Aşık Veysel’de Dini Tecrübe
Aşık Veysel’de Dini Tecrübe
Aşık Veysel’in şiirlerinin üç temel öğe etrafında döndüğü bilinmektedir.
Bu öğeler:
a) Doğa ve insan sevgisi,
b) Öğretici, eğitici olanlar ve
c) Tasavvuf şiirleri
Onun tasavvuf şiirlerinin şekillenmesinde babasının Ortaköydeki Mustafa Aptal Tekkesi’yle ilişkisinin ve ikinci hanımı ve çocuklarının annesi Gülizar Hanımı da Yalıncak Baba Tekkesinde tanımış olmasının etkili olduğu söylenmektedir. Şüphesiz
bu sayılan durumların etkisi olmuştur. Ancak, sadece bu iki faktöre dayalı olduğunu söylemek de mümkün değildir. Veysel’in şiirlerinde yer alan ana temanın dinsel içerikli olduğunu söyleyebiliriz.Yaşadığı yörenin halkının çoğunluğu “alevi” olmasına karşın o, çoğu alevinin dinsel tarafgirlik fanatizmine düşmemiştir. Bir bakıma döneminin siyasal algılama tuzaklarından özenle uzak durmuş, alevi inanışının özünü temsil eden ‘Tanrı her insanın yüreğinde yaşar’prensibini kendi yaşam felsefesinin odağına oturtmuş ve birlik, beraberlik
ve dostluk üzerine deyişleri ayrılık, tefrika ve fitne konularına tercih etmiştir. Şiirlerinde gördüğümüz kadarıyla temel temalardan birisi de; insanın acılarla olgunlaşıp, kutsalla birleşme/bütünleşme biçiminde kendini gösteren algılama biçimidir. Tanrı-tabiat ilişkisi ve bütünlüğü de şiirlerde bu düşüncenin yansımaları olarak görülebilir.
Duyu organlarının dış dünya ile ilgili algıları somuta dönük algılamaları
içerir. Bu duyumlar içerisinde duyu ile ilgili olanlar çok etkili bir içeriğe sahiptir. Veysel’de görme duyusunun olmaması, bu duyu için harcanacak enerjinin soyut alanlara kaymasına neden olmuştur.Bir bakıma sezgisel gücünü geliştirmiş ve hayallerini zenginleştirmiştir.Bilindiği gibi, züht hayatına yönelmek isteyen insanlar da dış dünya ile ilgili ilgilerini en aza indirebilmek için tenha yerlere
çekilme, az yeme ve içme gibi durumlarla kendilerini içsel aydınlanmaya
yönlendirme çabası içerisine girmişlerdir. Bir bakıma Veysel bu tecrübeyi doğal bir süreçte yaşamıştır. Gözlerinin görmemesi, yaşadığı dönemin imkansızlıları ve yoksunlukları ona bu tecrübeyi doğal olarak yaşatmıştır diyebiliriz. Aşık Veysel’in yaşadığı içsel aydınlanmanın halk şiiri geleneğindeki aşamasının kırk yaşlarında oluştuğunu görmekteyiz.“Dolu içme” kavramıyla açıklanmaya çalışılan bu
durumda aşıklık tacını giyebilmenin aşaması olarak çeşitli yaşantı biçimlerinin tecrübe edilmesi gerekmektedir. Aşık Veysel’in “dolu içme” tecrübesi kırk yaşları civarında olmuştur. Kendisi bizzat böyle bir tecrübeyi yaşadığını anlatmamakla beraber şiirlerinde onun izleri görülür. Örneğin:
1. Kırk yaşından sonra kalbime ilham/Erişti Mevla’dan bir ihsan oldu
Hakk’ı bilenlere hazırdır her an/İnkar edenlere sır nihan oldu
2. Elinden bir dolu içtim/Türlü türlü derde düştüm
Cümle varlığımdan geçtim/Senin yolunda yolunda
