Türkçe'nin kökeni
Türkçe diye bilinen dilin kökenleri insanlık tarihinin en eski dönemlerinde başlar. Bu öylesine, tarih öncesi bir çağdır ki o dönemde ne yazı icat edilmiştir ne de Türk adlı bir kavim vardı. Bu bakımdan konuşulan dilin adına Türkçe değil de Ön-Türkçe (Proto-Türkçe) demek daha uygun olur.
O dönemde yaşayan insanların yayıldığı bölge şimdiki orta Asya diye adlandırdığımız çok geniş kıtanın göl, dere ve iç deniz kıyıları idi. Sözünü ettiğimiz zaman ise günümüzden 25-30 bin yıl öncelerine kadar uzanır. Küçük topluluklar halinde yaşayan bu insanların dili eklemeli ve tek heceli bir dildi. İki veya üç harfli tek heceli sözcükler birer tam kavram içeriyorlardı. Zamanla yeni gereksinmeler karşısında bu kök sözcüklere yeni takılar ekleyerek “eklemeli bir dil” oluşturdular. Bu eklemeli dil yapısı tüm Ural-Altay dilleri dediğimiz Asya dillerinde görülür.
Eklemeli dillerde kök sözcük değişmez. Kök sözcükler halen birçok eklemeli dilde varlıklarını sürdürmektedirler. Bu bakımdan kök sözcük üretmek gerekmediği gibi, karşılaştırma metoduyla ata dile ulaşmak çok kolaydır. Birçok dili, aynı guruptan olsun olmasın, aynı anlamı taşıyan sözcüklerin sesleri karşılaştırılarak asıl (eski) kök sözcükleri bulmak mümkündür. Bu metoda dilciler “Karşılaştırma metodu” diyorlar. Doğru sonuca ulaşmak için önemli olan yerel halkın konuştuğu sözleri kayıt etmek, iyi bir alan taraması yapmaktır. İkinci metot ise “Yeniden oluşturma” metodudur. Yeniden oluşturma metoduna göre bilinmeyen ve unutulmuş eski (kök) sözcük o dil gurubunun kurallarına göre yeniden oluşturulur. Örneğin, Hind-Avrupa ve Sami dilleri bükümlü diller olduklarından kök sözcük tamamen kayıp olmuştur. Şu halde Proto-Hind-Avrupa dilini ve Proto-Sami dilini arayanlar onları yeniden oluşturmak zorundadırlar. Buldukları kök sözcükler ise bugün için yaşayan dillerin hiç birinde anlamları yoktur. Dolayısıyla, bükümlü dillerin kök sözcükleri büyük çapta uydurma, tahmin ürünü sözcüklerdir.
Joseph Greenberg ve Merit Ruhlen isimli iki dilci karşılaştırma metoduyla çok ilginç sonuçlar elde etmişlerdir. 1987 yılında Language in the Americas adlı bir kitap yayınlayan Greenberg (1) bu kıta dillerinin Asya kökenli olduklarını ortaya çıkarmış, göçlerin Bering boğazı üzerinden kuzeyden başladığını göstermiştir. Ayrıca tüm (Kuzey-Orta-Güney) Amerikan dillerini karşılaştırarak onların eklemeli diller olduklarını kanıtlamıştır. Onun çalışmalarına dayanan ve kendi de alan çalışması yapmış olan M. Ruhlen ise A guide to the World Languages adlı kitabında (2) tüm dünya dillerini karşılaştırarak çıkış bölgesinin Kuzey Çin (bugünkü doğu Türkistan) olduğunu göstermiştir. Her iki çalışma, Asyadan çıkan ve tüm dünyaya yayılan bir kültürün varlığını kanıtlamaktadır.
Önemli bir bilim dergisi olan Science (3) dergisi iki dilcinin makalesini yayınlamıştır. Bu iki araştırıcı 15 dil gurubunu karşılaştırarak sonuçları tartışmaktadırlar. Yayınladıkları haritaya göre ata gurup Altay dil gurubu olmakta, o bölgeden çıkan insanların tüm dünyaya yayıldıkları gösterilmektedir. Günümüzde kuzey Amerikada İngilizce ve güney ile orta Amerikada İspanyolca ile Portekizce konuşulmakta olması oldukça yeni bir olgudur. Bu bakımdan o bölgelerde yerli halk tarafından konuşulan dil gurupları esastır.
Ayrıca, Afrika-Asya dil gurubu tüm Arap yarım adasını ve kuzey Afrikayı kapsamaktadır. Günümüzde geniş destek bulan insanlığın Afrika çıkışlı olduğu görüşü dil gurupları incelendiğinde tartışmalı duruma düşmektedir. Orta ve Güney Afrikada iki dil gurubu ortaya çıkmış durumdadır. Bunlar Nijer-Kongo ve Khosian dil guruplarıdır. Bu iki dil gurubu diğer tüm dil guruplarından farklıdırlar. Eğer Afrika çıkışı doğru olsaydı bu iki dil gurubundan dillere diğer bölgelerde de rastlamak mümkün olurdu. Oysa ki böyle bir yayılma gerçekleşmemiştir. Kuzey Afrikadaki Afro-Asya dil gurubunda ise Asya ilişkisi açıkça görülmektedir. Bir diğer açıklama da şöyle olabilir. “Afrikadan yaklaşık 200,000 yıl önce çıkan insanlar henüz herhangi bir dil konuşmuyorlardı. İnsanların dil sahibi oluşları çok daha geç dönemlerde olmuştur. Bu bakımdan ilk yayılmanın izlerine dil guruplarında rastlanmamaktadır”.
Eğer bu görüş doğru ise ilk dil sahibi olan insanlar Asyada yaşamış olanlardır denilebilir. Bu insanlar doğal sesleri taklit ederek tek heceli bir dil oluşturmuşlar ve gerektikçe takılarla yeni sözcükler türetmişlerdir. Şu halde ilk ve en eski diller eklemeli diller olmaktadırlar. Hind-Avrupa ve Sami dil gurupları ise çok daha sonra oluşmuşlardır. Eklemeli diller günümüzden belki 30,000 yıl önce ortaya çıkmış, bükümlü dillerin ortaya çıkışı ise sadece 4,000 yıl öncesi olmuştur. Bu konu henüz tam açıklığa kavuşmuş değildir. Halen tartışma konusu oluşunun nedeni batılı dilcilerin böyle bir gerçeği kabul etmek istemeyişleri ve Asya kökenini olanaksız görmeleridir.
Kaynaklar:
(1)J. Greenberg, Language in the Americas. Stanford University press. CA, 1987, ABD.
(2)M. Ruhlen, A Guıde to the World’s Languages. Stanford University press. CA, 1987, ABD.
(3)Ann Gibbons. 10 Kasım 2000 tarihli Science dergisi, Cilt 290, sayfa 1080.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 4481 defa okundu

Sibel Atasoy
Yazıyı okuduktan sonra hep
Yazıyı okuduktan sonra hep kuşkulandığım," ilk insanlar Afrika'dan dünyaya yayılmıştır "fikrinin geçersizilği ortaya çıktı. Afrika'dan çıkan insanların konuşmayı bilmemeleri ihtimali bana uzak geldi. Neden başka kıtadakiler konuşmayı, sesleri anlamlandırmayı akıl etmişler de Afrikalılar edememiş? Geçerli bir cevabı olduğunu sanmıyorum. Araştırmaların dillerin çoğunlukla Asya kökenli olduğunu göstermesi de bana enterasan geldi.
Sn. Haluk hocam çok
Sn. Haluk hocam çok değerli çalışmalar yapıyor ve bilgiler veriyor. Kendisine müteşekkiriz. Ama üzülerek görmekteyimki bu değerli bilgiler sitede gereken değeri görmüyor ve ilgi çekmiyor. Neden bu bilgilere gereken ilgi yok? İnsanlar kendi dillerini ve tarihlerini neden merak etmiyorlar!
Hocamızın 'Türkçemizin felsefesi-2' başlıklı yazısını 'Türklerin kültürel ve kozmik kökenleri, Türklerin kökenleri kayıp kıta Mu'ya mı uzanıyor?' adlı kitabın ekinde okudum ve çok etkilendim. SUS(sonsuz us)'da bu yazısı ve 1. bölümü var mı acaba? Ayrıca kendisinin Mu'nun torunları yazılarını çok beğendiğimi belirtmek isterim.
Bu tip yazılarını ve Türk tarihiyle ilgili çalışmalarını acaba bir kitapta toplamayı düşünüyor mu?
http://www.geocities.com/harikasozler/kutadgubilig.htm
Dillerin kökeni
Dillerin kökeni halen tartışılan bir konu olduğunu yukarıda yazdım. Bu bakımdan benim görüşlerim birer "makul ve bilimsel bir sav" olarak görülmelidir. Bilimsel savlar daima tartışmaya açıktırlar. Ancak, kök sözcüklerden başlanması gerektiği tüm dilciler tarafından kabul edilmiş tartışması dahi olmayan bir görüştür.
Türkçe ve tüm Asya kökenli dillerde kök sözcükler yaşamaya devam ediyorlar. Şu halde Altay dilleri en eski diller arasında sayılmaları gerekir. Belki de Afrika güneyinde konuşulan diller daha da eski olabilirler. Buna itirazım yok. Ancak Khosian ile Nijer-Kongo dillerinin yapısı tümüyle özel olup o bölgenin dışında bulunmuyorlar. Yani, o dilleri konuşanlar göç etmediler. Göçler Asya'dan başladı ve tüm dünyaya (Kuzey Afrika dahil) diller oradan yayıldı.
Bu durumu sadece dil yapılarında değil, aynı zamanda çeşitli örf ve geleneklerde de görmekteyiz. Örneğin, piramit inşası orta Asya dağlarındaki kurgan geleneği ile ilgisi vardır. Bu konuda hem Türkçe hem İngilizce yazılarıma bakabilirsiniz.
İngilizce yazılarıma itiraz edenleriniz oldu, ama o yazıları okuyan pek çok farklı millet olduğunu biliyormusunuz? Hele bu son Uygur halkına yapılan katliam sonrasında "The Uighur Empire" yazılarıma günde en az 120 kişi girip bakıyor. Buradaki Türkçe yazılarıma ise ilgi bu derece değil.
Dilimizle ilgilenmeyi ırkçılık olarak görmek sadece cehalettir. Bilimsel verilere dayandıktan sonra her konu incelenmeye değer. Sizlerin de dost ve ahpaplarınıza bu yazılarımı önermenizi arzularım.
sevgi ve selamlarımla....HB
Yeni yorum gönder