Bir An'da

Ebruli kullanıcısının resmi

BİR AN'DA

Kaç kurtul
Git, o kadar uzağa git ki hiç bir şey yakalayamasın seni
Ardına da bakayım deme sakın
Bakarsan biliyorsun başına gelecekleri
Kalacaksın gidemeyeceksin
Şimdi çok hızlı ol, çabuk çabuk toparlan hemen
Hem de hersey seni beklerken
Senin gözünün içine bakarken
Hepsini bırak
Kaç, git

Yok ol, buhar ol
Anılarını, bırak git
yalnızlığını özlemlerini,
ne ama ne varsa
şu da benle gelsin deme
nasıl özgür olur ki insan bu kadar kalabalıkla
git ki sakinleş biraz
her an bir düşünce üretmeyi de bırak
bırak onları da giderken kendi hallerine
seçimini yap
bırak git
zihnindekileri yok etmek için zihne ihtiyacın olduğunu sanıyorsun
yanıldın
bırak gitsin zihnindekiler, sen karışma
özgürlüğe yol al

dur bir dakika
unuttun
özgürleşmek için sadece kalbine ihtiyacın var,
giderken kalbini al yanına
sıkı sarıl ona
artık gidebilirsin

gitmezsen eger aynı duvara çarpacaksın unutma
teslim et artık kendini
ve şimdi dinle, anlayacaksın Hamuşu, Tebrizliyi
ve sonra daha neleri neleri
kuralları, yolları, marifeti ve nihayet hakikati
seni gerçekten seveni, sevdiğini
sen ve benin erimişliğini
Gökkubbenin altındakini, üstündekini, hiçliği(ni) ve her şeyi(ni).

22.05.09
Ebru Dündar

--

Canım Şems'im, canım Rumi'm diye diye, öpe koklaya okuduğum bir kitap "Aşk", Elif Şafak
ve sonrasında bir şeyler karaladım içimden geldiği gibi

sevgiler, her kim isterse...

Senin oyun: None Ortalama: 5 (3 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

Harika !

Çok güzel Ebru ! Bir solukta ve zevkle okudum. Kutluyorum.
İçten gelenlerin hele hele bir anda gelenlerin kıymetini bilmek lazım. Kolayca ve her vesile ile gelmiyorlar değil mi? ;)

Teşekkür ederim

Teşekkür ederim Canu,

Beğenmene sevindim
Ve evet haklısın duygular her zaman bu kadar yoğun olmuyor, geldiğinde değerlendirmek lazım:)

sevgilerimle

Aşk şerbetinden içenlere selam olsun!

"Canım Şems'im, canım Rumi'm diye diye..."

Ağladın mı peki hiç "Canım Şems'im, canım Rumi'm diye diye..."
-Gerçi gözyaşları sırdır Rûmi dergâhında, aşk gizlilik ister, ancak o zaman güzeldir ve özeldir çünkü.-

"Benim gece sütüm!" derim ben yatmadan önce iki sayfa Mesnevi okumaya.

Ah, şirinizde ve coşkunuzda Mevlâna ışığı görmek beni nasıl da heyecanlandırıyor bir bilseniz! "Oradan" gelen her şey beni çok heyecanlandırıyor çünkü.

Mevlâna'mızın ve Şems'imizin iklimine uğrayıp da oradan aşk şerbetinden içenlere selam olsun!

Sırlar sır olarak

Sırlar sır olarak kalsınlar...

"gece sütü"
bayıldım bu benzetmeye ve
bende de var, içmeye yeni başladım:))

her birimize bir hayat
kimi düşlerle kimi gerçeklerle yaşayacak
gerçek sandığımız bu hayat
göreceksin elbet bir düş olacak
inanmayana dahi inat
aşk şerbetinden er geç her nefs tadacak

selam ve sevgilerimle

Aşk herkese kısmet olmaz ki ama...

"aşk şerbetinden er geç her nefs tadacak"

Bağışlayın, ama burasını anlayamadım ben; "her nefis ölümü tadacak" gibi bir şey bu söylediğiniz. Aşk herkese kısmet olmaz ki ama...

Saki

"her birimize bir hayat
kimi düşlerle kimi gerçeklerle yaşayacak
gerçek sandığımız bu hayat
göreceksin elbet bir düş olacak"

Aşk şerbetinden içenlerin eli kolu ne kadar dolu... Sakisi Hz.Mevlâna olanın ağzından elbette inci gibi sözler dökülür.

Hepimiz O'ndan bir

Hepimiz O'ndan bir parçaysak eğer ve nasıl her parça bütünün özelliklerini taşıyorsa er ya da geç hepimiz ulaşacağız aşka, aksi mümkün görünmüyor bence.

Sen ya da ben diye bir ayrım olduğunu düşünmek aşkın özüne aykırı diye düşünmekteyim.

Enel Hakk yolundan

Enel Hakk yolundan giderseniz sözünüz doğru; ancak o yolun dışındaki biri için aynı şeyi söyleyemeyiz ki.

Hakk ve aşk yolundan giden herkes elbette O'nu, aşkı bulacaktır; ama İblis'in yolcusu için nasıl söylenebilir ki?

Bağışlayın, ama yine anlamadım.

İblis yolcusu diye bir

İblis yolcusu diye bir ayrımı anlamıyorum ki ben.
Belli zamanlar öyle bir bilinçte olabilirler lakin bu da sınavın bir parçasıdır kanaatindeyim.

“Hepimizin dersi aynı olmakla birlikte sınavı farklı.”

Yanlış gördüğümüz tüm yollar eninde sonunda, bu sefer olmasa bir dahakine O’na bağlanır.

sevgilerimle

Bir daha

“Hepimizin dersi aynı olmakla birlikte sınavı farklı.”

Amenna!

Ancak "bir dahaki sefer" diyorsunuz; bundan ne demek istiyorsanız, sanırım düğüm, benim tıkanıp kaldığım yer orası olsa gerek. "Bir dahaki sefer" mi var?

Vardır elbet ,

Vardır elbet , vardır...Son vapur 2400de, otobüs 0100 de , ancak dolmuşlar sürekli çalışıyor. Git gel , git gel , sınavdan sınava , boyuttan boyuta... Tabii zaman zaman trafik sıkışıp düğümde oluyor, ama açılıyor.

Yanlış gördüğümüz

Yanlış gördüğümüz tüm yollar eninde sonunda, bu sefer olmasa bir dahakine O’na bağlanır.

bu tarz görüşler kulağa hoş geliyor ama bir yandan da sinsi bir yanları var. böyle görüşler, kendimizi ölümsüz varlıklar olarak görüp davranma lüksümüz olduğuna inandırır bizi. bu sefer olmazsa gelecek sefere... ya tek şansımız bu yaşamsa, ya bu yaşamda elde ettiğimiz farkındalıksa tek çıkış yolumuz? bu yaşamın bir düş olduğu doğru. peki gündüz uyanık düş görürken sizinle olan bilinciniz gece düş görürken nereye gidiyor? her gece uykuya daldığınızda gördüğünüz düşlerde farkındalık sahibi misiniz? biz her gece zaten ölürüz. ama bilincimizi taşıyamayız bu ölümlere. Tibet dolaylarında rüyalara ölümün idman sahası olarak bakarlar. rüyalarda ölüme hazırlanırlar. tibette şu soruyu sorarlar: eğer gece uykunuzda bile bilincinizi koruyamıyorsanız büyük rüya (ölüm) geldiğinde neye güvenerek bilincinizi koruyabileceğinize inanıyorsunuz? o nedenle oralarda bir ömür süren disiplin ve çabayla kendilerini bu büyük rüya görme anına hazırlarlar. onlar için ikinci bir şans yoktur. sizin ikinci bir şansınız olduğuna dair, inancınızdan, başka bir şeyiniz var mı?

inançtan başka bi şey ha

soruya bak!!! ne yani neyi olacaktı ? inançtan başka hanları hamamlarının olması yetermi?? :)
geldiğimiz yere gideceğiz diyor. çokmu önemli kaç kez gdip geleceğimiz. buraya gelmekte şart değil . aslında orası burası kalacakmı ki hüyük rüyamı neyse tabir edilen geldiğinde. hem bak oda gerçek değil yani asıl gerçeklik değilki büyükte olsa onada rüya diyor. rüyadan uyanınca zaman ve mekana gerekmi varki? O olduktan ve aşkın kendisi olduktan sonra ne önemi var kimin neye inamasının inancından başka şeylerin olmasının.
şükürki menzil O na..

Sevgili Karşı’nın

Sevgili Karşı’nın söylediklerinin ciddi mi, dalga mı olduğunu anlamış değilim.

Sevgili Kaplumbağa ve İxtlan,

"Bir dahaki sefer" mi var?

“bu tarz görüşler kulağa hoş geliyor ama bir yandan da sinsi bir yanları var. böyle görüşler, kendimizi ölümsüz varlıklar olarak görüp davranma lüksümüz olduğuna inandırır bizi. bu sefer olmazsa gelecek sefere... ya tek şansımız bu yaşamsa, ya bu yaşamda elde ettiğimiz farkındalıksa tek çıkış yolumuz?”

Demişsiniz.

Öyle bir konudur ki bu, atalet ve pasif kadercilik olarak yorumlamak çok kolaydır. Lakin bir sonraki yaşama güvenerek bu yaşamda boşvermişçilik, gamsızlık gibi yorumlanması değildir söylenmek istenen. Tabii ki çabamız farkındalığımızı yükseltmek yönünde.
Elden gelen tüm gayretler gösterilmektedir zaten kuşkusuz.
Ancak hepsinden sonra var mı yapacak bir şey ?
Ve bilmiyoruz o iblis yolunda dediğimiz insanlar belki de herhangi bir an'da, öyle birşeyler yaparak, farkına vararak buluyorlardır doğruyu -aşkı, bizim görmemiz şart mı?

Aynayı size çevirip sorayım, herkesin inancından başka neyi var ki?
“Bir kesinlik varsa sizin bildiğiniz öğrenmek isterim.”

Not: Tibetteki rüyalara bakış, binlerce yıl evvelinden günümüze Meksika’dan gelen Carlos Castaneda öğretisini anımsatıyor.
Ve uygulamalar yapılıyor.

sevgili ebruli,

Carlos Castanneda ile ilgili bilginiz olduğuna göre onun şu görüşünden de haberdarsınızdır:

"savaşçı inanmadan inanır; onun kozu budur."

yansız olmakla ilgili bir durum bu. inanıyorum deyip geçmemekle ilgili bir durum. söylediğiniz gibi hiç bir kesinlik yoksa, diğer durumların olamayacağını size düşündüren ne, bunun irdelenmesiyle ilgili bir durum...

Not: Meksika şamanlarının "görme" adını verdikleri algısal durumu da biliyorsanız, inanç ile "görme" ayırımını yapmanız zor olmasa gerek. ve o uygulamaları yaparsanız, bazı şeylerin kesin olarak bilinebileceğini de "görme" şansınız olabilir. kim bilir değil mi? :)

Nemrutlar ve Firavunlar

Sevgili Ebruli;

"o iblis yolunda dediğimiz insanlar belki de herhangi bir an'da, öyle birşeyler yaparak, farkına vararak buluyorlardır doğruyu -aşkı, bizim görmemiz şart mı?"

Burada ihtimalli konuşuyorsunuz ama, elbette aşkı ve âşıkı bizim görmemiz şart değil; ama aşkın ve âşıkın da halleri vardır değil mi, dolgun başaklar eğik olur misali.

Yine de sizin dediğiniz yoldan gidecek olursak Nemrutların ve Firavunların, ya da nemrut ve firavunlaşarak hayatlarının bitiş çizgisine varanların durumunu nasıl açıklayabiliriz ki?

Diğer durumların

Diğer durumların olamayacağını düşündüren bir şey yok sevgili İxlant
Bu yüzdendir ki CC öğretisi ile ilgili bilgileri almaya başladım. Farklı bakış açıları ve bilmediklerimizi öğrenmek için. Fakat haklısınız ki CC öğretisi ile herkesin aşk a ulaşacağı inancı zıt düşmekte. Gereken çabayı göstermeyenlerin kartala yem olması anlatılmakta.
Lakin henüz öğreti ve “görme” ile ilgili yolun çok başında olduğumdan dolayı çok fazla yorum yapabilecek durumda değilim.
Gelgelelim bütün bunlar benim aşka eninde sonunda ulaşacağım inancımı değiştirmiyor.Sadece O’na ulaşmak için biraz daha harekete geçiriyor ki bu da istenilen bir durum sanırım.

