özgürlük üzerine

ÖZGÜRLÜK ÜZERİNE...

Kozmosun her alan ve boyutunda iradeli bir işleyiş, kendine has özellikler, bütünlüğe katılım olmakta, tarihsel ve tabii sürecin oluşumuna neden olup belirleyen faktörlerin; özboyutundan süzülerek taşan farklı konum ve bağlam kazanan yapılanması tüm kavramsallaştırma ve hayatiyetin alt yapısını teşkil etmektedir....

Kavramlar ve hayatiyet;

Tabiatın insan üzerindeki etkisi ve belirlemesiyle beraber, insanın genel anlamda kültür oluşturucu yapısıyla devinim ve oluşum içinde gelişir...

Canlılığa ve işleyişe katılan bütün unsurlar insan dâhil, bütünlüğü oluşturmakla birlikte kendine has bir madde ve hareket dünyasıyla sınırlandırılmıştır... Ancak insanoğlu, bitki, hayvan ve diğer canlılık âleminden medeniyet kurucu niteliği ile ayrılır...

Kozmosun ve özelde insanın bu geniş, sonsuz yapısı karşısında insanoğlu, geliştikçe yetersiz kaldığını birikimiyle kavramıştır...

Tarihsel sürecin verileri apaçık göstermiştir ki; kavramlar ve hayatiyete giydirilmek istenen yanlış anlam, kesitsel bakış, bir sonraki dönemde de sorunlar yaşatmıştır...

Bunun en tipik örneği ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI ve hayat içindeki yapılanmasıdır...

Özgürlüğü; evreni ve insanı bütünlükçü bir değerlendirme sonucu değil, kendi bulunduğu parça konuma göre değerlendiren insanoğlu, nihayetinde etnikçi, bölgeci, yerel, mevzi bir beyin ve derinliksiz bir ruh geliştirmiştir.

Kafasını göğe kaldırıp sonsuzluğu görmek yerine ayaklarının ucuna kaydırmış, dar görüşlü ve mutlakçı bir sistematik geliştirmiştir.

Süreç boyunca oluşturulmak istenen bilim ve sistemler, bu yetersiz insan tipini beslemiştir... SUÇ AYDIN VE BİLGİNLERİNDİR... Zira aydın ve bilginler peygamberin varisi olması gerekirken duyum ve ruh eksikliği neticesi bu tür bilime taşeronluk yapmışlardır… Gerçek aydınlar müstesna...

Gerçek özgürlük; evrensel konum ve insan sınırları doğrultusunda İNSANLAŞMA ruhu ve faaliyetidir... Âdem, insan türünün sınır, kapasite ve yönünü belirleyen, canlı, dipdiri bakış açısı sahibi, kosmos ve insanı bilgisi doğrultusunda gerçek manada kavramsallaştırma yapabilen, gerçek insanın sembolüdür...

Sonsuzluğa dönük, tüm canlılığı ve öz boyutları ile tarihi sürecin oluşum ve diyalektiğini kavrayan, tüm zamanların ideal insan tipidir... Sınırsız ve sınıfsızlığı arayan âdem, gerçeği aramanın yönünü göstermektedir... Türk ve Kürt sorunu bu minvalde değerlendirilmeli değil mi?

Senin oyun: None Ortalama: 2.5 (2 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

bütünlükten kopma

süreç oyunca oluşturulan bilim ve sistemler
,insanlıgın ortak hedef ve gelişmesi için kullanılamadığı için maksatlarına tam manasıyla ulaşamamışlardır....
yoksa bütünlük rehberdir...

