10. YIL NUTKU

statik kullanıcısının resmi

Türk Milleti;

Kurtuluş savaşına başladığımızın onbeşinci yılındayız. Bugün, Cumhuriyetimizin onuncu yılını doldurduğu, en büyük bayramıdır. Kutlu olsun.

Yurtdaşlarım,

Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk Kültürü olan, Türkiye Cumhuriyetidir.

Buradaki muvaffakiyeti Türk miiletinin ve onun değerli ordusunun bir ve beraber olarak, azimkarane yürümesine borçluyuz.

Fakat yaptıklarımızı asla kafi göremeyiz çünkü daha çok ve daha büyük işler yapmak mecburiyetinde ve azmindeyiz. Yurdumuzu, dünyanın en mamur ve medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş refah, vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız. Milli kültürümüzü, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracağız. -Bunun için, bizde zaman ölçüsü geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil; asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.

Geçen zamana nisbetle, daha çok çalışacağız. Daha az zamanda, daha büyük işler başaracağız. Bunda da muvaffak olacağımıza şüphem yoktur. Çünkü Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü, Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir. Ve çünkü, Türk milletinin, yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir.

Şunu da ehemmiyetle tebarüz ettirmeliyim ki, yüksek bir insan cemiyeti olan Türk milletinin tarihi bir vasfı da, güzel sa'natları sevmek ve onda yükselmektir. Bunun içindir ki, milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, fıtri zekasını, ilme bağlılığını güzel san'atlara sevgisini, milli birlik duygusunu mütemadiyen ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besliyerek inkişaf ettirmek, milli ülkümüzdür.
Türk milletine çok yaraşan bu ülkü, onu, bütün beşeriyette hakiki huzurun temini yolunda, kendine düşen medeni vazifeyi yapmakta, muvaffak olacaktır.

Bugün, aynı inan ve kat'iyetle söylüyorum ki, milli ülküye, tam bir bütünlükle yürümekte olan Türk milletinin, büyük milletinin, büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır. Asla şüphem yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ile, atinin yüksek medeniyet ufkunda, yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Türk Milleti;

Ebediyete akıp giden her on senede, bu büyük bayramını, daha büyük şereflerle saadetlerle huzur ve refah içinde kutlamanı, gönülden dilerim.

Ne mutlu Türküm diyene.!

Mustafa Kemal Atatürk

Senin oyun: None Ortalama: 5 (8 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Samsun'a çıktığım gün

Samsun'a çıktığım gün genel durum ve görünüş

1919 yılı Mayısının 19'uncu günü Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:
Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı'nda (1) yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş'ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı'na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa'nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.

Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta...

İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919'da, İtilâf Devletleri'nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir'e çıkartılıyor.

Bundan başka, memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.

Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi'nde kurulan Mavri Mira Hey'eti (Belge: 1) illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaç'ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu (2), Mavri Mira Hey'eti'nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Hey'eti tarafından yönetilen Rum okullarının izci teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Hey'eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul'daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor

Millî kuruluşlar siyasi

Millî kuruluşlar siyasi amaç ve hedefleri

Bu derneklerin kuruluş amaçları ve siyasî hedefleri hakkında kısaca bilgi vermek uygun olur görüşündeyim.
Trakya Paşaeli Cemiyeti'nin ileri gelenlerinden bazıları ile daha İstanbul'da iken görüşmüştüm. Bunlar, Osmanlı Devleti'nin çökeceğini çok kuvvetli bir ihtimal olarak görüyorlardı. Osmanlı vatanının parçalanma tehlikesi karşısında, Trakya'yı, mümkün olursa, buna Batı Trakya'yı da ekleyerek ve bir bütün olarak İslâm ve Türk topluluğu halinde kurtarmayı düşünüyorlardı. Fakat bu amacı gerçekleştirmek üzere ogün için akıllarına gelen tek çare, İngiltere'nin, bu mümkün olmazsa, Fransa'nın yardımını sağlamaktı. Bu maksatla bazı yabancı devlet adamları ile temas kurma ve görüşme imkânları da aramışlardı. Amaçlarının bir Trakya Cumhuriyeti kurmak olduğu anlaşılıyordu.
Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin kuruluş amacı da (tüzüklerinin 2. maddesi), Doğu illerinde oturan bütün halkın dinî ve siyasî haklarının serbestçe kullanılmasını sağlayacak meşru yollara başvurmak, bu illerdeki müslüman halkın tarihî ve millî haklarını gerektiğinde medeniyet dünyası karşısında savunmak, Doğu illerinde yapılan zulüm ve cinayetlerin sebepleri ile bunları işleyenler ve sebep olanlar hakkında tarafsız soruşturma yapılarak suçluların sür'atle cezalandırılmalarını istemek. Yerli halk ile azınlıklar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesine ve eskiden olduğu gibi iyi ilişkilerin sağlamlaştırılmasına gayret etmek, savaş durumunun Doğu illerinde yarattığı yıkım ve yoksulluğa, hükûmet nezdinde teşebbüslerde bulunarak elden geldiğince çare aramaktan ibaretti.
İstanbul'daki yönetim merkezinden verilmiş olan bu direktife uygun olarak, Erzurum şubesi, Doğu illerinde Türk'ün haklarını korumakla birlikte, Ermeni göçü sırasında görülen kötü davranışlarla halkın hiçbir ilgisi bulunmadığını, Ermeni mallarının Rus istilâsına kadar korunduğunu, buna karşılık müslümanlara pek gaddarca davranıldığını; hattâ verilen emre aykırı olarak, göçten alıkonan bazı Ermenilerin koruyucularına karşı yaptıkları kötülükleri, güvenilir belgelerde medeniyet dünyasına duyurmaya ve Doğu illerine dikilmiş olan hırs yüklü bakışları hükümsüz bırakacak çalışmalar yapmaya karar veriyor (Erzurum şubesinin basılı bildirisi).
Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin Erzurum şubesini ilk olarak kuran kimseler, Doğu illerinde yapılan propagandalar ile bunların hedeflerini, Türklük, Kürtlük-Ermenilik meselelerini bilim, teknik ve tarih açılarından inceleyip araştırdıktan sonra, ilerideki çalışmalarını şu üç noktada topluyorlar (Erzurum şubesinin basılı raporu):
1.Kesinlikle göç etmemek,
2.Derhal ilmî, iktisadî ve dinî bakımlardan teşkilâtlanmak,
3.Saldırıya uğrayacak Doğu illerinin her köşesini savunmada birleşmek.
Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin İstanbul'daki yönetim merkezinin, medenî ve ilmî yollara başvurarak maksada ulaşabileceği konusunda fazla iyimser olduğu anlaşılıyor. Gerçekten de bu yolda çalışmalar yapmaktan geri durmuyor. Doğu illerindeki müslüman unsurların haklarını savunmak üzere Le Pays adında Fransızca bir gazete yayınlıyor. Hâdisât gazetesinin çıkarma hakkını alıyor. Bir yandan da İstanbul'daki İtilâf Devletleri temsilcilerine ve İtilâf Devletleri Başbakanlarına muhtıra veriyor. Avrupa'ya bir hey'et gönderme teşebbüsünde bulunuyor (Belge: 7).
Bu açıklamalardan kolaylıkla anlaşılacağını sanırım ki, Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin kuruluşuna yol açan asıl sebep ve düşünce, Doğu illerinin Ermenistan'a verilmesi ihtimali oluyor. Bu ihtimalin gerçekleşmesinin de Doğu illeri nüfusunda Ermenilerin çoğunlukta gösterilmesine ve tarihî haklar bakımından onlara öncelik tanınmasına çalışanların, ilmî ve tarihî belgelerle dünya kamuoyunu aldatmayı başarmalarına ve bir de müslüman halkın Ermenileri topluca öldüren barbarlar olduğu iftirasının bir gerçekmiş gibi kabulüne bağlı olduğu düşüncesi ağır basıyor. İşte bundan dolayıdır ki, dernek, aynı gerekçeye dayanarak ve aynı yollardan yürüyerek tarihî ve millî hakları savunmaya çalışıyor.
Karadeniz sahilindeki bölgelerde de bir Rum Pontus hükûmeti kurulacağı korkusu vardı. Müslüman halkı Rumların boyunduruğu altında bırakmayıp onların yaşama ve var olma haklarını koruma gayesiyle, bazı kimseler Trabzon'da da ayrıca bir dernek kurmuşlardı.
Merkezi İstanbul'da olan Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'nin amacı ve siyasî hedefi adından anlaşılmaktadır. Her halde merkezden ayrılmak gayesini güdüyor.

Memleket içinde ve

Memleket içinde ve İstanbul'da milli varlığa düşman kuruluşlar

Memleket içinde daha başka birtakım dernek ve kuruluşlar da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında Diyarbakır (Belge: 8, 9), Bitlis, Elâzığ illerinde, İstanbul'dan idare edilen Kürt Tealî Cemiyeti (8) vardı. Bu derneğin amacı yabancı devletlerin himâyesi altında bir Kürt devleti kurmaktı.

Konya ve dolaylarında İstanbul'dan yönetilen Tealî-i İslâm Cemiyeti'nin (9) kurulmasına çalışılıyordu. Memleketin hemen her tarafında İtilâf ve Hürriyet (10), Sulh ve Selâmet (11) Cemiyetleri de vardı.

Kürt Tealî Cemiyeti çalışmalarının hangi tarihlerden beri süregeldiğine DİKKAT!!

Hak iddia etmek ve hak sahibi olmak

Kürt Tealî Cemiyeti çalışmalarının hangi tarihlerden beri süregeldiğine DİKKAT!!

İnsanın sorası geliyor: Başka ülkelerin itelemesiyle nasıl kör topal devlet(cik) olunabilir de bu kadar iç içe geçilmiş halde iken nasıl saf millet olunur? Sürekli ırkçılık yapanlar için ve tabi ki kürt ve diğer toplumlar için de geçerli bu durum. İte kaka devlet olundu diyelim - ki oldu gibi yapılıyor güya -.. Nerden gelecek değirmenin suyu? Hak iddia etmek başka hak sahibi olmak başkadır. Hak sahibi olanlar, üretir..pazarlar satar.. yaratır..Şu dil benim dilimdi kullandırtmadınız .. yok yerim dardı.. napalım .. gelenek .. görenek demez. Mustafa Kemaller çıkarır içinden. Mevlanalar .. Yunuslar.. Bektaşiler.. Karacaoğlanlar yetiştirir. Barzaniler ve bilmemkimlerle yetinmez.
Baktı yapamıyor ( eee bazı şeyler genetik kurallarla sınırlıdır ne yazık ki ) arkadan vurmayı kendine şiar edinmez. İçiçe geçtiği her kökendeki insanla barış içinde yaşamak için birazda kendi çabalar. Kabul görmenin öncelikle kabul etmekten geçtiğini bilir. Ben inanıyorumki bunu yapanlar zaten kökenlerini kimsenin gözüne sokmuyor. Barış ve huzur içinde yaşıyor .. işinde gücünde çalışıyor..ajitasyonlara aldırmıyor. Onun içindir ki çalıştığı her alanda önder olabiliyor. Kültür, sanat, iş yaşamı bu konuda çok sayıda örneklerle doludur.
Uzağa gitmeye de gerek yok. Bakınız Almanya ve diğer ülkelerdeki soydaşlarımızın durumuna. Yaşadıkları toplumla uyum içinde olanlar her alanda kendini gösterebiliyor. Takdir görüyor ve alkış alıyor alnının akıyla. Uyum içinde olmayanlar ne yazık ki mutsuz ve huzursuz. Haliyle yaşadıkları ülkenin vatandaşları ve yönetiminden tepki alıyor. Yani diyeceğim şu ki : Hiç bir ırk ayrıcalıklı değildir. Hakımız diye boşuna bağırmak gereksiz. Buyursunlar ellerini taşın altına koysunlar. Bahaneler yaratmadan. Bir yerden başlasınlar ve anlasınlarki bunun yolu terör değil. İşe yaramadığını anlamak için 30 bin genç insanın daha ölmesi gerekmiyor.. değil mi??
Bir de şuna dikkat ediyorum. Bir yerin bir topluma ait olması demek orda doğmakla yeterli olmuyor. Yaşadığınız yere ne yaptınız, oranın doğasıyla nasıl uyum içine girdiniz ya da girebildiniz, orada asırlar boyu insanlara zarar veremek dışında ne gelenekler geliştirdiniz..unsurları "o toprakların " size ait olduğunun kesin göstergesidir. Yoksa.. aynı döngü yaşanır durur.. malesef başka da yolu yoktur.

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

sözde Atatürkcüler sacmaliyor..

Tabiiki insanlar sacmalayabilirler..
ama sacmaligi bir ideoloji haline getirip
"herkes bu sacmaligi tekrarlamak zorunda"dediginiz zaman
sorun baslar..

Can Dündar"Mustafa"filmi ile ciddi bir sacmalama yarisi baslatti..

<"Atatürkü kisa göstermis"
Eee,ne olmus?

Uzun boylu muydu Mustafa Kemal?

Yoo,kisa boylu,ince sesli bir adamdi..
Onun bu fiziksel özellikleri,onun yaptiklarini ya da yapmadiklöarini degistirir mi?

"Atatürkü icki icerken gösteriyordu"

Icmiyor muydu?
ne var bunda?

"Atatürkün insani zaaflarini gösteriyor"

yok muydu Atatürkün insani zaaflari?
vardi ve coktu..
kimin yok ki?
hepimizin var..

"Atatürk siradan fanilere benzemez,benzetilemez,o bizler gibi degildir"?

neden
Atatürkü insanüstü biri gibi anlatmak istiyorlar bize ?
niye
onun önemli bir lider,tarihte yerini almis bir sahsiyet olmasi yetmiyor da,
ona
"TANRISAL"bir görüntü yüklemek istiyorlar?

Atatürk´cüler neredeyse"peygamberlerin"bile sahip olmadigi bir "TANRISALLIK" bir dokunulmazlik yüklemeye calisiyorlar..

neden yapiyorlar bunu?

cünkü Atatürk,
bu ülkenin yasadigi bir cok
carpikligin,
cürümüslügün,
kaosun,
sorgulanmasini önleyen bir KALKAN gibi kullaniliyor bir coklari tarafindan..
Atatürk´e "TANRISAL" bir statü verip onun arkasina saklaniyorlar..

ne Iskender,
ne Napolyon,
ne Lenin,
ne Washington kendi halklari tarafindan böyle degerlendirilmiyor..
degerlendirilmemesi de gerekir..

bu insanlar özel yeteneklileri olan liderlerdi..
ama hepsinin de zaaflari vardi..
insani ve liderleri kusurlariyla/zaaflariyla sevmeli/saygi göstermeli..
sevmeyene,saygi duymayana da saygida kusur etmemeli..

Fethi Okyar;
Atatürk bir diktatördü
kati bir adamdi
muhaliflerine karsi cok sertti
cok ihtirasliydi
bir asker olarak kendisini cok mutlu edecek kadar büyük basarilara sahip degildi
ve yasadigi dönemde onu en cok kizdiran elestirilerden biri
"bir meydan savasini bizzat kazanamamis oldugunun "söylenmesiydi..

buna karsilik olagan üstü iyi bir örgütcüydü,
dengeleri her zaman cok iyi gözeten yetenekli bir politakaciydi..
kendi ilkeleri yoktu duruma göre görüslerini degistirirdi,pragmatikti..
kendine ait bir kurami,derinligine kapsamli bir fikir sistemi bulunmuyordu..
"Bu,Mustafa Kemal´in kendi fikriydi,daha önce hic söylenmemisti"diyebileceginiz tek bir fikir bile bulamazsiniz zaten..

bir asker oldugu icin "emirlere"inanirdi..
klasik Bati müzigini bile Türk köylüsüne emirle sevdirebilecegini sanmisti..

denemisti..

sadece o hayatin nasil sekillendigini,hangi asmalardan gecilerek o noktaya gelindigini bilmiyordu..
zorla sapka giydirp,zorla müzik dinleterek Batili bir toplum yaratabilecegini
saniyordu..

yaratilamazdi,yaratamadi..

ama kurtulus savasini cok iyi örgütledi,
Cumhuriyeti kurdu..
Liderligi ile ülkenin önemli bir dönemecten
gecmesini sagladi..

bu gercek degismez..
Atatürkün zaaflari bulunan bir insan oldugu gercegi de
degismez..
Onun kurdugu cumhuriyetin hala demokratiklesemedigi gercegi de
degismez..
zaten gercekleri degistirmeye degil,o gercekleri görmeye ihtuiyacimiz var..

O gercekler görüldügü zaman Atatürk´ün ne degeri eksilir ne de degeri artar,
sadece onun arkasina saklananlarin asil yüzü ve amaclari ortaya cikar..

Esas korktuklari da bu,onun icin bu kadar sacmaliyorlar zaten..(alinti)

insani zaaflarinda soyarak ona bir tür"dini dokunulmazlik"saglamaya calismak,
"Laiklikle"ne kadar bagdasir,o da ayri bir soru/n..

slm.

cahiller

ve tarih bilmeyenler önce okuyup sonra yazacak!

"Vicdan hürriyetine asla müdâhale edilemez, zira bu ferdin tâbiî haklarının en mühimlerinden biri addedilir... Her fert, istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyâsî bir fikre mâlik olmak, mensup olduğu bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine sâhiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. Türkiye'de her yetişkin (reşit) dinini seçmekte hürdür. İbâdet hürriyetine gelince, insanlar hangi dine mensuplarsa o din ile ilgili âyin ve merasimleri yapmakta serbesttir. Fakat, âyinler asayiş ve genel adaba aykırı olamaz, siyâsi gösteri şeklinde de yapılamaz"

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

imzami atarim

bu anlayisa
imzami atarim..

uygulama tersi ise
ülkem de oldugu gibi

olur laf salatasi

söyleneleri hayatla karsilastir karsiligi varsa dogrudur
cahillere duyrulur..

slm.

HİLAFETİ KALDIRMANIN ZAMANI DA GELMİŞTİ

Saygıdeğer Efendiler, her meselede ve her uygulama safhasında kendisini söz konusu ettirmiş olan Halife'ye ve hilâfet'e bir defa daha dokunacağım.
1924 yılı başında, büyük çapta bir ordu harp oyunu yapılması kararlaştırılmıştı. Bu harp oyununu İzmir'de yapacaktık. Bu münasebetle 1924 yılının Ocak ayı başında, İzmir'e gittim. Orada iki ay kadar kaldım. Hilâfet'in kaldırılması zamanının geldiğine orada iken karar vermiştim. Bu işin nasıl yapıldığını kısaca özetlemeye çalışacağım : Başbakan İ s m e t P a ş a 'dan 22 Ocak 1924 tarihli bir şifre aldım.

Onu olduğu gibi bilginize sunayım :

Åžifre

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yüksek Katına;
Bir süreden beri gazetelerde, hilâfet makamının durumu ve Halife'nin şahısları ile ilgili olarak yanlış anlamalara yol açabilecek yayınlara rastlanılması ve özellikle arasıra İstanbul'a giden hükûmet üyelerinin ve resmî hey'ettekilerin kendisiyle görüşmekten kaçınmaları ve çekinmeleri dolayısıyla, Halife'nin büyük bir üzüntü duyduğu; bu yüzden Başmabeyinci'lerinin Ankara'ya veya güvenilir bir zatın İstanbul'a kendi yanına gönderilmesini rica ederek duygu ve düşüncelerini ulaştırmayı düşünmüş ise de, yanlış yorumlanabilir endişesiyle bundan da vazgeçtiklerini söyledikleri, Başkatip ßey tarafından bir yazıyla bildirilmektedir. Bu ya zıda, ayrıca uzun uzadıya ödenek işi de anlatılarak Hilâfet Hazînesinin gücünü aşan ve yükümlülüğü dışında kalan giderler için Maliye hazînesince yardımda bulunulacağı yolunda Hükîızzıet'in yazdığı 15 Nisan 1923 tarihli yazının incelenmesi ve gereğinin yerine getirilmesi istenmektedir. Durum, Hükûmetçe görüşülecektir. Sonucu ayrıca arz ederim, efendim.

İsmet

Bu telgrafa cevap olarak makine başında yazdığım telgıaf şudur :

Makine başında

İzmir

Ankara'da Başbakan İsmet Paşa Hazretleri'ne

İlgi : 22.1.1923 tarihli şifre,

Hilâfet makamı ve Halife'nin şahısları ile ilgili yanlış anlamalar ve yanlış yorumlar Halife'nin kendi yanlış tutum ve davranışlanndan kaynaklanmaktadır. Halife, kendi özel hayatı ve dış yaşayışı ile, ecdadı padişahların yolunu tutmuş görünmektedir. Cuma alayları, yabancı devlet temsilcileri yanına memurlar göndererek ilişkiler kurmak, gösterişli gezintiler, saray hayatı, sarayında yedek subaylara varıncaya kadar kabul etmek, onların şikâyetlerini dinleyerek onlarla birlikte ağlamak gibi davranışlar bu cinstendir. Halife, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk halkı karşısındaki durumunu düşündüğü zaman, İngiltere Krallığı ile Hindistan Müslüman halkı veya Afgan Devleti ile Afgan halkı arasındaki durumunu bir ölçü olarak almalıdır.

Halife ve bütün dünya, kesin olarak bilmelidir ki, bugün var olan ve korunmakta bulunan Halife'nin ve halifelik makamının gerçekte ne dinî ve ne de siyasî bakımdan hiçbir anlamı ve varolma gerekçesi yoktur. Türkiye Cumhuriyeti, safsatalarla varlığını ve istiklâlini tehlikeye atamaz. Bizce, hilâfet makamı, olsa olsa tarihi bir hâtıra olmaktan öteye bir önem taşıyamaz. Türkiye Cumhuriyeti devlet adamlarının veya resmî hey'etlerin kendisiyle görüşmelerini istemesi bile, Cumhuriyet'in bağımsızlığına açık bir tecavüzdür. Başmabeyinci'sini Ankara'ya göndererek veya güvenilir bir kimseyi kendi yanına getirterek, Hükûmet'e duygu ve dileklerini ulaştırmak istemesi de, Cumhuriyet Hükûmeti ile karşı karşıya bir durum alması demektir. Buna da yetkili değildir. Kendisi ile Cumhuriyet Hükümet'i arasındaki yazışmalarda Başkâtibi aracı kılması da yersizdir. Başkâtip Bey'in böyle bır küstahlıktan sakınması gerektiği, kendisine bildirilmelidir. Halife'nin yaşayışı ve geçimi için Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ödeneğinden mutlaka daha aşağı bir ödeneğin yetmesi gerekir. Maksat, gösterişli ve debdebeli bir hayat sürmek değil, insanca yaşamak ve geçimi sağlamaktan ibarettir. "Hilâfet Hazînesi"ile ne denmek istendiğini anlayamadım. Hilâfetin hazînesi yoktur ve olamaz. Kendisine ecdadından böyle bir hazîne kalmışsa, ve açık olarak bilgi alınmasını ve bana bildirilmesini rica ederim:

Halifenin aldığı ödenekle yerine getirilemeyen yükümlülükler nelermiş; I5 Nisan I923 tarihli yazısıyla, Hükûmet ne gibi vaatlerde bulunarak Halife'ye bildirilmiştir? Lûtfen bunu da belirtiniz. Halife'nin oturacağı yeri tespit edip açıklamak, Hükûmet'in şimdiye kadar yapmış olması gereken bir görevdi. İstanbul'da, milletin boğazından kesilmiş paralarla yapılmış bir çok saraylar ve bu sarayların içindeki birçok kıymetli eşya ve malzeme, Hükûmet'in durumu tespit etmemesi yüzünden yok olup gidiyor. Halife'nin yakınları, sarayların en değerli eşyalarını Beyoğlu'nda, şurada burada satıyorlar diye söylentiler vardır. Hükûmet bunlara bir an önce el koymalıdır. Satılmak gerekiyorsa Hükûmet eliyle satılmalıdır. Hilâfet kadrosu ciddî olarak incelenerek yeni baştan düzenlenmelidir ki, başmabeyin cilerin ve başkâtiplerin varlığı, Halife'yi hâlâ saltanat hülyası içinde uyutmasın! Fransızlar, kral hanedanını ve yakınlarını Fransa'ya sokmakta, bağımsızlıkları ve hâkimiyetleri için yüz yıl sonra, bugün bile sakınca görüp dururken, her gün ufuktan kendileri için bir saltanat güneşinin doğmasına duacı bir haneden mensuplarıyla ilgili tutumumuzda Türkiye Cumhuriyeti'ni nezaket ve safsataya kurban edemeyiz.

Halife, kendinin ve makamının ne olduğunu açık olarak bilmeli ve bununla yetinmelidir. Hükûmetçe, ciddî ve esaslı tedbirler alınarak bildirilmesini rica ederim, efendim.

Gazi Mustafa Kemal Türkiye Cumhurbaşkanı

Efendiler, açık ve kesin

Efendiler, açık ve kesin olarak söylemeliyim ki, müslümanları hâlâ bir halife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmak gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak müslümanların ve özellikle Türkiye'nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılıp hayal kurmak da ancak ve ancak cahillik ve gaflet eseri olabilir.

Kaldırılmış hilâfet ve saltanat hanedanı mensuplarının, bütün Türkiye düşmanlarının, elele vererek aleyhi mizde durmadan ateşli bir şekilde çalışıp uğraşmaları din gayretiyle midir? Sınırlarımıza bitişik merkezlerde yuvalanarak, hâlâ Türkiye'yi yoketmek için "Mukaddes İhtilâl" adı altında haydut çeteleri, suikast tertipleriyle çılgınca aleyhimizde çalışanların maksatları gerçekten mukaddes midir? Buna inanmak için gerçekten kara cahil ve koyu bir gafil olmak gerekir.

Müslümanları ve Türk milletini bu kerteye düşmüş sanmak ve İslâm dünyasının vicdan temizliğinden, ahlâk ve karakterindeki incelikten, alçakça ve canîce maksatlar için yararlanma yolunu tutmak, artık o kadar kolay olmayacaktır. Küstahlığın da bir derecesi vardır.

Gazi Mustafa Kemal Türkiye Cumhurbaşkanı (NUTUK 1927 Ekim)

82 yıl sonrasını görmüş ve söylemiş.

Türkiye'yi ve Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak her vatandaşın asli görevidir. Tabii vatan haini değilse...

Sayın Ebubekir

Alıntılarınızı bu siteden mi yapıyorsunuz?

www.milligorusforum.biz

Alıntı sahibi: AHMET ALTAN-TARAF
04.Kasım.2008

ortak noktamiz SIFIR

sayin rinda,
milli görüs zihniyetiyle ortak noktam SIFIR..

O sitenin varligindan haberim yoktu ama ögrenmis olmam
iyi oldu sagolun..

dogru,alinti yaptigim yazi A.Altan´in TARAF gazetesindeki makalesinden..

sizce bir sorun mu var?
yoksa,verdiginiz siteden alinti yapmis olsaydim daha az veya daha cok mu tepki verecektiniz veya verilecekti?

dogru her yerde dogrudur ve aklin yolu birdir..

Akleden kimin söyledigine degil NE sösyledigine bakar ve
bakmali..
gerisi fanatiklikten ve ideolojik gevezelikten öte gecmez/gecemez..

Ahmet Altan´in(taraf) yazilarini takip ediyorum ve
yeryüzü NORM ve STANDART-lari noktasinda fikirlerine katiliyorum..

milli görüs´cü oldugumu ima etmek istiyorsaniz!
yaniliyorsunuz zaten yorumlarim ortada..

onlarin ideolojilerini yada dini anlayislarini paylasan biri olsaydim inanin gizleme ihtiyaci da duymazdim..

ama su kadarini söyleyebilirim;
milli görüs´cülerin "Din ve Tasavvuf"konusundaki anlayis ve algilayislari sizin kabullerinizden hic farkli degil..

"Atatürk hayatta olsaydi milli görüs-cü olurdu"ifadesi de onlarin liderlerine aittir..
yani onlar Atatürkcü ben degil..
yani onlar gelenegin dayattigi dini savunuyor
ben Vahiy´den baska kaynak ve ölcü tanimiyorum..

yani,
"Atatürk Ekber"ci-lerle ortak noktam olmadigi gibi,
"Ceddim Ekber"ci zihniyetle de ortak noktalarim yoktur..

keske hafiyelik yeteneginizi "Vahyi" anlamada kullansaydiniz
daha faydali olurdu..

slm.

Makaleler

)kapa parantez

Yazık...

Taraf gazeteci karşıt bir görüşün gazetesi olabilir ama tamamen kraldan çok kralcı bir yayın kuruluşudur. Bu sebeple okuyanları da benim gözümde öyledir.

Ben hiç bir zaman sizin deyimizile "Atatürk Ekber"ci olmadım. Nedir bu yafta merakınız. Ayrıca beni nereden tanıyorsunuz ki ne hakkında ne kadar fikrim olduğunu biliyorsunuz. Ben sizin beyininzde size göre sizin algınınz kadar değilim.

Size kendinizle ve taraftarlarınızla baş başa bırakıyor ve mutluluklar diliyorum.

Saygılarımla

Not: Bu yazıyı alıntıladığınızı yayınlamamdaki asıl sebep (siz bunu anlayamadınız (yazık), şimdiye kadar yazdığınız yazıların acaba kaçı alıntıdır ki hiçbirinide alıntıladığınız yazmamışsınız, bu da demek oluyor ki, her kim olursa olsun, siz emeğe karşı saygısız bir insansınız)

Ey Türk istikbalinin evlâdı!

Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler.

Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş