Ingeborg Bachmann \ Toplu Şiirler
Büyük Ayı’ya Çağrı
I
Oyun Bitti
Sevgili kardeşim, ne zaman bir sal yapacağız kendimize
Ve yelken açacağız gökyüzünden aşağıya?
Yakında bu yük çok ağır gelecek, sevgili kardeşim,
Ve batacağız uçurumlara.
Sevgili kardeşim, çiziyoruz kağıdın üstüne,
Nice ülkelerle rayların resmini.
Dikkat et siyah çizgilere,
Havaya uçuyorsun, görmeyip mayınları.
Sevgili kardeşim, işte o zaman ben istiyorum ki,
Bir kazığa bağlanayım çığlıklarla.
Ama sen, at sırtında terk ediyorsun ölüler vadisini
Ve kaçıyoruz seninle birlikte.
Uyanacağız, ister çingene kampında olsun, ister çöl çadırında,
Kumlar saçlarımızın arasından süzülüyor,
Ne senin yaşın, ne benimkisi, ne de dünyanınki
Yıllarla ölçülüyor.
Sakın aldanma kurnaz kargalara, yapışkan örümceklere
Ve çalılara takılıp kalmış tüylere,
Yiyip içmeye de kalkma efsane ülkelerinde,
Çünkü köpükler, yalnızca görünüştedir tencere ve testilerde.
Yalnızca altın köprüde kızıl yakut için geçerli
Parolayı hala bilendir ancak kazanan.
Söylemek zorundayım ki, son kar eriyeli,
O parola da yitip gitti bahçede.
Büyük yaralar aldı ayaklarımız onca taşlarla.
Biri iyileşti. Istediğimiz, atlamaktır onun yardımıyla,
Çocuk kral, ağzında ülkesinin anahtarlarıyla,
alana kadar bizi, ve o zaman şarkımızın yankılanmasıdır:
Mevsim güzeldir çiçeklendiğinde hurma çekirdekleri!
Kanatları vardır her düşenin.
Kırmızı yüksükotları süsler yoksulların kefenini,
Benim mührüme düşer yüreğinin küçük yaprağı.
Artık uyuma vaktidir sevdiceğim, oyun bitti.
Usulca yürümeliyiz. Beyaz gelincikler havalanmakta.
Annemle babama göre hayaletler gezmekte sanki,
Biz karşılıklı değiştiğimizde nefeslerimizi.
devam etmeye çalışacağım..
- LEYLA ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1382 defa okundu

Sibel Atasoy

''Kanatları vardır her
''Kanatları vardır her düşenin.''
''Ne senin yaşın, ne benimkisi, ne de dünyanınki
Yıllarla ölçülüyor.''
''Parolayı hala bilendir ancak kazanan.
Söylemek zorundayım ki, son kar eriyeli,
O parola da yitip gitti bahçede.''
Bu dizeleri çok beğendim. Teşekkürler leyla.
medisis..
(:
Beğenmemelimiydim sevgili
Beğenmemelimiydim sevgili leyla?
Gülümseme;
teşekkür etmek, sevgi, selamlama ifadesi.
pardon ben gülümsemek
pardon ben gülümsemek için devamlı :) bunu kullanırım yanlış anlaşılma oldu :)))
"Yabancılaşma" ve diğer şiirleri:
Yabancılaşma
Ağaçlardan göremiyorum artık ağaçları.
Rüzgara yelken açmıyor dalların yaprakları.
Tad var yemişlerde, ama tükenmiş sevgileri.
Doyurmuyorlar bile.
Ne olacak şimdi?
Orman kaçmakta gözlerimin önünde,
Ağzı mühürlenmiş yakınımdaki kuşların,
Döşeğim olabilecek çayır da kalmamış
Doymuşum artık zamana
Ve içimde zamana susamışlık.
Ne olacak şimdi?
Dağlarda ateşler yanacak gece bastığında.
Yine davranıp yaklaşmalı mı her şeye?
Yollarda göremiyorum artık yolları.
[Engindir dünya]
Engindir dünya ve ülkelerden ülkelere giden yollar,
Ve nicedir diyarlar, ben hepsini tanıdım,
Bütün kulelerden seyrettim kentleri,
Gelmekte ve gitmekte olanlarıyla, insanları.
Raylarla yollar, dağlarla göller arasında uzanan
Güneş ve kar tarlaları engindi.
Ve engindi dünyanın ağzı, bir dolu sözcükle
Kulaklarımda
Ve bestelenmekteydi gece bile alaca ezgileri.
Beş kadehin şarabını bir dikişte içtim,
Saçlarım dört rüzgarın değişen barınaklarında
Kurumakta.
Bitti yolculuk,
Ama varabilmiş değilim hiçbir sona,
Her diyar bir şeyler götürmüş sevgimden,
Bir gözümü yakmış her ışık,
Giysilerim parçalanmış her gölgelikte.
Bitti yolculuk.
Ama prangasındayım henüz bütün uzaklıkların,
Hiçbir kuş taşımamış beni sınırların ötesine,
Denize akan hiçbir nehir,
Sürüklememiş aşağılara bakan yüzümü,
Ne de gezinmek istemeyen uykumu kucaklamış…
Biliyorum, şimdi daha yakında dünya, ve sessiz.
Dünyanın arkasında
Buluttan yapraklarıyla
Ve maviliklerle tepesinde
Bir ağaç yükselecek.
Kızıl güneşten kabuğuna rüzğar
Bizim yüreğimizi kazıyor
Ve serinletiyor çiğ taneleriyle.
Dünyanın arkasında,
Tepesinde bir meyveyle
Ve bir kaseyle som altından,
Bir ağaç yükselecek.
Gel, seyredelim, o kase
Zamanın sonbaharında
Kaydığında Tanrının ellerine!
Her gün
Savaş, ilan edilmiyor artık,
Sürdürülüyor. İnanılmaz olan
Sıradanlığa dönüştü. Çarpışmalara
Katılmıyor kahraman. Güçsüzler
Girdi ateş hattına.
Günün üniforması sabır.
Nişan, zavallı yıldızı umudun,
Yüreğin tam üstünde.
Yıldız
Her şey sona erdiğinde veriliyor,
Yaylım ateşi sustuğunda,
Düşman görünmez olduğunda
Ve sonsuz silahlanmanın gölgesi
Göğü kapladığında.
Yıldız
Çarpışmalardan kaçmaları,
Arkadaşa kanıtlanan cesaretler,
Aşağılık sırların açığa vurulması
Ve her türlü buyruğun
Yerine getirilmemesi karşılığında veriliyor.
Tema ve varyasyon
Bal alınamadı bu yaz.
Kraliçeler götürdüler öteki arıları,
Bir günde kuruyuverdi çilek hasadı,
Erken döndüler çilek arayanlar.
Bütün tatlıları taşıdı bir ışık demeti
Bir uykuya. Kimdi vaktinden önce ona dalan?
Bal ve çilekler mi? Talimlidir acıya, yaşayan
Her şeyi. Ve yoktur herhangi bir eksiği.
Ve yok bir eksiği, yalnızca biraz,
Dinlenmekten ya da dik durabilmekten yana.
Boynu iyice büküldü gölgelerle ve mağaralarla,
Önünde hiçbir ülkenin kapıları açılmayınca.
Dağlarda bile güvenlikte değildi
-dünyanın, ölü uydusu aya sürgün ettiği
Bir partizan gibiydi.
Talimlidir acıya, her şeyi yaşayan,
Ve neler yaşamadı ki o insanoğlu? Sürülerle
Böcek yapıştı ellerine, yanıklar yüzünde
İzleri çoğalttı ve pınar, olmadığı halde,
Önünde bir düş gibi somutlaştı.
Bal ve çilekler mi?
Tanısaydı kokuyu, çoktan giderdi peşinden!
Bir uyurgezerin uykusu sanki, yürürken,
Kim daldı ona, zamanından önce?
Öyle biri ki, daha doğduğunda yaşlanan
Ve erken gömülen karanlıklara.
Bütün tatlıları taşıdı bir ışık demeti,
Geçip gitti yanından.
O ise, kuraklığı getiren ilenci
Tükürdü çalılara, haykırdı
Ve duyuldu bağrışı:
erken döndüler çilek arayanlar!
Kök yerinden doğrulduğunda
Ve ıslıkla kaydığında peşlerinden,
Bir yılan derisi, ağacın son kılığıydı.
Bir günde kuruyuverdi çilek hasadı.
Aşağıda, köyde boş durmaktaydı kovalar,
Avluda, davul gibi çalınmaya hazırdılar.
İşte o zaman indirdi güneş darbelerini,
Ölümü bir fırtınayla getirdi.
Kapandı pencereler,
Kraliçeler bütün arıları götürdüler,
Ve kimse engellemedi uçup gitmelerini.
Vahşi doğa açtı onlara kapılarını,
Gövdesi boşalmış ağaca sığındılar,
İlk özgür devletin vatandaşlarıydılar.
Bir diken son insana battı,
Acısızdı.
Bu yaz bal alınamadı.
Tahtalar ve talaşlar
Eşek arılarından söz etmeyeceğim,
Çünkü kolaydır onları tanımak.
Sürüp giden ihtilaller de
Değil tehlikeli olan.
Eskiden beri revaçtadır
Nasılsa, gürültülü ölümler.
Ama günübirlik sineklerle kadınlara,
İş olsun diye avlananlara gelince,
Bir de makyajcılara, kararsızlara,
Hiç aşağılanmamış iyi niyetlilere,
Dikkatli ol onların karşısında.
Ormanlardan taşıdık çalılarla kütükleri,
Ve uzun zaman yükselemedi güneşimiz.
Fabrikalardan çıkan kağıdın esrikliğiyle,
Tanıyamaz oldum ağaç dallarını,
Daha koyu mürekkeplerde dinlendirilmiş bataklığı,
Ve ağaç kabuklarına kazınmış,
Doğru ve ölçülü sözleri.
Kağıt israfı ve sloganlar,
Kapkara afişler…Gece gündüz,
Hangi yıldızların altında olursa olsun,
Çalışmakta inandırmanın aygıtları.
Ama benim istediğim yazmaktır tahtaya,
Yeşil kaldığı sürece ve safrayla
Korudukça acılığını, yazmaktır,
Ne olup bitmişse ta başlangıçta!
Uyanık kalmaya bakın!
Uçuşan talaşları izlemekte
Eşek arısı sürüsü, ve havuz başında
Direnmekte, bir zamanlar bizi
zayıf düşüren baştan çıkarmaya,
Saçlar.
Ertelenmiş zaman
Daha çetin günler gelmekte.
Bir zaman ki, geri çağrılmak üzere
Ertelenmiş, görünüyor şimdi ufukta.
Bağlamalısın artık neredeyse pabuçlarını,
Köpekleri de kovmalısın toplanma yerlerine.
Çünkü balıkların bağırsakları
Buz kesmiş rüzgar altında.
Yoksul bir ışık vermekte kandiller.
Bakışların bir hayalet olmuş sisler denizinde:
Bir zaman ki, geri çağrılmak üzere
Ertelenmiş, görünüyor şimdi ufukta.
Ötelerde sevgilin, gömülmekte yavaş yavaş,
Dalgalanan saçlarına kadar yükselmiş kum,
Sözünü kesiyor konuştuğunda,
Susması için emir vererek,
Ölümlüdür nasılsa sevgilin kumlara göre
Ve ayrılışlara da gönüllü,
Her kucaklaşmanın ardından.
Bakma etrafına.
Bağla pabuçlarını.
Geri kovala köpekleri.
Dök balıkları denize.
Söndür kandilleri!
Daha çetin günler gelmekte.
"Artık uyuma vaktidir
Usulca yürümeliyiz. Beyaz gelincikler havalanmakta.
Annemle babama göre hayaletler gezmekte sanki,
Biz karşılıklı değiştiğimizde nefeslerimizi.
"
Gökyüzüm'e (Karşılıklı değişen nefesin tılsımı sonsuz birlikte tutsun bizi.)
PS: Bachman'ın "Malina" sı düştü aklıma...ne çok aşkın bir acısı vardır aşkın....insan ne zaman yalnızdır? okunmalı Malina.
PS: Leyla neredesin?
Güneşime
Seni seviyorsam bununla her yerin
Öyle iç çekişlerin gibi bir değil iki
Nasıl yaşamaya başlar daha çok
Buluşan iki mısra gibi.Bir şiirin
Kokusuz, tatsız çocuk adları gibi
Bir kuş da gözlerine uygulanmış sesiyle
Öter durur kıyısız boş saatleri
Ben niye titriyorum'la birlikte
Sonsuzluk alanıdır yüreğin.
Bir anlık gecesinde bir günlük mevsimlerin
Bildik mi yaşamayı ikimizce
Biz getirdik demektir anlamayı evrene
Sevişmek alanıdır yüreğin.
EDİP CANSEVER
Çiçek
ÇİÇEK
Taş.
Havada taş, gözümle izlediğim.
Gözün, taş gibi kör.
Biz
el idik,
boşalttık karanlığı ve yakaladık
yazla gelen sözü:
Çiçek.
Çiçek - bir sözcük körlerin sözlüğünde.
Senin gözünle gözüm:
giderir
susuzluğu.
Büyümek.
Yürekte yaprak gibi
kat kat.
Bir söz daha, bunun gibi, ve çekiçler
savruluyor havada.
Paul Celan
Çevirenler : Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Yeni yorum gönder