çarpıtma

bu tür bilim dedigimiz ,isa ile kilise despotizmi ni meşrulaştırma
hegelden;ırkçı bir ideoloji teşkili
kurandan ,cebriye fikrini çıkarma
bilimsel buluşların ,insan ırkının yok edilmesi için kullanılması

Bir rehber

Ademi balçıktan yoğurdun yaptın,
Yapıp da neylersin, bundan sana ne
Halk ettin insani saldın cihana
Salıp da neylersin bundan sana ne
Bakkal mısın teraziyi neylersin
İşin gücün yoktur gönül eğlersin
Kulun günahını tartip neylersin
Geçiver suçundan bundan sana ne
Katran kazanını döküver gitsin
Mümin olan kullar didara yetsin
Emreyle yılana tamuyu yutsun
Söndür şu ateşi bundan sana ne
Sefil düştüm bu alemde naçarım
Kıldan köprü yaratmışsın geçerim
Sol köprüden geçemezsem uçarım
Geçir kullarını bundan sana ne
Kaygusuz Abdal der cennet yarattın
Cehenneme nice kulları attın
Nicesin ateş-i aşk ile yaktın
Yakıp da neylersin bundan sana ne

Kaygusuz Abdal

tasarı-planlama ve hikmet

tasarı-planlama ve hikmet insan içindir ve insanda vardır...
tanrı mutlak hakikattir....
gerçeği halketmiştir...
insana düşen gerçeği bulmak ve gerçekleştirmek için çabadır...

azizim

benim yazılarımda hareket ettigim yöntem insanın öznel ve devasa boyutunu irdelemektir...
varlık-süreç ve oluşumun öz bağıntılarını ve işleyişini inceleyerek bir sonuç çıkarmaktır....
marksın dediği gibi;şeylerin özünü incelemektir...
diyalektik metoddur...
yoksa,kişiler yapıp etmelerinde hürdür...
aşk-ahlak-diyalektik esastır...

sayın ali k. size göre

sayın ali k. size göre bilim inancın araştırma pratiği gibi. Yok öyle bir şey. Kişilerin kendi inançlarına, düşüncelerine, hayata bakışlarına, hayatı yorumlayışlarına saygı duyacak kendi inancınızı olabildiğince mütevazi yaşayacaksınız bu İslam'ın önemli dünya görüşlerinden biri..ya da ben öyle biliyorum.

Din yaymak, bir dini bir düşünceye, bir inanca, bir yaşam pratiğine karşı "daha iyi, üstün ve gerçek" olarak propaganda yolu ile savunmak görevi dinler tarihinde "peygamberlere" verilmiştir. Peygamber-mesih, havari-sahabe görevi yüklenmek şaşılır şey. Bir peygamberin kendisine vahiy olduğunu söylediği kitabı vardır.

Bilimin pratikleri inançdan kaynaklanmaz. Aslında bilim deist ya da ateist değildir. Dini karşısına almaz, onu eleştirmez, onu açıklamaz. Hal böyleyken evrende gizli binbir mucizenin birini açıklamış bilimsel bir araştırmayı alıp işte bakın inanca göre bu şöyle, böyle demek neden?

İnanç kavramlar üstüdür neredeyse ve inanan birçok kişi için gerekçesi nedensizdir ve böyle olmalıdır diye düşünüyorum. hegel diyorsunuz, marx diyorsunuz, adını andığınız başka insanlar düşünce adamları var sınıf çatışmasından Türk -Kürt sorununu bu yolla açıklamaya gitmişsiniz. Büyük bir iyi niyetle yazılarınızı ve yazınızı okuyorum ilk kez bugün "tamam tartışalım" dedim ancak içinden çıkmak imkansız (hikmeti yüzünden değil)

"Özgürlüğü; evreni ve insanı bütünlükçü bir değerlendirme sonucu değil, kendi bulunduğu parça konuma göre değerlendiren insanoğlu," demişsiniz ki biz ona "insan" diyoruz
zaten ve devam ediyorsunuz,
nihayetinde etnikçi, bölgeci, yerel, mevzi bir beyin ve derinliksiz bir ruh geliştirmiştir" neden?

Neden insanın gerçekliğine bu saldırı? insan derinliksiz bir ruha sahip değildir sayın ali k. dünyayı, dünyada oluşu, insanı, ,insanın dünyayı algılayışını, kusurlarını(!)(ki toplumsal bir oluşa işaret eder) bu denli küçümseyerek ışığın ve aydınlığın insanını yaratamazsınız.

Öğretileriniz sonucunda kendinizi değersiz ve önemsiz ve bir "ütopya" olarak hissediyorsanız sizin için içtenlikle üzülürüm..İnsan ve çocukları ve tıpkı atalarının da olduğu gibi değersiz, ufuksuz, derinliksiz değildir. insana ilişkin yegane dileğim; gezegenin her canlısının da kendisi kadar ve bir orana bakılmaksızın değerli olduğunu anlayacağı-kabul edeceği güne ulaşmasıdır.

Kişisel kanaatim; insan oluşta Kaygusuz Abdal sizin; "Âdem, insan türünün sınır, kapasite ve yönünü belirleyen, canlı, dipdiri bakış açısı sahibi, kosmos ve insanı bilgisi doğrultusunda gerçek manada kavramsallaştırma yapabilen, gerçek insanın sembolüdür..." ifadenizden daha dürüst, daha içtendir.

PS: İnsan; kendini gerçekleştirmeye kendinden yola çıkarak ulaşacaktır. Potansiyelleri, algısı güçlüdür ve geleceği insan inşaa edecektir sevgiyle.

Tanrı düşüncesinin

Tanrı düşüncesinin kökeni mitolojiye dayanır, hedefi doğa olaylarına karşı gelmektir.

Günümüz akıl çağında, bilgi(bilim) artışı sonucunda hedefte sapmalar oluşmuştur. Spritüel akımlar, bilim ile karşıgelişi harmanlayıp garip bir sentez bulma çabasındadırlar. Ateist bir ahlak düşüncesini kabullenmeyen bu düşünce sahipleri, kendilerine yonttuğu "Farkındalık" palavrasıyla bu konuda öne geçtiklerini varsayarlar. Fakat herzamanki gibi güçlerini ritüellerden alırlar. Rüya-Peri-Cin masallarının devamı olan bir takım kanallar, kuantum, enerji veya atlantis ütopiğine dayalı uzaydan gelen üstün varlıklarla açıklamaya çalıştıkları doğayı bir türlü şekillendiremezler.

Bu yeni akımlarda uzak doğudan veya hindu dinlerinden esintiler bolca bulunur, yetmediğinden olacak tek tanrılı dinlerin işlerine gelen yerlerinden alıntılar yapmaktan da çekinmezler. Psikologlar ünlü minessota ikizleri deneyi sonrası beyinde "inanç merkezi" diye bir merkezin varlığına kanaat getirmişlerdir.(sol temporal, sol amigdala). Ritüellerle yaşayan çağdışı, akıldışı, metafiziksel düşünce metaforları silsilesinin nedenleri aslında genetiktir.

Bu görüş sahipleri bilimi kendi algılarında benimserler, insanın yaratıcı erki genelde hiçlenir. Çünkü bilim tanrıyı öldürür.

Çoğunlukla tanrıyı sevgiyle eşitlemeye çalışırlar, bu anlamsız girişim "Ahlak" sahibi olduklarını bildirmek için yinelenir.

kritik

ben yöntemimi şöyle izah edeyim
öncelikli olarak tüm ekollerin insan anlayışını irdelerim....
irdelemelerim sonucunda ,bir insan anlayışım oluştu...
tam insan yada adam-adem....
adem kendisinin ,evrenin ve tarihinyönünü teşhis ederek üstün bir kimliğe erişmiştir...
bilim sebep-sonuç ve determinist yöntemlerle ilerleken İNSANBİLİM İLE İLGİLİ SONUÇLAR ihmal edilmiş,gerçek insanın mahiyeti gözardı edilmiştir...
bilimin kategorize ettigi tüm yapıların özilişki ve bagıntısını kurmakla ancak insan tarif edilebilir...
insan sosyal bir varlıktır
insan aletyapan bir varlıktır
insan düşünen bir varlıktır
insan tasarlayan bir varlıktır
insan bilim sahibi varlıktır
v.s v.s
hepsi dogrudur
ancak birleştirmek gerekir...
parçaları irleştirip dogru bağıntıyı kurmak gerekir....
yine hegel-marks-sartre-tarih oluşturan baskıngücün
akıl
madde
veya irade gibi faktörler oldugunu başat faktörler yapmışlardır...
saltakılcılık
salt maddecilik
salt iradecilik
insanı anlamaya yetmez...
bütüncül bagıntı gerekir...
bütünu irdelemeler insanın üstün bir varlık oldugunu gösterir...
ancak ölümlüdür...
mevcutlar içinde en üstünüdür....
ademe bilim yeteneği verilmiştir...
peygamberbubilim yeteneginin total halidir...
şeylerin özünü kavramıştır...
tüm zamanlara hitap eder...
diger bilim adamları dogru bir yerde durabilirler...
ancak bir insanöğretisi sunmamış olabilirler...

insan felsefesi

ben insan felsefesi ni eksen alıyorum...
çalışmalarım bu dogrultudadır...
insanın tüm boyutları değerlendirildiğindeki
çıkararacağı kimlik önemlidir....
tanrı şuuru insana bir üyüklük verir....
yoksa insan kısırlaşabilir....

tanrı şuuru insana bir

tanrı şuuru insana bir üyüklük verir....yoksa insan kısırlaşabilir....

Sen bize kısır ve küçüksünüz mü diyorsun? hehehe:)

Bak şimdi:

Ben insanın sadece dürüst olmasını yeğlerim. Kendiyle ve çevresiyle...

Belleğimdeki insan ŞÜPHECİ ve araştırmacı olandır. DOGMALARLA(değişmezlerle) hareket etmeyen, gerçeğin (ya da kendi içindeki gerçeğin) süreklilik içinde değişeceğinin bilincinde olan ve olayları ve doğayı bir büyük güce atfederek toplumları kendi düşünce erkine almaya çalışmayan biridir. İnsanın kendine değer verir. Kendi ahlakını(doğru veya yanlış) empoze etmeye çalışmaz zira önce kendi ahlakını sorgular.

Kapı gıcırtısının* ulu büyük hikmet olduğuna inanan birine saygı duyarım ama bu durumu ahlak ve aşk ile açıklayıp bana empoze etmeye çalıştığında işler değişir. Doğal olarak, insanların düşüncelerini açıklamalarında sakınca yoktur, fakat herkesin ahlaki değerleri kendisine göredir ve irdelenemez nitelikte özele girer, bu nedenle birilerinin ahlaki değerler üzerinden bir diğerini yargılayıp mesihleşip din havariliğine soyunması etik olarak kabul edilemez. Bu durum istisnaları da içerir.

Ben senin yukarıdaki çalışmanda yeni hiç bir şey göremedim. Yüzyıllardır, Sümer'lerden beri süregelen bir şeyi söylüyorsun; DİN ve TANRI... Ayrıca bu değişmez söylemde bir İNSAN hiç göremiyorum. Sadece seni görüyorum, ve din'i, bağnaz ve değişmez... Hele insanın özgürlüğünü bir ayrımcılık nedeni olarak betimlemen akıllara zarar... Bence bunu bir daha düşün.

ahlaklı olmak, yalan

ahlaklı olmak,
yalan söylememek
adil olmak
saygı
insan haklarına adalet riayet evrenseldir
ben kişisel olarak meseleye hiç bakmam
süreçve oluşum açısındanbakarım...
kişisel açıdan herkes hürdür...
ben düşünce metoduna bakarım...
benim ahlaktankastım AHLAKBİLİM DİR...
TÜM ZAMANLARBENİM İÇİN esastır...
insabilime dair sonuçlar çıkartırım...
marks-hegel-sartre-nietzche-v.s özel hayatı değil,
düşünce metodu önemlidir...
ahlak bilimi sadece enim konumdegildir...
kanttan-eflatuna pek çok düşünür konu edinmiştir...
ben dediğimi sakın kişileştirme,
ben benlik felsefesinin söylemidir...
çok şey ifade eder..
benim konum İNSAN FELSEFESİDİR...
SONSUZ İNSAN OLMAYI İNCELERİM...
bu baglamda
ibni sina
ini rüşt
farabi
ihvanısafa
molla sadra
begoviç
ikbal
malik bin nebi
hasan hanefi
garaudy
fazlulrahman
ı incelemeni
batı düşüncesi nde spinoza-kant-hegel-varoluşculuk-ilekıyaslamanı öneririm..

ali k nın çizdiği insan

ali k nın çizdiği insan iğrenç ve aşağı bir mahlukat (eğer tanrıya inanmazsa). Binlerce yıldır söylenenlerden hiçbir farkı yok söylediklerinin , yine din, yine tanrı, yine mutlak hakikat, yine olmamız gereken insan. (Başını göğe kaldırması gereken insan) Bismillahrahmanirrahim Marks'ı da takmış bu kez koluna (!) Benim anlayamadığım, Oikos ve marrseh in harkulade eleştirilerinin ardından hala papağan gibi aynı şeyleri söylüyor: Tüm zamanların ideal insan tipi ! O ne? Saçmalamak üzerine mi proğramlandınız siz, ipini koparan müslüman dinci sözüm ona felsefe yapacağım diye... (Bir kere felsefe allah sözünün de üstündedir, önce bunu belle gel.)

Ama senin gibi saçma sapan metinlerle konu açanların bir yararı var: SUNULAN saçmalık büyük olunca çok iyi ve keyifle okunan karşı yorumların gelmesine vesile oluyorsunuz. Kendimi kastetmiyorum, bu başlık altında oikos ve marrseh e ait iletiler sitede okuduklarımın en iyileri arasında diyebilirim.

Hala "ahlaklı olmak" diyor

Hala "ahlaklı olmak" diyor yahu...

Üstüne bir de felsefecilerden bahsetmiyor mu, nasıl bir akıl yürütme nasıl bir mantık anlamak imkansız...

SPİNOZA ha ?

Ne demiş Spinoza AHLAKLI olun mu? Eğer Spinoza'dan bir kelime okuduysa kellemi keserim.

Ben sayın ali k

Ben sayın ali k'nın felsefesini anladım, önce ADAM ol ondan sonra istersen canımı ye diyor kendileri:)

önce insan ol,adam

önce insan ol,adam ol..
canımı yeyi,canıma kastet anlamında kullanmadım..
hayatı adamca yaşayalım dedim..

SPİNOZA : Kendimizi

SPİNOZA :

Kendimizi koruma duygusu iyi, bunun dışındakiler kötüdür. İyi, insanın elde etmek istediği neyse odur. Kötü, insanın kaçındığı, yaklaşmak istemediği.

İyinin özelliği; haz vermek, kötünün ki ise, acı vermektir.

Erdemli olma, iyiden de üstün olma, güçlü, etkin olma. Erdemli olmayı sağlayan, ruhun etkin olması. Ruh, tam açık seçik düşünebiliyorsa etkindir. Hiçbir itilimlerin, arzuların etkisi altında kalmadığı için ruh etkin.

Özgürlük de açık seçik düşünebilmeye bağlı.

Spinoza bu doktrini, hayatın yönetilmesine yardımcı olsun diye koyuyor.

Etik kişi, doğru eylemde bulunan kişidir.

Buna göre Spinoza bizim:

1-Tanrının iradesiyle hareket ettiğimizi,

2-Mutluluğumuzun neden ibaret olduğunu,

3-Erdemle tanrıya bağlılık. Tanrıya bağlanan hakiki hazza erer,

4-Şu ya da bu tercihi aynı zihniyetle beklemeyi, katlanmayı,

5-Bu doktrin kimseden nefret etmemeyi, hor görmemeyi, alay etmemeyi, hasetle bakmamayı öğrettiğinden sosyal hayata da yararlı oluyor. Aynı zamanda o bize her şeyden memnun olmayı, komşumuza yardım etmeyi, yanlış inançla davranmamayı öğretiyor.

Tutkular, sınırlı olduğu için kötü, düşünce ise tanrının bir uzantısı olduğu (sınırsız) için iyidir. Bu nedenle düşünerek hareket etmeli.

‘İyilik, bize faydalı olduğunu kesinlikle bildiğim bir şey. Kötülük ise tam tersi’.

İyi bilgisi; sevinç duygulanışı, kötü ise; keder duygulanışı verir. Gerçekten tanrının bilgisine götüren iyi, engel olan herşey ise kötü.

Erdemin ya da doğru hayat gidişinin ilk biricik ilkesi; bize faydalı olanın aranmasıdır. Ruh; duyguları, tutkuları yenebilir. Çünkü o sonsuz töz tanrının bir uzantısıdır.

evet okudum.. ansiklopedik

evet okudum..
ansiklopedik olarak..
hemde onlarca defa..
felsefe tarihi,düşünce tarihi kitaplarında...

Bakın Mart bitmek

Bakın Mart bitmek üzere...

...kedilere iyi bakınız.

Yok yok seks ya da çiftleşme filandan bahsettiğim yok...biliyorum yine de öyle düşünmektesiniz ama değil.

Kedilere iyi bakınız.

Kuşlara baksanız da olur...kuzeye doğru güdüsel radarlarını açmış tepenizden geçmekteler...bir sene önce konakladıkları ağacın dalına inecekler bir kaç gün sonra...

...polenlerini salına salına dayak yemeden salan ağaçların mağrur hallerine bakınız...

...yok mudur balkon tavanınızın 5 santimetrekareciğine bir kaç saatte inanılmaz bir şevk ile yuva yapan bir eşek arınız?

Tek tek sayaraktan misali çiçekten çiçeğe zıplaşan kelebeklerin dansedercesine kıpraşmalarına, kırlangıçların her geçen saat çoğalarak fırıl fırıl hesap vermeyen ama yine de birbirlerini ve de başkalarını incitmeden geliştirdikleri kusursuz çabaları izleyiniz...

...özgürlükten dem vuracaksanız rezil dününüze, edepsiz tarihinize değil...

...şu anda, ben bu yazıyı yazarken...siz bu yazıyı okurken devam eden doğaya bakınız.

Sonra gelip buralarda ahkam kesiniz.

Dayakla büyümüşsün...aklınca burada özgürlüğü, özgürlükçülüğü anlatıp soytarılığına soytarılık ekliyorsun...

...özgürlük ha...

...haberin bile yok.

Reçetenize Funkadelic' ten Maggot Brain i bol bol dinlemenizi yazıyorum...

Bu durumda tanrı bir

Bu durumda tanrı bir fıkra kahramanı oluyor. Hani şu "oğlum ben sana bilmem ne olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim" diyen zat. ( Ama bizim bugün fıkra zannettiğimiz belki gerçekten tanrı sözüdür ve tahrif edilmeden önceki orjinal incil'den kalma bir ayet olarak dilden dile aktarıla aktarıla bugüne ulaşmış da olabilir.)

Ali k'ya gelince, onun durumu kibar feyzo filminde ağasının arkasından bi saniye ayrılmayan ilyas salman'a benziyor daha çok.

AMAÇSALLIK ali k

AMAÇSALLIK
ali k tarafından Cum, 24/09/2010 - 10:46 tarihinde gönderildi. Felsefe birlik oluş varlık
Tarihsel süreç belli bir güzergaha doğrumu akmaktadır, yoksa süreçte genel prensipler bulunmazmı?
Boşlugu kademe kademe dolduran varlıklar silsilesi kendiliğindenmi işlemektedir?
Ötesinde ne var?
Eğer hayat süreci tek yönlü, dünya gezegeniyle sınırlı, dar ve gözler önünde seyretseydi, sorulara daha kolay ve kestirmeden cevaplar verebilecektik....
Ancak sonsuz durum içinde yaşıyoruz....
Ortaya çıkan veriler ; doga - Allah ve insan arasındaki baglantı hakkında yoğunlaşmayı gerektiren sonuçlar sunuyor...

Salt doga, salt insan veya salt Tanrıdan yola çıkıp sonuçlara varmak; çoklu bölgelere ayırmak anlamsız alanlara neden oluyor...

Dogal sirkülasyon, tarihsel süreç ve insanın etkin tabiatı sisteme zorluyor, sistem ise yerel sonuçlar üretiyor...
Yerel bakış ve organizasyon insan toplumlarını mütemadiyen sarıyor....

Irki, sınıfsal, cografi, dinsel, cinsel bakış açıları yerel bakış açısının neticesi olarak insanları birbirinden ayırıyor....

Yerel bakış dediğimiz; ben merkezli, biz eksenli bakış değil....

Yerel bakışta olsa tüm oluşumlarda gizil bir amaçsallık gizli ....

Platon ve Hegel gibi düşünürler; evreni saran amacın akılda, bilgelikte, devlette, Marks komünist toplumda, Liberaller; hür teşebbüs ve organizasyonun dengelenmesinde vücut bulacağını savlıyorlar...

Evreni saran bilinçli yapı; maddenin bilincine, belli bilgelerin bilincine, ulusların bilincine atfedilerek eylem planları ortaya konuluyor...

Aslında her biri bireysel veya sosyal faşizm üretmekten başkaca sonuçlar üretmiyor....
Adalet ve insanlık birlikteliği gözardı ediliyor...
Ne sonuçlar üretildiğini görebilmek için; islam tarihine, Afrika tarihine, bakmak yeterlidir...

Evreni saran bilinç ve amaçsallıgı görmek; yaşamı bu minval üzerine sürdürmek; yerel ve gurup kimliğinin bagından kurtulup; hayatın orijinine ve sonsuz bilincin kendini açmasını tanımaya baglıdır...
Bilimle insan bu prangalardan kurtulabilir...
Ancak tarihsel süreçte ; insanları yönlendiren sebep bilime baglılıktan öte, bilimi istismar üzerine kurulmuştur...
Aşkın ve adaletin tarifini tıkayan nokta bilimin istismarıdır..

Bilimin verileriyle hareket edilse; insan, kendinin varlık içindeki yerini , sonsuz enerji akümülasyonunu tanıyarak, varoluş ahlakı ve hukukuna ulaşacaktı....
Maddeye dogru saltık bir yöneliş olmayacak, insan mavereya doğru kalbini ve zihnini açacaktı....
Kimliksizlik ve kişiliksizliğin önüne geçilecekti....
Kişilik ; ya dogayı taklit ederek strateji üzerine kurulur; yada öze inerek evrimsel süreçte insanın yerine dair çoklu bilinçle kazanılr...

Temas ettiğimiz; doganın yaratıcılıgı - panteizm yada evren Tanrı anlayışı değildir...
Maddi alemdeki; sonsuz belirlemenin bilinci ve yaratıcılıgıdır...

Sonsuz enerji maddeyi çeşitli kırılmalarla oluşturuyor..
Yani; biz burada Allahı maddi enerji düzeyine indirmiyoruz...
O salt ruh, salt - saf enerjidir..

"maddi düzeyde degil..."

Allah her şeyi çepeçevre sarmıştır....KURAN

Ali Şeriatinin; bir önünde sonsuz sıfırlarda dediği gibi; ondan başka hiç bir şey yoktur...

Tarihsel süreç ancak tanrılaştırma ve gerçek Allahın mücaddele alanıdır...

Dogal ve tarihsel sürecin etkileşimiyle; insanlar yerel tanrılar üretmiştir ve bu bölgesellik sosyal hayatlarınıda belirlemiştir...

Aslında bu bir bakıma hayatın orijinine bakışıda yansıtır, şuursal seviyeyi etkiler..

Kuranda insanlıgın Tanrısından bahsetmektedir... nas süresinde...
insan olabilenrin Tanrısı....

Şirkin tanrılaştırmaları ise; ırkçı - şehvetperest - bölgeci ve insan düşmanıdır...
islam tarihi bu baglamda gerçek insan üreten bir fabrika gibidir...

Din iman işleri, hangi din

Din iman işleri, hangi din olursa olsun, teslimiyetçiliktir.

Sen kalk özgürlüğü din imanla anlatmaya kalkış...

...bir de neden dalga geçiyorsun filan demezler mi?

Gerçek insan, sahte insan,

Gerçek insan, sahte insan, insan olabilen insan, insan olamamış insan... Ali k usulü bütüncül bakış, doğramaya başlamış bile:)

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş