Sizce "gerçek islam" en çok hangi ülkede yaşanıyor?

xenix kullanıcısının resmi
Senin oyun: None Ortalama: 4.5 (4 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

türkiyemi

:)

sahte islam mı var?

uygulama farklılıkları olabilir, sahtesi - gerçeği diye bir şey olamaz.

Fakat

Ben o kadar çok şu cümleye şahit oldum ki. "Efendim onlar gerçek islamı yaşamıyor, yaşasalardı bugün bu durumda olmazlardı."

Bu cümleden ötürü merak ettim, hangisi daha çok "gerçek islam" ı yaşıyor.

xenix

El-Kitap..

sayin xenix,
orijinal islam´in yasanmadigi kesin..bir yazimda kisaca deginmistim..
fakat islam cografyasinin bugünkü kaotik halinin sebebini
islam-i yasamak veya yasamamak
olarak görürsek gayri müslim ve ateist BATI´nin basarisini izah edemeyiz..
nitekim ne islam-dir nede islam-i yasamaktadirlar..

bence islam cografyasinin perisan halinin ana nedeni "EL-KITAP"i okuyup geregini yerine getirmediklerindendir..

peki "EL-KITAP" nedir?

(devami var)

slm.

Aslında

"fakat islam cografyasinin bugünkü kaotik halinin sebebini
islam-i yasamak veya yasamamak
olarak görürsek gayri müslim ve ateist BATI´nin basarisini izah edemeyiz.."

Biraz düşünürsek, izah edebiliriz gibi bir hisse kapılıyorum.

xenix

bu ankete oy vermek zor.

bu ankete oy vermek zor. galiba öncelikle "gerçek islam" tanımının herkes tarafından kabul edilebilir şekilde ortaya konulması gerekir.
EL-KİTAP açıklamasını bekliyoruz.

Evet sahte İslam var sn

Evet sahte İslam var sn statik, hem de sürüsüne bereket.

Hz. Muhammedin bir hadisine göre İslam ümmeti 72 fırkaya, parçaya ayrılacak, bunlardan ancak 1 tanesi gerçek İslam olarak kurtuluşa erecek. Bunlar Peygamberin yolunu takip eden ve İslama bid'at karıştırmadan orjinal olarak yaşayan samimi müslümanlardır.

Suudi Arabistan şıkkını işaretleyenler aşağıdaki yazıyı iyi okusunlar. Aynı şekilde İran yazanlar da!

Nasıl sahte mezhep, din icad edilir olayın bir numaralı tanığının ağzından dinleyelim.

Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu neden çöktü? sorusunun cevabı da bu yazı içinde var.

OSMANLI NASIL YIKILDI? İSLAM NASIL BOZULDU? VAHHABİLİK NASIL KURULDU?

BİR İNGİLİZ CASUSUNUN GERÇEK HAYAT HİKAYESİ!!

İngiliz Casusu Hempher'in İtirafları

İngiliz casusu Hempher diyor ki:

Devletimiz, Hindistan, Çin ve Ortadoğu’daki sömürgelerini idaremizin altına alabilmek için çok faal ve başarılı bir politika tatbik ediyor.

Burada iki şey mühimdir:

1- Elimize geçmiş yerleri elimizde tutmaya çalışmak,

2- Elimize geçmemiş yerleri ele geçirmeye çalışmak.

Sömürgeler bakanlığı, bu iki vazifeyi ifa etmek üzere, bu devletlerin her biri için, birer komisyon teşkil etmiştir.

Vazifeye başlayınca, bakan bana itimat etti ve Doğu Hindistan şirketinde bir vazife verdi. Bu, görünüşte bir ticaret şirketi idi. Fakat asıl vazifesi, Hindistan’ın büyük ve geniş topraklarına hakim olmanın yollarını araştırmaktı.

Hükümetimizin, Hindistan için hiç endişesi yoktu. Zira Hindistan, değişik milletlere, ayrı dillere ve zıt çıkarlara sahip bir ülkeydi.

Çin’den de pek korkumuz yoktu. Çünkü, Çin’e hakim olan Budizm ve Konfüçyüs dinlerinin canlanmasından korkulmuyordu.

Zira bunlar, hayatla hiç alakalanmayan, iki ölü din idi. Binaenaleyh, bu iki ülke halkında vatan sevgisinin olması, çok uzak bir şeydi.

Bu iki ülke, biz İngiltere hükümetini rahatsız etmiyordu. Fakat, ilerde olabilecek hadiseleri de gözümüzden uzak tutmuyorduk. Binaenaleyh, bu ülkelerde tefrika, cehalet ve fakirlik, hatta sari hastalıkları yaymak için, uzun vadeli planlar yapıyorduk. Bu iki ülke halkının âdetlerini taklit ederek, niyetlerimizi rahatça gizleyebiliyorduk.

İslam memleketleri son derece rahatımızı bozuyordu. Hepsi de, lehimize olmak üzere, Hasta Adamla [Osmanlı devleti ile] bir kaç anlaşma yapmıştık. Sömürgeler bakanlığının tecrübeli adamları, bu hastanın bir asırdan az bir zaman zarfında can vereceğini söylüyorlardı.

Ayrıca, İran hükümeti ile de, gizlice bir kaç anlaşma yapmış ve bu iki ülkeye, mason yaptığımız, devlet adamlarını yerleştirmiştik. Rüşvet, kötü idare ve din bilgisi noksan idarecilerin, güzel kadınlarla meşgul olup, vazifelerini unutması, bu iki ülkenin belini kırdı.

Fakat, bütün bunlara rağmen, şu sayacağım sebeplerden dolayı, yaptıklarımızın beklediğimiz neticeyi vermemesinden endişe ediyorduk:

1- Müslümanlar, İslam’a son derece bağlıdır.

2- İslamiyet, bir zamanlar, idare ve hüküm dini idi. Müslümanlar da, azizdi. Bu efendi insanlara, şimdi siz kölesiniz demek zordur. İslam tarihini kötüleyip, Müslümanlara, bir zamanlar elde ettiğiniz izzet ve itibar, bazı şartlar icabıydı. O günler gitti, bir daha geri dönmez, dememiz de mümkün değildir.

3- Osmanlı ve İranlıların, yaptıklarımızın farkına vararak, planlarımızı bozup tesirsiz hâle getirmelerinden çok endişe ediyorduk.

4- İslam âlimlerinden son derece rahatsızdık. Çünkü, İstanbul ve El-ezher âlimleri, Irak âlimleri, Şam âlimleri, emellerimizin önünde aşılmaz engellerdi.

Bu hâl karşısında, bir çok toplantılar yaptık.

Fakat, maalesef, her seferinde önümüzde yolun kapalı olduğunu gördük. Casuslarımızdan gelen raporlar, hep hayal kırıcı, konferansların sonuçları da sıfır idi.

Lakin, yine de ümitsizliğe kapılmıyorduk. Çünkü, biz, derin nefes almayı ve sabretmeyi âdet edinmişizdir.

Bir toplantımıza, Bakanın kendisi, büyük papazlar ve bir kaç da uzman katılmıştı.
Yirmi kişiydik.

Üç saatten fazla süren bu toplantıda, hiçbir neticeye varılamadı. Fakat, bir papaz şu sözleriyle bizi cesaretlendirdi:

"Endişelenmeyin! Çünkü, Hıristiyanlık, ancak 300 yıl zulüm çektikten sonra yayıldı. Umulur ki Mesih, gayb âleminden bize nazar edip, 300 yıl sonra da olsa, düşmanlarımız olan müslümanları merkezlerinden çıkarmayı nasip eder.

Biz kuvvetli bir inanç ve uzun bir sabırla silahlanmalıyız! Hükmü elimize geçirebilmek için, bütün vasıtaları elde edip, bütün yolları denemeliyiz. Hıristiyanlığı, müslümanların arasında yaymaya çalışmalıyız. Asırlar sonra da, neticeye varabilirsek, çok iyidir. Zira, babalar çocukları için çalışır!"

Sömürgeler bakanlığında, İngiltere’nin yanı sıra, Fransa ve Rusya’dan da, diplomat ve din adamlarının katıldığı bir konferans yapıldı.

Bakan ile aramız iyi olduğu için, ben de katılmıştım. Konferansta, Müslümanları parçalayıp, İspanya gibi, dinlerinden çıkararak Hıristiyanlaştırmanın hesapları yapıldı. Fakat, varılan neticeler istenildiği gibi değildi.

Derinlere kök salmış büyük bir ağacı, kurutup, söküp atmak zordur. Fakat, biz zorlukları kolaylaştırıp, yenmeliyiz. Hıristiyanlık, yayılmak için gelmiştir. Bunu, Mesih bize vaad etmiştir. Sömürgeler bakanlığımızın ve diğer hıristiyan hükümetlerin büyük gayret ve çalışmaları neticesinde, Müslümanlar gerilemeye başladı. Hıristiyanlar ise, kuvvetleniyorlar.

Uzun asırlar boyunca kaybedilen yerleri alma zamanı geldi. İslamiyet’i imha etmeye, Büyük Britanya devleti öncülük etmektedir.

Müslümanları parçalamak için hareket

1710 yılında Sömürgeler bakanı beni, Müslümanları parçalamak için gerekli ve yeterli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere, Mısır, Irak, Hicaz ve İstanbul’a gönderdi.

Aynı tarihte ve aynı vazife ile bakanlık canlılık ve cesaret dolu dokuz kişiyi daha vazifelendirdi.

Bize lazım olabilecek para, bilgi ve haritanın yanında bir de, devlet adamlarının, âlim ve kabile reislerinin isimleri bulunan birer fihrist verildi.

Hiç unutamıyorum! Sekreter ile vedalaştığımızda, bize demişti ki:

"Devletimizin geleceği başarınıza bağlıdır. Onun için, var kuvvetinizle çalışmalısınız."

İslamiyet’in hilafet merkezi olan İstanbul’a doğru, denizden yola çıktım. Asıl vazifemin yanında, bir de ek olarak, orada Türkçe’yi çok güzel bir şekilde öğrenmem gerekiyordu.

Zaten daha önce Londra’da epey Türkçe ve Arapça ve Farsça öğrenmiştim.

Fakat, bir lisanı öğrenmek başka, o lisanı ülkenin halkı gibi konuşmak başka şeydi. İnsanların benden şüphe etmemeleri için, Türkçe’yi bütün incelikleriyle öğrenmem gerekiyordu.

Benden şüphe ederler diye endişem yoktu. Zira, Müslümanlar, müsamahakâr, açık kalbli ve iyi niyetlidir. Onlar bizim gibi, şüphe edici değildir. Kaldı ki, Türk hükümeti, o zaman casusları yakalayabilecek örgüte malik de değildi.

Çok yorucu bir yolculuktan sonra İstanbul’a vardım. İsmimin Muhammed olduğunu söyledim ve camiye gitmeye başladım. Müslümanların temiz ve itaatkâr oluşları çok hoşuma gitti. Bir ara kendi kendime:

"Bu masum insanlarla neden savaşıyoruz? Mesih efendimiz, bize bunu mu emretti?"

dedim. Fakat, ben hemen bu şeytani düşünceden dönüp en güzel bir şekilde, vazifemi yerine getirmeye karar verdim.

İstanbul’da Ahmed efendi isminde yaşlı bir âlim ile tanıştım.

Ondaki inceliği, açık kalpliliği, gönül berraklığı ve iyilikseverliği hiçbir papazda görmedim. Bu zat, gece gündüz Peygamberlerine benzemeye çalışırdı. Ona göre, Peygamberleri en kâmil, en üstün insandı. Çok şanslıydım ki, bir kere bile, kim olduğumu, nereli olduğumu sormadı.

Bana (Muhammed efendi) diye hitap ederdi. Sorduğum suallere cevap verir, bana şefkat ve merhamet ile muamele ederdi. Zira, beni Türkiye’de çalışmak ve halifenin gölgesinde yaşamak için İstanbul’a gelmiş bir misafir olarak bilirdi.

Zaten, bu bahane ile İstanbul’da kalıyordum.

Bir gün Ahmed efendiye:

"Annem ve babam öldü. Kardeşim de yok. Bana miras olarak da hiçbir şey kalmamış. Çalışıp kazanmak, Kur’an ve din bilgilerini öğrenmek, yani hem dünya, hem de ahireti kazanmak için, İstanbul’a"

dedim. Bu sözlerime çok sevinip dedi ki:
Şu üç sebepten dolayı, sana hürmet göstermek lazımdır:

1- Sen Müslümansın. Bütün Müslümanlar kardeştir,

2- Sen misafirsin. Resulullah (Misafire ikramda bulunun!) buyurdu.:

3- Sen çalışmak istiyorsun, (Çalışan, Allah’ın dostudur) diye bir hadis-i şerif vardır.

Bu sözler çok hoşuma gitmişti. Kendi kendime,

"Keşke Hıristiyanlıkta da, bunun gibi parlak hakikatler olsaydı. Ne yazık ki, hiçbiri yok"

dedim. Fakat hayret ettiğim şey, bu kadar yüce bir din iken, bazı kimseler elinde, İslam’ın zayıflamasıydı.

Ahmed efendiye, Kur’an-ı kerimi öğrenmek istiyorum dedim. Baş üstüne, sana öğretirim dedi. Fatiha suresinden öğretmeye başladı. Kur’an-ı kerimi okutmaya başlamadan önce, abdest alır ve bana da aldırırdı. Kıbleye karşı oturup okuturdu. İki yıl içinde, Kur’an-ı kerimi baştan sona kadar okudum.

İstanbul’da bulunduğum müddetçe, bir cami hizmetçisinin yanında, biraz para karşılığında yatardım. Bu hizmetçi, çok asabi bir adamdı.

Cuma günü işe gitmiyordum. Haftanın kalan günlerinde, Halid isminde bir marangozun yanında, haftalık ücret ile çalışıyordum. Sadece sabahtan öğleye kadar çalışıyordum.

İkindi namazından sonra Ahmed efendinin evine gider, ondan Kur’an, Arabi ve Türkçe lisan dersleri alırdım. Hakikaten, bana Kur’anı, İslam dininin icaplarını ve Arabi ile Türkçe lisanlarının inceliklerini gayet güzel bir şekilde öğretiyordu.

Ahmed efendi bekâr olduğumu anlayınca, beni evlendirmek istedi. Hayır dersem, ilişkilerimizin kesilmesine sebep olabileceğini anlayınca, ona yalan söyledim. Ben iktidarsızım dedim. Böylece, eski dost ve ahbaplığın devam etmesini sağladım.

İki yıl sonra, Londra’ya dönüp, Bakanlığa, hilafet merkezi ile alakalı geniş bir rapor sunup, yeni emirler almam gerekiyordu.

Londra’ya dönünce yeni emirler aldım

Maalesef Londra’ya ancak altı kişi dönebilmiştik.

Türkçe ve Arapça ile Kur’anı ve ahkam-ı İslamiyeyi çok iyi öğrenmiştim. Fakat, bakanlığa Osmanlı Devletinin zayıf noktalarını gösterecek bir rapor hazırlamayı başaramamıştım.

İki saat süren toplantıdan sonra, sekreter bu başarısızlığımın sebebini sordu. Ben de,

"Önceki vazifem dil ile Kur’an ve İslamiyet’i öğrenmekti. Bunun haricindeki işlere fazla vakit ayıramadım. Fakat, bu sefer sizi memnun edeceğim"

dedim. Sekreter, "Elbette başarılısın ancak birinci olmanı isterdim" dedi ve şöyle devam etti: Hempher, gelecek seferki vazifen ikidir:

1- Müslümanların zayıf noktaları ile, onların vücutlarına girip, mafsallarını ayırmamızı sağlayacak noktaları tespit etmektir. Zaten, düşmanı yenmenin yolu da budur.

2- Bu noktaları tespit edip, dediğimi yaptığın zaman, yani Müslümanların arasını açıp, onları birbirine düşürebildiğin zaman en başarılı ajan olacak ve bakanlık madalyasını kazanmış olacaksın.)

Altı ay sonra, kendimi Irak’ın Basra şehrinde buldum. Basra’da, Arap, Fars ve biraz da Hıristiyan vardı.

Sekreter, Irak seferine çıkmadan önce, bana dedi ki:

"Hempher, bu sefer vazifen, ihtilafları iyice tanımak ve bakanlığa bilgi vermektir.

Müslümanların arasındaki ihtilafı şiddetlendirebilirsen, İngiltere’ye en büyük hizmeti yapmış olacaksın. Biz İngilizler, refah ve saadet içinde yaşamamız için, bütün dünya devletlerinde ve sömürgelerimizde tefrikalar çıkarmak zorundayız. Osmanlı Devletini de ancak böyle fitnelerle yıkabiliriz.

Böyle olmazsa, sayıca az bir millet, sayısı çok olan bir millete nasıl hüküm edebilir?

Bütün gücünle, zayıf noktaları ara bul ve oradan içeriye gir. Bilmiş ol ki, Osmanlı Devleti ve İran, zayıf devrelerini yaşıyorlar.

Bunun için, senin vazifen, idarecilere karşı isyana sevk etmektir!

Tarih, “Bütün inkılapların, halkın ayaklanmasından kaynaklandığını göstermiştir”. Müslümanların birlik beraberliği kuvvetleri dağılınca, onları rahatça imha ederiz."

Muhammed’in Peygamberliği hususunda hakikate varabilmek için, daima inceleme ve araştırma yapıyordum. Bir kere, merakımı Londra’da papazın birine açtım. Taassup ve inat ile konuştu. İkna edici bir cevap da vermedi.

Müslümanlar, "Hazret-i Muhammed’in Peygamberliğinin delili çoktur. Bunlardan biri Kur’andır" derler. Kur’anı okudum, hakikaten çok yüce bir kitaptır. Hatta, Tevrat’tan ve İncil’den daha yüksektir. Zira, içinde düsturlar, nizamlar, ahlakiyat v.s. vardır.

Muhammed Peygamber gibi, okumamış, yazmamış bir zatın, böyle yüce bir kitabı nasıl bıraktığına hayret ediyorum. Çok okumuş, seyahat etmiş bir adamın dahi sahip olamadığı bilgi, zeka ve bir şahsiyete nasıl malik olabilmişti? Acaba bunlar, onun Peygamberliğinin delilleri miydi?

Basra’ya varınca, bir camiye yerleştim.

Caminin imamı Şeyh Ömer Tai isimli, Arap asıllı Sünni bir zattı.

Ama benden şüphelenip, beni sorguya çekti. Bu tehlikeli sohbetten kendimi şöyle kurtardım:

"Ben Türkiyeliyim, Iğdırlıyım, İstanbul’daki Ahmed efendinin talebesiyim. Halid isminde bir marangozun yanında çalışıyordum"

dedim ve gerekli bilgiler verdim. Birkaç cümle Türkçe de konuştum. İmam gözleriyle oradan birisine işaret ederek, benim Türkçe’yi doğru konuşup konuşmadığımı sordu. O da, olumlu cevap verdi.

İmamı ikna ettiğim için çok sevinmiştim. Fakat, hayal kırıklığına uğradım. Çünkü, birkaç gün sonra, anladım ki, imam efendi benden şüpheleniyor ve Türk casusu olduğumu zan ediyordu. Daha sonra, Sultan tarafından tayin edilen vali ile, aralarında ihtilaf olduğunu öğrendim.

Şeyh Ömer efendinin camiinden uzaklaştım, orada misafir ve yabancıların kaldığı bir handa, oda kiraladım. Hanın sahibi Mürşid efendi her sabah rahatımı kaçırır, sabah ezanı okunur okunmaz, namaza kaldırmak için gelip, kapımı sert bir şekilde çalardı.

Onu dinlemeye mecburdum. Ben de kalkar ve sabah namazını kılar görünürdüm.

Bir gün, Mürşid efendi,

"Sen geldikten sonra, başıma dertten kurtulmuyor. Ben bunu, senin uğursuzluğuna veriyorum. Zira, sen bekârsın. Bekârlık, uğursuzluktur. Ya evlen, ya da burayı terk et"

dedi. Ona, evlenebilecek durumum, param yok dedim. Ahmed efendiye söylediğimi ona söyleyemedim. Zira Mürşid efendi, doğru söyleyip söylemediğimi öğrenebilmek için, soyup kontrol edebilecek biri idi.

Böyle deyince, Mürşid efendi, "Eğer yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir" âyetini duymadın mı?" dedi. Şaşırıp kaldım. Sonunda dedim ki, peki evleneyim, fakat masrafsız bir kız bulabilir misin?

Mürşid efendi, "Ben anlamam! Receb ayının başına kadar ya evlen veya çık git" dedi. Recebe 25 gün kalmıştı.

Bir marangozun yanında çok az bir ücretle iş bulup, Mürşid efendinin hanından çıktım. Marangoz Abdür Rıza Horasanlı bir Şii idi. Ondan Farisi öğrenmeye başladım.

Her gün, İranlı Şiiler, onun yanında toplanır, siyasetten iktisada kadar, her konuda, konuşurlardı.

Hem kendi hükümetlerine, hem de İstanbul’daki Halifeye çok dil uzatırlardı.

Yabancı biri gelince, hemen sözü değiştirirlerdi.
Bana çok itimat ediyorlardı. Sonradan anladım ki, Türkçe bildiğim için, beni Azerbaycan halkından zan ediyorlarmış.

Marangoz dükkanına bir delikanlı arada bir uğrardı. İlim talebesi kıyafetinde ve Arabi, Farisi, Türkçe biliyordu. İsmi Muhammed bin Abdülvehhab Necdi idi. Bu delikanlı, son derece yüksekten konuşan ve gayet asabi biriydi.

Osmanlı hükümetini çok kötülediği halde, İran hükümetinin aleyhine konuşmazdı. Onun dükkan sahibi Abdürrıza ile dostluğunun sebebi, ikisi de İstanbul’daki Halifeye muhalif idiler.

Ama bu delikanlı, Farisi’yi nasıl biliyor ve Şii olan Abdürrıza ile nasıl arkadaşlık edebiliyordu?

Necdli Muhammed, Sünni idi.

Sünnilerin çoğu, Şiilerin aleyhinde konuşmalarına ve hatta bir kısmı, Şiileri tekfir etmelerine rağmen, o hiç Şiileri rencide etmezdi.

Necdli Muhammed, Sünnilerin dört mezhebinden birine tâbi olmayı gerektiren, herhangi bir sebep görmüyordu ve "Kur’anda bu mezhepler hakkında hiçbir delil yok" diyordu. Bu husustaki hadislere hiç önem vermiyordu.

Kendini beğenmiş bu Necdli genç, Kur’anı ve Sünneti anlama hususunda, nefsine uyardı. Sadece kendi zamanındaki âlimlerin ve dört mezhep imamının değil, Ebu Bekir, Ömer gibi sahabenin de görüşlerini hiçe sayardı.

Aradığımı bu gençte bulmuştum. Zira, onun âlimlere saygısızlığı, dört Halifeye de önem vermeyişi, Kur’anı ve Sünneti anlama hususunda müstakil bir görüşe sahip oluşu, onu avlayıp elde etmek için, en zayıf noktalarındandı.

Bu mağrur genç nerede, o Türkiye’de yanında okuduğum Ahmed efendi nerede!

O âlim, selefleri gibi, dağa benziyordu. Hiçbir güç, onu yerinden oynatamazdı. Ebu Hanife’nin ismini zikir etmek istediği zaman, kalkar abdest alırdı. Buhari isimli hadis kitabını eline almak istediği zaman, yine abdest alırdı.

Necdli genç ise, Ebu Hanife’yi çok hafife alır, "Ben Ebu Hanife’den daha iyi biliyorum" derdi.

Ben, Necdli genç ile çok yakın bir arkadaşlık kurdum. Daima onu övüyordum. Bir gün ona,

"sen Ömer ve Ali’den daha büyüksün. Peygamber şimdi hayatta olsaydı, onları değil seni kendine halife tayin ederdi. Ben, İslam’ın senin elin üzerinde yenilenmesini ve yükselmesini umuyorum. İslam’ı cihana yayacak biricik âlim sensin"

dedim.

Onunla Kur’anı, sahabenin, mezhep imamlarının ve müfessirlerin tefsirlerine muhalif bir şekilde, tamamen kendi fikirlerimize göre tefsir etmeyi kararlaştırdık. Kur’anı okuyor ve bazı âyetler üzerinde konuşuyorduk. Bundan maksadım, onu tuzağa düşürmekti. Zaten o da, kendini devrimci olarak göstermek ve daha fazla itimadımı kazanmak için, görüşlerimi memnuniyet ile karşılardı.

Bir kere, Cihad farz değildir dedim. İtiraz etmesine rağmen onu ikna ettim, kabul etti.

Bir kere de, ona müta nikahı caizdir dedim.

İtiraz etti ve "Ömer, Peygamber zamanında mevcut olan iki mütayı yasak etti ve onu yapanı cezalandıracağını bildirdi" dedi.

Ben,

" sen hem, Ömer’den daha iyi biliyorum diyor, hem de ona tâbi oluyorsun.

Kaldı ki Ömer, Peygamber helal ediyordu, ben yasaklıyorum demiştir. Sen niye Kur’an ile Peygamberin sözünü bırakıp, Ömer’in sözünü tutuyorsun"

dedim. O cevap vermedi.

Anladım ki, ikna oldu. Onun canının kadın istediğini biliyordum, kendisi bekâr idi. Ona, gel müta nikahı ile birer kadın alalım. Onlarla eğleniriz dedim. Başını sallayarak kabul etti.

Bu fırsatı büyük bir ganimet bildim ve ona eğlencelik bir kadın bulmaya söz verdim. Benim gayem, onun insanlardan olan korkusunu kırmaktı.

Fakat o, bu işin aramızda sır olarak kalmasını ve ismini de kadına söylemememi şart koştu. Alelacele, orada Müslüman gençleri ifsad etmek için, Sömürgeler bakanlığı tarafından gönderilen, Hıristiyan kadınların yanına gittim.

Onlardan birine meseleyi anlattım. Kabul edince, ona Safiye ismini verdim. Necdli genci onun evine götürdüm. Evde sadece Safiye vardı. Necdli genç için bir haftalık müta yaptık. O da kadına ücret olarak biraz altın verdi. Ben dıştan, Safiye içten, Necdli genci avlamaya başladık.

Safiye, onu iyice eline aldı. Zaten, o da, ictihad ve fikir hürriyeti bahanesi ile, İslamiyet’in emirlerine karşı gelmenin nefsani tadını duymuştu.

Müta nikahının üçüncü gününde, âyet ve hadislere rağmen içkinin haram olmadığına dair uzun uzadıya onunla münakaşa ettim. Sonunda, sarhoş etmeyecek kadarı içmek haram değildir diye inandı ve "içki sarhoş etmediği zaman, haram değildir" dedi.

Aramızda geçen bu içki ile alakalı münakaşayı Safiye’ye bildirdim ve ona çok kuvvetli bir içki içirmesini tembih ettim. O da, "Senin dediğini yaptım, içkiyi içirdim, oynadı" dedi.

İşte böylece, Safiye ile birlikte, onu iyice ele geçirdik. Sömürgeler bakanı ile vedalaştığım zaman bana,

"Biz İspanya’yı Müslümanlardan içki ve zina ile aldık. Yine bu iki büyük kuvvet ile, diğer bütün topraklarımızı da geri alalım"

demişti. Bu sözünde ne kadar haklı olduğunu şimdi anlıyorum.

Bir gün ona oruç meselesini açtım. Oruç sünnettir, farz değildir dedim. Buna da itiraz edip,

"Beni temelli dinden mi çıkarmak istiyorsun?"

dedi.

"Ben de ona, din, kalbin temizliği, ruhun selameti ve başkasının hakkına tecavüz etmemektir. Peygamber, (Din sevgidir) dememiş mi"

dedim.

Bir kere ona,

" namaz farz değildir, Allah Kur’anda, (Beni anmak için namaz kıl) [Taha 14] demiyor mu dedim. Öyle ise, namazdan maksat, Allah’ı anmaktır. Binaenaleyh namaz kılmak yerine, Allah’ı an"

dedim. O da,

"Evet bazı kimseler, namaz vakitlerinde namaz yerine Allah’ı zikir ediyorlarmış"

dedi. Ben de, onun bu sözüne çok sevinmiştim.

Bu fikri ileri götürmeye çok çalıştım ve onun kalbini ele geçirdim. Sonra baktım ki, namaza önem vermiyor. Bazen kılıp, bazen kılmıyor. Bilhassa sabah namazlarını çok kaçırıyordu. Zira, gece ortasına kadar onunla konuşarak, uyumasına mani oluyordum. Sabahları da, halsiz olduğu için, namaza kalkamıyordu.

Bir gün, Peygamber hakkında da yokladım,

"Bundan sonra, bu konuda, konuşursan, aramız açılır ve seninle alakamı keserim"

dedi. Bunun üzerine, bütün başarılarımın bir anda yok olacağı korkusundan, Peygamber hakkında konuşmayı bıraktım.

Sünnilik ve Şiiliğin haricinde, kendisine bir yol tutmasını telkin ettim.

O da, bu fikrime önem veriyordu. Zira mağrur birisiydi. Onun yularını Safiye sayesinde, ele geçirdim.

Bir kere de, "Peygamber eshabını birbirine kardeş yapmış, doğru mu" dedim. "Evet", dedi. Bunun üzerine, "İslam’ın ahkamı geçici mi, devamlı mı" dedim.

"Devamlıdır. Zira Peygamberin helalı kıyamet gününe kadar helal, haramı da kıyamet gününe kadar haramdır"

dedi. Ben de, öyleyse gel seninle kardeş olalım dedim ve onunla kardeş olduk.

O günden sonra, ondan hiç ayrılmadım. Sefere çıktığında da beraberdik. Kendisine çok önem veriyordum. Zira, gençliğimin en kıymetli günlerini vererek diktiğim ağaç, meyvesini vermeye başlamıştı.

Londra’ya, Sömürgeler bakanlığına her ay bir rapor gönderirdim. Gelen cevaplar çok cesaret verici ve teşvik edici idi. Necdli genç, kendisine çizdiğim yolda yürüyordu.

Benim vazifem ona, istiklal, hürriyet ve şüpheciliği aşılamaktı.

İstikbalinin çok parlak olacağını söyler ve onu çok överdim. Bir gün, şöyle bir rüya uydurdum:

"Dün gece Peygamberimizi rüyada gördüm. Hocalardan duyduğum sıfatlarını da söyledim. Bir kürside oturuyordu. Etrafında, hiç tanımadığım âlimler vardı. Siz girdiniz. Yüzünüz nur gibi parlıyordu. Peygamberin yanına vardığınızda, Peygamber yerinden kalktı ve her iki gözünüzün arasını öptü. Ve (Sen benim adaşım, ilmimin vârisisin, din ve dünya işlerinde, benim vekilimsin) dedi. Sen, (Ya Resulallah, ben ilmimi insanlara açıklamaktan korkuyorum?) dedin. Peygamber cevaben, (Sen büyüksün, hiç korkma) dedi."

Rüyayı duyduktan sonra, sevincinden uçuyordu.

Birkaç defa doğru mu diye sordu. Ben de, her seferinde, yemin ettim, elbette doğrudur dedim. O da, doğru söylediğime emin oldu. O günden sonra, yeni bir mezhep kurmaya karar verdi.

İngilizlerin hazırladığı Vehhabi fırkasının bozuk fikirlerini, Muhammed bin Abdülvehhab 1737’de Necdde izhar etti.

Deriyye emiri Muhammed bin Süud tarafından çok müslüman kanı dökülerek, yayıldı Vehhabi dinini kabul etmeyenleri öldürdüler. Mallarını ganimet olarak yağma ettiler. Fıkıh, tefsir ve hadis kitaplarını yaktılar. Kur’an-ı kerimi, kendi düşüncelerine göre yanlış tefsir ettiler. Müslümanları aldatmak için, Hanbeli’yiz dediler.

Vehhabi dininin esası ondur. İnançları şöyledir:

1- Allah maddi bir varlıktır. Eli, yüzü ve ciheti vardır.
2- Dört mezhepten birini taklit eden kâfir olur.
3- Vehhabi olmayan kâfirdir.
4- Peygamberin ve Evliyanın mezarlarını ziyaret etmek haramdır.
5- Peygamberi, evliyayı vesile yaparak dua eden kâfir olur.
6- Allah’tan başkası ile yemin eden müşrik olur.
7- Allah’tan başkası için nezreden ve Evliya kabri yanında hayvan kesen müşrik olur.
8- İlk peygamber Âdem değil Nuh’tur, Âdem, İdris ve Şit peygamber değildir.
9- Kur’andan bizim anladığımız doğrudur diyorlar.
10- Eshab-ı kiramın ve âlimlerin bildirdiği şeyleri inkâr ederler

Londra’dan yeni emir geldi

Şiilerin en çok sevdiği, aynı zamanda onların ilim ve ruhaniyet merkezi Kerbela ve Necef şehirlerine gitmek için Londra’dan emir geldi.

Necdli genç ile görüşmemize son vermeye, Basra’dan ayrılmaya mecbur oldum.

Ama bu cahil ve ahlakı bozulan adamın, yeni bir fırka kuracağına ve İslamiyet’in içerden yıkılmasına sebep olacağına ve bu fırkanın bozuk inançlarını hazırlamış olduğuma sevinerek, Basra’dan ayrıldım.

Necef’e, Azerbaycanlı bir tüccar kıyafetinde gittim. Şii din adamlarıyla arkadaşlık ve samimiyet kurdum ve onları aldatmaya başladım. Onların ders halkalarına katıldım. Sünnilerin çalıştıkları gibi, fen bilgilerine çalışmadıkları ve onlardaki güzel ahlaka malik olmadıklarını gördüm.

Birkaçı şöyledir:

1- Osmanlıya son derece düşmanlar. Sünnilere kâfir diyorlar.

2- Şii âlimleri, tıpkı bizim duraklama devrindeki papazlarımız gibi, kendilerini tamamen dini ilimlere vermiş, dünyevi ilimlerle çok az ilgileniyorlar.

3- İslamiyet’in hakikatinden, fen ve teknikteki ilerlemelerden haberleri yok.

Birkaç kere, onları halifeye isyan etmek için teşvik ettim. Beni maalesef dinleyen olmadı. Çünkü onlar, Hilafete zapt edilmesi mümkün olmayan bir kale gibi bakıyorlardı.

Onlara göre, ancak Mehdi geldiği zaman, hilafetten kurtulabilirlerdi.

Irak seferimde kalbimi ferahlandıran bir manzara ile karşılaştım. Bazı olaylar, Osmanlının sonunun yaklaştığını haber veriyordu. Zira, İstanbul hükümeti tarafından tayin edilen vali, cahil ve zalim biri idi. Halk ondan razı değildi.

Basra’dan Kerbela ve Necef’e gittiğimde, Necdli genç, kendisine gösterdiğim yoldan sapacak diye, çok üzülüyordum. Zira o, çok değişken idi. Onun üzerinde inşa ettiğim bütün emellerimin zayi olacağından korkuyordum.

Kendisinden ayrılırken, İstanbul’a gitmeyi düşünüyordu. Bu fikrinden vazgeçmesi için, çok telkinde bulundum ve

"Oraya gittikten sonra, seni tekfir edebilecekleri bir söz sarf edersin, seni öldürmelerinden çok endişe ediyorum"

diyerek vazgeçirmeye çalıştım.

Gayem başka idi. Oraya gittikten sonra, eğrilerini doğrultacak, Ehl-i sünnet itikadına dönmesini sağlayacak derin âlimlerle görüşmesinden ve bütün emellerimin zayi olacağından korkuyordum.

Çünkü, İstanbul’da ilim ve İslam’ın güzel ahlakı vardı.

Ondan ayrılırken, kendisine, takıyyeyi anlattım.

"Şiiler arasında, takıyye et, Sünni olduğunu söyleme ki, başına bir felaket getirmesinler"

dedim.

Oradan ayrılırken, zekat adı altında ona bir miktar para verdim.

Londra’ya dönmek için emir geldi

Nihayet dönmek için emir geldi. Londra’ya döndüm. Londra’da sekreter ve bazı bakanlık mensupları ile görüştüm. Onlara uzun seferimde yaptıklarımı ve müşahedelerimi anlattım. Çok sevindiler ve memnuniyetlerini bildirdiler. Daha önce gönderdiğim raporu da görmüşlerdi.

Safiye de, benim raporuma mutabık bir rapor yollamış. Yine öğrendim ki, her seferimde, bakanlığın adamları, beni takip etmişler. Onlar da, gönderdiğim raporlara ve sekretere anlattıklarıma uygun raporlar vermişler.

Bakan, Necdli genci elde ettiğime çok memnun oldu.

"O, bakanlığımızın aradığı bir silah idi. Bütün mesain, sadece onu elde etmek için olsa da değer"

dedi.

Ben de,

"Necdli genç için çok endişeli idim. Zira fikrinden dönmüş olabilir"

dedim.

"Kalbin rahat olsun. Ondan ayrıldığında sahip olduğu fikirlerden dönmemiştir ve İsfahan’da bakanlığımızın casusları, onunla görüşmüşler, bakanlığa onun bozulmadığını haber vermişlerdir"

dedi. Kendi kendime dedim ki,

"Necdli genç nasıl sırlarını başkasına anlatabilir!"

Bunu bakana sormaya cesaret edemedim. Fakat, sonra Necdli genç ile görüştüğümde anladım ki, İsfahan’da Abdülkerim isminde bir adam onunla görüşmüş ve

"Ben Şeyh Muhammedin [Beni kast ediyor] kardeşiyim. Sizin hakkınızda ne biliyorsa hepsini bana söyledi"

diyerek, Necdli Muhammedi aldatmış ve onun sırlarını öğrenmiş.

Necdli Muhammed bana,

"Safiye benimle İsfahan’a geldi ve iki ay daha, onunla müta nikahı ile yaşadık. Abdülkerim de, benimle Şiraz’a geldi ve Safiye’den daha güzel ve daha cazip Asiye isminde bir kadın daha buldu. O kadınla da müta ile, hayatımın en neşeli dakikalarını geçirdim"

dedi.

Daha sonra öğrendim ki, Abdülkerim, İsfahan havalisinden Celfa’da oturan, bakanlığın hıristiyan bir ajanıdır. Asiye ise, Şiraz Yahudilerinden olup, bakanlığın başka bir ajanıdır. Dördümüz, Necdli genci ileride kendisinden bekleneni en güzel bir şekilde yapabilecek surette yetiştirdik.

Ben, olayları anlatınca, Bakan bana,

"Sen bakanlığın en büyük madalyasını hak ettin. Zira sen, bakanlığın en mühim ajanları arasında birincisin. Sekreter sana, vazifende yardımcı olacak bazı devlet sırları söyleyecek Bu iki sırrı, kendilerine tam itimat edilen, birkaç kişiden başka kimse bilmez"

) dedi.

Elimden tutarak, Bakanlığın bir odasına götürdü. Bu odada çok cazip bir şeyle karşılaştım:

Yuvarlak bir masanın etrafında on adam oturuyordu.

Birincisi, Osmanlı padişahının kıyafetinde idi. Türkçe ve İngilizce biliyordu.
İkincisi, İstanbul’daki Şeyh-ul-İslamın kıyafetinde idi.
Üçüncüsü, İran Şahının kıyafetinde idi.
Dördüncüsü, İran sarayındaki vezirin kıyafetinde idi.
Beşincisi, Şiilerin tâbi olduğu Necef’deki en büyük âlimin kıyafetinde idi.

Bu son üç kişi, Farsça ve İngilizce biliyorlardı. Bu adamların her birisinin yanında, onların söylediklerini yazmak için, birer katip bulunuyordu. Bu katipler aynı zamanda, bu adamlara, casusların İstanbul, İran ve Necef’deki, onların asılları olan beş kişi hakkında topladıkları malumatı bildiriyorlardı.

Sekreter,

"Bu beş kişi, oralardaki beş kişiyi temsil ederler. Onların ne düşündüklerini anlamak için, asılları gibi yetiştirdik. Biz İstanbul, Tahran ve Necef’dekilerle alakalı elimize geçen bilgileri, bunlara bildiriyoruz. Bunlar da, kendilerini oradakilerin yerinde kabul eder. Biz onlara soruyoruz, onlar da bize cevaplandırıyor. Bizim tespitimize göre, buradakilerin cevapları, oradakilerin cevaplarına yüzde yetmiş uymaktadır. İstersen, tecrübe mahiyetinde bir şeyler sorabilirsin. Nasılsa, daha önce Necef âlimi ile görüşmüştün"

dedi.

Ben de peki dedim. Zira, daha önce, Necef’deki şianın en büyük âlimi ile görüşmüş ve ona bazı hususlar sormuştum. İşte, onun benzerinin yanına yaklaştım ve bazı sorular sordum o da cevaplandırdı.

Bakanlıktaki bu adamın cevapları, Necef’deki Şii âliminin cevaplarına tıpa tıp mutabık idi. Bu adamın Necef’deki âlime bu kadar uygunluğu, beni hayretler içinde bıraktı. Bir de üstelik bu adam Farsça biliyordu.

Sekreter,

"Şayet sen diğer dört kişinin asılları ile de görüşmüş olsaydın, şimdi onlarla da görüşebilir ve onların da asıllarına ne kadar mutabık olduğunu görebilirdin"

dedi. Ben dedim ki,

"Şeyh-ul-İslamın da nasıl düşündüğünü biliyorum. Çünkü, benim İstanbul’daki hocam Ahmed efendi, Şeyh-ul-İslamı bana iyice anlatmıştı."

Sekreter,

"O zaman buyur, onun da numunesi ile görüşebilirsin"

dedi.

Şeyh-ul-İslamın benzerinin yanına yaklaştım ve ona da bazı sorular sordum. O da cevaplandırdı. Bu soruları hocam Ahmed efendiye de, daha önce sormuş ve az bir fark ile aynı cevapları almıştım.

Sonra, sekretere dedim ki,

"Bu benzer kimseleri hazırlamanın hikmeti nedir?"

Bana;

"Biz bu usul ile onların düşünce kabiliyetlerini öğreniyoruz. Siyasi ve dini mevzularda, onlar ile mücadele etmemize yardımcı tedbirler bulmaya çalışıyoruz. Mesela, düşman askerlerinin hangi taraftan geleceğini bilirsen, ona göre hazırlanır ve askerlerini uygun yerlere yerleştirirsin ve onu perişan edersin. Fakat, onun ne taraftan saldıracağını bilmezsen, askerlerini her tarafa gelişigüzel dağıtır ve mağlup olursun. Aynen öyle, Müslümanların, getirecekleri delilleri bilirsen, onların delillerini çürütebilecek karşı deliller hazırlaman mümkün olur ve o karşı delillerle onların akidelerini sarsabilirsin"

dedi.

Sonra, bin sayfalık bir kitap verdi. "Okuduktan sonra getirirsin" dedi.

Bakanlığın verdiği kitabı okuduktan sonra, devletime olan itimadım biraz daha arttı ve Osmanlı İmparatorluğunun bir asırdan daha az bir zaman içinde yıkılması planlarının hazırlandığını yakînen anladım.

Müslümanlarla alakalı malumatım arttı. Onların nasıl düşündüğünü, onların zayıf noktalarını, kuvvetli noktalarını, ayrıca, kuvvetli noktalarını zayıf nokta haline getirmenin usullerini iyice öğrenmiş oldum.

Kitap, "Müslümanların zayıf noktaları" olarak, zikir ettiği yukarıdaki maddelerden sonra, Müslümanları, dinleri olan İslamiyet’in maddi ve manevi üstünlüğünden cahil bırakmanın lazım olduğunu tavsiye ediyordu.

1- Cemaatlerin, aralarına düşmanlık sokup, suizannı aşılayarak, bölücülüğü teşvik eden kitaplar yayınlamak suretiyle, ihtilafları yerleştireceğiz.

2- Okulların açılmasını, kitapların yayınlanmasını men etmeliyiz. Yakılması ve yok edilmesi mümkün olan din kitaplarını yakıp yok etmeliyiz. Din adamları hakkında muhtelif iftiralar uydurmakla, Müslümanları, çocuklarını dini okullara vermekten vazgeçirerek, cahil kalmalarını sağlamalıyız.

3-4- Onların yanında Cenneti övüp, dünyaya önem vermemeyi teşvik etmeliyiz.

5- Hükümdarları zulüm ve diktatörlük yapmaya teşvik etmeliyiz.

6- İdam cezasını kaldırmak. Gaspçıları, hırsızları cezalandırmaktan hükümeti alıkoymak ve anarşistleri silahlandırarak, bu işi yapmalarını teşvik etmek ve güvensizliği yaymak için çalışmalıyız.

7- Şu şekilde, onların hastalık içinde yaşamalarını sağlayabiliriz:

Her şey Allah’ın kaderi ile olur. Tedavinin iyileşmede hiçbir tesiri yoktur. Allah Kur’anda,

(Rabbim beni yedirir ve içirir. Hasta olduğum zaman da, O bana şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek Odur) [Şuara 79-80-81]

dememiş mi? Öyleyse, Allah’ın iradesi dışında kimse, ne şifa bulur ve ne de ölümden kurtulur diyerek tedaviden uzaklaştırmak gerekir.

8- Zulmü temin için, İslam, ibadet dinidir. Onun devlet işleriyle ilgisi olmaz demeli.

9- İktisadi çöküntü de, bahsi geçen zararlı işlerin tâbii bir neticesidir. Mahsulleri çürütmek, ticaret gemilerini batırmak, çarşıları yakmak, bentleri, barajları yıkıp ziraat sahalarını ve sanayi merkezlerini su altında bırakmak ve içme suyu şebekelerine zehir katmak suretiyle tahribatı arttırmalıdır.

10- Devlet adamlarını, kadın ve spor gibi fitneye ve parçalanmaya sebep olacak arzulara, içki, kumar, rüşvete ve hazine mallarını, kendi şahsi işlerinde harcamaya alıştırmak, vazifelileri bu işleri yapmaya teşvik edip, bize hizmet edenleri ödüllendirmek lazımdır. Bu işlerle vazifeli ingiliz casuslarını, gizli ve açık olarak korumak, onlardan Müslümanların eline geçenleri kurtarmak için, her çeşit masrafı yapmak lazımdır.

11- Faizin her şeklini yaymak lazımdır. Zira faiz, milli ekonomiyi harap ettiği gibi, Müslümanları, Kur’anın ahkamına karşı gelmeye de alıştırır. Zira insan, bir kanunun bir maddesini ihlal edince, artık diğer maddelerini de ihlal etmesi kolay olur.

12- Âlimlere kötü isnatlarda bulunup, aleyhlerine adi ithamlar uydurarak, Müslümanların onlardan soğumalarını temin etmek lazımdır. Casuslarımızın bir kısmını, onların kıyafetine sokacağız. Sonra, bunlara çirkin işler yaptıracağız. Böylece bunlar, âlimler ile karışmış olacak ve her âlimden şüphe edilecek.

Bu casusları, El-Ezhere, İstanbul’a, Necef ve Kerbela’ya sokmak zaruridir. Müslümanları âlimlerden soğutmak için okullar, kolejler açacağız. Buralarda, Rum ve Ermeni çocuklarını, Müslümanlara düşman olarak yetiştireceğiz. Müslüman çocuklarına da kendi ecdatlarının cahil olduklarını aşılayacağız. Bu çocukları, Halife ve âlimler ve devlet adamlarından soğutmak için, onların hatalarını, kendi zevkleri ile meşgul olduklarını, Halifenin cariyelerle vakit geçirip, halkın malını kötü yollarda kullandığını, hiçbir işte Peygambere uymadıklarını aşılayacağız.

13- İslam’ın, kadına hakaret ettiğini yayacağız. Feminizmi savunacağız.

14- Pislik, susuzluğun neticesidir. Suyun arttırılmasına mani olmaya çalışmalıyız.

Müslümanların kuvvetli noktalarını tahrip etmek için:

1- Müslümanların arasında, ırkçılık ve milliyetçilik körüklenecek. Türklerle, Araplar birbirlerine düşman edilecek.

2- Şu dört şeyi, gizli açık yaymak lazımdır: İçki, kumar, zina ve domuz eti

3- Cihadın geçici bir farz olduğunu, vaktinin son bulduğunu telkin edeceksiniz.

4- Şiilerin kalblerinden, kâfirlerin necis olduğu fikrini çıkaracaksınız.

5- Müslümanlara, İslam’dan kastın mutlak din olduğunu ve bu dinin Yahudilik ve Hıristiyanlık olabileceğini, sadece İslamiyet’in olmadığı inancını aşılayacaksınız.

6- Kilise yapmanın haram olmadığını, Peygamber ve Halifeleri onları yıkmadığını, bilakis onlara hürmet gösterdiğini, İslam’ın ibadethanelere hürmetkâr olduğunu, onları yıkmadığını, yıkanlara mani olduğunu çokça söyleyeceksiniz.

7- "Yahudileri Arap yarımadasından çıkarın" ve "Arap yarımadasında iki din olmaz" hadisleri hakkında, Müslümanları şüpheye düşüreceksiniz, zayıf veya uydurma diyeceksiniz. Hadislere şüphe ile bakılmasını sağlayacaksınız.

8- Müslümanları, ibadetlerinden men etmeye çalışacak ve (Allah insanların ibadetlerine muhtaç değildir) diyerek, onları ibadetlerin faydaları hakkında tereddüte düşüreceksiniz.

9- Harpte düşmandan ganimet olarak alınan malın beşte birinin [Humusun], âlimlere verilmesini şüphelendirecek ve bunun ticaret kazancıyla bir ilgisinin olmadığını izah edeceksiniz.

10- Müslümanların akidelerine bid’atler sokup, İslam’ı gericilik ve terör dini olmakla itham edeceksiniz

11- Çocukları babalarından uzaklaştırıp, büyüklerinin dini terbiyelerinden mahrum kalmalarını sağlayacaksınız.

12- Kadını erkeğe, erkeği kadına karşı tahrik edeceksiniz.

13- Cami imamlarının fasık, sapık olduklarını yayarak cemaat ile namazı ortadan kaldıracaksınız.

14- Bid’at olduğu gerekçesiyle, türbelerin hepsinin yıkılması lazımdır diyeceksiniz.

15- Seyyidlerin, Peygamberlerinin soyundan geldikleri hususunda insanlar tereddüde düşürülecek.

16- Vaizleri azaltmaya çalışılacaktır.

17- Müslümanlara hürriyet var diyerek,

" Herkes dilediğini yapabilir.Emr-i maruf ve nehy-i münker ve İslam ahkamının öğretimi farz değildir"

diyeceksiniz!

18- Müslümanların neslini azaltmak için, doğum kontrolü yapılacaktır

19- İslam’ın yayılması ve Müslüman olmayanlara öğretilmesi faaliyetleri kat’i surette men olunacak. İslam’ın yalnız Arapların dini olduğu fikri yayılacak.

20- Hayır kurumlarının hudutları daraltılacak ve devlete ait bir hâle getirilecek.

21- Müslümanları Kur’an hakkında şüpheye düşürecek ve içinde noksanlık ve fazlalık var, diyeceksiniz.

Sekreter ikinci sırrı da açıkladı

İkinci sır, bir asırlık bir zaman içinde İslam’ı yok edip unutturmak gayesi ile, bakanlıkta bu iş için çalışan yüksek rütbeli İngilizlere mahsus hazırlanmış, elli sayfalık bir plan dergisi idi. Bu planlar 14 maddede toplanmıştı. O planlar şunlardı:

1- Buhara’yı, Tacikistan’ı, Ermenistan’ı, Horasan ve etrafını istila etmek için, Rus çarı ile çok iyi bir ittifak ve yardım anlaşması kurmamız lazımdır.

2- İslam âlemini, hem içerden, hem de dışarıdan yıkmak için, Fransa ve Rusya ile, işbirliği yapmamız lazımdır.

3- Türk-İran hükümetleri arasına çok şiddetli ihtilaflar sokup, her iki tarafta milliyetçilik ve ırkçılık fikirlerini kuvvetlendirmemiz lazımdır. Ayrıca, birbirine komşu bütün Müslüman kabile ve milletlerin arasına ve Müslüman ülkeler arasına düşmanlık sokmamız lazımdır. Halkı gruplara bölmek, eskileri dahil, bütün bozuk mezhepleri ihya edip, canlı tutmak ve birbirine düşürmek lazımdır.

4- İslam ülkelerinden bazı parçaları gayri müslimlerin eline vermek lazımdır.

Mesela:

Medine’yi Yahudilere,
İskenderiye’yi Hıristiyanlara,
İmareyi Saibeye,
Kermanşahı Ali’yi ilahlaştıran Nusayrilere,
Musulu Yezidilere,
İran körfezini Hindulara,
Trablusu Dürzilere,
Karsı Ermenilere,
Maskatı Haricilere vermek lazımdır.

Sonra, bunları, para, silah ve gerekli bilgilerle takviye etmek gerekir ki, bunlar İslam’ın vücudunda birer diken olsun. İslam iyice yıkılıp kayboluncaya kadar, bunların yerlerini genişletmek lazımdır.

5- Osmanlı ve İran’ı, birbirleriyle hiç anlaşamayan ufak mahalli devletlere bölmeyi planlamak lazımdır. Hindistan’ın şimdiki hâli gibi. Zira, şöyle bir nazariye var: "Parçala, hükmet, parçala, mahvet"

6- İslam’ın bünyesinde, tahrif edilmiş din ve mezhepler ihdas etmek lazımdır ve ihdas edeceğimiz bu dinlerin her birisinin bir memleketin insanlarının heva ve hevesine uygun olması için, çok ince bir plan yapmalıyız.

7- Zina, homoseksüellik, içki ve kumar ile, halk arasına fitne ve fesat tohumları saçılacak. Bunun için, bu memleketlerde yaşayan gayri müslimler kullanılacak.

8- İslam ülkelerinde zalim liderler yetiştirmeye ve hükümet adamlarını, mümkün olduğu kadar aslı gayri müslimlerden seçtirmeliyiz. Bunu yapmak için, bazı ajanlarımızı sureten Müslüman, din adamı şekline sokup, isteklerimizi icra etmek için, yüksek makamlara getirmeliyiz.

9- Mümkün mertebe Kur’an nın öğretilmesine mani olacaksınız.

10- Devlet adamlarının etrafına adamlarımızı yerleştirip, onların vasıtası ile, bakanlığımızın arzularını tatbik etmek için, onları bu devlet adamlarının müsteşarları haline getirmeliyiz.

11- Misyonerliğin sahasını genişletip, her sınıf ve mesleğe bilhassa doktor, mühendis, muhasebeci v.s. gibi mesleklere sokmalıyız. İslam ülkelerinde kilise, okul, hastane, kütüphane ve hayır kurumları ismi altında propaganda, yayın merkezleri açmalı ve bunları, İslam ülkelerinin dört bir bucağına yaymalıyız. Milyonlarca Hıristiyan kitaplarını bedava dağıtmalıyız.

12- Kız, erkek, bütün İslam gençliğinin kafasını karıştırıp, İslamiyet hakkında şüphe ve tereddüte düşmelerini temin etmeliyiz.

13- İç savaş ve ayaklanmaları teşvik etmeli

14- İktisatları tahrip edilecek, gelir kaynakları, ziraat sahaları bozdurulacak, su bentleri yıktırılacak, ırmaklar kurutulacak, tembellik yaygınlaştırılacak, tembeller için, oyun yerleri açılacak. Uyuşturucu madde, içki, yaygın bir hale getirilecektir.

Abdülvehhab oğlunun kabul ettiği, Bakanlığın 6 maddelik ince planı

Londra’da bir ay daha kaldıktan sonra, tekrar Necdli Muhammed ile görüşmek üzere, Irak’a gitmek için emir aldım. Sefere çıkarken, sekreter bana dedi ki:

"Necdli Muhammed hakkında bir ihmalkârlık yapmayasın!

Casuslarımızın gönderdikleri raporlardan anlaşıldığı gibi o, planlarımızı gerçekleştirmek için çok uygun bir ahmaktır. Onunla açık konuş!

İsfahan’da ajanlarımız, onunla açıkça konuşmuş, o da, isteklerimizi bir şart ile kabul etmiştir. Onun şartı şudur: Görüşlerini açıklayınca, kendisine saldırması muhakkak olan, devlet adamlarından ve âlimlerden kendini korumak için, kâfi derecede mal ve silahla takviye edilmesi, memleketinde kendisine küçük de olsa, bir beylik kurulmasıdır. Bakanlık da, bu şartları kabul etmiştir."

Bu haberin verdiği sevinçle, az daha uçacaktım. O zaman, sekretere bu hususta, ne yapmam gerektiğini sordum.

Cevabında,

Necdli Muhammedin tatbik etmesi için, bakanlık ince bir plan hazırlamıştır, şöyle ki:

1- Bütün Müslümanları, tekfir edip, onları öldürmenin, mallarını ellerinden almanın, namuslarına tecavüzün, erkeklerini köle, hanımlarını cariye yapıp, köle pazarlarında satmanın helal olduğunu söyleyecek.

2- Hac ibadetini ortadan kaldırmak için, kabileleri hacılara saldırtıp, mallarını ellerinden almaya ve onları öldürmeye teşvik edecek.

3- Müslümanları, Halifeye itaat etmekten men etmeye çalışacak. Onları Halifeye karşı isyan etmeye teşvik edecek ve bu iş için, ordular hazırlayacak.

4- Mekke, Medine ve diğer İslam ülkelerinde bulunan türbe, kubbe ve mukaddes yerlerin put ve şirk olduklarını söyleyerek, yıkılmalarının lazım olduğunu ilan edecek.

5- İslam ülkelerinde mümkün mertebe ihtilal, zulüm ve anarşiyi temin edecek.

6- Tahrif edilmiş bir Kur’an neşretmeye çalışacak.

Sekreter, yukarıdaki altı maddelik planı söyledikten sonra dedi ki:

" Bu büyük program seni korkutmasın. Çünkü vazifemiz, İslamiyet’i yok etme tohumunu atmaktır. Bu işi tamamlayacak nesiller gelecektir. İngiliz hükümeti, sabretmeyi ve adım adım yürümeyi âdet edinmiştir."

Onun yanında iki yıl kaldım. Davetini ilan etmek için bir program hazırladık.

Nihayet, 1730’da, onun azmini kuvvetlendirdim. O da, kendine yardımcı topladıktan sonra, kapalı bazı cümlelerle davetini kendine çok yakın olanlara anlattı.

Sonra, davetini günbegün genişletti. Onu düşmanlarından korumak için, etrafına muhafızlar koydum. Ve onlara istedikleri kadar mal ve para verdim. Düşmanları tecavüz etmek istediği zaman, muhafızların gayretlerini arttırıyordum. Ve onları manen destekliyordum.

Daveti yayıldıkça, muhalifleri çoğalıyordu. Kendisine fazla hücum yapıldığı zaman, davetten vazgeçmek istiyordu. Ama onu yalnız bırakmıyor, azmini kamçılıyordum. Ona,

"Peygamber senden daha fazla eziyet gördü. Biliyorsun, bu şeref yoludur. Her devrimci gibi, biraz meşakkate tahammül etmelisin!"

diyordum.

Biz daima düşmanların hücumuna uğrayabilirdik. Onun muhaliflerine karşı, parayla aldığım casuslar koydum. Düşmanları ona bir zarar yapmak istediğinde, onlar beni haberdar ediyor, ben de, zararlarını tesirsiz hâle getiriyordum.

Bir sefer, düşmanların onu öldürmek istedikleri haberini aldım. Hemen, onların hazırladıklarına mani olmak için, gerekli tedbirleri aldım. İnsanlar, düşmanlarının ona böyle bir şey yapmak istediklerini duyunca, onlardan nefret etmeye başladılar. Böylece, kazdıkları kuyuya kendileri düştüler.

Planın 6 maddesini icra edeceğini bana vaad etti,

"Şimdilik, bunlardan ancak bir kısmını yerine getirebilirim"

dedi. Bu sözünde haklı idi. O zaman, hepsini yapması mümkün değildi.

Tahrif edilmiş bir Kur’an neşir etmeyi de red etti. Bu hususta, en çok Mekke’deki Şeriflerden ve İstanbul’daki hükümetten korkuyordu. Bana,

"Bu hususu açıkladığımız taktirde, kuvvetli bir ordunun hücumuna maruz kalacağız"

dedi. Onun mazeretini kabul ettim. Zira, doğru söylüyordu. Şartlar müsait değildi.

Birkaç yıl sonra, Sömürgeler bakanlığı, Deriye emiri Muhammed bin Süudu da safımıza çekmeye muvaffak oldu.

Bana bunu haber vermek ve her iki Muhammedin arasında muhabbet ve muaveneti tesis etmek için, bir haberci gönderdi.

Müslümanların kalplerini ve itimatlarını, dini yoldan temin için, Necdli bizim Muhammed’den, siyasi yoldan temin için de, Muhammed bin Süuddan istifade ettik.

Böylece, devamlı, kuvvetlendik.

Deriye şehrini merkez yaptık. Din olarak da VEHHABİLİK dinini tesis ettik.

Bakanlık, yeni vehhabi hükümeti gizlice destekliyor ve takviye ediyordu.

Yeni hükümet, Arapçayı ve çöl muharebesini çok iyi öğrenmiş 11 İngiliz subayını köle ismi altında satın aldı. Planları, bu subaylarla beraber hazırlıyorduk.

Her iki Muhammed de, gösterdiğimiz yolda yürüyorlardı. Bakanlığın özel bir emri olmadığı zaman, konuları biz karara bağlıyorduk.

acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=7392

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

EL-KITAP (2)

"EL KITAP"(2)

müslüman olsun ya da olmasin AKLIni kullanabilen herkese acik olan bir
kitaptir..
kendisinde en kücük bir KUSKU ve CELISKI olmayan tutarli ve benzesik bir
kitaptir..
evrensel olan bilimsel BILGIlerde dahil olmak üzere varliga iliskin tüm bilgileri iceren kitaptir..
tüm insanliga herhangi bir ELCI olmadan dahi klavuzluk edebilecek,okunmasi icin sadece AKIL kullanmanin yettigi genis perspektifli bir kitaptir..
tarafsizligi ve dogrulugu ILKE edinen her birey icin yönlendirici özellige sahip olup,bu REHBERlik özelligi ile EVRENSEL verilerle gerceklere ulasilmasini saglar..

Bu nedenle,Qur´an El-Kitap´in bilimsel ve evrensel bilgilerine tanik olanlari
"El-Kitap Ehli" olarak niteler..

uzman,
bir isin kompendani,
tecrübeli önder,
güclü,
isleri saglam yapan,
dogru görüse sahip akilli kimse,
esyayi layik oldugu yere yerlestiren,
sanatin inceliklerine dikkat eden kisi,
zulme ve fesada karsi duran,
dogadaki ve insanin nefsindeki ayet-leri dogru okuyan,
iyiye ve güzele götüren calismalarda bulunan,
iyi ve güzel düsünce üreten,
ve ameller sergileyenler dir El-Kitap Ehli..

bilgiyi alabilecek,
olaylari ve esyayi degerlendirebilecek akIl,
olaylari ve esyayi görebilecek,
duyabilecek yani ILIM kaynakli cabalayana/üreten dir El-Kitap Ehli..

Kitap insani sadece aklin soyut verileri ile bas basqa birakmaz..
yeryüzünde dolasilmasindan,tabiata bakilip düsünülmesi gerektiginden bosa bahsetmez..

ILIM insani hikmetli olmaya götürür
hikmetli davranan hakimdir(Bati uygarligina bak)
hakim olan adildir
adil olan adaletli davranir(Batinin sosyal siniflar arasi orta sinif dengelemesine bak)

Beyin zengini Bati Uygarliginin temel dinamiklerini olusturanlar iste bu El-Kitap Ehli´dir..(..kendilerini siradisi fikirlere adamis insanlarin(El Kitap Ehli)geceli gündüzlü calismalarinin,sonsuz fedakarliklarin,uykusuz gecelerin,harcanmis evliliklerin,
kuskularin,hayal kirikliklarinin,insanüstü sabir,azim ve cabalarin eseridir..
basariya ulasmis her yeni fikir(patent)icin,belki on,belki yüz tanesi hüsrana ugramistir.yarattigi eserden maddi cikar saglayan her kisi icin,pek coklari sadece hakli cikmis olmanin manevi hazziyla yetinmek zorunda kalmislar.bir coklari(El-Kitap Ehli) onu bile tadamadan bu dünyadan ayrilmislardir.(alinti)

bu nedenle bana göre El Kitap ehli ve mirascilari islama iman etmeseler dahi pratik de yasamda ki vasiflariyla müslüman-dirlar..

nitekim Qur´an da;
"Bedeviler:"Iman ettik"dediler.de ki;"siz iman etmediniz.Ancak "müslüman"olduk deyin.
Iman sizin kalplerinize girmemistir.."(hucurat/14)

yer alti fukarasi BATI,tabiatin(El Kitap))altini üstüne getirerek desifre ediyor..
teknolojik güc elde ederek zenginligine zenginlik katarken,
yer alti ve yer üstü zengini Beyin fukarasi islam cografyasi ise asalaklar gibi
yalnizca tüketiyor..

anlamak icin degil sevap almak icin okudugu ama anlamadigi dolayisiyla Qur´an´in gereklerini yerine getiremedigi orijinal islamdan uzaklasan müslüman keske "El-Kitap"i yani
tabiat/doga/sünnetullah kitabini okuyabilseydi..

inziva (miskinler tekkesi) evlerini TERK etmeli..

"..Allah sana KITABI ve HIKMETI(zulüm ve fesadi engellemek icin konulmus kanun ve ilkeleri)indirmis ve sana BILMEDIGIN SEYLERI ögretmistir.."(nisa/113)

"..nitekim icinizden size bir bir peygamber gönderdik ki size ayetlerimizi okuyor,sizi arIndIrIyor,size KITABI ve HIKMETI(zulüm ve fesadi engellemek icin konulmus kanun,düstur ve ilkeleri)ögretiyor.Ve size BILMEDIGINIZ SEYLERI ögretiyor.."(bakara/151)

slm.

HIKMET ?(devami var)

ne hikmet ?

sayin editör,

"EL KITAP"(2)
yazimin basligi yayinlanmis devami yok ?

yanlislik nerde ?
slm.

Sn ebubekir

Yazılarınızda ki büyük küçük işaretleri yazının görünmesini engelliyor. (Sistem onu html-tag i olarak algılıyor) Yazıları koyarken bu işaretlere dikkat ederseniz böyle bir sorun yaşanmaz.

nasıl sahte islam var?

nasıl sahte islam var? başka ülkelerde kur'an yokmu? yada kur'an oralarda farklı mı? Bir din düşünün; yöresine, coğrafyasına göre değişiyor. Çok saçma..

islam nedirki?

ben islama insan olma süreci olarak bakıyorum....
kuranda bunu izah ediyor...
keza,insanlıkta bunu arıyor...
toplumlardaki farklılaşmalara bu gözle bakmamız gerekmektedir...
arabistan bu bakımdan nerededir?
iran nerededir?
türkiye nerededir?
batı nerededir?
insanlaşma şumüllü bir konudur....
tek degil çok boyutludur...
sadece dine değil,tüm ideoloji ve hayat anlayışlarınada insanlaşma gözüyle bakmak gerekir...
insanlaşma nasıl izah edilebilir...
farklılıkları kıyaslayıp bir öze varmak suretiyle...

El-Kitap(2)

EL-KITAP(2)

El-Kitap,

bence şıklarda hiçbiri

bence şıklarda hiçbiri diye bir şık olmalıydı. çünkü günümüzde hiçbir dinin ezoterik yönüne inilmiyor. sadece dış kabuk var bu da hiçbir işe yaramıyor. kafalar saçma sapan mantık dışı anlamı bilinmeden yapılan uygulamalarla doluyor. ayrıca nedir gerçek islam ????

ezoterik mi?

sayin vepar,

ezoterik takilmak istiyen icin alternatif coook..
guru-lardan tut "gassalin elinde meyyit" olmayi kabul edenin takildigi mekanlara
kadar cesidi var..

zühd
zahid
takva
diyorsan/ariyorsan
o
sadece
orijinal islam-da (vahiy) var..

bukadar cesit ve secenek olunca insanin kafasi karisabilir..
dogal yani..

gercek islam ?

Vahiy niye yetmez?

"..insan basibos birakilacagini mi saniyor?"(kiyamet/36)

"..O dökülen meniden bir sperm degil miydi?"(kiyamet/37)

"..dileyen düsünür onu,ögüt alir"(müddessir/55)

slm.

başıboş kalmıyor :)

Eee ne var bunda isteyen istediği gibi takılır. Verilen ayetlerde gayet net anlatmış bunu. Öğütü buraya taşıyanlarda alır umuduyla ;)

el-kitap

anladığım kadarıyla ilime,araştırmaya, çalışmaya,akılcılığa v.b. değerlere göre hareket etmek.
olması gereken bu tabiki.
ve yine anladığım kadarıyla; "gerçek islam" yaşantısı bu değerlerin ön planda tutulduğu topluluklarda gerçekleşir.

"gerçek" islam

Gerçek din dünyanın ve de evrenin hiç bir yerinde yaşanmıyor. Gerçek din soruyu soranın kalbinde yaşar, ve bu da kişiye özeldir. İşte bu sebeple gelecekte din(-ler) (siyasallaştırılmış din ve dinler) yeryüzünden silinmeye mahkumdur ve silineceklerdir de.

Asıl din tekdir. Din

Asıl din tekdir. Din isimleri ise sadece biçimlerdir. Din bir miras gibi sana geçen bir şey değildir. O kendi içinde bulunacak bir şeydir. Kişisel bir büyümedir. Din gerçekle kişisel bir karşılaşmadır. O kişisel bir arayıştır, toplumun bir parçası değildir. Sen bir dinin içinde doğmazsın ancak din senin içinde doğar. Müslümanlara sorarsan benim müslüman olmadan, Kuran ve sufizm hakkında konuşmam yanlıştır. Fakat Kuran’ın Arapçayla işi yoktur. Onun işi yürekledir, sessizlikledir, lisanla değil.

Hz.Muhammedin hadislerine

Hz.Muhammedin hadislerine göre kıyamete kadar gerçek dini yaşayanlar yeryüzünde mevcut olacaktır. Zaten dini yaşayan gerçek müslüman kalmasa dünyada Allah Dünyayı sona erdireceğini söylüyor. Dolayısıyla şu an yaşıyorsak böyle gerçek Allah dostlarının var olmasından dolayıdır.

Dinlerin yok olmasına gelince.. Evet diğer dinler özellikle hristiyanlık bir sona doğru ilerliyor. Bunu görebiliyoruz.

Ama islam için aynı şeyi söyleyemeyiz. Dünyada hızla bir dine dönüş sözkonusu. Materyalizm ve positivizm artık çok gerilerde kaldı. Yeni bir din çağına doğru hızla ilerliyoruz. Dünyada hızla bir islamlaşma sözkonusu. Bunu görmemek imkansız gibi birşey. Hergün yüzlerce insan müslüman oluyor.

Avrupanın müslüman olması; Hz. İsanın gökten tekrar yeryüzüne bir müslüman olarak inerek Hz. Mehdi'ye yardım etmesi sonucunda hristiyanlık sona erecek ve hristiyanlık islamla birleşecek.

Size bir kehanette bulunayım; Yakın bir zamanda belki 20 yıl içinde Avrupanın çoğunluğu müslüman olacak. Bunu bütün Dünya için de söylesek abartma olmaz. Sadece vatandaşlar değil, devletlerde müslüman olacak! Bu bir altın çağ olacak. Eğer ömrümüz olursa göreceğiz..

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

sastiniz mi?

sayin bodan,

rahatsiz mi oldunuz?
ögüt almayan/lar istedigi gibi takilir..
ögüt alan
ögüt almamislara/almayanlara ögüt verir ki ögüt alsin..
ki demesin bana kimse bildirmedi..
yoksa
herkes elbette tercihi-nin karsiligini alacak..

"..ben sadece acik bir sekilde uyarmaktayim.."(suara/115)

"bulusma günü hakkinda uyarmak icin emrinden olan Ruh´u kullarindan diledigine indirir"(mümin/15)

"..sizi uyarmak icin icinizden bir adam araciligiyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine sastiniz mi?"(araf/69)

"..korunmaniz,rahmet bulmaniz icin sizi uyarmak üzere bir adam araciligiyla Rabbinizden bir ÖGÜT gelmesine sastiniz mi?"(araf/63)

slm.

Ankette neden Amerika yok?

Ankette neden Amerika yok? :)
Ama bence papua yenigine de yaşanan islam gerçek islamdır.

islamda gerçeklik aramak

islamda gerçeklik aramak,bir delinin işi gibi duruyor.pardon gerçekte islam aramak bir delinin işidir.ya da olsa olsa gerçek islamı arayan bir delidir.xenix hakkında bir fikriniz var mı? deli mi kendisi?

keşke xenix gerçek islam

keşke xenix gerçek islam yerine , "islamın gerçeği" deseydin belki demek istediğini kafası karışanlar bir derece daha anlardı.

aynen öyle..

sayin denge,
aynen öyle..

anahtar kelime ILKELI olmak..
bak nebi Muhammed elcilik görevi kendisine verilmeden önce de ilkeli bir yasam sürmüstü..
bu nedenle zipkin gibi bir delikali iken bile nami "El EMIN" idi..
kirk yillik bir dogruluk ve dürüstlük abidesi olmak ve lekesiz bir ömür sürmek..
iste en büyük güc ise,erdemli,ilkeli ve asil bir kisilik/imaj/marka insan..

peygamberligini fatiha suresi´ni okuyarak baslatan,ilan eden elci nami diger El Emin,
"Allah bana vahyediyor" dediginde mekkeliler Ebubekir´e gelerek
"arkadsin Allah bana Vahyediyor"diyor dediklerinde cevabi net ve kisa oluyor;
"O söylüyorsa dogrudur"..

demek ki Ebubekir,daha Qur´an gelmeden
"dogruluk,dürüstlük,adalet,söz,namus,ahlak,asalet"gibi bir takim ilke ve degerlerin
oldugunu biliyordu..

peygamberlik iddiasiyla ortaya cikan birisini iste bu ilke ve degerlerle ölctü
ve kirk yillik gecmisi ile test etti..
itminana ulasinca
"iste o"dedi,
"simdi de bunlari söylüyorsa dogrudur,inanirim" dedi..

evet,kücücük tek bir cümle:"O söylüyorsa dogrudur.."
ama arkasinda bir ömür var..

demek ki sanildiginin aksine Ebubekir bu tavriyla,bize"önce iman et sonra düsünürsün"degil;
"önce düsün"sonra iman et"mesaji veriyor..

her insanda yaratilistan böylesi bir güc(vicdan/El Kitap Ehli))ve yetenek vardir..
Aksi halde nebi Muhammed´in bize"en güzel örnek"olmasinin anlami kalmaz..

ne varki günümüzde "O söylüyorsa dogrudur"sözü,
"O söylüyorsa vardir bir hikmeti"ne dönüstürüldü..
zata tapinmanin,
vucudu kutsamanin,
kisiyi fetislestirme-nin kökleri iste burasidir..

efendi-köle,
koyun psikolojisinin,
sürü halet-i ruhiyesinin kökleri iste burasidir..

"din anlayislarinda" bir zihinsel degisim/devrim olmadan degisme olmaz/olamaz..

heyhat..

"590 yildir donmus dimagi"ile
"gaza namiyla dindas öldüren bicare dindaslar"
"uyan ey milleti merhume!"
diye ciglik cigliga bagiran (M.ersoy) SESE kulak verildi mi ki bize versin..

slm.

@Ebubekir, Hz. Muhammed

@Ebubekir, Hz. Muhammed peygamberliğini fatiha ile mi başlattı?

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

Öğüt veren çoktur.

Hele ahlak havariliği, kimse ellerine su dökemez. Fakat en nefret ettiğim ahlak bekçiliğidir. Bu evrende bundan gayri daha vahşi daha vandal ikinci birşey olamaz.

Ne demiş zat-ı muhterem ebu hazretleri o bozuk türkçesiyle; ilkeli olmak gerekmiş...

İyi de, neden bunu söylüyorsun?
Bu forumda bunun aksini iddia edecek biri olabilir mi?
Elbette herkes ilkeli, erdemli, dürüst olmalı başta sen...
Hırsız hırsızlığın kötü birşey olduğunu bilmez mi? Elbet bilir ama gene de yapar. O halde kitapların ahlak söylemleri pek işe yaramaz görünmüyor mu?

En kolayıdır şöyle ol böyle ol demek, yanına 3-5 ayet astın mı deyme keyfine... Bilmezler bu bol keseden ayet kullananlar: insan kompleks bir yapıdır; sosyal konumu, psikolojisi, yetiştiği yer, başından geçenler, çocukluğu, güdüleri, arzuları, eksikleri, fazlalarıyla yaşar ve gelişimini tamamlar.

Havarilik en kolay meslek. Herkesin cahil, enayi ve saf olduğunu düşünmeleri de cabası...

İşte tüm bunlara karşın benim sana diyeceğim: SENİN AHLAKIN SANA... Zira ben bilemem kim in kim cindir? Kime ne öğüt vereyim ve neden vereyim ? Ben neyim ki? Ancak dürüstçe fikrimi söyler geçer giderim.

Ve bu olgunun bu konuyla olan ilgisine gelince, Asla ve asla bunun gibiler yüzünden aynı islamdan bahsedilemeyecek. Her ne kadar kendileri(kendi başlarına) Tek islam vardır deseler de, bir çok islam vardır. Bunu bilmek için kahin olmaya hacet yoktur. En önemli söylemleri olan Kuran'ın anlaşılmazlığı bunun ispatıdır. (Üç islam bilginini getirin aynı ayetin manasında anlaşsınlar dişimi kırarım.)

Not : Ebubekir'in o çok söylenen ilkeli duruşu doğrudur.Hz.Ali'nin hakkını Hz.Ali'ye vermeyerek ilkeli bir duruş sergilemiştir. Ne de olsa kureyşin zengin taciri...Akıbetinde islam dünyası ikiye bölünmüştür. Şailer (ailesinden olanlar) Sünniler (sünnetinden olanlar)

yine bu el-kitap

açıklamasına göre söyleyecek olursak; bu anketteki müslüman ülkelerin hiç birinde gerçek islam var diyemeyiz o zaman.

oikos,kargadan baska kus tanimaz mi?

sayin oikos,

1-senin söyleyecek sözün yoksa kendini baglar..
2-kim indir kim cindir bilmezsin ama hakkimda atip tutuyorsun..
3-ahlak bekciligi anlayisini 89 yildir bu ülkede ahlaksizlik adina kimlerin yaptigi belli..
4-bu platformda yazan herkes/hepimiz bir sekilde,farkli tarzda dogruya güzele cagiriyor(ögüt)insanlari sen niye rahatsiz oluyorsun ki?
5-elde edilen her yararli fikir en yakindan baslayarak ese dosta anlatilir, paylasilir(ögüt) yararlanilsin,ibret alinsin,yanlislardan korunulsun diye..
6-sen "dürüst"ce!? fikrini(ögüt) söylerken/yazarken havarilik,ahlak bekciligi(vs)olmuyor ama
ben fikirlerimi yazinca "dürüst"olmuyor
ve tüylerin diken diken oluyor!?

yoksa rahatsizliginin nedeni;
psikolojik
yetistigin yer/tarz
basindan gecenler
cocuklugun
güdülerin
arzularin
eksikliklerin
nedeniyle oluyor olmasin?
yada
yazdiklarimi okumuyorsun..
veya
senin ISLAM/Vahiy ile bir alip veremedigin var..!

cünkü üzerime yikmaya calistigin kendine ait negatif enerji ve saplantilarinin benim yazdiklarimla hic bir alakasi yok..

7-ne kadar önyargili ve pesin fikirli oldugun surdan da anlasiliyor ki,
hic bir bilgi sahibi olmadigin bir konuda tarihe mal olmus bir vakanin
bir tarafin lehine diger tarafin aleyhine avukatlik (ergenokon avukati geldi aklima) yani taraf olmaya soyunuyorsun..

8-Vahiy kaynakli okumaya ve anlamaya baslarsan anlarsin,
anladigin zamanda "disini"kirmana gerek kalmaz..

son olarak "ördek nuri" psikolojisinden kurtulmani dilerim..

slm.

1- Öğütlerini

1- Öğütlerini tanıdığın kişilere sakla...Buradakiler ilkesiz de mi? öğüt vermeye kalkıyorsun. İbretmiş... Yandaşlarına vermeye ne dersin. İlkeli ergenekon savcılarına mesela.

2- İslam tarihi ile vahiy birbirleriyle örtüşmez. Bence sen oku tarih... Dikkat et yalakalığın tarihi olmasın. Bilgi sahibi olmadığımı nereden biliyorsun kim olduğum hakkında fikrin var mı?

3_ Ahlaksız olarak Atatürk cumhuriyetinin laik insanlarını kastediyorsan. Milyonlarca kişiyi ahlaksızlıkla suçlayacak, ceddime küfür edecek kadar gönül dışı ve ahlaksızsın.

Ebubekir arkadaşım Siz

Ebubekir arkadaşım
Siz farklı bir şey anlatmıyorsun'ki.
Biz yüz yıllardır kuranı sizin gibi anlatanları dinliyoruz.
Bu kuran anlayışı hiç mi değişmez?hiçmi ilerlemez?
Lütfen kuranın bu son çağa seslenişini bize anlatırmısınız.

bir örnek ver..

sayin venüs,

diyorsunuz ki;
"biz yüz yillardir kurani sizin gibi anlatanlari dinliyoruz"?
bir örnek verirmisiniz lütfen..

slm.

camur at izi kalsin! gestapo mantigi

sayin oikos,

1-islam tairihi oku demedim Qur´an oku..
2-insanlarin/toplumlarin yanlisi Vahyi baglamaz..
3-niyet okumayla bir yere varman mümkün degil..
4-laiklik ne zamandan beri senin ve Atatürk cumhuriyetinin tekelinde?
5-laikligin merkezi Bati uygarligi,BAti uygarligi taklitciligi yapanlar ilk önce bu uygarligi ögrensinler ve hazmetsinler..
5-beyin zengini Bati-nin,
Laik
özgürlükcü
sosyal sistemini
her kesin
gipta ettigi
örnek almaya calistigi
cagdas normlarini
Atatürkcü laik elitler ülkemize getirdi,uyguladi da biz mi karsi ciktik?
8-Atatürkcü laik insanlarin savundugu bir anlayisin uygar bir laiklik olmadigini
ülkemizdeki uygulamalardan
anlamiyormusun?
anlamak mi istemiyorsun?

dedim ya sende
ISLAM´a karsi bir hazimsizlik var..
ideolojik bir gevezelik tutturmus gidiyorsun..
kendini platformun merkezinde görüyor gibisin..
sanki yazilanlar seni tatmin etmek,senin zülfü yarene dokunamayacak sekilde yazilmasi gerekiyormus gibi..

rahat ol
stres yapma
relax yani..
camur at tutmazsa izi kalsin kimse yemez..

paylasacagin bir bilgin varsa paylas
yoksa paylasanlardan ögren..

sen simdi;
1893-1913 yilina dek Osmanli devletinde SIYASI nedenlerle tek kisinin idam edilmedigini,1923´ten sonra yüzlercesi pazar meydanlarina kurulan daragaclarinda asildigini da bilmezsin?

yada

Medeni kanunu Batililar lozanda dayattilar,catir catir kabul ettirdiler,
Atatürk degil haci abdülgaffar olsa bir sey yapamiyacagini da bilmezsin?

veya

Türkiyede"cagdas" dedikleri bugünkü sistemin temellerinin 1830´lar-da atildigini,
ilkokul,ortaokul,lise sisteminin o dönemin ürünü oldugunu,
Galatasaray gibi dünya capinda cagdas lisenin 1868 de kuruldugunu,
kiz liselerinin 1882´de yani Fransa ile ayni yil-kuruldugunu,
Istanbul üniversitesinin Abdulhamit´in fermaniyla 1900´da kuruldugunu (vs.)da bilmezsin?

yani memleket ortacag karanliginda kivraniyordu da Atam geldi Medeni kanun getirdi,
yok öyle bir sey..(bu konuda detayli bir yazi asacagim)

slm.

Koluna sevgili Mustafa

Koluna sevgili Mustafa Kemal'in imzasını atan Fedon'a buradan gönül dolusu sevgiler:)

Saygılı olmalarını

Saygılı olmalarını geçtim.Bu herifler çok pis çok tehlikeli ya.şeytan diye diye dilleri şişmiş bunların kendileri şeytana dönüşmüşler.ülke ne hale geldi ya böyle konuşmayı atıp tutmayı ayetlerden örnekler vermeyi biribiriyle alakasız şeyleri alakalı gibi göstermeyi nasılda iyi öğrenmişler,bunada özgürlük diyolar demokrasi diyolar .cidden midemi bulandırıyorsunuz.

Atatürk düşmanlığı

Atatürk düşmanlığı yapmaya bir son vermeyeceğiniz açık ebubekir. Ne çok hırsınız ve hıncınız varmış, nefretiniz, karanlığınız,....yazık..özgürlük kelimesini nasıl kullanabilirsiniz hangi özgürlük? dogmanızın esaret sesi "özgürlük çağrısına" mı dönüştü.....

uzak durun aydınlık bir sabah gibi, asil ve kutlu varlığından Mustafa Kemal Atatürk'ün.

Teşekkürler Marsseh

Karanlığın içinde ışıklı bir iz bıraktınız.

Konunun geldiği yer

Konunun geldiği yer başlıkla biraz alakasız kaldı. Sanırım "gerçek islam" ın yaşandığı yer Türkiye değil, bunda herkes hemfikir. Gerçi oylamalara bakılırsa da aksi bir sonuç görüyoruz.

xenix: sevgili deli, azcık deliyimdir, kendimi tanıdığım kadar.

Sn. xenix gerçek islamın

Sn. xenix gerçek islamın yaşanması diyerek neyi kastediyorsunuz? İnsanların yaşamasını mı? Devlet, ülke olarak yaşanmasını mı? Yani islami rejim anlamında mı? Yoksa devletten bağımsız olarak islamı yaşayan insanlar mı? Açıklarsanız sevinirim.

Tabiiki gerek AKP döneminde olsun ve gerekse ondan önceki Cumhuriyet döneminde olsun Türkiyede müslümanlığın tam olarak yaşandığı söylenemez. Devlet tarafından bazı kısıtlamaların olduğu gerçektir.

Her zaman söylendiği gibi, Çoban sülü Babanın da sık sık dile getirdiği gibi herkes göğsünü gererek 'elhamdülillah müslümanım' diyebilir bu ülkede diyerek, yada camiler açık kardeşim, isteyen istediği gibi ibadet etmekte özgürdür, 5 vakit ezan okunuyor, demek müslümanlığın tam özgür olduğunu göstermez!

Çünkü din, İslam, sosyal bir müessesedir. Dini tek başına camide namaz kılarak yaşayamazsın. Etrafına anlatman, etkileşmen gerekir. Yani İslamda müslümanların biraraya gelmesi, toplanması, kısaca bir toplum oluşturması, cemaat oluşturması emredilir. Müslümanın sosyalleşmesi yasaktır bu ülkede. Müslümanların örgütlenme hakkı yoktur. 3 kişi bir araya gelip dini toplantı yapamaz. Yapmıyor mu diyeceksiniz? Yapıyor ama resmi olarak yapamaz! Kaçak olarak yapılıyor. Tekke kanununa aykırıdır. vesaire, vesaire..

Dolayısıyla devleti endişelendiren de budur. Bu insanlar bir araya gelirse önünü alamayız diye siyasi bakımdan Cunhuriyetin başından beri bir endişe vardır.

Oysa toplumun diğer katmanları, tam olarak diyemeyiz, ama daha özgürce örgütlenebilmektedir. örneğin; çalışanlar sendikalarda, sivil toplum kuruluşları derneklerde, sporcular kulüplerde, masonlar mason derneğinde, siyasetçiler partilerde, aleviler cem evlerinde örgütlenebilmektedir. Cemaatler var Türkiyede ama resmi olarak faaliyet gösteremiyor bunlar hala.

Türkiyede bir başbakan veya cumhurbaşkanı resmi olarak, CEM EVİ açabilmekte, BİLDİRBERG mason toplantılarına katılabilmekte, ama Diyanetten bağımsız bir özel sünni din kuruluşunu açamamaktadır! Burada alevi vatandaşlarımız daha şanslılar.

Ben açıkçası her ne kadar kısıtlamalar olsa da 1960'lardan ve 70'lerden memnundum. Daha özgürlükçü bir ortam vardı. Gerek sağ gerek sol için. Ve her ne kadar anarşi vardı dense de ülkede sanayi vardı, üniversitede bilimsel araştırma vardı. 12 Eylülden sonra hepsinin köküne kibrit suyu döküldü. Her ne kadar çocuk olsamda o zaman. 12 eylülden sonra daha kötü oldu bence. Herkes tam tersini söyler Netekim paşa din derslerini mecbur yaptı filan diye ama, yaptı da niye yaptı? Çok dindar olduğu için mi? Aslında dine en büyük kötülüğü Evren yapmıştır. Dini Amerikanın çıkarlarına alet etmiştir. Şimdiki iktidar da her bakımdan 12 Eylülün devamıdır bence. Ergenekon adıyla yurtseverleri içeri tıkmasını biliyorlar, darbe darbe diye darbe çığırtkanlığı yapıyorlar ama 12 Eylülcüler hakkında en ufak bir işlem yapmıyorlar nedense.

Hayali darbe tartışmaları ile ülkeyi geriyorlar ama daha önce olmuş gerçek darbeleri es geçiyorlar.

Sonuç olarak bence gerçek İslam hiçbir ülkede tam olarak yaşanmıyor. Ama şunu belirtmeden geçemiyeceğim; Peygamberin hadislerinde ahir zamanda kurtarıcı olarak gelecek ve gerçek İslamı uygulayacak ve Dünyaya adaleti, ALTIN ÇAĞ'ı getirecek ulu kişinin Türkiyeden çıkacağı söyleniyor! Dolayısıyla Türkiyede İslamı yaşayan insanlar var, veya olacak diye düşünüyorum. Yani sonuçta en iyi İslam yine Türkiyede olacak. Başka ülke aramaya gerek yok bence. Diğer ülkeleri gezdiyseniz eğer oralar daha kötü.

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

Türkiye Cumhuriyeti

Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak demiş Mustafa Kemal.
Hem gerici enerjiyle, hem de dünyanın karanlık yüzüyle aynı anda savaşmış biri o.
Her ikisini birden alt etmenin nasip olduğu nadir bir insan.
Ve ne yazık ki bi türlü doğru anlayamıyoruz onu.
Mustafa Kemal kahin değil, bu nedenle onun -ecek, -acak, -meyecek, -mayacak’lı sözleri gelecekten haberler bülteni değildir.
Ecek’ler acak’ lar basbayağı bir hedef göstermedir. Yoluna ışık tutmadır.
Sana dikkat et, gayret et şeyhlerin ülkesi olmasın diyor.
Sense, oh be dünya varmış Atatürk söyledi, gericilerin ülkesi olmayacak burası diyorsun.
Ayağa kalk diyor sana.
Peki diyip oturuyorsun sen.
Anlamıyorsun onu.
Anlamayınca da emanet bu hale geliyor işte;
Türkiye, şeyhlerin de, dervişlerin de, müritlerin de
ve daha beteri GURULARIN da ülkesi oluveriyor.
Uzay çağında…
En belirgin örnekleri ise hemen yanıbaşımızda sayın kutadgubilig,sayın ebubekir ve daha niceleri...

kemalist slogan tam takir kuru bakir

sayin Marsseh,

Tarihi gercekleri anlatmak ne zamandan beri Atatürk düsmanligi sayilir oldu?
anlasilan demokrasi ve özgürlük taniminda anlasamiyoruz..
size göre,
Atatürk = kafana göre demokrasi ve koruma kanunu
bana göre ise,
Bati standartlarina hatta daha ileri demomkrasi ve daha cok özgürlük

ama bu konuda yeni bir calisma "Nutuk ve Atatürk" asacagim tartismaya orda devam ederiz..

VE sayin tegafüle,
saygisiz ve edep disi ifadelerinizi size aynen geri iade ediyorum..
ha bir de Atatürkün arakasina saklanip kral benim havasina gireceginize oikos´a verdigim "tarihi gercekler" örneklere bir itiraziniz bir sözünüz/bilginiz varsa yazin..
idolojik sloganlara artik kimse kanmiyor..
ve sizde kendinizi kandirmayin..
slm.

her yer BBG (google) evi ve bir TIK ötenizde..
VE..ylancinin mumu yatsiya bile kalmadan sönüyor..

slm.

Darağaçları mı?

Darağaçları mı? Anadoluyu aydınlık geçmişinden bir korku ve baskı sosyal düzeni yaratarak ayıran, falaka, insan onuruna yakışmayacak 'kula kul' olma fikri, kalbinde sereserpe bir aydınlık taşıması gerekirken insanın inadına karanlık giysiler-ki kostüm denilebilir ancak buna zira peçe de pardesü de giysinin üstündedir.-örtüler, gizler, açık anlamlar kapalı anlamlar...eğitimi, bilgisi, dünya görüşü, ahlak anlayışı kendinden menkul meçhul 'hocaların' iki dudağı arasında fetvalar...

Batı'nın özgürlüğü hakkında bir fikrinizin olduğunu sanmıyorum zira o özgür batı son yıllarda ciddi uğraşlarla gericiliğe engel olmaya yönelik kararlar alıyor.

Ama asıl sorun ne biliyor musunuz? siz beğenseniz de beğenmeseniz de bu ülkenin bir kurucu lideri, önderi var ve onun devrimleri hakkında internet sitelerinde atıp tutmanız, onu ve gerici cümleleri yan yana sıralamanız sonucunda inanın bana kimse size 'vay be tarih bilgisi ne çokmuş' demeyecek zira tarih otoriteleri Mustafa Kemal Atatürk'e gereken eleştiriyi akademik düzeyde getirmiştir. Kaç tane tez ve karşı tez okuduğunuzu merak ediyorum artık.YÖK'ü taramanızı önerebilirim.

Öte yandan bu abdülhamit hayranlığı ve Atatürk düşmanlığı tam da sizin cümlelerinizle ilk kez duyduğumuz şeyler değil. Böyle öğretiyorlar size..fısıl fısıl bir karanlıkta...Oysa Anadolunun birçok evinde, dükkanında insanlar Atatürk'ün resmini evinde bulundurur..kim zorla yaptırmıştır bunu..bana bunları yazdıran şey 'topraklarıma ve onun bütünlüğüne ve geçmişine olduğu kadar geleceğine de duyduğum saygı ve sonsuz sevgidir' sizin öğretileriniz doğrultusunda bunları yazmanıza sebep olansa "öfkedir"...

Aslında sizin cenneti bile sevemeyeceğinizi düşünüyorum...Küçük bir oyunla size cennet sunulsaydı fakat söylenmeseydi cennette olduğunuz insanları baskı altına almaya çalışıp havariliğe soyunacağınız kesin...

Oik0s haklı; havarilik en kolay meslek.Tarihçi olmak zor, sanatçı, mühendis, kaportacı, su tesisatçısı, marangoz olmak zor çok zor fakat Havari olmak en kolay iş ...Hatta doğru zamanda doğru yerde pazarlarsanız doğrularınızı zengin olmanızın bile mümkün olduğunu söyleyebilirim....

Sizin için hiçbir şey ifade etmeyecek ama inanılmaz üzgünüm bu kararlı karanlıktan. tegafüle'ye neden kızıyorsunuz siz hepimizin ahlak anlayışına, dünya görüşüne 'atıp tutarken' lafınızın nereye gittiğini önemsemezken sanal bir fütursuzlukla yarım yamalak, gerekçesiz, anakronik hatalarla dolu yazılarınızla öğretinize hizmet ederken o hiç değilse 'duygularını' paylaşmış durumla ilgili. 'duyuyor musunuz?'

PS:sizinle Nutuk ve Atatürk tartışacağımı hiç ama hiç sanmıyorum...kalbinize bir parça bu ülkenin aydınlık çocuklarının sevgisinin dolması dileğiyle...

Konu yine klasik

Konu yine klasik Atatürk-gerici tartışmasına kaydı. Bunlara hiç gerek yok.

Atatürk te, Abdülhamid de ne yapmışlarsa bu vatan için yapmışlar. İkisini karşı karşıya getirmeye hiç gerek yok. Atatürk Türkiyeyi modernleştiren Abdülhamidin devamıdır, Onun kurduğu modern okullarda okumuştur.

Abdülhamid sanıldığı gibi gerici bir padişah değildi. Türkiyenin modern kuruluşlarını o kurmuştur. İnanmayan incelesin. Bu konuda Prof. Oktay Sinanoğlunun çok güzel saptamaları vardır. Videosunu koyacağım buraya.

Öyle bir dönemden geçiyoruz ki artık bu tür tartışamaların hiç yeri yok. Yani Cumhuriyet-Osmanlı, gerici-ilerici tartışmalarına hiç gerek yok. Her iki tarafta kendine göre arguman geliştirebilir. Bunun sonu gelmez.

Ülkemizin bu nazik döneminde Atatürk düşmanlığı yapmanın gereği yok, Osmanlı düşmanlığına da gerek yok. Yapılacaksa bir mücadele ülkeyi bölmeye çalışan uluslararası çıkarlara karşı yapılmalı. Sağcılık-solculuğun da önemi kalmadı artık. İşte bizi böyle gereksiz yere birbirimize düşürüyor yabancı odaklar. 90 yıl geçmiş Cumhuriyet kurulalı, hala biz Cumhuriyet-Osmanlı gerici-ilerici kavgası yapıyoruz. Atı alan üsküdarı geçiyor bu arada..

Eğer birileri ülke aleyhinde davranışlar yapıyorsa direk onları muhatap alalım. Bu kişiler Osmanlıyı da dini de kullanabilir. Kötü maksatlı kişiler bu değerleri kullanıyor diye Osmnalıya, dine hücum etmenin anlamı yokki! Aynı şekilde sahte Atatürkçüler var diye Atatürkü karalamanın anlamı var mı?

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

II. Abdülhamit

Ardına saklandığın dogmanın o iğrenç kokuşmuş gerçeğini ben mi sana hatırlatmalıyım. Sürekli sizin gibilere öğretilen Abdülhamit masallarından bıktım.

Tekrar tekrar yazmak istemiyorum zira size ne öğretildiğini biliyorum, hani eline gerçekten 3-5 tarih kitabı alsan, okuyupta objektif yorumlar yapabilme becerisine sahip olsan birşeyler konuşmak mümkün ama hep aynı terane...

Üç satırda biten bir tarihin akıldışı hezeyanları. Resmen bir deli olan, korkunç bir jurnalcı ağı kuran, paranoyalar, sanrılar yaşayan zavallı abdülhamit'in batının sıkıştırmasıyla ( o dönemin IMF si) yapmış olduğu lütfen işleri burda bana batıcılık olarak göstermen resmen ve resmen CAHİLLİK zira Abdülhamit tam bir yobazdı. Üstelik meşruti bir meclis olduğunu da gözardı etmeni/etmenizi abuk bulmamak elde değil.

Burada koca bir osmanlı tarihini tekrar yazacak değilim. III. Selim ve II. Mahmut ile süregelen batılılaşma hareketlerini ve bunların senin gibi cahil yobazlar tarafından defalarca baltalandığını vs vs...

Bitmedi.

Bu salak abdülhamit döneminde kaybedilen toprakları ne yapacağız. Muhakkak emperyalizm yüzündendir. Ki öyledir de; avrupada gelişen milliyetçilik rüzgarıyla birlikte artık köhnemiş osmanlı düşüncesini batıdan atmak zamanı gelmiş geçmişti onlar için...

Abdülhamit federe devletler kurabilme becerisi gösterebilse belki bir müddet daha geciktirebilirdi parçalanma sürecini, ama çoktan deve öldü ortaklık bitti...

Ne yaptı peki, büyük borç paralar alarak, batının kucağına düştü. Almanya'ya yanaştı top tüfeng modern silahlar karşılığı bağdat demiryolu ihalesini verdi. Hiç dedi mi? Bu top tüfeği biz yapalım. Her zamanki kısır akılların yaptığı gibi günlük çözümlerin kucağına attı kendini...

Bu iş bugünde böyledir. Tüm çözümler günlük olup ileriye dönük en ufak sanayileşme hamlesi yapılmamaktadır. Küçük kobiler ülkesidir Türkiye.

Hızlı modern bir tren ağı yerine hala karayolu yapılmaktadır. Daha geçen 6 milyar dolar karşılığı ist-izmir karayolu ihalesi verildi birilerine...

Sn. Oikos yaşınız kaç

Sn. Oikos yaşınız kaç bilmiyorum ama çok aceleci, agresif ve sabit görüşlü olarak yazıyorsunuz malesef. Biraz daha düşünerek ve yumuşak yazsanız daha iyi olmaz mı?

O yazınızın sonunda belirtmiş olduğunuz modern demiryollarının hepsinin Abdülhamid tarafından yapıldığını duymadığınızı sanıyorum.

Atatürk ve silah arkadaşlarının okuduğu ve şimdi de bizim okuduğumuz bütün modern okulların, ilk ilkokulun, tıbbiyenin, üniversitenin ve daha birçok okulun onun tarafından açıldığını, İstanbulda görmüş olduğumuz birçok görkemli Osmanlı binasının yine onun tarafından yapıldığını da duymamış olduğunuzu tahmin ediyorum.

Ve Abdülhamid islamcı mıydı? İslamcı Cemaleddin Afganiyi ev hapsine aldıran, peçe ve çarşafı yasaklayan, Sarayında tiyatro ve opera izleyen, klasik batı müziği tutkunu Abdülhamid ne kadar islamcı olabilir sizce?

Abdülhamidi insanımız hiç tanımıyor malesef. Tanısa hiç de anlatıldığı gibi olmadığını görecektir. Abdülhamid düşmanlığı ona kızıl sultan lakabını takan ülkemizin düşmanlarının bir marifetidir. Bunun nedeni Abdülhamidin siyasi bir deha olması, ülkenin parçalanmasına izin vermemiş olmasıdır.

Abdülhamid konusunda Prof. Oktay Sinanoğlu ve Prof. Yalçın Küçükün yazılarını okumanısı salık veririm. Yalçın Küçük'e göre Abdülhamid bir modernleştirici prensti.

Atatürk anck yıkılmış bir imparatorluğun kalıntıları altında yokluklar içinde, Abdülhamidin reformlarını kaldığı yerden devam ettiren yine modernleştirici bir subaydı. Sadece Atatürkün din anlayışı daha farklıydı. positivistti Atatürk. Dini yapılar köhnediği, bozulduğu için kökten kaldırmak istedi. Ama yerine ne koyacağını bilemedi.

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

Atatürkü putlastiran yobaz kemalist zihniyet bir sorundur..

Marsseh´e

belli ki siz anlamak istemiyorsunuz..
anlasiliyor ki sizi ideolojik saplantiniz kör etmis..
yazdiklarimdan Atatürk düsmanligi ve Abdulhamit hayranligi cikarabilmek icin ekstra bir zekaya sahip ARTI yobaz kemalist olmak gerekir herhalde..

tekrar ediyorum;
1-ben Atatürkcü degilim
2-Atatürkün dogrularini sizden fazla kabul ediyorum ama yanlislarini da söylemek gerektigini düsünüyorum ne de olsa o da bir beser degil mi?
3-benim nazarimda ne Atatürkün Abdulhamit´e bir üstünlügü var nede Abtulhamid´in Atatürk´e bir üstünlügü söz konusu..
4-her birinin kendi döneminde yaptigi dogru ve yanlis isler vardir..
5-dogrulari dile getirmek nasil dogruysa, yanlislari ifade etmek de o kadar dogru..
6-bir liderin yalniz dogrularini dile getirip onun yanilmaz,kusursuz oldugunu iddia etmek
ve her söylediginde vardir bir"hikmet"anlayisi,yobaz kemalistler ile yobaz dindarlarin
bulustugu ORTAK AKIL tutulmasidir..
7-kurucu lider ve önder ile bir sorunum olmadigini kac kere anlattim anlamak istemiyorsaniz yapacak bir sey yok..
8-benim sorunum O lideri veya önderini putlastiran sözde mlitan kemalist Atatükcüler ile..
sizde onlardan biri iseniz yapacak yine bir sey yok..

slm.

kemalistler emanet´e hiyanet etmistir/etmektedir..

sayin Camael,

"anlamayinca emanet böyle hale gliyor"iste diyorsun..
haklisin,
militan kemalist miras yediler Atatürkcülük oynayarak 89 yildir bu ülkede jakoben uygulamalara imza attilar..
haklisin,
bu ülkeyi 89 yildir kemalist zihniyet yönetti,bazan aciktan müdahale etti bazen aba altindan sopa göstererek..
haklisin,
Dün,bugün sikayet edilen ve böyle devam ederse yarinda edilecek olan ne kadar jakoben uygulama varsa altinda "biz asiliz"iddiasini seslendiren paranoyak,fasist ve yobaz kemalistlerin imzasi var..
haklisin,
Atattürk,kendisinin ölecegini ve fani vücudunun toprak olacagini,ama Cumhuriyetin yasayacagini söylemekle kendi sahsi varligini REJIMden ayirmistir..Ama Atatürkcüler,onun bir insan olarak tasidigi ve tasimasi gereken ZAAFlari,KUSURlari ve YANLISlari rejimle AYNILASTIRmis,ANAYSALASTIRmis ve ÖZDESLESTIRmistir..REJIMLESEN bu eksiklik ve kusurlarin dogrulugunu ve mükemmeliyetinin ISPAT etmek icin de Atatürk´ün YANILMZligini, savunmak mecburiyetinde kalmislardir..
haklisin,
Bu anlayis sahipleri Atatürkü tanrilastirmistir..
rejim ile Atatürk´ü ÖZDES kilanlar,bunun Atatürkü tanrilastirmak oldugunu inkar etmeye calismasi ve tanri olmadigini söylemesi,tanrilik kavramini bilmemek olur..

bu yanlisin düzeltilmesine imkan vermemek yine bu ideoloji´ye zarar vermektedir..

slm.

Sayın ebubekir kaba ve

Sayın ebubekir kaba ve saldırgan tutumunuzu bırakınız.

Şu an ülkemizde bir kemalist sorun yoktur. Gündemde kemalizm de yoktur. Rejime, ülkeye ihanet edenler şu an iktidardakilerdir. Ülke yabancı çıkarlara peşkeş çekilmektedir. Satılmadık bir kurum kalmamıştır. Yakında iflas bayrağını çekeceğiz. bu gidişe itirazı olan aydın, yurtsever insanlarımız ergenekon yaftasıyla kodese tıkılmaktadır. Bu gerçeklere ne diyorsunuz?

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

Abdülhamit zamanında

Abdülhamit zamanında kurulmuş kız liselerinde senin anneannelerinde okumuş değil mi ebubekir?o okullar sayesinde cahilliklerinden kurtulmuş içine girdikleri o dipsiz kara çarşaflarından soyunmuşlar öyle değil mi?
işte bu sebeple sen ve senin gibiler çok tehlikelisiniz zamanında yapılmış o okullara şeytanın yuvası diyerek baktığınızdan adım gibi eminim .şimdide gelmiş oraları örnek gösterip Musatafa Kemal Atatürkün devrimlerini göz ardı etmen ve küçümsemen nasıl bir mantıktır?
yukarda yazından:
laikligin merkezi Bati uygarligi,BAti uygarligi taklitciligi yapanlar

hani Abdülhamitti bu okulları kuran hemde fransayla aynı anda?
o abdülhamit zamanında senin ataların kuran okurken ne okuduklarını dahi bilmezlerdi .şimdi anlıyorlar .kimide anlamak istemiyor.

kutadgubilig:
müslümanlar toplanamıyor demişşin ya nasılda sallamışsın .bunun için cami denilen yer var .hatta birde oraya çağırmak için ezan .buralarda vaazlar verilir.bahçesinde toplanılır konuşulur sohbetler ederler.
alevilerde cem evinde örgütlenmez.cem evinde ibadet ederler ..
Türkiyede ne oluyorda insanlar müslümanlığı yaşayamıyor ?bunu madde madde sıralarmısınız?siz ne yapmak istiyorsunuz ve bu isteğin gerçekleşmesini engelleyen nedir? kimdir?

Kubi

Yok yaşım kaçmış falan diye soracağın yerde yazımı düzgün oku...Adamı ayar edersiniz yahu

Bak yazımdan paragraf : ne yazıyor orda?

Ne yaptı peki, büyük borç paralar alarak, batının kucağına düştü. Almanya'ya yanaştı top tüfeng modern silahlar karşılığı bağdat demiryolu ihalesini verdi. Hiç dedi mi? Bu top tüfeği biz yapalım. Her zamanki kısır akılların yaptığı gibi günlük çözümlerin kucağına attı kendini...

Okullara gelince :

Meşruti meclisin varlığıdır o okulları yapan.. Abdülhamit sadece kafa sallamıştır. Hepsinin hikayesi vardır ayrı ayrı... Ayrıca gelişen dünyanın zorlayıcı dalgalarıyla gelen eğitim tutkusunun ivmesini de unutmamak gerek tabi...

Sn. Oikos ben

Sn. Oikos ben yazılarınızdan yaşı genç biri olduğunuzu algıladım. Bunu ima etmiştim sadece.

"Ne yaptı peki, büyük borç paralar alarak, batının kucağına düştü. Almanya'ya yanaştı top tüfeng modern silahlar karşılığı bağdat demiryolu ihalesini verdi. Hiç dedi mi? Bu top tüfeği biz yapalım. Her zamanki kısır akılların yaptığı gibi günlük çözümlerin kucağına attı kendini..."

Yukarıdaki paragrafın neresini düzelteyim?

- Bir kere Abdülhamid borç filan almadı. Osmanlı borçlarını ödeyerek az bir miktara indirmiştir.

- Batının kucağına filan düşmemiş bilakis diplomasi yeteneği ile batıyı parmağında oynatmıştır. İngilizleri çıldırtmıştır. 1.Dünya savaşının olmasını hayatta olduğu sürece geciktiren Abdülhamittir. O hayatta olduğu sürece Dünya dengeleri bakımından bir savaç çıkması mümkün değildi. Tahttan indirilince dengeler bozulmuştur. Dünya savaşı çıkarmak isteyenlerin hedefi haline gelmiştir.

Ölünce bütün batılı devlet adamları diplomasi büyük bir yeteneği kaybetti diye hayıflanmışlardır.

- Hicaz demiryolu tamamen Türk işçi ve mühendisleriyle Türk parasıyla yapılmıştır!

- Abdülhamid Almanlarla birlikte savaşa girilmesine karşıydı. Tarafsızlık politikasını savunuyordu. Almanlara yanaşması tamamen İngilizleri dengelemek içindir. Zaten tahttan indirilmesi Siyonistler yüzünden ve Almanlarla birlikte savaşmak istememesindendir. Ülke zorla ve emrivakiyle Almanların yanında savaşa sokulmuştur. Abdülhamid denizlere hakim olmayam Almanların kazanamayacağını biliyordu. Geri zekalı İttihatçılar bunun farkında değillerdi.

Aynı şekilde Abdülhamid ilk tahta çıktığında Ruslarla ünlü felaket dolu 93 harbini yapmak zorunda kaldık! Bu savaşa girmemiz de Meşrutiyet kahramanı Mithat Paşa yüzünden olmuştur. Abdülhamid Ruslarla kesinlikle bir savaşa karşı olmasına rağmen, O zaman yönetimde Mithatpaşa'nın ağırlığı olduğu için bu savaşa mani olamamıştır. Ve büyük felaket yaşamışızdır.

- Okulların açılmasıyla meşrutiyetin ne alakası var? Meşrutiyeti daha ilk başa geldiğinde iptal etmişti! 32 yıl meşrutiyet yoktu. Kuzum hiç yabancı devletler senin ülkenin kalkınmasını ister mi? Okul açmanı ister mi? güldürme beni Allah aşkına.

- Abdülhamid petrol bölgelerinde çok önemli miktarda petrol olduğunu herkesten önce kavramış ve mühendislere bunları tespit ettirmiş, haritalarını çıkarmış ve bu bölgelerin yabancı devletlerin eline geçmemesi için devlet malı olmaktan çıkararak padişah mülkü yapmış ve korumaya almıştır. Tahttan indirilmesinin en önemli nedenlerinden biri budur. Çünkü savaş sonucunda yabancı devletler petrol bölgelerini ele geçirse bile padişahın özel mülküne dokunamayacaklardı.

Beyinsiz ittihatçılar ne yaptılar? Padişahı tahttan indirince ilk işleri petrol bölgelerini devletleştirmek oldu. Böylece ilk savaşta bu bölgeler elimizden çıktı!

Bunun gibi bir çok gerçek yazılabilir. Bunlar saymakla bitmez. Ayrı bir başlık gerektirir.

http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm

Peygamberligini Fatiha ile acikca ilan etti

sayin kutadgubilig,

Malumunuz "nüzul"sirasina göre fatiha suresi 5.ci suredir..

Rabbimiz,

Alak suresiyle peygamberimiz ile muhatap oldu,onu peygamber yapti ve ona Rabbi adina okumasini emretti..

Kalem ve Müzemmil surelerinde,onu egitti ve hizmete hazirladi..

Müddessir suresinde ise,"kalk hemen Uyar ve Rabbinin en büyük oldugunu ILAN et!"diyerek göreve cagirdi..

Dikkat edilirse bu dört surede Rabbimiz sadece peygamberimizi muhatap almistir.
Peygamberimiz ise bu olanlari henüz teblig amaciyla kimseye(acikca) söylememistir..

Müsrikler ile tartismalarin Alak,Kalem,Müzemmil ve Müddessir surelerinin giris ayetlerinden sonra basladiginin izleri görülüyor..Bu durum söz konusu ayetlerin,ilk ayetlerden sonra indigininn göstergesidir..

Fatiha suresi ise,Rabbimizin insanlara ilk beyanidir,ilk aciklamasidir.
Peygamberimiz bu mesaji Rabbi adina okuyarak,Rabbinin en büyük oldugunu ILAN etmistir..

Rivayete göre;

"Kalk.Hemen Uyar!Ve Rabbinin en büyük oldugunu ILAN et!" emrini alan peygamberimiz Safa tepesine cikmis ve"Ya sabahah!Ya sabaha!"(bu ifade o günkü toplumda,bir nevi"dikkat!dikkat"beni dinleyin"anlamina gelen bir cesit anons olup önemli duyurular yapilacag zaman yapilirdi.)Bu davete gelenlere;"Ey Adülmuttalip ogullari"Ey Fihr ogullar!Ey Lüeyy ogullari!Su dagin arkasinda size saldirmak isteyen bir süvari birligi var desem,bana inanirmisiniz?"dedikten sonra,onlarin"evet"cevabi ile kendisine duyulan güveni teyit ettirten peygamberimiz,topluma mesaji iletmistir;
Ey insanlar!
"Rahman ve Rahim Allah adina"okuyorum.
"Hamd/övgü,alemlerin Rabbi,Rahman,Rahim,Din Günü´nün sahibi Allah´adir.
Yalniz sana ibadet ederiz ve yalniz senden yardim isteriz.
Bizi,üzerlerine gazap dökülmüslerin ve saskinliga saplanmislarin yolunun disindaki,
kendilerine nimet verdiklerinin yolu olan dosdogru giden yola ilet!"

Peygamberimiz Rabbi adina okumus,Rabbinin en büyük oldugunu ILAN etmis ve insanlari uyararak ilk görevini tamamlamistir..

Iste fatiha suresinin Qur´an´imizdaki,dinimizdeki konumu budur..
Bu noktadan hareket edilmeden,bu husus bilinmeden,Fatiha suresinin anlasilmasi mümkün degildir..

bildiginiz gibi,Alak suresinin birinci ayetinde,peygamberimizden okumasinin
Allah adina olmasi istenmisti..
Özel hayat bitmisti,artik calismalar Allah adina olacakti..
Bu isten maddi ve manevi cikar da söz konusu degildi..

"..Sizden herhangi bir ÜCRET istemiyenlere uyun.Onlardir dogruyu ve güzeli bulanlar"(yasin/21)

slm.

edepsiz dil kullananlar onlar..

sayin kutagubilig,

sol yanagina vurana,sag yanagini uzatmak hristiyan gelenegidir..

isimleri belli bir kac arkadasin sahsima ve islami degerlere karsi
saldirgan tutumlari,
hakaretleri,
asagilamalari,
müslümanlari kücük görmeleri,
kibirli duruslarini görmezlikten gelemem kusura kalmayin..

üc maymunu oynamak bize yakismaz..

slm.

ve üçüncü

ve üçüncü hamle...
1-gülümse
2-saldır
3-mazlumu oyna

tebrikler tebrikler.

ayrıca; "bilmiyorsunuz, kitap okuyun, ahlaklı olun, ben size öğreteceğim" diyen sizsiniz...geldiğiniz günden beri....sakız tadında.

Gerçek islam

İran’da 4 bloggera kırbaç ve hapis cezası
İran’da toplam 4 İnternet günlüğü (blog) yazarı ile 5’i İnternet günlüğü yöneten 10 Azeri hapis cezasına çarptırıldı

NTV-MSNBC VE AJANSLAR
Güncelleme: 14:44 TSİ 17 Şubat 2009 Salı

TAHRAN - İran’da toplam 4 İnternet günlüğü (blog) yazarı ile 5’i İnternet günlüğü yöneten 10 Azeri hapis cezasına çarptırıldı. İnternet yazarları Ümid Mimariyan, Ruzbe Miribrahimi, Şahram Rafizade ve Cevad Gulamtamini’nin hapis ile kırbaç cezalarına mahkum edildiği bildirildi.

http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/475311.asp

-----------------------

İran'da kırbaç vahşeti
Güncelleme:23 Ağustos 2007 19:39

İran'da evlilik dışı seks yaptığı ve alkol aldığı belirlenen adam caddenin ortasında kırbaçlandı. Yol trafiğe kapatılırken 1000 kişi olayı izlemek için yolun çevresinde toplandı. Çoğunluğu erkek olan grupta kırbaçlanma anını cep telefonuyla kaydedenler olduğu görüldü

http://haber.mynet.com/detay/dunya/iranda-kirbac-vahseti/317990

-----------------------

http://www.tumgazeteler.com/haberleri/kirbac/

----------------------

kırbaç yerine 200 dolar

Yaşam - Gazete - 8.9.2009

Sudan'da pantolon giydiği için yargılanan Lübna Hüseyin adlı kadın gazeteci, kırbaç cezası yerine 200 dolar para cezasına çarptırıldı. Mahkemeden çıkan tanıklar, içeri alınmayan gazetecilere, Hüseyin'in 200 dolar para cezasına...

Lübna Hüseyin özgür!

Dünya - radikal.com.tr - 8.9.2009

Sudan'da giydiği pantolon yüzünden önce kırbaç sonra hapis cezasına çarptırılan kadın gazeteci Lübna Hüseyin'in imdadına basın kuruluşları yetişti

Kırbaca süresiz erteleme

Dünya - radikal.com.tr - 26.8.2009

Malezya'da mahkeme, bira içtiği için kırbaç cezasına çarptırılan Kartika Sari Dewi Shukarno'nun cezasının belirsiz bir süre için bekletilmesine karar verdi.

Malezya'da bira içen kadının kırbaç cezası ramazandan sonra...

Yaşam - Gazete - 25.8.2009

Malezya'da bira içtiği için kırbaç cezasına çarptırılan Kartika Sari Dewi Shukarno'nun cezası ramazandan sonra uygulanacak.

kırbaç cezası 'şimdilik' ertelendi

Dünya - radikal.com.tr - 24.8.2009

Bira içtiği gerekçesiyle kırbaç cezasına çarptırılan Malezyalı kadının “yüksek makamlardan gelen talimat" üzerine serbest bırakıldı

'Kimim ki dini kanunu sorgulayayım'

Yaşam - Gazete - 22.8.2009

Malezya'da bira içtiği için kırbaç cezasına çarptırılan Shukarno, Af Örgütü'nün yardım teklifini reddetti

'Kimim ki dini kanunu sorgulayayım'

Dünya - radikal.com.tr - 22.8.2009

Malezya'da bira içtiği için kırbaç cezasına çarptırılan Shukarno, Af Örgütü'nün yardım teklifini reddetti

İçki içtiği için kırbaç yeme cezasını kabul etti

Yaşam - Gazete - 20.8.2009

Malezya'da 32 yaşındaki, iki çocuk annesi Müslüman model Kartika Sari Dewi Shukarno, bira içtiği için şeriat kanunları gereği kırbaç ve para cezası alacak. Shukarno, kırbaçla cezalandırılacak ilk kadın olacak. Shukarno geçen yıl bir otelin gece kulübünde içki içtiği için 1414 dolar da para cezası ödeyecek. Singapur'da yaşayan...

Sudan'da pantolonlu kadına kırbaç krizi

Dış Haberler - Gazete - 30.7.2009

Sudan'ın başkent Hartum'da bir restoranda bulunan 13 kadının 'edepsiz' pantolonlar giydikleri gerekçesiyle tutuklanıp kırbaçla cezalandırılmaları vakasında sıra bir kadın gazeteciye gelince ortalık karıştı.

Sudan'da pantolonlu kadına kırbaç krizi

Dünya - radikal.com.tr - 30.7.2009

Gözaltına alındığındaki giysiyle mahkemeye gelen Lubna ile dayanışmak için salondaki pek çok kadın pantolon giyip 'Kırbaç insan haklarına aykırı' pankartı açtı.

--------------------------

Bugünlerde moda oldu, biraz da biz ayet ekleyelim.

Nisa (89) Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.

Tevbe (5) Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

Tevbe (29) Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam'ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.

xenix

ergenokon yafta degil..

sayin kutadgubilig,
"egenokon yaftasi" ne diyorsunuz..?

bir ALINTI ile cevap vereyim..

"..Devlet reisinin görüs ve emirlerini reddeden herkesi alcak,soysuz,vatansiz ve gizli emel sahibi hain ilan eden zorbalik diline itiraz ediyoruz..

Bu dil,bir toplumu kusaklar boyu düzelmemesine hasta eder ve cürütür..

düsüncenin ve yaraticiligin kaynaklarini kurutur,korkuyu ve ikiyüzlülügü bir hayat tarzi haline getirir,en cahil ve zorba olanin her zaman zeytinyagi gibi üste cikmasini mesrulastirir..

Bu ülkeyi doksan yildan beri kafasi calisan ve kahvehane muhabbeti disinda
söyleyecek bir sözü olan herkese ZINDAN eden bir dildir..
Cagdas dünyadan kopuk bir gariban gettoya mahkum eden de bu dildir..

Cumhuriyet bu dili kurucusundan ögerendi.
Ulu Önder´in 1920-21´den sonraki
her demecine,
her söylevine,
her cümlesine bakin:
bastan asagi tehditnamedir..

Büyük Nutk´un her sayfasini,Önder´le öyle ya da böyle görüs ayriligina düsen kisilere yönelik kan dondurucu küfürler süsler..

Herhangi bir konuda Reisicumhur´dan farkli düsünen
HERKES satilmistir
HEPSI düsman ajanidir
Imha edilmesi gereken zararli unsurdur;hic degilse aptal ve zevzektir..

Hem dürüst,vatansever ve az cok zevk sahibi olacak,hem O´na kayitsiz sartsiz itaat etmeyecek?
bu ihtimal,Nutuk sahibinin ve onun kurdugu Cumhuriyetin hayal sinirlarini zorlar..

De ki reisicumhurun her dedigi dogruydu(ki degildi),
sadece dili bozuktu.
O dil gene büyük bir felakettir;
kendi kendini cogaltir,
reisicumhur kadar parlak olmayan kisilerin elinde ölümcül
bir silah olur.
Bu zehirli gübre ile beslenen topraklarda
Kilic Ali´ler
Resit Galip´ler
Recep Peker´ler yetisir..

Cevik Bir´ler
Eruygur´lar
Tolon´lar ve henüz emekli olmamis niceleri yetismeye devam eder..

edepten yoksun ve kibirli,
isimleri belli arkadaslarin kullandiklari dili hatirla ve karsilastir kaynagini anlarsin..

--------------------------------

"satilmadik kurum kalmadi" serzenisine gelince;

1-Türkiye vatandaslarinin Avrupada satin aldigi tasinmazlarin toplami elli milyon
metre kare..(Almanyada konut sahibi Türk´ün sayisi ücyüzbin civarinda)
2-yabamncilarin Türkiyede satin aldigi tasinmazlar 35 milyon metre kare..
3-Alman ekonomisinin motoru niteligindeki otuz en büyük sirketin cogunluk hisselerin
DAX endeksindeki yabanci payi 52,6..
4-Alman markalarin en ünlüleri olan adidas´da yabanci payi yüzde 79,Bayer de yüzde 78..
5-Frankfurt borsasinin sahibi"Deutsche Börse" adli sirketin yüde 84´ü yabanci yatirimcinin elinde bulunuyormus.Yani adi"Alman Borsasi"olan sirket yabancilara gitmis..

bizim sözde ulusalcilara (kücük olsun benim olsun) duyrulur..

bektasi fIkrasIna benzemis..

ilahi xenix,

meshurdur;
"bektasi-ye neden namaz kilmdigi soruldugunda;"Kitapta "namaza yaklasmayin"diyor demis..

hükmün evvelini sonrasini baglantisi ES gecersen olacagi bu..

bir fotograf(2007´den,sene 2009!? daha tazesi yokmuydu!) yapistirip icini istedigin gibi doldurarak ideolojine göre mesaj verebilirsin..
ama bu hakikati degistirmez..
video/fotograf bilhassa günümüzde kitleleri manipule etmek icin yogun kullanilan bir arac..

1-müslümanlarin ve müslüman toplumlarin isledigi yanlislar Vahyi baglamaz..
2-insanlarin inanclarina,ideolojilerinin ögretilerine ters davranislarda bulunmasi
her ideal ve idealist düsünce icin bir sorun..
3-her inanc,ideoloji ve sistemler benzerleri ile yozlastirilmistir..
4-Allah´in dini ana sütü gibi halis olmalidir..
5-Müslümanlar her kosul altinda saf dini ögrenip yasamalidir..

Qur´an´la akleden,Qur´an´la yasayan düsünür modelimiz yok gözlerimizin önünde..
ne yazik ki,kendi yasam kaynagina en derininde güven duyan bir müslüman düsünür
bulamiyoruz bugün..
Kitab ilahiyatcilara havale edildi..
cagdas düsünceyi yakalamak icin harcanan vaktin dörtte biri bile ayrilmadi Qur´an´i anlamak icin..
hal böyle oluncada Vahiy kalbimize nüzul etmiyor..

slm.

Hükmün evveli sonrası :)

Bütün yorumlar yukarda sn ebubekir. Bakın ben hiç ayetleri ortasından bölüp te koymuş muyum? Sizinkilere baktığımda ise ayetin başından, sonundan kafanıza göre kestiğinizi görüyorum vahy diye. Gerçi ayetler kesilirken "vahy" yerine "vay" şekline dönüşüyor. Ama bektaşi fıkrasını bildiğinize sevindim en azından ayet kesildiğinde ortasından bir anlamı kalmadığını biliyorsunuz. (Bunu bildiğiniz halde neden yapıyorsunuz diye sormayacağım, kendi islam anlayışınız olsa gerek)

Daha vahiyin kalbinize nüzul etmesine çok var gibi görünüyor. Yolunuz uzun...

Bu arada 2007 den beri çok geliştiler diyorsunuz yani :)) İki yıl öncesini eski sayıp 1500 yıllık zihniyeti savunmanız çok ilgimi çekiyor. Bir tek te o 2007 imiş, diğerleri hep 2009. Ama onlarda eski sayılır 2010 na ne kaldı değil mi? :)

xenix

örnek ver..

sayin xenix,

"kafaniza göre kestiginizi görüyorum" ? diyorsun..
ayetin basindan ve sonundan kesiyorum diyorsan bir örnek ver..
olurya varsa bir yanlis ben yanlisimi düzeltirim,
degilse sen yanlisini düzeltirsin..
dogruya ulasmak ise gaye mesele yoktur..
nitekim dogru kimden gelirse dogrudur..

slm.

secenekte neden hic biri

secenekte neden hic biri sıkkı yok..
gercek ıslamıyet hıc bır ulkede yasanmıyor ..yozlasmıs sapmıs bır dın ıslamıyet var bu yuzdende ınsanlar bır arayısa gırmıs ..spurutualızım ıcındekı arayıslar tum dınlerı dıdıklemeler ..ınsanlar arayışta ..dın adıyla yapulan dayatmalar ınsanları bogdu..
dınde zorluk cıkarana lanet olsun!!!!!!!

Bakalım

Evet yukarda ki yorumlarınızdan (başka yorumlarınıza üşendim) eksik yazdığınız (ayetin bir kısmını) ayetleri aşağıda listeliyorum.

"Bedeviler:"Iman ettik"dediler.de ki;"siz iman etmediniz.Ancak "müslüman"olduk deyin.
Iman sizin kalplerinize girmemistir.."(hucurat/14)

"..Allah sana KITABI ve HIKMETI(zulüm ve fesadi engellemek icin konulmus kanun ve ilkeleri)indirmis ve sana BILMEDIGIN SEYLERI ögretmistir.."(nisa/113)

"..nitekim icinizden size bir bir peygamber gönderdik ki size ayetlerimizi okuyor,sizi arIndIrIyor,size KITABI ve HIKMETI(zulüm ve fesadi engellemek icin konulmus kanun,düstur ve ilkeleri)ögretiyor.Ve size BILMEDIGINIZ SEYLERI ögretiyor.."(bakara/151)

."..O mal ve nimetler sizden yalniz ZENGIN olanlar arasinda dönüp duran bir KUDRET araci olmasin"(59/7)

"..insan basibos birakilacagini mi saniyor?"(kiyamet/36)

"..O dökülen meniden bir sperm degil miydi?"(kiyamet/37)

"..dileyen düsünür onu,ögüt alir"(müddessir/55)

"..ben sadece acik bir sekilde uyarmaktayim.."(suara/115)

"..sizi uyarmak icin icinizden bir adam araciligiyla size Rabbinizden bir ihtar gelmesine sastiniz mi?"(araf/69)

"..korunmaniz,rahmet bulmaniz icin sizi uyarmak üzere bir adam araciligiyla Rabbinizden bir ÖGÜT gelmesine sastiniz mi?"(araf/63)

Bu kadar yeterli sanırım. Kuran ayetleri bölünerek yorumlanamaz sizin de dediğiniz gibi fıkra haline dönüşür. Fakat ayet ayet yorumlanabilir, çünkü iddia edilen iniş şekli ayet ayettir. Diğer yorumlarınızda da aynı şekilde çok kesik ayet gördüm, sizde biliyorsunuz

xenix

farkli seyler derim..

sayin xenix,
cevabin icin tesekkürler..

simdi fIkra da ki kisi,
sahip oldugu yanlis anlayisina mazeret olarak Qur´an dan delil getirmeye calisirken ayetin isine gelen kismini aliyor yani cimbizliyarak yanlisina Qur´an´i delil göstermeye calisiyor..
yanlislik burda..
yoksa namaz kilar kilmaz kisilerin TERCIH-lerine birakilmis olup kimseyi ilglendirmez..

benim Qur´an dan verdigim ayet örneklerine gelince "FIKRA" sahibiyle kiyaslanamiyacak
kadar farkli sey..
yanlis degerlendiriyorsunuz derim..
istersen bir daha düsün..
yanlissin diyorsan bir örnek daha rica ediyorum..
slm.

Farklı değil

Ayet bölmek, her yerde ayet bölmektir. Kurandan ayet bölerseniz kendi anlamının dışında bir şey ifade eder ve bu fıkrada ki kişi için de, sizin için de aynı derecede yanlıştır. Tabii bu da bir görüş. Buna katılmayıp, "benim Qur'an yorumum ayet bölerek incelemektir" de diyebilirsiniz.

xenix

kuran sureler ..ayetler

kuran sureler ..ayetler olarak irdelinir anlam bütünlügünü görmek icin ..
ama ayetler bölünürse işte ozaman bütünlük kopar .istediginiz gibi oynarsınız ..
buda şirke yol açar ..

peyder pey..

maksat önemlidir..
Vahyin maksadi disinda kullanilip kullanilmadigi önemlidir..
zaten Qur´an ayetleri tedricen,peyder pey inmistir..
hedefi bir toplumu dönüstürmek ve rayindan cikardiklari Allah tasavvurunu rayina oturtmak icin peyder pey inmistir ayetler..
ihtiyaca göre,
zor kullanmadan,
hazmettirerek,
iclerine sinsin diye ve maksadiyla tedricen/peyder pey inmistir ayetler..
toptan degil yani..
toptancilik yok..
benim Qur´an´i okuma yöntemim bu..
ve tekrar ediyorum bunun adi ayet bölmek degildir..
fIkradaki kisi cimbizliyor ve acik yasagi veya emri kendi nefsine uyduruyor/yontuyor
bunlar farkli seylerdir diye düsünüyorum..

Vahyin tedrici/peyder pey indigine cok güzel örneklerden biride "icki/kumar yasagi"ile
ilgli yöntemdir mesela..

"..Ey iman edenler;uyusturucu/sarap, kumar,tapilmak icin dikilen taslar,fal oklari süphesiz
seytan isi birer pisliktir;bunlardan uzak durun ki kurtulasa eresiniz.."(maide/90)
"seytan süphesiz icki ve kumar yüzünden araniza düsmanlik ve kin sokmak ve sizi Allah´i anmaktan,namazdan alikoymak ister.ARTIK bunlardan vazgectiniz degil mi?"(maide/91)

simdi Islamin egitim metoduna bakalim;
ickinin yasaklanmasi(vs.)bir anda yapilmis degildi..

birinci merhale:
"üzümün ve hurmanin meyvelerinden de.Ondan siz icki ve güzel rizik edinirsiniz"(nahl/67)derken müslümanin hissinde güzel rizkin karsiligina icki konuyor ve sanki icki ayri bir sey,güzel rizik da ayri bir sey gibi ifade edilmistir..

ikinci merhale:
"sana icki ve kumardan sorarlar,de ki;her ikisinde de büyük günah vardir.ve insanlar icin faydalar da vardir.günahlari ise faydalarindan daha büyüktür"(bakara/219)bu ayet ile ifade edilmek istenen sey;günahi faydasindan daha büyük olduguna göre icki ve kumari terk etmek daha iyidir..zira tamamen faydasiz olan bir sey cok az bulunur..

ücüncü merhale:
"..ey iman edenler,siz ne dediginizi bilinceye kadar sarhos oldugunuz halde namaza yakalsmayiniz"(nisa/43) ve böylece icki ve namaz arasina yöntemsel engel cikarilarak
icki aliskanligi ve tiryakilik firsati daraltilmis oluyordu..

dördüncü merhale:
son merhale en son ve kati emri beraberinde getirdi..nefisler de zaten tamamen hazir
vaziyete getirilmisti.."..seytan,süphesiz icki ve kumar yüzünden araniza düsmanlik
ve kin sokmak ve sizi Allah´i anmaktan namazdan alikoymak ister.
ARTIK BUNLARDAN VAZGECTINIZ degil mi?(maide/91)
ve mesele böylece bitiverdi..sanki daha önce icki ve sarhosluk hic yokmus gibi oluverdi..

VE..

"Allah´a itaat edin.Peygambere de itaat edin.karsi gelmekten sakinin.eger yüz cevirirseniz
bilinki bizim resulümüze düsen sadece apacik bir tebligdir.."(maide/92)

yani,
muhalefet edenler,
emri uygulamayanlar,
nefsine uymakta devam edenler,
kendi nefislerinden basksina zarar vermis olamazlar..
gercekten peygamber teblig ve acikca beyan etmistir..
öyleyse peygamber onlarin durumundan sorumlu degildir..
su halde onlarin durumlari tamamen Allah´a kalmistir..

"yüz cevirirlerse ,biz seni onlar üzerine bekci göndermemisiz.sana düsen,tebligden baskai degildir.."(sura/48)

slm.

allah nasıl konuşur

ebubekir kardeş,allah bir insanla nasıl konuşur,nasıl peygamber seçer,nasıl hüküm koyar,allah insan degilki-insan cinsinden emirler vazetsin....
yoksa bizim bildigimiz gibi degilmi?
sokrat-hegel ve marksta -bakuninde kitapsız peygamberlermidir*
kuran bir kalıpmıdır ,yoksa süreç içinde bir oluşumun görüngülerimidir?
garaduayın içki hakkında düşüncelerini biliyormusun?
ateistler ,acaba tanrıyımı inkar ediyorlar*
tanrı inkarla yok olurmu?
maksat dedigin nedir ebubekir?
düşüncelerini somutlaştırırsan çok faydalı olacaksın....
fıkhın net tarifini yap ebubekir....
islam ve insanlık fıkhı nedir?
ilmihal ile farkları varmıdır ebubekir*
islamı asrın idrakine sun....
komunizm-demokrasi ve kapitalizmde bir fıkıhmıdır*-
allah nedir ebabekir,samimiyetle bu tanımını bekliyorum,allah nedir kimdir?ayet nedir-sure nedir ,fenomen ile numenle irtibatı nedir ebabekr,bu gençler senden bunu bekliyor....kuranın son kitap oldugunu nasıl izah edebilirsin?
bunların izahını net olarak yapabilen varmı*
ontolojik-epistemolojik-metodolojik izahı yapılabiliyormu tanrının?
büyük akıl
büyük ahlak
ve üstün bilincin varlıgına inandınmı ebabekr,
söz nedir öz nedir
kesitsel dönem nedir?
benlik....
anlaşıldımı bilmiyorum....
eşitlik -eşitsizlik ve denklik ilişkisi hayatı kuran ana paradigmamıdır?
cigerine kadar solcu,cigerine kadar hem faşist ibaresi dogrumudur ebabekr,
bütün bunlar sözle degil keyfiyetle ilişkilidir....
çaban için teşekkür ederim...
ayetle düşünmek budur....
NE DEMEK İSTEDİGİMİ ANLADINMI EBUBEKR
şişirme ve yıgma benligide iyi düşün ebabekr
benim tüm derdim şişirme ve yıgma benligi derinligine anlamak....

hayati Vahiyle yüzlestirmek

sayin ali k,

yorumlarini takip ediyorum ilginc seyler yaziyorsun..
bir cok konuda farkli düsünmedimizi düsünüyorum..
mesela söyle diyorsun(11.8.09);
"ne olusaniz olun,herseyden önce insan olun ZULME saldirin.."
eyvallah..

"islamda bu niteligi belirleyen isimdir zulme kaymamak üzere her INANISA saygi duyar.."
eyvallah..

"marksizm dünya cennetini arayan dinler gurubundandir..bir kurtulus yolu sunmaktadir"
eyvallah ama buraya bir serh koyalim..
"dünya cennetini arayan dinler gurubundan"? buraya dikkat..
yani,
marks = peygamber
kitabi = kapital
cennet = dünya
devami ?
Allah = ......?
ahiret = ......?

iste baglantinin koptugu,sorularin cevapsiz kaldigi ve "din"in(ilke/Marksizm vs.)
ilkelerinin,anlayislarinin afyonlasmaya basladigi AN..

günümüzde revacta olan tüm ideoloji ve ilkelerin birlestigi nokta "islam" düsmanligidir..
bu düsmanliklarini sürdürebilmelerini saglayan ve fazlasiyla malzeme sunan ise benim "kirletilmis kültür"dedigim Vahiy disi ögretiler ve rivayetlerdir..
ve dikkat ediniz kullandiklari söylem ve kavga Qur´an üzerinden yapilmiyor!
daha cok "kirletilmis kültürün"malzemesi kullanilarak noktasal atislar yapiliyor..
evet schumpter haklidir ve tüm ideolojiler(kemalizm dahil)bir DIN-dir..
ama VAHIY/ISLAM ile uzaktan yakindan alakasi yoktur..
lekum dinikum veliyedin..

evet islam Ilkeler manzumesi ve bir kulluk talimatnamesidir..
din = Ilke
islam = baglilik
müslüman = baglanan
ise;
Allah katinda belirlenmis olan "ilke" baglilktir..
bu baglilik ancak belirlenmis yol´a /Islam/ilke/ baglilik ise gecerlidir..

Tüm yollar Ahirete cikar ama TEK yol cennete..

"kim Islam-dan baska /ilke/yol/yöntem/hüküm/ DIN isterse asla kabul olunmayacaktir.
Ve o,ahirette hüsrana ugrayandir."(ali-imran/85)

Konfücyüs´ sormuslar;"dünya nasil degisir"diye
"kelimeleri degistirin"demis..

Marks´a sormuslar kelimelerin ne ise yarayip yaramadigini nasil anlariz"diye
"hayatla yüzlestirin"demis..

ve sizde güzel arkadasim savunduklarinizi(ideolojiler)hayatla,hayati Vahiyle yüzlestirin..

"insan pek mecnundur.bir sinek kanadinin nasil yaratildigini bilemez,ama gider düzineyle TANRI yaratir"(Montaigne)

slm.

Yalan hayatlara ayetler

Yalan hayatlara ayetler yetmiyor galiba... Montaigne'ler, Marx'lar başlamış.

Dünya cenneti?

Alevi'nin yolu hakka...
Hristiyanın yolu İsa'ya...
Ateistin yolu ölüme... Sana zararı?

Senin yolun sana... Haydi naş...

Yeter burada haybeci mesih görmekten bıktık.

biktiysan git

tIpIs tIpIs gidersin
biktiysan..
simdilik ukela ukela satasmaktan baska bir ise yaramiyorsun nasil olsa..

senden mi sorulur
buralar yoksa?

soralim öyleyse sayin editör´e,
oikos´un tarlasi/platformu ise burasi bildirin ayrilayim..
istenilmeyen yerde durmak olmaz..

yok degilse
edebini takinip haddini bilsin..
varsa bir bildigi paylassin yada bilip paylasanlardan ögrensin bu da bir meziyet sayilir cünkü..

slm.

hayatı vahiyle yüzleştirmek

ebubekir arkadaşın yazıları ,kulağa güzel gelen cümlelerle dolu.Ne varki, üzerinde düşünüp sorgulama zahmetine pek girmeden yazılan güzel yazılar bunlar gibi geldi bana.Hepsini okumadığım için önyargılı da olmamak lazım tabi.Ama şu yukarıdaki yazı örneğin,etkileyici cümleler ardı ardına sıralanmış mutlak ifadeler içeren ve bilimsellik ten uzak yargılarla dolu.

"bütün ideolojiler dindir" ifadesi örneğin,tuhaf.İdeoloji derken,insanı ve toplumu çözümlemeye çalışmış büyük emek ürünü binlerce sayfalık yazılardan bahsediyoruz burada.ve bunları bir çırpıda dindir yaftasıyla atıveriyorsunuz bir köşeye.Bu bence hoş değil ve o kadar kolay da değil.İdeolojilere katılmasakta, "onları, neyseler öyle görmeliyiz",başka bir şey gibi değil

Yine yazıda "revactaki ideolojilerin birleştiği ortak nokta islam düşmanlığıdır" diyor.Bu nedir şimdi.Bu yargıya nasıl varıldığınıda anlamak pek kolay değil.

anlatayim..

sayin farabi,

binlerce sayfalik emek,
"dünyada cenneti arayan dinler" gurubu..
toplumu ve toplumu yönlendiren paradikmalari desifre etmeye calisir..
niye atilsin ki?
ama
nihayi amaclari nedir ?

binlerce sayfalik emek,
"yasadigi toplumda/dünyada/ rayindan cikarilmis Allah tasavvurunu tekrar rayina otutmak icin calisan"gurup..
niye atilsin ki?
ama
nihayi amac nedir ?

1.gurub:
özgürlük
esitlik
adalet
ve bu kavramlarin hayata gecirilmesiyle dünya ile sinirli bir cennet hedefliyor..

2.gurub:
özgürlük
esitlik
adalet
ve bu kavramlarin hayata gecirilmesiyle dünya da huzur,insan onuruna yakisir bir hayat ve ahireti yani cenneti kazanmayi hedefliyor..

yani,

her iki gurup da evrensel olan bu üc kavramdan yola cikarak cenneti hedefliyor..
birinci gurub kendini dünya ile sinirlarken,ikici gurup iki dünyayi birden hedefliyor..

birinci gurup din(ilke) degilse,ikinci gurub da din(ilke) sayilmamasi gerekir..
ikinci gurub din(ilke) sayiliyorsa,birinci gurub da din(ilke)sayilmasi gerekir..
neticede birlestikleri nokta "ILKE"lerdir..
sadece hedefler ve yöntem farkli..

bu nedenle "El Kitap Ehli" demek
yeryüzüne konan yasalari okuyabilen ve insanoglu icin hayirlarda yarisan,
zulmün ve zorbanin üzerine üzerine giden pratikte müslüman olan mümin olmayan kisilerdir diyorum..

ortak noktalar
ilke
adalet
esitlik
özgürlük = islam..

"revactaki ideolojilerin birlestigi ortak nokta islam düsmanligidir" meselesine gelince;

ideolojiler bireyin yasam tarzini yönlendirdigi yeni tabirle toplum mühendisligi yaptigi bilinen bir gercek..
toplumu dönüstürürken kullandigi dil ve paradikmalara dikkat etmek gerekir..
"dünyada cennet kurma"hayaliyle ortaya cikan ideolojilerin en büyük rakibi elbette
Vahiy-dir/Islam-dir..
nitekim ideolojiler yalniz dünyevilesmeyi esas alirken ahiretle ilgili ne varsa ya inkar yoluna gitmekte yada Vahyi/Islam-i hayattan koparip camilere,tapinaklara,
havralara hapsetmektedir..
bu nedenle Vahiy ile ideoloji/din arasinda esasli bir rekabet/kavga sözkonusudur..
ideologlar bunu bildikleri icin islami/sistemi sulandirarak bozmaya calismaktadir..

islam-in benzeri olarak ileri sürülen görüslere itibar edilmemelidir..
tüm sistemler daima benzerleri ile yozlastirilmistir..
bu akildan cikarilmamalidir..
Allah´in dini/islam ana sütü gibi halis olmalidir..
Vahyin takipcileri her kosul altinda saf dini/islami ögrenmeli ve yasamalidir..

"sizin dininiz sadece sizin icin,benim dinim de sadece benim icindir.."(kafirun/6)
yani,
din/ilke/düzen/nizam ister hakk ister batil olsun,
ister Allah ister insanlar tarafindan kurulmus olsun her toplumun
nizami yasam kurallari bütünü demektir..

bu durumda Mekkelilerin,Misirlilarin olusturduklari düzenler de
bugünkü toplumlarda olusmus kapitalizm,sosyalizm,libarelizm,komünizm gibi düzenlerde
birer din sayil/ir/malidir..
"..onlar kendi dinlerini eglence ve oyun haline getirdiler,
igreti hayat onlari aldatti..(araf/51)

bir örnek:

Ülkemizde diyanet teskilati var
genelkurmaydan sonra en büyük bütce payina sahip
irticadan,gericilikten,hurafelerden,mevzu hadislerden vs. sikayetci ve yetkili olan bu sözde ilerici,sözde Atatürkcü egemenler bugüne kadar
diyanetin irticanin merkezi oldugunu ya anlamadilar
ya da anladilar ama siyasi rant icin malzeme gerekli oldugundan "irtica"nin bitmesini ve bitirilmesini istemediler/istemiyorlar..
öyle ya
"irtica"giderse
hangi düsman üzerinden siyaset yapacak malum elit takim?

irtica paranoyasi
yasayan insanlarin(ilerici!)
malum günlerde
malum gecelerde
malum merasimlerde
malum ritüellerde
nasilda el pence durduklarina bakin
irtica-ci diye damgaladiklari din(i)dar insanlardan hic bir farklari olmadigini görün..

demem o ki,
irtica,yobaz gibi kavramlar üzerinden siyaset yapan ELIT kemalist müridan-lar samimi iseler diyanet de görevli ilahiyatcilara,muaviyenin islam yorumu ve tatbikati olan

aydınlanma

sn.ebubekir

1.grup ve 2.grup meselesi biraz sizin mantıksal yürütme ürününüz.Yani başlangıçtaki kabulleriniz sizi doğal olarak 1.grubun anlamsızlığı sonucuna ulaştırıyor.

ancak(ancak demeliyim)
Bu 1.grubun oluşması hiç kolay olmadı.Binlerce yıldır,aydınlanmanın ve bilimsel yöntemin ne zor bir savaş verdiğinin farkında olmalısınız. ve bu savaş temelde dogma ya karşı verildi ve dogmanın temsilcisi ise maalesef hep dinler oldu.İnsanlığın düşünce serüveninde bilimsel kazanımlar,uygarlığı oluşturmamamızdaki en önemli kilometre taşlarıdır.Dinler ise bu uygarlığa ne katmıştır söyleyin.Bu yüzden 1. grup dedikleriniz artık dinlerin anlattıklarını bir kenara bırakmayı yeğlemişlerdir.

Bugün bu savaşı bilim kazanmış durumdadır.Artık dünyayı,evreni bilimle anlamaya çalışıyoruz ve ona güveniyoruz.(ve yine bu dediklerim ateist olamamızı da gerektirmez.)

Bu yüzden 1. grubu biraz daha anlamaya çalışmalıyız.Belki anladıktan sonra bahsettiğiniz felsefi yorum yapılabilir.Yani ölüm sonrasına inanmayan bir insan neyi niçin yapar? Bu soruyu şimdilik bir kenara bırakalım.

İrtica paranoyası dediğiniz şeyi belki yukarıda söylediklerimden sonra anlamak daha mümkün olacaktır.Bu sorunu ülkemize bağlı kalmadan tarihsel olarak insanlığın aydınlanması sürecinde değerlendirmek gerekir.Bu sürecin sonuçlarından biri laiklik tir örneğin. Dine karşı olan veya onu kısıtlamaya çalışan düşüncelerin kökleri bu tarihsel aydınlanma savaşının bir sonucudur sadece.Bu savaşta dinler maalesef kötü adam rolündeydiler

Benim inandığım din o dinler değil diyebilirsiniz elbette,samimi ve iyi olabilirsiniz ama bir çırpıda değişmez herşey sn. ebubekir

istersen bu konuya devam edelim

sayin farabi,

güzel gidiyoruz..
insaallah devam ettirebiliriz..
fikirlerin atismasindan nice hakikatler cikar bu sayede..
yazan istifade eder,okuyan istifade eder,cevap yazan da istifade eder..
aklin yolu birdir ve insan akli kadar vardir..
müslüman olmak ise anlamsiz ve tutarsiz olani terk etmektir..

"ben,bilmedigimi bildigim icin diger insanlardan akilliyim."(Sokrates)

birde Francis Bakon´u dinleyelim;
"yalanlamak ve reddetmek icin okuma!
inanmak ve her seyi kabullenmek icinde okuma!
konusmak ve nutuk cekmek icinde okuma!
tartmak,kiyaslamak ve düsünmek icin oku!

1-birinci gurubun anlamsiz oldugunu söyledigimi nasil cikardiniz?

2-dogmaya karsi verilen mücadeleyi yürütülenleri ben "El Kitap Ehli"olarak
hatta pratikte "müslüman"olarak tarif etmistim?

3-dogmanin temsilcisi olan dinlerin vahiyle bir ilgisi olmadigini hatta "diyanet"den örnek vererek diyanet tezgahindan beslenen cemaatlerin dogmanin/irticanin merkezi oldugunu da yazmistim?

4-bilim dedigimiz sey doga´nin da yaraticisi Allahin koydugu yasalardir/ayetlerdir ve hakikat er gec hakim olur bunda sasilacak birseyde yoktur..

5-meselenin esas dügüm noktasinin,
dünyayi anlamayi yeterli gören ve tüm enerjisini 70/80 yillik bir hayata indirgeyen
anlayis sahipleriyle,
dünya ile ahireti(vahiy) beraber anlamak,aciklamak ve yasamak istiyenlerin mücadelesi oldugudur..
VE..birinci gurubun dünyayi anlamak tan baska bir vizyonlarinin olmadigini vurgulamistim?

6-engizisyonun baskici ve bunaltici ikliminden kurtulmak icin verilen mücadelenin sonucunda "laiklik"gibi Vahiyle hic celismeyen Vahyin sistematiginde olduguna inadigim bir kavramin ve sistemin olusturulmus olmasi elbette alkislanmasi gerekir..

7-bu savasta vahiy ile irtibatlandirilmasi mümkün olmayan dinlerin kötü ve ona uyanlarin da kötü adamlar oldugunu aydinlanma cagindan evvel Vahiy bildirmistir!müslümanlar kendi Kitaplarini okumuyorlarsa bunun faturasini Vahye kesmek de insafsizlik sayilmali..

8-kendilerini cagdas veya ilerici olarak niteleyen insanlarin
bahsini ettiginiz dogma ve ilkel dinlerin tasfiye edilmesi icin gayret edeceklerini beklerken/düsünürken aksine dogmanin devamini saglayacak pozisyon ve uygulamalarda bulunmalari(diyanet örnegi)sizcede sasirtici ve düsündürücü degil mi?

-biz seni bütün insanlara bir MÜJDECI ve UYARICI olarak gönderdik..(sebe/28)
-sen ögüt ver ve hatirlat
-sen sadece ögüt verensin
-onlari zorlayan bir zorba degilsin..(gasiye/21-22)
-dileyen onu düsünüp ögüt alir..(abese/12)
slm.

1.grubun anlamsız olduğunu

1.grubun anlamsız olduğunu düşündüğünüzü sanırım şu yorumdan çıkardım,sn.ebubekir
"marksizm dünya cennetini arayan dinler gurubundandir..bir kurtulus yolu sunmaktadir"
eyvallah ama buraya bir serh koyalim..
"dünya cennetini arayan dinler gurubundan"? buraya dikkat..
yani,
marks = peygamber
kitabi = kapital
cennet = dünya
devami ?
Allah = ......?
ahiret = ......?

iste baglantinin koptugu,sorularin cevapsiz kaldigi ve "din"in(ilke/Marksizm vs.)
ilkelerinin,anlayislarinin afyonlasmaya basladigi AN..

Yok anlamsız değil diyorsanız bu konuda anlaştığımızı varsayıyorum.

"İnsanoğlu,fazla gerçeği kaldıramaz"
demiş Eliot isimli bir yazar.Bu gerçeklerden biri hayatımızın gerçektende 70-80 yıllık bir ömürden başka bir şey olmadığı olabilir.İşte bunu kaldırmak ta oldukça zordur.

Esasında din tartışması bana göre çok yararlı bir tartışma değildir.Çünkü bizi pek fazla sonuca götürmez.İnanma meselesidir

Ancak sizin söyledikleriniz biraz tuhaf.
Dogmaya karşı mücadele edene "müslüman " olarak bakmanız(vahiy dediğiniz şey doğrudan dogmadır) ve yine bilimi,Allah ın yasaları olarak görmeniz dogma bir bilgi değilde nedir.

Gerçek şu ki sn. ebubekir, Tanrı,vahiy,islam veya diğer dinlerin bütün iddialarının kanıtlanamayan iddialar olduğunu sizde biliyorsunuz bende.Bugün bu kavramların bilimsel yönteme göre kanıtlanamayacakları ortadadır. yani elimizde tanrının olduğuna dair tek kanıt yoktur bugün.

Varolan tek şey sizin vahiy dediğiniz kutsal metinlerden ibarettir ki buda kanıt değildir.İnsanoğlu bugüne kadar çok benzeri metin yazmıştır.Bu metinlerin insan üstü gibi gelmesi ve gereğinden etkili olmasını,ben verdiği vaade bağlıyorum.o vaat sizinde sıkça belirttiğiniz bir "cennet" olması ihtimalidir.

Bir zaman lar "amon ra" ya da binlerce insan inanıyordu.Eğer Mısırın egemenlik alanı dünyada dahada genişleseydi belki milyonlar inanacaktı,şimdi ise amon ra aylnızca bir masaldan ibaret öyle değil mi..Görün ,dinlerin nasılda bir kültürün bir milletin bir parçası olarak geliştiğini ve kurumsallaştığını.

Yani demem o ki,din dediğimiz şey yalnız ve yalnız insanın kendine kalmış bir inançtır, sadece inanç.İnancı kanıtlamaya gerek yoktur çünkü.Tabi bir gün bilim ,bir yerde eğer tanrıyı görürse başka,bu bilemeyeceğimiz bir varsayım.

Kendini çağdaş ve ilerici olarak niteleyen insanlarla kimi kastediyorsunuz bilemeyeceğim.Bahsettiğiniz kurum konusunda haklı olabilirsiniz.Ama islam dediğimiz din bugün dünyada din olmaktan çoktan çıkmış ve toplumu dizayn etme gibi siyasal bir amacı hala içinde taşımaktadır.Bundan vazgeçmelidir,iktidara oynamayı bırakmalı ve insana yönelmelidir.Fakat oradada sorunlar bitmiyor çünkü vahiy var.ve bu dogma.
Diyorki vahiy kadınlara, örtün.neden?Nedeni yok, mantıksal bir açıklaması yok örtünmenin yararlı ,anlamlı hiçbir tarafı yok.Ama vahiy dediği için sorgulayamazsın.

Fakat ben sizin vahye bakışınızı bilemiyorum tabi,sorgulanabilir ve gerekirse başka bir uygulama yapılabilir diyorsanız başka ama sanmam, öyle değilmi?

Bu yüzden, inanbiliriz veya inanmayabiliriz ama her iki gruptan insanında daha iyi bir dünya kurabilmeleri gerektiğine inanıyorum.İlk gruptakiler için durumun vahim olduğunu düşünebilirsiniz,ama onlarda kendilerini bir insanın ömrü ile sınırlı değilde insanlığın ömrünün bir parçası olarak görebilirler.

kim demis sorgulanmaz?

sayin farabi,
her düsünce,her fikir bir anlami ifade eder ve hayat onu test eder ya kabullenir
ya da rededer..
"anlam" anlamsizlasmaya basladigi an dogma olur ve böylece "kitap ehli"sürecine adim atilmis olunur..dikkat!EL KITAP EHLI ile ehli kitap karistirilmasin..

insanoglunun "fazla gercegi kaldirmaz" tespiti mantikli gibi dursada kendi icinde celiskilidir..nitekim gercek ile sanal,hak ile batIl savas verir ve insanoglu tüm engellemelere ragmen "insan fazla gercegi kaldiramaz" dedikleri sey/gercek icin agir bedel ödeyen insanoglu vardir yakin tarihimizde..(mesela aydinlanma süreci)

belki ayristigimiz nokta surasi,
siz,"din"i tapinaklara,havralara,camilere hapseden ve hayattan koparan bir din anlayisini
"inanma meselesidir"diye tarif ve kabul ederken,
ben,"Vahy"in tarif etmeye calistiginiz "din" ve "inanc"bicimleriylele kiyas edilmesinin yanlis oldugunu söylüyorum..

siz,"din" fadesini dogma ile izah ederken,
ben,her ideoloji/sistem belli bir süre sonra dogmatik hale gelir/gelebilir(örnekleri coktur) diyorum..

siz,"din"i bir "inanma meselesidir" diye tarif ederken,
ben,"Vahy"i bir manifesto,ideoloji,kanun yani bir üst yapi olarak tarif ediyorum..

"tanri,vahiy,islam"kanitlanamayan bir iddia oldugu?"meselesi nerden baktiginiza bagli..
su gercegi hatirlamakta fayda vardir;
bir seyi kabul etmek icin nasil IMAN gerekiyorsa,inkar etmek icinde bir IMAN gerekir..
yani
inkar edenin de
kabul edenin de
birlestigi nokta " IMAN"dir..

"IMAN" yani inanmak/inanma meselesi bir "din" ise dogruluguna inandiginiz/iman ettiginiz hersey yani ideolojiler de "din" olup kanitlanmasi ve bilimsel olarak delillendirilmesi gerekmez mi?
mesela,
sizin dogruluguna inandiginiz/iman ettiginiz ideolijinin dogrulugunu nasil delilendiriyorsunuz ve kanitiniz nedir?

cünkü,
siz yada bir baskasi bagli oldugunu iddia ettigi ve inandigi/iman ettigi ideolojilerin fikir babasi olan sahislari da görmemislerdir aynen benim elci Muhammed´i görmedigim gibi..

yanlislik da burda basliyor IMAN edilmesi gereken(Allah)ile uyulmasi gereken elci birbirine karistiriliyor..
Allah´in karsisina marks´i,Atatürk´ü,Washington´u koymak yanlisligidir yapilan..
halbuki beser ile beser kiyas edilmeliydi..
yani yapilmasi dogru ve gerekli olan sey,
beser elci Muhammed ile beser Marks,Atatürk,Washington´un (vs.)karsilastirilmasidir..

bizim Allah ile baglantimiz ona IMANdir..
muhatabimiz ise O´nun elcisidir veya elcileridir..
yani bilimin bir gün tanriyi görmesini beklemeye de gerek yoktur cünkü muhatap elcidir..

"..O´nu gözler idrak edemez..(enam/103)

"..gercek su ki size
Rabbinizden bir cok basiretler/yetenek/kalb gözü/vicdanin sesi gelmistir/verilmistir
artik kim gözünü acar görürse kendi lehinedir kim de körlük ederse
kendi aleyhinedir..(enam/104)

"islam toplumu dezayn etme isinden vazgecmelidir"diyorsunuz..
ve gercekten böyle düsünüyorsunuz o vakit ideolojilerin de toplumu dezayn etmekten elini cekmesini istemeniz gerekmez mi?

Islamin önerdigi "dünyayi ve ahireti" icine alan ilke ve düzen teklifini kabul etmeyebilirsiniz!Vahiy,dileyen inanir ve ögüt alir diyerek bu tercih hakkini da insanlara sunmus ve garantilemis zaten..

"iktidara oynamayi birakmali ve insana yönelmelidir"?
iktidar ne icin olunur ?
insan icin degil mi?
iktidara gelen insanlar nicin DIN´e (diyaneti kurduran da Mustafa Kemal) oynuyorlar sizce?
insan icin degil mi?
cifte standart seziyorum ben bu anlayisin icinde..

Vahy´in dogma olduguna lütfen bir kac örnek verirmisiniz cünkü tespitinizin yanlis/eksik oldugunu düsünüyorum..
mesela ülkemizde uygulanan Laik/Demokratik anayasa daki "üc degistirilemez" mddeyi
düsünün?
yada,"Atatürk´ü Koruma"kanununu düsünün?
vesaire..
alin size Laik/Demokratik DOGMA..

"Vahiy dedigi icin sorgulayamazsin"?
kim demis onu?
kim sorgulayamazsin demis?
yok öyle sey en azindan Vahiy de yok..
diger din mensuplarinin aciklamalari/inanclari zaten Vahyi baglamaz..

beseri din-ler ile Vahiyin arasinda ki fark ise;
diger din-ler de konulan hükümlere uymakla zorunlu kilinan insanin,
Vahiy´de tamamen özgür birakilmasidir..

..ve deki Hakk Rabbinizdendir.öyleyse dileyen inansin,dileyen inkar etsin..(kehf/29)
yani DOGMA yok!

"sorgulanabilir ve baska uygulama yapilabilir diyorsaniz"?

elbette sorgulanir,elbette baska uygulamalar yapilabilir..
Allah´i inkar eden eder ve Islama iman eden insanlardan uygulanmasi istenen seyleri uygulamaz o kadar..

-biz seni onlar üzerine bekci yapmadik
sen onlar üzerine vekil degilsin..(enam/107)

dikkat ederseniz;

gelenegin"kirletilmis kültür"yanlis uygulamalarini bahane ederek Allah´i sorgulamak gibi bir gayretin icine dalanlar samimi degillerdir..
1-Vahyi anlamak icin okumazlar..
2-kirletilmis kültürün yani gelenegin kistaslari/ölcülerini merkez yaparak Vahyi dinlerden bir DIN haline getirme cabasi icindedirler..
3-sorun Allah´a IMAN meselesi ise Qur´an cennete ve cehenneme gitme/girme özgürlügünü/tercihini inasanlara zaten tanimis..

bence yapilmasi gereken sey sudur,
elci Muhammed´in mesajini,toplumunu dönüstürürken uyguladigi(tedrici) egitim metodunu arastirmali didik etmeli ve bunun icinde Qur´an´i inis sirasina "nüzul sirasi" göre okunmayi denemeliyiz/basarmaliyiz..
o zaman görülücektir el mi yaman bey mi yaman..

("ehli kitap" meselesinide acmak lazim)
slm.

islam en güzel nerde

islam en güzel nerde yaşanır sorusu öyle banal ki...islam evrenseldir de iman bireyseldir..
islam toplumsal kurallara göre şekillendiği için değerlendirmeyi neye göre yapacağız ki doğru..daha doğru ve en doğruya ulaşacağız..!

bence islam heryerde kendine özgü yaşanır ama "huzur nerdeyse" orada daha güzel yaşanır derim ben..!

svgsygı

vefalıdost yazdi

vefalıdost yazdi;
"..islam en güzel nerde yaşanır sorusu.." !?

böyle bir soru yoktu fakat "kim demis sorgulanmaz? " sorusu vardi
keske bu konu üzerine düsüncenizi bizimle paylassaydiniz faydalanirdik..

*

vefalıdost yazdi;
"..bence islam heryerde kendine özgü yaşanır ama "huzur nerdeyse" orada daha güzel yaşanır derim ben..! "

"HUZUR" ortami gökten zenbille inmiyecegine göre ? "EVRENSEL DOGRU"larin yayginlasabilmesi icin zalime karsi mazlumdan yana bir VICDAN/DURUS gerekir..

müslüman dünyanin GIPTA ile takip ettigi "uygar dünya" nice mücadeleler sonrasinda elde ettikleri "huzur"ortami da "armut agzima düs" anlayisiyla
elde edilmedi ve giyotinlerde nice "asil insan" kelle vermek mecburiyetinde kaldi..

Bir insan
INKA´ya
TENGRI´ye (vs.) inanip
adalet
dogruluk
kardeslik icin
mücadele ediyorsa Allah onun karsiligini verecektir..

her alanda üstünügünü kanitlamis BATI dünyasi ise bu ONUR mücadelesinin meyvesini toplamaktadir..

pratikte

ezilenden
yoksuldan yana
esitlik
adalet ve
kardeşlik icin calisan her insan/toplum özlemini duydugu O "huzur"ortamini elde edecektir..

Qur´an;
-siz
-iman ettik demekle cennete gireceginizi mi sanıyorsunuz ?- der..

evet

inandin da ne yaptin ?

bir mücadelen bir uygulaman/pratigin var mi ?

yani
"huzur"u hak etmenin tek yolu yalnizca inanmak degil bilfiil uygulamadir/ameldir..

slm.

bu kadarmı güzel anlatılır islam ebu bekir

inan şimdiye kadar böyle içten cevaplar okumamıştım. üşenmedim bu konudaki tüm yazılanları saatlerdir okuyorum.ben kendimi anlatmaya çalırken sen zaten aylardır islam için çabalamışsın.tebrikler kardeşim .en azından çocuklarım artık senin gibi abilerinin yazdıklarıyla daha mukayeseli anlayacaklar islamı sağolasın.

ebubekir diyor ki

ebubekir diyor ki bir başka başlığında. "Hayattan onay almayan şeyler uzun sürmez". Bu bağlamda baktığınızda aranılan "gerçek islamın" hayattan onay alma kısmı sadece Muhammed zamanındadır. Muhammed'ten sonra hiç bir kimse gerçek islamı görememiştir ve yaşanılan islamı beğenmemiştir.

Hep aynı bahane, "onlar gerçek islamı yaşamıyorlar". Sorsan "kim yaşıyor?" cevap yok.

)kapa parantez

Gerçek islam

Henüz kendine bir yurt bulamadı, bazen Amerikaya gidiyor, bazen Alamanyadan yazıyor, bazen Türkiyede Arabistanı arıyor tam bir karmaşa içinde ama gerçek islamı yalnızca o yaşıyor. Son peygamber tayyipten bayrağı teslim aldı, sonsuz.us burçlarında sallandırıyor.

"bence islam cografyasinin perisan halinin ana nedeni "EL-KITAP"i okuyup geregini yerine getirmediklerindendir.."

Demedim mi. Bakın alıntıya bir o yerine getiriyor. :)

Üstat çıktı dedi ki: Bu

Üstat çıktı dedi ki: Bu milletin 60% si salaktır.

Milletin 100% ü diyor ki...60% miz salak.

Nerede bu 60%?

Tamamı 40% ye doluşmuşlar oradan diyorlar bunu.

Aynı hesap...

İslam aleminin tamamı aynı zırıltıyı tekrarlamakta...

...yani gidin sorun Suudi linin tekine...

...o da aynısını diyecektir:

-Gerçek İslam yaşanmıyor.

Bu şu demektir...bütün Müslümanlar hemfikirdir.

Bunu alın Hristiyana sorun, Musevi ye sorun aynılarını duyacaksınızdır.

Hayatlarında görmedikleri, duymadıkları, izlemedikleri bir şey için fikir yürütüyor sanki gerçeğinin ne olduğunu biliyorlarmış gibi mevcut YAŞANMIYOR demekteler.

Bir şeyin gerçeğini bilmek için onun hakkında bilgi sahibi olmak gerekmez mi?

Nereye ya da neye bakıp gerçeği bu demekteler?

Nedir bunun gerçeği hele bir anlatın da bilelim diye soruyorsun...

...mal mal yüzüne bakıyorlar.

Ya da başlıyorlar sallamaya...

Aha yan başlıkta brütüs yazıyor mesela.

:)

Gerçek İslam!

Ne demektir?

İslam ile ilgili tüm gerçeklerin algılanılması demektir.

Öyle ya...dinler insanlar olmasaydı var olur ya da yaşayabilirler miydi?

Dolayısı ile dinlerin gerçekliliğini tayin edenler insanlardır.

Bu durumda "GERÇEK İSLAM" denilen unsur İSLAM hakkında tüm gerçekliliğe vakıf olmak ve bunun farkında olunması demektir.

Gerçek İslam ın farkında olanlar zaten gereğini yapıyorlar ve zırva diyorlar.

Gerçek İslam ı yaşayanlar...

...onun zırvadan başka bir şey olmadığının farkında olanlardır.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş