Charlie’nin Melekleri ölüyor dostlar!
Bu sabah kahvaltımı yaparken gazetede okuduğum bir haber, sanki lokmaları boğazımda düğümledi.
Haberde, üç yıl önce kansere yakalanan Charlie’nin Melekleri”nden Farrah Fawcewtt’in durumunun ağırlaştığı ve oyuncunun şuurunu kaybettiği anlatılıyordu.
Bu haberler birlikte sanki bir yerime bir şey batmış gibi acıdı; bir yerim, bir parçam kopup gitti bedenimden.
İşte anılarımız da düşüyordu ördüğümüz “yaşam” duvarından bir bir. Uzun yıllar önce yaşam duvarımdan ilk taş, tek kanallı dönemin ve çocukluğumuzun unutulmaz filmi Küçük Ev’in sevimli ikizlerinden bir tanesinin porno sektörünün eline düşerek seks yıldızı olmasıydı. İlk kez o gerçeği gördüğümde yıkılmıştım.
Sanat alanında bir yeri olmayabilirdi Fawcett’in de, Küçük Ev’in sevimli ikizlerinin de. Ama çocukluk anılarımızın şekillenmesinin mimarı değilse de anılarımızdaki oyunculardı onlar. Bazen bir duvardaki küçücük, sanki anlamsızmış gibi duran bir taşı çekersiniz de ancak o zaman öğrenebilirsiniz orada ortaya çıkan boşluğu.
Doğduğum köye her gittiğimde sanki üzerimden geçiyorlarmış gibi olmaları da bu yüzdendi; çocukluğumun geçtiği evi yıkmışlar ve üzerine asfalt dökmüşlerdi çünkü. Bunu ne zamandır başka bir yazıda yazmak istiyordum ama, kısmet buraya imiş; sizin de üzerinizden geçtikleri oluyor mu hiç, ayakların, arabaların tekerlekleri altında ezildiğiniz?
Charlie’nin Melekleri ölüyor dostlar, daha önce Küçük Ev’in yıkıldığı gibi.
Ve yaşam duvarımızdan taşlar düşüyor bir bir. Ve bizler ilerliyoruz bitiş çizgisine doğru adım adım.
Halbuki dışarıda bahar var. Sarı çiçekler süslemiş yer bir yanı. Ağaçlar çiçek açmakla meşguller. Gelincikler de neredeyse çıkagelirler. Hal böyleyken bu taşlar niye düşmekte?
Bu sorunun cevabını, kahvaltım sona ererken gazetenin son sayfalarında okuduğum Yeni Türkü veriyordu herhalde:
“Biz büyüdük ve kirlendi dünya.”
Kaplumbağa



Sibel Atasoy

butonunun üstüne gelerek yapmak istediğiniz işlemi seçiniz. Paylaşmak için sitemize üye olmanız gerekmez.
Felsefe yapasım var:)
Charlinin melekleri ölüyor, küçük ev yıkılıyor...çocukluğumuzun geçtiği evler , yollar yerler yok oluyor.. herşey geçmişte kalıyor. Bakıyorsunuz ki çocukluğunuzu siz değilde başkası yaşamış gibi.. Hani derler ya geçmiş yaşamlar falan onun gibi. De ja vu (nasıl yazılır bilmem) gibi.. gibi.. gibi .. gibi...
Ama nedense bunlar ben de karamsarlık yaratmıyor. Geçmişi özlemiyorum da sanki ..gülümseyerek anımsıyorum. Bazı şeyleri anımsamak hoşuma gittiği için anımsıyorum.
Mevsimlerin birbiri ardına gelmesi, bende zamanın dairesel olduğu fikrini uyandırıyor. Yaşlanmaya bile " hıı bu da geçince yeniden gençlik gelecek, üstelik bu kadar da kısa sürmeyecek.. yippuuu..duygusu veriyor ":)) Hatta isterse gelmesin.. geldi de ne oldu duygusu verip beni güldürüyor ;).. Vee Dan Millman'ın, değişimi "doğanın müziği ile dansetmek" diye tanımlaması aklıma geliyor.
Bakın tam da burada bir alıntı yapmanın yeri geliyor:
Doğanın ritmi,
dönemleri,
devreleri vardır.
Mevsim dönemleri,
yıldızların ritmi,
gel git hareketlerinin
devreleri gibi.
Mevsimler birbirini itmez.
Bulutlar gökyüzünde
yarış etmez.
Herşey kendi zamanında olur.
Tıpkı yükselen ve alçalan
okyanus dalgaları gibi.
Bırakalım herşey doğasının gereği gibi aksın sevgili kaplumbağa.. Biz doğmadan kimbilir doğduğumuz yerler gördüklerimizden ve bildiklerimizden ne kadar farklıydı. Bundan sonra değişmesine şaşırmayalım .. salıverelim gitsin .. gidebildiği yere ;)
Çocukluğumun bahçesi
Çocukluğumun geçtiği bahçede şimdi apartmanlar yükselmiş. En çok neyi severdim çocukken o bahçede, yağmurdan sonra çamur savaşı yapmasını. Yumuşak toprağı yuvarlak yuvarlak ceviz büyüklüğünde cephaneler yapar ondan sonra da en az 10 kişi karşılıklı çamur savaşı yapardık. Ne eğlenceli günlerdi... :)
xenix: acaba çamur atma huyum o zamandan mı kaldı? :)
dip not:
Bu arada sevgili canu, eklediğiniz şiir harika.
Charli'nin Melekleri
Nostalji yapalım
xenix
Çarlinin Melekleri
Sevgili KAPLUMBAĞA,'Değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi' olduğunu okumuştum. Gerçekten de şimdiye kadar hiçbirşey değişmeseydi neler olurdu? Herşey kendi doğasında akıp gidiyor,kendimizi akışa bırakmak en doğal yol sanırım. SEVGİLER
Yeni yorum gönder