Gerçeklik Bağlantısı...

Şizofreni gerçeklik bağlantısının kaybolması ve bireyin hayal dünyasında yaşaması olarak tanımlanmasına rağmen ben şizofrenlerin özel insanlar olduğu inancındayım. Şizofrenlerin genelde çok zeki ve algıları açık, empati yetenekleri çok ileri seviyede olduklarını düşünürüm.
Genelde toplumda tehlikeli oldukları inancı yaygındır. Bana göre, şizofrenler kendi iç dünyalarında yaşadıkları ve toplumla ilişkiyi kestiklerinden diğer insanlardan çok daha az tehlikelidirler:))) Onları saldırgan yapan ise bilinçaltında yaratmış oldukları korkudur.Şizofreninin birçok tipleri vardır. Özellikle paranoid şizofrenler tehlikeli olabilmektedir. Bu da güven eksikliğinden ve kendilerine diğer insanların zarar verebileceklerini düşündüklerinden, nadir de olsa saldırgan olabilirler. Bu sadece kendilerini tehlikeli olduğunu düşündükleri kişilerden savunmaya yönelik bir davranış şeklidir.
Tıp şizofreninin nedenlerini tam olarak çözümleyebilmiş değildir. Ama beyin kimyasındaki bozukluklar, ağır psikolojik travma, genetik faktörler ve ensest ilişki sonucu gelişen travma olarak nedenlerini tanımlamıştır. Konuyla ilgili bir kaynaktan aldığım bilgiler ve tıbben yaklaşım ise şu şekilde olmaktadır.
Şizofreni hastaları dünyayı değişik algılar. Normalde çevrede varolan uyaranlar dışında olmayan sesler, hayaller, garip kokularla dış dünya karışık ve anlaşılmazdır.
Bu ortamda hastalarda anksiyete artışı, heyecan ve korku sıktır. Bu duygulardan dolayı normal olmayan davranışlar sergilerler.
Şizofreninin ortaya çıkışı değişik şekillerde olabilir. Bazı hastalarda aniden ortaya çıkabileceği gibi, çoğu hastada sinsice yavaş yavaş gelişir. Yavaş seyir gösteren şizofrenide başlangıçta dikkat toplama güçlüğü, toplumsal ilgiyi kaybetme, içine kapanma, kendine bakımda azalma, dini uğraşılarda artma veya kara sevdaya tutulma gibi belirgin olmayan ve ilk bakışta şizofreniyi düşündürmeyen belirtiler görülebilir ve sıklıkla başka psikiyatrik hastalıklarla karıştırılır. Bu başlangıç belirtilerinin ardından birkaç ay veya yıl içinde de tüm belirtileri ile hastalık ortaya çıkar. Hastalar sıklıkla garip davranışlar ve konuşmalar sergilerler.Gerçekte olmayan sesler işitmeye ve hayaller görmeye başlarlar. Bazı hastalarda garip pozisyonlarda uzun süre durma, bazılarında hiç hareket etmeksizin uzun süre sessiz kalma veya aşırı hareketlilik görülebilir. Yavaş seyir gösteren şizofreninin yanında hızlı seyir gösteren şizofreni de olabilir. Bu hastalarda ise belirtilerin çoğu bir arada aniden ortaya çıkar.Bazı hastalarda belirtiler hafif seyrederken bazılarında şiddetli semptomlar olabilir ve bu durumda hastaları kontrol etmek güçleşebilir. Şizofrenide görülen belirtiler iki başlık altında toplanır:
pozitif belirtiler ve negatif belirtiler. Her hastada bu belirtilerin tümü bir arada görülmez.
Şizofreninin tipine göre belirti kümeleri de değişir. Örneğin paranoid şizofrenide şüphecilikle ilgili belirtiler baskındır. Paranoid şizofrenlerde sık görülen temalardan bazıları şunlardır: kendisine kötülük yapmak isteyen kişiler veya güçler vardır, bununla ilgili sesler işitmektedir, bu nedenle evde perdeleri kapatıp oturmakta, yemek yerken zehirlenme riski olduğunu düşünerek yemeği kendi önünde hazırlatmakta veya kendi yaptığı yemeği yemektedir. Odasına dinleme cihazları yerleştirilmiştir, bu nedenle odasında temkinli konuşmaktadır, eşi kendisini aldatmaktadır, v.b. Basit şizofrenide ise toplumsal çekilme, içine kapanma, sosyal aktivitelerde azalma, kendine bakımın düşmesi gibi belirtiler dışında fazla bulgu olmayabilir. Pozitif belirtilerde; şüphecilik, işitme varsanılar ve garip davranışlar sıktır.Hastalarda düşünce ve konuşmada kopukluk görülebilir.
Konuşurken konudan konuya atlama, içerik olarak bir anlam ifade etmeyen sözcükleri birbiri ardına sıralama sonucu dinleyenler tarafından bir anlam ifade etmeyen sözcük salatası dediğimiz içeriği boş, anlamsız ve karmaşık konuşma biçimi görülebilir. Bazen de hastalar kendileri kelime uydururlar, bu kelimeler kendilerince bir anlam ifade etmektedir.Aslında anlamsız gibi görülen konuşmaya dikkat edilirse çokta anlamsız olmadığı içeriğinin olduğu görülebilir. Bu konuşma biçimi kişinin çağrışımlarının hızlanması ile ilgilidir. Düşüncede bu hızlanmanın yanında duraklamalar da görülebilir.
Hastalar konuşurken ani duraklamalar, bloklar genelde buna bağlıdır. Düşünceler genelde çocuksu ve büyüseldir. Hastalarda gerçekle bağlantısı olmayan inanışlar görülebilir. Bu hastalarda görülen bazı düşüncelere şu örnekler verilebilir; telefonları dinlemekte, insanlar kendisini takip etmekte, herkes düşüncelerini bilmektedir, kötülük yapmak isteyen kişiler vardır, hatta ev içindeki yakınları bile kötülüğünü istemekte ve kendisine zarar vermek için planlar yapmaktadır,televizyondan mesajlar almakta, herkes kendisine manalı manalı bakmaktadır, iç organları parçalanmış ve yok olmuştur, telepatik güçleri vardır, uzaylılar kendisi ile bağlantı kurmaktadır v.b.
Gerçekle bağlantısı olmayan sesler işitilebilir. Bazen bu sesler bazı komutlar vermekte, alay etmekte veya kötü sözler söylemektedir. Yine gerçekte olmayan hayaller görülür.
Garip şekiller, korkunç yaratıklar olabilir. Hastalar bu ses ve görüntülerin gerçekte olup olmadığını ayırt edemez. Çoğu zaman bunlardan rahatsız olurlar ve korkarlar. Bunları kendi beyinlerinin bir ürünü olarak kabul etmez ve genelde dışarıdan birileri tarafından yapıldığını düşünürler. Bazen bu seslere yanıt verir, konuşmaya başlarlar veya görüntüleri takip ederler.Hastaların bu hareketleri dışarıdan gözlendiğinde kendi kendine konuşuyormuş veya sabit bir noktaya bakıyormuş gibi gelir.
Negatif belirtilerde; toplumsal çekilme, içine kapanma, ilgi ve istek azlığı,kendine bakımda azalma, konuşma ve hareketlerde azalma gibi belirtiler görülür.
Duygulanımda azalma görülür. Hastaların jest ve mimiklerinin azaldığı görülür.Olaylara uygun tepkiler veremezler. Çoğu zaman yüzlerine maske giymiş gibi tepkisiz bir görünüm sergilerler. Bazen de uygunsuz tepkiler verdikleri görülür, ağlanacak yerde güler veya gülünecek yerde ağlayabilirler. Genelde hareketler azalmıştır.
Harekete başlama güçlüğü görülür. İleri evrelerde hareketsiz uzun süre durdukları görülebilir. Bu hareketsizliğin nedeni sıklıkla ileri derecede kararsız kalmakla ilgilidir. Bazen bu uzun süreli hareketsizliğin ardından ani beklenmeyen bir hareketlilik olabilir, hasta yaydan fırlamış ok gibi eyleme geçebilir. Hastalar
toplumsal olaylara ilgi ve isteklerini genelde kaybederler. Toplumsal çekilme, okul ve işe devam edememe, arkadaşlardan uzaklaşma, yalnız kalmayı tercih etme sık görülür. Dikkat toplama güçlüğü vardır, hastalar bir konuya odaklanamazlar.
Şizofreni hastalarında saldırganlık sık görülen belirti değildir. Ancak şizofreni belirtileri ortaya çıkmadan önce saldırgan kişiliği olanlarda hastalık ortaya çıktıktan sonra saldırganlık görülebilmektedir. Bunun dışındaki hastalar genelde içine kapanıktır. Şüpheciliği olan hastalar ilaç kullanmıyorlarsa saldırgan olabilirler. Genelde aile içinde veya arkadaş ortamında saldırgan davranışlar gösterirler. Yine alkol ve madde bağımlılığı olan şizofrenlerde saldırganlık görülebilir. Şizofrenide intihar riski normal topluma göre fazladır. Hastaların %10’unda intihar girişimi görülebilmektedir. Hangi hastanın intihar edeceğini önceden kestirmek genelde güçtür.
Konunun uzmanı olmadığımı belirtmekle birlikte, çevremde çok sevdiğim beş arkadaşım şizofren. Bundan dolayı konuya ilgim artarak araştırdım. Hepsinde de ortak sorun insanlara güvenmemeleri ama değişik davranış şekilleri de gösteriyorlar. Neden olduğunu anlamış değilim ama,ortak özelliklerinden biri de yaşadıklarını bana güvenerek anlatmaları oldu.:)))
Bayan arkadaşlarım, agresif davranışlar sergileyerek çevrelerindeki herkesin onlara kötülük yapabileceğini ve herkesi güvenilir olmayan insanlar olarak algılamaları ön plandaydı. İleriki dönemlerde ise birileri tarafından takip edildiklerini, onların kendilerine tecavüz edebileceklerini zarar verebileceklerini düşünmeleri idi. Bazen aşırı derecede neşeli hayat dolu olabildikleri gibi bazende aniden dibe vurarak hayattan ve insanlardan uzaklaşarak içe kapanıp ihtiharı düşündükleri oldu. Geceleri sabaha kadar evin içinde dolanıp korktuklarını ifade ediyorlardı. Erkek arkadaşlarımdan biri kendinin özel bir insan olduğunu ve kızının çok zeki olduğundan ingilteredeki ajanlar tarafından araştırılmak için takip edildiklerini, onu korumak zorunda olduğunu söylüyordu. Zaman zaman sesizleşerek içe kapandığı oluyordu. Diğer erkek arkadaşım ise karısının kendini aldattığını ve öldürmek istediğini ve bunu onun konuştuğu bir varlığın söylediğini ifade ediyordu. Başka bir erkek arkadaşımda bir varlıkla yaşadığını onun onu yönlendirdiğini ve ertesi gün ne olacaksa hayatında hepsini bildiğii söylüyordu. Asla evde kimseye televizyon seyrettirmezdi.
Tüm bu davranış şekilleri zaman zaman hepimizde olabilmektedir. Aşırı şüpheci olabilmekteyiz ya da yaşadığımız sorunların ağırlığı bizleri agresif davranışlar sergilemeye itebilir. Bazen neden bu hayatı yaşıyorum diye hafif depresyonlara girebiliriz . Yalan söyleyebiliriz. Bu gibi durumlarda şizofrenmiyim diye düşünmek yanlış olur ama bu davranış şekilleri hayatımızda sınırı geçeçek kadar ileri derecede mevcutsa ve takip edildiğimizi düşünüyor ve kaçıyorsak, arkamızda hep birileri bizi öldürmek için bekliyor diye algılıyorsak , ciddi bir problemle karşı karşıyayız demektir. Kesinlikle uzman yardımı almakta yarar vardır.
Fakat ilginç bir noktada şu, bazı mistik güçleri fazla olan kişilerde değişik vizyonlar görebiliyorlar. Bunlar rasyonel akılla çeliştiğinden anlam verilemiyor. Bu nedenle bu kişilerin şizofren olabileceği düşünülebiliyor. Şizofreni ile bunların karıştırlmaması için kişinin kendini ve yaşadığı her ne ise onu iyi analiz etmesi gerekiyor. Yaşanılan durum gerçekmi yoksa sadece beynin kimyasının bozulmasından kaynaklanan psikolojik bir rahatsızlık mı? İşte burada uzmanlar yanılabilirler diye düşünüyorum çünkü toplumsal aklımız ruhsal aklı kabullenmekte zorlanıyor...
- medisis ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1420 defa okundu

Sibel Atasoy

Merhaba
Benim de hem ailemde hem de arkadaşlarım arasında şizofren ve paranoid şizofren oldu, onlarla yaşamak gerçekten çok güç. En zoru da paranoidin hasta olduğunu kabul etmesi, hatta bu imkansız diyebilirim. Zaten bu bir hastalik mı onu bilmiyoruz fakat en azından normlardan ciddi biçimde uzaklaşma olduğunu söyleyebiliriz.
Yazınızda belirttiğiniz gibi yavaş seyreden durumlarda, başlangıçta eminim kişi de zaten gençtir ve belki alternatif hayat bakışlarını dinleyebilecek haldedir. Acaba bu durumdaki kişilere örneğin Castaneda öğretisi sunulsa bunu nasıl karşılarlar diye meraktayım. Çünkü gördükleri ve işittikleri o şeyleri başkalarının onaylamama durumu onları daha güvensiz hala getiriyor ve belhi hastalığın tırmanması da bu yüzden oluyordur diye düşünüyorum. Oysa "bileşim noktası nın kayması" denilen kavramı bilseler (ki benim tanıdığım vakalar gayet zekiler)belki kendi durumları ile özdeşlik kurabilir, farklı sonuçlara giderler mi?
Sevgili Agnia ''En zoru da
Sevgili Agnia ''En zoru da paranoidin hasta olduğunu kabul etmesi, hatta bu imkansız diyebilirim'' kabul etmemesi mi demek istemiştiniz acaba?
Castaneda öğretileri hakkında çok bir bilgim olmamakla beraber, (eğer kitaplarının hepsini bulabilirsem araştıracağım)aksi tesirlerde gösterebilir. Fakat bir arkadaşım enerji çalışmaları ile çok olumlu sonuçlar aldı. Hatta gittiği psikologta metafizik ve parapsikoloji ile ilgili biri sanırım, çünkü anlattıkları bana bazı bilgilerimden çağrışımlar yaptı. Psikologunun yaklaşımlarının onda bayağı olumlu yönde etkileri olduğunu gözlemliyorum.
Size katılıyorum gerçekten çok zekiler, keşke farklı bir şekilde incelenselerdi toplum içinde çok yararlı bireyler olabilirlermiydi acaba?
Evet hasta olabilme
Evet hasta olabilme olasılığını dahi akıllarına getirmezler, çünkü gördükleri şeyden yüzdeyüz eminler.
Ben bu durumdaki genç arkadaşıma bir başka açıdan gerçeklik yaklaşımı ile oldukça yardımcı olabildim (durumu çok vahimdi), fakat yaşlı yakınıma en ufak bir yardımım olamıyor.
http://sibelatasoy.com
İlave olarak; Jung, gerek
İlave olarak;
Jung, gerek çocukken gerekse yaşamının belli dönemlerinde farklı gerçeklikler olgusunu bilfiil yaşamış ve bunları kaydetmiş bir kişi olarak, sanırım şu an elimizde olan en güvenilir kaynakları da sağlamıştı.
Kitabından özetlediğim: "Dünya başımıza gelen bir olgudur" pasajını okumak isterseniz: http://sibelatasoy.com/?p=1218
Bana oldukça ilginç ve tatminkar gelmişti.
Yazınızı okudum ve haklı
Yazınızı okudum ve haklı olabilirsiniz. Maalesef psikologlar ''freud'den'' başka kimseyi kabul etmiyorlar, arada çok nadir de olsa istisnalar olabiliyor ama o da denk gelirmi bilemem. Halbuki biraz da jung okusalar :)))
Sanıyorum ki, okul
Sanıyorum ki, okul müfredatları içinde Jung vardır ve onu okuyorlar; ancak bu biraz da öğrencinin hangi sahilde durduğu ile ilgili, yani birbiriyle çelişen bu iki kurucu (psikoloji bilminin)arasında hangisiyle ezdeşlik kuruyorlar? Jung kendi deneyimleri ve gözlem sonuçlarından o kadar etkilenmişti ki, akademik kariyerini bile terkederek insana faydası olacağını düşündüğü dikenli yolda yürümeye devam etmişti. Az seçilen yolda yürüyenlerdendir o. (Aynı zamanda bir filozof ve din reformistidir bana göre)
Aslında benim Yeni Dünya ile ilgili dileklerim arasında şu da var: Psikoloji dalında eğitim alacakların özel bir sınavdan geçirilmesi, buna uygun parametrelerinin olup olmadığının belirlenmesi, hem gelecekteki hastaları hem de kendileri için iyi olur düşüncesindeyim.
Nette bir yerde şu yazıyı
Nette bir yerde şu yazıyı okudum ve paylaşmak istedim. Gerçekten harika idi.
C. G. Jung'dan Hasta-Hekim ilişkisine dair iki yaklaşım
I. (Sf.168-170)
...
Hani öyle pek de kötü bir insan değilimdir. Elbet, elimden geleni yaparım hastalarım için. Ancak, ruhsal tedavide çok önemli bir nokta var ki, o da hekimin ne bahasına olursa olsun hastanın iyileşmesi için çaba harcamayı bir ilke diye benimseyemeyeceğidir. Hasta karşısında olağanüstü bir dikkatle davranıp, kendi istem ve kanılarımızı ona zorla benimsetmekten kaçınmamız gerekir. Belli ölçüde özgür davranma imkânını her zaman kendilerine tanımak zorundayız. Doğanın ölmesine karar verdiği bir hastayı nasıl hekimler iyileştiremiyorsa, insanlar da yazgılarının elinden koparılıp alınamaz. Bir insanı, ilerdeki gelişimi için üstlenmesi gereken kötü bir durumdan kurtarmak doğru mudur, değil midir gibi bir soru, bazan gerçekten uyanıyor insanın kafasında. Kimileri vardır, korkunç denecek ölçüde sersemce işlere kalkışmaktan alıkoyamazsınız kendilerini; çünkü bu, düpedüz onların yaradılışları gereğidir. Böylesi saçmalıklara yeltenmelerini engellemeniz hiç bir yarar sağlamaz. Biz, ruhsal alanda bir gelişimi amaçlıyorsak, bunu ancak kendimizi olduğumuz gibi kabullenmek ve bize emanet edilen yaşamı ciddiye alarak yaşamakla sağlayabiliriz. Günahlar işlememiz, yanılgılara düşmemiz, sakat adımlar atmamız zorunludur; çünkü, gelişim sürecini kamçılayan değerine paha biçilmez uyaranlardır bunlar. Benden iç dünyasını değiştirebilecek bir söz işitip, işittiği sözü hiç umursamaksızın çekip giden kimsenin arkasından seslenerek, kendisini geri çevirmeye çalışmam hiç aklımın ucundan geçmez doğrusu! Böyle bir şeyin Hrıstiyanlıkla bağdaşmadığını ileri sürebilirsiniz, vız gelir bana. Ben doğadan yanayım. Eski Çinlilerin bilgelikler kitabı'nda şöyle yazar: "Üstat bir ara dedi ki, insanların ardından koşmazmış, çünkü bir işe yaramazmış bu. Dinlemeleri gerekenler söyleneni anlar, anlamaları gerekmeyenler dinlemezmiş."... FREUD, her ne pahasına olursa olsun bir hastayı iyileştirmenin yerinde bir davranış sayılamayacağını belirtir. Benim yüzüme karşı bu görüşünü birçok kez yinelemiştir ve bunda da haklıdır.
Ruhbilimsel gerçekler iki yüzlüdür; ağzımdan çıkan her söz öylesine evrilip çevrilebilir, öyle bir biçime sokulabilir ki, en kötü sonuçlara, en korkunç yıkımlara ve kesinlikle saçma davranışlara yol açabilecek güce kavuşur. Bugüne kadar ileri sürdüğüm görüşlerden hiçbiri üzerinde diretmem. İsterseniz buyurup benimseyebilirsiniz savlerımı; ama böyle yapmazsanız, darılıp gücenmem size. Belki bu yüzden beni kınayabilirsiniz; ama ben, her insanın içinde yaşamsel bir istemin (irade) etkin bulunduğuna ve bu istemin, kendisine uygun geleni seçerken o insana yardımcı olacağına güvenirim. Bir kimseyi tedaviden geçirirken, görüşlerim ve kişiliğimle üzerine çullanmamak için elden gelen çabayı harcarım; çünkü sonradan o kimse tüm yaşamı boyu yalnız kalacak, kendine özgü kavgasını sürdürecektir. Dolayısıyle, söz konusu kavga için elinde bulunan belki pek yetersiz araç ve gereçlere, belki işin başında hiç de doğru saptayamadığı amaca güvenini yitirmemesi gerekir. Kalkıp kendisine; "Bak bu iyi değil, daha iyi yapmalısın" dersem, cesaretini kırarım. Belki elinde pek iyi denemeyecek bir sapan vardır da, bu sapanla tarlasını sürmesi gerekmektedir; benim sapanım daha iyidir belki, ama bu ne işine yarar. Benim sapan onda değil, bendedir; sonra bu sapanı ödünç de alamayacaktır benden, yani elindeki belki pek kırık dökük araç ve gereçlerden yararlanıp, atalarından kalıtımla aldığı yeteneklere başvurarak işini görmeye bakacaktır. Elbet, yardımda bulunmaya bulunurum kendisine. Örneğin şöyle derim: "Düşüncenize hiç diyecek yok, ama sanırım kimi yerlerini düzeltmek gerekecek," Baktım ki, söylediklerime kulak asmıyor, durmam üzerinde; çünkü onu yolundan çevirmeyi düşünmem.
II. (sf.186-189)
Hasta karşısındaki davranışta, bazan bir düş, düzeltici etken rolünü oynayabilir. Yani düşünde bir hastasını gören hekim her vakit uyanık bulunmalı, acaba düş hasta karşısındaki davranışının yanlışlığını mı kendisine anlatmak istiyor, bunu saptamaya çalışmalıdır. Hekimlerin bu bakımdan gösterecekleri dürüstlük, hastada alabildiğine bir şükran duygusu uyandırır; bu özelliği taşımayan savsaklayıcı davranışlar ise, pek sert tepkilere yol açar.
Bir ara böyle bir durumu bütün açıklığıyla yaşadım. Aşağı yukarı yirmi, yirmi dört yaşındaki bir kızı ruhsal tedaviden geçiriyordum. Yaşadığı çocukluk hayatı pek ilginçti kızın. Avrupalı seçkin bir ailenin evlâdı olarak Java'da dünyaya gözlerini açmış, yerli bir dadının bakım ve gözetiminde büyümüştü. Sömürgelerde doğan çocuklarda sık görüldüğü üzere, eksotik çevre, Java gibi bir yerde barbarca denebilecek yabancı uygarlık kızın iliklerine işlemiş, tüm duygusal ve içgüdüsel yaşamı bu acayip atmosferin etkisi altında kalmıştı. Doğuda beyaz adamların, sonradan pek bir vicdan azabı duymaksızın yarattıkları bir atmosferdi bu. Yerlilerin içinde yaşadıkları ruhsal bir atmosfer, yoğun bir korku atmosferiydi; beyaz adamın acımasızlığı, kimsenin gözünün yaşına bakmayışı, kendini nasıl açığa vuracağı kestirilemeyen devcileyin güçlerinin oluşturduğu korku atmosferiydi. Öyle bir atmosfer ki, Doğu'da hayata gözlerini açmış çocukları bulaşıcı bir hastalık gibi yakalar, sürüngen bir hayvan gibi içlerine girip yerleşir onların, beyazların amansızlığını dile getiren bilinçdışı düşlerle onları doldurur, ruh durumlarını acayip bir karmaşıklığa sürükler, cinselliklerinin çokluk düpedüz sapa yollar izlemesine yol açar. Bu gibi kimseler anlaşılmaz kâbuslarla kıvranır, paniğe kapılırlar sık sık, sevgiler, evlilikler ve benzeri durumlarda normal bir uyum sağlama yeteneğini gösteremezler.
Tedaviden geçirdiğim kızın durumu da böyleydi tıpkı. Kız bir daha düzelmeyecek gibi rayından çıkmış, alabildiğine tehlikeli cinsel olaylara bulaşmış, kendisine çok kötü bir ün sağlamıştı. Bayağı dayranış biçimlerini benimsemiş, göze çarpacak gibi boyanıp pudralanmaya, dikkati çekecek gibi takıp takıştırmaya ve kanına, daha yerinde bir deyişle iliklerine işlemiş o ilkel kadını bu yoldan memnun ederek kendisiyle uzlaşmasını ve yaşam sürecinde kendisinden yardımını esirgememesini sağlamaya çalışmıştı. İçgüdülere yaslanmayan bir hayatı sürdüremediği, kuşkusuz sürdürmek de istemediği için, kendisini hayli aşağılardaki bir gelişim düzeyine çekip alan birçok davranışlara kalkışmadan yapamamıştı. Örneğin kolaylıkla kötü bir beğeni edinmiş, içindeki ilkel bilinçdışına yaranmak, sırası gelip bir erkeğin ilgisini çekebilmek ve onun kendisinin yanıbaşında yer almasını sağlamak için üzerine korkunç renkte giysiler geçirmeye başlamıştı. Ama seçtiği erkekler de enikonu düşük bir aşamadaki insanlardan ileri geçememişti kuşkusuz. Bu yüzden, alabildiğine ürkütücü bir yığın olay yaşamış, adı Babil'in büyük fahişesi'ne çıkmıştı. Bütün bunlar, normal olarak dürüstlüğüne söz kondurulamayacak bir kız için hayli mutsuzluk vericiydi. Bana başvurduğunda, gerçekten komik bir durumdaydı kız. Muayenehanemde bir saat daha kalması, öbür bayan hastalarım açısından pek arzu edilecek bir şey değildi. Kendisine şöyle söyledim: "Bakın! Bu durumda benim buraya gelmeniz gerçekten olanaksız. Sonra sizi gören, der ki.." Pek kaba ve sert sözler çıkmıştı ağzımdan; kız söylediklerime pek üzülmüş, ama ister istemez bunları sineye çekmişti.
Derken şöyle bir düş gördüm: Yolda gidiyordum; yüksek bir -dağın eteğindeydi yol; yukarıda bir şato, şatoda da yüksek bir kule vardı ve adı Donjon'du. Bu yüksek kulenin tepesinde bir oda bulunuyordu; direklerden oluşan, dört bir yanı açık, güzel bir salondu burası; şahane bir de tahtaboşu içeriyor ve tahtaboşta zarif bir kadın oturuyordu. Bir ara başımı kaldırıp baktım; kadını görebilmek için o kadar kaldırdım ki başımı, boynumda bir ağrı duydum. Sonradan da sürüp gitti ağrı. Bir de ne göreyim, tahtaboşta oturan kadın, benim kız hastam değil mi! Bunun üzerine uyandım ve şöyle düşündüm: "Hay Allah! Ne diye bilinçdışım, kızı o kadar yükseğe çıkartıp oturtur?" Bunu zihnimden geçirir geçirmez, şu düşünce uyandı kafamda: "Öyle ya, kıza yukardan baktım, ondan." Anlayacağınız, kıza gerçekten kötü davranmıştım. Düş, davranışımın yanlışlığını ortaya koyuyor, iyi bir hekim sayılamayacağımı görüntülüyordu.
Dolayısıyle, ertesi gün şöyle dedim kıza: "Sizi düşümde gördüm, sizi seçebilmek için başımı o kadar yukarı kaldırmam gerekti ki, boynum ağrıdı. Daha önce yaptığım bir hatayı düzeltme amacını güdüyordu düş. Bu hata da, size daha önce yukarıdan bakmış olmam." Bu sözlerimin mucizeler yarattığını söyleyebilirim hani. Bundan böyle aktarım konusunda bir güçlük çıkmadı, çünkü hastama artık içtenlikle davranabiliyordum, gereken düzeyde karşısına çıkma olanağını elde etmiştim.
Hekimin hasta karşısındaki davranışını eleştiren böyle bir dizi düş daha anlatabilirim sizlere. Hasta karşısına onunkinden ne aşağı, ne yukarıda bulunan, onunkine eş bir düzeyde çıkıldı mı, kendisine doğru dürüst davranılıp durum gerektiği gibi değerlendirildi mi, aktarım pek güçlük doğurmaz hekim için. Gerçi bütünüyle aktarımdan kurtulunamaz, ama hekimle hasta arasında bir türlü sağlanamamış gerçek diyalogları (rapport) telafi amacı gütmekten başka ise yaramayan o kötü aktarım biçimleriyle de yüz yüze gelme tehlikesi ortadan kalkar. Düpedüz bensevisel (otoerotik) karakter gösteren, yani bir bensevinin soyutlanmışlığına kapanıp, üzerlerine kalın bir zırh geçiren ya da çevrelerine kalın surlar ören ve surlar önüne hendekler açan hastalarda aktarım yoluyla başvurulan giderimlerin (kompenzasyon) bir başka nedeni daha vardır. Böylesi hastalar başka insanlarla ilişki içinde yaşamaya kahredici bir gereksinme duyar, içlerine çekildikleri kale dışından gelecek bir insanı kuşkusuz hep özler durur, ama özlemlerini gerçekleştirmek için hiçbir eyleme başvurmazlar. Bunun için parmaklarını bile oynatmaz dışardan hiçkimsenin yanlarına sokulmasına izin vermezler. Söz konusu tutum da korkunç bir aktarıma yol açar. Böylesi aktarımlara hiç dokunmamak gerekir, çünkü hastalar buna kalkışacak kimselere şiddetle karşı koyar. Aktarımlarına her nasılsa el sürmeye kalktınız mı, bunu bir çeşit saldırı görür, bu da onları eskisinden de büyük bir güçle kendilerini savunmaya iter. Dolayısıyle, en iyisi, böylelerini kendi yağlarıyla kavrulmaya bırakmaktır; ta ki artık dayanamaz duruma düşsün ve kendi gönülleriyle kalelerinden çıkıp gelsinler. Kendilerine yeterince anlayış vb. göstermediğinizden bağırarak yakınacaklardır kuşkusuz. Bu durumda yapılacak şey, sabrınızı yitirmemek ve şöyle söylemektir: "Eh ne yapalım, siz kendi dünyanıza kapanmışsınız, dışarı çıkmak için bir şey yaptığınız yok. Siz bir şey yapmadığınız süre, benim de sizin için bir şey yapmak elimden gelmez tabii."
C. G. Jung, Konferanslar: Analitik Psikolojinin Temel İlkeleri, Bozak Yay., Çev. Kamuran Şipal, 1. Baskı 1982.
Gönderen jimi the kewl zaman: 2/16/2009
Etiketler: analitik psikolojinin temel ilkeleri, carl gustav jung, kamuran şipal
Evet işte aynen böyle :)
Evet işte aynen böyle :) Hatırlattığın için tşklr.
:))) Ben teşekkür ederim
:))) Ben teşekkür ederim katılımınız ve verdiğiniz bilgiler için.
Teşekkür
Bu sayfa için size, bu site için de ilgililere, teşekkür ederim.
Sevgili misafir, bu motive
Sevgili misafir, bu motive edici düşünçeleriniz için bizde sizlere teşekkür ederiz.
Yeni yorum gönder