KAYIP TANRILAR NEREDE

İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu müdahaleler hala devam etmektedir.
Yaradılışımıza dair geleneksel öyküyü hepimiz biliriz. Adem ile Havva, yılan-iblis, yasak elma, Nuh tufanı, melekler, şeytan, günahlar, cennet- cehennem gibi olgularla dolu dine dayalı eski var oluş hikayelerinin karşısına Evrim teorisi denen ve bilimsel platformda ciddi kabul gören bir sav çıktığından beri, yaratılış öyküsü ile Darwinizm savaşır durur. Çünkü dinler, bir yaradan tarafından ideal olarak birden yaratıldığımızı, Evrim ise tek hücreden bugüne dönüşerek ve evrimleşerek uzun zamanda kendiliğinden oluştuğumuzu söyler.

İnsanlığın kökeni ve gelişimiyle ilgili bu alışılmış düşünceler, 21.yüzyıl adına artık yeterli görünmüyor ve Evrim’cilik ve Yaratışcılığın yazdığı geriye dönük olası senaryoların verdiği cevaplar, tarafsız beyinlerde soruların tam karşısına oturamıyor. Çünkü iki taraf tüm kanıtlarını sunsa da parçalar arasındaki boşluk, bugünkü insanın dünya üzerindeki geçmişini mantıklı bir düzleme koymamıza engel oluyor. Şüphesiz ki eldeki somut verilerle gerçeğin tamamına erişmemiz henüz söz konusu değil ama bu durum, bizim bazı olasılıkları yok saymamızı gerektirmiyor. Sıra dışı senaryoların gerçek olabilme ihtimalini düşünmeden edemiyoruz. Geçmişimiz üzerinde tartışmaya, düşünmeye, araştırmaya elbette devam edeceğiz, ta ki somut ve tam gerçeğe ulaştığımızı bütün insanlık olarak kabul edene kadar. Tabii ki mevcut sistemik rantlara tehdit oluşturan sıra dışı fikirleri dile getirenlerin tarihte başına gelenleri bilmemize rağmen…
Metafizik olguların; insanın yaratılışına dair geleneksel bilgilerin içinde, tek tanrı tarafından yaratılmışlık ya da Evrimcilik kalıbından taşan bambaşka bir savunusu var ki, o da insanın yaratılışında bir takım dış etkilerin bilinçli müdahalesi olduğudur. Güncel söylemiyle UFO’lar ya da uzaylılar tarafından ademoğluna etkilerde bulunulduğu düşüncesi son yıllarda çok fazla taraftar buldu ve işte bu noktada son elli yıldır yaratışçılık ve evrimcilik söyleminden çıkıp metafizik bir bakış açısına yönelme yolu açıldı:
İnsanoğlu geçmişte Dünya dışından etki ve müdahale görmüştür, bu müdahaleler hala devam etmektedir.
Biraz sıra dışı gelse de bu iddia çok ciddi kanıtlarla her geçen gün daha fazla gerçekliğiyle karşımıza çıkıyor. Öncelikle arkeolojik keşifler reddedilemez durumda artık. Özellikle son otuz yılda, öncelikle çok da ciddiye alınmayan Daniken’den sonra Sitchin ayakları daha yere basan iddialarda bulundu. 12.Gezegen’le başlayan kitaplar dizisi bize Nibiru ve Anunnakiler kelimelerini tanıştırdı. Sitchin’in Dünya kronolojisi olarak hazırladığı liste, şimdiye kadar bildiğimiz her şeyin üstüne çizik atıyor ve bambaşka bir senaryo yazıyor:
EVRİMİMİZ KENDİ DOĞAL YOLUNDA DEĞİL

Gökyüzünden yere inen tanrılar, maymun kadının yumurtası ile kendi spermlerinden bir Adamu yarattılar ve üreyen yeni ırkla yeryüzünde medeniyetler kurdular, şehirler yönettiler. Geçmiş uygarlıkların kalıntıları ve genlerimiz onların izlerini taşıyor. Dünyalı ırk, Göksel tanrıların medeniyetleri için kölelik yaparken, uzaylı tanrılar birbirlerine düştüler, kavgalar ve savaşlar sonucunda yeryüzünden çekildiler ve insanoğlunu kendi kaderinle baş başa bıraktılar.(ya da biz öyle sanıyoruz!) Ve hala bizi yine “gözlemeleri” ve kurtarmaları için dönmelerini bekliyoruz, Mesih, Mehdi, İsa ya da herhangi başka bir isimle…
Çözümlenen binlerce Sümer tableti sanki bir bilim kurgu filminin senaryosu gibi Sitchin tarafından önümüze atıldı, ister filmin kahramanlarından birini oynayın, ister sinema locasından patlamış mısır yiyerek seyredin! Seçim sizin…
Üstelik Sitchin bu konuda yalnız ve desteksiz de değil, Graham Hancock, Peter Thomson, D.S Allan gibi isimlerin arkeolojik ve kayıtsal araştırmaları mit olarak kabul edilen bazı gerçeklerin kabulünü sağlamaya yardımcı oldu. Çünkü sadece Sümer’ler değil, mevcut dinlerden önceki diğer eski mitlerin ve uygarlıkların gizemleri de, “dış müdahale” savunusunun altını hızla dolduran hikayeler içerir.

Uçan Tanrılar, insanla konuşan kanatlı melekler, gökyüzünde giden ateş arabaları, tanrının ateş saçan okları, denizin üstünde dolaşabilen, gökyüzünden insana korkunç seslerle seslenebilen tanrılar gibi mitsel olgular eskisi kadar hayal ürünü sayılmıyor artık. Hint - Maya - İnka –Sümer- Göktürk vb. bir sürü yaratılış efsanesindeki göksel etkiler, birbirinden epey uzak coğrafyalarda bile ortak noktalar taşır. Birçok efsane ve mit; köklerimiz ve medeniyetlerimizin başlangıç noktasında göklerden gelen bir takım sıra dışı tanrısal olgulardan bahseder. Bu hikayelerde dünyayı ziyaret eden göksel tanrıların, birbiriyle gökte savaştığı, insanlara teknik ve yaşamsal bilgiler verdiği, insanlarla cinsel ilişkiye girdiği, dünyada medeniyetler ve hanedanlıklar kurduğu anlatılır.
Dünyanın pek çok yerinde hala ayakta kalan olağanüstü mimari taşıyan eserlerin nasıl yapıldığı gerçek anlamda bir sır. Mısır’daki piramitler, Lübnan’daki Baalbek, Bolivya’da Titicaca gölü yakınındaki Tiahuanaco, Peru’daki Machu Picchu, Kamboçya’daki, Angkor Wat tapınağı, Meksika ve merkez Amerika’daki büyük tapınaklar, Çin’deki piramitler örnekleri teşkil etmektedir. Türkiye’deki 8000 yıllık Çatalhöyük’te son derece iyi parlatılmış obsidiyen ayna, modern teknoloji ile yapılabilecek küçük delikleri olan taş boncuklar ve madenlerin eritilip kullanılması ile ilgili mevcut bilimin kabul ettiği hiçbir mantıklı açıklama yoktur. Somut arkeolojik eserler kadar bilim, matematik, astronomi, takvimler ve ezoterik bilgiler ile ilgili ilk kaynakların yolu hep gökyüzünden gelen tanrılara çıkar.
ANUNNAKİLER KİMDİ?

Birçok uzman ve araştırmacıya göre Sümer tarihindeki anlatılar Tevrat’a oradan da İncil’e aksetmiştir. Ve Sümer yazıtları “dış müdahale”nin en ayrıntılı kanıtlarıdır. Sümer’lere göre; Güneş sisteminin bizim tanımadığımız bir gezegeni olan Nibiru ‘dan gelen Anunnaki’ler dünyadaki altını çıkarmak üzere işçi yaratmak istemiş. Dünyadaki ilkel dişinin yumurtası ve Anunnaki spermlerinin birleştirilmesi ile laboratuar koşullarında oluşan zigot, (bugünkü tüp bebek) taşıyıcı Nibiru kadının rahmine yerleştirilmiş ve güçlü maden işçisi yaratılmış (homo sapiens sapiens olduğu düşünülüyor). İlk yaratılan erkeklerden sonra taşıyıcı annelerin zorlanması sebebiyle kendi kendilerine üresinler diye ilk Adamu’nun hücrelerinden dişisi yaratılmış. Bu ilk yaratılan Anunnaki - insan melezi çiftinin kutsal kitaplardaki Adem ile Havva olduğu iddia ediliyor.

Kendileri kadar uzun ömürlü ve zeki olmasını istemedikleri Adamunun yüzünden, Niburu’nun devrik komutanı Anu’un oğulları (Anu dünyayı iki oğlu arasında paylaştırmış) Enlil ve Enki birbirlerine düşmüşler. Yeni oluşan insan ırkına yardım eden tanrı Enki olmuş. (zira Adem onun genlerini taşıyormuş) Adem ve Havva dünya yüzünde çoğalmış ve Anunnakilerden öğrendiği bilgilerle medeniyetler yaratmış. Sitchin’in kronolojisinde 300.000 yıl öncesinde başlayan bu yeni ırk M.Ö 11.000 de oluşan Tufana kadar, ilkel işçi Adamu’dan, düşünebilen, konuşabilen, üreyebilen, olağanüstü kentler kuran, astronomi öğrenen, matematik bilen, tanrıları adına savaşabilen, tanrılara benzemek için gökyüzüne çıkmanın ve ölümsüzlüğün sırlarını bulmaya çalışan, dünyasal hırsları olan insana dönüşmüş.

11.000. yılda olan (kaçıncı olduğunu tam bilmediğimiz) Tufanın sebebi; Sümer yazıtlarına göre geçiş gezegeni olan Nibiru’dur. (Yörüngesi 3600 yıldır) Onun geçişinden oluşan çekim alanından dünyada meydana gelecek etkiler Anunnakiler tarafından bilindiği için dünyalı Zuisudra, (muhtemelen Enki’nin dünyalı bir dişiden olan oğlu) Enki tarafından gizlice uyarılmış. (Enlil yaratılan Adamu ırkının yok olmasını istiyormuş) Zuisudra kendisi ve diğer canlılar için Enki’nin tarif ettiği gibi bir gemi yapmış. Tufan sonrası ise nehirlerin taşan sularına bentler yapıp, tarım ve yerleşim için Zuisudra’ya ve beraberindekilere yardım etmiş. Medeniyet yeniden oluşturulmuş ve tarım yeniden başlatılmış. Yeni medeniyet döneminde de kardeş komutanlar arasında devam eden güç ve paylaşım sorunları bitmek bilmeden uzun sürelerce devam etmiş hatta dünya üzerinde bilinen ilk Nükleer savaşa (Sodom ve Gomora) neden olmuş. Bugün kutsal kentler olarak bilinen pek çok şehir o zamanın uzay üstleri ve kritik komuta merkezleriymiş.( özellikle Kudüs) Altının üretim, kontrol ve ulaştırma merkezleri olmak üzere kurulan şehirlerde savaşlar olmuş. Sina çölünde bugün bile izleri olan ve uzaydan görülebilen etkiler bırakan savaş medeniyetin de sonunu getirmiş ve Anunnakilerin (M.Ö2023) dünya yönetiminden çekilmesine neden olmuş. Tevrat’ta Anunnakilerin adı Nefilimler olarak geçer ve İngilizceye “devler” olarak çevrilmesine rağmen gerçek kelime anlamı “gökten inenler” ve “gözcüler”dir.

Anunnakiler, yeryüzünden çekilirler fakat bıraktıkları ezoterik bilgiler binlerce yıl pek çok kültürün ve topluluğun içinde şifrelenerek saklanır. Bu grupların içinde Simyacılar, Mecusiler, Kabalistler, Gnostikler, Şövalyeler ve masonlar vardır. Masonluğun kurucusu kabul edilen Hiram Abif, 3000 yıl önce Küdüs’te Solomon tapınağını yaparken gerçek Anunnaki ile İsrailoğullarının YHVH adını verdiği tanrı arasındaki bağlantıyı biliyordu. Bu bilgisi yüzünden İsrailoğullarıyla ters düştüğü için öldürüldü. Ve bu bilgilerin hala sır olarak Masonlarda olduğu söylenir.

Eski mitlerden sonra var olagelen dinlerde ise dış dünya müdahalesi peygamberler aracılığıyla devam eder. Örneğin Ezekiel peygamber “ alevli bir arabayla” yukarıya kaçırılmıştır. (İncil 8. bölüm) Nuh ve Enoch’un da uzaya götürüldüğünden bahsedilir. Kutsal kitaplarda ve dinlerde yer alan Tanrı, melek, şeytan, günah, cennet, cehennem gibi olguların ilk çıkış noktaları dünya dışı varlıkların dünyalı ile oluşan ilişkisi sonucu meydana gelen olaylardadır.
Uzaylı tanrılar kendi aralarında paylaşım ve iktidar kavgaları yaparken insanoğlu da bu kavgalardan nasibini farklı şekillerde almış. Kendi bilinci yükseldikçe bağımsızlığı için verdiği tepkiler ortaya çıktıkça dost olan Anunnaki’lerden de yardım almaya devam etmiş. İyi tanrılar insana yardım ettiği için kötü tanrılar tarafından sürgüne gönderilmiş ve tarih her seferinde kazanan tarafından yeniden yazılmış.
Tanrıların çekildiği M.Ö 2023 den itibaren dünya çok hızlı değişimler gördü ve terk eden tanrıların adını kullanıp korku yaratarak, Adem ırkını kandıran güç merkezleri, kendi aralarındaki ittifaklarla 4000 yıl içinde inanılmaz ilerleme kaydettiler. Güç sahibi olanlar kiliselerle işbirliği yaparak yeni icatları kendi lehlerinde kullandılar. Zenginleştikçe halkı etkisiz hale getirdiler, aç kalmaktan korkan işçi sınıfı oluştu. Batı dünyası yüzyıllarca kilise engizisyonu altında inledi, binlerce kadın yakıldı, milyonlarca insan eğitimden, bilgiden uzak kaldı, bilgilenmeyi günah saydı. Bilimin, politikanın para tuzaklarına düşmesiyle oluşan dar görüşler, metafizik deneyimleri anormal, bilincin en önemli unsurlarını ise paranormal olarak karaladılar, bireysel bilinç uyuşturuldu ve toplu bilinç geriledi. Resmi ve maddeci bilim endüstriyel gücün elinde uşak oldu. Şehirsel yanlış büyüme, otobanlar, kutu gibi binalar, fabrika ve maden atıkları, çöpler, gürültü ve kirlilikle uçan araçlar doğal eko sistemimizi yok etti. 21. yy girdiğimizden beri kuantum düşünce ile fizik; bilinci yeniden keşfetmiştir, psikoloji insana bütünsel açıdan odaklanmıştır, tıp kendi kendini iyileştirme gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştır. Doğal bilim, spiritüalizm, felsefe hak ettiği yere çıkmaya başlamıştır.
Metafizik ve tarihsel kayıtlara göre insanoğlu var olduğundan beri fiziksel olmayan varlıklardan bilgi almış, görüntüler görmüş, sesler duymuş eterik ya da etten kemikten varlıklarla karşı karşıya gelmiştir. Bu bilgilerin doğruluğunu kabul etmeden önce gerçekliğini kontrol etmeliyiz ve bunun yolu tüm bilgi felsefesi yöntemlerini verimli şekilde kullanmaktan geçer.(epistomoloji) Epistomoloji ise bizi eski mitlerden, kutsal kitaplardan, gen bilimden, coğrafyadan, arkeolojiden, tarihten, dilbilimden, astronomiden metafiziğe kadar geniş bir yelpazede gezdirir.

Bu gezintilerden birisi de DNA çalışmalarının takibidir. Science dergisince “kafa karıştırıcı buluş” olarak adlandırılan bir açıklama yapıldı. İnsan genetik yapısında bulunan 223 genin, genetik evrim ağacında bulunması gereken evrimsel öncelleri yoktu! İnsan, bu genleri nereden almıştı acaba? Bakteriden omurgasızlara ve nihayet modern insana doğru uzanan evrimsel gelişmede, bu 223 gen omurgasız aşamada hiçbir biçimde yoktu. Bu nedenle, bilim adamları bu genlerin varlığını açıklamakta zorlanıyorlar ve tahminlerde bulunmaktan başka bir şey yapamıyorlar. Daha önce yapılan çalışmalarda Mitokondriyal DNA ile yapılan tespitlerde tek bir kadından ürediğimiz kesinleşmişti ve 223 farklı gen açıklaması ile Evrim teorisi bir yara daha aldı.

Bilimsel çalışmalar birbirinden ilginç sonuçlarla her geçen gün dünya dışı varlıklar mitine bizi biraz daha yaklaştırırken son yıllarda raporlanan UFO olayları resmi olarak ülkelerce kabul edilmeye başladı. Geçtiğimiz yıl ülkemizde (Kumburgaz) Yalçın Yalman tarafından çekilen UFO görüntüleri araştırmalara göre bilinmeyen varlıklara ait. Kabul edilen bilinç henüz dünya dışı yaşamı kabul etmese de evrendeki yerine ait parçaları bir araya getiren yenilikçi ve bağımsız düşünürler çok boyutlu, bilinçli, çok varlıklı bir evrende yeni bir kozmolojiyi gözümüzün önüne seriyor.
Matematiksel gerçeklere göre de evrende yalnız olmamız mümkün değil. Bütün kanıtların gerçekliğine rağmen insan tarihinde gelişmiş dünya dışı varlıkların etkisini yok sayıp başımızı kuma gömmeye devam edebilir miyiz? Yoksa çok boyutlu ve bizden başka varlıkların da yaşadığı evren gerçeğini kabul etmeye başlayacak mıyız? Türümüzün bölünmüş kişiliğini doğal bütünümüze tamamlamaya çalışacak mıyız?

Kayıp Tanrılar acaba şimdi neredeler, bizi ziyaret etmeye devam ediyorlar mı?
Bekleyip göreceğiz…
Nesrin Dabağlar
İNDİGO DERGİSİ
- samire ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 3011 defa okundu

Sibel Atasoy

Tarihin yazılması
Bu yazının bence en can alıcı noktası;
"tarih her seferinde kazanan tarafından yeniden yazılmış."
bunun için artık doğruyu bulmak çok zorlaşmıştır.
Ancak sezgilerimizi, mantığımızı ve birtakım arkeolojik kanıtları kullanarak geçmişe dönük yolculuklar yapabiliriz ki bunların ne kadar gerçekçi olacağı her zaman tartışılacak.
Mantığın da dönemsel olarak değiştiğini unutmamak lazım.
Ancak şu anda Daniken ve Sitchin'in gittiği yol bana mantıklı geliyor.
Kimbilir bir gün kayıp tanrılar birdenbire ortaya çıkabilir, ama o zaman biz insanlar nereye gider bilinmez :-)
Sevgiler & Selamlar,
tanrılar nerede
Daniken ve Sitchin'in uç iddiaları olsa da teorilerinin içinde gerçeklik payının epey fazla olduğunu yaptığım diğer araştırmalar ile biliyorum. Onları doğrulayan diğer bilgiler yabana atılacak gibi değil. Diğer Sümerologlar ve din tarihi araştırmacıları, arkeolojik araştırmalar, gen çalışmaları....
Onların hepsini tuğla gibi üstüste dizdiğinizde bina tamamlanıyor gibi görünüyor.
O tanrılar belki farklı zuhurlarla aramızdalar, bunu da bilmiyoruz...
Bu tanrılar
Sadece bu tanrılar değil, bildiğimiz bütün tanrılar kayıp. Nedense tanrıların saklambaç oynamayı çok sevdiklerine dair güçlü fikirlerim oluştu.
xenix
saklambaç
aslında bu düşüncen, tanrının ne olduğu ile ilgili senin tanımından kaynaklanıyor. Senin için tanrı maddeye bürünmüş bir obje gibi kendinden uzakta, kendinden öte bir varlık ise bulman imkansız. Saklambaç oynamayı sevdiği doğru, haklısın, amaç sana buldurabilmekte işte. Ama bence onu bulmak için ipuçları epey çok. Sende yani tabiatında, fıtratında bir takım kodlar var, en önemli ipucu da o kodlar.
XeniX'e
Bu tabii acizane benim fikrim,
Sevgiler
:)
:) elbette
Tabii, saklanacak, yoksa kıymeti kalmaz, doğru diyorsunuz. Gerçi bu annunakilerin saklanma sebepleri ne olabilir onu da incelemek lazım. Bir de bunlar gayet somut, maddeye bürünmüş obje varlıklar olarak karşımızdalar sanırım.
Sonuçta bu tanrı ya da tanrılar kendilerini buldurmaya çalışıyorsa da yine oyun düşkünü oluyorlar. :) Gerçi bende oyun oynamayı severim. Takılıp gidiyoruz işte.
xenix
Oyun
Anu'nun yaratılış açıklamasında bütün bunların zaten "oyun" olduğu söylenmiyor mu? :-)
Efsane geniş
Özetle; Sonunda, kendine dönmeye çalışan bir tanrının eseriyiz gibi bir durum söz konusu sanırım.
Roller, dramlar, oyunlar ve perde...
xenix
KAYIP TANRILAR NEREDE
ayna'ya pek sık bakmıyorsunuz sanırım!..
Güzel bir yazı olmuş.
Güzel bir yazı olmuş. İnsanın var olan sistemi sorgulaması ve doğrulara ulaşmaya çalışması güzel bir şey.
Bu yazıda bahsi geçen tanrıların uzaylı olması düşüncesini biraz irdelemek istiyorum.
Bizler “göklerden gelenler” denildiğinde ne hikmetse hep uzayı düşünüyoruz. Oysa ilkel bir insanın yanına helikopterle giden birini göklerden gelen olarak tanımlaması normaldir. Oysa o kişi göklerden gelmiş olmasına rağmen dünyalıdır.
Bu tanımlamayı tam olarak Hezekiel peygamberin tanımında görüyoruz. Yaptığı tanım bir helikopteri anlatmasına rağmen onu uzay aracı gibi algılıyoruz. Oysa helikopter hava olmayan yerde uçamaz. Tanımda da pervaneyi andıran anlatımlar var.
Oysa geçmişimizde bir sürü olay insanoğlunu aşacak şekilde gelişti. Yazıda yazdığı gibi antik kentlerin varlığı ve yapımı insanoğlunu aşacak kadar ileridir. Eğer kişi bu kentleri, yapılan olay ve işçilikleri ciddi bir şekilde incelerse bir sürü cevapsız soru ile karşılaşır.
Bende bu sorulara uzaylılardan farklı bir cevabın daha olduğunu düşünüyorum.
Eğer geçmişte üstün bir medeniyet yaşamış ve bir şekilde yok olmuşsa tüm bu eserler onlara ait olabilir. Teknolojik eserlerin uzun süre yaşayamayacağını göz önüne alırsak sadece taşla yapılan eserlerin kalması gayet makul olur.
Bizde insanlık olarak kendimizi bir şekilde yok etmeye doğru gidiyor olabiliriz.
Bu konuda sizleri felaket şaşırtacak olan www.seyfullahdemir.com adresini incelemenizi tavsiye ediyorum. Bu yazıdan çok daha fazla soru ve cevap bulacağınıza eminim…
ANUNNAKİLER KİMDİ?:
ANUNNAKİLER KİMDİ?: Birçok uzman ve araştırmacıya göre Sümer tarihindeki anlatılar Tevrat’a oradan da İncil’e aksetmiştir. Ve Sümer yazıtları “dış müdahale”nin en ayrıntılı kanıtlarıdır. Sümer’lere göre; Güneş sisteminin bizim tanımadığımız bir gezegeni olan Nibiru ‘dan gelen Anunnaki’ler dünyadaki altını çıkarmak üzere işçi yaratmak istemiş. Dünyadaki ilkel dişinin yumurtası ve Anunnaki spermlerinin birleştirilmesi ile laboratuar koşullarında oluşan zigot, (bugünkü tüp bebek) taşıyıcı Nibiru kadının rahmine yerleştirilmiş ve güçlü maden işçisi yaratılmış (homo sapiens sapiens olduğu düşünülüyor). İlk yaratılan erkeklerden sonra taşıyıcı annelerin zorlanması sebebiyle kendi kendilerine üresinler diye ilk Adamu’nun hücrelerinden dişisi yaratılmış. Bu ilk yaratılan Anunnaki - insan melezi çiftinin kutsal kitaplardaki Adem ile Havva olduğu iddia ediliyor.
Hangi sümer yazıtında yazıyormuş ? Bu yazıt nerede bulunmuş ? Kim tercüme etmiş ? Ayrıca yazıtın orijinal nüshasını burada yayınlayabilir misin?--- Kaynak lütfen...
Tevrat'ın ve incil'in hangi bölümünde bu konu hk. bilgi varmış? ---- Kaynak lütfen...
Kaynak sıkıntısı
"Ve vaki ki toprağın üzerinde adamlar çoğalmağa başladı, ve onların kızları doğduğu zaman, Tanrı oğulları adam kızlarının güzel olduklarını gördüler, ve bütün seçtiklerinden kendilerine karılar aldılar. Ve Rab dedi, Ruhun adam ile ebediyen çekişmeyecektir, çünkü o da ettir, bunun için onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır. Tanrı oğulları insan kızlarına vardıkları, ve bu kızlar onlara çocuk doğurdukları zaman, o günlerde hem de ondan sonra, yeryüzünde Nefilim (devler) vardı, bunlar eski zorbalar, şöhretli adamlardı" (Tekvin Bap 6)."
--------------------------------
Yazının içinde yeterince kaynak var, isimler ve iddiaları açık seçik belirtiliyor...
Sümer yazıtları binlerce tabletten oluşuyor ve hepsi çözümlenmedi.Burada yazıtların hepsini yayınlamak mümkün değil.
Sümerologların yazdıkları kitaplara bakabilirsiniz.
iNCİL'DEN ve TEVRATTAN BİR KAÇ BÖLÜM ALINTILIYORUM, BENCE İLGİNÇLER...
Ve Musa ile Harun, Nadab ve Abihu, ve İsrailin ihtiyarlarından yetmiş kişi çıktılar; ve İsrailin Allahını gördüler; ve onun ayakları altında, gök yakuttan tuğla döşeme gibi, aydınlıkça asıl göke benzer bir şey vardı. Ve İsrail oğullarının asilzadelerine dokunmadı; ve Allahı göıdüler, ve yiyip içtiler.(Çıkış 24:9-11)
-----------------
Ve RAB Yahuda ile beraberdi ve dağlık ahalisini kovdu; çünkü derede oturanları kovamadı, çünkü demir cenk arabaları vardı. (Hakimler 1:19)
-----------------------
Sept gününü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler. Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab'bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. (Matta 28:1-3)
Mezara girip sağ tarafta beyaz bir kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar .(Markos 16:5)
------------------
Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında beliriverdi.(Luka 24:4)
Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı. Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsa'nın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu.(Yuhanna 20:11-12)
------------------------
Onlar ne kandan, ne bedenin isteğinden, ne de insanın isteğinden doğdular; tersine, Tanrı'dan doğdular." (Yuhanna 1:12-13).
----------------------
"Bundan sonra göğün açılmış olduğunu ve orada beyaz bir atın durduğunu gördüm. Ata binmiş olanın adı Sadık ve Gerçek'tir. Adaletle yargılar...Gözleri alev alev yanan ateşe benzer. Başında çok sayıda taç vardır ve üzerinde kendisinden başka kimsenin bilmediği bir ad yazılmıştır...'Tanrı'nın Sözü' adıyla anılır...Kaftanı ve kalçası üzerinde, 'krallarin Kralı ve rablerın Rabbı' diye yazılmış bir adı vardı" (Esinleme 19:11-16).
--------------------------------
Büyük, beyaz bir taht ve tahtın üzerinde oturanı gördüm. Yer ve gök O'nun önünden kaçtılar ve yok olup gittiler. Tahtın önünde duran büyük küçük, bütün ölüleri gördüm. Sonra bazı kitaplar açıldı. Yaşam kitabı denen başka bir kitap daha açıldı. Ölüler, kitaplarda yazılanlara bakılarak kendi yaptıklarına göre yargılandı. Deniz, kendisinde olan ölüleri, ölüm ve ölüler diyarı da kendilerinde olan ölüleri teslim ettiler. Her biri, kendi yaptıklarına göre yargılandı. Ölüm ve ölüler diyarı, ateş gölüne atıldı. İşte bu ateş gölü, ikinci ölümdür. Adları yaşam kitabında yazılmamış olanların hepsi, ateş gölüne atıldı"
(Esinleme 20:11-15).
-----------------
İnsanoğlu kendi görkemi içinde bütün melekleriyle birlikte gelince, görkemli tahtına oturacak. Ulusların hepsi O'nun önünde toplanacak, O da koyunları keçilerden ayıran bir çoban gibi, onları birbirinden ayıracak." (Matta 25:31-32).
"Söyle bize, Tanrı'nın Oğlu Mesih sen misin?" sorusuna İsa, "Söylediğin gibidir" karşılığını verdi. "Üstelik size şunu söyleyeyim, bundan sonra İnsanoğlu'nun, kudretli Olan'ın sağında oturduğunu ve göğün bulutları üzerinde geldiğini göreceksiniz." dedi (Matta 26:63-64).
----------------
TEVRATTAN...
Ve vaki oldu ki, üçüncü günde sabah olunca gök gürlemeleri, ve şimşekler; ve dağ üzerinde koyu bir bulut, ve çok kuvvetli boru sesi oldu; ve ordugâhta olan bütün kavm titredi. Ve Allahı karşılamak için Musa kavmi ordugâhtan çıkardı, ve dağın eteğinde durdular. Ve Sina Dağı, hep tütüyordu, çünküRAB onun üzerine ates içinde inmişti; ve onun dumanı ocak dumanı gibi çıkıyordu, ve bütün dağ çok titredi."(Çıkış 19:16-18).
-------
Ve Musa, kaynatası Midyan kahini Yetro'nun sürüsünü güdüyordu ve sürüyü çölün arkasına götürdü ve Allah'ın dağına; Horeb'e geldi.
Ve Rabb'in meleği, bir çalıdan yükselen ateş alevinin içinden ona göründü. Musa baktı, çalı yanıyor, ama tükenmiyordu.
Ve Musa dedi: Şimdi döneyim ve bu büyük manzarayı göreyim, çalı niçin yanıp tükenmiyor.
Rab Allah, Musa'nın yaklaştığını görünce ona, çalının içinden, "Musa, Musa!" diye seslendi. Musa, "buyur!" diye yanıtladı.
Allah, "fazla yaklaşma" dedi. "Çarıklarını çıkar. Çünkü bastığın yer kutsal topraktır."
Ve dedi: "Ben, babanın Allah'ı, İbrahim'in Allah'ı, İshak'ın Allah'ı ve Yakub'un Allah'ıyım." Çıkış, Bap:3; 1-6
--------------------
Rab, Musa'ya, "Sana koyu bir bulut içinde geleceğim" dedi, "Öyle ki, seninle konuşurken halk işitsin ve her zaman sana güvensin." Musa, halkın söylediklerini Rab'be iletti. ÇIKIŞ 18/27
---------
Üçüncü günün sabahı, gök gürledi, şimşekler çaktı. Dağın üzerinde koyu bir bulut vardı. Derken, çok güçlü bir boru sesi duyuldu. Ordugahta herkes titremeye başladı.
Musa, halkın Allah'la görüşmek üzere ordugahtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular.
Sina Dağı'nın her yanından duman tütüyordu. Çünkü Rab, dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu.
Boru sesi gitgide yükselince, Musa konuştu ve Allah, gök gürlemeleriyle onu yanıtladı.
Rab, Sina Dağı'nın üzerine indi, Musa'yı dağın tepesine çağırdı. Musa tepeye çıktı.
Rab, "Aşağı inip halkı uyar" dedi. "Sakın beni görmek için sınırı geçmesinler, yoksa birçoğu ölür."
Çıkış, Bap: 19; 1-21
-------------------------
Halk, gök gürlemelerini, boru sesini duyup şimşekleri ve dağın başındaki dumanı görünce, korkudan titremeye başladı. Uzakta durarak:
Musa'ya, "bizimle sen konuş, dinleyelim" dediler, "ancak Allah konuşmasın, yoksa ölürüz."
Musa, "korkmayın!" diye karşılık verdi, "Allah sizi denemek için geldi; Allah korkusu üzerinizde olsun, suç işlemeyesiniz diye."
Musa, Allah'a doğru koyu karanlığın içine yaklaşırken, halk uzakta durdu.
Rab, Musa'ya şöyle dedi: "İsrailoğulları'na de ki, göklerden sizinle konuştuğumu gördünüz."
"Benim yanımsıra başka ilahlar yapmayacaksınız, altın ya da gümüş ilahlar dökmeyeceksiniz."
"Benim için toprak bir sunak(mezbah) yapacaksınız. Yakmalık ve esenlik sunularınızı, davarlarınızı, sığırlarınızı onun üzerinde sunacaksınız. Adımı anımsattığım her yere gelip sizi kutsayacağım."
"Eğer bana taş sunak yaparsanız, yontma taş kullanmayın. Çünkü kullanacağınız alet, sunağın kutsallığını bozar."
Çıkış, Bap: 20; 18-25
Rab, Musa'ya; "Dağa, yanıma gel" dedi, "Burada bekle, halkın öğrenmesi için üzerine yasalarla, buyrukları yazdığım taş levhaları sana vereceğim."
Musa'yla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Allah'ın dağına çıkarken;
İsrailoğulları ileri gelenlerine, "geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin" dedi, "Harun'la, Hur aranızda; kimin sorunu olursa onlara başvursun."
Musa, dağa çıkınca, bulut dağı kapladı.
Rab'bin görkemi Sina Dağı'nın üzerine indi. Bulut, dağı altı gün örttü. Yedinci gün Rab, bulutun içinden Musa'ya seslendi.
Rab'bin görkemi, İsrailoğulları'na, dağın doruğunda yakıcı bir ateş gibi görünüyordu.
Musa, bulutun içinden dağa çıktı. Kırk gün kırk gece dağda kaldı.
Çıkış, Bap: 24; 12-18
Allah, Sina Dağı'nda Musa'yla konuşmasını bitirince, üzerine eliyle antlaşma(misak) koşullarını yazdığı iki taş levhayı ona verdi.
Çıkış, Bap:31; 18
Halk, Musa'nın dağdan inmediğini, geciktiğini görünce, Harun'un çevresine toplandı. Ona, "kalk, bize öncülük edecek bir ilah yap" dediler, "bizi Mısır'dan çıkaran adama, Musa'ya ne oldu bilmiyoruz!"
Çıkış, Bap:32; 1
Rab, Musa'ya, "Aşağı in" dedi, "Mısır'dan çıkardığın halkın, baştan çıktı."
"Buyurduğum yoldan hemen saptılar. Kendilerine dökme bir buzağı yaparak önünde tapındılar, kurban kestiler. 'Ey İsrailoğulları, sizi Mısır'dan çıkaran ilahınız budur!' dediler."
Rab, Musa'ya, "Bu halkın ne inatçı olduğunu biliyorum" dedi,
"Şimdi bana engel olma, bırak öfkem alevlensin, onları yok edeyim. Sonra seni, büyük bir ulus yapacağım."
Çıkış, Bap:32; 7-10
Musa döndü, elinde antlaşma koşulları yazılı iki taş levhayla dağdan indi. Levhaların ön ve arka iki yüzü de yazılıydı.
Onları, Allah yapmıştı, üzerlerindeki oyma yazılar O'nun yazısıydı.
Yeşu, bağrışan halkın sesini duyunca, Musa'ya, "ordugahtan savaş sesi geliyor!" dedi.
Musa, şöyle yanıtladı: "Ne yenenlerin, ne de yenilenlerin sesidir bu; ezgiler duyuyorum ben."
Musa, ordugaha yaklaşınca, buzağıyı ve oynayan insanları gördü; çok öfkelendi. Elindeki taş levhaları fırlatıp dağın eteğinde parçaladı.
--------------
Rab, "Kim bana karşı günah işlediyse onun adını sileceğim" diye karşılık verdi,
"Şimdi git, halkı sana söylediğim yere götür. Meleğim sana öncülük edecek. Ancak zamanı gelince, günahlarından ötürü onları cezalandıracağım."
Çıkış, Bap:32; 15-34
Ve dedi: "Yüzümü göremezsin! Çünkü insan beni görüpte yaşıyamaz."
Çıkış, Bap: 33; 20
Musa, elinde iki antlaşma levhasıyla Sina Dağı'ndan indi. Rab'le konuştuğu için yüzü ışıldıyordu, ancak kendisi bunun farkında değildi.
Harun'la, İsrailoğulları, Musa'nın ışıldayan yüzünü görünce, ona yaklaşmaya korktular.
Çıkış, Bap: 34; 29-30
---------------------------------
GÖKTEN GELEN YİYEN İÇEN, KIZAN, UÇAN, METALİK SESLER VE DUMAN ÇIKARAN, KENDİLERİNE TAPINAK İNŞA ETTİRİP ORDA KEYİF SÜREN TANRILAR ! TAPINAKLARA DAHA ÖNCE KURBAN OLARAK OLARAK SUNULAN KİŞİLERİN DİRİLDİĞİNİ GÖREN ŞAŞKIN TANIKLAR...
Bi okuyun arkadaşlar Tevratı İncili, şaşıracaksınız, inanamayacaksınız...
s a m i r e
Yazdığın konuyla(annunaki
Yazdığın konuyla(annunaki) ilgisi tamamen temelsiz ve alakasız bap'ları okudum.
Mesela Musa'nın dağa çıkıp 3 gün sonra yazıp geldiği on emir bölümünün neresiyle ilgili tüm bunlar?
Çıkarım mı ? Eğer kendi hayal dünyanızı zorlarsanız olabilir fakat bir kanıt olarak kendi kanıttır ki musa yazıp gelmiştir. (Belli ki oldukça zorlanmış üç günde anca yazabilmiş) Ne'ce yazmıştır Musa? İbranice mi ? Yoksa Mısırca mı ? Burası önemli o bir mısırlıydı değil mi? Mısırın atasından uzak yetiştirilmiş bir prensi...
Aman boşver kime ne anlatayım... Hayal hayaldir.
Agnostik: Size muthiş bi ipucu verdim. Artık aranması gerekli orijinal on emir'in mısırca yazılmış olduğunu biliyorsunuz.
Ana sayfadaki giriş
Ana sayfadaki giriş bölümünü okuduktan ve yorumlara kısaca bir göz attıktan sonra bu yazıyı okumamaya karar verdim... Beni parçalamınız atomu parçalamanızdan daha zor!... Ama "atomu parçaladığınız" zaman ne böyle yazılar parçalarsınız ne de benim gözlerimi... Samire'ye de küstüm:(
Annunnaki
Herkes aynı tarafa doğru bakıyor olabilir. Ne göründüğü nereden bakıldığıyla değişir ve görecelidir.
Birisi okur, göklerden gelen uzay araçlarının anlatıldığını düşünür, birisi okur bambaşka tanrısal hükümler düşünür. Boyutüstü düşünmek tehlikelidir, cesaret ister. Zecharia Sitchin okumuş; Annunnaki demiş... İster zırva safsata hayal der atarsınız bir tarafa, ister acaba ya doğru mu ki der irdeler düşünürsünüz... Özgür irade....
Saygılarımla:)
s a m i r e
Hüseyin'e
Atom parçalanmadı mıydı Hüseyin? :)
Neden küstün bana söyle, böyle parçalar parçalamaya çalıştığım için mi?
Zihinlerdeki blokajları parçalamaya çalıştığım için mi?
s a m i r e
Yeni yorum gönder