Sevgili Kaplumbağa, söylediğim üzere benim bilebildiğim bir kesinlik yok
“Dolgun başaklar eğik olur misali.” Dediğiniz çok anlamlı. Gerçekten de öyledir lakin bir yerlerde mantıkla çok da açıklayamadığımız bazı durumlar var . Sevgi özüyle yaratılan her birimizin aşka ulaşacağımız inancındayım. Ve Yaratan’ın, kimseyi kendi özünün dışında yarattığını düşünemiyorum. Yaratan’dan gelecek bir ayrımcılığı düşünemiyorum. Tek çıkış noktam bu. Kimbilir belki gereğinden saf bir inanç.
Bir yandan da CC öğretisiyle ilgilenmekteyim, merak ediyorum farklı bakış açılarını. Oradaki açıklamalar daha değişik.

Söylediklerim ahkam kesmek gibi algılanmasın. Ben bilsem soruların cevabını seve seve anlatırım. Lakin kalbimdekileri anlatmak için bazen ifadeler yeterli olmuyor sadece hissedebiliyorum.

Bir karalamamla başlayan ve akabinde gelen yorumlarınız, katkılarınız için teşekkür ederim her birinize.

Sevgilerimle

Esfel-i Safilin

"Yaratan’ın, kimseyi kendi özünün dışında yarattığını düşünemiyorum.Yaratan’dan gelecek bir ayrımcılığı düşünemiyorum. Tek çıkış noktam bu. "

Çıkış noktanız çok güzel ve yerinde sevgili Ebruli; ancak tin suresini iyi okursanız gerekli cevabı orası veriyor:

"Biz insanı ahsen-i takvîm üzere, en güzel şekilde yarattık. Sonra onu (İnsanların bir kısmını bu güzel sûrette yaratılmaları nîmetinin şükrünü yerine getirmediklerinden, yâni küfürleri (îmânsızlıkları) ve isyân etmeleri sebebiyle) Esfel-i Sâfilîn'e -aşağıların en aşağısına - bırakırız. Îmân edip sâlih (iyi) amel işliyenler bundan müstesnâ; onlar için kesilmeyecek bir mükâfât vardır. (Tîn sûresi: 4-6)

Söyler misiniz şimdi esfel-i safiline düşmüş biri aşka nasıl ulaşabilir, ulaşmak için bir gayesi de yoktur zaten.

"Bir karalama" diyerek yazınızı basite indirgemeniz, geçiştirmeye çalışmanızı ise doğru bulmuyorum. Çünkü aşk yolunda, güzelliği aramak yolunda küçücük ayrıntılar bile çok büyük önem arz etmektedir.

cc falan nedir bilmem ben, öğrenmeye de ihtiyaç duymuyorum. Çünkü O'nu arayışımda tasavvuf yetiyor bana; henüz tasavvuf yolunun başındayken farklı yollara saparak hedeften ayrılmak istemiyorum.

Sevgimle...

başka bakış açılarını

Çünkü O'nu arayışımda tasavvuf yetiyor bana; henüz tasavvuf yolunun başındayken farklı yollara saparak hedeften ayrılmak istemiyorum.

başka bakış açılarını öğrenmek neden sizi hedeften alıkoysun ki? bana sorarsanız bu yoldan sapmak değil, olsa olsa yolunuzu zenginleştirmek olur...

Hedef Nedir?

Tasavvufa uzak olduğumu söyleyebilirim, ama merak etmiyor da değilim. Tasavvufta hedef nedir?

Bu konuda farklı yorumlar mevcut sanırım. Bir kaç kişiyi dinledim ama farklı yönlere çekmeye çalışanlara da rastladım. Sanırım olması gereken mürşid-mürid ilişkisi. Bu da çok şeye zemin hazırlıyor.

xenix

Uzun bir yola çıkacakmış gibi...

Sevgili xenix;

Tasavvuf, ya da sufizm burada öyle kolayca anlatılacak bir şey değil. Hele birilerine sorularak öğrenicek bir şey hiç değil.

Ama kısaca özünde İslam olan derin bir okyanustur tasavvuf.

Bu konuda benim beğendiğim sitelerden biri http://www.sufizm.gen.tr/ dir.

Aslında tasavvuf büyüklerinin biyografilerini okuyarak başlamanı öneririm ben sana; Hallac-ı Mansur ve Mevlâna özellikle.

Bizim ülkemizde din ve Allah gibi kavramlardan bahsedince müslümanım diyen nicelerinde antipati olmasa bile bir isteksizlik çıkar öne. Ama sonra elin adamları, Aprupalı nice yazar gelir bize Mevlânamızı anlatmaya kalkar.Ülkemizde son zamanlarda ne kadar çoğaldı Mevlâna'yı anlatan yabancı yazarların yayınlanması? Şimdi bunu gören kimi yazarlarımız bu akımdan (!) geride kalmamak için onlar da Mevlâna'ya koşmaya başladı. Ben henüz okumadım, ama Elif Şafak da bunlardan biri. Son romanı "Aşk" ta Mevlâna'yı anlatıyor. Hani sevgili Ebruli'nin bu sayfanın başında yazmış oldu "Canım Şems'im, canım Rumi'm diye diye, öpe koklaya okuduğum bir kitap "Aşk"..."

Son söz - son söz olmaz tasavuufta ama - Tasavvufu merak ediyorsan şöyle bir bakıp geçeyim diye düşünürsen hiç bir şey anlamamazsın; anlamadığın gibi gibi yanlış anlarsın hatta. Tasavvuf yolcusu, uzun bir yola çıkacakmış gibi hazılamalı kendisini

Sevgili Kamplumbağa, "Bir

Sevgili Kamplumbağa,
"Bir karalama" diyerek yazınızı basite indirgemeniz, geçiştirmeye çalışmanızı ise doğru bulmuyorum. Çünkü aşk yolunda, güzelliği aramak yolunda küçücük ayrıntılar bile çok büyük önem arz etmektedir." demişsiniz, inceliğinize ve övgünüze teşekkür ederim. varolun sevgiyle

Sevgili Xenix,
İşin üstadları dururken laf etmek bana düşmez ama madem sordunuz bildiğim kadarıyla söyleyeyim
Aslında CC öğretisinin hedefinden cok da farklı değil.
yani bilge insan olmak, aydınlanmak.Ve benliğin değil özün ne muhteşem olduğunu farkedecek farkındalığa erişmek ve öze dönmek.(kişisel yansıma gibi algılanmasın)

Lakin şimdiki zamanda mürid-mürşid ilişkisi tartışmalara yol açmaktadır uygulanabilirlik açısından. Önemli olan bence özünü anlamak ve ruhunu besleyerek tekamül yolunda ilerlemektir.
ve her adımda bir üste cıkmaktır.Yükselen cennetler diye de benzetme yapılır zaman zaman.

Fakat tabi sevgili Kaplumbağa'ya katılıyorum, dar alanda kısa paslaşmalar şeklinde bir konu değildir bu malumunuz.

sevgilerimle

Tasavvufta olması gereken mürid , mürşit ilişkisi

değil elbet , aşkla kendini aşkınlaştırıp , Allah'la bir olmak , bire karışmak. Mürid buna kılavuzluk eden kişi. Mürşid yoksa olmaz salt teknik bir eğitim konusu. Biçim sorunu yani. Bundan 6-7 asır önce yazılmış bir kitapla insanlar bir şeyler ve çok şeyler ve her şeyler buluyorsa, bugün aynı hali yakalayıp biri yazsa kim bilir neler buluruz. Tasavvuf görünen gerçekliğin ardındaki gerçeği görmek ve buradan hareket etmek gibi bir şey. Salt İslamla alakalı değil, Hristiyan ve Musevi tasavvufuda var. Ancak sanırım onların tasavvufa yönelmesi, İslamdan sonra... Eğer bugünden bakarsak en az 300 yıldır somut bir başarısını göremiyorum. Çok ilgilenenlerin üzerinde düşünmesi gereken bir konu gibime geliyor. Ancak belki görenler vardır.
Diğer yandan bence kısa alanda da anlatılır , neden , nasıl çıkmıştır , neye dayanır , amacı nedir , bu kadar yalın. Ama asıl sorun ,bunlara hakim olacak kadar yalın olmakta...Yani yaşamda, ona bir yer bulmakta, sanırım. Özellikle sımsıcak coşkunuza ve inancınıza saygısızlık olarak almamanız dileğiyle ,sevgilerimle.

Yeri gelmişken

Sevgili xenix bu konuyla ilgili sitemizde epey yazı mevcut aslında. Hiç biri tam olarak anlatmamakla birlikte içinden birşeyler yakalayağına eminim. Büyük öğretileri yazıyla anlatmak, aktarmak zordur. Ama bir kaç kaynak eklememe izin verin.

İlki, sitemiz yazarlarından Bilgisev in bu konuya değindiği bazı yazılar: http://www.sonsuz.us/?q=node/584

İkincisi benim eklediğim, Evrenin Sırları e-kitabı: http://www.sonsuz.us/?q=node/350

Üçüncüsü ise Mevlananın hayatının kısa bir özeti: http://www.sonsuz.us/?q=node/253

Birde ana sayfaya yazı ekledim: http://www.sonsuz.us/?q=node/1939

Aslında ben bu konuyu

Aslında ben bu konuyu başlatan ebrulinin yazdıklarını ve ebruliyi anlamaya çalışıyordum.''Yanlış gördüğümüz yollar eninde sonunda ona çıkar bu sefer olmazsa bir daha ki sefere''derken, sanırım ebruli reankarnasyondan bahsediyordu,bu konuyu tam açmadığı için de anlaşılamadı sanırım...sanırım...sadece sanı.Umarım sanım'da yanılırım zira bilgide korkular acabalar olmaz us sonsuzdur us her şeyi düşünür bu bilgi bana yarar bu bilgi bana yaramaz demez sürekli alır,eğer uz'umuz vicdanlıysa bu aldıklarının sentez ve analizini çok güzel yaparak evrenlerin dengesiyle bütünleyecektir bu da Yaradanın dengesi demektir onunla bütünleşmek demektir.Sevgiler.

Misafir olarak katılan

Misafir olarak katılan arkadaşıma,

Yanlış gördüğümüz tüm yollar(“bile” demem gerekirdi belki burada) O’na çıkar

Evet ,bu dünyada göreceli bir durumdur ya hani yapılan yanlışlar, acılar, üzüntüler, vs.
Aslında her biri bizim doğruya ya da ismine aşk diyelim ya da hakk diyelim O’na ulaşmamızda birer vesiledir. Bugün yanlış gibi gözükür ama O’na giden yolda nefsin onu yapması gereklidir ki öğrensin, anlasın, arınsın, ulaşsın.
Birseyleri yaşayarak ve öğrenerek, görerek eninde sonunda O’na ulaşırız demeye çalışıyordum.Yoksa safi durgun mücadelesiz bir hayat ile pek de bir şeyler öğrenilemeyecektir. Şems’in Mevlana’ya göstermek istediği şeylerden biri de budur mesela. Gerektiği noktada yanlış anlaşılacaktır, halktan bir çok insanın düştüğü hal’lere maruz kalacaktır ki o insanları ve hal’leri anlasın ve daha da aydınlansın.

“Bir dahaki sefere”ye belki de çok önem verdik. Bunun garantisini verecek değilim ancak yok da diyemiyorum. Ama yükselen farkındalıklardan sözediliyorsa hepsi bir kerede olacak diye bir durum şart mı, yeniden gelinemez mi? Ters olan nedir? Düşünülür.

“eğer uz'umuz vicdanlıysa” kısmını anlayamadım?

sevgilerimle

Önemli not: Beni bu konularda tekrar tekrar düşünmeye sevkeden, diğer açılardan bakmamı , daha iyi anlamamı sağlayan yorumlarınız çok değerli, her birinize tekrar teşekkür ederim.