Yaşadığı bu içsel tecrübenin başkaları tarafından reddedilmesinin doğal olduğunu, tecrübeyi yaşayan olarak kendisinin buna sahip olduğunu, sahip olamayanın onun sırrını anlayamayacağını dile getirmektedir. Önde gelen bir din psikologu olan Jung, dini tecrübenin kişiye ait bir özellik olduğunu ve onun üzerinde tartışma yapılamayacağını,böyle bir tecrübe yaşamayan kişinin böyle bir tecrübe yoktur
demeye hakkı olmadığını, sadece kendisinin böyle bir tecrübeye sahip olmadığını söyleyebileceğini dile getirmektedir. Veysel’in yaşadığı bu tecrübe onu olgunlaştırmış, yaratılanlara duyduğu sevgi yaratandan kaynaklanan birliğin yansıması olarak kendini göstermiştir.Bu yansımanın ne denli olgunlaştığına örnek olarak ise ilk eşi Esma’nın komşuları ve o günlerde hizmetlerinde bulunan birisine
kaçtıktan bir müddet sonra tekrar evlerine geri döndüklerinde ve Veysel’le yine komşu olduklarında, ikinci eşinden olan çocuklarının Esma’ya kötülük yapmamalarını ve bazı durumlarda da yardımcı olmalarını öğütlemesini gösterebiliriz. Her ne kadar bazı şiirlerinde Esma’dan “zalim, kafir” diye söz etse de, bu deyimlerin yöresel kullanımlarında yapılan davranışın kötülüğü vurgulanmakta, terk edilmiş
olmanın içte açtığı yaranın sancısı dile getirilmektedir. Esma’nın onu terk etmesi Veysel’in bugünkü Veysel olarak tanınmasında dolaylı da olsa büyük katkılar yapmıştır. Aşık olunan dan ayrı kalma, aşkın boyut değiştirmesine ve ilahi aşka dönüşmesine katkı sağlamıştır diyebiliriz.
Şimdi Aşık Veysel’in bazı şiirlerinde yer alan içsel tecrübelere ait
örnekler verebiliriz:
Aşkın Beni
1. Aşkın beni elden ele gezdirdi /Cok dolandım bulamadım eşini
Beni candan usandırdı bezdirdi/Tuzlu imiş yiyemedim aşını.
2. Benim ile gezdin beni arattın /Beraber oturup beraber yattın
Türlü türlü güllerinden koklattın/Aşık ettin güle bülbül kuşunu
3. Altmış iki yıldır seni ararım/Tükendi sabrım yoktur kararım
Dağa taşa kurda kuşa sorarım /Kimse bilmez hikmetini işini.
4. Her millete birer yüzden göründün/Kendini sakladın sardın sarındın
Bu dünyayı sen yarattın girindin/Her nesnede gösterirsin nakşını.
5. Görenlere açık körlere gizli/Kimine göründün oruç namazlı
Veysel'e göründün cilveli nazlı/Tutan bırakır mı senin peşini.
Aşık Veysel’in bu dizelerinin ilk mısralarını okuyan kişide, öncelikle anlatılmak istenenin bir insanın bir insana olan aşkının ilanının yapıldığı izlenimi olacaktır. Ancak daha sonra gelen mısralar ve özellikle 4. mısra ve sonrası ilan edilen aşkın bu olmadığı, ilahi aşkın teşbihlerle örülü ilanının yapıldığı olacaktır. İlahi varlığın bu mısralardaki tecellisi panteist yada vahdet-i vücut felsefesinin yansıması olarak değerlendirilebilir. İlahi varlığın türlü türlü göründüğü fenomeni,aynı zamanda İlahi Zat’ın sıfatları olarak da değerlendirilebilir.
Bu algılama ile birlikte İlahi Varlığın kavranabilirliği ayrı bir nitelik olarak vurgulanmaktadır ve bunu ancak kalp gözü açıkların kavrayabilecekleri düşüncesi tasavvufi bakış açısının Veysel’in üzerindeki izleri olarak değerlendirilebilir. 5.mısrada dikkat çeken önemli bir nitelik de İlahi Aşk’ın kişiye göre değişebilir algılama örüntüsüne sahip olduğu ile ilgilidir. Veysel kendi İlahi aşk arayışını ve kendisindeki görünümünü “cilveli ve nazlı” biçiminde niteleyerek, bir bakıma
farklı ve zengin bir içselleştirme ile birleştirmektedir.Aşık Veysel şiirlerinde, tasavvufi içeriğin yanında, içinde bulunduğu dinsel yapının çıkmazları ile de ilgilenmiş ve bununla ilgili deyişler de dile getirmiştir. Bu türden şiirlerinde temel vurgu insanlık sevgisi, ırksal ve mezhepsel ayrılıkların doğurduğu toplumsal sancılar ve bu türden ayrışmaların ilahi anlayışa ve insanın kendini gerçekleştirme
ve olgunlaşma felsefesine aykırı olduğu vurgusudur.Bununla ilgili şiirlerinin başında “insanlık davası” adlı şiiri gelmektedir.Bu şiirinin bir bölümünde Veysel şöyle demektedir:
1. Allah bir Peygamber hak/Rabbülalemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak/Söyleyim geldi sırası
2. Bin bir ismin birinden tut/ Senlik benlik nedir sil at
Tuttuğun yola doğru git/Yoldan çıkıp olma asi
3. Şu alemi yaratan bir/Odur külli şeye kadir
Alevi Sünnilik nedir/Menfaattir varvarası
4. Cümle canlı hep topraktan/Var olmuşuz emir Hakk’dan
Rahmet dile sen Allah’tan/Tükenmez rahmet deryası
Aşık Veysel’in yaşadığı yöre Alevi olarak adlandırılmaktadır. Değişik zamanlarda kendisine Alevi-Sunni ayırımında; olduğu tarafı övücü, diğer tarafı yerici sözler söylemesi istendiğinde; onun bu türden ayrımcılığa taraf olma gibi bir niyet taşımadığını görüyoruz. Yukarıda yer alan şiirinin 3.dizesinde de yer aldığı gibi, bu tür ayrışma olgularının temel nedeninin menfaat olduğunu belirtiyor. Bu bağlamda
problemi tespit ve izlenecek çözüm arayışında sahip olduğu felsefi derinlik ise çok anlamlıdır; 4. dizede dile getirdiği gibi, menfaate dayalı ayrışmanın yanlış olduğu, Allah’ın rahmetinin bol olduğu ve herkese yeteceği, suni ayırımların anlamsız olduğu vurgulanıyor. Bu vurgunun odak noktasına ise yaratılış maddesinin aynı olduğu ve var olmanın sırrının burada saklı olduğu düşüncesini yerleştiriliyor.Tabiatta görülen farklılığın birden yansımalar olduğunu ve gerçeği
örtmemesi gerektiğini de vurgulamayı ihmal etmiyor. Bütün bu anlamlandırmalarıyla
onun derin bir hoşgörü ve insanlık sevgisi içerisinde olduğunu ve bunu yaradılışın hikmetiyle birleştiren tasavvufi bir bakış açısına sahip olduğunu görüyoruz. Onun bu ince anlayışını yansıtan diğer bir şiiri de “Sen Olmasan” adlı şiiridir:
1. Sen bir aşksın ben bir Mecnun/ Sen olmasan ben olmazdım
Sen bir gülsün ben bir bülbül/Sen olmasan ben olmazdım.
2. Ansızın kalbime girdin/Türlü türlü dertler verdin
Beraberce çekek derdin/Sen olmasan ben olmazdım
3. Bağrımdaki açan çiçek/Türlü koku türlü (i) renk
Bu bendeki olan gerçek/Sen olmasan ben olmazdım
4. Kalbimde yaşarsın her an/Varım yoğum sensin inan
Kalbimdeki aziz mihran/Sen olmasan ben olmazdım
5. Sensin benim cümle varım/Yoktur başka kisb ü karım
Hem yazımsın hem baharım/Sen olmasan ben olmazdım
6. Dokun Veysel tele dokun/ Coştu gönül etti akın
Sensin bana benden yakın/ Sen olmasan ben olmazdım.
Veysel’in bu şiirinde, Tanrısal Varlığın tabiattaki görünümlerine dikkat çektiğini görüyoruz. Aşık ve Maşuk’un sembolleri olarak “Gül ve Bülbül”, Dert ve Sabır”, “ Kalp ve Makam”, “Aşk ve Mecnun” ve “Çiçek ve Renk” gibi sembolik ifadelerle ilahi varlığa olan aşkını, duygularını ve iç yaşantılarını dile getirmektedir.Günlük yaşamımızın büyük bir bölümü çeşitli duyguların izlerini taşır. Aynı gün içinde sevinç ve keder, heyecanlılık hali ve düş kırıklığı,sevgi ve korku, umut ve umutsuzluk gibi duygu ve heyecanları yaşarız. Bu örneklemelere dayalı olarak duygu kişinin genel anlamda içinde eğilimlerini ve hallerini belirten iç yaşayışların temel fenomenleridir. İnsan yaşamı boyunca çeşitli duygu biçimlerini çeşitli
yaşantılar sonucu yaşar. Yaşam sonucu ulaşılan tecrübelerin insanda meydana getirdiği duygu türleri çeşit çeşittir. Genel olarak duygu insanda hoşa giden veya gitmeyen yaşantılar oluşturan ruhsal bir yapıya sahiptir. Duyguları doğuran faktörler farklı farklıdır. Ayrıca,duygunun yaşanması zamana ve kişiye göre değişiklik gösterebilir.
Aynı duygu nedeni aynı kişide farklı zamanlarda farklı algılamalar
da oluşturabilir. Aynı duygu faktörü aynı zamanda farklı kişilerde
de farklı farklı algılanabilir. Duyguların derinliği ve hissedilme
sıklığı bireylerde derin sevinç ve derin üzüntü/hayal kırıklığı gibi yaşantıları
da beraberinde getirir. Aşık Veysel’de dini duygu bu derin
yaşantıların etkisi altındadır. Bazen varoluşun sırlarını duyma, bazen
vecde dalma, bazen de düş kırıklığı olarak kendini gösterir. Ancak,
düş kırıklığının insanlara yansımasının ve değerlendirilişinin
farklı farklı olduğunu söyleyebiliriz. Onda oluşan hayal kırıklığı, varoluş
problemine dayalı olarak kendini ortaya koymaktadır. “Tanrıya
Hitap” şiiri bunun göstergesidir:
1. Bu alemi gören sensin/Yok gözünde perde senin
Haksıza yol veren sensin/ Yok mu suçun burada senin
2. Kilisede despot keşiş/ İs’Allah’ın oğlu demiş
Meryem Ana neyin imiş/ Bu işin var bir de senin
3. Kimden korktun da gizlendin/ Çok arandın çok izlendin
Göster yüzün çok nazlandın/ Yüzün mahrem ferde senin
4. Bin bir ismin bir cismin var/ Oğlun kızın ne hısmın var
Her bir renkte (i)resmin var/ Nerde baksam orda senin
5. Türlü türlü dillerin var/ Ne acayip hallerin var
Ne karanlık yolların var/ Sırat köprün nerde senin
6. Adem’i sürdün bakmadın /Cennete de bırakmadın
Şeytanı niçin yakmadın/ Cehennemin var da senin
7. Kainatı sen yarattın /Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar’attın/ Cömertliğin nerde senin
8. Evli misin ergen misin/ Eşin yoktur bir sen misin
Çark-ı sema nur sen misin/ Bu balkıyan nur da senin
9. Veysel neden aklın ermez/ Uzun kısa dilin durmaz
Eller tutmaz gözler görmez/ Bu acayip sır da senin.
Bu şiirinde O’nun Tanrının varlığından şüphe ettiğini, mutasavvıflarda görülen şathiyeden farklı bir düşünce biçimi içerisinde olduğunu söyleyenler varsa da gerçek öyle değildir. Onun bu şiirinde dile getirdikleri aşıkın maşukuna olan aşkının bir yansıması olarak nazını göstermektedir. Bu algılama, karşılığının mutlaka hoşgörüyle karşılanacağı anlayışına dayanmaktadır. Benzer içsel deneyimle ilgili diğer bir şiirindeki şu dizelerde(Güzelliğin on para etmez/Bu bendeki aşk olmasa Eğlenecek yer bulaman/Gönlümdeki köşk olmasa)aynı biçimde Tanrıya başkaldırı olarak değerlendirilmiştir ki bu değerlendirme biçiminin tutarlı olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Bu değerlendirmenin yanıltıcı olduğunu aynı şiir içindeki şu dizeler
ortaya koymaktadır:
Tabirin sığmaz kaleme/Derdin dermandır yarama
İsmin yayılmaz aleme/Aşıklarda meşk olmasa.
Kim okurdu kim yazardı/Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurdile gezerdi/Fikir başka başka olmasa
Güzel yüzün görünmezdi/Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi/Aşık ve Maşuk olmasa
Senden aldım bu firyadı/Buyimiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı/O sana aşık olmasa
Alemi yaratan olarak Allah’ın haksızlıklara göz yumması,Hz.İsa’ya Allah’ın oğlu denmesi ve Hz. Meryem’in babasız olarak Hz.İsa’yı dünyaya getirmesi, Allah’ın kendini daha somut olarak göstermemesi,Hz. Adem’in cennetten sürülmesi ve başına şeytanın musallat kılınması ve dolayısıyla cehennemin de var edilmesi gibi dini
problemlerin oluşmasına niçin neden olduğunu sormanın yanında kişisel probleminin de hesabını; o kadar cömert olmasına rağmen kendisini yoksunluklar içerisinde niçin bıraktığını da sormaktadır.Onun bu soruları düz bir şikayet ya da isyan olarak değerlendirilemez şüphesiz. Tasavvuf literatüründe şathiye olarak adlandırılan ve aşıkın maşukuna karşı derin sevgisinin bir tezahürü olarak ortaya çıkan bir yaşam tecrübesini ortaya kor. Aşıkın nazlanması olarak da nitelenen bu durum şiirin son dizesinde kendini ortaya koymaktadır: Bütün bunların bir sırrının olduğunu düşündüğünü,ama merakın neticesinde bu türden sorulardan kurtulamadığını
dile getirir. Kişisel tecrübe olarak da kendisinin durumunun niçin öyle olduğunu da sormaktan kendini alamaz. Dini tecrübede şüphe olarak da adlandırılan bu duruma bazen peygamberlerin de düştüğü bilinmektedir. Ancak, burada yer aldığı gibi salt bir şüphe kavramının yeterli ve kastedilen anlamı vermediği de açıktır. Onun için bu şüpheye “arayış şüphesi” veya “özde olanı/olması arzulananı arama” da denilebilir.
Veysel’in en umutsuz hayal kırıklılarının yer aldığı dizelerinde
bile o hayal kırıklıklarının altında bir hikmet arama ve teslim olma
ruhunun izlerine rastlamak mümkündür. Örneğin:
Neler yaptı bana kader/Uyansana kara bahtım
Yel değdikçe erir gider/Karşı dağda kara bahtım.
...
Tecellinin ters kalemi/Bana dar etti alemi
Dedim güzel sar yaremi/Çıkageldi hora bahtım.
Veysel’in şiirlerinin temeli varoluş ve bu varoluş içinde Tanrı’nın
varoluşsal gerçekliği hep yerini korumaktadır. ‘Sen Varsın Orda’ başlıklı
şiirinde, makro düzeyde varoluş gerçeğini dile getirmektedir:
Saklarım gözümde güzelliğini / Her neye bakarsam sen varsın orda
Kalbimde gizlerim muhabbetini / Koymam yabancıyı sen varsın orda.
Mevcudiyette olan kudreti kuvvet / Senden hasıl oldu sen verdin hayat
Yoktur senden başka ilânihayet / İnanıp kanmışım sen varsın orda…
HALİL APAYDIN
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 3
KAYNAKÇA
Agata Skopp. Aşık Veysel’in Şiirlerinin Karakteristik Özellikleri Üzerine,
Çev.: Neşe Yüce, www.alewiten.com/index7.htm
(26.1.2004)
Dündar, Ali. Dil ve Düşünce, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara
2001.
Erkuş, Adnan. Psikoloji Terimleri Sözlüğü, Doruk Yay., 1994.
Hökelekli, Hayati. Din Psikolojisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yay., Ankara
1998.
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?order=oto&un=8685
41&siir_id=41542&sair=3059&sira=4&adet=25
Jung, C.G. Psychologie und Religion, München, 1991.
Kaplan, Mehmet, Şiir Tahlilleri II, İstanbul 1980.
Kur’an-ı Kerim ve Yüce Meali, Terc.: Süleyman Ateş, Yeni Ufuklar
Neşriyat, ty.
Morgan, Clifford T. Psikolojiye Giriş, Çev.: Hüsnü Arıcı ve diğerleri,
Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü Yay., Ankara, 1993.
Öz, Gülağ. Anı Makale ve Röportajlarla Aşık Veysel Antolojisi, Uyum
Yay., ty.
Özmen, İsmail. Alevi-Bektaşi Şiirleri Antolojisi, c.5, Kültür Bakanlığı
Yay., Ankara, 1988.
Peker, Hüseyin. Din Psikolojisi, Aksiseda Matbaası, Samsun 2000.
Rohracher, Hubert. Einführung in die Psychologie, München-
Weinheim, 1988.
Tatçı, Mustafa, Edebiyattan İçeri Dini Tasavvufi Türk Edebiyatı Üzerine
Yazılar, Akçağ Yay., Ankara 1997.
Veysel Kaymak: Veysel’de Aşk Üçlemesi, www.alewiten.com
‘16.4.2004’.
Yalçın, Özkan. Aşık Veysel, Ötüken Yay., 2000.
Yavuz, Kerim. Çocukta Dini Düşünce ve Duygunun Gelişmesi, Diyanet
İşleri Başkanlığı Yay., Ankara 1983.
Yavuz, Kerim. “Yunus Emre’nin İçbenine Dini ve Psikolojik Yaklaşımlar”,
Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, c.9, Erzurum
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 3807 defa okundu

Sibel Atasoy

veyseli veysel olarak görelim
"""Tabirin sığmaz kaleme/Derdin dermandır yarama
İsmin yayılmaz aleme/Aşıklarda meşk olmasa.
Kim okurdu kim yazardı/Bu düğümü kim çözerdi
Koyun kurdile gezerdi/Fikir başka başka olmasa
Güzel yüzün görünmezdi/Bu aşk bende dirilmezdi
Güle kıymet verilmezdi/Aşık ve Maşuk olmasa
Senden aldım bu firyadı/Buyimiş dünyanın tadı
Anılmazdı Veysel adı/O sana aşık olmasa
Alemi yaratan olarak Allah’ın haksızlıklara göz yumması,Hz.İsa’ya Allah’ın oğlu denmesi ve Hz. Meryem’in babasız olarak Hz.İsa’yı dünyaya getirmesi, Allah’ın kendini daha somut olarak göstermemesi,Hz. Adem’in cennetten sürülmesi ve başına şeytanın musallat kılınması ve dolayısıyla cehennemin de var edilmesi gibi dini
problemlerin oluşmasına niçin neden olduğunu sormanın yanında kişisel probleminin de hesabını; o kadar cömert olmasına rağmen kendisini yoksunluklar içerisinde niçin bıraktığını da sormaktadır."""
Hiç alakası yok, "Dini tecrübe" gibi bir başlığın atılması, doğal motiflerin istenilen renge boyanması gibi bir şey olmuş ve de yazık olmuş..
Dizeleri hakkında böyle yorumlar çıktığını bilseydi, bu yorumlar içinde ayrı dizeler yazardı.. İnşallah kemikleri sızlamamıştır.
Veysel’in dinsel konuları
Veysel’in dinsel konuları anlatan şiirlerinde Ali’nin kültürü ile bağlantılı olan ve Alevilik için karakteristik sayılan ya da önemli dinsel konuları anlatan öğelere rastlanmaz. Sanatçı, dinsel inanışından açıkça söz etmez. Ama şiirlerinde derin bir hoşgörü görülür:
“Hiç, ama hiç unutmayacagım: 1955 yılının kış mevsimiydi. Şubat tatili dolasıyla Ankara’dan Sivas’a dönmüştüm. Arkadaşlarım: - Âşık Veysel burada dediler. Ali Baba Mahallesi’nde, İğneci Ali’nin evinde kalıyormuş. Kendisini arasan iyi olur. Hangi faytona binsen, seni İğneci Ali’nin kapısına götürür....
Şimdi Ankara barosu avukatlarından Vedat Karadeli’yle bir faytona atlayıp, aradığımız kapıya ulaştık. İçeri girdiğimizde Veysel’i zengin bir yer sofrasının başında bulduk. Bağdaş kurup oturmuştu. Fötr şapkası, her zamanki gibi başındaydı. Büyük bakır sininin etrafında birkaç kişi daha vardı. İğneci Ali bizi de ısrarla sofraya oturttu. Orada yemekte bulunlardan biri Veysel’i uyarmak istedi: - Aman Âşık dikkat et, dedi. Bu gelenler bizden değil, ikisi de Sünnî. Ona göre konuş haaa! O anda oda sanki sağır bir sessizlikle dondu. Kaşıklar elimizde kaldı. Âşık Veysel’in yüzüne baktım. Çiçek bozuğu yüzü kararmaya başladı. Elindeki kaşığı büyük bakır siniye atar gibi bıraktı. Başı bir süre göğüsüne düştü. Elleri caresizlik içinde birkaç defa döndü durdu, sonra kızgın kırgın bir sesle öfkesini boşalttı: -Yahu ne demek bunlar bizden değil sözü? Yahu ne demek Alevîlik: ne demek Sünnîlik? Hâlâ mı siz – biz kavgasındayız? Bu gelenler Türk mü? Türk! Müslüman mı? Müslüman! İnsan mı? İnsan! Daha var mı “bizden değil, sizden değil” ayrı mı? Allah aşkına, bırakın bu kafayı!”
(Bâkiler 1986: 26).
Ben de
statik le aynı fikirdeyim. Aşık Veysel ve islamın şeriat düzeyindeki anlayışını bir arada görmekte zorlanıyorum. Aşık Veysel dinden bahsetmez, dini yaşardı. Yaşadığı dinin ne olduğu konusunda ise hemfikir olacağımızı hiç zannetmiyorum.
xenix
"DİNİ TECRÜBE" :)
Hiç alakası yok, "Dini tecrübe" gibi bir başlığın atılması, doğal motiflerin istenilen renge boyanması gibi bir şey olmuş ve de yazık olmuş..
Dizeleri hakkında böyle yorumlar çıktığını bilseydi, bu yorumlar içinde ayrı dizeler yazardı.. İnşallah kemikleri sızlamamıştır.
patavatsızca yapılan yorumlara pek müsade etmeyeceğim.benim anlamadığım şu ki neden aşık veyselin kemikleri sızlasın.buna gerçekten sinirlendim.insanlar bu makaleleri oturduğu yerden sizin gibi klavyeyi önlerine alıp yazmıyorlar makalenin ne demek olduğunu bilirsiniz araştırma yazısı hepsinin altında kaynakçaları vardır.bilmiyorum kaynakçada tanıdığınız isimler var mı?
http://turkoloji.cu.edu.tr/HALK%20EDEBIYATI/rifat_araz_asik_veysel_siirinde-Dini_tasavvufi_egilimler.pdf
burada da sizi aydınlatıcı unsurlar bulacaksınız tavsiyem dip notları okuyunuz bilmiyorum isimleri tanıyabilecek misiniz?
lütfen şu damgacılıktan bi kurtarın da kendinizi at gözlükleriyle bakmayın dünyaya başlıklara değil içeriğe takılın biraz.(sözüm üzerine alınan herkesedir.)
Asıl ben sinirlendim,
Asıl ben sinirlendim, insanları dine maletmekle nereye varmayı düşünüyorsun Nurcihan?
İnsanı kamplara bölen düşünce sizin kafalarınız içinde ve bundan hemen vazgeçin.
Bu incelemeyi kim ele aldıysa kendilerine saygılar sunuyor ve akademik olmayan bu tür görüşlerle varmaya çalıştıkları şeriata asla ulaşamayacaklarını burdan hatırlatmak istiyorum.
:)
reklamlara mı geçtik emir cümleleri çoğalmış :)))
...hemen vazgeçin pek bir emir cümlesi olmuş sinirlerinize hakim olunuz :)kalbe zararlı size ihtiyacı var herkesin ;)))
hatırlatmanız güzel olmuş sesiniz sonsuzlukta yankılanıyor.
Birbirleriyle ve konuyla
Birbirleriyle ve konuyla hiç ilişkisi olmayan kaynakçalar oldukça komik!...
Hele kimliği oldukça belirgin Aşık Veysel'i neden o! yöne çekmek istedikleri ve bundan sağlanacak kazançlarının ne olduğunu sorgulamak sanırım herkesin hakkı...
İş bu dergi herkesçe bilinen harun yahya ürünüdür ve kesinlikle akademik değildir.
Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi V (2005), Sayı: 3
13 rakamını severim :)
13 rakamını severim :)
AŞIK VEYSEL......
AŞIK VEYSEL...... Arkadaşlar insanları şiir yazmaya iten şey içindeki yoğun duygulardır (ilham) bunu siz belirleyemezsiniz mesela ilham gelsin deseniz bi işe yaramaz o sizin isteğinize bağlı değildir.. Ancak RAHMAN a bağlı bi var etmedir yani RAHMAN'idir.. o yüzden yazılan şiirler de bu duyguları ortaya çıkartmak ve insanlara örnek olması içindir. Aşık veysel ve Karacaoğlan ve Yunus emre bu kişilerdir tasavvuf şairlaridir aslında bu insanlar.. insanlara ALLAH'a aşık nasıl olunur nasıl olunması gerekir onu anlatmaya çalışmışlardır...
AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU
son delikanlı yazdı;
vikipedi özgür ansiklopedi de ise aşağıdaki paragraf var;
Bilmiyordum AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU'nun tasavvuf şairi olduğunu,
Teşekkürler öğrenmiş oldum...
Öz Can,
"patavatsızca yapılan
Tosyalı sen mi geldin? Yoksa bu gelen gül hanım mı?
Ne bileyim, konu Aşık Veysel gibi bir hoşgörü, alçakgönüllük olunca arada böyle saldırgan ve patavatsız olmadığı halde bir yorumu patavatsızlık olarak adlandıran, ne söylediği ve ne yapmaya çalıştığı ayan beyan ortada olan bir cehalet olunca insanın taassup sahibi tıynetler geliyor aklına.
Gördüğüm kadarıyla Aşıık Veyselin vermeye çalıştığı mesajdan ziyade onu bir yere ait etmeye çalışıyorsunuz ve o ait etöeye çalıştığınız yerin de Aşık Veysel ile uzaktan yakından alakası yok. Heee sen bide burdan çürütmeyi, yıpratmayı deneyelim durumundasın?
Yahu okuyorum okuyorum
Yahu okuyorum okuyorum Statik nickli üyenin yazısında bir patavatsızlık göremiyorum bi zahmet açıkla bu patavatsızlığı da seni aynı davranışın sahibi olmaktan kurtarsın o izahat - ı hakiki.
Açıkta kalan yanlarınızı üşütmeyiniz...
ALDANMA CAHİLİN KURU LAFINA
Öz Can,
Kör tuttuğunu ne
Kör tuttuğunu ne yapar?
Kör tuttuğunu tuttuğu yerden tarif eder!...
Aşık Veysel'in onca lirik ve pastoral şiirinin arasından bir kaçını çekip alıp "aha bak işte dini tecrübe" demek için kendini paralamış yazar.
Türkiye toprağında yaşayıp da tasavvuftan etkilenmeyen hiç kimse yoktur. Bunun yansıması olarak bir kaç şiirin tanrıya dönük olması Aşık Veysel'i tasavvuf şairi yapmaz. Kaldı ki tanrıya dönük şiirlerinde de tanrının olmaz işlerini sorgulamış, tanrıya kafa tutmuştur. Yazar bu isyanı da tanrıya nazlanmak olarak yorumlamış. "Klavyenin kemiği yok"...
Aşık Veysel'in radyo söyleşilerini anımsıyorum. Bu söyleşilerin hiç birinde birlik ile, teklik ile, din ile ilgili vurguları olmamıştır. Daha çok iyi güzel insan olabilme ile ilgili öğütleri içeren düşüncelerini açıklar, arkasından da doğa ve insan sevgisine dönük bir türkü söyleyerek biterdi radyo proğramı... İlk okulumuza da gelmiş saz çalmıştır. Orada da biz öğrencilere aynı radyodaki gibi insan ve doğa sevgisini içeren bir konuşması olmuştur. Öldüğü zaman da hayatını ve tüm şiirlerini içeren kalınca bir kitabını aldığımı anımsıyorum. Dışı açık mavimsi ya da turkuaz renkli bir kitaptı...
Yazar "dolu, gül, bülbül" benzeri divan ve tasavvuf edebiyatının belli başlı klişelerini de kendine göre yorumlamış, Veysel'in bu sözcükleri içeren dizelerini dinsel yorumlara, tasavvufa sokmak için, adeta yırtmıştır sokacağı yeri. Ama hala sığdıramamıştır. Biraz daha uğraşsınlar bakalım...
Tasavvuftan etkilenmek başkadır, tasavvuf şairi olmak başkadır.
Eh, Sivas'taki heykeline sarık sarmaya kalktılar ya, şiirlerini de bir yerlere sokmaları gerek. Ama Veysel'e sorsalardı "bu şiirler tasavvufa girer mi girmez mi" diye, Veysel kız beğenmeye gittiğinde kızın göğüslerini yokladığı gibi bunların da bir tarafını yoklardı kesin... Sonra ne olurdu onu ben bilemem!...
ATATÜRK
Öz Can,
Yeni yorum gönder