Hologram ve Paralel Evrenler

RedSonja kullanıcısının resmi

Önce daha önce burada bahsettim ama düşündüğüm bir örnekten yeniden bahsetmem gerek. Özetle anlatmaya çalışıcam elimden geldiğince.

Bir oyun programı yazdığımızı düşünelim. Bu oyun programında, bütün olasılıkları hesaplıyoruz ve oyundaki karakter ne yaparsa yapsın, yaptıgı her hareketin bir karşılıgı var. Bu programı yazıp cd ye kaydettiğimizde, oyundaki karakterin, şimdisi, geçmişi ve geleceği hepsi aynı anda varlar.

Ben buna zamansızlık durumu diyorum. Bu cd yi, çalıştırıp oyunda play tuşuna bastığımız anda, zamanı devreye sokuyoruz ve karekterin şimdisi oluyor ve ardından geçmişi, şimdiki anına bağlı olarak da geleceği. Böylelikle, bilinmeyen bir gelecek olmuyor, yada bilinmeyen bir an. Çünkü bütün olasılıklar aynı anda varlar. Tanrının herşeyi bildiği bilgisi de böyle birşey olmalı. Onun bilgisi haricinde davrananamamız vs.

Biz neyi seçersek seçelim, sonuç biliniyor, farklı sonuçlar da olsa. Tabiki bahsettiğimiz devasa bir program.

Ve bu program nedensizlik teorisini de açıklıyor bence. Yazılımda her hangi bir noktaya gittiğimizde, orada olan olayın başı ve sonu olmuyor, sadece o an oluyor. Nedenselliği yaratan zaman, zamanı ortadan kaldırdığımızda, nedensellik de olmuyor ve ana ulaşıyoruz. Ve bir çelişkiyi de ortaya koyuyor. Eğerki Tanrı herşeyi önceden biliyorsa, özgür irade gerçekten var mı, özgür irade var ise, karakterin seçeceği seçeneğin yazılımda mevcut olmayan bir seçenek olması gerekir ki, bu da Tanrı'nın henüz mevcut olmayan bir seçeneği bilmesi demek. Ama o zaman da yazılımda mevcut olmayan bir seçenek Tanrı'nın bilgisi dahilinde olamaz.
Bu da Tanrı herşeyi bilir sözüne ters düşüyor. O halde her olasılık önceden var olması gerekir. Prof. Gerard Hooft bir parçacığın nerede ve ne hızla hareket ettiğini aynı anda tesbit etmeye yarayan bir formül geliştirmiş mesela. 43 sn sonraki geleceği hesaplayan bir formul. Bu da savımı doğruluyor bir nevi.

Özetle bu konuya değindikten sonra, hologram nedir ondan bahsedelim. Hologram holografik bir film üzerine kaydedilen görüntünün, bu film üzerine belli açıyla verilen lazer ışını ile 3 boyutlu görüntüsünün oluşturulmasıdır. Bu holografik filmin normal bir fotoğraf filminden farkı, görüntü film üzerine dalgalar halinde kayıt edilmesidir. Yani filme bakıldığı zaman, kaydedilen görüntüyü göremeyiz, onun yerine iç içe geçmiş halkalar görürüz. Görüntüyü görebilmemiz için filmin üzerine lazer ışını verilmesi gerekir ve diyelim ki bir elma görüntüsü kaydedildi.

Elmayı 3 boyutlu olarak görürüz. Bu filmin bir başka özelliği de aynı filmin üzerine yüzlerce görüntü kaydedilebilmesi. Elma ve masa görüntüsü kaydettik diyelim, lazer ışınını bir açıdan verdiğimizde elma görüntüsünü, açıyı biraz değiştirdiğimizde ise masa görüntüsünü alırız.
Ayrıca bu filmi ortadan ikiye bölersek, yine her iki parça üzerinde hem elma hem masa görüntülerini bir bütün olarak farklı açılarla verilen lazer ışını ile görüntüleyebiliriz. Bu filmi daha kücük parçalara da bölsek, yine elma ve masa görüntülerini her bir parçada bir bütün olarak görüntüleyebiliriz.

Holografik film, görüntüleri üst üste kaydetmemize izin vererek, çok büyük bilgileri kücük bir alanda saklayabilmemizi sağlar.

Ve filmi parçalara da ayırsak, görüntülerin bilgisi her bir parçada mevcut.

