DİN İLE ALIP VEREMEDİĞİMİZ NE?
http://forumeydan.ipbfree.com/index.php?showtopic=298
Bilmiyorum inançlı arkadaşlar dinlerle ve dinsel düşünceyle alıp veremediğimizin ne olduğunu merak ediyorlar mı, veya anlıyorlar mı. Tahmin edebiliyorum ki, bizlerin dinlere olan tavrı onlara çok katı, önyargılı ve geçersiz temellere oturtulmuş gibi görünüyor olmalı. Muhammed ile, İslam’la, insanların ibadet etmesiyle ne alıp veremediğiniz var diye sorduklarını duyar gibiyim. Onlar son derece masum gördükleri tüm bu inanç ve aktivitelere karsı gösterildiğini düşündükleri tepkileri çok katı, önyargılı ve gereksiz görüyorlar mutlaka.
Bu yüzden, en azından kendi şahsım adına, asıl sevmediğim ve karşı çıktığım noktanın ne olduğunu örnekleriyle açıklamak isterim. Benim kişisel olarak eleştirdiğim nokta, ne ibadetler, ne inançlar, ne de masum görünen herhangi bir şey. Ben inançlının mentalitesiyle ilgiliyim. Problem yaratan faktörün "düşünce biçimi" olduğu, dinsel inancın ister istemez içinde taşıdığı ve farkında olmadan önerdiği bu "düşünce biçimi”nin anti bilimselliğe yol açtığı ve bu yüzden de kendisiyle savaşılması gerektiği kanısındayım.
İnançlı için, dinsel bilgi doğru olduğundan, bilimle de çelişmemesi gerekir ve dolayısıyla ortada bir sorun olamaz. Eğer çelişirse, asıl referans dini bilgi olduğu için, bilimsel bilgi reddedilecektir. Bilimsel bilgi insan yapısı olduğundan, insanlar da hata yapabildiğinden, bilimsel bilginin reddedilmesi inançlı için dinsel bilginin reddedilmesinden çok daha kolaydır. Bunun bolca örnekleri de vardır. Bilinen en meşhur iki örnekten biri, dünyanın düz mü, yuvarlak mı olduğu tartışması; bir diğeri de son 150 yıldır süregelen evrim teorisi tartışmasıdır. Ayrıca evrenin 6 günde yaratılması, dünyanın yaşının 6000 yıldan fazla olup olmaması, vs. gibi pek çok başka konuda da bilimsel bilgiyle dinsel bilgi arasında çelişki ortaya çıkmaktadır.
İnançlının bu tür çelişkiler ortaya çıktığını ilk otomatik tepkisi, bilimsel bilginin reddi olmaktadır. Fakat eğer bilimsel bilginin doğruluğu çok açıksa, veya zamanla açık hale gelirse, ancak o zaman bilimsel bilgiyi mecburen kabul edip, bu sefer, bu yeni bilgi ışığında dinsel bilgiyi farklı yorumlayarak, ortadaki çelişkinin üstünü örtmektedirler.
Fakat, eğer eninde sonunda doğru ortaya çıkıyorsa, o zaman problem ne diye sorulursa, problem açıktır. Dinsel düşünce, bilimin ortaya çıkarttığı bulgular kendi bilgileriyle çeliştiği surece, bilimsel bilginin gelişip yaygınlaşması ve toplumda kabul görmesi için bir engeldir, bilimsel bilgiye gösterilen bir dirençtir. Bu ise doğrunun anlaşılması ve kitlelere öğretilmesinde bir engel, bir pürüz, hatta pürüzden de öte, ciddi bir direnç ortaya çıkartmaktadır.
Ve bilimsel bilgiyle dinsel bilginin çeliştiği noktaların sayısı, zannedilenin çok üstündedir. Din, insanlık tarihinin önemli bir bölümünde insan hayatinin önemli bir parçası olduğundan, günlük hayatın pek çok noktasına girmiş ve pek çok ayrıntıyla ilgili tespitlerde bulunmuştur. Bu ayrıntıların tümü kutsal kitaplarda yer almadığından, pek çok nokta dinsel söylemle karışık bir toplumsal gelenek olarak topluma yerleşmiştir ve dinsel söylemle alakaları belirsizdir. Örneğin akraba evliliği konusundaki tutumlar, temizlik ve hijyen alışkanlıkları, vs. gibi günlük hayatin parçası olan pek çok konuda, açıkça kutsal kitapların söylemi olmayan durumlarda, bu kutsal kitaplardan tarih boyunca güç almış din adamlarının, zamanla pek çoğu gelenek halinde topluma yerleşmiş söylemleri mevcuttur.
