Sevgi'nin sahip olmacı irdelenmesi
Sevgiye sahip olunabilir mi? Eğer bu olunabilseydi, sevginin maddesel bir şey olması ve onu alıp, saklamanın mümkün olması gerekirdi. Ama gerçek odur ki, sevgi böyle bir “şey” değildir. Sevgi bir soyutlamadır. Belki garip bir varlık, belki de kimsenin göremediği bir Tanrıça. Gerçekte var olan, sevme eylemidir. Sevmek yaratıcı bir etkinliktir. Bir insana (ya da şeye) ilgi duymayı, onu tanımak istemeyi, onu anlamayı, doğrulamayı ve onun yanındayken sevinç duyabilmeyi doğurur. Bu ister bir insan, ister bir resim, isterse bir ağaç olsun, sevme eyleminin özellikleri hiç değişmez. Sevmek, sevilen insanı (ya da şeyi) canlandırmak, onun yaşam duygusunu arttırmak anlamına gelir. Aynı zamanda, kişinin kendisini de canlandıran, yenileyen ve hareketlendiren bir süreçtir.
Eğer sevgi, “sahip olmak” türünde ele alınacak olursa, kendinin kılmak, denetimi altında tutmak anlamlarına gelecek ve böylece de boğucu, engelleyici ve kısırlaştırıcı bir eylem haline dönüşecektir, canlandırmak ve hareketlendirmek yerine. Çoğu kez aşk olarak belirtilen şey, sevme beceriksizliğini, sevememeyi gizlemek için kullanılan maskeden başka bir şey değildir. Bu konuda hâlâ aydınlatılmamış olan bir konu da, anne ve babaların çocuklarına karşı duydukları sevgidir. Batı kültürlerinin son iki yüz yıllık tarihinde sık sık rastlanan, çocuklara karşı fiziksel ve ruhsal olarak kötü davranma, eziyet etme ve dayak atma gibi olayların, giderek sadizme dek varması öylesine korkunçtur ki, insanın sevgi dolu anne ve babaların yalnızca bir istisna olduğuna inanası geliyor.
Evlilikte de aynı şeyler söz konusudur. Sevgiye ya da geleneksel evliliklerdeki gibi toplumsal göreneklere ve alışkanlıklara dayalı evliliklere dikkatle bakacak olursak, birbirini gerçekten seven çiftlerin azınlıkta olduğunu hemen fark ederiz. Toplumsal görev duygusu, gelenekler, karşılıklı ekonomik çıkarlar, çocuklara olan ortak ilgi, karşılıklı bağımlılık ya da korku, bazen de karşılıklı duyulan nefret, sevgi olarak yaşanmaktadır genelde. Eşlerden birinin ya da ikisinin birden birbirlerini hiç sevmemiş olduklarını anlayana dek, bu böyle sürüp gitmektedir. Günümüzde bu konuda bazı olumlu gelişmeler olduğunu hemen ekleyeyim. İnsanlar eskiye oranla daha uyanık ve gerçekçi oldular. En azından cinsel çekici ve cinsel tutku ile sevgiyi birbirine karıştırmayanların sayısında artma olduğu bir gerçek. Dostane ve sınırlı grup ilişkisi de artık aşk sayılmıyor. Bu gelişmeler insanlar arasında eskiye oranla, dürüstlüğün artmasına ve sık sık eş değişme eğiliminin yaygınlaşmasına yol açtılar. Ama ne yazık ki bu yeni anlayışta, sevginin yaşanması konusunda eskisinden üstün bir toplum yaratamadı.
“Âşık olmak” ın nasıl olupta “aşka sahip olmak” yanılgısına dönüştüğünü, herhangi bir iki sevgilinin gelişimlerine bakarak izleyebiliriz. Üretici ve yaratıcı bir eylem, bir aktivite, ve bir etkinlik olan bir sevgi durabilir veya yürüyebilir. Ama ona “tutulmak” pasif bir durum olduğundan sevgi sözüyle temelden çelişir. Aşkın ilk dönemlerinde her iki tarafta, diğerinden emin olamadığı için dikkatlidir. Ve öbürünün kalbini kazanmaya çalışır. Canlı, hareketli, ilgi çekici ve bu canlılıkları yüzlerine yansıdığı içinde güzeldirler. İkisi de birbirlerine sahip olamadıklarından enerjilerini olmaya yani vermeye ve karşı tarafı canlandırmaya yönelmişlerdir.
Bu durum çoğu kez evlilikten sonra değişiverir. Evlilik sözleşmesiyle birlikte eşler, birbirlerinin bedenleri, duyguları ve ilgi alanları üzerinde hak sahibi olurular. Artık kazanılması gereken kimse yoktur. Çünkü sevgi sahip olunabilecek bir nesne olmuştur.
İki taraf da sevgiye değer olmaya, sevgiyi canlandırmaya çaba göstermemeye başlayınca her şey can sıkıcı olur ve güzellikler yitirilir. Hayal kırıklığına uğrayan eşler çaresizdirler. Kendilerine “ Başlangıçta bir hata mı yapmıştık? Yoksa karşımızdakini tanıyamamıştık? Yoksa ben mi değiştim? ” gibi sorular soran eşler genellikle karşı tarafı suçlu bulup, kendilerini aldatılmış hissederler. Anlayamadıkları şey, artık ilk zamanlardaki gibi birbirlerini seven insanlar olmadıklarıdır.
Sevgiye sahip olabileceklerini sanma hataları, onların birbirlerine sevmelerine engel olup, sevgiyi yok etmiştir. İşte bir kez bu düzene gelince, çiftler yeniden sevebilmeyi denemek yerine, sahip oldukları ortak şeylere yönelirler. Para, toplumsal yer, ev ve çocuklar gibi konular sevginin yerini alır ve sevgiyle başlayan bir evlilik böylece çoğu kez, dostane bir mülkiyet ortaklığına dönüşür. İçine kapalı, bencil ve birbirlerinden kopuk iki kişinin bu beraberliğine de “aile” denir, yanlış bir tanımla.
Bazı durumlarda, eşler o güzel duygularının canlanması özlemi ile yeni eşler edinirlerse bu duyguların yeniden gündeme geleceği hayaline kaptırırlar kendilerini. Sevgiden başka bir şey istemeyen bu kişiler için aslında sevgi kendi benliklerinin bir ifadesi değil, bir put yada kendilerini adamak istedikleri bir tanrıçadır. Bu gerçeği yani eski bir Fransız şarkısında söylendiği gibi “sevginin, özgürlüğün çocuğu” olduğunu fark edemedikleri sürece, başarısız kalmaya mahkûmdurlar. Sevgi Tanrıçası’nın tapınıcıları sonuçta öylesine bir pasiviteye düşerler ki her şey can sıkıcı gelmeye başlar ve o ilk zamanlardaki çekici gelen her şey tiksindirici hale gelir.
Yukarıdaki açıklamalara rağmen, birbirlerini seven iki insan için en iyi çözüm evliliktir. Sorunu yaratan evlilik değil, evlenen kişilerin karakter yapıları ile içinde yaşanılan toplumun kuralları ve değer yargılarıdır. Birlikte yaşamanın modern biçimlerinin, yani grup evliliği, eş değiştirme, grup seksi gibi uygulamaların savunucusu olanlar sevgide başarısız kalışlarını değişik çabalarla örtmeye çalışmaktadırlar. Gerçekten sevmeyi, onu yaratıcı bir eylem olarak görmeyi başaramayınca, içinde düştükleri hayal kırıklarını ve can sıkıntısını yeni tahrikler yaratarak unutmaya çalışan böyleleri, ne kadar değişik yol uygulasalar ve ilişkiye girdikleri insan sayısını ne kadar arttırsalar da gerçek sevgiye ve onun vereceği hazza, mutluluğa ulaşamazlar bir türlü.
Eric Fromm (To have or to be?)
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1603 defa okundu

Sibel Atasoy
ademce
çözüm evliliktir...
ancak beynin uyuşması koşuluyla....
uyuşma ha?
Bak ne diyeceğim;
En iyisi 12 kadın alalım değil uyuşma beynimizi bile zor buluruz. Hehehe:)
ademce
12 kadın değil...
tek ama ideali...
Freud ambivalent (çelişik)
Freud ambivalent (çelişik) duygulardan bahsederken bunu insan karakterinin tam göbeğine oturtur ..Bir insani hem sevmek hem de ondan nefret etmek mümkündür...
Fromm bu paragrafta, sadizmin etkisinin kendinde bıraktığı yarayı es geçmiş sanki... Zira sevgiden bahsederken, sevginin bir tarifini yapamamış, kullandığı tüm toplumsal argümanlar tam doğru olmakla birlikte, nitelikli sevginin ne olduğu açık seçik belli değil...(yaratıcı sevgi nedir?)
ademce
freud bir psikanalist...
ancak marks, kendi ideolojisine göre sever...
bir bayanda kendi bütünlüğü doğrultusunda karar verir...
türkçülerin...ana duygusu....neyse;aşk hayatınıda etkiler....
emekçi boyun bükerek sever,genelde
çünkü;mazlumdur...
ahlakçı,ahlak bütünlüğü içinde sever...
kimide kozmopolit,popçu sever...
İnsan kendinin değişmek
İnsan kendinin değişmek zorunda olduğunu bilir (içten gelen bir tepidir bu), kendini değiştirmek imkansıza yakın zordur, bundan biraz daha kolayı, eşini değiştirmek,
biraz daha kolayı, mesleğini değiştirmek
b... d k..., ülkesini değiştirmek
b... d..k...., işyerini değiştirmek
b....d.. k..., şehrini değiştirmek
b... d k..., evini değiştirmek
...
...
b... d k..., saç rengi değiştirmek
b... d k..., birilerini eleştirmek
b... d k..., kendine acımak
vs vs
çok yorucuymuş bu!
Kimileri
Kimileri, bu değiştirmek olayını sorumsuzluk olarak görebilir ama sevgili agnia. Mühim olan katlanmaktır der, değiştirmek değil. Belki kendine bile katlanılması gerektiğini savunulabilir.
Sanırım en kolayı hiçbir şeyi değiştirmeyip, alışkanlıklar oluşturup, o doğrultuda yaşamaktır.
xenix
Sevmek
Sevmek özgürleşmektir...Sahiplenmenin asla sevgi olarak algılanmaması üzerine güzel bir yazı olmuş... ''Gerçekte var olan, sevme eylemidir.'' Teşekkürler zeitgeist.
İnsan kendinin değişmek
İnsan kendinin değişmek zorunda olduğunu bilir (içten gelen bir tepidir bu), kendini değiştirmek imkansıza yakın zordur, bundan biraz daha kolayı, eşini değiştirmek,
biraz daha kolayı, mesleğini değiştirmek
b... d k..., ülkesini değiştirmek
b... d..k...., işyerini değiştirmek
b....d.. k..., şehrini değiştirmek
b... d k..., evini değiştirmek
...
...
b... d k..., saç rengi değiştirmek
b... d k..., birilerini eleştirmek
b... d k..., kendine acımak
vs vs
çok yorucuymuş bu!
Evet Agnia haklısın okurken bile yorucu görünüyor.
Pekala ne yapmamız gerekiyor, yani yukarda saydıklarını yapsak bile gerçekten değişimi yaşayabilecek miyiz? Hem evet hem hayır. Olacak olan geçici bir zaman dilimindeki hava değişimleridir. O kadar. Uzun soluklu ve gerçek bir değişimden mi söz ediyoruz? Bunun için maddesel değişimler yetmez yetemez hatta yetmemeli. Olması gereken en açık durum bu sitedeki her yazıyı tasarlayan, kurgulayan, sadece bu site değil tüm hareketlerimize karar ve yön veren iç güdülerimizde bile etkili olan başka bir değişle bizi biz yapan ana öğeyi değiştirmektir. Evet bunu başkası yapamaz. Sadece biz yapabiliriz.
"Beynimizi değiştirmek"
Tamamen toplumsal normlara göre şekillenen ve bize dayatılanı uygulamak zorunda olduğumuzu düşünmemizi sağlayan beynimizi. Yani düşünceler, yani ana dayanak noktamız, beynimiz ve reaksiyonları ne kadar maddesel olsa da düşüncelerimiz elle tutulamaz yani manevidir. İşte manevi değişimden bahsediyorum bende. Tabii bu gözle görülmeyen fikirlerin bazıları maddelerle birleşince bir şeyler ortaya çıkar ama bahsettiğim bu değil elbet.
Aklıma nedense Herakleitos geldi değişim deyince.
Bir yerde okumuştum galiba
Bir yerde okumuştum galiba yanlış hatırlamıyorsam, pierre loti idi. Hep değişmekten korkmuş çünkü ona göre değişmek ölmek gibi imiş.
kavga eden ve sonunda bir
kavga eden ve sonunda bir evlilik danismanina giden cifte, psikiyatr zaten ayrilacaksiniz,simdi neden ayrilmak istiyorsunuz diyor, cift nasi yani der gibi yuzune bakinca da eee ölmeyecekmisiniz, biriniz digerinden daha once ölecek?!
insan canina bile sahip degilken, hiç bir seyi kontrol edemiyorken, sevginin dolayisiyla sevgilinin, yani bir baska canin nasil sahibi olabilir..boş iş, algisal bir yanilgi işte, zihinde bununla oynar durur..
değişim
Değişim zor iştir. Sanırım gözlerimiz dışarı baktığından olsa gerek herşeyin kaynağını da da sorumluluğunu dışarda arar. Gözlerimizi çevirip kendi içimize bakmak zor iş hakikaten. Göz yapısının doğasına aykırı. Ama insan kendi yaşamının sorumluluğunun kendinde olduğunu bilmeli. Bu da kolay bir şey değil. Hep senin yüzünden deriz. yüzünden ve sayesınde kelimeleri aynı şeydir ama anlam değişik anlaşılır. Bakış açısının farklılığı elbette olağandır.
Bunun dışında evlilik kurumunun işinin bittiğini sanıyorum. Kullanılmayan ya da işlevselliğini yitiren kurumlar nasıl ilk başta ortaya çıkmaları gerektiği gibi bir süre sonra gereksiz hale gelip kullanılmayacaklardır. Gereklilik koşulları, kullanılmaya ihtiyac duyulmayınca bir süre sonra ortadan kalkacaktır.
Sevgi sevilen kişinin iyi olması halinin istenilmesidir seven kişi tarafından. Bilmem ne korkuları ile maskelenmiş sevgiyi sevgi olarak kabul etmek tam bir yanılsamadır.
Değişim. Geçenlerde biri bahsediyordu. Biri ikinci kez evlenmiş yeni bir kadın yeni bir ev yeni mekanda mutlu mesut yaşamayı hayal ederken birden bir tartışma hemen arkasından da boşanma. Yani kişi ne yaparsa yapsın ne ederse etsin kendi değişimine izin vermedikçe, değişmi istemedikçe ve olan olaylar karşısında kendinde olan şeyleri gözlemleyip yorumlamadıkça oyunda olmanın güzel tadını yaşayacaktır. İnanıyorum ki insan değiştiğinde içinde yaşadığı çevresi de kendiliğinden değişecektir, aynı insanlarla aynı mekanlarda yaşanmış daha güzel anıların geçmişte bırakılabilir olduğunu düşünüyorum.
Yeni yorum gönder