İbrahim Kabe'yi Yapmış Olabilir Mi?
Merhaba arkadaşlar,
Tevratta yaptığım aramada tek bir yerde bile "Kabe"den bahsedilmediğini fark ettim.Bilinen diğer isimleriyle de sonuç değişmedi.
Neden...???
Kuran'ın anlatımına göre, Mekke'de bulunan Kabe peygamber İbrahim tarafından yapılmıştır.
Kendisi ve oğlu İsmail Arabistan'a gelmişken o binayı inşa etmişler. Bu öğretişle Arapların tapınma merkezi olan Mekke bugüne kadar önemini devam ettiriyor.
Onun için buna şimdi biraz dikkat edelim, acaba İbrahim gerçekten o binayı yaptı mı?
Dikkatle ve tarafsız araştırdıktan sonra anlayacağız ki, bu sonradan uydurulmuş bir öğretiştir.
1) Bu bilgi İbrahim'in biyografisine uymuyor...
İbrahim'in hayatını adım adım Tevrat'ın Tekvin kitabında okuyoruz, bugünkü Irak’ta bulunan Ur kasabasında doğdu, sonra Türkiye'deki Haran kasabasında yaşadı. Bir zaman için Mısır'a kaçtığını da okuyoruz. Hayatının geri kalan günlerini de Filistin'de geçirdi. Ama hiç bir yerde Arabistan'a ayak bastığını okumuyoruz. Öyle olsaydı, Tevrat onu yazmayacak mıydı?
İbrahim'in yolculukları (kırmızı çizgi)

Müslümanlar bunun gibi çıkmaz durumlara düşerken 'Ama tevrat değiştirildi' lafını ortaya atıyorlar.Tabii ki, öyle bir şey mümkün ama tevratı değiştirip Kabe’nin İbrahim tarafından yapıldığını anlatan bölümlerin çıkartılması kimin ne işine yarayacaktır? Bunun mantıklı tarafı da yoktur.
Elimizdeki Eski Ahit el yazmaları Muhammed'in zamanından 600 seneden daha eskidir. Ve onlarda İbrahim'in Mekke'ye ya da Arabistan'a gittiğini okumuyoruz. Muhammed'den önce kimse 'İbrahim Arabistan'a gelip, Kabe'yi kurdu' teorisini ortaya atmamıştı. Muhammed'den 600 sene önce kişilerin daha Arapların peygamberi'nin ortaya çıkacağından haberleri yoktu. Nasıl o zaman kendi kutsal saydıkları kitabını değiştirmeye ihtiyaç duysunlar?
Kuran'ın anlattığına göre, İbrahim Mekke'deki Kabe'yi oğlu İsmail ile birlikte yapmış;
Bakara 127-Ve o zaman ki, Ibrahim Beyt'in temellerini yükseltiyordu. Ismail ile birlikte söyle dua ettiler: "Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur. Çünkü daima işiten, daima bilen Sensin ancak Sen!
Tevrat'ta ise, öyle bir şey okumuyoruz. Bu Arapların boş hayallerinden fırlama bir öğretişdir.
Zira İsmail soyunun Arapları oluşturduğu farzedilir,tevrata göre vaad edilmiş çocuk aslında “İshak”tır ve İbrahimin gerçek eşi Sara’dan olmadır, halbuki İsmail hizmetçisi Hacer’den olmadır ve kuvvetle muhtemel Araplar bir şekilde bu durumdan bir hayıflanma gösterdiklerinden kabe yapıcıları olarak İbrahim ve İsmail’i öne çıkartmaya çalışmışlardır.
İsmail için bugün hala Araplar "Arapların babası" terimini kullanırlar ki bu herhalde yeterli bir etkendir.
2) Bu bilgi tarihe de uymuyor...
Tarihe bakarsak, Mekke'deki Kabe ilk olarak İsa'dan önce 60 senesinde Romalı bir tarihçi olan Diodorus'un kitaplarında geçiyor. Onu 'bütün Araplar tarafından büyük saygı gören bir "putevi" olarak anlatıyor.
İbrahim İsa'dan 2000 sene önce yaşadı. Bütün bu zaman içide bir kere olsun, tarihçiler Mekke'deki Kabe'yi anlatmıyorlar.
Mesela, “tarihçilerin babası” olan Yunanlı Herodot İsa'dan 440 sene önce İran'ı ve de Arabıstan'ı anlatırken, Arapların adetleri ve inançlarından da söz ediyor. Kuran'da geçen Al-İlat putunun adını kullanıyor. Fakat kabe'den hiç söz etmiyor.
Demek ki Kabe, Herodot'un zamanı (İsa'dan önce 430 senesi) ile Flavius'un (İsa'dan önce 60 senesi) zamanının arasında yapıldı. Bütün bunlar gösteriyor ki, Kabe İbrahim'den çok sonra yapıldı.
3) Bu öğretiş hadislere uymuyor...
Son olarak, Müslüman kaynaklarında yer alan ve birbirlerine ters düşen iki bilgiye de yer verelim.
Yukarıda gördüğümüz gibi, Muhammed de Arapların 'Kabemiz İbrahim tarafından kuruldu' masalını Kuran'ın içine aldı. Bunun mümkün olmadığını da gördük.
Ama aynı zamanda en büyük Hadis koleksiyonu olan ve Kuran'dan sonra ikinci önemli kitap olarak anılan Buhari'nin hadislerinde Muhammed'in şu sözünü okuyoruz:
Abu Dar şöyle rivayet etti:
Ben dedim: "Ey Resulullah! Yeryüzünde yapılan ilk camii hangisi idi?" O da dedi: "(Mekke'deki) Mescidi Haram." Ve ben sordum: "Ya ondan sonra hangisi yapıldı?". O da cevap verdi: "(Yeruşalim'deki) Mescidi Aksa". Ben gene sordum: "Onların yapılmasının arasında ne kadar zaman geçti?" O da, "Kırk sene" diye cevap verdi...
(Sahih Buhari, cilt 4, kitap 55, hadis 636)
Mekke'deki Kabe ne zaman yapıldığı bilinmiyor; oysa Yeruşalim'deki Mescidi Aksa hakkında kesin tarih bilgilerimiz var onu kral Süleyman İsa'dan önce 953 senesinde tamamladı.
Bu hesaba göre, Kabe ondan 40 sene önce, yani 993 senesinde yapılmış olmalı. O da İbrahim'in hayatından 1100 sene sonradır. Bu durumda birisi yanlış söylüyor ya Kuran ya da Buhari'nin hadisi.
İkisi aynı anda doğru olamaz.
Bütün bu bilgiler ışında itirazı olan arkadaşlardan "Kabe"nin İbrahim tarafından yapıldığına dair sair bilgiler bekliyorum.
Saygılarımla...
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 31823 defa okundu

Sibel Atasoy
Kim yaptı?
O zaman kim yaptı? Bu konuda da bir yorumunuz yokmu?
Sayın Medisis,İşin aslı
Sayın Medisis,
İşin aslı ben "Hindu"ların yaptığını düşünüyorum,
Brahma->Abraham->İbrahim benzerliği de var.
Devam edelim,
KABE’NİN İÇİYLE İLGİLİ BİLGİLER:
Bir gözlemcinin aktardığına gore (Kuzey Amerika Müslüman Toplumu lideri Dr. Muzammil Sıddıki, Ekim 1998)
İçeride üç adet sütun vardır.
Kenarda, üzerine parfüm gibi şeylerin durduğu bir masa vardır.
Tavandan, fener tipinde iki adet lamba sarkmaktadır.
İçerisi yaklaşık 50 kişiyi alabilecek büyüklüktedir.
Elektrikli aydınlatma aracı bulunmamaktadır.
Duvarlar ve yer mermer kaplıdır.
Pencere yoktur.
Yalnız tek kapısı vardır.
Duvarların yukarı kısımları, üzerinde ayetler yazan bir perdemsi bir kumaşla kaplıdır.
Kabe’nin, zaman boyunca 5 ile 12 kez arasında tekrardan inşa edildiğini söylenir. Kabeyi ilk inşa edenin Adem olduğu anlatılır. Kuran’da, Kabe’nin Allaha ibadet etmek için yapılmış olan ilk yapı olduğu söylenir.
Kabe’nin içi.

Kabe’nin köşesindeki kara taş, müslümanlar tarafından kutsal Kabul edilir ve Hacerül Esved diye adlandırılır. Bu, Sanskritçe bir kelime olan “Sanghey Ashweta “ dan gelir ve “beyaz olmayan taş” anlamındadır. “Shiva Lingam”’ın adı da “Sanghey Ashweta”dır. Kabe’de bulunan bu taş, Hindu kutsallarıyla büyük benzerlik gösterir.
Shiva Lingam: Hinduizm’de kutsal olan ve yaratıcının enerjisini simgeleyen taş.

KARA TAŞ NEDEN KABE’NİN KÖŞESİNDE YER ALIR?
HACERÜL ESVED’İN YÖNÜNE DİKKAT EDİNİZ:
Saivagama ve Veda Kutsal Kitaplarında bütün Shiva tapınakları, Shivalinga (Shiva’nın sembolü) doğu yönüne bakacak şekilde inşa edilirler. Dünyadaki tüm tapınaklarda bu gözlemlenir. Tapınağın giriş kapısı her zaman doğu veya kuzeydoğu yönüne bakar. Vaastu’ya gore (bir mekanı fiziksel ve metafiziksel güçlerle uyum içinde olacak şekilde düzenlemek, tasarlamak), ibadet bölümü her zaman evin kuzey doğusunda olmalıdır ve tanrı-tanrıça simgeleri de doğuya bakmalıdır. Evin giriş kapısı doğuya ya da kuzey doğuya bakmalıdır. Bu durum, Kabe’nin girişi ve Hacerül Esved’in yerleştirildiği yerde de aynı şekilde görülebilir.
Tamamen bilimsel olan Tarihî Muhammet çalışmalarında, peygamberin ahlak olarak örnek olmakla ilgili rolü, İslami yasalar ve Kuran’ın tanrısal yapısıyla ilgili konularda temel sorular ortaya çıkmaktadır. Bilim adamları, Muhammet’in yaşadığı konusunda da şüphelere sahiptirler. Bilim adamları, Kuran’ın Muhammet’in hatta Ararbistan’ın bir ürünü olmadığını, daha sonraki bir devrin gereksinimlerini karşılamak için sonradan birbirine iliştirilmiş bir takım malzemeden oluşturulduğunu söylemektedirler. Ortaya çıktığı kabul edilen zamandan iki veya üçyüz yıl sonrasına kadar İslam yoktu. Yedinci yüzyılda çok geniş bir bölgeyi fetheden Arap kabilelerinin insanları Müslüman değildi. Bunlar, bilim adamlarının pagan olarak adlandırdığı putperest insanlardı.
Muhammet gerçekten dünyaya gelmiş olsa da, onunla ilgili belgeye, ancak ölümünden yaklaşık yüzelli yıl kadar sonra rastlanabilmektedir. Bu uzun kayıp dönem, yalnızca onun varlığından şüpheye düşmeyi değil, aynı zamanda kanıtlar, Arap kaynaklarının peygamberin hayatı üzerinde yapılan yandaşlar arasındaki yoğun tartışmalar bağlamında oluştuğunu gösteriyor. Peygamberin hayatı üzerine en eski kaynaklar, papiruslar, yazıtlar ve madeni paralar, standart biyografiyle (peygamberin bilinen hayatıyla) çelişmektedir. Bir yazıt ve bir Yunan kaynağı Muhammet’in doğumunu 570 değil, 522 olarak saptar. Muhammet’in kariyeri Mekke’de değil, buradan yüzlerce kilometre kuzeyde gerçekleşmiştir.
Klasik Arap dili bugünkü Arabistan’da değil, Levant denen, Arabistan yarımadasının kuzeyinde, Akdenizden başlayarak bugünkü Suriye ve Irak’ı içine alan geniş bölgede gelişmiştir. İslam ortaya çıkmadan çok once de, Kabe bir hac yeriydi. Kabe kelimesi olasılıkla yaklaşık MÖ1700 lerde, Tamil dilinden gelme bir kelimedir. Tamil’de Nadu Kabaalishwaran tapınağı tanrı Shiva’nın tapınağıdır ve Kabaall, tanrı Shiva’yı temsil eder.
Kabe’de sekizgen şekilli kaide (bir taş) İbrahim’in makamı adıyla bilinir. Hinduizm’de yaratıcı Brahma’nın kaidesi de sekizgen şeklindedir. Müslüman hacılar, Kabe’nin etrafını yedi kere dönerler. Hindular da tanrı ve tanrışalarını tavaf (paradakshina) ederler. Bu, Kabe kutsallığının islam öncesi dönemden gelen bir geleneğidir. Müslüman hacıların, aynen Hinduların kendi kutsalları etrafında tavaf yapmaları gibi, Kabe’yi tavaf etmeleri, söylenenin aksine, İslam’da taşların kutsal olmadığı iddiasının doğru olmadığını gösterir.
Kral Vikramaditya yazıtı, kutsal Kabe’de asılı duran altın bir kabın üzerinde bulunmuştur. Bu, hiç bir şüpheye yer bırakmaksızın, Arap yarımadasının tarihteki Hindistan İmparatorluğunun bir parçası olduğunu kanıtlar. (Kaynak: Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) kütüphanesi, Sayar-ul Okul, sayfa 315).
Kral Vikrama’nın vaizleri, birzamanlar Hint ve Vedik yaşam şeklinin takipçisi olan Araplara, Hindu Vedik yazıtlarının dağıtılmasında ve yayılmasında oldukça başarılı olmuşlardı. Okaj adıyla bilinen yıllık fuar, her yıl Mekke’deki kutsal Kabe çevresinde düzenlenirdi. Bu, şimdi müslümanların icra ettikleri hac ibadetinin islam öncesindeki organize haliydi.
Bugün bile antic Siva işaretleri görülebilir. Müslüman hacılar, Shankara (siva) taşına dokunmak ve onu öpmek için yarışırlar. Müslümanlar, saç ve sakallarını traş ederler ve iki parçadan oluşan beyaz kumaşlara sarınırlar. Bir parçası bellerine, diğeri omuzlarına dolanır. Bu gelenekler, Hindu tapınaklarına girmek için gerekli olan temizlik ve beyaz örtülere sarınma ritüelleridir.
Kabe’de kırılan 360 tanrıyı simgeleyen putlarda biri de Saturn’u simgeleyendi. Bir diğeri, Ay’ı simgeleyen puttu ve birisi de Allahtı. Bu gibi bilgilerden, islam öncesi Arapların, dokuz gezegeni kutsal bildiklerini anlayabiliyoruz. Hindistan’da “Navagraha puja” dokuz gezegeni kutsar ve bugün hala geçerli bir inanıştır. Bu dokuz gezegenden ikisi Satürn ve Aydır. Hilal şeklindeki Ay, Siva sembolünün başının üzerinde bulunur. Bu simge, Kabe’deki hilal şekliyle de ilişkilidir ve bugün islamın bir sembolü olarak kullanılır.
Hindu Veda yazısındaki bir harf olan Sanskritçe AUM “
“ aynadan okunduğunda Arapça 786 sayısını gösterir. Bu müslümanlar için kutsal bir sayıdır ve Kuran’ın kopyaları üzerinde bu gizemli işaret “786” basılıdır. Cahillikleri nedeniyle, bunun sadece yanlış okunan bir harf olduğunu bilmezler, ancak Arap alimler bunun nereden geldiğini biliyor olmalıdırlar.
Mekke’den belirli bir uzaklıkta büyük tabelalarda, müslüman olmayanların giremeyeceği yazar. Bu, Kabe’nin müslümanlar tarafından ele geçirilmesi zamanından kalma bir tedbirdir. Müslüman olmayanların buraya alınmaması, Kabe’nin müslüman olmayanlar tarafından yeniden ele geçirilmesini önleme amaçlıdır.
Hindu inancında Ganj nehri, Shiva simgesinden ayrılmaz, başka bir kutsaldır. Siva simgesinin olduğu her yerde Ganj da ondan ayrılmayan bir kutsal su olarak yer alır. Bu bağımlılık gereği, Kabe’nin yanında da kutsal bir su vardır; Zemzem. Bu su da islam öncesi tanrı Siva’nın ayrılmaz parçası olan Ganj’ı temsil etmek üzere kutsal olarak Kabul edilmiştir.
Ayrıca "kabe" duvarlarında başka "Hintçe" yazılar olduğunu da duydum ama hem fotoğraflarını bulamadığımdan hem de kaynak olarak güvenemediğimden ekleyemedim.
Yine de bence en makul açıklama kabenin Hintlilerce yapılmış olduğudur,
Bundan sonraki mesajımda "tavaf" ritüelinin de bir açıklamasını yazacağım ve benzerlikleri daha iyi anlatmış olacağım.
Esenlikler...
Aydınlatıcı bilgiler,
Aydınlatıcı bilgiler, ilgiyle takip ediyorum. Ve bir miktar sümer ve mısır antik çağına ilgim olduğu için ban başka tür ip uçları da sunuyor yazınız. Belki hint kaynaklı değil sümer kaynaklı da olabilir bunlar.
Kesin emin olmamakla birlikte okuduğum kaynaklardan edindiğim bilgileri şöyle toparlamıştım:
MÖ.2000 yılları
civarında Soddom ve Gommoranın yokedilmesi ve ardından yükselen radyoaktif
bulutun 24 saat içinde tüm sümer şehirlerini cansız olarak yere sermesinden
sonra tüm tanrılar dünyayı terk ettiler, muhtemelen o sırada dünyaya zaten
çok yaklaşmış olan Niburu'ya yani evlerine döndüler bir kısmı ise dünya
çevresinde gözlemci olarak kaldı. Zaten uzun zamandır Niburunun atmosferi
artık düzelmişti, altına gerek de kalmamıştı.
Tüm tanrılar gittikten sonra dünyada yalnızca Enki’nin oğlu Marduk kaldı. Ve
yıkılan medeniyetin yeniden yeşermesi için büyük bir gayret gösterdi, bunun
sebebi dünyanın köleleştirilmesi için düzeltilmeye ihtiyacı olmasıydı!
Gelelim sizin tahminlerle (başka birisine cevap)bu hikayenin nasıl bütünleştiğine…
MÖ.2000 yıllarına kadar insanlar bilfiil tanrılarla birlikte yaşamakta, onları
görmekte, kudretlerine şahitlik etmekteydiler. Yaptıkları savaşlarda
Tanrıların fiili yardımlarını (silah, bilgi) almaktaydılar. Dünyanın büyük
tanrısı olan Enlil (sümer uygarlığının kurucusu ve bilinen bütün din ve mitolojinin başı diyebiliriz)gitmeden önce yetkisini yarı tanrı İbrahim’e verdi ve
daha sonra da onu ve Musa’yı uzaktan destekledi; çünkü insanların ruhsal
gelişiminin bilgi seviyesi altında kalmasını onaylamıyordu. Şüphesiz ki
yeğeni Marduk’un insanları teknolojik bilgiyle donatıp ne yapmak istediğinin
farkındaydı. Son bir gayretle, Musa kanalı ile ”tanrı” kavramını dünyadan
çekti ve ulaşılmaz bir tek tanrı(göklerde) oluşmasını sağladı.
Marduk ise dünyada kalan son tanrı olarak sanırım bu duruma çok bozulmuştur!
O da bütün gayreti ile tek tanrılı dinlerin yozlaşması ve iktidar kovalayan
guruplar haline dönüşmesi için uğraştı ve başarılı da oldu.
Benim dikkatimi ilk baştan beri çeken başka bir durum daha var; Tanrı UTU…
Utu, Enlil’in torunu yani ünlü İnanna/iştar’ın kardeşidir. Enlil ve Enki
arasında oluşan anlaşmazlıklar ve savaşlar, dünyada yönetim
değişikliklerinden hiç etkilenmemiş bir tanrıdır, tarafsızlığı ve Anu
tarafından değeri şüphe götürmez, güneş tanrısı olarak literatürde yer
almıştır. Görevi ise büyük uzay gemilerinin iniş kalkış platformlarının
kumandanlığıdır. ( ve baştan sona 450 bin yılda bu hiç değişmedi). Ana
pentaonda bulunan beş büyük tanrıdan (anu, enlil, enki, Ninhursag ve İnnana) biri
olmamasına rağmen, gerek insanların gerekse büyük tanrıların dua/yaptırım
metinleri mutlaka UTU’ya bir mehdiye ile biter. Bu benim dikkatimi çekiyor.
İçime doğan ise UTU’nun şamanlar ile yakın bir ilgisi olduğu yönündedir.
http://sibelatasoy.com/?p=184
Tavaf
Sayın Medisis,
Bu yazı eski bir yazımdır,aynen buraya naklediyorum,sanırım "tavaf"ı daha açık olarak anlatabileceğim.
***Müslümanların pek çok putperest ayini bugünkü ibadetleri içinde aynen kullandıklarını biliyoruz.
Bu yazımda "tavaf" 'ı incelemek istedim.
Tavaf sözü 'bir şeyin etrafında dönmek' demektir.
Mekke'deki Kabe bütün Arabistan'da yaşayan putperestler için büyük bir panayır ve tapınma yeri idi. Zilhice denilen ayda bütün Arabistan Hacca gelirdiler. Kabe'nin etrafını dönüp oradaki taşı öpmek Haccın en önemli hareketi idi.
Putperest Arapların yedi defa Kabe'yi dönmelerinin sebebi de şöyle açıklanır:
Kabe bütün uzayın merkezi olan dünyanın sembolüdür. Onun etrafında da yedi tane gezegen dolaşır: Venüs ve Merkür, Mars, Jupiter ve Saturn, bir de ay ve güneş (onlar da gezegen sayılırdı). Bu gökteki varlıkların arkasında birer tanrı, birer put olduğunu düşündüler. Ve Kabe'yi dönmekle o tanrıya saygı göstermek istediler.
Tavaf yapan hacılar üç defa hızlı, dört defa da yavaş tavaf yapıyorlar, ve böylelikle gezegenlerin hareketlerini kopya ediyorlar: dünyaya yakın olan üç gezegen (ay, Merkür ve Venüs) hızlı, geri kalanlar (güneş, Mars, Jupiter ve Saturn) ise yavaş dönerler. Hacılar bugüne kadar o adetin putperest anlamını her sene canlandırıyorlar.
Kuran Enam Suresi 76-77'de İbrahim hakkında nasıl ilk tapınmalardan sonra yıldızlara, aya ve güneşe tapınmaktan vazgeçiyor şöyle anlatıyor;
Enam 76-Üzerini gece kaplayınca bir yıldız gördü: "Bu imiş Rabbim!" dedi. Batıverince de: "Ben böyle batanları sevmem." dedi.
Enam 77-Ay'ı doğarken görünce: "Bu imiş Rabbim!" dedi. Batınca da: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermemiş olsaydı, muhakkak ki, şu şaşkın topluluktan biri olacakmışım." dedi.
Madem putperest Arapların tavafı bu anlamı taşırdı (yani, gezegenlere ve yıldızlara saygı göstermek) ve madem müslümanlar da bunun farkında idiler, putperestliği ortadan kaldırmaya çalışan bir peygamber bu adeti yasaklamalıydı.
O adetin devam etmesine izin verirse, putperestliğe yer vermiş olur.
Demek, putları kırmak yeterli değildir - aynı zamanda putperest töreler, adetler de yok olmalıdır.
Halbuki Muhammed bunu yapmadı: Kabe'nin etrafını tavaf etmekle putperestlerin gökcisimlerine tapınma adetini devam ettirmiş oldu.
Bugünkü tavaf;
Kâbe sol tarafa alınarak etrafında dönülmeye başlanır. Hacer-i Esved`den başlanıp yine Hacer-i Esved`e gelinen her dönüşe bir şavt denir. Bir tavaf, 7 şavttan ibarettir. Tavafın ilk üç şavtında erkekler sağ omuzlarını açarak ve pehlivanlar gibi omuzlarını silker bir vaziyette canlı ve çalımlı bir yürüyüşle yürürler. Omuz açmaya ıztıba,canlı çalımlı yürümeye de remel denir. Iztıba ve remel yapılması sünnettir ve sadece ziyaret ve kudüm tavaflarında yapılır. Diğer tavaflarda yapılmazlar.
KAYNAK : http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=3624
Yukarıda anlattıklarım üzerine "remel" olayının yani canlı,çalımlı yürümenin aynı hızlı 3 gezegenin ritmi üzerine teşkil edildiği aşikardır.
Saygılarımla...*****
Görüldüğü gibi pek çok açıdan hem "Hindu" gelenekleri,hem de diğer "gök tapınmacılığı" adetleri de kabe'nin kaynağını gözler önüne seriyor.
Esenlikler...
"Bu hesaba göre, Kabe ondan
"Bu hesaba göre, Kabe ondan 40 sene önce, yani 993 senesinde yapılmış olmalı. O da İbrahim'in hayatından 1100 sene sonradır. Bu durumda birisi yanlış söylüyor ya Kuran ya da Buhari'nin hadisi."
Diyorsunuz ya, sadece fikir yürütüyorum, belki bu olmuş olabilir; çünkü İbrahim yarı tanrı olarak sümer tabletlerinde yer alıyor, yani Uzaylı ırk annunakiler tarafından tohumlanmış ve özel bir iş için Enlil tarafından büyütülmüş. Bunun doğru olması ihtimalinde İbrahim'im ikibin yıl yaşamış olması mümkün olabilmekte.
Tamamen kişisel fikrim; üç dinin de annunakilerin fikir ayrılıkları sebebiyle bizatihi onlar tarafından organize olduğudur. Sümerler hakkında bilgim olmadığı zamanlarda, dinlerin içeriğinin ne kadar da mısır antik çağının devamı gibi göründüğünün farkındaydım. Yıllar geçtikçe bu hissim kuvvetlendi. Daha sonra Sümerleri keşfedince kafamdaki bir çok soruya da cevap buldum.
Gayet açıklıkla yanılıyo ihtimalimi kabul ederim, ipuçları ve sezgilerim beni şu an böyle düünmeye itiyor.
Sayın Agnia
Uzay kaynaklı yaşam başlangıcımız konusu bana çok ütopik görünüyor,
Olmaz,olmamıştır diyemeyeceğim ama itibar ettiğim bilimsel veriler içerisinde yoklar.
İbrahim veya bir başkasının bin yılı aşkın şekilde yaşamasına ihtimal de vermiyorum,
Elbette siz fikren bu düşünceye yatkın olabilirsiniz ama "ispat" görmediğim her konuda dediğim gibi spekülasyonu aşana kadar,ispatlanana kadar beni ilgilendirmiyor.
Tartışmam ve aksini veya kendisini ispatlamam mümkün değil,bu konularda "agnostik" bir tutum sergilemektense bekleyip öğrenmeyi tercih ediyorum.Cephanem yetersiz.Ömrüm yeter de öğrenebilirsem ne ala,olmazsa da sorun değil.
Şimdilik eldeki verilerle akla en yatkın tezler üretmeye çalışıyorum,tabi ki doğruluğu bilinen,kanıtlı verilerden yola çıkarak.
Esen kalınız...
Elbette, ben de zaten
Elbette, ben de zaten çekincelerimi belirterek paylaştım bu bilgileri. Benim söylediğim tarzda bilgilerin üzerinde tartışacak veri zaten elde yok, en azından şimdilik.
Ben sizin somutlaşmış bilgileri dinlemeye hevesle devam edeceğim.
Hacer-ül Esved
Arapça "Hacer" /taş/ demektir. Esved ise /kara, siyah/ demektir. Şu halde Hacer-ül Esved = Kara Taş olmaktadır. Bu sözün "Sangey Ashveta" sözü ile ilgili olabilmesi için Sangey sözü ile Hacer sözü arasında bir bağ kurmak ve ortak kökenini göstermek gerekir.
Sangey sözü Hintçe taş olduğunu Farsça /seng/ sözünün "taş" anlamına geldiğinden de çıkarabiliriz. Belki de İngilizce "suya batmak" anlamında olan /to sink/ fiili de aynı /seng/ köküne dayanır.
Tevfik Fikret bir şiirinde: "Biraz hayat-ü hararet şu cism-i sengine" der. Yani: Şu taş gibi katı karakterine biraz hayatın sıcaklığı eklensin, der.
Bir diğer ilginç nokta da şu: Hacer-ül esved her ne kadar Türkçe "Kara Taş" olarak çevrilse de -ül takısını doğru kullanırsak "Taş olan kara" anlamı ortaya çıkar ki bunun yorumu siyah bir taş olmaktan çok daha derindir.
"Taş olan kara"
Teşekkürler sayın Bilgisev,
İnanışa göre "kara taş" cennetten düşmeden evvel beyazdı ama dünyevi kötülükler yüzünden karardı.
"Taş olan kara" deyişindeki "kara" sözcüğünü kötü,habis olan ile ilişkilendirirsek eğer "maddeleşmiş kötülük" anlamına yorabiliriz.
Yanlışsam düzeltiniz,
Esenlikler...
Şimdi daha bir
anlam kazanmış oldu "Hacer-ül Esved" sözü.
Bu yorumunla birlikte taşın neden Kâbe'nin dışında durduğunu da açıklamış oluyoruz. Çünkü "maddeleşmiş kötülük" Kâbe'nin içine giremez de ondan.
Çünkü "maddeleşmiş
Çünkü "maddeleşmiş kötülük" Kâbe'nin içine giremez de ondan.
Haklı bir neden,klasik putperest düşüncesiyle de örtüşüyor,diğer putlara verilen "kutsi" değerler gibi "karataş"a da bir çeşit onlara gelecek kötülükleri bünyesine çeken,kötülük paratoneri muamelesi yapılmış olabilir.
Diğer putlardan ayrı tutulması bu açıdan gayet makul.Zaten "tavaf" başlıklı iletimde de göreceğiniz gibi ritüellerin anlamlandırılması hususunda da en az "karataş" kadar ince hesaplar yapılmış görünüyor.
Neden olmasın,uçuk kaçık ama bir o kadar da düşünülebilir,
Esenlikler...
carptıRMA
Abu Dar şöyle rivayet etti:
Ben dedim: "Ey Resulullah! Yeryüzünde yapılan ilk camii hangisi idi?" O da dedi: "(Mekke'deki) Mescidi Haram." Ve ben sordum: "Ya ondan sonra hangisi yapıldı?". O da cevap verdi: "(Yeruşalim'deki) Mescidi Aksa". Ben gene sordum: "Onların yapılmasının arasında ne kadar zaman geçti?" O da, "Kırk sene" diye cevap verdi...
biraz hadis yorumlama bilginiz olsaydı anlardınız ki birinin yapılışı bir ötekinin yapılışından 40 sene daha önce oldugu mesela birisi 20 senede yapıldı ise öteki 60 senede yapıldıgı ama sanırım hemen atlamışsınız nerden ne cıkarım diye
Olabilir
Olabilir tabi ki "Misafir" arkadaşım,
Ancak bu çok çok zorlamalı bir yorum,hadislerin bu şekilde yorumlanması gerektiğine dair bir kaynağınız da var mı acaba?
Yani her bakan başka bir şey düşünebilir,özellikle bu hadisin incelendiği bir kaynak benim de işime yarar,
Varsa okumak isterim.
Esenlikler...
Peki
Peki misafir arkadaşım, hangisinin yapımı diğerinden 40 sene daha fazla sürmüş. Bu hadisten madem öyle anlıyosun, bunu da çıkarmışsındır.
xenix
"Misafir" arkadaşım ben
"Misafir" arkadaşım ben hala kaynaklarınızı bekliyorum,
Ayrıca sayın Xenix'de güzel bir soru sormuş,bir yanıtınız yok mudur?
Esenlikler...
120 Bin Peygamber
Dini bilgilere göre 7000 yıllık (yazıyla 7 bin) insan tarihinin neresine 120 Bin (sayıyla 120.000) peygamber sığdırılıyor anlayamıyorum. Heleki son 2 bin yılda ki peygamber sayısı 2 olursa.
