetmeksizin herkesin elinde yer buldu kendine… İstanbul’da ilk şemsiye satıcıları Beyoğlu’nda tüccarlık yapan Yahudiler ve Rumlardı. Lüks mağazaların vitrinlerinde görünen şemsiye zamanla işportada da satılır oldu. Bir güven aracıdır şemsiye. Kentteki insanların birbirlerine güvendiklerinin göstergesidir. Yağmurun dinip dinmediğini gökyüzüne değil, birbirimizin şemsiyesine bakarak anlarız. Yüzyıllardır insanın dostudur şemsiye. Hem de en vefalı olanlarındandır. Dolmuşta ya da otobüste unutsak da, şemsiye hiç bir zaman küsmez bize… Sıcaklığını esirgemez elimizden… Katlanır biz insanların hoyratlığına… Katlanan şemsiyeler bu duyarlığın kanıtı gibidir! Bir toplumun geleceğe hangi gözlerle baktığını şemsiyeler anlatır bize. Ülkemiz sokaklarındaki şemsiyeler koyu renklidir genellikle. Gösterişli, yaşam dolu renkler çok azdır aralarında. Bu da, insanlarımızın yarınlara pek de umutlu bakmadığını gösterir. Politikacılar tarafından onca kandırılmalarının ardından onlara hak vermemek elde değil! Ama umutsuzluğa karşıdır şemsiye; pes etmemeyi, zorlukların üstüne gitmeyi öğretir bizlere. Nasıl mı? Tabii ki ters dönerek. Ters dönen bir şemsiyeyi düzeltmenin tek şartı, zor da olsa rüzgâra karşı yürümek değil midir?
sunay Akın
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
İnsanoğlu çelişkilerle
İnsanoğlu çelişkilerle dolu :)^^
biraz geç değilmi?
Sn kutatgubilig, keşke bu başlığı yaz başında açsaymışsınız. Güneşin altında bronzlaşmak için öyle saatlerce kavrulmazdı bazılarımız ;=)
Artık yaz bitti gitti, olan oldu. Bu bronzlaşma sevdasından inşallah bir çoğumuz vaz geçer hiç değilse gelecek yazlarda. Gerçi bir çok hanım yazları bembeyaz gezmekten hoşlanmaz ama bulacaz bir orta yol ;)
Sn. Cellin haklısınız ama
Sn. Cellin haklısınız ama ne yapalım biz de şimdi uyandık diyelim. Yazlar bitmez, daha çok yaz yaşarız. Gelecek yaz daha dikkat ederiz.
Ben şahsen çok dikkat etmeme rağmen, Güneşte, özellikle öğle saatlerinde fazla kalmamaya çalışmama rağmen Güneş baya yaktı ve sıcak soğuk dengesini bozduk, hasta gibi oldum. Antalya Güneşi İstanbul Güneşine benzemiyor.
Yine de biraz bronzlaşma isteği bende de vardı. Neyse fazla kızarmadan geçirdik, oldukça bronzlaştım(şemsiyesiz hiç yatmadım Güneş altında) ama döndüğümde hasta gibiydim. Hala kendime gelmiş değilim.
Burada Hz. Muhammedin bir hadisi aklıma geldi şimdi, unutmuştum. Peygamber vücudun bir kısmının Güneş altında bir kısmının da gölgede kalmasından kesinlikle kaçınmamızı öğütlemiş!
Tam da günümüze hitap etmiş sanki. Belki de benim hasta olmam yarı Güneş yarı gölgede olmamdan oldu büyük olasılıkla. Demekki böyle yarı gölge, yarı Güneşte kalmak vücuda son derece zararlı bir şey, adamı hasta ediyor. Doktorlardan bu konuda bir açıklama bekliyoruz.
Bence yapıması gereken şu;
1. Bilinçli olarak BRONZLAŞMA diye bir kavramı kafamızdan çıkarmamız gerekiyor. Sadece doğal olarak yüzerken veya Güneş altında kalındığı zamanlar ne kadar yandıysak onunla yetinmeliyiz. Güneş altında, şemsiyesiz, korunmasız, öyle sere serpe yatıp bronzlaşmadan kaçınmalıyız.
2. 11-14 saatleri arasında kesinlikle denize girmemeliyiz. Denize girdiğimiz zamanlarda koruyucu krem ve şemsiye gözlük gibi aksesuarlar kullanmalıyız.
3. Gündüz Güneş altında gezerken mümkün olduğu kadar gölge yerlerde yürümeye çalışmalıyız. Şapka kullanmalıyız. Uzun süre direk Güneş altında yürümemeliyiz.
4. Bedenimizin bir kısmını Güneş, bir kısmının da gölgede kalmamasına özen göstermeliyiz. Ya Güneş altında ya gölgede olmalıyız.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Zaten anlayamıyorum
İnsan neden güneşin altında saatlerce kalıp acı çekmeye katlanır, bir türlü anlayamadım. İnsanoğlunun yaptığı saçmalıklara akıl sır erdirmek zor.
xenix
Yeni yorum gönder