Bu noktalarda çağdaş bilimsel bilgiyle bir çelişki ortaya çıktığında, halkın bunları düzeltmesi biraz daha kolay olmaktadır. Ne de olsa, konu dinin özündeki bir bilgi değil, daha çok "gelenek" türünde bir bilgidir. Fakat, sonuçta bu da bir dirençtir ve gelenek haline gelmiş, dinle karışık olarak topluma girmiş bu alışkanlık veya yanlış bilgilerin düzeltilmesi de oldukça zordur.
Kısacası, özetle din ve dinsel bilgi, değişimin önündeki bir engeldir ve bir dirençtir. Çünkü dini söylem Tanrısal olduğu düşünülen kesin bilgilere dayanır. Değiştirilmesi için getirilmiş şeyler değildir. Fakat sonuçta bu bilgiler Tanrısal değil insan yapısı olduğundan, üstüne üstlük binlerce yıl öncesinin bilgisini ve dünya görüşü olduklarından, sıkça yanlış çıkmaktadırlar, ve bundan kaynaklanan çatışmalar, insanlığın gelişiminin önünde engel oluşturmaktadır. Dini inancın birinci ve en büyük zararı buradadır.
Dinin bir diğer zararı, düşünce alışkanlığı olarak, bilimsellikle bağdaşmayan bir düşünce biçimine insanları alıştırmasıdır. Bilimde yargılar deneyden (testten) sonra yapılır. Testin sonucuna göre yargılar ve fikirler gerekirse değiştirilir. Dinsel düşünce tarzında ise, doğru bastan belli ve verilmiş olduğundan, yargı deneyden (testten) önce yapılır, ve testin sonucu, bu yargıya göre yorumlanır. Eğer bu prensibe beyninizi alıştırırsanız, başarılı bir bilimsel zihin geliştirmeniz mümkün değildir. Beyniniz her zaman doğrunun ne olması gerektiği konusunda baştan kendisini şartlandırmış olacaktır.
Hatta dini inancın bununla bağlantılı bir başka problemi, bu sebeple, yeni bilgi arama ve araştırma konusunda ortada bir motivasyon bırakmamasıdır. Öyle ya, eğer doğrular zaten belliyse, niye şüphe edip gerçekten doğru olup olmadıklarını araştırmaya kalkayım? Niye deney, gözlem yapıp asıl doğrunun ne olduğunu ortaya çıkarmaya uğraşayım? sonuçta en temel doğrular bize zaten verilmiştir. Allah’ın bütün canlı türlerini bir defada yarattığına inanıyorsam niye fosilleri inceleyeyim, niye doğayı, ekosistemleri inceleyip anlamaya çalışayım?
Dini inancın bu aynı sonuca yol açan bir başka yönü daha var. O da, asıl hayatın öbür dünyada olması konusu. Öyle ya, eğer bu dünya faniyse, asil hayat, sonsuz süreli olarak öbür dünyadaysa ve bu dünyadaki maksadımız, bir imtihandan geçip öbür dünyaya hazırlanmaksa, o zaman milyonlarca çeşit böcek türünü sınıflandırmak için, veya yer kabuğunun tektonik yapısını incelemek için niye vakit harcayayım? Onun yerine Allah’ı düşünür, ibadet ederim, iyi bir dindar olup öbür dünyadaki yerimi garantilerim. Dolayısıyla, dinsel inancın, bilimsel araştırma için motivasyon yaratmaması konusundaki bir diğer önemli faktör budur.
Elbette pratik hayattan çıkan, bilimsel araştırmanın gerekliliği yönündeki ikna edici gözlemler, dini liderleri de halkı bu konuda motive edecek şeyler söylemeye itmiştir. Bu yüzden bilimsel çalışmalar sözlerle özendirilir ve motive edilir. Fakat bu tür çalışmaları gerçekten yapmaya insanları yönlendirecek psikolojik faktörler (merak, gerçeği bilmiyor olmak, vs.) ellerinden alındığından, insanların elinde bu tür araştırmalar konusunda gerçek bir motivasyon kaynağı kalmamaktadır. Peki buna rağmen, zamanında İslam dünyasında nasıl bilimsel gelişme olmuştur, nasıl matematikte, vs gelişmeler kaydedilmiştir diye sorulabilir.
İsin aslı, İslam dünyasında, iddia edildiği düzeyde güçlü ve önemli miktarda bilimsel çalışma olmamıştır. İslam dünyası daha çok eski yunanda elde edilmiş bilgiler ve bunların yazıldığı kitapları korumak ve sonraki çağlara aktarmak işlevini üstlenmiştir. Matematikte, astronomide, vs. yapılan belli bazı buluşların sebebi ise, bilimdeki gerçek motivasyon kaynağı olan "gerçeği bulmak" değil, eldeki dinsel doğmanın doğruluğunu göstermeye yönelik delil elde etmektir. Bu yüzden gelişmeler, daha çok matematik ve astronomi gibi, Allah’ın yüceliğine pay çıkarılabilecek veriler ortaya çıkaran alanlardadır. Ki bunların da miktarı sınırlıdır. Ayrıca, bu gelişmeler, dini inancın ve yaşam biçiminin toplumsal yaşamın tamamına henüz çok güçlü bir biçimde nüfuz etmediği dönemlerde veya bölgelerde ortaya çıkmış gelişmelerdir. İslam dini, yayılmasını sürdürdüğü dönemlerde, genellikle o çağ için önemli sayılabilecek miktarda özgürlük bırakmıştır eline geçirdiği topraklar üzerinde. Bilim ise özgür ortamda yeşerir. Ne zaman ki din ve dinsel düşünce, hayatin tüm noktalarına nüfuz etmeye başlamıştır ve statikleşmiştir, o zaman her türlü bilimsel gelişmenin de artık önü tıkanmaya başlanmıştır. Dolayısıyla, dinsel düşünceyle alıp veremediğimiz nokta, bilime, bilimsel düşünceye ve gelişmeye zarar vermesi sebebiyledir. Yoksa masum ibadetler veya iyi ahlaki yücelten söylemlerle doğrudan bir alıp veremediğimiz yoktur.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 767 okuma


Sibel Atasoy

butonunun üstüne gelerek yapmak istediğiniz işlemi seçiniz. Paylaşmak için sitemize üye olmanız gerekmez.
:)
Güzel bi açıklama ama bazı eksik noktalar var.
İlki "Ahlakı yüceltmeyle" ilgili, tam bu nokta zaten herşeyin sırrı değil mi? İyi ve kötü nedir ? Hangi etik anlayışla bu düal bağıntıya bakılır?
Arap'ın çok kadın alma ahlakı iyi midir?
Kadın hakları açısından baktığımızda kuran erkeği iyi ahlaklı mıdır?
Etikten baktığımızda yüce bir şeyin kendi yarattığı duyular zincirine dur demesi ne kadar mantıklıdır? (örnek: Öfke)
Vicdan muhabesi yapıldığında bir devlete tanrı adına saldırıp çoluk çocuk katletmek ne kadar ahlaki bir davranıştır?
Köleliğe dur demeyen bir kitap neyi yüceltmektedir?
Muhtaca yardım etmek iyi birşey gibi gözükebilir, fakat ne kadar iyi işte bu da tartışma konusudur.
Konu din ve doğal olarak burada devreye girmesi gereken iki önemli şey daha var.
-Tarih ve din
-Bilim ve din
Kesinlikle birbirleriyle uyuşmaz ikilidirler bunlar...
Yukarıda irdelenen İnsan ve din bunların dışında değil elbet.
Çok yönlü irdelemek gerekiyor.
Daha sonra devam ederim :)
kızım
DİNLE EY KIZIM
Bu nasihatleri dinlersen şayet
İyilik emreder yüzlerce ayet
Söylediğim söze kendim riayet
Etmezsem dinleme beni ey kızım
Küçüğe sevgidir, büyüğe saygı
Mevla’m bize vermiş ne güzel duygu
Sözümü dinlersen çekmezsin kaygı
Kendinden büyüğü daim say kızım
Kulaktır sözleri işiten duyan
Hayrı dinlemektir sana da uyan
Benim bu sözlerim çok açık ayan
Nasihati iyi dinle duy kızım
Kıyar mıyım senin bir tek teline
Dayanamam kor bassalar diline
Ne yapayım buda böyle biline
Namazın yoksa haline vay kızım
Evlatların seni alıkoymasın
Dünya’ya meyledip ayak kaymasın
Duyan yeter, duymayanlar duymasın
İnandığın hakkı haykır, yay kızım
Her işinde Allah rızası gözet
Nefsini ıslah et, halini düzelt
Belalara karşı bolca dua et
Sabrı İlahi bir görev say kızım
Davet et takvaya, takvalı yaşa
Şeytanı uzak tut, geçirme başa
Seni de taptırır paraya haşa
Fakirin hakkını ayrı koy kızım
Bu günün işini yarına atma
Akşamla, yatsıyı kılmadan yatma
Ebedi hayatı dünyaya satma
Bu sözden kendine çıkar pay kızım
Çok çeşitli nice yollar yapmışlar
Kendi yaptıkları puta tapmışlar
Dalalete düşüp yoldan sapmışlar
Ehlibeyt yolundan ayrılma kızım
Sen üstüne düşen vazifeni yap
Bil ki yaptığını görür Yüce Rab
Çok ibadet ile olsan da harap
Bahane arayıp sıyrılma kızım
Hayat imtihandır zorda kalsan da
Hatta çoğu yerde haklı olsan da
Her ne kadar sende aciz kulsan da
Hiçbir zaman yalan uydurma kızım
Kur’an'ın emri var, haramdır gıybet
Zan ile gıybete aman dikkat et
Babanın sözünü dinlersen şayet
Kimsenin gıybetin eyleme kızım
Kulluk için gönderildik dünyaya
İyilik yap hiç kaçmadan riya’ya
Üç gün için tamah edip paraya
Kalp kırıp kötü söz söyleme kızım
Sırdaşın olsun ki, sırrını paylaş
Samimi kimseyi eyle arkadaş
Boş durma daima nefisle savaş
Namerde derdini söyleme kızım
Dostunu iyi seç, kıymetin bilsin
Sen ona, o sana canını versin
Dostluğun şartını ilk başta dersin
Hakka düşmanı dost edinme kızım
Babanın sözünü dinlersen eğer
Kazanırsın Allah indinde değer
Mehmet’te kızını severmiş meğer
İtiraf edeyim sende duy kızım
Mehmet DEMİRER
www.blogcu.com/mehmetdemir
Yerlere göklere
Yerlere göklere sığdırılmayan, hazret diye tanıştırılan ve şimdi ağlama duvarı diye bilinen kalıntılarına yüz sürülen yehova tapınağını yapan adam : Kral Süleyman... Bakın ne yapmış...
Kitabı mukaddes'in Krallar-1 bölümünün 11.bap'ı
(kelimesi kelimesine)
Ve kral Süleyman firavunun kızı ile beraber Moabiler, Ammoniler, Edomiler, Saydalılar, ve Hititlerden çok ecnebi kadınlar sevdi. Rabbin, israiloğullarına: Onların arasına gitmeyeceksiniz ve onlar da sizin aranıza gelmeyecekler; çünkü mutlaka yüreğinizi kendi ilahlarının ardınca saptıracaklardır, diye söylemiş olduğu milletlerden idiler. Süleyman onlara sevgi ile yapıştı. Ve onun yedi yüz karısı kral kızı olup üç yüz de cariyesi vardı; ve karıları onun yüreğini saptırdılar. Ve vaki oldu ki, Süleyman'ın ihtiyarlığı zamanında karıları onun yüreğini başka ilahların ardınca saptırdılar: ve babası Davut'un yüreği Allahı Rab ile bütün olduğu gibi onun yüreği bütün değildi. Ve Süleyman Saydalıların ilahesi ASTARTE'nin ardınca, ve Ammonilerin mekruh şeyi Milkomun ardınca gitti. Ve Süleyman rabbin gözünde kötü olanı yaptı ve babası Davut gibi yürümedi. O zaman Süleyman Yeruşalimin (kudüs) önünde olan dağında Moab'ın mekruh şeyi Kemoş için ce Ammon oğullarının mekruh şeyi MOlek için bir yüksek yer yaptı. Ve kendi ilahlarına buhur yakan ve kurbanlar kesen bütün ecnebi karıları için böyle yaptı.Ve Rab Süleyman'a karşı öfkelendi...
İlerleyen satırlarda Rab öfkesini gösterir fakat Süleyman rabba değil diğer tanrılara taparak ölür.
Tam burası din tarihi için çok önemlidir. Rab(YEHOVA) için yapılan ilk tapınak kurucusu tarafından rağbet görmüyor, üstelik neredeyse ülkenin tüm kaynakları kullanılarak yapılan bir tapınak (Kutsal kitap yapım detaylarını verir) Bu size garip gelmiyor mu?
Neler olduğu gelecek yazıda...
çok güzel bir yazı ve
çok güzel bir yazı ve cevaplar ise tek kelime ile üzerin de durulması gereken gerçekliği kapsamak da..teşekkürlerim ile
bu yazıyı yazan arkadaş
bu yazıyı yazan arkadaş bilimi anlamış ama dinin ne demek olduğunu anlayamamış ve bu nedenleki bu kadar ağır ve şaşkınlık verici cümleler yazmış hayretler içerisinde okuduğum bu yazıya sadece yazık ve cok yazık demekten başka birşey bulamıyorum
doğru bir hikaye
doğru bir hikaye olmadığı açık
Yeni yorum gönder