Geriye kalıyor, 5 bin yıla 119.998 peygamber. Adı geçen 40 tane. Gerisi sanırım peygamber olduğunu anlayamadan göçüp gitti.
xenix
Taş olan kara :Kötünün ;
Taş olan kara :Kötünün ; kötülüğün taşa dönüşmesine yoruyorum.Kabe ile ilgili elimizdeki kesin bilgi orada bulunanın bi taş olduğu siyah bir taş.Kökeni ,nerden geldiği yani taşın vatanını ,yapısını incelediğimizde o taşın hangi süreçlerden geçtiğini görebiliriz böylece madde yapısından yola çıkarak isminin kökenine doğru yaklaşabiliriz.Acaba bu taşı inceleyen olmuşmudur?
"Kabe MÖ1700 lerde, Tamil dilinden gelme bir kelimedir. Tamil’de Nadu Kabaalishwaran tapınağı tanrı Shiva’nın tapınağıdır ve Kabaall, tanrı Shiva’yı temsil eder"
Eğer Kabe 993 senesinde yapılmışsa aşağı yukarı 2000 sene shiva'nın tapınağıyla arasında geçen süredir.Ki bu oldukça uzun süre içinde kabe tapınak anlamına kayarak tapınak anlamında kullanılmış olabilir.Yani Shiva'nın tapınağına Kabe denmesi onun illaki hintliler tarafından yapılmış olduğunu kanıtlamaz ama iyi bir dayanak noktasıdır.birde tavafın tapınmanın içeriğini gördükçe Hinduizme benzemeler su götürmez.heleki örtünme şekilleri .Nasrettin hocanın "dünyanın merkezi burasıdır "sözünü uzayın merkezi Kabedir"e benzettim :)
Taşın sümerlerde adının geçtiğini biryerlerden duymuştum .araştırmakta isterim fakat nereden başlayacağımı bilemiyorum .Agnie önereceğin kitapları okumaktan zevk duyarım .birde uzay gemilerinden bahsedilen kaynaklarada değinirsen sevinirim .
Tevrat değiştirilmiş bi
Tevrat değiştirilmiş bi kitabımız zaten. Kur'an-ı Kerim'de Kâbe'nin Peygamberlerimizden Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu İsmail (a.s) tarafından yapıldığı söylenir. Zaten Kur'an'da ne yazıyor o.
http://ansiklopedi.turkcebilgi.com/Kabe'nin_hikayesi
Zaten
Zaten kuranda söylenen şey sorgulanıyor yazıda sayın orhan111.
xenix
"3) Bu öğretiş hadislere
Son olarak, Müslüman kaynaklarında yer alan ve birbirlerine ters düşen iki bilgiye de yer verelim.
Yukarıda gördüğümüz gibi, Muhammed de Arapların 'Kabemiz İbrahim tarafından kuruldu' masalını Kuran'ın içine aldı. Bunun mümkün olmadığını da gördük.
Ama aynı zamanda en büyük Hadis koleksiyonu olan ve Kuran'dan sonra ikinci önemli kitap olarak anılan Buhari'nin hadislerinde Muhammed'in şu sözünü okuyoruz:
Abu Dar şöyle rivayet etti:
Ben dedim: "Ey Resulullah! Yeryüzünde yapılan ilk camii hangisi idi?" O da dedi: "(Mekke'deki) Mescidi Haram." Ve ben sordum: "Ya ondan sonra hangisi yapıldı?". O da cevap verdi: "(Yeruşalim'deki) Mescidi Aksa". Ben gene sordum: "Onların yapılmasının arasında ne kadar zaman geçti?" O da, "Kırk sene" diye cevap verdi...
(Sahih Buhari, cilt 4, kitap 55, hadis 636)
Mekke'deki Kabe ne zaman yapıldığı bilinmiyor; oysa Yeruşalim'deki Mescidi Aksa hakkında kesin tarih bilgilerimiz var onu kral Süleyman İsa'dan önce 953 senesinde tamamladı.
Bu hesaba göre, Kabe ondan 40 sene önce, yani 993 senesinde yapılmış olmalı. O da İbrahim'in hayatından 1100 sene sonradır. Bu durumda birisi yanlış söylüyor ya Kuran ya da Buhari'nin hadisi.
İkisi aynı anda doğru olamaz."
İkisi de aynı anda doğrudur, diğer inanışlara göre yazdıklarınız için birşey diyemem ancak hadiste belirtilenlerde bir yanlışlık sözkonusu değildir.
Mescid-i Aksa, en uzak mescid anlamındadır ve Mekke'de Peygamberimizin (SAV) sıklıkla ziyaret ettiği ve şehrin uzak bir yakasında olduğu için de bu ismi almış olan bir ma'beddir. Bugün halen daha varlığını korumaktadır.
Mescid-i Aksa olarak bilinen Kudüs'teki Hz. Davud tarafından temelleri atılan ve ancak Hz. Süleyman tarafından bitirilen mescide ise Beyt-i Makdis veya Süleyman Mescidi adı verilir. Beyt-i Makdise (Kudüs'teki Süleyman Mescidi), Mescid-i Aksa denmesinin sebebi ise peygamberimizden çok sonralara yani Emeviler Dönemine dayanmaktadır. Dolayısıyla Peygamberimiz Kudüste bulunan Beyt-i Makdisi yani Süleyman Mescidi'ni kasdederek, Mescid-i Aksa demiş olamaz.
"Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Harâm'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir."(İsra,1)
Yukarıdaki ayette sözü edilen Mescid-i Aksa aynı şekilde Mekke'de bulunan Mescid-i Aksa mescidinden başkası değildir. Efendimizden çok sonraları, Emeviler Döneminde Beyt-i Makdis yani Kudüs'teki Süleyman Mescidinin Mescid-i Aksa olarak anılmaya başlaması, insanlarıda yanıltarak Mir'ac' ında Kudüs'te gerçekleştiği sonucuna varmasına sebep olmuştur.
bende şunu anlamıyorum
bende şunu anlamıyorum madem ki tevratla incil değişecekti niye gönderildi? neden onlar değişir kılınırken kuran değişmez kılındı ? bunu açıklayacak biri varsa çok sevinirim
"İüdex tarafından Çar,
İşin aslı ben "Hindu"ların yaptığını düşünüyorum,
Brahma->Abraham->İbrahim benzerliği de var."
İudex,
İbrahim a.s.mın Kabe'yi yapmadığından dem vurup brahma,Abraham benzerliğinden hareketle "KABE" nin Hindular tarafından yapıldığını
yazmak tam bir bu ne perhiz bu ne lahana turşusu muhabbetidir-
ve; Kabe ne zaman yapılmıştır...
Bir karar vermeniz gerek önceki iletinizde şöyle yazmışsınız; " İüdex tarafından Salı, 10/02/2009 - 12:28 tarihinde gönderildi.
Kuran'ın anlatımına göre, Mekke'de bulunan Kabe peygamber İbrahim tarafından yapılmıştır.
Kendisi ve oğlu İsmail Arabistan'a gelmişken o binayı inşa etmişler. Bu öğretişle Arapların tapınma merkezi olan Mekke bugüne kadar önemini devam ettiriyor.
Onun için buna şimdi biraz dikkat edelim, acaba İbrahim gerçekten o binayı yaptı mı?
Dikkatle ve tarafsız araştırdıktan sonra anlayacağız ki, bu sonradan uydurulmuş bir öğretiştir."
VE SONRAKİ İLETİNİZ;" İüdex tarafından Çar, 11/02/2009 - 13:41 tarihinde gönderildi.
Sayın Medisis,
İşin aslı ben "Hindu"ların yaptığını düşünüyorum,
Brahma->Abraham->İbrahim benzerliği de var."
BU NE TEZAT İBRAHİM YAPMAMIŞTIR BRAHMA VEYA ABRAHAM YAPMIŞTIR
PEKİ BU BRAHMA VEYA ABRAHAM HANGİ TARİHTE YAŞAMIŞLAR VE İBRAHİM
PEYGAMBERLE ARALARINDAKİ BENZERLİK NEDİR..
Şimdilik bu kadar..
Şudur
Diyor ki iüdex. Bu kabe, hindular tarafından vakti zamanında yapıldı. Sonra yahudiler bu efsanenin üstüne kondu. Çünkü bahsettikleri İbrahim peygamber, Kabe tarafına pek uğramadı.
Sizin anlamadığınız nokta nedir?
xenix
xenix, Aslında senin'de
xenix,
Aslında senin'de anlayıp anlamamazlığa verdiğin konu Hindu lar
hangi vaktin,hangi zamanında (evvel zaman içinde mi)Arabistan ın Mekke bölgesine gelip Kabe yi yaptıkları..
Değilmi..
Üstelik uidex in yazdığına göre (araştırmış) İbrahim peygamber
a.s. Hiç Arap yarımadasına uğramamış acaba nereden duydu ve uyguladı bu efsaneyi çünkü uidex in yazdığı iletide İbrahim Pegamberin "KABE" diye bir sorunu yok..
Ne dersiniz..
Saygılar.
Şunu derim
Benim anlamadığım, dolayısıyla anlamamazlığa verdiğim bir konu yok.
İbrahim peygamberin de kutsal kitaplarda (tevrat) yazılan rotalarına bakıldığında Kabe'ye uğramadığı görülüyor. Zaten zamanlarda uymuyor. Sizin de anlamadığınız bir konu yoksa problem yok.
Saygılar.
xenix
Kuranın Yazılışı
"Yalnız Kur’an, Tevrat gibi uzun yıllar arasında yazılmamıştır. Muhammet’in vahi olarak söylediklerinin küçük bir kısmı kendi zamanında taşlar, hurma dalları, ağaç yaprakları, kemikler üzerine yazılmış, büyük kısmı da bazı kimseler tarafından ezberlenmiştir. Peygamber öldükten sonra, bu ezberleyenlerden bazıları savaşlarda ölmeye başlayınca onlar tamamıyla ölüp bitmeden bunların toplattırılıp bir kitap haline getirilmesine karar verilmiş. Başta Ebubekir buna sıcak bakmamış, peygamber zamanında uygulanmayan bir şeyin sonradan yapılmasını hoş görmemiş. Fakat etrafındakilerin zorlaması üzerine Halife Ebubekir Zeyid adındaki birine yazılı olanları toplattırmış.
Ayrıca Zeyid mescit kapısında oturarak peygamberden ayet olarak kim ne biliyorsa gelip söylemesini istemiş. Böylece yazılı ve ezberde olanlar bir araya getirilerek iki ayrı kitap halinde yazıya geçirilmiş. Bunlar için kullanılan yazılı malzeme de yakılarak, kırılarak ortadan kaldırılmış. Ebubekir öldükten sonra yazılan kitaplar Halife Ömer’e geçmiş. O ölünce de kızı Hafza almış.
Halife Osman zamanında yazılan iki kitaptaki vahiler ve sureler arasındaki farklılıkların bazı karışıklıklara meydan verdiği anlaşılıyor. Bu karışıklıkların giderilmesi için bir kurul oluşturulmuş. Bu kurulda kitaplar yeniden ele alınmış ve ezberinde olanlar toplanmış ve onların yardımıyla ayrılıklar düzeltilmeye çalışılmış, surelerde eksiklik olduğu düşünülen yerler tamamlanmış ve bugünkü şekliyle Kur’an yazılmış. Aslında bütün vahileri ezberleyen çok az kimse varmış, daha çok orasından burasından ezberleyenler
bulunuyormuş.
Bu ezbercilerin doğru söyleyip söylemediklerine önceleri iki tanık istemişler, ama daha sonra bunu tek tanığa indirmişler. Bu ezberciler kendiliklerinden bir şeyler söyleyemez mi? Kur’andaki Şeytan Ayetleri denilen ayetleri, aynı konuda kimi olumlu, kimi olumsuz, çelişkili birçok ayeti bu kimseler yazdırmış olabilir diye düşünmeden edemiyor insan."
-Muazzez İlmiye Çığ
'Vahi' değil vahiy
'Vahi' değil vahiy olacaktı. Muazzez İlmiye Çığ bir sümerologdur. İslam dini veya tarihi uzmanı değildir. Nasılki günümüzde Kuranın tümünü bir hareke bile yanlış olmadan ezberleyen hafızlar varsa, O zaman da ayetlerin hepsini veya çoğunu bilen hafızası güçlü hafızlar vardı diye düşünüyorum. Çünkü bir harekesi bile değişmeyen Kuranı rastgele herkesin yarım yarım ezberlemesi ile eksiksiz muhafaza etmek mümkün değildir. Her ayet vahiy katipleri denilen kişiler tarafından yazıya geçirilmiştir.
Ayetler öyle tek tek insanlardan toplanması mantıklı değil. Hafızlar zaten biliyorlar ve yazılı hepsi. Tek tek toplananlar hadislerdir ve çok sonralarıdır.
Kuranın bir araya getirilmesi, ayetlerin konacağı sıra, yerler rasgele seçilmiş değildir. Hz. Osman zamanında şu an hatırlamıyorum ama birinin rüyasında söylenmesi veya bir ilhamla bildirilmesi sonucu bilinçli olarak seçilmiştir. Yani Allahın istediği şekilde. Ayetlerin sırası Hz. Ebubekir zamanında belli olmuş olabilir.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Alıntı toro:bende şunu
Alıntı toro:
bende şunu anlamıyorum madem ki tevratla incil değişecekti niye gönderildi? neden onlar değişir kılınırken kuran değişmez kılındı ? bunu açıklayacak biri varsa çok sevinirim
Bu soruyu tek bakış açıcı ile değerlendirmek haksızlık olur. Bu sebepten incile inanan hristiyanlar bu konuya nasıl bakıyor onu irdeleyelim:
"Soru şudur: "Kutsal Kitap(incil) değiştirildi mi?" Tanrı'nın cevabı ise şöyledir:
"Kesinlikle hayır! Her insan yalancı olsa da Tanrı'nın doğru olduğu bilinmelidir. Kutsal Kitap'ta yazılı olduğu gibi: ‘Öyle ki, sözlerinde doğru çıkasın ve yargılandığın zaman davayı kazanasın.'" (İncil: Romalılara 3:4).
İncil'de İsa Mesih, kendisi Allah'ın Yaşayan Sözü (Kelâm) olarak, kendi sözleri ve ebedi hayat hakkında çok önemli birkaç söz söyledi: "Beni reddeden ve sözlerimi kabul etmeyen kişiyi yargılayacak biri var. Söylediğim söz o kişiyi son günde yargılayacaktır."(İncil: Yuhanna 12:48)
Dikkat! Eğer herkes son günde İsa Mesih'in sözüyle (yani İncil'e göre) yargılanacaksa, o zaman İncil kesinlikle değiştirilemez. Tanrı'nın o Sözü koruması gerekir. Tanrı kullarıyla (haşa) dalga geçmez, onlarla oyun oynamaz."
Yukarıda görüleceği üzere İsevi taraftarların kendi dinlerini tukaka yapma gibi bir sorunları yoktur. Tam tersi sonuna kadar sahiplenirler.Üstelik iki milyardan fazla kişi bu dine inanmaktadır. Elbette Museviler de dinlerine sahip çıkarlar, daha da ileri giderek tanrının sadece yahudilere sahiplendiğini, kendi kavimlerinin dünyayı yönetmek üzere gönderildiğini iddia ederler.
Keza müslümanlar bunlardan geri kalmaz, onlarda kendi dinlerinin tanrı kelamı olduğunu söyler dururlar, Kuran, diğer dinlerden ve kitaplarındaki ihtivalardan alıntı yapar. Fakat bu konudaki kelamlara çoğunlukla yeni bir yorum getirdiğini söyleyebiliriz. Karşı taraf bu konudaki değişikliklerden rahatsızlığını dile getirir ve kuran'ı tanımaz.
Aslında tüm bu söylemler, bu bölünmeler, bu birbirlerine karşıt oluşlar; hümaniter din anlayışına olan ihtiyacı da dile getirmektedir. Yeni dünyanın çocukları(bizler) arayış yönümüzü değiştirmiş durumdayız. Ya sahip olduğumuz din'i farklı yorumlayarak ya da spritüel akımlara kapılarak arayışı sürdürmeye çalışıyoruz. Belki ortak bir payda bulunur diye... Nafile olsa da...
Oik0s: Hiç bir semavi din köleliğin tümden kaldırılması yönünde bir baskı getirmemiş veya bir kelam sunmamıştır. Kuran'da geçen bir kaç münferit olayda, birilerine köle azat etmek cezası verilmesi, o kişiye yönelik yaptırımdan başka bir şey değildir. İnsan haklarının esamesi görülmez. Bir insan olarak bu durumu kabul etmem sözkonusu olamayacağına göre takdiri sizlere bırakıyorum. Ayrıca savaşlara da bir karşı geliş yoktur. Haklı veya haksız gaspın(fetihler) ve ölümün(şehitlik) yüceltilmesi beni durduran sebeplerin başında gelir ve hiç bir birey bu olumsuzlukları laf ebezanlığı ile bana kabul ettiremez.
oikos , "din" kavramı
oikos , "din" kavramı üzerinden vermiş olduğun cevap için teşekkürler .(güzel değinmişsin ancak konuya genel yaklaşınca kafalar karışıyor:)) lakin ben "müslüman" anlayışı üzerinden bir cevap bekliyorum.
Lafazan
Aslında en kolay şey ortaya bir soru atıp cevabını da kendin vermek
İnsan zahmetten kutuluyor aklınca, üstelik bir şey biliyorum intibası uyandırmakta işin cabası.
Ve; kısır tartışmalara zemin hazırlamak bu minval üzerinden de çok kolay " ben kabul etmiyorum" etmiyorsan,etmiyorsun bu durumda istediğin düzen üzerine ortaya oyle bir yaşanmış veya yaşanacak idari şekillenme modeli sunacaksınki öbür İnsanların istedikleri
yaşam,düzen arasında karşılaştırmak kabil olsun değilmi..
Şimdilik..
Saygılar.
bu tartışmalar sorulan
bu tartışmalar sorulan sorulardan mı kısırlaşıyor verilen cevaplardan mı? Ayrıca sizin mantığınıza göre bir kısırlaşma olamaması gerekir çünkü soruları kendisini mükemmel olarak açıklayan bir yapıya sormuş oluyoruz yani sorulan soruları cevaplandırmanız gerekir . ayrıca herhangi bir model sunmamak önümüze sunulan modeller hakkında soru sormamıza engel değildir , bir modele sahip olmadığımı farz etsem bile her modeli kabul mü etmeliyim?
Her hangi?
Her hangi bir model sunmadan soru sormak tabiiki olur,olur da sırf
itiraz üzerine ben merkezci nakarat serdetmek aynen avara kasnak gibi benim oğlum bina okur döner,döner yine okur misali olur dolayısı ile evvela fikrin ve zikrin nedir onu belli edeceksinki onun üzerine tartışma olsun yoksa itiraz et en kolayı bu değilmi..
Sonra tartışmalar! hem sorulan,hemde verilen cevap üzerine olur zaten olayın doğası bu ama bu tek taraflı olup (sorgulama) sırf ben
beğenmedim tarzı olup hangi cevabı versende karşı taraf aynı davranırsa (sorgulama) ona da şunu sorma hakkı doğar sen neye inanıyorsun veya senin görüşün ne mesela..
Bir modele sahip değilseniz, önünüzde seçenekler vardır muhakkak ve bu seçeneklerden biri size yakın olabilir,yahut sizin kendine özgü bir modelinizde olabilir mesela, yahut hiç bir modeli kabul
etmeme özgürlüğüne de sahip olup hep itiraz üzerine arayışınızı da sürdürebilirsiniz seçim sizin..
sen beni çözemedin ama ben
sen beni çözemedin ama ben seni çözdüm.(niye çözmeye çalışıyorsun onuda tam olarak anlamadım : galiba önyargılar oluşturmaya çalışıyorsun)
anlaşılan sen "modelin" olduğu için itiraz etmiyorsun,itiraz etmemek için "model" benimsemişsin
(not:benim herhangi bir "itirazım" olduğu düşünülmesin)
konuyu saptırmaya çalışıyorsun ama ben yine soruma başkalarından cevap bekliyorum !
Deterjan
Çözmek için bir çabam yok zaten olay belli! bir soru sordum yanıt veren yok ben neymişim be abi modu.
Ben model benimsemedim doğal fıtrat üzerine olan bir yaşam biçimi
benimki, ama kişi özgür ve istediği biçim ve modeli alır nede olsa
özgür bireyleriz..
İtirazı "cüzi irade" olarak taklidi iman değil tahkiki iman olarak
yaşamak,ve sınırları bilmek, gücün kontrolünü (cüzi irade)eline almaktır,kontrol edilmeyen güç,güç değildir..
Önyargı;saplantıdır ve kolay,kolay vazgeçilmez bu itibarla çözücü olmak için bile bir görüşün olması gerek,sanal ortamda bile bir kaç yazıya (ileti) karşı hemen yaftayı yapıştırıp bak ben seni çözdüm ama sen önyargı oluşturuyorsun kolaycılığı na sapmakta bir "ZAN" değilmi.. (önyargı).
İyi de
İsa'ya incil diye bir kitap gönderilmedi ki... İslam kaynaklarından ve kurandan takip edenler, İsa'ya bir kitap gönderildiğini sanır. Oysa incillerin ilk yazılanı bile İsa'dan 100 yıl sonradır neredeyse. Ve İsa'nın yaşantısını, sözlerini anlatır bu kitaplar. Hristiyanlar da bilir bunu. Bu yüzden İsa'ya bir kitap gönderildi düşüncesi sanırım Muhammed'in olayı tam olarak bilmediğini gösteriyor. Ya da yanlış bilgilendirilmiştir belki.
xenix
Teşekkürler
50 Yıl sonra yazılan, barnaba'nın kaleme aldığı incilin izleri yeni yeni bulunuyor. Linkler için teşekkürler aron. Gerçi hristiyan sitelerine göz atmak lazım, konu onlarla ilgili çünkü. Oralardanda link bulursanız ekleyin lütfen.
xenix
Estağfirullah
Bir şey değil.
Onu da ben ekleyeyim
http://www.hristiyan.net/kutsalkitabindegismezligi/tahrif23.htm
Gerçi yukardaki islam sitesi yorumlarıyla pek aynı değil, ama artık karşılaştırmayı size bırakıyorum.
saldırgan
senin iddanı kabul etsek bile en azından ben bir , iki iletiyle seni çözmüşüm , sen ise olayı hemen belirlemişsin , bir daha düşün kim önyargılı
sayıca senin gibi zatların çok olması sizin yaşam anlayışınızı doğal kılmaz( bir tane koyunda düşünemez , bin tane koyunda olacakları tek şey sürü olmaktır)
bu kadar tepkili olmanın nedenini çok iyi anlıyorum çünkü bu sorular daha önce çok canını sıktı çünkü sen tepkisel olmamayı dolayısıyla düşünmemeyi ilke edinmiş "doğal" bir canlısın ve bu noktada aciz olduğun için tek dayanağın saldırmak ve saçmalamaktır.
yani sonuç olarak şunu doğru bildin ki bu soruyu senin gibilerin cevaplandıramıyacağını zaten biliyordum(düşüncenin arifesinde olan müslümanları tenzih ederim) ama bununla asla böbürlenmedim , sadece cevap veremediğiniz halde nasıl olurda en ufak bir mantık kırıntısıyla bile anlaşılacak , aşikar olan şaçmalıkları savunuyorsunuz , bunu gerçekten derinlemesine bir şekilde anlamaya çalışıyorum çünkü bu noktada kimseye hakaret edemem, sonuçta benim için insanoğlunun bu durumu egolarımı tatmin etme kaynağı değil , üzüntü kaynağıdır
Üzülmek
Aslında tartışmayı fazla uzatacak değilim fakat ego tatmini değilde
koyun (sürü) olduğumuza üzülen bir HEMCİNSİMİZ'E taziye dilemek şart nede olsa bizi anlayabilen yanlız o..
Tepki; duruma göre değişir şayet verilen tepki karşı kişiye hakaret
veya aşağılama değilde yazılan, yazıya ise veya fikir beyanı olursa
ne âlâ, şayet yazılan, yazıya (ileti)karşı tartışmacı (her kimse)
olayı "ego tatmini,koyun,sürü,acıyorum" durumuna getirip yazı yazarsa demekki bayağı kızmış yahut fikir tükenmiş olay hakaret boyutuna taşınmış olsun biz aynayız bize bakan kendini görür..
Vesselam.
Şimdi;
Tekvin 21:13-“Ve Cariyenin (Hacer'in) Oğlunu da bir millet edeceğim, çünkü o senin zürriyetindir.”
Tesniye 32:21- Tanrı olmayan ilahlarla Beni kıskandırdılar;
Değersiz putlarıyla beni öfkelendirdiler.
Ben de halk olmayan bir halkla
Onları kıskandıracağım.
Ümmi olan bir kavimle
Onları öfkelendireceğim.
Tesniye 33:2- “Ve dedi Rab Sina'dan geldi, ve onlara Seir'den doğdu, Paran Dağı'ndan parladı”
"Alıntı toro:
bende şunu anlamıyorum madem ki tevratla incil değişecekti niye gönderildi? neden onlar değişir kılınırken kuran değişmez kılındı ? bunu açıklayacak biri varsa çok sevinirim"
KUR'AN son Kitaptır ve son Peygambere a.s.v. gönderilmiştir (Vahy) dolayısı ile bir daha ne Peygamber ne Kitap gelmeyecektir.
Anlaşılmıştır umarım.
çelişik
adama sorarlar : 1- sen o "deterjanı " yazarken yazımamı tepki veriyordun banamı 2- sen değilmiydin bu iletiler boyunca sorumdan çok beni çözmeye çalışan (yazdık bunları ama şimdi bir de bu yaptıklarını sana daha başka nasıl ispat etcez o da var tabi...
Çok kompleks yaptım
aron sana bakınca çok komplekse giriyorum. Neymiş, kontrol edilmeyen güç, güç değilmiş. Mubarek pirelli reklamı gibisin. Senden iyi dalga mı olur, bakıyorum tabi dalgama.
)kapa parantez
Allahtan başka tanrı
Allahtan başka tanrı yoktur ve Hz.Muhammed Onun kulu ve elçisidir..
Siz Allahın varlığınımı peygamberlerimi yalanlamaya çalışıyorsunuz anlayamadım
Şu varki evet Allah veya peygamber yoksa bizler ve sizler için bir sorun yok
Peki ya varsa bunu hiç düşündünüzmü????
parantez
Güzel kardeşim artık beni rahatsız etme lütfen..
Sanal alemde bana nasıl baktığını yazıyorsun uyan..
O yazdığım yazıyı anlamanı beklemiyor ve kapasiten ve bilgin ölçüsünde yazman gerekli olduğunu düşünüyorum..
Balık kavağa çıkmış
Zift turşusun yemeğe
Leylek koduk doğurmuş
Baka şunun sözünü
Yunus
Saygılar.
bilgeCiK
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
yunus
misafir sen işi garantiye
misafir sen işi garantiye alıyorsun yani ( şüphen varsa boşuna kıvranma , kendine karşı dürüst ol)
senin gibi sorayım ; " ya yoksa ?" bunu hiç düşündün mü ?
İncil ve Hz.İsa
"İsa'ya incil diye bir kitap gönderilmedi ki... İslam kaynaklarından ve kurandan takip edenler, İsa'ya bir kitap gönderildiğini sanır. Oysa incillerin ilk yazılanı bile İsa'dan 100 yıl sonradır neredeyse. Ve İsa'nın yaşantısını, sözlerini anlatır bu kitaplar. Hristiyanlar da bilir bunu. Bu yüzden İsa'ya bir kitap gönderildi düşüncesi sanırım Muhammed'in olayı tam olarak bilmediğini gösteriyor. Ya da yanlış bilgilendirilmiştir belki.
xenix
Hz.İsa'ya İncil gönderilmiştir. Elimizdeki şu anki İnciller gerçek İncilin tahrif edilmiş, yani bozulmuş, insanlar tarafından yazılmış halleridir. Şu anki İncillerin insanlar tarafından yazılmış olması İncil diye bir kitabın hiç gönderilmediği anlamına gelmez. Nitekim ahir zamanda son peygamberin geleceğini ve adının da Ahmet olacağını yazan gerçek İncil bulunmuştur. Yukarıdaki yorumlarda geçiyor bu Barnaba incili olabilir.
Hz. İsa kendisine inananların azlığından(sadece 12 kişi) ve kavminin kendisine karşı olan düşmanlığından dolayı üzüntü içindeydi. Kavminin ileri gelenleri tarafından öldürülmek istendiğini öğrenince Allaha dua etti ve son peygamberin ümmeti olmak istediğini söyledi.
Daha sonra Romalı ve Yahudiler Hz.İsa'ya benzettikleri muhbir Yahudayı Hz.İsa diye götürüp çarmıha gerdiler, Hz. İsa ise Allah tarafından göğe yükseltildi ve duası kabul edilerek son peygamberin bir ümmeti olarak Hz. Mehdi'nin yardımcısı olmak üzere ve Kıyamete yakın hristiyanlara(ve yahudilere) gerçekleri göstermek ve Müslümanlığa davet etmek üzere yeryüzüne gönderilecektir(veya gönderildi).(not:Hz.İsa açık şekilde gelmeyebilir! Yani açıkça ben Hz. İsayım demeyebilir. Önemli olan yapacağı görevdir. Normal bir vatandaş gibi aramızda olabilir!)
Aşağıdaki linkte Barnaba İncilini tam metin olarak bulabilirsiniz:
http://www.barnabas-incili.com/
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
"bende şunu
"bende şunu anlamıyorum
toro tarafından Pzt, 28/09/2009 - 17:09 tarihinde gönderildi.
bende şunu anlamıyorum madem ki tevratla incil değişecekti niye gönderildi? neden onlar değişir kılınırken kuran değişmez kılındı ? bunu açıklayacak biri varsa çok sevinirim'
Allah İncil ve Tevratın değiştirilmesine müdahale etmedi. Son kitap ve peygamber göndereceği için eski kitap ve peygamberler geçersiz olacağı için sadece son kitap olan Kuran'ı muhafaza edeceğini bildirmiştir.
Geçmiş kitapları neden muhafaza etmemiştir? Bunu bilemeyiz ama mantık yürütürsek yukarıdaki açıklamaya benzer açıklamalar yapılabilir. Kuranı muhafaza edeceğini beyan eden Allah elbette diğer kitapları da muhafaza edebilirdi. Bunda bir şüphe yok. Ama son din ve son kitap gelmiş geçmiş bütün dinleri ve kitapları kapsamaktadır. Geçmiş peygamberlerin, kavimlerin kıssaları(hikaye)ile doludur. Geçmiş peygamberlere yapılan kötülükleri anlatır.
Madem kitap insanlar tarafından değiştirilecekti niye Allah gönderdi, veya peygamberler öldürülecekti niye gönderildi demek anlamsız bence. Peygamberler öldürülebildiğine göre, kitaplar da değiştirilebilir. Ama son kitap ve son peygamberi Allah bundan müstesna kılmış sadece. Ve düşmanlarına meydan okumuş biryerde, değiştiremezsiniz diye.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Yunus
Gözsüze fısıldadım
Sağır sözüm işitmiş
Dilsiz çağırıp söyler
Dilimdeki sözümü
Yunus
Takıl peşime mennun kalırsın.
Aslında " ya yoksa" Hz Ali
Aslında " ya yoksa" Hz Ali efendimiz in güzel bir nasihatidir
şöyle; bir zaman Hz Ali'ye r.a. bir gayri Müslim boşuna ibadet
ediyorsunuz hiç bir şey yok demiş! Hz Ali efendimiz de bir şey yoksa bizim hiç bir kaybımız olmaz, "YA VARSA" siz ne yapacaksınız muhabbetidir (aklımda kalan) dolayısı ile "ate" taifesinin ya tutarsa gibilerinden bir umut arayışıdır böyle
kıvranıp demogojik yaklaşımı, hiç takılmaya bile değmez..
Derman arardım derdime derdim bana derman imiş
Burhan sorardım aslıma aslım bana burhan imiş
Sağu solu gözler idim dost yüzünü görsem deyû
Ben taşrada arar idim ol cân içinde cân imiş
Niyazi Mısri
Gerisi teferruat.
Anlamadım
Barnabas incili İsa'ya mı inmiş?? Bunu mu iddia ediyorsunuz? Benim bildiğim İsa öldükten 50 yıl sonra (yarım yüzyıl) Barnabas yazıyor bu incili...
İsa'ya kitap indiğini sananlar, sadece araştırıp okumayan kişilerdir.
Bence bu konuyu müslümanlardan değil de hristiyanlardan dinlemek lazım. Söz konusu onların kitabı. Sizin yaklaşım, Kuran'ı hristiyanlardan dinlemeye benziyor. Gerçi yeri geliyor, Kuran'ı ateistlerden öğrendiğimiz çok oluyor, o da ayrı bir konu.
http://www.hristiyanforum.com/forum/barnabas-incili-f54
xenix
"bizim hiç bir kaybımız
"bizim hiç bir kaybımız olmaz" (?), kaybettiğin nedir düşün diyeceğim ama sende zaten onu kaybetmişsin.
öncelikle allah varsa vardır , siz niye devamlı "allah vardır" diye hatırlatmaya çalışıyorsunuz,(kendinizimi inandırmaya çalışıyorsunuz yoksa ateistlerimi?)
ayrıca şu önyargılarından kurtulda yazdıklarımı iyi oku ," senin gibi sorayım " bak bu kelimeleri boşuna kullanmamışım
xenix dostum. Bir incil
xenix dostum. Bir incil inmiştir ama sonradan kaybolmuştur veya değiştirilmiştir. Ama Uzun yıllardır aranan bir İncil vardır ve son yıllarda birkaç yerde Barnabas incili adıyla bir incil bulunmuştur. Birisi Hakkaride diğeri Ürdünde bulunmuitur. Ayrıca geçen yıllarda bir Barnabas İncili de KKTC Gazimagosa müzesinden çalınmıştır.
Barnabas İncilinin gerçek İncil olup olmadığını bilmiyorum. Ama gerçek İncile en yakın İncil olduğu söyleniyor, ben de öyle düşünüyorum.
Sonra İncil diye bir kitap gelmediğini nereden çıkarıyorsunuz? Gerek Hristiyanlar ve gerekse Müslümanlar geldiğini kabul ediyor! Sizin dayanağınız nedir? İncilin gelmediği konusunda bir tartışma var mı? Hiç duymadım.
Bu konuda ayrı bir başlık açacağım. Orada tartışmaya devam ederiz.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Kayıp
Aslında doğru yazıyorsun toro, kim neyi kaybetmiş ki onu arıyor bazı insanlar elleri ile gözlerini kapamış Güneş yok diyor.
Ve; ALLAH c.c. var Amenna ve Saddakna üstelik kimseyi inandırma gibi bir mecburiyet te yok bu Gönül ve Akıl işi.
Yabandasın evin yok bir yanmış ocağın yok
Issız dağın başında mihmanı arzularsın
Ben bağ ile bostanı gezdim hıyar bulmadım
Sen söğüt ağacından rumman'ı arzularsın
Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yunus'leyin Niyazi irfanı arzularsın
Niyazi-ı Mısri
Gerisi teferruat.
"Hıyar"; Arapçadan
"Hıyar"; Arapçadan gelmiştir.Arapça da okunuşu ; "Heyyiar".
Türkçe de okunuşu ; "Hıyar".
Anlamı "hayırlı,güzel,yararlı İnsan".
Yanlış anlaşılmasın.
hıyar
bundan sonra bir konu olduğunda sana bu kelimeyle hitap edicem ."yanlış anlaşılmasın " demicem sen zaten ne anladığını anlatmışsın . (tabi ki her konuda olduğu gibi bunlar senin anlamların
sn hıyar
"Olay benim açımdam bitmiştir.." bak zamanında böyle demişsin ama kendine söz dinlettiremiyorsun. son sözü ben söylerim edasıyla yazıp duruyorsun ama daha fazla batma sn hıyar(bu kelimeyi kullanmamdan dolayı rahatsızlık duyan arkadaşlardan özür diliyorum çünkü onlarla aynı anlamı paylaşıyoruz ama bu kelimeyi arona hitab için kullanırken gayet rahatım çünkü o anlamı biliyor !
Sevgili kutadgu
En yakın kiliseye gidiyorsunuz ve oradaki rahip, papaz artık kimi bulursanız bu konuyu soruyorsunuz. Sonra geliyorsunuz tekrar konuşuyoruz.
xenix
sevgili
Sevgili xenix tamam. Gidip sorarım. Anladığım kadarıyla hristiyanlar da eldeki incillerin Hz. İsa'dan çok sonra insanlar tarafından yazıldığını kabul ediyorlar.
Peki Allah tarafından gönderilmiş bir İncil olduğuna hiç mi inanmıyorlar?
Peki araştıracağım. Olabilir.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Hristiyanlara göre
Hristiyanlar göre zaten İsa'nın söylediği her söz, yaptığı her şey tanrı sözüdür. İsa tanrının vücud bulmuş halidir. Bu yüzden incil diye bir kitap inmemiştir evet. Ama söylediği her söz zaten tanrı kelamı sayılır. İnciller İsa'nın yaşantısını ve sözlerini anlatan kitaplardır. Çok sayıda olmasının nedeni her insanın farklı yazıp yorumlamasındandır.
)kapa parantez
Kabe'nin Sır Perdesi
Kabe'nin Sır Perdesi Aralandı
Cofrafyanın gizemli işaretleri tesadüf mü yoksa ilahi bir işaret mi? Kabe'nin konumu ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.
Dünyanın altın oran şehri Mekke çıktı. Kabe bir doğrunun en mükemmel yerinden bölünmesi anlamına gelen altın oran noktasında bulunuyor.
Kabe'nin Güney ve Kuzey kutup noktalarına olan uzaklığının birbirine oranı altın oran olarak kabul edilen 1,618'i veriyor. Aynı oran enlem hesaplamalarında da çıkıyor..
Yönetmen Ender Çetintaya, ressamlar, sanatçılar ve grafikerlerin sıkça kullandığı 1,618'i Kabe'de nasıl tezahür ettiğini anlattı.
Bilgileri bilim adamlarına tasdiklettirdiğini söyleyen Çetinkaya, reklamcı olduğu ve ticari amaçlı kitabın yazıldığı eleştirilerini kabul etmiyor.
Çetinkaya ayrıca İstanbul, Mekke ve Kudus'ün üzerine düz çizgi çekildiğinde diz çökmüş insan silüeti çıktığını savundu.. Kitabında bunun detaylı şekillerinin olduğunu iddia ediyor.
Cografyanın gizemli işaretlerini araştıran reklam yönetmeni Ender Çetinkaya konuyla ilgili "Kabe'nin sırrı" isimli kitabı yazdı. Çetinkaya CNN Türk'de Saba Tümer'in "Bu gece" programına konuk oldu.. Tümer sordu, Çetinkaya merak edilenleri yanıtladı.
Saba Tümer: Altın oran nedir?
Çetinkaya: Altın oran bir doğrunun en mükemmel yerinden bölünmesi anlamına geliyor. Bir doğruyu en mükemmel yerinden kesmek olarak tanımlanmış. Doğanda, matematikte, mühendislikte karşımıza çıkıyor. 1,618 olarak tarif ediliyor. Pek çok yerde, Leonardo Da Vinci tablolarda bu oran kullanılıyor. Bir şekli tanımlayan temel ölçülerin birbirine oranı 1,618 oranı verdiği zaman o şekil için altın oran uygun deniliyor. En seçkin, en güzel, en estetik gelen herşeyde altın oran bulunuyor.
Saba Tümer: Altın oranı hayatınıza nasıl girdi?
Çetinkaya: Bu sayının karşıma çıkmasının özel bir anlamı olduğuna inanıyorum. Benim felsefemde Allah en çok aşka benziyor. O yüzden biz birini sevdiğimiz zaman tapınıyoruz. Teşbihte hata olmaz ama içimizdeki his onu ilahlaştırır, dinen yanlış da olsa. Hissiyatın oluşmasına neden olan şey 1,618. Yüzünde ve vücudunda gördüğümüz güzelliği bu duyguları oluşturuyor. İlahi bir sayı olduğu ve ulufiyeti simgelediği açıktır.
Arabasının plakasında hangi sayılar çıktı?..
Saba Tümer: Araba hikayesinde bir takım mesajlar mı geliyor?
Çetinkaya: Altın oranla bu kadar yoğun ilişkili hayatım olmaya başlayınca hayatımda son dönemde hayatımda başka yerlerde altın oran var mı bakma gereği hissettim. Aracım plakasına baktığım zaman altın oran rakamlarının yer değiştirmiş halini gördüm. Zaten yer değiştirmemesi mümkün değil. Başında 06 olması gerekiyor. Geri kalanı aynen olduğu olduğu gibi duruyordu. Doğum tarihlerinde bir kaç yerde daha görünce hiçbir şeyin kaderin dışında olmadığını, benim zaten altın oranla ilgileneceğim bunun hayatımın parçası olduğu kaderimin yazan güç tarafından bana bir şekilde söylenmiş.
Saba Tümer: Kabe'nin altın oranını nerede buldun?
Çetinkaya: Batıdaki İslam'ın kötü imajını düzeltmek için film yapmaya karar verdim. Allah'tan mucize göstermesi için dua etmeye başladım ve masaya oturup haritayı açtım. Haritayı açıp çaprazlamasına çizgi çektim. Çizginin Mekke'yi kestiğini gördüm. Sonra nereden kestiğine baktım. 1,618 noktasından kesmiş.
Saba Tümer: Altın oranı matematikçiler daha önce fark edemedi mi?
Çetinkaya: Altın oran 3-4 bin yıldır bilinen bir sayı. Fakat bunun İslami sembollerle Kabe ile Kuran'ı Kerim ile ilişki yeni keşfedildi. En azından bunu eskiden birisi keşfettiyse de gün yüzüne çıkmamış.
Altın oranın Kuran'daki işaretini nerede buldu?
Saba Tümer: Kuran okudunuz mu?
Çetinkaya: Kuran'da işaret var mı diye bakmak istedim. İlk baktığım ayet Mekke'deki ve Kabe'deki mucizeleri anlatan Ali İmran süresinin 96. ayetinden başlayan bir tanım vardı. Orada diyordu ki yeryüzünde insanlar için yapılan ilk ibadet evi bekkededir. Mekke'nin eski adı. Devamındaki 97. ayetinde orada apaçık mucizeler, deliller İbrahim'in makamı vardır. Bir yerde mesaj göndermiş. Ve bunu görmek daha da çok heyecanlandırdı.
Sabah Tümer: Kabe'nin dünyanın altın oran noktasında bulunuyor olması ne demek?
Çetinkaya: İmam Bakır aleyhisselamın bir kitabında şöyle yazıyor. Hazreti Adem ile Allah arasında geçen konuşmada Allah'ü teala demiş ki, "ben Kabe'nin yerini o mevkiyi kendi nefsime en güzel gelen yere koydum" İnsana en güzel yer neresi gelir? Altın oranı en uygun olanıdır. Dünya üstünde de demekki o oran konulmuşsa ilahi bir konumlandırmadır.
Saba Tümer: Hz. İbrahim'in Kabe'yi nasıl inşa ediyor?
Çetinkaya: Hz. İbrahim oğlu İsmail'in yanına gidiyor ve Kabe'nin temellerini bulup yeniden inşa ediyor. Peygamber efendimize peygamberlik gelmeden 5 yıl önce inşa edilmiş. O zaman dikdörtgen şeklindeymiş. Ölçülerinin birbirine oranı da 1,6. Güncel metodlarda ölçtüğümüz zaman da 1,6'yı veriyor. Kabe'nin orjinal inşasında bile altın oran varmış.
Saba Tümer: Kabe'nin altın oranı nasıl hesaplandı?
Çetinkaya: Mekke'den Kuzey kutup noktasına olan mesafenin Güney Kutup noktasına olan uzaklığının mesafesinin birbirine oranı 1,618'i veriyor. Mekke'nin Güney Kutup noktasına olan uzaklığını iki kutup noktası arasındaki uzaklığına bölüm de 1,618. Bu tesadüfen
olma ihtimali çok zor olan bir şey. İkinci bir altın oran söz konusu. Mekke şehrinden haritanın iki sonucu buradan doğu yönü uzaklığı ile batı yönü uzaklığının birbirine oranı da 1,618. Başlangıç meridyeni siyasi çizgi olarak belirlenmiş olsa dahi insanların kararlarının aslında gizli bir el tarafından kadere tabi olduğunu gösteriyor. .
Saba Tümer: Türkiye'nin altın oran noktası neresi?
Çetinkaya: Türkiye'nin altın oran noktası Ankara Çankaya. Burada imada bulunmak istemiyorum ama ilginç.
Saba Tümer: İstanbul'un önemi ne?
Çetinkaya: Coğrafi gizemlerle benim dikkatimi çeken bir şey var. Mekke şehrinden Kudüs'e Kudüs'ten de İstanbul'a dümdüz çizgi çektiğiniz zaman üç şehrin tek çizgi üstünde olduğunu görüyorsunuz. İlginçtir ki Mekke'den Kudüs'e olan mesafe ile Kudüs'ten İstanbul'a olan mesafe birbirine eşit. Sanki dümdüz çizgi çekilmiş kutsal bilinen üç şehir yerleştirilmiş. Üç çizgiyi birleştirdiğiniz zaman diz çökmüş insan silüeti ortaya çıkıyor.
Reklam iddiasına ne cevap verdi?
Saba Tümer: Bir okur soruyor: 'Neden Kabe'ye gitmeden bu şekilde araştırma yapmış? Reklam stratejisi mi?'
Çetinkaya: Kabe'ye gideceğiniz zaman göreceğiz bir küp. Altın oranını keşfetmek için bir haritaya sahip olmanız, biraz matematik bilmeniz, içinizde Allah'ın gizemlerine karşı merak duymanız yeterli. Reklam yönetmenliği yapmış olmam bunların dana güzel bir sunumla insanlara sunulmasını sağlayabilir.
Saba Tümer: 1,618 neden bu kadar önemli?
Çetinkaya: Fibonacci isimli İtalyan matematikçi var. 12. yüzyılda Cezayir'de eğitim görüp Avrupa'ya döndüğü zaman Fibonacci ismi verilen diziyi ortaya koymuş. Bu dizilimde 0'dan başlayıp rakamlar 1, 0+1, eşittir 1, 1+1 eşitir 2, 2+1 eşittir 3 diye seri var. Toplanarak bir seriyi oluşturuyorlar, ardışık olarak. Serinin ilginç özelliği bu serideki rakamların birbirine oranı 1,618'de kilitleniyor. Bir noktadan sonra kilitleniyor. Neyi gösteriyor? Kainatta nereye bakarsanız Allah'ın yüzünü görürsünüz. İki yarı saydam tabaka içinde ışık hareket ederken bile altın orana göre yansımada bulunuyor.
netpano
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Altın oran gavara
Altın oran gavara arkadaşlar,her çakala yem olmayın,bu sadece ticari amaçla saptırılmış ve yönlendirilmiş bir hayal,orada verilen rakamlar araştırıldığında yığınla yalan ortaya çıkıyor.
Şu linkte Şüpheci Melek araştırmış,zahmet edip sonuna kadar okuyunuz; http://suphecimelek.wordpress.com/2009/04/28/kutsal-gizemler-ve-altin-oran-mucizesi/
Müslümanlar inançlarını legalize etmek için yalana dolana başvurmasınlar,hele ki ikinci el bilgiye asla itimat etmesinler,daima araştırsınlar aksi takdirde bir adım ileriye gidemezler,o hacı böyle dedi,şu şıh şöyle dedi resmen silindirle geçiyorlar üstümüzden,
Bu arada altın oran olsa ne olmasa ne İbrahim yapmış mı kabeyi? Var mı ispatı? Okudum bir sürü iletiyi ama göremedim...
gavara
Eğer fikir beyan edilecek bir ileti bu yakıştırma ile (gavara)dile getiriliyorsa,yazan ın hiç bir ciddi "FİKRİ" olmadığı belli oluyor.
Yok yorum böyle ifade ediliyor ve Müslümanlara da sataşmayı bu şekilde yapıyorsa kişi kendi nasılsa karşısındakini öyle görür misali üzerinde durmaya değmez..
Salla gitsin.
Altin Oran ve Kabe Mucizesi
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Altın Oran
altın oran
kabenin yeri altın oranı vermişden ziyade kabenin yerine altın oranı vermişler.istediğiniz referanslarla istediğiniz noktayı altın orana denk düşürebilirsiniz.olay değişkenlerde bitiyor.örneğin çeşitli referanslarla istanbuluda altın oranla ilişkilendirebilirsiniz,çanakkaleyide,samsunuda...hatta şuanda bulunduğunuz yeride !
sayıklamalar
Saba Tümer: Hz. İbrahim'in Kabe'yi nasıl inşa ediyor?
Çetinkaya: Hz. İbrahim oğlu İsmail'in yanına gidiyor ve Kabe'nin temellerini bulup yeniden inşa ediyor. Peygamber efendimize peygamberlik gelmeden 5 yıl önce inşa edilmiş
Çetinkaya bu siteyi takip etmiyor galiba...
)kapa parantez
Evet yukarıdaki
Evet yukarıdaki açıklamada bir yanlışlık var. Kabenin inşa edilmesi Hz.İbrahim zamanında yani M.Ö. yaklaşık 2000-3000 lerde olması lazım. Sümerler zamanında.
Yanlız yazar en son binanın tadilatını yeniden yapılmasını kastettmiş olabilir!
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Kabe
İlk ne zaman yapıldı, Kim yaptı bilinmiyor: Kâbe
“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor. (şöyle diyorlardı) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur: Şüphesiz sen işitensin, bilensin”. (Bakara Suresi – Ayet no: 127)
Kabenin yapılışı hakkındaki rivayetlere göre, Hz.Adem ile Havva cennetten çıkarıldıkları vakit yeryüzünde Arafat’ta buluşurlar, beraberce batıya doğru yürürler.Kabenin bulunduğu yere gelirler. Bu esnada Hz.Adem, bu buluşmaya şükür olmak üzere Rabbine ibadet etmek ister ve cennette iken, etrafında tavaf ederek ibadet ettiği nurdan sütunun tekrar kendisine verilmesini diler. İşte o nurdan sütun orada tecelli eder ve Hz.Adem, onun etrafında tavaf ederek Allah’a ibadet eder. Bu nurdan sütun Hz.Şit zamanında kaybolur, yerine bir taş kalır. Bunun üzerine Hz.Şit, onun yerine taştan onun gibi dört köşe bir bina yapar ve o siyah taşı binanın bir köşesine yerleştirir. İşte bugün Hacerül Esved diye bilinen siyah taş odur. Sonra Nuh tufanında bina kumlar altında uzunca bir süre gizli kalır. Hz.İbrahim Allah’ın emri ile Kabe’nin bulunduğu yere gider. Oğlu İsmail, annesi ile birlikte orada iskan eder. Sonra İsmail ile beraber Kabe’nin yerini kazar. Hz.Şit tarafından yapılan binanın temellerini bulur ve o temellerin üzerine bugün mevcut olan Kabe’yi inşa eder. Ayette “Beytullah’ın temellerini yükseltiyor” cümlesi bunu ifade eder.”
"İnsanın ilk evi" şeklinde adlandırılan ve her gün yüz milyonlarca Müslüman'ın, o yöne dönerek ibadet ettikleri Kabe'nin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmiyor, öte yandan Kabe'nin Hz. İbrahim tarafından ikinci kez inşa edilmesi sırasında bazı esrarengiz olayların yaşandığı belirtiliyor.
DÜNYADA YAŞAYAN ve çeşitli dinlere mensup insanların farklı farklı ibadet şekilleri vardır. Her inanç sahibi, kendi dininin gerektirdiği şekilde her gün ibadetini sürdürür. Kabe, Müslümanların ibadetinde çok önemli bir yer tutar. Her gün dünya üzerinde yaşayan milyonlarca Müslüman, nerede olurlarsa olsunlar, Kabe'nin bulunduğu yönü hedef alıp, o yöne doğru namaz kılarlar.
Kabe'nin yerini arıyor
Birçok kaynağın bildirdiğine göre, Kabe'nin bu günkü duruma gelişi, Hz. İbrahim'in zamanına değin uzanır. İslam metinlerinde Allah'ın Hz. İbrahim'i Kabe'yi inşa etmekle görevlendirerek Mekke'ye gönderdiği yazılıdır. Bununla birlikte, Kabe'nin Hz. İbrahim' den çok çok daha eski dönemlere uzanan bir geçmişi olduğu da söyleniyor. Çünkü Hz. İbrahim'in Kâbe'yi inşa etmek için Mekke'ye geldiği sırada, "Kabe'nin yerini aradığından" söz ediliyor. İnanışa göre Kabe çok önceleride vardı. Fakat Nuh Tufanı sırasında yıkılarak kayboldu. İşte Hz. İbrahim de Kabe'nin özgün yerini bulmak ve onu yeniden inşa etmekle görevlendirilmişti.
Dünyadan 2000 yıl önce yaratıldı
İslam bilginleri arasındaki yaygın inanca göre, "Allah gökleri ve yeri yaratmadan 40 yıl ince, Kabe su üzerinde bir köpük halinde bulunuyordu." Yeryüzü o köpükten döşenmiştir. Dolayısıyla Kabe, kâinatın mayasını oluşturmaktadır. Bir başka söylentiye göre de Allah yeryüzüne ait hiçbir şey yaratmadan 1000 yıl önce Kabe'nin yerini yaratmıştı. Aynı inanışa göre Kabe'nin temelleri yerin yedi kat altına kadar uzanır.
İlk tavaf ne zaman oldu?
Hz. Muhammed'in oğlu Hz. Hüseyin'in oğlu Muhammed, babası ile bir adamın arasında gecen ilginç bir konuşmaya tanık olduğundan söz eder. "Babam ile beraber Mekke'de Mescidi Haram'daydik. Babam Kabe'yi tavaf ediyordu, ben de onun arkasından gidiyordum. Birden babamın yanına bir adam yaklaştı ve şöyle dedi: 'Ey Resulullah'ın oğlu! Sana bir şey sormak istiyorum'. Babam ise tavaf bitinceye kadar adamla konuşmadı. Daha sonra babam tavafını bitirdi ve Kabe'nin oluğunun (mizab) altında durdu. O adam tekrar geldi ve babama şunu sordu: 'Kabe'yi tavafın başlangıcını soruyorum. Tavaf ne zaman, nasıl ve niçin yapılmıştır?' Şam yöresinden geldiğini öğrendiğim bu adama babam şunları anlattı:"
"Yeryüzüne bir halife göndereceğim"
"Şam'lı kardeş, şimdi sana söyleyeceklerimi iyi ezberle ve doğru olarak anlat. Kabe'yi tavafın başlangıcı şöyledir: Allah meleklere, 'Ben yeryüzüne bir halife göndereceğim' dediği zaman melekler ona, 'Ey bizim Rabbimiz! Halife, yeryüzünü fesada uğratacak, orada kanlar akıtacak, düşmanlıkta bulanacak, suç ve cinayet işleyecek kimselerden, yani bizden başkasından mı tayin olunacak? Rabbimiz, o halifeyi bizim aramızdan seç' şeklinde ısrar ettiler. Allah ise şöyle dedi: 'Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi de bilirim.' "
Gökteki beyt
"Melekler bunun üzerine Rab'larına karşı yaptıkları bu itirazdan ötürü, O'nun gazabını anlayarak Arş'a sığındılar. Başlarını yukarıya kaldırarak Allah'a yalvarmaya başladılar. Bu şekilde hiç durmadan saatlerce arşı tavaf ettiler. Bu hareketlerinden ötürü Allah meleklere acıdı. Bundan sonra da Allah arşın altında dört direkli bir 'Beyt' (ev) koydu. Bu Beyt'in direklerini kırmızı yakuttan süsledi ve ona Beyt'üd Darrah adını verdi. Sonra da meleklere şöyle dedi: "Arşı tavaf etmeyi bırakın da bu Beyt'i dolaşın.' Bunun üzerine melekler bu gökteki Beyt'in çevresinde tavafa başladılar. (Bazı araştırmacılar Darrah'ın, gökte tam Kabe'nin hizasında bulunduğunu ve buna da Beyt'ül-Mamur denildiğini öne sürüyorlar).
Melekler Kabe'nin temelini kazıyorlar
Yine bir diğer İslam inancına göre, Âdem, cennetten yeryüzüne indirildiğinde, Allah onu teselli etmek için melekler aracılığıyla yeryüzüne bir beyt indirmişti. Melekler yeryüzüne inip Kabe için yedinci kata kadar varan bir temel kazdılar. Temele ancak otuz kişinin kaldırabileceği büyüklükte taşlar yerleştirdiler. Âdem de bu sağlam temelin üzerine cennetten indirilen beyti yerleştirdi. Ve onun çevresinde ilk tavaf eden kişi oldu.
Tufan'da kayboldu
Nuh Tufanı'nda ise Kabe'nin yeri kayboldu. Tufan'dan, Hz. İbrahim'in zamanına kadar yeri de belirsiz kaldı. Sadece Kabe'nin bulunduğu alan biliniyordu. Bu yer de kırmızı topraklı ve sel sularının ulaşamayacağı kadar tümsek bir tepe durumundaydı. Yeri kesin olarak belli olmamakla birlikte, insanlar tarafından Kabe'nin yerinin bu bölgede olduğu biliniyordu ve tıpkı bugün olduğu gibi o zaman da yeryüzünün çeşitli yerlerinden insanlar Kabe'nin bulunduğu bölgeye gelip dua ederlerdi, ibadet ederlerdi.
Esrarengiz bulut
Bu durum Hz. İbrahim'in Allah tarafından Kabe'nin yeniden inşa edilmesiyle görevlendirildiği zamana kadar sürdü. Bu konuya ilişkin kaynaklardaki bilgilere göre Kabe'nin Hz. İbrahim tarafından inşasında birtakım esrarengiz olaylar oldu. Sözgelimi Hz. İbrahim, Kabe'yi inşa etmek için Mekke'ye geldiğinde, yanında bir melek ve 'Sekine' adı verilen bir "şey" vardı. Sekine'nin ne olduğu konusunda çelişkili ve farklı bilgiler öne sürülüyor. Kimilerine göre, Sekine iki kanadı ve kedi başı gibi bir başı olan ve çok hızlı uçan bir "kuş" idi. Kimilerine göre ise Sekine'nin insan yüzüne benzeyen bir yüzü vardı ve bir tür inilti sesi çıkarırdı. Daha başkaları ise Sekine'nin hoş bir rüzgâr olduğunu öne sürüyorlar.
Müslüman hacıların Kabe' de tavaf ettikleri sırada çekilen bir gece fotoğrafı, islami inanışa göre ilk tavaf Âdem Peygamberden önce melekler tarafından yapıldı. Meleklerin gökte tavaf ettikleri yer, tam bugünkü Kabe'nin bulunduğu yerin üstündeydi
Bulut yere iniyor
Hz. İbrahim, bugünkü Kabe'nin bulunduğu yere gelince Sekine, ona, "Burada dur!" dedi. Kabe'nin yeri bu şekilde belirlendikten sonra Sekine, içinde baş şekli bulunan bir bulut biçiminde yere indi. Bulut ona Kabe'nin inşa edileceği yer üzerinde görünerek şöyle dedi: "Ey İbrahim! Rabbin sana bu bulutun altında ve onun ölçüsünde bir temel kazmanı emrediyor." Hz. İbrahim de bulutun gösterdiği ölçülerde yeri kazmaya başladı. Oğlu Hz. İsmail de ona yardım ediyordu. Bir süre sonra Kabe'nin Adem tarafından inşa edildiği zamanki ilk temeline ulaştılar. Bundan sonra meleklerin de yardımıyla Kabe inşa edilmeye başlandı. Kabe'nin inşasında kullanılan taşların, Sina, Lübnan, Hira, Zeytinlik ve Cudi dağlarından getirildiği söyleniyor.
Kabe'nin kapısının üzerindeki siyah örtü hac mevsiminde kaldırılır. Kapıya el sürmek hacıların yerine getirmesi gereken bir davranış olarak kabul ediliyor
Levite olan taş
Kabe'nin yüksekliği yerden bir adam boyu olunca bulut birden kayboldu. Bundan sonra Kabe'nin duvarları inşa edilmeye başlandı. Hz. İsmail taş taşıyor, yaşlı babası Hz. İbrahim de duvar örüyordu. Fakat binanın duvarları yükselip de insan boyunu aşınca Hz. İsmail özel bir taş getirdi. Bu taş denildiğine göre yere temas etmiyordu ve Hz. İbrahim'in ihtiyacına göre alçalıp, yükseliyordu. Kabe' nin duvarı Hacer-ül Esved taşının bulunduğu
yere gelince Hz. İbrahim oğluna şöyle dedi: "Bana öyle bir taş getir ki, onu bu köşeye koyayım." Bunun üzerine Hz. İsmail, babasının istediği taşı bulmak için çevrede dağlara çıktı. O sırada kırşısına Cebrail çıktı ve ona Hacer-ül Esved taşını verdi. Taş böylece bugünkü yerine yerleştirildi.
İnsanlar kirletmeseydi, şifa verecekti
Hz. Muhammed'in ise Hacer-ül Esved ile ilgili olarak şöyle dediği söyleniyor: "Bu taş eğer cahiliye devrinin pislikleri ve kirleri ile kirletilmiş olmasaydı onunla her türlü hastalık, veba ve musibetten kurtulmak için Allah'tan şifa istenirdi. Allah elbette bir gün onu ilk yarattığı şekle döndürecektir. O, cennet yakutlarından beyaz bir yakut idi, fakat, Allah onu, kötülerin günahlarından ötürü değiştirip, ziynetini zalim ve günahkârlardan gizledi. Çünkü onlar, cennetten çıkma bir şey bakmaya layık değillerdir."
Cennetten getirildiğine inanılan Hacer-ül Esved taşı, Hz. Muhammed'e göre bu kara taş önceleri bembeyazdı, insanların günahları onu kararttı.
"Hacer-ül Esved cennete dönecektir"
Hz. Muhammed'in Hacer-ül Esved ile ilgili diğer sözleri de şöyle: "Hacer-ül Esved cennet taşlarından bir taştır. Eğer ona kirli eller dokunmasaydı, şimdi aynen indiği şekilde kalacaktı... Hacer-ül Esved Allah'ın yeryüzündeki sağ elidir. Allah onun vasıtasıyla kulları ile tokalaşır... Cebrail, Hacer-ül Esved'i cennetten getirdi ve onu gördüğünüz yere yerleştirdi. O sizin desteğinizdir. O durdukça siz iyilik üzerinde kalırsınız. Ona gücünüz yettiği kadar yapışın. Çünkü şüphe yoktur ki, Cebrail bir gün gelip onu getirdiği yere götürecektir... Hacer-ül Esved cennet yakutlarından bir yakuttur. Dönüp gideceği yer de yine cennettir."
İbni Abbas ise şöyle diyor: "Yeryüzünde cennete ait sadece iki varlık vardır. Bunlardan biri Hacer-ül Esved, diğeri ise Makamı ibrahim'dir. Eğer bunlara müşriklerin elleri dokunmamış olsaydı, onlara dokunan kimselere Allah şifa verecektir."
Dünyaya ait değil
Hacer-ül Esved taşı, Kabe'nin doğu köşesinde, kapıya yakın bir yerde ve yerden 1,5 metre yükseklikte yer alır. Bu taş, 30 cm çapında, yumurta biçiminde, hafif sarı ve kırmızı damarlı bir taştır. Bilim adamları Hacer-ül Esved'in yüzyıllardır çeşitli etkilerle karşı karşıya kalmasından ötürü, onun yapısını anlamanın son derece güç olduğunu söylüyorlar. Ayrıca bu taşın yeryüzünde kendi türünde "tek" olduğunu öne sürenler de var. Bazı araştırmacılar da Hacer-ül Esved'in dünyaya ait bir taş olmadığını, başka bir dünyadan getirilmiş olabileceğini belirtiyorlar.
Kabe ve 19 sayısı
Öte yandan, gizemli 19 sayısının Kabe ve çevresinde de ortaya çıktığı görülüyor. Derinlemesine olmamakla birlikte, yapılan küçük bir inceleme, şu sonuçlan ortaya koydu: Kabe' nin de içinde bulunduğu Mescid-ül-Haram'ın kapılarının sayısı 19'dur. Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim'in arasındaki uzaklık 19 metredir. Kabe'nin içerisinde bulunan levhaların toplam adedi 38'dir (2X19). Bu levhalardan yine 19 tanesi yeşil renktedir. Kabe'nin güney köşesi (Rükn-ül-Yemani) ile doğu köşesi (Rükn-ül Esved - Hacer-ül Esved'in bulunduğu köşe) arasında 19 taş vardır.
Ruhsal enerji merkezleri
Yazılı tarihin bilgilerine göre Kabe'nin ne zaman, hangi uygarlık zamanında, nasıl ve niçin yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi yok. Bazı gizemciler Kabe'nin, yeryüzünün en büyük ve en güçlü ruhsal enerji merkezi olduğunu belirtiyorlar. Onlara göre yeryüzünün çeşitli yörelerine dağılmış durumda bulunan psişik enerji santralları var. Esrarengiz yeraltı ülkesi Agarta, Paskalya Adası'ndaki dev heykeller, İngiltere'deki Stonehenge megalitleri, ve Piramitler bunlardan sadece birkaçı. Öte yandan, bilindiği gibi ley araştırmacıları da bu söz konusu noktalarda, "ley enerjisi" adını verdikleri fakat içeriği tam olarak bilinmeyen bir enerjinin akıştığından söz ediyorlar.
Eski insanlar ve enerjinin odaklandığı noktaları şu ya da bu şekilde biliyorlardı ve bu odak noktalarına çeşitli yapılar kurmuşlardı. Tarihin çeşitli dönemlerinde insanların buralarda dinsel törenler düzenledikleri biliniyor.
Hacıların Safa ve Merve arasında yapmaları gereken yürüyüşten bir görünüş
Hatta Druid rahiplerinin izleyicileri günümüzde bile, yılda bir kez Stonehenge megalitleri çevresinde toplanıp dinsel tören yapıyorlar. Fakat kuşkusuz tüm bu enerji merkezleri artık, o ilk etkinliklerini kaybetmişe benziyorlar.
Kabe'nin, Hacer-üI Esved ve Makamı İbrahim'in İçinde yer aldığı Mescid-ül Haram. Mescid-ül Haramın 19 kapısı var. Ayrıca Hacer-ül Esved ile Makamı İbrahim arasındaki uzaklığın da 19 metre olduğu belirtiliyor.
Kozmik enerjileri topluyor
Eğer gerçekten Kabe denildiği gibi bir ruhsal enerji merkezi ise, etkinliğini hâlâ tüm canlılığıyla sürdürüyor demektir. Kabe'nin, birtakım kozmik enerjileri bünyesinde toplayarak yeryüzüne dağıttığı, böylece bir tür transformatör işlevi gördüğü söyleniyor. Bunun sonucunda da her gün milyonlarca Müslüman, Kabe yönüne dönerek oradan yayılan psişik enerji ile uyuma geçiyorlar. Ayrıca, namaz sırasında yapılan hareketler de bu
enerjinin, insanın ruhsal ve fiziksel varlığının tüm unsurlarına nüfuz etmesini sağlıyor. Kabe'de tavaf yapıldığı zaman ise, yani enerjinin odak noktasının çevresinde dönüldüğü zaman bu psişik enerji ile en üst düzeyde bağlantı kurulduğu an oluyor. Nitekim insanların tavaf sırasında birtakım normalötesi olaylar yaşadıkları söyleniyor. Bunların arasında zaman kaymaları, ışınlama olayları, apor olayları, çeşitli ruhsal görüntüler var. Hatta tavaf sırasında gökte uçandaire gördüğünü söyleyenler bile var.
Şeytan taşlama yeri. İslam inanışa göre Hz. ibrahim, oğlu İsmail'i Allah'a kurban etmek istedi. Denildiğine göre Hz. ibrahim'i böyle yapmaya zorlayan şeytan oldu. Hz. İbrahim önce buna karşı çıktı ve Şeytan ile aralarında bir mücadele başladı. Şeytan, Hz. ibrahim' e taşlar atmaya başladı. Bu olayın geçtiği yer olduğuna İnanılan noktaya sonraları fotoğrafta görülen sütun dikildi. Bu sütuna taş atılarak şeytan'ın kovulacağına inanılıyor .
Kıyamet günü tanıklık yapacak
Hacer-ül Esved taşının ise Dünyadışı bir kökeni olduğu öne sürülüyor. Ayrıca Hacer-ül Esved'in, öyle sadece basit bir taş olmanın ötesinde evrensel düzeyde bir işlevi olduğu belirtiliyor. Bu işlevin ise Dünyadışı zekâlarla bağlantılı bir tür kozmik bilgisayar olabileceği düşünülüyor. Nitekim, bazı gizemciler, Hz. Muhammed'in şu sözünün, ancak bu şekilde bir anlam kazanabileceğini vurguluyorlar: "Şüphesiz, Allah bu taşı, göreceği iki gözü ve kendisini öpenlere şahitlik yapacağı bir dili ile kıyamet gününde insanlar için konuşturacaktır."
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
. . .
konu çok güzel bilgiler dolu ancak bazı arkadaşlar nedense hiçbirşey bilememelerine rağmen ısrarla bazı dayatmalarda bulunuyorlar.
barnaba incilinin ne olduğu zaten ortada ama ısrarla bir savunma çabası.maksat muhammed olsunda çamurdan olsun
hala neden 4 incil var yada isa'ya inen incil hangisi gibi son derece basit mantıklar yürütülüyor.
garip...
gavriel, Ne demek istediğin
gavriel,
Ne demek istediğin (yazıpta) belli değil bu "MANTIK" olayını ne için nereye bağladın
açıklasan memnun oluruz.
Bu hiç bir şey bilmeyen arkadaşlar kim mesela ve neyi dayatıyorlar...
Hala 4 İncil var veya yok İsa a.s. ma inen İncil hangisidir siz usta olarak açıklasanızda
öğrensek ne dersiniz basit olmayan inandırıcı bir MANTIK" yürüterek...
BUYRUN...
Sayın gavriel.
Ben size naçizane,kendi
Ben size naçizane,kendi hayatımdan deneyimlediğim birkaç husustan yola çıkarak "yanılgı" üzerine birşeyler söyleyeyim..
"Tarihte ilk düzenli ordu birlikleri Mete Han'tarafından oluşturulmuş olup, on kişinin başına onbaşı, yüz kişinin başına yüzbaşı koymak, ve bölükler ve taburlar oluşturmak yoluyla vs..vs.."
Okullarda hala böyle mi öğretiliyor bilmiyorum ama ben öğrenciliğimde böyle okumuştum.Bugün pek çok insanın da bu informasyonu doğru kabul edip buna yürekten inandığını biliyorum.Lakin bu sav bırakın doğru olmayı, iddaa edilmesi bile komik düşecek bir savdır.Mete Han'ın zamanından ikibin yıl kadar geriye gitseniz dahi orada ROMA vardır ve Roma ordusu çok daha derin ve işlevsel bir organizasyon şeması içinde bütün haşmetiyle durur.Bölük, takım, tümen vs gibi pek çok askeri terimin kökeni de bu nedenle latincedir.
Sadece bir örnekti..Herhangi bir yanılgıyı referans kabul ederek konuşmaya ve yazmaya başlarsanız, ciddi platformlarda komik duruma düşeceğiniz aşikardır..Hristiyanlık, incil, isa, vs..Müslümanlar nasıl ki kendilerini hristiyanlar tarif etsin ve tanımlasın istemezler,biz de aynısını onlara yapmayalım lütfen.Hem hristiyanlığı istediğin gibi tanımla,hem bu kendince tarif edip tanımladığın özne üzerinden istediğin soruları sorup yine kendin cevapla, sonra da de ki "bu da hristiyanlığın bu sorulara verdiği cevaplardır"..biraz körler sağırlar birbirini ağırlar gibi oluyor..ya da askeri tarihi istediğimiz gibi yazıp bir de üstüne kendi kendimizi taçlandırmamız gibi..
Karl Marks üzerine tek kelime dahi okumamışken, "Marks aslında ne demek istemişti" kitabının okunması öngörülemez.
Hristiyanlığın ya da
Hristiyanlığın ya da museviliğin ne olup ne olmadığı kuran'dan öğrenilemez.Tıpkı islamiyetin ne olup ne olmadığının hristiyanlardan veya musevilerden öğrenilemeyeceği gibi. Bunu söylerken bu dinlerin ve onların kutsal kitaplarının birbirleri hakkında ne dediği hiç önemli değildir demiyorum.
Benzetmek gibi olursa eğer, mesela Tarih "Nutuk" okuyarak öğrenilmez demenin, "Nutuk" un önemsiz ve değersiz bir kitap olduğu anlamına gelmeyeceği gibi..Evet,Tarih "Nutuk" okuyarak öğrenilmez, ancak tarihi anlamak isteyenlerin okumaları gereken kitaplardan birisi de "Nutuk" tur ve bu anlamda da yeterince önemli bir kitaptır.Ancak Nutuk bize tarihte ne olmuşun cevabını veren bir kitaptan çok, her ne olmuşsa ve her nasıl olmuş olursa olsun, aslında nasıl düşünmemiz gerektiğini anlatmak derdinde olan bir kitaptır.Bu anlamda sadık takipçileriyle beraber düşmanlarının olması da normaldir.
Benzer bir şekilde,islami literatür üzerinden hristiyanlığı anlamaya çalışan kişinin anlayıp anlayacağı da, aslında hristiyanlığın ne olup olmadığından ziyade,hristiyanlıktan ne anlaması gerektiği olacaktır.
Tüm bu komedi bir yanıyla da, örneğin "Çanlar Kimin İçin Çalıyor?"u bir edebiyat eleştirmeni tarafından yazılmış başka bir kitap üzerinden anlamaya çalışmaya benzer.Hatta pardon, buna bile benzemez! Bir de üstüne farz etmeniz gerekir ki, çanlar kimin için çalıyor üzerine okuduğunuz kitabın yazarı olan zat-ı muhterem de, aslında Hemingway'ın romanlarını yazanın Hemingway değil,ne bileyim onun gizli sevgililerinden birisi olduğuna hükmetmiş olmalıdır kendince..hadi şimdi çık bakalım çıkabilirsen işin içinden..
Hristiyanlık üzerine konuşurken benim çoğu kez şahit olduğum durum, ne hikmetse bir tür "ben arkadaşın yerine cevap vereyim" durumu oluyor..Sorulan sorulara Kuran üzerinden cevap vermek konusunda bir müslüman için ben açıkcası pek fazla sakınca görmüyorum.Hadi arkadaşın yerine cevap vereyim kısmını da geçtim, ama benim vahim bulduğum şey, o soruların da bizzat ben arkadaşın yerine cevaplayayım diyenler tarafından ve yine kendi cevap mantığından feyiz alarak türetilmiş olması..Çünkü bu mekanizma, kendini haklı çıkarmak adına önce olumsuzlayacağı bir cevabın tanımını oluşturur, ardından bu cevaba düşecek soruyu üretir ve sorar, en nihayetinde de kendisini tutamayıp "arkadaşın yerine" cevaplar..Örnek mi? "Sonradan tahrif edilmiş bir kitabın Tanrı sözü olduğu nasıl söylenebilir?" ee, pes vallahi:-)
Küçük bir ipucu; "Çünkü neden?" cümlesiyle başlayan bütün sorular da aşağı yukarı bu adrese postalanır..
Son olarak,islamda kuran'ın yeriyle hristiyanlıktaki incil'in yerinin aynı olduğu düşünülebilir..AMA MAALESEF DEĞİLDİR....Basit olarak ele alındığında her dinin bir kitabı var, bu kitap islamın o kitap hristiyanlığın diye düşünülebilir..bir din, bir kitap, kuran, incil, ne var yani denebilir..Ama kazın ayağı maalesef öyle değil..Islam'da kuran'ın yerini hristiyanlıkta incil'in yeri ile değil, Isa'nin yeri ile kıyaslayabilirsiniz..Böyle olunca da işin bütün rengi kokusu kıvamı değişir zaten..
Sorularını kendi cevaplarından türetenler,ve daha sonra da cevaplarını kendi ürettikleri sorularda aklayanlar için biraz zor olabilir..ama durum maalesef budur, herkese selamlar:-)
İsa.a.s
İsa a.s diye biri yoktur öncelikle nasıralı isa yahudiler kralı vardır.isanın varlığı yada yokluğuda kesin değildir sadece simyasal kabalistik ve birçok öğretinin günümüze taşınmasında yaratılan hayali bir kişilikte olabilir.bu o kadarda önemli değil yaşayıp yaşamaması ama ben yaşadığını düşünüyorum.
isa'ya inen birşey yok ineceğede benzemiyor.isa'nın hayatını anlatır incil
biraz okursanız anlarsınız isa'ya tanrı bak isa bu senin hayat hikayen bak anlat insanlara diyecek diye düşünüyorsanz bilemeyeceğim.
ayrıca üsteki yorumlar için şunları söyleyebilirim evet hristiyanlık bir kitap inancı değişldir.kitap inancı değilden kastım kitap bir araçtır.müslümanlıkta ise kuran artık amaç boyutuna gelmiş bişeydir.islamın özü budur demiyorum ama bunu yapıyorlar.
Sözün özü
Yukarılarda da yazdığım gibi, İsa'ya kitap falan inmemiştir...
xenix: Yanlış öğretmişler...
Şaşılacak bir şey
Şaşılacak bir şey yok..Hristiyanlığı islami literatür üzerinden öğrenmeye çalışan kişinin öğrenip öğreneceği, hristiyanlığın ne olup ne olmadığından çok, hristiyanlıktan ne anlaması gerektiği olacaktır.
Hal böyle olunca İsa'ya kitap da iner, inen kitap tahrif de edilir, her bir şey mümkündür.
Öz,söz
Sayın xenix ve gamaro,
Hz İsa a.s. yaşamışmıdır...
İznik konsili olmuşmudur...
Pavlus kimdir...
Hz. Meryem e ve dolayısı ile Hz İsa ya Yahudilerin kızgınlığı neden dir...
Bu sorduklarımı yanıtlarsanız memnun olurum...
Buyrun.
Isa'nın gerçekten
Isa'nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını nasıl tespit edebiliriz? Terminolojik bir hataya düşmek istemem, ama örneğin Sezar'ın gerçekte yaşamış veya yaşamamış olduğu nasıl tespit edilebilirse bu da aynı şekilde olabilir diye düşünüyorum.Tarihi kayıtlar, onları destekleyen arkeolojik bulgular, döneme ait belgeler, vs, vs. Bu anlamda Isa gerçekten yaşamış mıdır sorusunun cevabı bir şekilde verilir, ya da verilemez,orasını bilemem.(Benim kişisel kanaatimi soruyorsanız eğer,ben yaşadığına inanıyorum)
Ama asıl önemli olan, bu sorunun kime sorulacağı, yani yanıtlayıcı olarak kimin ya da neyin muhattap alınacağıdır.Isa gerçekten yaşamış mıdır sorusu, bu anlamda incil'e ya da kuran'a yöneltilemez.Daha doğrusu ne onlar yaşamıştır dedi diye yaşamış olur, ne de yaşamamıştır dediler diye yaşamamış.
İzmir konsülü toplanmıştır, Pavlus üzerine az çok okudum.Geri kalanını da vakit bulunca cevaplamaya çalışırım.Ama konu dönüp dolaşıp bir yerde yine Barnaba inciline gelecekse eğer, o konu da bel bağlandığı ölçüde sahih değildir..
İSA a.s.
İsa a.s. zamanından günümüze arkeolojik bir kalıntı (Sezar'dan kalan) kalmamış olabilir fakat koskoca Roma imparatorluğu dini olacak olan Hırıstiyanlık izafi bir olgu
değil herhalde yanlız bu kanıt bile İsa a.s. mın yaşadığını ve İncil in Vahy edildiğinin bir göstergesidir ha burada Barnabas İncili ni yazmaya da gerek yok ve Yazılan İncillerin İsa a.s. dan sonra yazılmış olmasıda bu gerçeği değiştirmez o zamanın politik,Dini,Askeri ortamı düşünüldüğünde ( mesela pavlus un durumu) İsa taraftarlarının uğradığı takibat ve eziyetler bazı şeyleri açıklar...
Şimdilik.
Gamara dostum bu sitede
Gamara dostum bu sitede Bilgisev Üstadın yazılarını ve Kazım Mirşan'ın çalışmalarını okursanız Türk tarihi M.Ö. 30.000'lere kadar gitmektedir. Ve öyle Roma ile filan kıyaslanamaz. Dünyada askerlik stratejisinde Türklerden daha üstün bir millet yoktur. Hepsini Türklerden almışlardır.
Latinceden gelmedir diyorsunuz. Peki latince nerden gelme? Bunu hiç düşündünüz mü? Latincenin eski Türk alfabesinden alındığını, Roma kültür ve medeniyetinin, askerlik sanatının Orta Asya'dan Anadoluya göç eden, oradan da İtalya'nın kuzeyine göç eden ETRÜSK Türklerinden alındığını okumadıysanız bu sitede Bilgisevin yazılarında okuyabilirsiniz.
Etrüskler ve Roma medeniyeti konusunda Bilinmeyen ünlü Türkler konumda yazılar asacağım.
Hz. İsa ve İncil konusuna gelince; Elbette herkes tarihi olayları kendi inandığı kutsal kitaplardaki gibi yorumlar. Bunun aksi düşünülemez. Çünkü eğer o din kitabında anlatılanlara inanmayacaksak, o dine inanmanın da anlamı olmaz!
Kuran'ı ele alalım; İslama göre Allah birdir ve bütün dinleri o göndermiştir. Musevilik, Hristiyanlık, İslam ve geçmişte gönderilen diğer dinler, kitaplar, Davut Peygambere gönderilen Zebur gibi, hep bir olan Allah tarafından gönderilmiştir ve aynı inancı yani Allahın birliğini ve gönderilen peygamberi anlatan TEVHİD dinidir.
Şimdi böyle olunca eğer son din olan İslam ve onun kitabı Kurana inanıyorsanız, Kitabın içinde geçmiş dinlerle ilgili anlatılan olaylara ve tarihlere de inanmak zorundasınız. Eğer elinizde bilimsel bir bilgi yoksa tek dayanak noktanız kutsal metinlerdir.
Ama eğer bu kutsal metinlerdeki bilgilerde çelişki varsa ve doğru olması mümkün değilse o zaman o kutsal metin sorgulanır. Ama ben Kuranda böyle bir şey göremiyorum. Şu ana kadar Kurandaki tarih bilgileri yadsınabilmiş değildir. Şu bilgi yanlıştır denememiştir.
Dolayısıyla bu durumda Kuranın doğruluğuna inanmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor.
İncile gelince, İncille Kuranın aynı kategoride olmadığını, karşılaştırılamayacağını söylemişsiniz. Yani İncillerin İnsan yazımı olduğunu ve Allah tarafından kitap gönderilmediğini söylüyorsunuz ve Hristiyanlar da bunu kabul ediyor. Ama ben mantıklı düşününce şunu soruyorum; kitabı olmayan, Allah tarafından gönderilmiş bir kitabı olmayan bir din, bir peygamber olabilir mi? Bir dinin kutsal kitabı çeşitli insanlar tarafından yazılmış kitaplar olabilir mi? Hristiyanların inancına saygılıyım, ama bu düşünceleri düşünmeden de edemiyorum.
Hz. İsa nasıl yahudi kralı olabilir? Yahudilerin Hz. İsa ve Hz. Muhammede karşı çıkmaları ve peygamberliklerini tanımamalarının tek nedeni onların Yahudi ırkından gelmemiş olmalarıdır!!
Onlara göre bir peygamber ancak bilgili, okumuş ve zeki Yahudi hahamlarının içinden çıkabilirdi! Dolayısıyla bir marangoz olan ve babası olmayan gariban İsa ile, dağda çobanlık yapmış, okuma yazması olmayan Muhammed nasıl peygamber olabilirdi? İşte olayın bam teli burası! Allah kibirli kelndini beğenmiş ve Allaha asi olmuş bir halk olan Yahudilere bir ders vermek için okuma yazması olmayan ve babası olmayan yoksul, gariban kişileri Peygamber yapmıştır!
Sonuç olarak benim demek istediğim; Hz. İsa diye, son peygamberden önce gelmiş ve 2. büyük bir peygamber yaşamıştır ve ona İncil adında bir kitap inmiştir. Bu kesindir. İleride bu gerçek İncil de bulunabilir. Barnaba İncilinin gerçek İncil olduğunu sanmıyorum ama sanırım gerçek İncilden alıntılar var. Yani gerçek incile en yakın İncil denebilir.
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
İncil...
aynı soruyuda hristiyanlar size sorabilir böyle kitao bağımlısı olan bir inanç nasıl oalbilir gibi siz kendi inancınız üzerinden kendi ahlaki değerleriniz üzerinden bu nasıl olur siyorsunuz.İncili şöyle düşünebiliriz tanrı herşeyi insanlığın eline vermiş incili yazanlar vahiy değil esinlenme yoluyla yazmıştır.yazılan yaznını tanrıdan onay alması gibi bişey bu.İncillerde hata olabilir ama bu incilin çok küçük ve çevirilerde olan hatalarıdır.
neden bunlara tanrı izin verdi derseniz tanrı özgür iradeye müdahale etmiyor ama kitabın özünün değişitirlmesinede izin vermiyor tabiki.
ve İsa bildiğiniz yahudiydi efendim.İsa'yı kabul etmemelerinin nededi şu incili okursanız isa nede nbenim bunca iyi davranışıma rağmen beni taşlıyorsunuz diyor.yahudilerde:seni iyi işlerin yüzünden taşlamıyoruz sen insna oldupun halde kendini tanrıyla bir tutuyorsun diyorlar isa ya.
isa'nın öldürülmesini nedeni açık ve nettir.Ve kurulsa baş kahin şöyle der.''tanrının oğlu mesih sen misin?''isa'da:söylediğin gibidir der.burda çok ilginç bişey var kahin orda isanın tanrının oğlu olduğunu açıkça biliyor ve tarının oğlu mesihin varlığını kabul ediyor İsa'da:söylediğin gibidir diyerek onu onaylıyor.
zaten sonra kahin üsütndekileri yırtıyor vb...
hiç komik olmayalım İsa eline kılıç almamış sevginin sınırlarını zorlayan bir insan
onu kabul etmemelerinin birçok nedeni olabilir ama asıl nedeni ben tanrının oğluyum
demesidir.İsa nasıl yahudiler kralı olablir diyosunuz?
onu kabul etmemeleri onun kral olmadığınımı gösterir fatihide zamanında halk sevmemiş ama padişah olmadığını mı gösterir böyle mantık olmaz.
ayrıca birçok yahudide ona iman etiştir ölümünden sonra onun krallığını kabul etmiştir.
ve haçın üzerinde boşuna INRI nasıralı isa yahudiler kralı yazılmadı efendim.
ve isa bilgisiz değildi sinagoglard Eğitim almıştı muhammed gibi değildir.bir yerde ailesini bırakıp çocuk yaşta yahudi din bilginleriyle tartıştığı yazılır lukada okursanız göreceksiniz.
ve en son yaptığınız sayın kutadgubilig peygamberleri hiyararşiye oturtmakçyok en büyük ikinci peygamber bu nasıl laftır!araba mı yarıştırıyosunuz peygamberin büyüğü küçüğü mü olur.
ve ayrıca siz düşmanını sev onlar için dua et.kılıç çeken kılıçla yargılanacak yada biri sana vurursa sağ yanağını çevir diyen birinin 2. 5. gibi derecelendirilebilecğeini mi söyliyorsunuz.merak etmeyin efendim isa'nın 1. oluş 2. olmuş pek umruda değil o böyle bir sıralamaya girmaz zaten.
saygılar efendim
Sinagog
Sayın gavriel,
İsa a.s. zamanında Sinagog varmıydı..
İyi araştır..
Bir ipucu! Yahudilerin sürgününden sonra olabilirmi..
Ne dersin sayın gavriel.
Var mıydı?
Musa, İsa'dan epey önce yaşadığına göre. İsa'yı yahudiler kabul etmediğine göre. Yahudilik olduğuna, Kudüs olduğuna göre. Heralde bu adamlar da ibadet ettiğine göre. Zannımca İsa döneminde sinagog olması, İsanın kendisinin olma ihtimalinden çok daha fazladır.
gamaro ve gavriel yeterince doğru söylüyorlar. Yapmanız gereken bir kiliseye gidip, "Papaz efendi, İsa'ya incil diye bir kitap inmiş midir?" diye sorup. Daha önceki öğrendiğiniz yanlış bilgileri bir kenara bırakarak, dinlemek olmalı.
xenix
Papaz
Eğer papaz'a gidip "İNCİL" hakkında soru sorarsak zaten hıristiyanlığın bu günkü durumuna düşüp "PAPAZ'I" buluruz.
Musa a.s. Kudüs'e hiç gitmişmi evvela onu bir araştır xenix...
Yahudilerin ibadet yeri Kudüs teki Mabed tir Ama İsa a.s. dan sonra sürgüne gittikleri yerlerde İbadet ihtiyaçları için Sinanog (havra) oluşmuştur...
Biline.
İmam
Hristiyanlığı imamlardan öğrenirseniz de olacağınız farklı bir şey değildir sevgili aron.
Ben Musa Kudüse gitmiştir diye bir şey demedim, nereden o anlamı çıkardınız anlamadım da. Yahudiliğin ve sinagogların olduğu belirtmek için Musa'nın çok daha önce yaşamış olduğunu söyledim sadece.
Adım adım okursanız cümlelerimi yanlış anlamadan yorumlayabilirsiniz.
xenix
Aslında.
Maide;
72 - Andolsun, "Allah, Meryem'in oğlu Mesih'tir" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih onlara: "Ey İsrailoğulları, hem benim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer cehenemdir. Zalimlerin yardımcıları da yoktur" demişti.
73 - "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
74 - Hâlâ Allah'a tevbe edip O'ndan af dilemiyorlar mı? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
75 - Meryem'in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlar!
116 - Ve Allah demişti ki: "Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı edinin' dedin?". "Hâşâ, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!".
117 - "Ben onlara sadece, senin bana emrettiklerini söyledim. Benim ve sizin Rabbınız olan Allah'a kulluk edin, dedim. Aralarında olduğum müddetçe onlara şahit idim, fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen yalnız sen oldun. Sen herşeyi görensin.
118 - "Eğer onlara azab edersen, onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen daima üstünsün, hikmet sahibisin".
119 - Allah buyurdu ki: "Bu, sadıklara doğruluklarının fayda sağladığı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır". Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.
120 - Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan herşeyin mülkü Allah'ındır. O herşeye kâdirdir.
Amenna ve Saddakna.
sevgili kutadgubilig,yani
sevgili kutadgubilig,demissin ya tabi ki normaldir öyle düşünmek diye..
yani sen,farzı misal hristiyan olarak dünyaya gelmiş olsa idin, islamı da hristiyanlığın anladığı gibi anlayıp yorumluyacaktın değil mi? Muhtemelen Aron da böyle yapacaktı mesela, ve hemen yukardaki kutucukta da kuran'dan değil incilden alıntılar olacaktı bu sefer, doğru mudur?
Şeytan bunun neresinde..
^^Arkadaşlar biri de beni aydınlatsın lütfen..binlerce yıllık olaylardan bahsediyoruz şunun şurasında Kurtuluş savaşı yaşanalı 100 yıl olmamış daha ama biz bu savaşı hangi olayın başlattığına bile karar veremiyoruz söylentiler diz boyu..O yüzden benim hiçbir kitabın orjinalliğine inanasım gelmiyor.Belki çok kestirme oldu ama Avrupa'nın karanlık çağını hatırlayın işin içine siyasi otorite toprak krallığı para pul hatun vs.. girdiğinde adamlar Allah'ını tanımadı papa da patrik de gününü gün etti bunlarda gerçek.. nitekim henüz zenginlik mal mülk düşkünlüğü gütmeyen insanların olduğu çağa girmiş değiliz ki birşey orjinalliğini korusun(öyle bir çağa gireceğimizde meçhul).En basitinden Humeyni nin elindeki de Kuran dı Yaşar Nuri Öztürk te aynı Kuran a inanıyor o zaman İranı şeriat Türkiye yi ılımlı islam yapan nedir?
Velhasıl kelam en iyi ihtimal Kuran ın diğer kitaplardan daha az değiştirildiği..bu durumda orjinal kısımları ancak iyi niyetli düşünen temiz iman sahipleri ayırt edebilir diye düşünüyorum..sanırım bu saatten sonra Allah ın da en büyük ibadet konusunda ilk sırada tuttuğu şey düşünmek olacaktır.(şahsen ben Tanrı olsaydım "en büyük ibadet "düşünmek" eylemi" diye buyururdum)..
Aydınlık
Siz aydınlanmışsınız(gaz lambası ile) ve düşünmeği (tefekkür) en büyük ibadet yapıp (sanki değilmiş gibi) ahkam kesmek adınada şirk in alasını kotarmışsın...
Senin bu yorumumların ajite adına başarı,fakat her zamanki gibi ucuz...
Temiz iman sahipleri adına konuşup (Kur'an ın orjinalliği) salık vereceğin biride olabilir bu durumda,yoksa bu konuda da uzmanmısın bak yorum gırla ama tek bir somut önerin yok...
Yaşar Nuri ve Humeyni, şia ve Sünni,evvela buradaki ayrımı öğren sonra ahkam kes...
Kurtuluş savaşı ve yakın tarihimiz için yazdığın yazı doğru bize en uzak olan,en yakın tarihimizdir tekerlemesini de bilirsin muhakkak ezcümle tahrik etmeden fikir beyanı olursa tartışmanında keyfi güzel olur,yoksa ben şöyle olsaydım,böyle olsaydım
lakırdıları seni ve tarihte senden çok,çok daha güçlü kimseleri alabora ettiği gibi seni ve şüreka takımını aşar...
Vesselam.
^^Sevgili Aron, Ahkam
^^Sevgili Aron,
Ahkam kesmenin anlamına sözlükten bir daha bakın(karşılığında kendi vesikalık fotoğrafınızı görürseniz şaşmayınız:)
Kuran ahlakına sahip olmadan nasılda Kuran'ı savunuyorsunuz.Saygılı olma konusunu henüz işlemediniz zannedersem.
Ayrımların farkındayım ayrımların ortak noktasının yaşanış biçimini eleştirdim zaten..
Bana öğüt vermenize gerek yok bahsettiğiniz garip amaçları gütseydim burda değil daha etkili yerlerde dile getirirdim emin olun;)
Velhasıl kelam benim inancım sizi bağlamaz ya da benim günahım sizi hiç bağlamaz ya da yanacaksam ben yanacağım tazzikli su tutmayamı geleceksiniz?
Yeni yorum gönder