Arap Zihniyetiyle Bakışa hayır..
Asyalıydı atalarım, Türktü, Oğuz boylarından, cepni idiler, göçebe yaşarlardı.. Güçlüydeler, savaşçıydılar, kültürlüydüler.. Eşitlik vardı..kadınlarımız ön planda idiler.. Kapatılmadılar, arka plana itilmediler. Düşünceleri, varlıkları değerliydi..
Ve zaman geçti.. göç eyledik, Karadeniz sahillerini yurt eyledik.. Gün geldi devran değişti.. Müslüman olduk..olmamız istendi..Hatta evvelinden bu amaçla tarihteki en büyük Türk kayıpları verilmişti.. Müslüman olduk olmasınada biz Türktük. Ananelerimiz vardı, inancımız vardı, cemimiz vardı.. Araplardan sadece dini aldık..almalıydık. Arap zihniyetini, arap kültürünü, arap cehaletini istemiyorduk.. Buna direndik.. Alevi dediler, Kızılbaş dediler.. bilemedilerki en katışıksız Türk Kızılbaşlardır.. Osmanlı baştan alevi idi.. sorun yoktu.. Ama halkı din sömürüsüyle yönetmek çok kolay ki.. değişim başladı.. Sünnileşme başladı.. Kur an amaca göre yorumlanır oldu.. Özünü bırakmayan, kültürüne sahip çıkan, zulme direnen aleviler katledildi, asimile edildi.. yakıldı, yıkıldı, kesildi.. Ama sonu gelmedi, gelmeyecektide.. Benim atalarım Trabzon’da, Gresun’da yaşarken kocaman Osmanlı ordusuyla dağıtıldı.. dağlara kaçtık… göçebe yaşadık.. gün geldi dağ başlarında toplandık.. köyler kurduk kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde..daha yakın zamanlarda inmeye başladık merkezlere.. Ama her şeye rağmen özümüzü, Şamanizm geleneklerini unutmadık.. Bilirmisiniz bizim köyde hala çoğu kelimelerimiz aynen özelliklerini koruyor. Ölen gençlerimize özel eşyalarını, elbidelerini bağlar bayrak yapıp mezarına dikeriz.. 29 Şubatta posttan kıyafetler yapar, kelekler takar sabaha kadar ev ev dolanıp oyunlar oynarız..Düğünlerde düğünü sevk ve idare eden, damadın yanında bulunan baş buğ diye çağrılır.. Ama sözüm ona gerçek Türk olduğunu söyleyenler yıllarca aleviyiz diye, kökümüze sahip çıkıyoruz diye bizi dışladılar, vurdular, yaktılar. Araştırın bakalım alevi Türklerinin kökenini, Kızılbaşları.. aslımız nerden geliyor.. bunu ben demiyorum..bunu tarihçiler söylüyor.. Biz aleviyiz. Merkezimizde insan vardır, insan sevgisi vardır.. ne olursa olsun insan yaptığından sorumludur….ki ne din ne başka bir gücün arkasına sığınamaz..Alevilik tüm din ve mezhepler dahil dünyada en çok sevgiye önem veren öğreti olurken kanal bilgilerinin şimdilerde anlattığı sevgi ve BİRlik çook öncelerden ayrıntılarıyla anlatılageliniyordu.Artık uyanalım..biz Türküz..arap değil..Biz çok daha ileri kültüre, akla, zihniyete sahibiz..uyanalım artık..
Hala Osmanlı döneminin arap yaklaşımlı zihniyetiyle olaylara bakıyoruz, hala Çindeki katliama tepkisiz kalıyoruz..
Şimdi tekamülde çoğu ülkelere göre oldukça geride sayabileceğimiz ve bizi hep arkadan vurma özelliğine sahip arap devletlerine en ufak olayda canla başla sahip çıkılırken hala uyuyoruz.. Filistine can parçalayanlar, Uygurlar KİM… sadece insan olmanın ötesinde onlar kanımız, canımız.. Yıllarca bizi, kendinizden olanı yakıp yıktınız, hep Araplara sarıldınız..Uyanın artık..Yılların ezilmişliği, yılların acısı var içimizde.. Anavatanımız oralar ve oralardan gelen görüntülere bakamıyorum, haberleri dinleyemiyorum.. gözyaşlarıma hakim olamıyorum arkadaşlar.. Onları sizden çook daha iyi anlıyorum, acılarını paylaşıyorum..çünki aynılarını bende yaşadım.. damarlarımda, genlerimde o acılar taşınıyor.. Lütfen biraz hassasiyetli olalım.. Bize, kendimize sahip çıkalım.. Bu zamana kadar hep biz bize kırdırıldık.. Artık ayrımları bırakalım, TEK olalım..
Sevgi ve ışıkla kalın..
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1480 defa okundu

Sibel Atasoy
Sirius arkadaÅŸ hoÅŸgeldin
Sirius arkadaş hoşgeldin sefa geldin. Hızlı bir giriş yaptın.
Alevileri severiz. Müziklerini severek dinleriz. Toplumumuzun Kültürümüzün bir parçasıdırlar, rengidirler. Ama..
Araplara niye vuruyorsunuz? Nerden icap etti? Osmanlıya niye vuruyorsunuz? Birisi dindaşlarımız, birisi atalarımız. Buna ne gerek var?
Alevi kardeşlerimizin bu Osmanlı ve Arap düşmanlığı ne zaman sona erecek?
Müslüman olmak Arap olmayı gerektirmez. Biz yönetici, Fatih olarak gitmişiz Araplara ve onları yönetimimiz altına almışız. Ama hiç bir zaman ezmemişiz onları, Peygambere saygıdan dolayı saygılı davranmışız. Arap olmamışızki Araplardan etkilenelim? Karşılıklı etkileşim elbette olacak, ama din milletlere göre değişmez. Ama Bizim İslama bakışımız biraz farklıdır. Türklerden büyük İslam alimleri çıkmıştır. Yani Araplardan etkilenmemiz için bir neden yoktur.
Ama Araplardan bahsederken, her ne kadar günümüz Arapları çok yanlış şeyler yapıyorlar olsa da, geçmişe hürmeten İslam Dininin Peygamberinin o topraklardan çıkmış ve Arapça konuşan biri olması hasebiyle daha nazik ve dikkatli konuşmamız gerekir diye düşünüyorum.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
İçinde tüm salınımları
İçinde tüm salınımları taşıyan, tüm düalite kutbiyetliklerini, olasılıkları olmuş, olan ve olacakları barındıran ve sadece "oluş" haliyle kabullenmemiz gereken bir sonsuz yaratım vardır.. Elbetteki herşeyi bu oluş ahliyle kabul etmeliyiz, olan belkide en mükemmelidir çok daha yüksek farkındalıkla bakılabildiğinde.. Ama ne varki şu anki farkındalık düzeyimiz, bulunduğumuz fiziki alem etkileşimlerininde etkisiyle olaylara daha duygusal yaklaşmamıza sebeptir.. Oysaki duygular bizi değil, biz duyguları yönetebilme yetisine ulaşmalıyız... Ama yüksek farkındalığa ulaşabilmek içinde olduğumuz seviyeyi doyasıya yaşayıp tatmak gerekiyor.. O nedenledirki içimden akan ne ise dışa vurum yaptım..)
Not olarakta belirtmek isterim ki Peygamber, veli,ermiş, üstad yada kim olursa olsun, bilgi farkı, yetenekleri ne kadar farklı olursa olsun herkes özde aynıdır, aynız öz den yaratılmıştır.. Ve ben varsam değer kazanırlar..
Belki
Belki sirius; Kurtuluş savaşında, öncesinde araplar bizi arkamızdan vurduğu için sözleriyle arapları vuruyor olmasın. Yeri gelmişken peygamberin bir sözü vardır; "Ben arabım, ama arap benden değildir." diye. Kendisi bile arapların ne olduklarını iyi biliyormuş bence. Peygamberin yüzü suyu hürmetine arap yalakalığı yapacak değiliz ya arkamızdan da vurmuşlarken...
xenix
Hep böyle derler birlik,
Hep böyle derler birlik, birlik birlik, bir olalım...Ama en basitinden kız verme meselesinde bile sorun çıkarırlar, bir olalım diyenler..
Osmanlıya düşmandırlar, ya da sevmezler çünkü Yavuz Sultan Selim zamanında dışlanmışlardır..Arapları sevmezler çünkü yezit, muaviye katliam yapmıştır..
Yani kutadgubilig bi yerde haklılar bi yerde haksız..
Arapların bizi arkadan
Arapların bizi arkadan vurduğu bir İngiliz propagandasıdır. Gerçek değildir.
Savaşta Osmanlıya isyan eden sadece Şerif Hüseyin ailesidir. Diğer Araplar, Arapların çoğunluğu Türklerle birlikte savaşmıştır. Şerif Hüseyin gibi bir takım Arapların da Osmanlıya nasıl isyan ettiği bellidir. İngiliz ajanı Arabistanlı Lawrence onların başına geçerek kandırmıştır. Bütün planları o yapmıştır.
İngilizler Arapları Türkler sizi arkadan vurdu, Türkleri de Araplar sizi arkadan vurdu diyerek kandırmış ve iki milleti birbirine düşman etmiştir. Biz de enayi gibi İngiliz propagandasının oyuncağı olmuşuzdur. Araplardan yüzümüzü çevirmişiz. Biz onlara arkadan vurdunuz, onlarda bize cumhuriyetle birlikte kafir oldunuz demişlerdir. Bunlar hep İngiliz propagandası sonucunda olmuştur.
Sonuçta Araplarla komşu olmamıza rağmen hala doğru düzgün bir ilişkimiz yoktur. Suriye sınırına mayın döşedik, şimdi haritalarını kaybettiğimiz! için mayınları kaldıramıyoruz! İsrailden yardım dileniyoruz.
Bu mayınlar yüzünden ortadoğu ülkeleri ile ilişkimiz tamamen kopmuş, ticaret tamamen durmuş, Hacca gidenler karayolu ile gidemez olmuşlardır. Bu kasıtlı yapılan bir şeydir ve DP döneminde yapılmıştır. Oysa Suriye ile sınır açık olsa karşılıklı sınır ticaretiyle her iki ülke de kalkınabilir, kaçakçılık sona ererdi. Dünyanın hiç bir yerinde böyle kendi sınırını mayınla kapatan ve ticareti öldüren bir ülke görülemez. bu bir hıyanettir. Mayınlı topraklarda bilmem kaç trilyon dolarlık petrol yatakları olduğu daha yeni basında yazılmıştır.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Yavuz zamanına kadar
Yavuz zamanına kadar sünni-alevi problemi var mıydı? peki o zaman niye çıkmıştır?
O zamana kadar Alevileri kesmek aklına gelmeyen Osmanlı Yavuzla birlikte mi kesmeye karar verdi?O zamana kadar rahat yaşayan aleviler ondan sonra neden problem olmuştur? Bu sorular önemlidir.
Olay tamamen siyasidir. din bazlı düşünürseniz aldanırsınız. Türkiye-İran devletlerinin mücadelesidir olay. Bir tarafta sünni Osmanlı, diğer tarafta yine Türk olan Şii Safevi devletinin Şahı, Şah İsmail. Şah İsmail Anadoludaki Türkmen ve Alevileri kışkırtarak Osmanlıya karşı isyana teşvik etmiş ve Doğu Anadoluda büyük bir tehdit meydana getirmiştir. Şimdi adı aklıma gelmedi bir Alevi önderi(aklıma geldi ŞAH KULU İSYANI) Antalya yöresinde topladığı yandaşlarıyla devlete isyan bayrağı açmış ve önüne çıkan askerleri öldürerek Bursaya kadar gelmiş ve İstanbul hükümetine meydan okumuştur. Daha sonra savaş yapılmış ve bu kişi İrana kaçmıştır. İranda Şah İsmail onu koruyacağına kaynar kazana atmıştır.
Dolayısıyla Şah İsmail Anadolu Türkmen ve Alevilerini kendi siyasi emelleri için kullanmıştır. Yavuz İran'a sefere çıkarken sadece bu isyana elebaşılık etmiş olan elebaşıları cezalandırmıştır. Söylendiği gibi 40.000 Alevi öldürülmemiştir. Buna dair bir kayıtr yoktur. Öyle olsa Alevi kalmazdı şu an. Olay kısaca budur.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Osmanlı Arap topraklarını
Osmanlı Arap topraklarını aldıktan sonra 400 yıl içerisinde Arapların Osmanlı'ya itiraz ettiklerini veya isyan ettiklerini işitmedim. Ne var ki, Osmanlı'nın son yıllarında, birileri İngilizler ve Fransızların yardım ve teşvikleriyle Filistin'de bir devlet kurmak için planlar yapmıştır. Sultan Abdülhamit Filistin topraklarını vermeyince, onlar da Osmanlı'ya karşı cephe almışlar ve Osmanlı'yı içinden yıkmaya karar vermişlerdir. Sultan Abdülhamit tahttan indirilmiş (nedense bu masum padişah günümüze kadar karalanmaktadır) ve Osmanlı imparatorluğu birkaç maceracının sorumsuzca kararlarıyla Almanlarla birlikte Birinci Dünya Savaşına sokulmuştur. İslam Halifesine (Osmanlı Padişahı) sonuna kadar bağlı (İslam inancı gereği) Araplarla Türkleri birbirine düşman etmenin Filistinde devlet kurabilmenin tek şartı olduğunu çok iyi bilen Siyonistlerle İngilizler, Türklerle Arapları birbirine düşman etmek için her türlü entrikayı çevirmişlerdir. Bunlardan bir ve bence en önemlisi, İngiliz General Allenby'nin provokasyonudur. Allenby casusları aracılığıyla Beyrut'taki Fransız konsolosluğundan tüm Arap ileri gelenlerine (en önemli entellektüellerine) Fransızlarla işbirliği yaptıklarını kanıtlayan ihanet mektupları yazarak adreslerine postalanmış ve yine masum casuslar aracılığıyla, kendilerine mektup gönderilenlerin listesi Cemal Paşa'ya sızdırılmıştır. Cemal Paşa böylece hainleri yakalamış ve 300 kişiyi Beyrit'ta 300 kişiyi'de Şam'da aynı anda ve mahkemesiz asmıştır. Arap isyanını bu başlatmıştır... Ama Daha önce İngilizlerle Şerif Hüseyin anlaşma yapmış ve gerçek anlamda ilk ihanet eden o olmuştur. (Ürdün kralı Hüseyin'in dedesi) O peygamberin torunu olarak kendini lahse edip bütün Arapları isyana çağırmışsa da pek başarılı olamamıştır. (Kendisi Peygamberin torunu değildir. Böyle bir şey söylemek Peygamber'e hakaret olur) Ayrıca bazı kaynaklar İngilizlerle anlaşarak Osmanlı'ya ihanet eden 'Arapların' (Şerif Hüseyin ve Suud ailesi) Yahudi dönmesi olduklarını da kaydeder. Ama hiç kimse İspanya'dan göç ettirildiklerinde Osmanlı'nın onlara evini açtığı ve gözü gibi baktığı Yahudilerin hain olduğunu söylemez. Oysa Osmanlı'yı sırtından değil, yüreğinden hançerleyen onlardır. Ve İsrail devletini kurmak için bütün bu entrikaları onlar çevirmiştir. Ayrıca İsrail devleti kurulduğunda o devleti tanıyan ilk ülkenin Türkiye olması da çok düşündürücüdür...
Bir zamanlar büyük bir uygarlığın sahibi olan bu insanlar çeşitli nedenlerden dolayı geri kalmış durumdalar. Ve eğer burada bir suçlu aranıyorsa bütün insanlık suçludur. Sadece Arapları geri kalmışlıklarında değil, Afrika'nın, Uzak Doğu ülkelerinin vs... Demek istediğim koşullar insanı bazan yükseltir, bazan da batırır. 'Şellale filminde Kel Selim'in böyle bir lafı var: 'Eee Münir ağa... Zaman bazan...surup insanı yüceltiyor, bazen de...çıp yerin dibine batırıyor'...
Koşulları bütün dünyada yönlendiren bir güçten bahsedelim;
Bilir misiniz ki, ABD'nin bir yıllık savaş bütçesi 700 milyar $ dan fazladır. Peki, bilir misiniz ki, 700 milyar $ Afrika'daki açlığı ilelebet yok etmeye yeter! ABD aç insanları öldürmek yerine açlığı öldürmek için uğraşsa bir yıllık askeri bütçesi ile bunu yapabilir. Oysa ABD aç insanları öldürüp onların doğal servetlerini çalmayı, talan etmeyi tercih ediyor. (Burada ABD insanlarını tenzih ederim, ABD'den kasıt ABD devletidir)
'Korlerin şifasız olanları, dünyayı gözlerinin gördüğü gibi görenlerdir'
demiş Arapların en büyüğü Hz. Ali...
Yezid ve Muaviye olayı da
Yezid ve Muaviye olayı da çok yanlış biliniyor. Bu konuda çok güzel bir kitap tavsiye edeceğim: Ömer rıza DOĞRUL'un KANLI GÖMLEK romanı. Tamamen gerçek olaylardan yola çıkılarak yazılmış bir romandır ve alanında bir numaradır. Son derece sürükleyicidir. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Sonsuz üstad kitaplığa ekleyebilirse bu kitabı çok iyi olur.
Bir kere İslamda fitne diye bir kavram vardır. Geçen Yalçın Küçük tv'de bunu güzel izah etti. Fitne aslında 'iç savaş' demektir. Peygamberden sonra 4 halife zamanında bir takım fitneler-iç savaşlar meydana gelmiş.
Bu tip savaşlar tarihin her döneminde olmuştur. İkisi de Türk olan fatih ile Uzun Hasan savaşı, Yavuz Şah İsmail savaşı, Fatih-Karamanoğlu savaşı, Yıldırım Beyazıt-Timur savaşı, İran-Irak savaşı vb. uzar gider.
Dört halife döneminde de Hz. Ayşe-Hz.ali ve Hz. Muaviye-Hz. Ali savaşları gibi savaşlar olmuştur. Yukarıdaki romanı okursanız bu savaşların Yahudi asıllı münafık Yemenli İbn-i SEBE tarafından kışkırtıldığını anlarsınız. (Günümüzün sahte kahramanı Usame bin LADİN'in de Yemenli olduğunu ve büyük ihtimalle yahudi asıllı olduğunu hatırlatırım. Hatırlanacağı gibi çok zengin olan bu adam ABD Başkanı Bush'un iş ortağıydı. Nasıl oldu da bu kadar zengin bir adam birden bire EL-KAİDE adlı bir örgüt kurdu, uzun sakalı ve elinde bastonuyla dağlarda cihat! yapmaya başladı!) Bu savaşlarda bulunan sahabiler hepsi üstün insanlar olduğu için her iki tarafı da kötüleyemezsiniz!! Yani taraf tutmamız mümkün değildir. içtihat-yorum farkı yüzünden anlaşmazlığa düşmüşlerdir.
Hz.Hüseyin'in şehit edilmesi son derece üzücü ve lanetli bir davranıştır ve her müslümanı üzmüştür. Ama bu yüzden Muaviye veya Yezidi tekfir edip kötüleyemezsiniz. Sonuçta bu bir savaştır. Üstelik Yezid Hz. Hüseyinin öldürülmesi için bir talimat vermemiştir. Sadece yakalanmasını istemiştir. Hz. Hüseyini savaş sırasında şehit eden kendini bilmez bir kişidir. Büyük ihtimalle araya sızmış fitne çıkarmak isteyen bir münafıktır. Yoksa bir müslüman peygamberin torununa nasıl kılıç sallayabilir?
Yezid Suriye Şamda oturmaktadır. Olay Irakta oluyor ve Hz. Hüseyinin ordusu, Yezidin valisinin olduğu Iraktaki orduyla çarpışıyor. Yani Hz. Hüseyinle çarpışanlar yine Iraklılar, dikkat! Yezid ordu göndermemiş. Zaten Hz. Hüseyini dsteklemek için Iraka çağıran Iraklılar daha sonra onu yanlız bırakıyorlar! Trajedi böyle başlıyor. Şimdiki Iraklıların başına niye bu kadar bela geliyor sanıyorsunuz? Çünkü o zaman da Peygamberin torununu yüzüstü bırakmışlar. Kısacası Iraklı Şiiler çok dönek insanlar. Son Irak işgalini düşünün. Amerikaya karşı olan Şiiler Saddam karşısında ABD ile işbirliğine gittiler! Sürekli döneklik yapıyorlar. Sonrada İngilizlerle işbirliğine gittiler. Şu an ABD'nin adamı Irakın Başbakanı kim? Şii NURİ MALİKİ! Tarih tekerrürden ibarettir diye boşuna dememişler, tesadüfleri severiz. Şu işe bakınki Osmanlı yıkıldıktan sonra Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında yine İngilizlerin kuklası Irak başbakanı Nuri EL-SAİD idi ve Osmanlı Harbiyesinde okumuş bir Osmanlı subayıydı. Hayatı köpekler tarafından cesedi sokakta sürüklenip, parçalanarak sona ermiştir.
Kısacası olayları bizzat okumak lazım. Kulaktan dolma bilgiler her zaman yanıltıcı olur.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Hz.Ali, Hz. Muaviye
Hz.Ali, Hz. Muaviye zıtlığının nedeni şudur:
Hz. Osman 3. halifedir ve çok yumuşak başlı Peygamberin 2 kızıyla birden evlenme şerefine nail olmuş sürekli Kuran okuyan ve çok cömert birisidir.
Tek kusuru denebilecek davranışı idarede genelde kendi kabilesinden insanları tercih etmesidir. Bunu fırsat bilen münafıklar. Yukarıda adı geçti İbni SEBE taraftarları fitne çıkarıyorlar Mısırlıları isyana teşvik ediyorlar. ve sonuçta Hz. Osmanın evi kuşatılıyor ve eve zorla girerek Koskoca halife Kuran okurken katlediliyor.
Hz. Osman Emevi sülalesinden. Muaviye de onun Şam valisi yaptığı Peygamber tarafından siyasi bir deha olarak övülmüş birisi ve Eski Mekke Emiri Ebu Süfyanın da oğlu aynı zamanda.
Hz. Osmanın katledilmesi ve kanlı gömleğinin Muaviyeye götürülmesi sonucunda Muaviye taraftarları büyük bir infiale kapılıyor. Ve Hz. Osmanın katillerinin derhal cezalandırılmasını istiyorlar.
Hz. Osmanın katledilmesinden sonra bir süre anarşi(başsızlık) oluyor ve siyasete hakim olan Hz. Osman karşıtları Hz. Aliyi başa geçiriyorlar. Muaviye de Hz. Aliden Hz. Osmanın katillerinin cezalandırılmasını talep ediyor. Dönemin şartları gereği Hz. Ali bunu hemen yerine getiremiyor. Ve böylece Hz. Osmanın kanlı gömleğinin intikamının peşine düşen Şam valisi Muaviye taraftarlarıyla Medinedeki Hz. Ali taraftarları rekabeti başlıyor. Olay kısaca böyle. Daha sonra savaşa kadar gidiyor.
Hhttp://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Gerçekten aydınlatıcı
Gerçekten aydınlatıcı olmuş. Bende öyle okumuştum , Yavuz Selim, halim selim bir sultandı. Yezid gibi.O da çok sakin kendini Allah'a adamıştı. Tek kusuru abdestini kanla alırdı. Gerek Peygamberin torunları , gerekse Alevilerin ölüm nedenlerini gerçekten biliyor muyuz. Ölüyor bunlar, ölmeseler iyiydi ama kendileri istemiş gibi görünüyor. Bazıları kılıçların ve mızrakların üzerlerine doğru koşuyor , haliyle saplanıyor. Niye mi meraklı oluyorlar ama hepsi değil. 39990 tanesi bu şekilde , 10 tanesi su içerken boğuluyor. Sonra da İngilizler su şirketlerinin para kazanması için Osmanlı suları kötü diyorlar. İbni Sebe'de zaten su işlerine bakıyor.Kerbela üzerinden Şam'a su yolu yapıp bütün anadoluyu sular altında bırakmaya çalışıyor. Ancak yavuz selim durumu farkediyor. Olayın özü budur. Zamanım çok yok. Muaviye'nin siyasi dehasına ait emsalsiz bilgilerimi, Hz. Ali'nin cinayet masası kurma çabalarını engelleyen yahudi asıllı polis şefini yakında ifşa edeceğim. Bilmem aydınlanabiliyor musunuz? yoksa hala yalan yanlış bilgileri benimsemeye devam edecek misiniz? Çocuklarınıza hala Yezid ismi vermeyecek misiniz? düşünmez misiniz?
Sevgili doslarım
Sevgili doslarım anlamıyorsunuz yada anlayamıyorsunuz.. Burda mesele alevilik değil, Orta Asyadan gelen düşünce, kültür ve inançlarımızın değişimi.. Bize tamamen yabancı olan bir zihniyetin etkisi altında kalmak, kendinden uzaklaşmak meselesidir.. Bana tarihten alıntılar yapanlar, hangi tarih ne kadar doğru yazılmıştır.. Yezid'i Muaviye!yi savunanlar ve hatta siyasi otorite görenler Peygamberimizin soyunu, ehlibeyti kurutmak isteyen, aç susuz bırakan, kılıçtan geçirenler kim.. 72 kişilik kadınlı, çocuklu kervana kocaman orduyla kim saldırdı, kim emir verdi..Soruyorsunuz Yezid ismini çocuklara koymayacakmısınız diye, hayır dostum. Bana savaşı, ihaneti, siyasetin kirli yüzünü çağrıştıran bir kelimeyi nasıl çocuğuma isim yapayım.Tamam kabul, bunlar tarihte yaşandı geçti.. Bakmalı ve ders almalıyız.. Peki o zaman bugün bile aynı olaylar neden yaşanıyor.. Arap zihniyeti olmasaydı bugün Madımak'ta kardeş kardeşi yakarmıydı..
BİR lik yokmu diyorsunuz.. var tabii..BİR likte cemal ve celalde var dostum..ama ben şu anki kapasitemle celalden çok cemalin yanında olmak istiyorum.. Belki çok daha bilinçlenirsem her ikisinide yargısız kabul edebilirim..
Mehdi
Sirius dostum; Hz.Ali ve ehli beyt sevgisi bütün müslümanların kalbinde yaşayan bir sevgidir.
Hz.Muhammet Hz.Hüseyinin şehit edileceğini önceden hadislerinde haber vermişti. Fitnenin bastırılabilmesi için torununun kurban verildiğini kendisi söylemiştir.
Hz. Hüseyin Iraktan kendisine mektup yazılıp gelmemesi, tehlike olduğu söylenmesine rağmen, şehit edileceğini hissetmesine rağmen bile bile gitmiştir. Bu kendi açıklamalarında vardır. Kendini kurban vermiştir.
Hz. Muhammed Kıyamete yakın gelecek Hz. Mehdi(kurtarıcı)'nin Hz. Ali ve Hz.Hasan soyundan geleceğini ve bütün bu kurbanların intikamını alacağını ve yeryüzünü adaletle dolduracağını müjdelemiştir.
Kıyamete yakın gelecek olup Dünyayı karanlıktan çıkarıp aydınlığa kavuşturacak, yeryüzüne barış getirecek Hz. Mehdi ve Hz.İsa olayını ayrı bir başlık altında değerlendireceğim.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Hz. Hüseyin Iraktan
Hz. Hüseyin Iraktan kendisine mektup yazılıp gelmemesi, tehlike olduğu söylenmesine rağmen, şehit edileceğini hissetmesine rağmen bile bile gitmiştir. Bu kendi açıklamalarında vardır. Kendini kurban vermiştir.
Ne demektir bu kendini kurban vermiştir, intihar etmiştir bir nevi demek gibi..Hz. Hüseyin zulme karşı direnmiştir, biat etmediği için başı kesilerek susuz şehit edilmiştir..Kim tarafından sizin bahsederken başına Hz. sıfatını koyduğunuz muaviyenin oğlu tarafından..
Halaa çocuklara yezit isminin koyulmamasına şaşırılmasına ben şaşırıyorum doğrusu, peygamber torunlarını katleden birinin ismini hangi müslüman koyar çocuğuna acaba?
Sn. Karia Hz. Hüseyinin
Sn. Karia Hz. Hüseyinin hareketi intihar anlamına gelmez.
Şöyle açayım; hani herkesin başına gelebilir, bir şeyin olacağını hissedersiniz ama yine de onunla karşılaşmak istersiniz, kaderinizden kaçmak istemezsiniz, kaderiniz ne ise onu yaşamak istersiniz. Yani ölüme koşarsınız.
Mesela savaşa gidiyorsunuz, öleceğinizi hissedersiniz veya rüyasını görmüşsünüzdür, veya bir tanıdığınız görmiştür sizi ikaz eder. Ama siz kaderden kaçılmaz diye, korktu demesinler diye yine de gidersiniz. Hz. Hüseyinin davranışı da bunun gibi bir şey.
Kaderini yaşamak istedi. Korktu gelmedi demesinler istedi. Kendisini davet eden Iraklılara güvendi ve onları yanlız bırakmak istemedi. Hatta Irak'a vardıktan bir süre sonra kendisini yanlız bırakmalarına rağmen geri dönme şansı vardı. Ama o dönmedi ne olacaksa olsun diyerek kaderinin üzerine yürüdü.
Kerbela konusuyla ilgili bir yazı asacağım. Daha detaylı okuyabilirsiniz.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Sevgili Sirius
Duyarlı makalen için teşekkür ederim.
Bazıları için bir sorun olmaktan uzaktır alevilerin dünyası... Sivas'ta yakarlar oldu bitti derler. Nereden gelip nereye gittiklerini de bilemezler, Hele bir zamanlar neydiler hiç bilmezler... Bu şuursuzluğun örneği yukarıdaki bazı yazılarda mevcut... İnternetten üç beş satır öğrenip sanki bilirlermiş gibi böbürlenirler.
Türküm derler arabın arkasına sığınırlar.
Türküm derler bilgisizliğin arkasına sığınırlar.
Türküm derler uyduruk kökenlerin peşine düşerler.
UTANIYORUM...
Her zaman tarihi yazanlar
Her zaman tarihi yazanlar dönem iktidarına, baskıcı güce uyumlu olagelmişlerdir. Bu nedenledirki tarihte doğru bildiğimiz çoğu olay ve anlatıların gerçek seyri oldukça farklılık içerebilir. Şimdi burdada dönemin hassasiyeti gereği Hz. Hüseyin'in katli hem dönem kuşağına hemde gelecek nesillere birçok yalan, yanlış anlatılarla sanki olması gereken, yada olana suçlu yokmuş, adilane bir davranış sergilenmiş izlenimini uyandıran dönem otoritesinin birçok yanıltıcı açıklamaları pekala olabilir.. Bunu hadislere ve hatta Kur'ana bile dayandırabilirler.. Amaç müslüman halkın tepkisini çekmemek, zaten bertaraf edilmiş tehlikelerden uzak kalmanında keyfiyetiyle dini değil, kendi istek ve arzularının tadını çıkarmaktır.. Din çok hassas bir konudur.. İnsanlar üzerinde otorite kurmanın, insanları istediğiniz yönde harekete yönlendirmenin en etkili silahıdır. Ve bu durum maalesef daha müslümanlığın başlarında farkedilerek etkin şekilde kulanılmış bu nedenlede günümüze kadar birçok yalan,yanlış bilgi gelmiştir.. Düşünsenize peygamberimiz kaç yıl peygamber olarak kaldıki sayısız hadisleri var.. Bunların ne kadarı bizzat kendisi tarafından söylenmiştir.. Maalesef dinlen, Alahtan korkuyoruz, sevgimiz bile korku tabanlı.. Oysa korkmak yerine sevmiş olsak enine boyuna heryönüyle sorgulayıp ona göre davranışımızı belirlerdik. Oysa günümüzde kim korkmadan sevgi anlayışıyla ne kadar araştırıyor..
Mikrodan çok olayların makro boyutları beni daha çok ilgilendirmektedir.
Aslında bu konuları pek konuşmak istemezdim ama Sincan bölgesinin hassasiyeti ve o bölgeye arap ülkelerine gösterilen hassasiyetin gösterilmemesinin ani bir tetikleyişi ile girmiş oldum... neyse.. neyse..aslında hepimiz, herkes haklı.. yaşanmışlıklar, yaşıyor olduklarımız ve yaşayacağmız her şey zaen olasılık dahilinde var.. Her olası potansiyel BİR olanda mevcut. Yaşadıklarımızdan kendimiz sorumluyuz.. Dış bizim yansımamız.. O nedenledirki suçlu yok.. Eğer illa bir suçlu arayacak olursak ancak kendimiz olabiliriz..))
Anladım , kutadgubilig
Anladım , kutadgubilig teşekkür ederim açıklamanız için..Bu arada kerbela konusuyla ilgili çok şey okudum ve dinledim hem sünnilerden, hem de alevilerden..Sizinkini de bekliyorum..
Yemen Türküsü
Evet soruyorum herkese;
Bu yemen türküsü boşa mı çıkmıştır?????Peygamber efendimize sevgim sonsuz.Ama arap milleti gibi kalleş soysuz bir millet ve her türlü pisliğin yaşandığı bir toprak olan arabistan gibi bir yer daha var mı?Niçin Peygamberler hep bu topraklardan çıkmıştır hiç düşündünüz mü?Bakın bakalım ne denli azgınlar her türlü pisliği yapıyorlar ve Müslümanız diye geçiniyorlar.
Tabi tamamen bir İngiliz safsatası öylemi?
Osmanlı ordusu Birinci Dünya Savaşı sırasında Galiçya'ya Almanya'nın
ısrarıyla gitti. 7 bin Türk askerinin öldüğü Galiçya Türkiye'ye ait değildi. 2 bin şehit verilen Yemen de aslında çoktan gözden çıkarılmıştı. Tartışma 1. Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın "Mehmetçiğin kanını Galiçya'da, Yemen'de akıttık. Niçin akıttığımızı hâlâ soruyoruz" demesiyle başladı. Irak'a asker gönderilmesi gündemdeyken söyleyen sözlerin anlamı açık: Orada ne işimiz var!
ABD'nin 'Asker gönderin' çağrısına olumlu yanıt verilmesini savunanlar açısından 'pişmiş aşa su katmak'tı Doğan'ın açıklaması.
Irak'a hiçbir şekilde bulaşılmaması gerektiğini savunanlar açısından ise 'tarihi uyarı!'
Açıklamanın ardından bazı yazarlar komutanı açıktan hedef alan değerlendirmeler yaptılar. Orgeneral Çetin Doğan tarih bilgisinden nasibini almamışlıkla bile suçlandı.
Osmanlı, Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgiyle çıktıktan sonra hem mebusan hem ayan meclisleri bünyesinde 'Tahkikat Komisyonları' kurularak savaşın sorumluları arandı. Enver ve Talat Paşa ülkeyi terk etmişti. İfadesi
alınan kişiler sorumlu mevkiler işgal ettikleri halde aslında gelişmelerden onların verdiği bilgi kadar haberdar olan insanlardı. Bunlar içinde İttihat Terakki'nin yönetim kadrosundan Halil Bey'in sözü ilginçtir: "Ne yapalım oldu bir defa. Takdir-i ilahi böyleymiş."
Türk-Alman ittifakının imzasının gündeme geldiği ve Sadrazam Sait Halim Paşa'nın yalısında yapılan toplantıda "Alman elçisi kapıda bekliyor, herife ayıp oluyor yahu. Adam söylenmeye başladı. İmzalayalım şu anlaşmayı, alsın çıkıp gitsin" diyen kişidir Halil Bey.
Toplam 'zayiat' 1 milyon 50 bin
Baron Von Vangenhaym'ın alıp gittiği anlaşma sonucu 1914'ten 1918'e silah altına alınan 2 milyon 900 bin askerden 400 binini şehit verdik. Kayıplarla birlikte 'Türk zayiatı' 1 milyon 50 bini buldu. Savaşın ortasında Rusya karşısında gerileyen Alman Genelkurmayı'nın ısrarıyla Türk askerinin Galiçya'ya gönderilmesi gündeme geldi. Galiçya, Vistül, San ve Buğ nehirlerinin suladığı Orta-Güney Polonya'ya verilen ad. Yani tarihen Prut'a kadar çıkmış oradan kuzeye yönelmemiş Türk askerinin yabancı olduğu topraklar.
Savaşın başlangıcında bu coğrafyada gözü olan Rusya tarafından işgal edildi Galiçya. Resmen Avusturya'nın eyaletiydi. Halkının çoğunluğu da Cermen asıllıydı. Alman-Avusturya birliklerinin harekete geçmesiyle Ruslar önce geri çekildiler ancak daha sonra tekrar geldiler. Alman 'Güney Ordusu' Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı direnişlerinden birini sergiledi burada. 15. Kolordu Türkiye'den geldiğinde Almanlar tükenme sınırındaydılar. Üstelik Berlin batıda da İngiliz-Fransız ordusuyla savaşıyordu. Savaş kabiliyeti Çanakkale'de denenmiş 15. Kolordu Galiçya'da Alman Güney Ordusu Komutanlı'ğının emrinde en ileri hatta görev aldı. Başında Cevat Çobanlı Paşa vardı. Kolordunun üç büyük çarpışmada 7 bin kayıp verdiği biliniyor.
Ve Galiçya macerası askeri tarihçiler tarafından "İttihat Terakki'nin cahilce aldığı bir karar" olarak hatırlanıyor. Mareşal Fevzi Çakmak'ın değerlendirmesi açık: "Bu kuvvetler İzonzo'da kullanılsa faydalı olurdu. Zira İtalyanlar Türkiye'yi bölüşmek için muharebeye girmişlerdi. Alman birlikleri tarafından perişan edilen İtalyan ordusu Türk kuvvetleri tarafından savaş dışı bırakılarak Almanya'ya asker tasarrufu yapma imkânı verirdi. Bu olmazsa birliklerin Klikya ve Halep bölgesinde kullanılması uygundu. Galiçya'ya Başkomutanvekili Enver Paşa'nın isteğiyle gidildi."
Daha 1. Dünya Savaşı başlamadan Osmanlı için 'gözden çıkarılmış toprak'tı Yemen. 1905'te çevresi İmam Yahya'ya bırakılmış ama buna rağmen şeyh tatmin edilememişti. Zeydi mezhebine mensup Müslüman nüfus Halife'nin Paygamberin ailesinden biri olması gerektiğine ve Osmanlı hükümdarlarının bu vasfı bulunmadığı için hilafetlerinin muteber olmadığına inanıyordu.
Yemen orduyu bezdirdi
İmam unvanıyla Yemen'i paylaşmış olan üç şeyh de Osmanlı'yı 'para sızdırmak' için kullanıyor ancak geleceğe ilişkin planlarını İngilizlerle yapıyorlardı. Şeyhlerin en güçlüsü İmam Yahya, Osmanlı'ya karşı cihat ilan ettiğinde 2. Abdülhamid tahttaydı ve Babıâli onu yatıştırmak, Yemen'i hiç değilse görünüşte Osmanlı devletinin sınırları dahilinde tutabilmek için ardı ardına anlaşma teklifleri sunmaktaydı. 1911'de İzzet Paşa, İmam Yahya'ya bir anlaşma imzalatmayı başardı. Ancak 1912'de Türk-İtalyan savaşı başlayınca bu anlaşmanın hükümleri kâğıt üzerinde kaldı. 1918'de Türk kuvvetleri Yemen'i tamamen terkedip yönetimi İmam Yahya'ya devrettiler.
On beş yıl süren Yemen mücadelesi kadar Türk ordusunu bezdiren bir savaş olmadı.
Araplar açıktan çatışma yerine birliklerin erzak ambarlarını, su depolarını yağmalayıp tahrip ederek, savaştılar. Deve kervanlarıyla nakledilen savaş malzemelerini çalıyor, sonra bunları Türk komutanlara satmak için pazarlık yapıyorlardı. Şeyhleri isyan düşüncesinden uzak tutmak için dağıtılan altın liranın-son zamanda İngiliz altını olmazsa almıyorlardı-toplamı milyonlara ulaşıyordu.
Sonuçta Yemen'de sadece 1914-18 döneminde 2 bin şehit verdik. Bize de sadece acıları hatırlatan türküler kaldı.
--------------------------------------------------------------------------------
YEMEN TÜRKÜSÜ
Havada bulut yok, bu ne dumandır?.
Mahlede ölüm yok bu ne şivandır?
Şu Yemen illeri ne de yamandır?
Ah o Yemen'dir, gülü dikendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir?
Burası Huş'tur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, acep ne iÅŸtir?
* * *
Kışlanın önünde redif sesi var,
Bakın çantasında acep nesi var?
Bir çift kundurası bir de fesi var,
Ah o Yemen'dir, gülü dikendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir?
Burası Huş'tur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, acep ne iÅŸtir?
* * *
Kışlanın önünde geziyor kazlar,
Elim, kolum ağrır, yürgeğim sızlar,
Yemen'e gidene ağlıyor kızlar
Ah o Yemen'dir, gülü dikendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir?
Burası Huş'tur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, acep ne iÅŸtir?
* * *
Kışlanın önünde bir binek taşı,
Yoklama yapıyor bizim binbaşı,
Sefere giderler çavuş, onbaşı,
Ah o Yemen'dir, gülü dikendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir?
Burası Huş'tur, yolu yokuştur,
Giden gelmiyor, acep ne iÅŸtir?
Avni Özgürel'in köşe yazısından alıntıdır
Evet halamı İngiliz safsatası.Yani atalarımız boşa mı can verdi kutadgubilig?Sorarım sana ne zaman Araplar yanımızda oldu?Yeter artık bunları bırakın yeter.O kalleşlerden söz etmeyin bana.Evet artık soyumuza sahip çıkalım nerden geldiğimizi ve nasıl Müslüman yapıldığımızı unutmayalım.Evet Müslüman oduğum için gururluyum ama oluş şeklimizden pek gurur duymuyorum.Emeviler zamanında kılıçtan geçirilerek Müslüman olduk bu genlerimize işlemiş bir soykırımdır nasıl unuturuz.Müslüman TÜRK olmaktan büyük gurur duyuyorum.Ama soyum Şamandır ve hala ben ve soyumuz bu izleri taşıyoruz ve taşımaya devam edicez.Bu yüzden bana arapları savunmayın kardeşim.Dün İsrail'e ateş püsküren ve onun üstünden siyaset yapan "davos fatihi" bu gün Çinde acımasızca katliam yapılırken nerde?Niye ÇİN MALLARI boykot edilmiyor niye?Soyumuz kırılmaya,kazınmaya çalışılırken nerde ey Müslüman karındaşlarımız sorarım size.Size klişe bir cümleyle cevap veriyorum o zaman "TÜRKÜN TÜRKTEN BAŞKA DOSTU YOKTUR".Soyumuzu kazımaya çalışanlar duysun:özümüz sonsuz bir ırmak gibi çağlar Dünyanın dört bir yanında.
Sevgiler
Sevgiler Sirius
Ellerine,yüreğine,aydın zihnine,açık gözlerine,hür aklına sağlık.Çok teşekkürler.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Özgürlük İçimizde
Konuyu açan arkadaşın yazısını ve sonraki birkaç yorumu okudum ama bütün yorumları sonuna kadar okumadım. Öncelikle kimsenin belli konu veya kişiler hakkındaki düşüncesini değiştirmek gibi bir niyetim yok. Kendi kimliğimi öne çıkararak asıl ve öz olanın bu alması gerektiği ve diğerlerinin neden farklı olduğunu da sorgulayacak değilim. Tarihin gelişim süreci içerisinde kültürler, diller ve hatta dinler kaynaşabilir yeni sentezler ortaya çıkabilir. Birileri bu sentezi benimser geri kalanlar da benimsemez. Benimsemeyenlere neden benimsemedin diyemeyeceğimiz gibi benimsemeyenlere de neden benimsemedin deme hakkımız yoktur. Bırakalım insanlar kendilerini nasıl ifade etmek istiyorlarsa öyle ifade etsinler.
Yavuz Sultan Selim döneminden başlayarak Osmanlı'nın Alevi politikasını yanlış bulan, o dönemde yaşananları katliam olarak değerlendiren insanlar günümüzde de olası bir "şeriat tehlikesi" karşısında katliamla karşı karşıya kalma korkusu duyuyor olabilirler. Tarihte neler oldu, bütün bunlar neden yaşandı bunun tartışması ayrıdır ve okuduğumda bu konu ile ilgili doyurucu bilgi sahibi oldum ancak bir yandan Madımak, Maraş ve diğer olayları dindar kesime yamarken, şeriatı lanetlerken, kin ve öfke saçarken, suçsuz insanları zan altında bırakırken diğer yandan da barış, dostluk, sevgi, hoşgörü edebiyatı yapılmasını anlayamıyorum. Genelleme yapmak istemem ama gördüğümü aktarmak istiyorum; Sosyal yaşamımızda veya internet ortamında gördüğümüz sahnelerdir ve beni de temel bir değer olarak sahiplendiğim İslam adına çok rencide eden bir tutumdur; Madımak olaylarını (ve tabi diğerlerini) Müslümanların üstüne yamayarak, onları gerici, hain, yobaz ilan etmek; ülkede tek haksızlık ve yanlışlık sanki Alevilere yapılmışcasına sürekli kendi sorunlarını gündeme taşımak ve bu içlerindeki kini ve öfkeyi gerçekten çevreye zarar verme kastıyla ortaya koyma çabaları. Gerçekten çok büyük bir çelişki!
Kimin Araplaştığı veya kimin Alevi olduğu inanın beni hiç ilgilendirmiyor. İsteyen istediği kavramlarla kendisini ifade edebilir veya hissettiği gruba aidiyetini dile getirebilir. Bu açıdan Alevisinden, Sünnisine, Kürdünden, Türküne, Şerdüştünden, Ateistine herkesin özgürlüğünü savunuyorum. Laik bir devletin özlemi içerisindeyim. Diğer bütün farklı yanlarımıza olduğu gibi Alevilere de özgürlüklerinin verilmesi taraftarıyım. Bunu söylerken Alevilerin başörtüsü veya diğer özgürlükler konusunda hiç seslerini çıkarmıyor olmalarını gözönünde bulundurarak konuşuyorum. Ve aslında Alevilerin içinde bulunduğu çelişkiyi, dünya standartlarından uzak bir laik anlayış içerisinde, az öncede belirttiğim şeriat odaklı katledilme korkusu yüzünden, mevcut laiklik anlayışını savunmak zorunda hissederek bu noktada bir siyasi partiye aidiyet atfeden sistematik yanlışlar tetiklemektedir.
Haddimi aştıysam bağışlayın ama artık sadece kendimize değil bütün toplum kesimlerine özgürlük talebi ile bir irade beyanında bulunmanın vakti gelmiştir. Yanılmıyorsam AB tarafından yaptırılan bir ankette okumuştum. İnsanlar kendilerini yasaklanan argümanlar etrafında oluşturdukları bir çerçevede tanımlıyorlarmış. Dolayısıyla insanların dinlerini, dillerini, kültürlerini, milliyetlerini vs ne kadar çok yasaklarsak, bu o insanların fanatizmini o kadar körükleyecektir. Korkular, ideolojik ve sınıfsal kaygılarla hareket eden satatüko ve rant odaklarının oyuncağı olmak, ekmeğine yağ sürmek bu süreci sadece biraz daha geciktirir. Söylenecek çok söz var ama birazda düşünmenin vakti herhalde. Kimseyi ezmek, küçük düşürmek gibi bir niyetim yok. Hekesin düşüncesine saygılıyım ve bu çerçevede eleştiriyede açığım.
Özgürlük ha!
1- Başörtüsü değil Türban...
2- Türban 80 sonrası kadınlara dayatılan aşağılayıcı bir objedir. Kadınlarla birlikte ibadet yapan Aleviler için türban zaten özgürlükleri kısıtlayan bir dayatma aracıdır.
3- Sünni diyanet ve devlet için alevilik diye bir kavram yoktur. Devlet hala sünni din dersini zorunlu olarak okutmaktadır.
4- Madımak ve benzeri katliamlar bilinçli yapılmıştır. Bu ülkenin laik düzeninin yılmaz bekçilerinden olan alevileri yoketmek, susturmak, gelişmelerini engellemek adına yapılmıştır.(Çevremdeki birçok sünninin (sayıları hiç az değil) Oh olsun bu kafirlere dediğini kulaklarımla duydum.)
5- Bu katliamlar yeni değildir, Türkler anadoluya geldiğinden beri aleviler devlet eliyle katledilmektedir.
Åžimdi :
Neyi düşüneceğiz? Ne körüklenmiş?
Susmalı ve kadere razı mı gelmeli, anlatmamalı mı?
Ne diyorsun sen kardeÅŸim?
Yeni moda sınıfsız toplum oldu... Ama sadece aleviler sınıfsız olmalı galiba...
Sen mi sustun bunca yıldır kimliğini gizleyerek...
İnsan Hissettiği Gibidir!
Benim düşüncelerim sizin yazdıklarınızın sağında solunda veya diğer herhangi bir yanında yeralmıyor ve insani bir değeri ifade ediyor. Bu değer kişi veya grupların tanımlanmasında sistem veya baskı gruplarının tanımlamalarını değil kişi veya grubun kendisini ifade etmekte kullandıkları argümanların referans alınmasını içerir ki buna kısaca "insan hissetiği gibidir" diyebiliriz. Bu açıdan "Sünni diyanet ve devlet için alevilik diye bir kavram yoktur. Devlet hala sünni din dersini zorunlu olarak okutmaktadır." derken sistemin Aleviliği tanımlamasından şikayet ederken benzer bir yanlışa "Türban 80 sonrası kadınlara dayatılan aşağılayıcı bir objedir. Kadınlarla birlikte ibadet yapan Aleviler için türban zaten özgürlükleri kısıtlayan bir dayatma aracıdır." diyerek, bizzat kendiniz düşüyorsunuz. Ayrıca kendi dışınızdaki insanları (türbanlıları), o insanların kendilerini ifade yöntemleri ile değil sizin onları algıladığınız şekilde ifade etmekle kalmıyorsunuz bir de onları edilgen olmakla suçluyorsunuz. Yani türban veya başörtüsü artık adına her ne der iseniz bu örtünme şeklinin bir dayatma ve baskı aracı olduğunu ve kadınların bunu kendi özgür iradeleri ile tercih etmesinin olası olmadığını söylüyorsunuz. Anlamak mümkün değil; size ne başkalarının başına ne örttüklerinden, ne için örttüklerinden ve adına ne dediklerinden!
Madımak veya başka isimlerle ifade edilen şekillerde cereyan olaylarda hayatını kaybeden insanların Alevi, Ermeni veya başka bir din/milliyetten olmaları beni hiç ilgilendirmez, olayın beni ilgilendiren kısmı; Masum ve savunmasız insanların öldürülmeleridir. Orada öldürülen insanlar Alevi değil de Sünni olsalardı hislerim değişiklik arzetmezdi ve bence olması gerekende de budur. Kabileci bir bakış açısıyla sadece kendi insanları öldürüldüğünde ortalığı ayağı kaldırmak veya kendi özgürlükleri yoksayılırken sesini yükseltmek "kadere razı gelmek" anlamını taşımıyor bence. Ben en başta bir insan olarak yapılan yanlışları söylemekle beraber, düzeltme yoluna gidilmesi ve aynı ülke sınırları içerisinde beraber yaşamanın yollarının aranması taraftarıyım. Emin olun sizin gibi davranmak çok kolaydır, esip gürlemek, savurmak vs. Ve yine sanırım ne söylersem söyleyeyim içinizde körüklenmiş bu öfkeyi dindirmeyecektir.
lafı çok süsleyip
lafı çok süsleyip püsleyip uzun uzun cümleler kurmaya gerek yok. gelecek ay ramazan başlıyor. sıkıysa anadolunun büyük bölümünde halka açık yerde yemek ye. sonra özgürlük nedir ne değildir konuşuruz.
Arkadaşım ben de bunu
Arkadaşım ben de bunu sorguluyorum, eğer bahsettiğin tarzda bir olay cereyan edecekse bunun gerçekleşmesinin önündeki engel devlet yani hukuk olmalıdır. Sizin düşündüğünüz gibi yapıp birkaç örneği tüm kitleye maledersek tüm kesimler için ve bunun içinde Aleviler içinde bir sürü olumsuz genellemeler sıralayabiliriz. Uzun cümle kuramıyor olmanız, düşüncelerini yanlış ifade etmeni de gerektirmiyor; Yazdıklarıma cevap vermekten kaçınmış olma durumunuz bir başka konuda yazdıklarınla örtülemez herhalde. Bu ülkede Alevilerin bütün sorunları çözülse ancak Sünni Müslümanlar, gayr-i Müslimler ve Kürtlerlerin sorunları çözümsüz bırakılsa, mesela sizin bir sorun olarak görmediğiniz türban çözümsüz kalsa veya anadilde eğitim gerçekleşemese veya gayr-i Müslim vakıfların hakları iade edilmese veya Kürt sorunu çözülmese "Heeeheeee ne güzel mutlu yaşıyoruz, yaşasın Aleviler özgür" diyerek ortalıkta gezecek kadar meşrebi geniş olur muydunuz merak ediyorum. Sanırım bu soruya veremeyeceğiniz cevap, özgürlük dendiğinde neden sadece Madımak'ta katledilen insanları veya Ramazan ayında bir Anadolu kasabasında halka açık bir yerde yemek yeme veya Alevilik inancının ders kitaplarında olmaması şeklinde algılamanızı açıklıyor.
Konu gene türbana
Konu gene türbana geldi...
Napalım kısmet:)
Evet, Türban: 80 sonrası özal döneminin verdiği cesaretle kendini ulema belleyen bir takım yaratıkların baskısıyla oluşmadı diyorsun... Kadınlar özgürce kendi kendilerine takıverdi önceden olmayanı.. İyiymiş...
Tam bir ay önce İstanbul'un göbeğinde bir mahalleden geçerken, bembeyaz bir kaftan ve türban giymiş on-onbeş tane 14-15 yaşlarında gencecik kızlar gördüm, sordum birine hayırdır düğün mü var dedim, yok dediler; törenle kızlarımıza türban giydirdik...
Özgürlük buysa ne demeli bilmiyorum...
BANA KALIRSA ÖNCE BUNA KARŞI ÇIK... İNSAN HAKLARI ve ÖZGÜRLÜK sadece senin bildiğin kavramlar değil. Salak ve saf olmanın özgürlükle olan ilintisi nedir?
"Uzun cümle kuramıyor
"Uzun cümle kuramıyor olmanız, düşüncelerini yanlış ifade etmeni de gerektirmiyor; Yazdıklarıma cevap vermekten kaçınmış olma durumunuz bir başka konuda yazdıklarınla örtülemez herhalde.
"
ben bu cümlelerdeki senli sizli geçişleri çok beğendim. ne demek istediğimi anlamamana üzülmemi beklemezsiniz değil mi?
ixtlan ve oik0s eküri
ixtlan ve oik0s eküri falan mısınız :))
Yani basitleşmeyin arkadaşlar, oik0s ne yazdıklarına aynı seviyesiz üslupla cevap veririm ve ixtlan ne de yazım yanlışlarım söylediklerimin yanlışlığının ispatıdır. Neyse bu şekilde kişiselleşmesini istemem, konu hakkında birşeyler konuşmak isterseniz devam edebiliriz. Diğer türlü çok afedersiniz ama sidik yarıştırma şekline büründü diyalog.
ne acayip, herkesin
ne acayip, herkesin özgürlüğünden mi bahsediyordun? ne de güzel katagorize ettin bizi. sidik yarıştırmaya vardırdın. ne oldu ki? nasıl vardın buralara? tebrik ederim...
oikos, Alevi kadınlar hiç
oikos, Alevi kadınlar hiç başörtüsü-tülbent gibi baş giysileri giymiyorlar mı?
Madımak olayı Türkiye Cumhuriyeti döneminde olmuştur, Osmanlı değil, ve başta sosyal demokrat içişleri bakanı Erdal İnönü vardı!
Alevilerin Erdal İnönüyü, 40 kişiyi yaktırdığı için Yezid gibi zalim ilan ettiklerini göremedim!
Sanki Aleviler Türk değilmiş gibi konuşuyorsun! Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Aklı evvel'e
oikos, Alevi kadınlar hiç başörtüsü-tülbent gibi baş giysileri giymiyorlar mı?
Alakayı çözemedim? Geleneksel başörtüsünden değil türbandan bahsediyoruz.
Madımak olayı Türkiye Cumhuriyeti döneminde olmuştur, Osmanlı değil, ve başta sosyal demokrat içişleri bakanı Erdal İnönü vardı!
Osmanlı mı demişim, iyi okusana... Yaktıranların adını mı verdim? ki adları hafızanda vardır büyük ihtimalle...
Sanki Aleviler Türk değilmiş gibi konuşuyorsun! Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söylermiş.
Yazdığımı iyi oku... Ne demek istediğimi anlayana kadar...
Bir de itirazının nedenlerini anlamadım.. sanki yakılmalarından sen sorumlusun da birilerini savunuyor gibi...
İkinci ihtimal bilir bilmez konuşma demek istiyorsun sanırım...
Heh tam burada, aklına mukayet olmanı öneririm. Tahammül sınırlarını zorluyorsun.
Sevgili dostlar, ben her
Sevgili dostlar, ben her zaman özgürlüğü savuna geldim.Bıkmadım yılmadım.Neden?Özgürlük olmadan olmaz.Parkta otururken dikkat ettim.Karınca yuvası vardı.Kardeşim dikkat etsenize.Yok bas üstlerine bas üstlerine.Peki biz bu karınca meselesi çözülmeden nasıl rahat edeceğiz?Yıllarca karıncaların canı yokmuş gibi davrandık.Ne oldu?Yazık değil mi bize?inanır mısınız geçen bir karıncayla konuştum.Nasıl oldu bilmem ama oldu.Dediki "Siz insanlar daha önünüzü göremiyorsunuz.Kendinize faydanız yok bize nasıl olsun?" Aaa dedim başka bir şey demedim.Karıncaya bak ulan oldum.Biz dedim sizden akıllıyız bir kere.Biz dedim insanız.Bizi dedim kandırmak kolay mı sandın?Biz dedim saçı gizlemeyi ilk akıl eden türüz.Yermiyiz bunları.Baktım ben bunları düşünürken hepsi gülüyor.Karıncalar bana gülüyor iyi mi?Dayanamadım bağırdım ne gülüyonuz lan diyerekten?Abi dediler fermuarın açık kalmış ona gülüyoruz.Sarsıldım.Bu fermuar meselesinin evrensel olduğunu inanın anlayamamışım.Birden duygulandım.Acaba karınca veyahut diğer mahlukatla insan bir olabilir mi yahu diye düşüncelere gark oldum.Baksana,fermuara onlarda gülüyor.Besbelli mantığımı yitirmişim.Hemen silkelendim.Dedim olmaz olmamalı.Bir kere bizde Rus olsun Türk olsun Kürt olsun Fransız olsun Millet olayımız var bizim.Onu bırak bizde İslam var Hristiyanlık var din var.Kolay mı işi buralara vardırmak sanıyorsun.O kadar uğraştık.Sıkıysa sizde yapın görelim karınca efendiler.Biz uğraştık didindik böyle olmak için.Kalkmış bana kendinize faydanız yok diyorsun.Bize bakın biz kendimizi böyle şekillere sokmuyoruz mu demek istiyorsunuz karınca efendiler.Ne yani bu mu özgürlük anlayışınız.Karıncanın özgürlük anlayışı da böyle olur zaten. Bir kere özgür olmak için önce onu kaybedicen. Türban takacan, Alevi olacan, İngiliz olacan, Kürt olacan, Türk olacan, Hristiyan olacan. Bir şey olman şart. Sonra özgürlüğü arayacan.Siz ömrünüzde karıncadan başka bir şey oldunuzmuki konuşuyorsunuz. Nereden bileceksiniz siz bunları? Önce kaybet sonra ara.Kural bu.Arayacan ama özgür olmayacan.İşin tadı kaçar sonra. Özgür olursan neyi arayacan değil mi?Gerçi kime anlatıyorum ya neyse.Özgürlük budur işte karınca efendiler. Siz kendinize gülün. Çıplak çıplak dolaşıyorsunuz haberiniz yok.
İşte böyle dostlar. Biz insanların birbirimizden başka neyimiz var?İşte karınca mahlukatına kalsa durum bu. Artık aslanı, kaplanı, timsahı, kuşu varın siz düşünün.Gerçi konusu gelirse başka mahlukatla ilgili de anılarım var.Yeri gelirse anlatırım.Kalın sağlıcakla…
Alkış
Son zamanlarda okuduÄŸum en etkileyici yorumdu sevgili ziggy:)
Benim alkışım kıymetlidiiirr, öölee herkesi alkışlamam zırt pırt :P :)
Alkışş .. gerçekten ve yürekten alkışşşş .
Diğer hayvanatla da ilgili anılarını okumak isterim ... ve zevkle okurum .
İlla birilerini aşağılayarak , sözüm ona dalga geçerek yok ders vererek.. yok had bildirerek yok bilmem ne yaparak değil böyle de kendini ifade edebileceğini göstermişsin .
Not: Kimse demeden ben diyeyim: Eveeett!!! Kendimi pop vote jüri başkanı ilan ettim . İlla ki not verecem hemi de verdiğim notu ilan edecem... başkan olaraktan :)))
Efendim teveccühünüz.Ben
Efendim teveccühünüz.Ben sadece içimden gelenleri yazdım.Hakikatlerin açığa çıkmasına bir nebze olsun katkım olursa değmeğin keyfime.Saygılar sunuyorum sevgili canu.
Yeni yorum gönder