Çok değerli ebruli;Elbette

Çok değerli ebruli;Elbette tezatlıkları yaşamadan olgunlaşıp pişmemiz mümkün değil.Önemli olan,gerçeği ararken aklın ve yüreğin birlik olması bu birlik ile aynı istikamete gidilmesi,Aklımız başka gönlümüz başka şey ararsa bu ikiliğin sorumlusu biziz bunu birleştirme görevide bize ait.Diyoruzki''Akıl doğruyu gösterir,iyi ile kötüyü ayıran gönüldür''tek bir doğru olmadığı için bunun ayırımını yapacak olan vicdanımızdır.Vicdan kesinlikle yanılmaz çünkü Yaradanın özü oradadır.Şayet vicdanımızı aklımız kadar kullanmayı biliyorsak hiç bir rehbere ihtiyaç duymayız, sadece yaradanın kaynağından beslenerek O na ulaşa biliriz.Reankarnasyona inanıyorum,yoksa Allahın adaletini nasıl görebilirdik'ki.Sevgiler

Kaçıp gitmenin dayanılmaz cazibesi...

Sevgili Ebruli;

"Kaç kurtul" diyen bu şiirinizi ilk okuduğumda içimde bir ayak sesi duydum önce.

Heyecanlandım.

Sonra kalbimin atışları eşlik etti bu ayak sesine; peşine takılıp da gitti.

Bazen böyle kaçıp gitmek ne çok heyecan verir insana!
Ve kaçıp kurtulamadığımızda bizi çevreleyen zincirlere dolanır kalırız; bunalır, çaresizce çabalarız.

Özgürlük, kaçıp gitmekte, kaçıp kurtulmakta mı yoksa? Kaçıp gitmek niye heyecan verir böyle?

Ve….

Bir kez olsun kaçıp gitmemiş bir insan özgürlüğün tadını ne kadar bilir?

Peki özgürlük niye asidir, niye kıpır kıpır? Uysal bir çocuk gibi niye oturmaz bir köşede?

“Ardına da bakayım deme sakın
Bakarsan biliyorsun başına gelecekleri”

Ah, bizi hep tuttular, değil mi? Ayaklarımıza yapıştılar, göndermediler. Kalakaldık öylece, gözlerimiz ufukta.
Ve bunun acısın en çok kaçıp da gidemeyenler bilir. Kaçmak istemeyen ne bilsin?

“Hem de hersey seni beklerken
Senin gözünün içine bakarken
Hepsini bırak
Kaç, git”

Ah, bunu bir yapabilsem!.. Her şeyi bırakıp gidebilsem. Ama… Hele şu kızın okulu bir bitsin, biliyorum yapacağımı.

Sevgili Ebruli; çok güzeldi şiirin; ancak şiirin en altına Tebrizî ile Mevlâna sanki çanak tutarak yukardan aşağı tüm güzelliği süzerek kendilerinde toplamıştı. Bu yüzden dikkat edersen hep onlardan bahsettik de şiirine hiç değinmedik.

Ama öyle de olsa “Kaç kurtul” diye haykıran sesin içimde yankılandı durdu.

Önce de vardı bu ses; ancak şimdi biraz daha ete kemiğe büründü.

Ve o ses daha güçlü.
İyi ki güçlü, iyi ki öyle!

Ya paslı bir çivi gibi kalakalsaydım…

ANDA

Geçmişin ağırlığını, geleceğin kaygısını bırak!
Hayat anda güzel, yaşamana bak!
Anı yaşayıp, değerlendirenler için,
Korku, endişe, dert, keder, hepsi ırak.

Ne diye kuruntu edilir, gelmemiş günden?
Yarın yaşayacak mısın, biliyor musun bu günden?
Maziye dalıp dalıp çaldırma kısacık ömründen!
Sen şimdi varsın, hayalden başka ne kaldı dünden?

Hayat anda, ne güzel, ne hoş
Geçmişle avunup, geleceği bekleyen nahoş
Geçmiş, gelecek kuruntu bunlar, içi boş
Şimdiyi yaşayanlar sırra ermiş kaygısız, sarhoş.

Gönül ölesiye severse O güzeli
Ne geleceği kalır, ne ezeli
Hayat anda akıp yaşanıyorsa,
Koy ver gitsin geçmişi, geleceği!

gerçekle yüzleşmek

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş