Nephilims(Gözcüler,Düşmüş Melekler)Ve Tanrılar Bizden Utandı Ve Bizi Unuttular!!!
Nefilimler (Gözcüler)

İbrani folklorunda adları "Nefilim". Eski Mısır'da "Neter" olarak adlandırılıyorlar. Sümer, ilk kez adlarının duyulduğu yer. Bütün bu kültürlerde ortak olan ve "Gözcü" olarak nitelenen bu "sıra dışı" varlıklar birer mit mi, yoksa gerçek mi?

Kim Bu "Gözcü"ler?
İbrani mitlerinde ve Tevrat'ta onlara "Nefilim" diyorlar. Eski Mısır'da adları, "Neter". Sümer mitlerinde "Anunnaki" diye geçiyorlar. Diğer yandan "Sümer" sözcüğü, "Gözcü'lerin ülkesi" anlamına sahip. Hangi adla anılırlarsa anılsınlar, bütün eski kültürlerde ve bu kültlere ilişkin mitlerde başrol onların. Eski diller uzmanları, Antik Çağ kültürlerine şaşılacak biçimde net biçimde damgasını vurmuş bu esrarengiz varlıkların, neredeyse bütün eski uygarlıklarda "gözcüler" olarak adlandırıldıklarını söylüyorlar. Sözünü ettiğimiz dönem, İsa'dan en az 3000 yıl öncesi. İyi ama, "geç neolitik" olarak adlandırılan dönemin bütün uygarlıklarının literatürlerine benzer ifadeler ve anlatılarla girmiş bu "Gözcü"ler kimler? Neyi ya da kimi "gözlüyorlar"? Bütün bunlar yalnızca antik Çağ insanlarının düş güçlerinin bir ürünü mü, yoksa gerçekten bugün anıları silinmiş, izleri bulunamayan, haklarında hiçbir şey bilmediğimiz birileri, bu gezegende yaşamışlar mı?

Mitler ve Gerçekler
Sürekli vurguladığımız gibi, bilginin az olduğu ya da bazen üzerinin örtüldüğü yerlerde, spekülasyonların başını alıp gitmesini engellemek mümkün değildir. Bilimsel yöntemlerden, bilimsel şüphecilikten (scepticism) ve somut bulgulardan başkasına güvenmemekten söz ederken, aynı şüpheciliği şu anda bildiğimizi varsaydığımız alanlara uygulamamak, bazen spekülasyonlardan da olumsuz sonuç verir. Bilim, eğer "gerçeği aramak" amacını içeriyorsa bizler için, bu aynı zamanda kurumlaşmaya, bilimsel otokrasiye de karşı çıkmamızı da gerektirir. Herhangi bir alanın "spekülasyona açık" olması bizi ürkütmemeli; verileri doğru okumak, burada anahtar sözcük niteliğine sahip. Ortodoks bilim ve akademisyenler, çoğu kez içinde bulundukları "bilimsel bürokrasi"nin ellerini kollarını bağlayıcı hantallığı ve "ağaçlardan ormanı görememe" alışkanlığı nedeniyle; yeni ve sarsıcı düşüncelere baştan olumsuz tepki vermeye eğilimlidirler. Hele bu, onların "Akademisyenler Olimpos'u"nun dışından geliyorsa. Arkeoloji ve arkeoastronomi, 21. yüzyılın başlarından bu yana bu sorunu yoğun biçimde yaşıyor. sıra dışı olduğu varsayılan düşünce ve teoriler yalnızca dışlanmakla kalmıyor, bir de aşağılanıyor kendilerini "bilimsel şüpheci" diye adlandıran Ortodoks çevrelerde. Oysa tarih, uzun ve yavaş bir yürüyüş. Geniş dilimler halinde onu incelediğimizde, her aşamasında Ortodoksinin engellemelerini ve inanılmaz tutuculuğunu fark ediyor, ama uzun vadede "sıra dışı" varsayılan fikirlerin yaşadığını görüyoruz.
"Neter"ler ya da "Gözcüler" sorunu da yirminci yüzyılın bitmeyen tartışmalarından biri. Dogmalarla gözünü bağlamayan ve açık fikirli olmaya çaba gösterenler, bugün "mitler" deyip geçtiğimiz anlatıların bu denli geniş bir coğrafyada ve neredeyse birbirinin aynı ayrıntılarla varolmasından yola çıkarak, bu metinlere daha farklı bakmamız gerektiğine işaret ediyorlar. Oysa Ortodoks bilim akademisyenlerinin yaklaşımı, oldukça farklı. Onlar, eski toplumları bütünüyle çözümlediklerine inanıyor ve ekliyorlar: "Din dindir, mitoloji de mitoloji. Bunları gerçek tarihsel olgularla karıştırmayın." Bunu söylerken de, bilerek ya da bilmeyerek, bugünün egemen dinlerinin yörüngesinde duruyorlar. Eşine az rastlanır bir ikiyüzlülük ve çifte standart uygulaması bu. Bir yandan somut bilimsel bulgular dışında hiçbir şeye prim vermemekten söz ediyorlar, bir yandan da yaşadıkları çevrenin egemen diniyle sürtüşmemeye çaba gösteriyorlar. Bunun kendilerine göre "etik" bir yolunu da bulmuşlar: "Bilim ayrıdır, din ve inanç ayrı." Oysa "inanmak ve inanç" sözcüklerinin egemen olduğu bir kültürde bilim ve bilginin her zaman bu çifte standardın gölgesinde kalacağını bilmezden geliyorlar. Ama ne gam; "bilimsel" kurumların birçoğunun bütçesini, Kilise'yi destekleyen holdingler, hatta bazen bizzat dini vakıflar sağlıyor. Çoğu üniversitede kürsü başkanları arasında en az bir Musevi var. Bilimin "beşiği" olduğu varsayılan ABD'de halkın ezici bir çoğunluğu İncil'e bütün kalbiyle inanıyor. Ortalığı bulandırmanın anlamı var mı şimdi?
"Gözcüler" sorunu, Antik Çağ tarihi ve modern arkeolojiye ilişkin en kilit noktalardan biri. Bir biçimiyle, felsefe ve ilahiyat akademisyenlerini, hatta dilbilimcileri de bu tartışma çemberi içinde düşünebiliriz. Şimdi, bu uzun girizgahtan sonra meseleyi olabildiğince yalın biçimde ortaya koyalım:

Eski Mısır'ın "Neter"leri
Bütün Antik Çağ metinlerinde, kendi tarihlerini derleyen toplumlardan kalmış belgeler, geriye doğru giden kronolojilerinin sıfır noktasına, net olarak çözümlenemeyen bir tür "başlangıç dönemi" yerleştiriyorlar. Bu, onların tarihlerinde, "yönetimin tanrılardan insanlara geçmekte olduğu" bir ara dönemi belgeliyor. Belirsiz bir başlangıç döneminden beri bizzat "tanrılar" tarafından yönetildiğini söyledikleri ülkelerinin, bu ara dönemde "Gözcüler" adı verilen üstün yaratıklarca yönetildiğini ve sonuçta krallığın insanlığa devredildiğini anlatıyorlar. Eski Mısır'da bunların adı, "Neter"ler. Son olarak Osiris'in oğlu Horus tarafından yönetilen ülke, belli bir dönem sonrasında, bir "Kral yaratma" (Kingmaker) töreninden sonra insanlara bırakılıyor ve Neterler geri plana çekiliyorlar - sonra da, izleri siliniyor. Bu ilk "insan kral", bugün arkeolojinin değişmez bir gerçek biçiminde kabul ettiği, Firavun Menes. Bildiğimiz, yazılı tarihe göre M.Ö. 3100 dolaylarında Yukarı ve Aşağı Mısır'ı bir tek ülke halinde birleştiren Menes, Mısır tarihinde "Hanedanlar Dönemi" denen bir evrenin de başlatıcısı.
Mısır kronolojisi üzerine bildiklerimiz, iki ana belgeye dayanıyor: Bunlar Mısırlı tarihçi Manetho'nun yazdığı krallar listesi ve bugün "Torino Papirüsü" olarak bilinen bir yazıt. Her iki belge de birbiriyle uyumlu. Bu sayede arkeologlar ve ejiptologlar, Mısır'ın kronolojik gelişimini formüle edebiliyorlar. Buna göre, Firavun Menes'le başlayan Hanedanlar Dönemi, alt evrelere ayrılıyor: Eski Krallık, 1. Ara Dönem, Orta Krallık, 2. Ara Dönem (Hiksoslar Devri) ve Yeni Krallık. Bugün okutulan tarih kitaplarında da bu kronolojik düzen aynen böyle. süreç içindeki arkeolojik bulguların Manetho'yu ve Torino Papirüsü'nü doğrulaması sayesinde, Yeni Krallık ve sonrası, neredeyse bütünüyle tarihlenebilmiş durumda. Eski Krallık'ta, en fazla 150 yıl yanılma payıyla arkeologlar hanedan listesini ve Kralları sıralayabiliyorlar. Yani bu iki belge, doğruluğu desteklenmiş veriler içeriyor. Bütün sorun da aslında burada: Çünkü Manetho'nun listesi ve Torino Papirüsü, yalnızca hanedanlar dönemi Mısır'ını değil, ondan çok daha öncesini de kronolojik sıra içinde sunuyor. Yalnız burada yöneticiler insanlar değil, Neterler. Normal insanlara göre çok daha uzun yaşayan, ülkeyi binlerce yıl yöneten, esrarengiz varlıklar. Ejiptoloji ve modern arkeoloji bunun üzerine ne yapıyor? "Alt paragraflarını" tartışmasız biçimde kabul ettiği ve bulgularla doğrulanan bir tarihi yazıtın "üst paragraflarını" ya yok sayıyor, ya da "Bunlar mitoloji" deyip işin içinden çıkıyor. Neden? Çünkü hayranlıkla benimsediği alt paragraflarda "normal insan"lar krallık yapıyor; üstteyse, kim oldukları anlaşılamayan üstün yaratıklar. Böylece bilimsel ortodoksi, aynı belge üzerinde işine gelen bölümü "olgu" diye benimseyip dosyalarken, işine gelmeyen, çünkü anlayamadığı, işin gerçeği "dini inanışlarına aykırı düşen" bölümleri "mitolojik" bulup ayıklıyor!
Mezopotamya'da aynı şeyle karşılaşıyoruz: Layard ve Wooley'nin yaptığı araştırmalarda, son derece değerli ve ilgi çekici kil tabletler ele geçiyor. Bunlar, Sümer Kral Listeleri olarak adlandırılıyor. Aynı Mısır'da olduğu gibi, listenin en üst sırasında, yani "normal krallar"dan önce, her biri neredeyse 10.000 yıl, 15.000 yıl yaşayan yöneticiler var. Bunlar, "Tufan'dan önce" uzun süre ülkeyi yönetmişler, sonra insanlara devretmişler. Babil metinleri bu olayı "Krallık gökten indiğinde" gibi bir deyişle açıklıyor. Bütün Mezopotamya'da aynı kült var aşağı yukarı. Bulunan belgeler, "en eski metin" olduğuna inanılan Tevrat'ın, Tufan başta olmak üzere bir sürü temayı Sümer ve Babil anlatılarından ödünç aldığını ortaya koyarak Kilise'de ve dini çevrelerde buz gibi rüzgarlar esmesine neden oluyor. Üstelik, Tufan öncesi ülkeyi yöneten "tanrılar"dan söz ediliyor, tek bir tanrıdan değil!
Bu durumda Ortodoks arkeoloji ne yapıyor? Mısır'da yaptığının aynısını. Yani Sümer Krallar Listesi'nin "normal insan ömrüne sahip" kralları doğru kabul ediliyor ve belgenin bu bölümü "somut bulgu" sınıfına sokuluyor ama Tufan öncesi ülkeyi yönettiği anlatılan, 200.000 yıl hüküm sürmüş "tanrılar" ve onların sonrasında, "ara dönem"de insanlara yönetimin geçişini üstlenen ve denetleyen "Gözcü"ler, "mantıksız" bulunarak "mitoloji" sınıfına sokuluyor yine. Aynı belgenin alt kısmı doğru, üst kısmı "masal"!

Enoch'un Şaşırtıcı Hikâyesi
Benzeri durum, Tevrat'la ilgili incelemelerde de söz konusu. Mezopotamya bulgularından sonra, çok daha eski metinlerden esinlendiği belli olan Tevrat, bütün o eski metinlerdeki "Tanrılar" sözcüğünü tek bir "Tanrı" olarak düzeltmiş. Bu arada, Tanrı'ya verilen sıfat ve onun genel adı, "Efendi" ya da "Sahip" anlamına gelen "Lord" sözcüğünde somutlaşıyor. Yahudi toplumunun mesken tuttuğu bölgenin eski mitleri, büyük tanrı Baal'dan söz ediyor. "Baal"in sözlük anlamı da "Efendi" ve "Sahip". Aynı sıfatların, daha sonraki yıllarda bütün Batı toplumlarında yöneticiler için kullanılması ilginç. Ama daha ilginç olan, bütün o eski anlatıları ayıklayarak "Tanrılar" sözcüğünü "Tanrı" olarak tashih eden Tevrat'ın, birkaç yerde bunu unutması. "Elohim" sözcüğü, Tevrat'ta birkaç kez geçiyor. İbranicedeki anlamı, "ilahlar"; yani, "çoğul" bir sözcük. İlahiyatçılar bunun tartışma konusu yapılmasına bile karşı çıkıyorlar - arkeologlarsa, sessiz. Ama bundan daha kafa karıştırıcı olanı var: Yaratılış (Genesis) bölümünün 6. Bab'ında "O günlerde ve sonrasında da, dünyada Nefilimler vardı." diye bir ifadeye rastlıyoruz. Sözü edilen zaman, Tufan'dan öncesi. "Nefilim" sözcüğü, İngilizce'ye "devler" diye çevriliyor. Oysa İbranicedeki fiil yapısına göre tam ifadesi, "yukarıdan aşağıya inmiş olanlar". Yaradılış'taki hikayede "devler"in hiçbir anlamı yok - daha sonra da Nefilim sözcüğüne rastlanmıyor zaten. Sanki "araya yanlışlıkla girmiş" gibi bir sözcük. İğreti duran, ne anlatmak istediği belli olmayan bir ifade. Oysa aradan yıllar geçip 1947'de Ölü Deniz yakınındaki bir mağarada orijinal el yazmaları bulunduğunda, "Nefilim"in aslında son derece önemli, neredeyse kilit denebilecek bir kavram olduğu çıkıyor ortaya. Bunun yanı sıra, Tevrat'ın din adamlarınca "edit edildiği" (değiştirildiği) de anlaşılıyor. Çünkü M.Ö. 4. yüzyıldan kalma yazıtlar arasında yer alan ve daha önce Etiyopya'daki Kutsal Kitap'ta rastlanmış olan kopyası "sahte" sanılan "Enoch'un Kitabı"nın orijinal nüshası da bulunuyor Ölü Deniz mağaralarında.
Yaradılış'ta yalnız birkaç satırda adı geçen ve "Tanrı'yla birlikte yürüdüğü" söylenen Enoch'un, aslında son derece ilginç bir hikayesinin olduğunu ve Tevrat'tan çıkarılan bu parçaların "Nefilim" sözcüğüne de açıklık getirdiğini fark ediyoruz. Boşluklar Enoch'un Kitabı'nda yazanlarla doldurulduğunda, Bap 6'nın aynı satırında sözü edilen "..ve Tanrı'nın oğullarını insanın kızlarını gördüler ve onlar güzeldi. Onları kendilerine eş seçip onlardan çocuk sahibi oldular." ifadesi de anlamlı hale geliyor. İlahiyatçıları, dilbilimcileri ve tarihçileri yıllardır uğraştıran "Tanrı'nın oğulları" ile insanın kızları arasındaki ilişki, Tevrat'ta yalnızca o cümlede geçiyor ve bir daha sözü edilmiyor. Ama Enoch'un Kitabı'nı okuduğumuzda, bunun müthiş sonuçlar doğuran bir olay olduğu çıkıyor ortaya. Evinden, ailesinden ayrılan ve "Tanrı katında" yaşamını sürdüren Enoch, "Gözcülerden" söz ediyor anlatısında. Bunlar, Tanrı ile insanlar arasındaki ilişkinin bazen "ara halkası" olma görevini üstlenen, insanlara nezaret eden, üstün varlıklar. Ama hepsi, "emir kulu" sonuçta. Enoch'un ayrıntılı olarak anlattığı hikayede, bir gün bunlardan birinin dünya üzerindeki "gözcülük" görevi sırasında "insan kızları"nı arzuladığı ve bu fikrini diğer "gözcü"lere de söylediği belirtiliyor. Bir grup Gözcü (ya da Nefilim - "yukarıdan inen") aralarında karar alıyor ve yemin ediyorlar: Hepsi insan kızlarıyla sevişip onlardan birer karı alacak ve bu bir sır olarak kalacak. Çünkü öğreniyoruz ki, yapılan aslında "yasak". Sonuçta bu birleşmeden "melez" çocuklar doğuyor ve genetik sorunlar yüzünden bu çocuklar sağlıksız, vahşi, garip yaratıklar oluyorlar. Diğer yandan, "insan kızlarıyla" birlikte oldukları süre boyunca Nefilimler, onlara bilgi aktarıyor, bir şeyler öğretiyorlar ki, bu da çok büyük bir yasağı çiğnemek anlamına geliyor. Sonuçta Tanrı hem Nefilimleri cezalandırıyor, hem de yarattığı Tufan'la insanları.
Sümer ve Babil metinlerini bulmuş olmamız, Enoch'un kitabının da, Tevrat'ın diğer bölümleri gibi Mezopotamya anlatılarından esinlenilerek, daha doğru bir deyişle bunlar "revize edilerek" yeniden yazıldığını anlıyoruz. Ama bu, bir garip durumu fark etmemize engel değil: Çok eski zamanlarda "Gözcü"ler denen birilerinin dünya üzerinde dolaştığı ve yaptıklarıyla dünyadaki hayatı derinden etkilediğine ilişkin en az on toplumun kültüründen gelen tanıklıklar var elimizde. İşin en kafa bulandırıcı yanı, çok benzeyen anlatılara, Antik Yakın Doğu'yla fiziksel teması hiç bulunmadığı varsayılan eski İnka ve Maya folklorunda da rastlıyoruz! Şimdi, bütün bunlara "Mitoloji işte canım" deyip, elimizin tersiyle bir yana mı itmemiz gerekiyor, "bilimsel tavır" sergilemiş olmamız için. Yoksa eski metinleri farklı bir bakışla bir daha inceleyip, "Kim bu Gözcüler?" diye sormak mı daha mantıklı bir davranış?
Kaynak: www.spatyom.com
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 7928 defa okundu

Sibel Atasoy

2012
Evet...
Merhabalar sevgili sonsuz üyeleri(tabiki üye olmayan ziyaretçilerde);
Dünya gündemini meşgul eden,kafalarda soru işaretleri bırakan bir başka konu daha!
Sizlerden gelicek yorumları,paylaşımları ve fikirleri ilgiyle bekliyorum.
LÜTFEN ARTIK GERÇEKLER TÜM İNSANLIĞA İFŞA EDİLSİN!VE KARANLIK HİÇ BİR ŞEY KALMASIN,HER ŞEY GÜN YÜZÜNE ÇIKSIN!
SONSUZ SEVGİNİN IŞIĞI BİZİ AYDINLATSIN VE KUŞATSIN!
Sizleri(hep benleri)sonsuz sevgiyle sarıyorum ve kuşatıyorum.
Ne-filimler
Ne filimler dönüyormuş ta haberimiz yok.
)kapa parantez
İyi Bari Bundan Sonra.......
Sevgili açparantez;iyi bari bundan sonra haberiniz oldu:) ona göre yaşarsınız artık:))))
Hala...
Sevgili dostlar hala paylaşımlarınızı sevgiyle bekliyorum.
:))
sahamanichealing seni mi kıracagım buyur paylasım ...
Bende derim ki yukardaki metinlerde anlatılan ..dinlerdeki anlatılan ,gözculer ,koruyucular,melekler,haberciler,hepsi burada bu katta bedenli ..sokakta yanımızdan gelip geciyor ..otobuste belki dibimizde oturuyor ..vapurda belki cay servisini yapan çaycı ..yada yolda aldıgın bir simidi eline veren ..gözgöze gelip bakıpta göremedigin ,onlardan biri .......
kalplerde gözlerde mühür oluncada bunu görememek var ..görüp de dile getirenle de alay etmek var :))))
Hicr
(9) Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
Tarık
(4) Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın.
Nahl
(108) İşte onlar, Allah'ın; kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
Muhammed
(16) Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat senin yanından çıktıkları zaman (alay ederek), kendilerine bilgi verilmiş olanlara, "Az önce ne söyledi?" derler. İşte bunlar, Allah'ın, kalplerini mühürlediği ve nefislerinin arzularına uyan kimselerdir.
Münafikun
(3) Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.
Moda olmuş
Kuran ayetleri eklemek iyice moda oldu. Bende kuranın en gerçek ayetini ekleyeyim.
Kalem (15) Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" der.
)kapa parantez
parantez
masalın neresindensin????*
Dışında
Ben masalın dışındayım, siz neresindesiniz?
)kapa parantez
Teşekkürler Sevgili Simir...
Sonsuz sevgiyle kalın sevgili Simir paylaşımınız için teşekkürler.Paylaşımlarınızın devamını ilgiyle bekliyorum.Tabiki tüm Sonsuz Us üyelerinin ve tüm misafirlerin de paylaşımlarını ilgiyle ve sevgiyle bekliyorum.
BİLGİ SAMAN YÜKLÜ BİR GEMİYE DÜŞEN KIVILCIM GİBİDİR,TAMAMEN YANMADAN DURMAZ!
Biz yakında onun burnu
Biz yakında onun burnu üzerine damga basacağız.
kalem 16 )
parantez içinde hapis olmuşsun :)))
Bilgi ve doğruluk
Bilginin doğruluğunu belirleyen ölçüt nedir? O kadar çok bilgi içerisinden hangisi doğrudur? Hangisi saman yüklü gemiye düşen bir kıvılcım hangisi suya düşen bir kıvılcım gibidir?
xenix
Kitap Yüklü Merkep
Bilgin seyyah bir adam memleketi dolaşır,
Onunla tanışanlar tam huzura ulaşır.
Aslında merkebi var lakin yaya ilerler,
Onu tanımayanlar bu haline gülerler.
Tam otuz yıl bı adam merkebiyle birlikte,
Dolaşır memleketi tek amacı dirlikte.
Bunca yıl dolaşınca herkes tanır alimi,
İlmi tevazusuyla selim eder zalimi.
Merkep kitap yüklüdür, bilgin yaya giderken ,
Okuyup uygulayan hedefe varır erken.
Sırtındaki bu yükten merkebe gurur biner,
Bilginle dolaştıkça kibir ruhuna siner..
Bilgi haline yansır bilgini herkes tanır,
“Adın deftere geçti”anır eşeğim anır,
Gururla dolaşırken kitap yüklü bu eşek,
Onun bu ruh halini çözüverir bir sinek.
Sinek vızıldayarak ona nasihat eder,
Sana değil itibar, sırtındaki yüke der.
Hem bu bilgin olmasa sana kim değer verir,
Elbet bahar gelince, kardan adamlar erir.
Merkep kuyruğuyla kovalar bu sineği,
Kimi bilgin zanneder bu zavallı bineği.
Bilgini bilgin yapan, bilgiden elbisedir,
Bildiğini yaşayan, gerçek bilgin kimsedir.
bilginin doğruluğunu
bilginin doğruluğunu belirleyen ölçüt nedir xenix.bilginin doğruluğu onu taşıyanın aldığı riskle ölçülür.bir bilgi,taşıyanı için ne kadar tehlikeliyse o kadar doğrudur.karşılıksız ve tehlikesiz bir bilginin hiç bir değeri yoktur.
sümerolog Gönül Tekin iş
sümerolog Gönül Tekin iş dinin özüne inince konuşamıyor .sanırım bu konu üzerine bir kitap yazıyor bu sıralar .konuşamamsının nedeni olarakta biz insanların buna hazır olmayışı ama bence bu yaklaşım çok yanlış çünkü daha fazla korkutuyor.Delininde dediği gibi bu bilgi oldukça tehlikeli ver iskli.tedirgin eden bu sanırım .değişimden korkmak .en kısa zamanda ne olacaksa olsun artık diyorum ve neden korktuğunu bilmemek ayrıca korkutucu.ayrıca buna hazır olmadığımız denenmeden bilinemez diye de düşünüyorum .kafamın karışıklığını hissetiğinizde biliyorum ama zaten saklamıyorum .sonsuz gerçeklere içiyorum .
Hoşgeldiniz........
Hoşgeldiniz sevgili Xenix,Camael,Deli,Tegafüle.
Haklısınız günümüz de o denli bilgi karmaşası var ki neye inanacağımızı şaşırmış bir haldeyiz.Aslında durum çok da kötü değil.
Çünkü:günümüze dek gelen alışılagelmiş bilgiler bize yetmedi ki!
Bu yüzden hala aklımızda bir ton soru işareti var.Eğer o bilgiler yetmiş olsaydı bize özellikle Dini bilgiler,bizler bir arayış içinde olmazdık.Öyle değil mi?
Neden bu denli korkuyorsunuz sevgili tegafüle?Tabiki belirsizlikten anlıyorum sizi,fakat olaylar korktuğunuz kadar vahim değil inanın bana.Mesele şu;bir taraf herşeyi düzeltmeye çalışıyor,diğer tarafsa bu karmaşadan istifade etmenin çabası içinde.O yüzden korkarak o diğer kesimi sevindiriyorsunuz.
Lütfen sabırlı olun hepsi geçicek.Ve pozitif düşüncelere yoğunlaşın gelecekle ilgili.Gelecekle ilgili kötü senaryoları dinlemeyin,tam tersi muhteşem bir geleceğin bizleri beklediğine odaklanın hepsi bu.Şimdilik bu yapacağınız pozitif göndermeler yeterli.
SEVGİNİN SONSUZ IŞIĞI BİZLERİ KUŞATSIN VE SONSUZ BİLGİ,İLİM BİZLERİ AYDINLATSIN!
Uyanın Artık!!!!!!!!!!!!!!
Sevgili hep benler uyanın artık!Bugüne dek çarpıtılmış,eksik yalan yanlış bilgilerle donatıldık.Artık gerçekleri öğrenme vakti geldi.
1.Lütfen pozitif olun ve sabredin zaman yakın.
2.Gerçek bilgi;aklınızı kurcalamaz ve soru işaretleri uyandırmaz.
3.Gerçek bilgi;sizde şüphe uyandırmaz.
4.Gerçek bilgi;aklınızı açar ve sizi aydınlatır.
5.Gerçeğin ta kendisi sonsuzluğun kapılarını açar ve size müthiş bir aydınlanma ve bilgelik getirir.
6.İçiniz huzurla,ışıkla dolar,size sonsuz bir içgörü kazandırır.
7.Sizi korkutmaz,boğmaz,aldatmaz,sizden bir şey almaz,sizi esir etmez.
8.Size sonsuz bir özgürlük ve güven duygusu verir.
saygılar
Sınırsız Yaradan'ın
Sınırsız Yaradan'ın sınırsız yaratımı...
gercegin sonsuzlugu, buna adım atmak korkutuyor insanları .
çünkü bu güne kadar bütün algılar sınırların icinde hapisti .bu sınırları yıkarak yaradana acılan kapının sonsuzluguna adım atabilmek ..
büyük bir karanlık bilinmezlik karsında kalınıyor ,karanlık kötüdür denir ,bilinmezligi var, bilinmiyenden korkulur elbet ..o karanlıgın icine adım atınca ögrendiklerinle senin dogumun olacak .karanlık ışıgın anasıdır .ışık bilgidir,ışık sevgidir ,kabul ediştir affediştir ,o karanlıkta ana rahiminde ne kadar yuvarlanılacak ..artık insanın dogum zamanı gelmedi mi ..bir feryat ..bir hayat :)
Siz kimsiniz?
Sayın simir,
Siz kimlerdensiniz?
Simir'e
tamamiyle katılıyorum, çok güzel açıklamış. Oradan düşünmeye başlamalı bence de, özgürlük korkusundan...Sonsuzluktan...
Korkmak Niye?
Sevgili Simir;katılımınız için teşekkürler.Fakat niçin bu denli korkuluyor anlamıyorum sonsuz gerçeğe adım atmaktan?
Niçin bu sonlu şeyler insanların hoşuna gidiyor?İnanın anlamıyorum.Bu yaşadığınızı sandığınız hayat bir rüya "ey insanoğlu;yetmedi mi binlerce yıllık uyku,yetmedi mi kendini boşuna oyalamak?"Uyan artık uyan da yaşamaya başla!
_Gerçek yaşam bu değil,
_Bu sadece kendini kandırmaktır,
_Bak bir etrafına gerçek olan ne,görebiliyor musun?
_Her tutunduğun elinde kalıyor,sahip olduğunu sandığın,kibirlendiğin o beden bile senin değil,bir gün o da toprak tarafından geri alınıyor,
_Zenginlik,mal,mülk,para,her şey seni oyalamak için geliştirilmiş yapay şeyler,
_Neye sahipsin göster bana,elinde sonsuz bir şey var mı?
_"Mal da yalan,mülk de yalan,var biraz da sen oyalan"boşuna mı demiş Yunus Emre!
_Sizler berbat bir kargaşaya doğuyor ve bu sonu gelmeyen kargaşayla hayata gözlerinizi yumuyorsunuz!
_Sizin bundan çıkarınız ne?
_Tabiki sizlerin bir çıkarı yok;ama sizi soyup soğana çavirenlerin var!
Güdülen Koyunlar Gibiyiz........
Merhaba sevgili dostlar;
Şu Dünya'daki yaşama biraz daha değinmek istiyorum.
Dostlar halinize bir bakın da artık uyanın!
_Hayat zoraki sistemler bütünü;
_Doğuyorsunuz ve ailenizi bir telaş alıyor ne olacak bu çocuğun geleceği diye,
_Sonra biraz büyüyorsunuz veeee sizi ailenizden koparıp yuvaya veriyorlar(neymiş bişeyler öğrensinmiş),
_Birden okul telaşı başlıyor ve yılar yılı sürüyor.En güzel yıllarınızı burda yitiriyor ve boşa harcıyorsunuz.
_Sonra yarış atları gibi sınavlara hazırlık başlıyor.Eskiden bir üniversiteye hazırlık sınavı vardı şimdi;orta okula,liseye,yarın bir gün yuvaya da sınavla alırlarsa şaşmam.
_Ardından üniversite telaşı;aileler varlarını,yoklarını döküp çocuklarını bu sınava hazırlıyorlar,
_Üniversite kazanılırsa ne ala,yok kazanılmazsa yaşanan hayal kırıklığı ve matem havasını düşünmek dahi istemiyorum,
_Üniversite kazanılınca bu sefer yeni bir telaş başlıyor;aileler yine tüm varlıklarını evlatlarını okutabilmek için ortaya koyuyorlar,
_Nihayet üniversite bitiyor sonra;erkek çocuklarının askerlik telaşı,kızları ise bir an önce iş sahibi edip,baş göz etme derdi başlıyor,
_Hele birde yılar yılı üstüne titrediğiniz,okutup adam ettiğiniz,üzerine ne hayaller kurduğunuz evladınız bide askerden sağ salim dönmezse!!!!!İşte o zaman .............(buraya yazacak bişey bulamıyorum)................
_Veeeee askerden dönen evlat işi var yok bakılmaz hemen baş göz etmeye bakılır.Sonra oğlan veya kız evlat evlenir,eeeee artık gözünüzden sakındığınız,üstüne titrediğiniz,baktığınız,büyüttüğünüz fidandan meyve alma zamanı gelmiştir.
_Evladınızı evlendirip torun,torba sahibi olmak vardır artık.
_Böylece bir maraton biter ve artık yenisi başlar.(Bu sefer bayrağı evlatlarınız devralır sizden ve torunlarınıza verir.Böyle sürüp gider...)
SONUÇ NEDİR?HAYATINIZI BİRİLERİNİN İSTEDİĞİ GİBİ YAŞAR VE ÖLÜRSÜNÜZ.ÇALIŞIR,ÇABALARSINIZ SONUÇ YOKTUR.BİR KAZANÇ HİÇ YOKTUR.KORKULAR,KORKULAR,KORKULAR.....SİZE EMPOZE ETTİKLERİ BUDUR.VE BU KORKULARLA,İSTEKLERLE BİR HAPİSHANE ÖRERSİNİZ ETRAFINIZA VE BU HAPİSHANEDE ÖLÜRSÜNÜZ.......
BU MUDUR YAŞAMDAN ANLADIĞINIZ SORUYORUM SİZE?
akılla nereye gidilir? hele
akılla nereye gidilir? hele ki yarım akılla.politik mesajlar dizini.
Deliye katılıyorum.Hala
Deliye katılıyorum.Hala buradayız ve hala buranın bilinciyle orayı düşünüp değerlendiriyoruz.
Eminim Tanrıların hepsi bizlerden utanıyorlardır:))
Sn. shamanic
Artık bilgilerinizi paylaşsanız da siz yaşamdan ne anlıyorsunuz biz yararlansak sizden ;)
Hazır olan falan boş verin . Hani bir dizide adını unuttum bir hala vardı ya .. Ben ortaya söylerim , alan alır almayan almaz gibi bi şey diyordu. Siz de ortaya deyin. Boşa gitmez , merak etmeyin ;)
Bakın bir bilge ne demiş ( adını unuttum ne yazık ki ) : "Siz yaşadıklarınız ve deneyimleriniz değilsiniz. Siz yaşamınızın içeriği değilsiniz. Siz yaşamın ta kendisisiniz"
Ortaya demiiişş gitmiişş. Alan alır almayan almaz :))
Kusura bakmayın sevgili
Kusura bakmayın sevgili shamanichealing ,
sizin korkusuzluğunuzda beni korkutuyor ;)Her değişim kaçınılmaz olarak ürkütür ,korkutur.Kademeleride kişiye göre değişebilir tabi ama hiç korkmamak ,sizin gibi rahat olabilmek nekadar normaldir bilemiyorum .Eğer bir doğumsa bu ya anne karnında fazla kalmaktan hepimiz öleceğiz yada çıkıp çığlıklarla ağlayacağız.Her ikisi de korkutucu fakat ağlamayı tercih ederim.
Birde şu dünyadaki yaşamdan bahsediyoruz,memnuniyetsizliğimizden ,söylenen yalanlardan ,baskılardan vs..Bu doğumla gelinen dünyadan kaçmak isterken ya bahsettiğimiz yeni dünyadan da memnun kalmazsak ?
Ama şuda varki gerçekleri bilerek mutsuz olmayı bilmeden mutsuz olmaya tercih ederim.Mutluluk nedir ki diye sormayın lütfen .Bana göre insan üretimi bir kelime ,yapay , var olmayan bir duygu.Memnuniyetlerin ,anlık sevinçlerin sonsuz var olma isteği.O yüzden imkansızın adıdır Mutluluk.
alternatif ve sonuc
-iste ahiret yurdu
-biz onu yeryüzünde üstünlük taslamayanlara veririz
-sonuc
-takva sahiplerinindir (kasas/83)
slm.
EVET! İŞTE O BİLGİ
EVET!
İŞTE O BİLGİ KUR'AN-I KERİM'DİR!
SİZİN BİLGİNİN KAYNAĞI NEDİR?
Yüzde yüz haklısınız
Ne kadar doğru. Nazım Hikmet'in bir şiirini hatırlattı bana. İzninizle paylaşmak istiyorum.
Bizi esir ettiler,
bizi hapse attılar :
beni duvarların içinde,
seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü :
bilerek, bilmeyerek
hapishaneyi insanın kendi içinde taşıması...
"Eğer insanlar sadece cezalandırılmaktan korktukları ya da ödüllendirileceğini ümit ettikleri için iyi kalplilerse, gerçekten acınacak haldeyiz der" , A. Einstein
Nedense yaşam denilen bu kısır döngü içerisinde debelenip durduğumuzu bir türlü idrak edemiyoruz. İdrak edemeyince de, ölümden sonra daha mükemmel bir yaşam hayaline kapılıyoruz gibime geliyor.
Yeni yorum gönder