Ben Bir Günah İşledim
Bugün penceremde vızıldayan bir şey gördüm. Baktım; bir arıydı bu. Camdan dışarı çıkmaya çalışıyor, ama bir türlü çıkış yolu bulamıyordu.
Kapalıydı pencere. Kim bilir, nasıl girmişti içeriye? Belki de pencerenin açık olduğu bir zamanda girmişti, şimdi ise çıkamıyordu.
Yardım etmek istedim. Açtım pencereyi, ama yine de arı aynı camda vızıldayıp duruyor, açtığım pencere kanadına gelmiyordu.
Göremiyor muydu yoksa? Bazen evdeki kedi bile atılan bir yiyeceği görmez de burnuna sokacak kadar yaklaştırırız ona.
Dayanamadı yüreğim camdaki arıya ve yardım etmeye karar verdim; hatta arının elimi sokmasını da göze alarak.
Parmağımın ucuyla açık pencereden tarafa ittirdim. Olmadı. Bir kez daha denedim. Sanki çıkmak istemez gibiydi. Üçüncü denememde, açık pencerenin önüne ittirebilmiştim; ancak sanırım ittirme sırasında parmağımın ucunda yaralanmış olmalı ki, arı uçamadı. Ve kanadı üzerinde yere çakılan bir helikopter gibi dönmeye başladı. Düzelteyim dedim, yine olmadı.
Biraz sonra da öldü.
İyilik yapmaya çalışmam onu öldürmüştü.
Özür diledim, pişman oldum; ancak iş işten geçmişti.
Ve sorguladım kendimi: İyilik yapmamalı mıydı? İyilik zannettiğim şey, onun için kötülük müydü?
Bununla ilgili değişik anılar canlandı gözümün önünde:
Bir tanesi şuydu:
Birkaç yıl önce küçük bir yerleşim yerinde arabamla ilerlerken, bir kuş geldi, arabama çarptı. Aynadan baktığımda kuş yerdeydi; ölmüştü besbelli. Yüreğim kanadı; ama ne yapabilirdim ki?
Beş dakika kadar sonra aynı yoldan geri dönmem gerekti. Dönüşte en azından o kuşu yerden kaldırayım diye düşündüm. Ama kuş yoktu. Sağa sola bakındım; ilerdeki bir kedinin ağzında gördüm.
Şimdi ben ne yapmıştım, bir kuşun ölümüne sebep olmuştum; ama öte yandan bir kedinin karnı doymuştu. Üzüntü ve mutluluğum birbirine karıştı.
Gözümün önünde canlanan bir diğer anımsa şuydu:
İlkokul birinci sınıfa gidiyordum. Teneffüse çıkmıştık. Tekrar ders zili çaldığında ilk önce ben girdim sınıfa. En ön sırada oturan bir kız öğrencinin kalemliği yere düşmüştü. Kalemliğin ağzı tam örtülmemiş olmalı ki birkaç bir şey de etrafa saçılmıştı. Eğilip onları yerden topladım. Tam yerine koyuyordum ki kalemliğin sahibi o kız öğrenci geldi. Beni o şekilde görünce “Sen benim kalemlerimi çalıyordun!” diye bağırmaya başladı.
O küçücük yaşımda, yaptığım iyiliğin karşılığında böyle bir suçlamayla karşılaşmak benim küçücük kalbimi çok yaralamıştı. Bu yaşımda bile ne zaman bir kalemlik görsem, hep bana bağıran o kız öğrenci gelir gözlerimin önüne.
Anlattığım yukarıdaki olay ve verdiğim iki örnek arasında elbette faklılıklar var; ama ortak yönler de var.
Hâlâ penceremin önünde cansız bir şekilde yatan arıya bakarken nedense bunları düşündüm. Anılar ve düşünceler birbirinin içine geçti.
Kısadan hisse diyerek bir yorumda bulunmak istemiyorum. Ama şuna ahdettim ki, bir daha pencerede vızıldayan hiçbir canlıyı kurtarmayacağım.
Bak şimdi, şimdi de pencereden kurtulmaya çalışın kuşlar geldi gözlerimin önüne. Onlar ne olacak peki?
Ne olursa olsunlar! Anlatmayacağım işte!
O arının ölüsü de orada kalsın!
- Kaplumbağa ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2116 defa okundu

Sibel Atasoy

Küçük yaşta yardım
Küçük yaşta yardım edeyim diye, yaşamış olduğunuz tramvanın sizi etkilemesine izin vermeden, hala yardım etmeye çalışmanız çok güzel..Arılarla ilgili olarak ben de ilginç bir şeyle karşılaştım; bir kaç hafta evvel tatildeyken çok büyük sayıda arının deniz kıyısında ölerek, karaya vurduklarını görmüştüm, bu beni çok şaşırttı ve nedenini de merak etmiştim, ölme zamanları gelmiş olabilir, sonbahar geldi belki sizin karşılaştığınız arı da ölmek istemiştir.. Bazen yapılan iyilik kişileri aşıyor belki de,kaldırabileceğinden fazlasını yüklüyoruz, ama bazen de ufacık bir yardımla, bir kişinin hayatı tamamen değişebiliyor. Kişiler hatta canlılar :) arası etkileşimin çok önemli olduğuna inanıyorum..
Bu arada benim de aklıma bir şey geldi, normalde tercih etmediğim bir yerde yürüme isteği duymuştum ve fazla yürümeden ufacık, gözleri mikroptan kapanmış, buna rağmen kendine doğru gelen bisikletleri kovalayarak oyun oynayan yaramaz bir kediciğe rastladım, çok küçüktü, o ekilde davranmaya devam ederse başına bir şey geleceği kesindi, petshop kabul etmeyince bir kaç gün için eve aldım, balkonda kalmasına rağmen bize alıştı,bir miktar besledik ve bahçesi müsait olan bir tanıdığa verdik, bizim ki gidince pireleri tüm evi sarmasın mı, böyle bir şey görmedim ben, kısa sürede her yeri istila ettiler, ilaçlamayla kurtulabildik ancak. Sonra bu kedicik bakılınca iyice güzelleşti ve oralarda oturan bir bayan onu evlat edindi :)
SEVGİLER
Yüreğimi Burktun Sevgili Kaplumbağa
Merhaba sevgili Kaplumbağa;
Öncelikle sizi canı gönülden tebrik ediyorum.Ve o yardıma uzanan elleri koşup yakalayıp öpmek istiyorum.Sizi sevgiyle kucaklıyorum lütfen hiç pes etmeden böyle devam edin.
Yüreğimi burkan kısma gelince haliniz bana kendimi anımsatıyor.Ne kadar da benziyoruz!Yazınızı okuyunca birşey boğazımda düğümlenip kaldı,hele çocukluk hikayeniz yokmu beni çok sarstı gözlerim dolu dolu oldu ve öylece kaldım ne zamandır beklenen ve birtürlü yağmayan yağmurlar gibi düşmedi gitti gözlerimden inciler(bu aralar artık biraz tükendi ve yoruldu,sanırım biraz mecalim kalmadı).
LÜTFEN HEP BÖYLE KALIN SEVGİLİ KAPLUMBAĞA(sevgili Erol Evgin öyle der çok severim kendisini)
BÜTÜN YARDIMA UZANAN ELLERİ,KÖTÜLÜĞE SEYİRCİ KALMAYAN GÖZLERİ,SIMSICAK MERHAMET DOLU YÜREKLERİ,YARDIMA KOŞAN AYAKLARI BURDAN ÖPÜYORUM VE BAŞIMIN TACISINIZ DİYORUM!
NOT=Lütfen herkes birbirine daha çok yardım etsin.Eğer herkes birbirine yardım etse Dünyada ne fakir kalır,ne evsiz,nede kimsesiz.
BİR GARİP YOLCUYUZ HAYAT YOLUNDA KİMİMİZ VAR BİZDEN BAŞKA!
Sevgiyle kalın sevgili Kaplumbağa;
Burdan hepinize sesleniyorum sizin aracılığınızla sevgili Kaplumbağa ve Sonsuz Us aracılığıyla hadi hep bir olalım ve birbirimize(yardıma ihtiyacı olanlara)yardım eli uzatalım.Ben canı gönülden varım ve inanıyorumki sizlerde varsınız buna!!!
Merhaba shamanichealing
Merhaba shamanichealing, bir süre yoktunuz galiba, sizi yeniden görmek güzel :) Daha evvel misafir olarak takip ediyordum siteyi, sonunda bir ismim oldu.. Pozitif kişiliğiniz ve güçlü çağrılarınızla varlığınızı hissettiriyorsunuz.
SEVGİLER
Al Bano Düştü Aklıma.....Hoş Geldiniz Sevgili Felicita
Hoşgeldiniz sevgili Felicita:
Aklıma Al Banonun Felicita şarkısı düştü nickinizi görünce.Ve üst üste dinledim sabahleyin Al Bano'yu çok sevdiğim bir parçadır.Coşkulu,lirik,çok güzel bir parça,şahane bir yorum ve şahane bir ses.
Sonsuz sevginin ışığı içinize dolsun sevgili Felicita bahar gibi estiniz.
A evet bir tatil molası verdim kendime ve Egeye gidip ruhumun bana yetişmesini bekledim.Sanırım yetişti yeniden tazelenmiş hissediyorum ve burnumda Ege tütüyor.Yeşil kadife dokulu dağlar,turkuaz deniz,mavi gök,melissa kokulu akşamlar,turunç kokulu kahvaltılar,deniz kokan akşam yemekleri,karetta karettaların ayak izleri,dumanı üstünde lavaş ekmeği,zamanın durduğu Türkiye'nin incisi Ege'de daha neler neler.....
Henüz Ege kokuyor içim dışım.Aşığım Egeye aşığım!Neyse bu kadar anlatı ve ballandırma yeter sanırım!Yeterince canınızı çektirdim umarım kesinlikle karış karış gezilmeli çünkü;her köşesi ayrı bir cennet.Bana sorarsanız gezmekten çok Ege'ye demir atmalı ve yaşamalı sadece yaşamalı!
Sevgi dolu içten yorumunuz için size sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum ve sizi sevgiyle selamlıyorum Felicita.
Sonsuz sevgiyle kalın
Arı maya
Bu yılın ünlü sözü;kitabı mukaddesin bir ayeti "Herşey zıddıyle bilinir".
Hala anlıyamadığım hayatın küçük sırlarını bir yerde,herhangi bir yazıda okumakta güzel.
Ve anlamış gibi yorum yapmamda güzel.
Belki biraz düşünsem,belki bulurum.
Ama çok düşünmek ele vermiyor ayrıntıyı.
Okuduklarım sadece sevdiğim bir çizgi film kahramanını hatırlattı;ARI MAYA.
Sonunda ölen arı maya.
Daha çok şeyi hafızamda canlandırmak isterdim
Ama dikkatsizliğimin boyu devrilsin.
Tek bulduğum şey;arı maya.
Teşekkür ederim
Teşekkür ederim sıcak karşılamanız için. Bir kaç hafta evvel güzel Ege'deydim ben de. Size kesinlikle katılıyorum, yemyeşil ormanlarıyla, koylarında yeşilin denize vurmasıyla mavinin değişik tonlarıyla (hele o Turkuaz yok mu..), dağlardan gelen çaylarıyla,(çay başında köy kahvaltısı da ne güzel olur) keşfedilesi çok yer var bakir doğasını koruyan.. Ne şanslıyız diye düşündüm böylesi güzelliklerle dolu bir ülkede, arabaya atlasan, bir saat içinde birbirinden farklı bir çok yer görmek mümkün. Oralardan ayrılmak istemedim ben de.. Sahil boyunca çok sayıda ölmüş olan arıları da orada gördüm. Biraz ürkütücüydü ama nedenini anlamadım..
Bu arada felicita mutluluk demekmiş. Hepimize sonsuz mutluluk dileklerimle..
Sevgili felicita;
Sevgili felicita;
Daha sizin yorumunuzu okuyup bitirmeden anlamıştım sizin yazılarımı okuyan "misafir" olduğunuzu. Bir de yorumlarınızn sonundaki imzanızdan tanıdım sizi. İmzanız; büyük haflerle "SEVGİLER"di.
Ne güzel insanın böyle bir imzası olması! Bir başka sitedeki bir arkaş da yorum ve e-postalarını hep "sevgimle kal" ile bitirirdi.
Felicita... adı mutluluk olmasına rağmen bu da her zaman bir hüznü çağrıştırıyor bende. Niye ayrıldı ki Al Bano, Romina Power'dan? Hadi biz ayrılabilirdik; ama onların ayrılmaya hakkı var mıydı? Ya da... Onlar da ayrılıyorlarsa eğer, mutluluk ne kadar gerçekti?
Anladığım kadarıyla sevgili shaman da, siz de tatildeymişsiniz.
Umarım iyi bir tatil yaşamışsınızdır.
Ben de Ramazan'ın başından bu ya yayladaydım, biraz önce geldim. Orada internet yoktu, özellikle de almamıştım; bu yüzden yorumlarınızı da ancak okuyabildim. Şimdiki duygularımı da yazmak için biraz geciktim bundan dolayı. Ama sevgi dolu yüreklerinizin bağışlayacağını da adım gibi biliyorum.
Sizleri seviyorum.
Hangi Yayla?
Merhaba Sevgili Kaplumbağa;
Nerelerdeydiniz?Yazınızda yaylayı görünce yüreğim pır pır etti.Ne güzel olur şu yaylalar mis gibi püfür püfür.Benim için yaylalar köylerin terasıdır.O buram buram yaz sıcağından bunalıp efil efil esintili yaylalarda,kekik kokularının eşliğinde şahane bir yaşam.
Hele Karadeniz yaylalarına aşığım.Nasıl bir güzelliktir o.Hele bir de Ayder yaylası yok mu(çok görmek istiyorum inşallah seneye) hayran oluyorum oraya.Ahhhh ahhhhh!!!!!Şimdi oralarda olmak vardı!!!!
Ama Ege'nin yaylalarına da bitiyorum.Kekik kokuları,dağların doruklarına koşarak tırmanan güçlü çam ağaçları,maviyi yırtan kadife yumuşaklığındaki yeşil,heryerde görebileceğiniz yaramaz keçiler,dallarından bal damlayan boynuz ağaçları(keçi boynuzu Egede boynuz derler),dumanı üstünde köy ekmeği,buram buram süt kokan terayağı,nefis keçi peyniri...........
Ahhhhh ahhhhhhh işte böyle.Kalbim Ege'de kaldı!!!!!!
Sevgiyle kalın.
Zeytinyağına kekiği katıp ekmeği öyle banmalı.
Sevgili shaman; ben Mersin'liyim, bu yüzden de Mersin'in bir yaylasındaydım; Torosların yüksek dağlarından birinin eteklerinde...
Ama yazılarımda sık sık ülkenin değişik yerlerinden seslenirim; çünkü bir tarafım Evliya Çelebi'dir. Sanırım önümüzdeki ay da İstanbul'dan yazacağım; bir süre orada işim var çünkü.
Yayla deyince niye kekik kokularına takılır kalırız bilmem ki? Nedir ondaki cazibe? Sahiller zeytinlerle güzelken, dağlar da güzelliğini kekiklerden mi alır?
Geçen yıl arabamla yağmurlu bir günde yine bir dağ yolunda seyrederken arabam kaydı ve uçurumun kenarında durabildi ancak. Tekerin biri havada, üflesen uçuruma yuvarlanacak şekildeydi. Kendimi arabadan dışarı atarken burnuma keskin bir kekik kokusu geldi. Sanki yaptığım kazayı unutmuş gibi o kokunun nereden geldiğini düşünmeye başladım. Ve o ne güzel kokuydu öyle! Yoksa o uçurumun eşiğinde beni o mu tutmuştu? Sanki o koku üzülmemi istemedi benden; "korkma, her şey yolunda" dedi. Sığındım o kokuya...
Çağırdığım vinç operatörü "Sen n'apmışsın; mahvolmuş araba!" demesine rağmen arabayı çıkarttığımızda hem o adam hem de ben çok şaşırmıştım; çünkü arabaya hiç bir şey olmamıştı; çalıştırıp yoluma devam ettim.
Sanırım araba kayarken yol kenarındaki kekikleri ezmişti, o keskin koku da oradan geliyordu.
Ekmeğimi bandırdığım zeytinyağına eskiden bu yana kekik serpiştirirdim; ama kekik sadece sofrada değil, her yerde karşıma çıkıyor işte böyle. Yeter ki yolumuzu doğadan çevirmeyelim.
İstanbul
İstanbul'a geldiğinizde mutlaka haberimiz olsun sn. Kaplumbağa. O zamanlara belki sitemizde ki müdavimler arası bir toplantı planlarız ve oturup sohbet etme şansını elde ederiz.
Sevgili sonsuz;
Sevgili sonsuz; bu inceliğiniz için çok teşekkür ederim. Doğrusu duygulandım da...
Düşündüğünüz şekilde bir tanışmayı ben de çok isterim.
Sevgimdesiniz...
sevgili kaplumbağa
Evet sevgili kaplumbağa, ilk yorumlarından birinde biraz kızmıştınız bana neden bir isim alıp, yazmadığım için, anlaşılmak için böyle bir imza geliştirdim ben de :)Grupla ilgili pek bilgim yok ancak bazen istenmeyen ayrılıklar oluyor,bir parça kopup gidiyor ama yapacak bir şey olamıyor hayat karşısında. Biraz hüzün her zaman var, mutluluksa herkes için dileğim..
Torosların ihtişamını ve yaylalarını bilirim, annem Adana'lı olduğundan küçükken giderdik.. Bambaşka bir dünyaydı orası benim için, evin önünden geçen dereden gelen kurbağa seslerine bayılırdım, bazen ufak yılanlar görür yakalamaya çalışırdık..Bir kere ağaçta bukalemun gördüm diye, hep gözetlerdim yeniden görebilmek için..Sanırım Mersin'e bağlı olan Çamlıyayla'ya da gitmiştik,ağaçlar arasında modern yapılar çok hoşuma gitmişti. Ama uzun zaman oldu oralara gitmeyeli, oralarda doğayla içiçe yaşayabildiğiniz için çok şanslısınız.. Akdeniz de ayrı güzeldir, Ege sanki daha iç içe, bir saat arabayla yol alarak bir çok farklı yer görebilirsiniz; Akdeniz gözümde daha geniş, daha büyük canlanıyor,Toroslarıyla, uçsuz bucaksız yollarıyla, yani orada bir yere ulaşmak için biraz daha uzun yol almanız gerekir; bizim yaylanın yolunu, dağlara tırmandığımızı hatırlıyorum, hatta korkardım o yoldan; ama ulaştığınızda da tüm güzelliğiyle karşılar sizleri..
Sevgili shamanichealing'in dediği gibi dumanı üzerinde lavaş ekmeği canım çekti şimdi, o zamanlar Adana'ya varmadan yol üzerinde Pelit diye bir yer vardı, seyahat edenlere kocaman lavaşlarıyla ziyafet sunardı, oraya uğramaddan geçmezdik, hala duruyor mu bilmiyorum ama yıllar geçmiş adını unutamamışım :)
Yayladan döndüğünüze göre, yazılarınızı daha sık okuyabiliriz diye umuyorum..
SEVGİLER
sevgili sonsuz
Görüşme demişken, daha evvel sanırım 4 Temmuzda planlana buluşma gerçekleştimi? Bu konuda daha sonra hiç konuşulmadı, ya da ben rastlamadım bilmiyorum, merak ettim.. O buluşmaya gelmeyi istemiştim ama olmamıştı. Yeniden böyle bir şey yapılırsa, çok güzel olur diye düşünüyorum..
İlginiz için ve böyle bir site kurduğunuz için teşekkürler..
Sevgili felicita;
Sevgili felicita;
Toroslar deyince kopup gitmişsizniz... Ama nasıl unutur ki insan buraları?
Pelit Tesislerinin durup durmadığını sorduğunuza göre buralara epeydir gelmiyorsunuz demektir. Orası elbette duruyor. Umarım hemen üstündeki Hayat Su'nun kaynağı olan Şekerpınarı'nı da hatırlıyorsunuzdur. Gerçi şimdi orası da otoban oldu; artık Mersin'den, ya da Adana'dan otobana girenler Pozantı'nın hemen kıyısından geçerek artık Ulukışla yol ayırımına kadar gidebilmektedirler. Hedef o otobanın Ankara'ya kadar varması imiş.
Adanalıların yaylası Tekir'dir; Çamlıyayla'dan daha yukarıda; umarım oralar da hatırınızdadır.
Sevgili sonsuz'un da arzu ettiği gibi inşallah İstanbul'a geldiğim zaman bir toplantıda buluştuğumuzda bunları daha ayrıntılı konuşabiliriz.
Sevgi ile kalınız...
Evet
Ben teşekkür ederim sevgili felicita. 4 Temmuz'da buluşmuştuk ve çok güzel geçmişti. Kaplumbağa'nın gelmesiyle birlikte yeni bir organizasyon planlarız yine. Güzel olacağından eminim. Haberleşiriz.
görüşmek dileğiyle..
Görüşmeyi diliyorum..Yanlız bu gün kendimden şüphe ettim. Dün akşam Don Quijote'un şiirine yorumda bulundum,şiirlerinde dikkatimi çeken bir şeydi, sevdiğinin gidişi ve merak ettim, bu kadar sevmesine rağmen neden bu gidişe izin veriyordu,gerçekten merak etmiştim, bir erkeğin gözüyle nasıl bir şeydir bu diye; bugün öğlen ara ara hiç bir şey yok, öyle bir üye de yok. Neyseki sonsuz bir açıklamada bulunmuş, teşekkürler..
ne yapsın
ne yapsın,bacağından zincirle bağlasın mı?bir erkek yapması gerekeni yapar,daha fazlasını değil.daha fazlası erkeklik değil aptallıktır.
Tabii ki gitmek isteyen,
Tabii ki gitmek isteyen, gidecektir. Ben daha farklı bir şeyler sezinlemiştim, bazen insan göz göre göre yok eder ya bir şeyleri ya da şartların insanların ayrılığı gerektirdiğine inanılır, öyle bir durum olabileceğini düşündüm ben. Ve kendisi de bir bakıma bunu doğrulayarak '..ona verebilecek söz,karsılıgını bulabilecek bir sey bırakmadım o kiside..suan bile yazdıgım siirler yada yaptıgım seyler onun gözünde kalan son parcalarımı bitiriyor' şeklinde bir ifadede bulunmuş.Bunun içinde kızdım bu izin verişe.. Yoksa gitmek isteyen gider, zaten ortada böyle bir istek varsa her şey büyük ölçüde bitmiştir diye düşünüyorum. Yoksa kadın erkek kimsenin zincirlenmesi taraftarı falan değilim sevgili deli :)
Ya da sevgili xenix'in zannettiği üzere sahip-köle tarzı bir ilişki taraftarı da değilim..
SEVGİLER
sevgili kaplumbağa kızmaz umarım :)
Bu arada sevgili kaplumbağa sayfasında yorum yapmamıza umarım kızmamıştır,ancak kendisinin de yazılarında sevgi,aşk,ayrılık gibi konuları ele alması ve çok da güzel anlatması sebebiyle dile getirmek istedim düşüncelerimi belki de..
SEVGİLER
Bizim onun gidişine izin vermemizin nedeni...
Siz rahat olun felicita; kapımız Mevlâna kapısıdır; soframız Halil İbrahim sofrası; herkese açıktır.
Bu arada;
"...sevdiğinin gidişi ve merak ettim, bu kadar sevmesine rağmen neden bu gidişe izin veriyordu."
Dün bunun üzerine yazmak istemiş, ama vazgeçmiştim. Ancak siz bu merakınızın peşini bırakmadığınız için bir kaç söz de ben söylemeden geçmeyeyim dedim. Malum; bunun en iyi cevabını terk edilenler bilir; damdan düşünenin halini de ancak damdan düşenlerin anladığı gibi...
Terk edilişin nedeni veya bizim onun gidişine izin vermemizin nedeni elimizden başka bir şeyin gelmemesi ve olayı akışına, doğasına bırakarak kabullenmekten geçer.
Yıllar önce bana gelen sevgilim;
"- Sende her gün keşfedecek yeni bir şeyler buluyorum" demişti. İnsan ruhunu ne kadar da okşayıcı bir sözdü bu. Ama içinde bir de uyarı vardı:
“- Peki bir gün keşfedilecek bir şey kalmazsa bende? N’olacak o zaman?” Elbette gidecekti değil mi? Çünkü o bir keşifçi, bir kâşif idi.
“- Sen öyle biri değilsin. Sen uçsuz bucaksız bir dünya gibisin; ilerledikçe ve her geçen gün keşfedilecek yeni yönlerin ortaya çıkacaktır.”
Güzel bir cevaptı; ruhum biraz daha okşanmıştı. Ancak o tehdit asla kaybolmamış, sadece kamufle olmuştu. Ben de üzerinde durmamış, mutluluğumu gölgelemesine izin vermemiştim.
O sevgili beni terk edip gittiğinde de bu yüzden şaşırmamıştım. Keşfedilecek şeyler bitmişti bende. Aslında acele etmese ve açgözlülük yapmasaydı yeni keşifler gerçekten bitmezdi; çünkü birlikte yeni keşiflere çıkılırdı; sabredilseydi eğer, sonbaharın ve kışın ardından yeni baharlar elbette gelecekti. Ama güzelliğine ve peşinde dolaşan erkeklere aldanarak sonbaharın ve kışın geçmesini o hiç beklemeye niyetli değildi. Başka baharlara, başka keşiflere uçmuştu.
Beni şaşırtan ve bana koyan ise gittiği insanın beş para yapmaz biri olmasıydı. Bunu kıskançlık duygusuyla söylemiyorum; çünkü kendisi de söylemişti “o insanla kendini kıyaslama, o insan senin tırnağın bile olmaz” diye.
“- Madem öyle de niye gittin o insana?” diye sorduğumda ise asla bunun cevabını alamamıştım.
Ve yıllar boyunca bu sorunun cevabını aradım ben. Bir insan niye mükemmel bir eşi/sevgilisi varken bir başkasına gitme ihtiyacı duyar? Bu soruyu cevaplamak üzere, henüz yayınlatamamış olsam da bir kitap yazdım ben. Kitap yazacak kadar kafa yordum ben. Ve o insan bana yaşattığı güzel yılların acısını beni bu soruyla baş başa bırakarak yıllarca çektirdi. Yazdığım kitapta buldum o sorunun cevabını; ama geçmişti Bor’un pazarı.
Eğer bir insan, birlikte olduğu insanı bırakıp da daha mükemmel birine giderse, bunu anlayabilir ve kabullenebilirim ve hatta hak da verebilirim; ancak benim yaşadığım gibi bir şey, uğruna terk edildiğim insan beş para yapmaz biri olduğu zaman… İnsanı öldüren ve filozof/yazar (!) yapan da budur işte!
“'..ona verebilecek söz,karsılıgını bulabilecek bir sey bırakmadım o kiside..suan bile yazdıgım siirler yada yaptıgım seyler onun gözünde kalan son parcalarımı bitiriyor” diyorsun. O kişi en iyisini yapıyor. Sevgilisi tarafından terk edilmeden o terk ediyor onu, uzaklaştırıyor kendisinden. Pınarın suyu bitmişse eğer, kim gelir çeşmeye? Adam bunu biliyor ve görüyor.
Bazı kapılar açtım size burada felicita; o kapılardan girip de ilerlerseniz kafanızdaki soruların cevabını daha iyi bulabilirsiniz. Aksi takdirde o kitabımın/romanımın yayınlanacağı günü beklemelisiniz.
kitabınızı en kısa zamanda bekliyoruz
Çok teşekkür ederim içten yazışınız için, kapıları görüyor gibiyim :)ama kitabı da zamanı geldiğinde (umarım kısa zamanda çıkar) okumayı çok isterim, sizin için yazması belki yaşattığı duygular açısından ızdırap verici olabilir ancak bizim için okumasının çok keyifli olacağından kuşkum yok..
Güzel bir ilişki bu şekilde bir ayrılışla, sevgilinin bir başkasına gidişi ile sonlanınca insan bir tramva geçirir ve daha sonra birine güvenmek ne zor olur, diye düşündüm okurken.Zaman içinde değişiyoruz ve gitmek istenilen yollar farklı olduğunda birlikte yaşamak doyum sağlamayabilir,ayrılıklar olabilir ki bu bile ne acı verir..Belki bazen de bu acıdan korkumuzdan gidemeyiz bir yere, belki biz yapamadığımızdan karşımızdaki kişinin bunu yapması için ortam hazırlarız..
SEVGİLER
giden varsa kalan varsa
giden varsa,kalan varsa aşk yok demektir.sen varsa,ben varsa aşk yok demektir.kim daha çok seviyor,kim daha çok özlüyor,kim daha çok fedakarlık yapıyor gibi ticari hesaplar varsa,hak edişler düşünülüyorsa aşk yok demektir.insan aşıkken şiir yazmaz,şiirin kendisi olur.
bütün yazdıklarınız gururunuza,kendinize olan düşkünlüğünüzden.gittiği adam beş para etmezmiş.ee tabii sen insanların ederini paraya çevirirsin çok bile durmuş senin yanında diyeceğim ama kişisel algılama lütfen.ya da algılayabilirsin.ama algılasanda algılamasanda seni paraya çevirmicem ve kaç para ettiğini hesaplamicam.
Deliliğin hakkını ver!
Sevgili deli;
Deliliğin hakkını vermeni öneririm sana; herkes deli olamaz çünkü.
Keşke dişe dokunur bir şey yazsaydın da istifade etseydik. Bu kuru gürültüden hiç bir şey anlaşılmıyor çünkü.
Sana daha sakin olmanı ve noktalamaları yerli yerinde yapılmış güzel cümleler kurmanı tavsiye ediyorum.
Deli olmak :)
Sevgili kaplumbağa , deli olmak kolay da bilge olmak zor. Deliliğin arkasına sığınan her kişi, bilge olamıyor. Zaten bilge olabilen, hiç değilse arada sırada bilgece sözler eden ve tabiki bilgece davranabilenler deliliğe özenmiyor. Haa, aklıma bir hocamın delilikle ilgili bir sözü geldi:
"Deli sevilir, densiz sevilmez" .
Aman sevgili deli nickli arkadaşım, yazdıklarım seninle ilgili değil . Delilik üstüne aklıma gelenleri paylaştım. Yani.. dellenme ;))
mükellef degil
deli-ler mükellef degil
bilge "deli" degil yani mükellef
ne demis M.A.Ersoy;
bilenle bilmneyen bir olur mu
olmaz tabii
biri insan digeri hayvan..
elciye zeval yok..
slm.
kaplumbağa, bazı şeyleri
kaplumbağa, bazı şeyleri anlamak daha zordur. o yüzden bu anlaşılması daha güç olan şeyler çoğunluk tarafından kuru gürültü sanılabilir. misal, delinin yazdıkları bana çok anlamlı gelmesine rağmen sana kuru gürültü gibi gelmiş.
bu arada insanlar arasındaki değerlilik mukayesesinde kullandığın ölçü bana pek bilimsel gelmedi. kız senin için de o adama "o senin tırnağın olamaz" demiş olabilir. aynı şeyi ikinize de söylediyse kimin beş para etmez olduğunu nasıl anlardın? bu ölçü işi önemli, ilerde seni terk edecek kişilerin senden daha mükemmel birilerine mi yoksa beş para etmez birilerine mi gittiğini anlamanın daha bilimsel, daha kesin bir ölçütünü bulman işini epey kolaylaştırır. böylece ne zaman durumu kabullenip ne zaman yazar olacağın işine bir standart getirmiş olursun. takdir edersin ki seni beş para etmez biri için terk eden birinin sözlerine güvenmemiz beklenemez. ölçüye daha kesin, daha güvenilir, daha bilimsel bir çözüm bulduğunda değerli sonsuz us üyeleriyle paylaşırsın.
Bence, bilgeliğin hakkını
Bence, bilgeliğin hakkını vermiş ve çok önemli bir noktaya değimiş.ixtlan ve delinin yorumlarına katılıyorum.
insanların ederini paraya çevirme ölçütleriniz nelerdir?
ve ne kadar adilce?
Sevgili Camael ve ixtlan;
Sevgili Camael ve ixtlan; sizin bu şekilde sakin tepkilerinizi anlayışla karşılıyorum. Ancak deli arkadaşımızın fevri çıkışı belki de haklı sözlerini gölgelemiştir. Yoksa en yanlış düşüncelerin içerisinde bile doğrunun kırıntıları vardır mutlaka. Keşke fevri çıkışı yerine söylediklerini daha açıklayıcı anlatsaydı.
"beş para etmez" demek edebi anlamda birine değer biçmek değildir asla; o bir deyimdir.
Yine de sizlere kendimi anlatmam ve bahsettiğim konuya tamamen bir açıklama getirmem elbette burada mümkün değildir. Öyle olmuş olsa dört yüz sayfalık bir kitap çıkmazdı ortaya. deli arkadaşımızın sözlerinin arkasında durarak bana yönelttiğiniz sorulardan çok daha fazlasının cevabı var o çalışmamda. Yoksa aşağıya kopyalasam mı hepsini. :)
bu lafı
Bu lafı ben de kullandım bir süre önce. Ağzımdan çıktıktan hemen sonra da pişman oldum söylediğime çünkü benim kulağıma dahi çok çirkin gelmişti. Ama çok yoğun duygusal bir anımda çıkmıştı ağzımdan, bu lafı kullanma kriterim ise söz konusu kişinin bulunduğu konumunu kullanarak, o konumdaki bir insana yakışmayacak şekilde çok haksız ve kırıcı bir davranışıydı (daha sonra bir başkasına daha böyle davrandığına şahit oldum ve ben utandım onun adına),nasıl hissettiğimi anlatmak çok zor ama ciddi kötü oldum ve haksızlığa uğramış hissettim kendimi, ayrıca bunun bağlantısı olabilecek diğer ikiyüzlü davranışlarının etkisiydi bunu çok yakınımla paylaşırken bana söylettiren.Üzgünüm..
Arabam(ferrari) yolda
Arabam(ferrari) yolda bozulmuştu, gezgin serseri ruhum arabamın kırmızı boyasından daha farklı değildi. İlerdeki ağacın altında Monte Carlo manzarasına nazır sakız çiğnemeye karar verdim. Kadınım.....Kadınımın da şemsiyesi bozulmuştu...Peki ya ben? evde bıraktığım çiçeğime su vermiş miydim? Geçen yıl bu zamanlar kadınımın yaptığı çilek reçelini yiyordum.Laf aramızda şekeri fazla kaçmıştı.Küsüp annesine gitmesi yazar ruhumu tetiklemişti.
(...)399buçuk sayfa sonra tüm DNR'larda.
Keşke dişe dokunur bir
Keşke dişe dokunur bir şey yazsaydın da istifade etseydik diyebiliyor ve
Dayanamadı yüreğim camdaki arıya ve yardım etmeye karar verdim; hatta arının elimi sokmasını da göze alarak.
Parmağımın ucuyla açık pencereden tarafa ittirdim. Olmadı. Bir kez daha denedim. Sanki çıkmak istemez gibiydi. Üçüncü denememde, açık pencerenin önüne ittirebilmiştim; ancak sanırım ittirme sırasında parmağımın ucunda yaralanmış olmalı ki, arı uçamadı. Ve kanadı üzerinde yere çakılan bir helikopter gibi dönmeye başladı. Düzelteyim dedim, yine olmadı.
Biraz sonra da öldü.
yazabiliyorsunuz..Aklınızda olsun ben bu işler için arı, kelebek vs. türlü narin incecik kanatlı yaratığı kurtarmak için şaldan, fulardan ya da tülden bir ağ yapıp onları doğru gitmek istedikleri yere uçuruyorum. Parmağımın ucunu, bir kalemin ucunu kullanmıyorum mesela...Söylemek istediğim şu..bir duruma (sevgili olmanıza, eş olmanıza, yazar olmanıza vs.) ait kavramları yordamadan önce belki biraz "tekniğiniz, metodunuz" üzerinde çalışmalı...Bize "acaba?" diye ve "miş'li" geçmiş zamanda sormadan önce...
slm
merhaba.gidisim hakkında elestiriyi kaldıramadıgım yazılmıs.oyle birsey yok.ben yazdıklarımda yasadıgım yada gozlemledigim duyguları paylasmıstım.vede o ilk hali ile.vede benim gibi yaşayanlar yada yasamıslar yada benim gibi gözlemlemislerin var olup olmadıgını merak edip burada paylasmıstım.o yuzden cok kere kabul ettigim imla hatlarını tekrar yorum yapılması vede benim dikkate almadıgımı vede onemsemedigimi bilerek hala yorum yapılması.hep konunun dagılmasını hemde gereksiz yapmak istedigimiz tualde lekelere sebep verdigi icin sildim.ben eger sair gibi yayınlamak isteseydim adımla yayınlardım vede burası dısında baska alanlardada cabalardım.ama amacım o degildi.vede benim gibi düsünenler anlamıstır.cunku ben kalple dusunuyorum...
ben don quijote..
yıne arada facede yazıyorum.bens1905@hotmail.com
gonül dostlarına herzaman kapım acıktır..kalbiniz rehberiniz olması dilegıyle
Sorun imlalar değildi ki...
İmla muhabbeti, sen bu yazıları, yazarlığını geliştirmek adına yazmanı söyledikten sonra çıktı. Kaldı ki buradaki insanlar senin yaşadıklarının çok daha fazlalarını yaşamış olabilirler. Sen sana yazılanları okumak yerine, bozulup gitmeyi tercih ettin. Gerçi tercihlere saygılıyız.
hala hala anlamıyorsunuz--ben don quijote
yasadıklarım bitti gitti.vede zamanında yazdıgım yazıları yada bulup begendigim yazıları paylastım.vede merak ettim ben gibi düsünenler varmı ne yapmıslar vb dusuncelerini ögrenmek.vede yazar olmak ıcın once hıssetmek sonra yazıya dokmek gerekiyor.
ask bir visne ic ic kisne bunu ımla ile yazsan nolur ki?? anlamsız olduktan sonra.benim amacım yazı yazma yetenegimi gelistirmekti.yanı aklımdakileri farklı sekilde kagıda dokmek.bunun ıcın ugrasıyordum.yoksa imla daha sonra gelir.
birseyleri okuyorsunuz paylasıyorsunuz.kitap gibi konusuyorsunuz.ama hic kendiniz üretmiyorsunuz.aristo sunu demis farabi bunu demis peki sen ne diyorsun??
ben bunu diyorum diyen oldumu.ustune geliyorsunuz.vede düsünürlerin sozlerini o kadar cok okuyup ezberleyip üzerinize alıyorsunuzki.bazen kendini soylemis gibi oluyorsunuz.
yazarlık ıcım ımla sartmıs.bunu kim demis??bana gore sart degil o kadar sacma sarkı sozu kitap varken vede benim yazdıklarımda sacmalıklar varken imlalı olsa ne yazar.once üretmeyi ogrenmek gerekiyor.üretilenleri tuketmeyi degil.hala yıllar oncesi yazılanları dusunulenleri aktarıp tartısıp duruyorsunuz.hic üstüne koydunuzmu.yada bu bunu demis ama bana gore bu boyle deme cesaretinde bulundunuzmu.o yuzden üretme cabasında olanları sacmalasalar dahi izin verin.en azından birilerin dediklerini degil kendi izlerini bırakmaya calısıyorlar.
Ne Arabisi
Ne Arabi'si Farabi'si? Herkes kendi yorumlarını, kendi düşüncelerini, kendi yorumlarını yazmıştı sizin konularınıza. Siz ne yaptınız? Üretilen o kadar düşünceyi kendinizce saçma veya saldırgan bulup sildiniz, tükettiniz...
Önce yaptıklarınızın bilincinde ve sorumluluğunda olun. Aşkınızın ve yazılarınızın arkasında durabilecek güçte olun. Her şeye alınganlık göstermeyin.
Konu çok kişiselleşti. Tercihlere her zaman saygım vardır. Bu tercihiniz başkalarının ürettiklerini yok etse bile. Yanlış anlamayın size karşı kişisel bir karşı duruşum yok. Sadece sitenin değerli yazarlarının yorumlarını kalıcı olarak silmenize tepki gösteriyorum.
yorumlar
Yazdıklarınızı ilgi çekici bulmuştum ben ve sorular cevabını gerçekten merak ettiğim içindi..Diğer eleştiriler içinse şöyle düşünebilirdiniz, bir şekilde yazdıklarınız ilgi çekmiş ki insanlar yorum yapma ihtiyacı duymuşlar; ama öyle ama böyle..Bazıları oldukça sert bir dille yazılmış olabilir ama eleştiri eleştiridir, insan böylece kendini dışardan görme şansı bulabilir, belki zaman içinde kendisi de hak verir bu düşüncelere ve bir değişim başlatabilir.
Sevgiler
ben don quijote
sızın merak ettiklerinizin tek cevabı...birini sevmekten ote cok deger vermek..o arada sevmeyi unutup onu surekli korumaya uzulmemesine cabalamak o arada da onu sevgisiz bırakmak...
vede ben mi?kendisininde bildigi gibi agzından sevgi sozcugunu ask sozcugunu bu yasına kadar o harıcınde bırıne soylememıs bırı olarak o kısıyede ılk baslarda dahı soylememıs bırı olarak artık ınsanlara guvensızlık vede hayatta tek ınandıgı ınsanında sevgisinin bitmesini gordukten sonra hayata ve insanlara daha sert biri olması..ama buna ragmen hala ask denildiginde o kisiyiyı hatırlayan birisi kaldı geriye..
elestiri kısmında ise ben tekrar diyorum..ben soyledim yazım hatalarına olan elestiriyi takmadıgımı ama ona ragmen yazılması sacmalık..
Yeni yorum gönder