Şimdi bunları aklımızın bir köşesine koyalım. Ve gelelim paralel evrenler meselesine :)

Şimdi yukarıda bahsettiğim, yazılıma dönelim tekrar. Bu yazılımın holografik yapıda olduğunu düşünelim. Bu holografik yazılımda bütün olasılıklar mevcut demiştim.
Bu olasılıklar, evrenin (-lerin) görüntüsü (-leri) ile birlikte evrende gerçekleşen olayları kapsayan bir olasılıklar bütünü. Holografik yapıdaki bir yazılımda, lazer ışınımız düşünce olsun.
Holografik yazılımımıza farklı açılardan lazer ışınları (düşünce) tutalım aynı anda. İşte paralel evrenler oluştu :) Hepsi aynı anda var ve iç içe geçmiş durumdalar.
Farklı farklı görünümlerde dünya gezegeni var bu paralel evrenlerde, bazılarında ise yok. Aynı insanın farklı farklı yaşamları var. Ve bu paralel evrenlerde bazı açılar birden fazla paralel evrende mevcut. Aynı açıyı kullanıyorlar ve bu noktalarda bu aynı açıyı kullanan evrenler birleşiyor, açının değiştiği noktalarda ayrılıyor.
Ama yine de holografik film gibi aynı düzlem içerisindeler. Sadece açıları farklı. Aynı açıyı kullanan ve evrenlerin aynı noktada birleştiği yerlerdeki olay yada an, belki de o olaya çekim gücünü arttırıyor ve gerçekleşme olasılığı güçleniyor. Yani oraya çekiliyoruz. Bu da kaçınılmaz olan, yani kader dediğimiz şeyin gerçekleşmesini sağlıyor olabilir.
Daha net açıklarsak, bir karakter o açıyı gördüğünde, o açıya yakınlaştığında, o açıdaki olayı seçme olasılığı artıyor olabilir.

Bu örnekten çok farklı fikirler ortaya çıkabilir. Daha üzerinde düşünmem lazım ama bana ilginç geldi :))

Senin oyun: None Ortalama: 4.5 (4 oy)

Yorum görüntüleme seçenekleri

Yorumların gösteriminde tercih ettiğiniz şekli seçiniz ve değişiklikleri "Ayarları kaydet"e tıklayarak kaydediniz.

dip not

Sonsuz'un açtığı paralel evrenler başlığı altında, demiştim ki, belki de düşünce gerçeklemiyor, düşünce paralel evrenler arasında geçişi sağlıyor olabilir. Bu yukarıda anlattığım örnekte de aslında böyle bir durum söz konusu. İç içe gecmiş paralel evrenler, buluşulan ortak açılar, holografik yazılıma yansıtılan lazer ışını (düşünce) ve farklı açılarda farklı dünyalar, görüntüler, yaşamlar ve olaylar. Düşüncemizin açısı değiştiğinde, işte biz o anda o açıdaki evrenle buluşuyoruz gibime geliyor. :))

Güzel Düşünceler

Fakat izafiyeti kapsamıyor gibi. Eğer dediğiniz gibi, "evrenin sabit bir zamanı" olsaydı bu fikirlerin doğru olma olasığı artardı.

Fakat benim "Kim Haklı" probleminde yazdığım gibi, evrende aynı anda (eş zamanda) kişilere göre farklı olaylar meydana gelebiliyor. Bu da cd nin aynı anda hem geçmişi, hemde geleceği okunması bir yana içindeki karakterlere göre yazılımın farklı işlemesi anlamına geliyor.

evrende aynı anda (eş

evrende aynı anda (eş zamanda) kişilere göre farklı olaylar meydana gelebiliyor. Bu da cd nin aynı anda hem geçmişi, hemde geleceği okunması bir yana içindeki karakterlere göre yazılımın farklı işlemesi anlamına geliyor.

Eş zamanda kişilere göre farklı olayların meydana gelmesi zaten farklı açıları temsil ediyor ve dolayısı ile farklı evrenleri. Cd de geçmişi geleceği aynı anda okuması diye bir şey söz konusu değil, yazılımda bütün olasılıklar olduğu için gelecek hem geçmişi hem de anı ifade edebilir mesela. Ve siz hangi açıdaysanız o açıdaki andasınız, yazılım karakterlere göre farklı işlemiyor. Yazılım, holografik yapısı dolayısı ile, lazer aldığı açıları yansıtıyor sadece. Değişen, karakterlerin bakış açıları.

Anladım

Sizin yazılım,

"Ve siz hangi açıdaysanız o açıdaki andasınız, yazılım karakterlere göre farklı işlemiyor. "

Ama evren böyle değil işte. Hızınıza hatta bulunduğunuz ortamdaki kütle çekimine bağlı olarak farklı işliyor.

Ama evren böyle değil

Ama evren böyle değil işte. Hızınıza hatta bulunduğunuz ortamdaki kütle çekimine bağlı olarak farklı işliyor.

Tamam da sonsuz, farklı işliyor dediğin şey, yazılımın dışında bir kural değil ki.

Laplace'in Şeytanı

Bilirsiniz Laplace ortaya şöyle bir düşünce atmıştır. Eğer tüm verileri değerlendirebilen bir şey olsaydı (buna güçlü bir cin yada şeytan demiştir) geçmişte olan tüm verileri bildiğinde geleceği kesinlikle hesaplayabilir.

Sevgili RedSonja nın yazısını okuduğumda, Laplace ile aynı şekilde düşündüğünü hissettim. Tabii biraz daha teknolojik ve modern bir dille. Yalnız ortada kavram kargaşası yaratacak bir terim var. Bu da kader kavramı. Kader çizilen tek yol mudur? Yoksa karşımıza çıkan olasılık bulutu mudur?

Sanırım önce bunu çözmek gerekiyor.

xenix

Bu yaklaşım

belirlilik (determinizm) inancına dayanıyor. Oysa ki evren determinist değil. Hiç beklenmedik anda beklenmedik bir oluşum ortaya çıkabiliyor. Eğer evren tümüyle determinist davransaydı ne yeni türler ortaya çıkardı ne de insan.

İnsanın en büyük özelliği belirli bir yapıya sahip olmayışı, yani kaotik davranabilmesidir. Bu bakımdan mutlak kader diye bir şey olduğuna da inanmıyorum.
İnsan sürekli inşa halinde olan değişen, dönüşen bir varlıktır.

Bence evren determinist olmalı

Şu an algılamalar sorularımızı yanıtlamıyor olabilir, ancak benim inancım, evrendeki tüm olay ve oluşlar, kesin, değişmez ve öngörülebilirdir. Diğer bir anlatımla evren, gözlemcinin ya da deney yapanın iradesinden bağımsızdır.
"Evren bütünü" anlaşılmadıkça parça anlayışı bütünselliğe hakim olamaz, bu da çok normal görülmelidir.

Hiç beklenmedik anda

beklenmedik bir oluşum ortaya çıkabiliyor demişsiniz. Bu beklenmedik oluşum kime neye göre beklenmedik. Kaotik davranış dediğin, senin benim için bilinemez. Ama yazılım için kaotik bir davranışın olacağını sanmıyorum.

Bakın bir örnek vereyim. Ben World of warcraft oynadım epey bir süre. Orada bir paladin karakterim var :) Çok büyük bir haritası var, gez gez bitmiyor. Orada yapabileceklerim sınırsız gibi. Başka benzer oyunlarda mesela, denize bele kadar girersin, yüzemezsin, su altını göremezsin, haritanın belli yerlerinden sonrasında ilerleyemezsin. Bu oyunda ise öyle değil. Oyunun içinde çeşitli süprizler saklı. Ve bunları oyuncular oynadıkça keşfediyorlar zamanla. Ama keşfedilene kadar bilinmiyor bu süprizler. Ama bu oyunu yapan firma, yani Blizzard biliyor.
Ve biz oyuncular için bu kaotik bir durum. Çünkü daha önce hiç yaşamadığımız bir olayı yaşıyoruz ve hayrete düşüyoruz.
Oyunda yapacağımız şeyler bilinmez olduğu halde, kendi irademizle hareket ettiğimiz halde, yaptığımız her hareketin
bir sonucu var. Yoksa biz beklenmedik birşey yapsak oyunu kilitleriz. Bir insan yapımı oyunda kendimizi bu derece özgür hissedebiliyorsak, çok daha üstün bir düşüncenin ürünü olan gerçek yaşamda, hissedemememiz garip olurdu. Bedeninin sınırlarını biliyor ve ona göre hareket ediyorsun. Bir uçurumdan, hiç bir önlem yada araç tecizat kullanmadan atlarsan, kemiklerinin kırılacağını biliyorsun. Ama doğru açı ile belli bir teknik ile bir uçurumdan denize atlarsan sağ kalabileceğini bilen insanlar da var. Bu bilgi var olmasa idi, hangi açıyla atlarsan atla, hangi tekniği kullanırsan kullan her seferinde sonuç aynı olurdu. Burada doğaya karşı yeni bir şey icat etmiş değiliz. İnsan bu dünyada, sürekli inşa halinde olan değişen, dönüşen bir varlıktır demişsiniz. İnsan bu dünya üzerindeki ve dışındaki bilgiyi keşfeden ve bu bilgiyi kullanarak değişebilen bir varlıktır. Ve insanoğlunun henüz keşfedemediği sayısız bilgi saklı bu dünyada. Bir insanın bilgiyi keşfedip değişebilmesi, yazılımı değiştirdiğini ifade etmez bence. Bilginin yeni olması, yada daha önce gördüklerimize benzememesi de, onun kaotik olduğunu ifade etmez, keşfedilmediğini ifade eder..

Yani!

İnsan bu dünya üzerindeki ve dışındaki bilgiyi keşfeden ve bu bilgiyi kullanarak değişebilen bir varlıktır. Ve insanoğlunun henüz keşfedemediği sayısız bilgi saklı bu dünyada. Bir insanın bilgiyi keşfedip değişebilmesi, yazılımı değiştirdiğini ifade etmez bence. Bilginin yeni olması, yada daha önce gördüklerimize benzememesi de, onun kaotik olduğunu ifade etmez, keşfedilmediğini ifade eder..

Yani ortada bir bilgi var, bu bilgiyi bilen var, siz varsınız, diğer varlıklar var.. kısıtlı ve sınırlısınız.. sadece basit bir bedene sahipsiniz ve ötesi yok olsada sizin bilginiz dışında.. tüm önemli bilgiler sizin dışınızda.. siz sadece keşfedensiniz.
Keşfedince çok mutlu oluyorsunuz. Bunun üzerine Yazılımcı (???) siz sıkılmayın diye size yeni oyunlar kurgulayacak .. yuvarlanıp gideceğiz.

Binlerce yıl bu böyle bellendi. Veeee... Ahir zaman geldi çattı;).
Sanırım tüm sorun kendimizi Bütün 'ün dışında algılamamızdan kaynaklanıyor. Sorumluluğu ata ata bu çağa geldik. Artık BİR ve BÜTÜN anlayışını yeniden sorgulama dahası, O'nun sıfatlarına sahip çıkma zamanı gelmedi mi? Yoksa ... evet , statik'in;

Evren bütünü" anlaşılmadıkça parça anlayışı bütünselliğe hakim olamaz, bu da çok normal görülmelidir.

cümlesine sıkışıp kalacağız. Yok yok ... ben anlamaya çalışmayı tercih ediyorum ;)

Oyunlar

"Oyunun içinde çeşitli süprizler saklı. Ve bunları oyuncular oynadıkça keşfediyorlar zamanla. Ama keşfedilene kadar bilinmiyor bu süprizler. Ama bu oyunu yapan firma, yani Blizzard biliyor."

Bu konuda o kadar emin olmayın. Bilgisayarla satranç oynarken karşınıza çıkan her pozisyonun program CD si içinde olduğunu mu düşünüyorsunuz? Aslına bakarsanız hiç bir pozisyon yoktur. Bir bilgisayar firması satranç programı yazar ve hiçbir çalışanı satranç bilmeyebilir. Hele bilgisayarın kime nasıl karşılık vereceğini hiç bilmez.

Algılayan yoksa evrende ne bilgi vardır, ne de bilim...

satranç örneği vermişsin sonsuz

Peki, bu oyunun içinde bir kurgu yok mu? Yazılım bir takım formüllerle çalışmıyor mu? Bütün bu formüllerin sonuçlarını programı yazan bilemeyebilir ama mantığını kurgulamıştır. İhtimal hesaplarını yapar program ve bunu bir insandan daha iyi yapabilir. Yapacağı hamlelerin sonuçlarını ve rakibinin oynayabileceği karşı hamleleri hesaplar ve bunu bir takım formülleri izleyerek yapar. Sonunda, en iyi hamleyi bulur ve o hamleyi yapar. Şimdi yazılımcı bu sonucu bilemez diyorsun. Hayır bilebilir. Bilgisayarda uyguladığı formülleri kendisi manuel olarak hesaplasa aynı sonuçları bulacaktır. Ama bunu yapma süresi çok daha uzun olacaktır.

canu'ya

Sevgili Canu,

Örneğimi verirken, bütünden ayırmak zorundayım daha fazla kafa karıştırmamak için. Ama şunu da düşünmüyor değilim, yazılımcı da, yazılımdaki karakter de biziz ve keşfettiklerimiz unuttuklarımız ve yeniden hatırladıklarımız. Bir ve bütün konusundaki düşüncene ben de katılıyorum. Yazımda, yazılımcı kim, yazılımdaki karakter kim sorgulaması yapmadım. İşte bunu yapmaya başladığımız zaman, bir ve bütün olayı ile karşılaşıyoruz. Şunun gibi. Rüya gören sen, rüyadaki sen ve diğer insanlar. Rüyandaki sen açısından bakarsan, çevrendeki insanlar senden ayrı benlikler olacaktır. Rüyayı gören sen açısından bakarsan, rüyandaki sen ve rüyandaki diğer insanlar rüyayı gören senin düşü olarak bir bütün olacaklardır. İşte yazılımcı ve yazılımdaki karakterler ayrımı da tıpkı bunun gibi.

Satranç

"Şimdi yazılımcı bu sonucu bilemez diyorsun. Hayır bilebilir. Bilgisayarda uyguladığı formülleri kendisi manuel olarak hesaplasa aynı sonuçları bulacaktır."

Sorun şu ki, bir satranç maçında oluşacak pozisyonların sayısı, evrendeki atomların sayısından daha fazladır. Dolayısı ile formülleri bilse dahi, oluşabilecek pozisyon rakibe (yani kendi kapsamı dışındaki bir etkene) bağlı olduğundan bunu hesaplaması teorik olarak mümkün değildir. Bir bilgisayar programı içinde geçerli bu durum.

CD örneği yoşuma

CD örneği yoşuma gitti.

Çok eski zamanlarda, mistik ulular, özenle seçtikleri çömezlerinin kulaklarına fısıldarlarmış. "Kainatın her noktasında, geçmiş gelecek bütün bigiler mevcuttur. Yetenekli insanlar onlara ulaşabilir"diye...

Ne parelel,holografik evrenler var ,o zaman, ne de, tümel zeka...

Asırlar ötesinden, derviş Muhittin şöyle sesleniyor...

Muhittinem,derviÅŸem.
Hak yoluna girmiÅŸem.
On sekizbin alemi,
Bir zerrede görmüşem...

Holografik evrene bakmasını öğrenmiş, her noktada tümü yakayayabilmiş.Demek ki diyorum,yetenekli insanlar, hakikat kırıntılarına ulaşabilmişler...

Saray matematikcisi, Laplas, Napolonunu, "bu görüşünüzde, Tanrıyı nereye koyuyorsunuz" sualine, "Tanrıya ihtiyacım yok" demiş...Bence vardı...

Saat gibi işleyen kainatları çözebilmesi için,insandan tek hücrelilere,virüslerden cansızlara,inorganiklere kadar ,tüm zeka sahiplerinin, özgür irade davranışlarını bilebilmesi, kısacası mutlak, kesin,değiştirilemeyen kadere, ulaşması gerekirdi...Kısacası Laplas Şeytanının işi, kendisi Tanrı olmadığı müddetce epey zordu....

Cansızlar dahil, heryerdiki bilgi, zeka özgür irade kavramalarını ayrıca tartışabiliriz, ilgilenen olursa...

Bence, türlerin meydana çıkışı, tamamen deterministik bir dünyada olmuştur.Biz sebebini şu anda çözemediğimiz olayara tesadüf diyoruz...

Yeni bir türün meydana çıkışına yakından bakalım...Bir an geliyor, genlerin birinde bir değişiklik oluyor...Kendiliğinden mi? Tesadüfen mi? kesinlikle hayır.

Hayalimizdeki büytülmüş o gen tablosunda, mutasyon anında, filimi geri alalım ... Oyantalım. O anda, tekrar aynı mutasyon olacaktır... Bin defa da geri alsak, hep aynı sonuçla karşılasırız...Zira şartlar oluşmustur, oradaki hücreler, var güçlereyle mutasyonu gerçekleştirmek için çalışmak zorundadırlar... Diğer bir değişle,varoluşcular duymasın, o mutasyonun olması kaderde yazılıydı ve oldu...

Rüyya gören insanlardan bahsedilince, eski bir hatıram canlandı, gözümde...İnançlı insanların, ki, ben de kendimi inançlı kabulederim, kafalarını kurcalayan bir soru da şu, ahrette, cennete gidenin hayatı tam istediği gibi olacak. Tamam da bir porblem var. Siz de cennettesiniz, bende...Ben sizinle görüşmek istiyorum, ama, siz benimle karşılaşlmaya bile tahammül edemiyorsunuz...Nasıl, tanrı bu iki kişinin de isteklerini aynı zamanda yerine getirecek? Parellel evrenler de ortalıkta yok, o zamanlar...

Epey düşündükten sonra çözdüm... Ve de kendime aferinler verdim...

Ben yatağımda rüya görüyorum, siz de ayrı bir yatakta, istediğiniz rüyyayı görüyorsunuz...Bana ,rüyamda, uykuda olup olmadığımı sorsanız, yemini billahlar ederek, rüya görmediğimi söylerim...Bu kadar basit...

Parelel evrenler de böyle bir şey, herhalde, diye düşünüyorum...

SaÄŸolun.

Derviş Muhittin'i duymadım

Derviş Muhittin'i duymadım ve tanımıyorum.

Söylediği noktadan hareketle; "onsekinbin alemi" görmüşse, bunu nasıl gördüğü ve bu nitelemesinin sadece sözden ibaret bir yanılsama olup olmadığını bilmek sanırım hakkımız. Bilirsiniz, bir şeyi söylemek ifa etmenin güvencesi değildir. Ayrıca bir kişinin "gördüm" demesi neyi öğrenip neyi öğrenmediği konusunda bizi bir bilgi sahibi de yapmaz.

Sizi eleştirmek gibi bir niyetim yok. İnandığınız şeyi yazmışsınız. Hallac-ı mansur da inandığını söylemiş ve parça pincik edilmişti.(enel hak)

Fakat bir sorum var:

Neden illa cennet? Neden illa kader?

Geçmiş bir yazım geldi aklıma...

Atina Kralı Krezus, Solon'a sorar: "Dünyadaki en mutlu kişi kimdir?"
Solon cevap verir, "Atinalı Yusuf"*

"O çocuklarını ve onların çocuklarını gördü, hayatı yaşadı ve öldü"

Tatmin olmaz Krezüs, herşeyim var benim, ben kralım ne diyor bu adam diye hayıflanır.

Kral bu sözün anlamını, Pers kralı Kurus'a esir düştüğünde yakılmak üzere bir odun yığının üzerine konduğunda anlar. Üç defa "SOLON" diye bağırır. Bunu duyan Pers kralı bu son sözlerin anlamını merak eder ve idamı durdurur. Hikayeyi duyunca Krezus'e saygı duyar ve onu serbest bırakır.(Heredot Tarihi)

------------------------------------------------------------------------------------------

Krezüs'ün en sonunda Solon'un neyi kastettiğini anlar anlamasına da , ne zaman? "Yusuf yusuf" ederken...

işte bu sebepten, İnsan, "madde" halinde bir bütün olarak kalmak ister. Korkar karanlıktan, Işığı feyz alır, ne de olsa yolculuk ışığa! (henüz gören yok) Yetinmez "kavramlarla", mumyalatır kendini, koca piramitler yapar, Yaranmak uğruna...Sebep? Yusuf...Yusuf...Yusuf...

Oysa ki ben karanlıktan geldim... Ne huzursuzdum ne de korkuyordum... Sukunet vardı hiçlikte... Doğdum ağladım...

Boşuna debelenme bre Ademoğlu , varsa "sanat"ın ölümsüzsün...Yoksa gene bir HİÇSİN.

Hayat ve Can sizinle olsun
oik0s

*Orijinali Atinalı Tallus

sonsuz

Olaya hala bir insanın yapabilirlikleri ile bakıyorsun. Teorik olarak mümkün değil diyorsun ama mümkün, bir insan ömrü yeterli süre uzun olsa idi mümkündü. Farzet ki, bir kişi hesaplamaya basladı ve bitiremeden öldü ve sonra baskası hesaplamaya devam etti. Sürenin çok uzun olması sonuca ulaşılamayacağı anlamına gelmez. Mantıken hesaplanabilir ve bu hesaplamanın yapılamaması için bir engel yoktur zamandan başka. Işık hızının aşılması teknik imkansızlıklardan dolayı imkansız gibi görünür ama kağıt üzerinde yapılabileceği ispatlanabilir. Biz burada bir insan bedenine sıkışmış bir düşünce yeteneğinden bahsetmiyoruz. Biz burada bir bilgisayardan çok daha ileri hesaplama kapasitesinden, bir insandan çok daha ileri bir düşünme ve muhakeme kapasitesinden bahsediyoruz.

Ben size

Ben size bir satranç programının nasıl yazıldığı ve çalıştığı hakkında gerçekleri göstermek üzere yazdım. Hiçbir oyun programı pozisyonları barındırmaz. Belirli formüller olsa dahi bunlar birşey ifade etmeyebilir. Bazen bilgisayar programlarında da rastgelelik vardır. Bakın size sitemizde yayınlanmış bir satranç programının kodunu vereceğim,

http://www.sonsuz.us/?q=node/1505

Bu linkteki satranç programı gerçektir, ödül almıştır ve vasat düzeydeki oyuncuları yenebilir. Şimdi dünyanın en iyi satrançcıları ve bilgisayar programcıları gelsin hatta buna programı yazan kişide eklensin, bu koda bakarak, belirli bir konumda hangi hamleyi yapacağını bilemezler. (Bilinemez) Ancak program o belirtilen konuma kadar çalıştırılır ve o konum geldiğinde yaptığı hamle bakılır. (Dalganın çöküp parçacık olması) Diyeceksiniz ki işte bi şekilde öğrenebiliyorlar. Program bir başka zaman aynı konumda başka bir hamle de yapabilir. (Buda belirsizlik ilkesi)

Üstelik bu dediklerimizin hepsi basit bir program üstünde bile denenebilir. Sizin ısrarla kabul etmek istemediğiniz şey, evrende rastgeleliğin varlığı ve bunun hesaplanamaz oluşudur.

tamam da sonsuz

Ben diyorum ki, bu olasılıkların hepsinin bilindiği bir ortamda, nasıl bir bilinmezlik söz konusu olur? Bu olasılıklar kaç milyar olursa olsun, yada daha büyük bir rakam söyle sen, hepsinin aynı anda var oldugunu dusunursek, hangi olasılığı sectiginin bir önemi yoktur ki.

Bütün olasılıklar

Bütün olasılıkların bilinmesinin bize ne faydası olabilir ki? Mesela aklıma sayısal loto geldi. Hepimiz biliyoruz ki 1 ile 49 arasında 6 sayı seçilecek. Bütün olasılıkları hesapladığımızda (aslında olasılık hesaplamamıza gerek yok ta) bunu görürüz. İşin aslı sayılar çıkmadan hangi 6 sayıya oynadığınında bir önemi yok, bu noktada redsonja ya katılıyorum. Hangi olasığı seçtiğinin bir önemi yok. Faydası var mı? O da yok.

xenix

kaç kelebek kaç tırtıl var?

İnsan istediğini nasıl elde eder? Bunun bir sınırı var mı? Eğer kaderimizde yoksa bir şey nasıl olur?

Bunu defalarca dile getirdim.İnsan elbetteki her istediğini elde edemez.Çünkü isteklerinden emin değidir.Evrensel enerjiyi harekete geçirmek için onun frekansında olmak gerekir onunla birlikte akmak gerekir. Bu seviyeye gelmek işte zor olan bu...

İstediğin şeye dönüşmen gerekir,istediğin şeyi enerji olarak ifade etmen gerekir. Herşeyden önemlisi saf ve temiz, dünyevi tortulardan arınmış ,kabukları soyulmuş gerçek öz benliğinize dönüşmeniz gerekir, onunla bir olmanız gerekir.

İnsan sabırsızdır. Onu ister bunu ister, iki gün sonra ne istediğini unutur, yine ister , hep ister. Bir şeyi tam olarak istediğinizden emin olmanız ve bütün zihninizi odaklamanız gerekir. Zihnin bulutsuz bir gök yüzü kadar açık olmalıdır. Saf ve temiz bir niyet..
Bir şeyi istediğinde ve o sana geldiğinde muhakak senden de bir şey alır.Evren verdiği şeyin yerini doldurur bu bir alış veriştir.

Bütün kainat düşüncedir, tanımlayabildiğimiz her şey düşüncenin farklı frekanslardaki enerji ifadesidir.

İnsan da bu evrenin bir parçasıdır ve ondan ayrı ifadesizdir , yapabileceği herşey evrenin sınırı dahilindedir ve herşey mevcuttur .Yani anlayabildiği yere kadar herşeyi yapabilir, isteyebilir olabilir. Bu kişisel sınır, DNA da kodludur. Ama sen bu sınırı daha ileri taşıyabilirsin. Ne ile? : Öğrenerek okuyarak ilimle, duyarak dinleyerek, anlayarak..
Bu nedenle "İlim Çin'de olsa gidip öğrenin" denmiştir. Bu sebepten "Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum." denmiştir. Bu nedenle birşey öğrenmeden ,birbirinin aynısı olarak geçip giden günler kayıp sayılmıştır.

İşte bu sana verilen istedğin kadar geliştirebileceğin şey cüzi iradedir (özgür irade). Bunu hangi sınıra kadar genişlete bilirsin , evrenin oluş sınırına kadar böyle bir sınır da yoktur çünkü bu Tanrı'nın iradesidir bu Kulli iradedir. Ancak burada belli bir oluş kapasitesi vardır herşey belli bir plan dahilindedir. Kulli irade beşerde belli bir plan dahilinde tezahür eder işte bu da kaderdir.

Asıl olan her tırtılın kelebeğe dönüşebilmesidir. Bütün amaç budur. Cevherin madene dönüşmesi.

cd'nin içinde olabilir miyiz

Çok ilginç bir tartışma olmuş. Benim de iki konuda eklemek istediklerim var, naçizane.

RedSonja'nın en başta bahsettiği oyun kuramı benim de uzun zamandır aklımda olan bir meseleydi. Hatta ben sanırım biraz daha ileri gidip, çoktan yazılıp cd'ye basılmış bir oyunun içinde olabilir miyiz diye düşünüp duruyorum. Siz ne dersiniz?

Sonsuz arkadaşın verdiği program kodundan bir şey anlamadım haliyle,çünkü hangi dilde yazıldıysa o dili bilmiyorum. Benim progamlama bilgim biraz daha ilkel çağlarda kaldı :) Ama programlamanın ilkelerinden az buçuk anladığımı düşünüyorum.

Bilgisayar programlarında tesadüfilik diye bir şey yoktur. Her şey önceden hesaplanmıştır. Çünkü rasgele sayılar da aslında rasgele değil belirli bir formüle göre hesaplanır. Burada tesadüfiliği asıl yaratan, formüldeki değişkenlerden birine benzersiz bir değer atamaktır.

Diyelim ki bu formül r= 5x olsun. Bize farklı bir r değeri üretecek olan etken x'in kendisidir. Eğer x her zaman 1 olursa r her zaman 5 olur. Ama eğer x değişkenini benzersiz bir değere bağlarsak, mesela o formülün işleyeceği anın saniyeler hatta saliselere göre değerine bağlarsak, akıp geçen her an bir diğerinden farklı olacağına göre r değeri de her zaman farklı olacaktır. Programı yazan kişi o progamın ne zaman kullanılacağını bilmediğinden elbette ki nasıl bir sonuç üreteceğini de bilmez. Belirsizliği yaratan budur. Bilgisayar oyunlarında aynı canavarın bir tepeden bir yandan fırlamasının sebebi de budur. Ama teorik olarak konuşursak, böyle bir formül var olduğuna göre bu formüle bağlı olarak üretilecek bütün sonuçlar önceden tespit edilebilir.

Program

Verdiğim programın kodları JavaScript tir. İnternetle birlikte yaygınlaşan bir betik programı. Bilgisayar da rastgelelik konusunda ise kısmen haklı kısmen haksızsınız. Şu anda bilgisayarların oluşturduğu rastgele sayı kısaca şu şekilde oluşmaktadır. 1970 1 Ocak tarihinden itibaren geçen saniyeyi bölerek, kalanını verir. Yani diyelim ki 1 den 100 e kadar sayılar arasında bir rastgele sayı belirlemek istiyoruz. Bilgisayar 12001292434 gibi bir sayıyı 100 e böler ve kalanını verir. Son iki rakam milisaniyedir. Haklısınız formüle edilebilir tam milisaniyede davranılabilirse, hangi sayının çıkacağıda bilinebilir.

Ama doğada mutlak rastgelelikte vardır. Henüz bilgisayarlar için kullanılmıyor fakat bu da geliştirilebilir. Bilgisayarın rastgeleliği doğal olayların sonucuna bağlanabilir.

Sitemizde rastgelelik le ilgili detaylı anlatımlar vardır, ilgilenen detaylı anlatımlara bakabilir.

rastgele rastgelelik

Süper hizmet

Rastgele dedinizde,

Biliyorsunuz süper loto bu hafta da devretti.
Aşağıdaki linkte, süper loto oynayabileceğiniz bir rastgele programı mevcut, az önce yaptım, çıkarsa beni unutmasınız inşallah:)

http://www.sevgiplaneti.com/loto.htm

düşünce=enerji?

yazılanları okudum ve kafamda şöyle bir yapı oluştu düşünce=enerji ve evrendeki her şeyin enerjiden meydana geldiğini varsayarsak evrenin organik bir parçasıyım bu sonsuz enerjiden var oldum,düşüncelerim de sonsuz hatta süregelen bir yapıda ama enerjim yaşamımla kısıtlı ve ölümle birlikte başka bir enerji boyutuna geçiyor bende vuku bulan enerji, azalan ölçüde bir başka enerji olarak devam ediyor,ama yok olmuyor,düşünce ise bir suyun ortasına atılan taş gibi daha da büyüyerek yayılıyor.

biri bu denkliği bana anlatabilirse mutlu olurum kısıtlı bir enerji nasıl sonsuz olabilir.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş