Dadime...
Seni hep sevgiyle anıyorum...
Köylülerin deyimiyle artık karakış gelmişti. Dağlar, ovalar ve tarlalar bulutlardan süzülen kar taneleriyle beyaza bürünmüştü. Nasıl olurda bu bembeyaz örtünün adı kara olurdu? O değilmiydi bütün çirkinlikleri kapatıp her tarafı beyazın saflığına ve temizliğine büründüren... Yollar kapanıp tüm dünyadan az bile olsa olan ilişkimiz kesilince anladım karakışın ne anlama geldiğini... Soğuklar bastırıp kar iki metreyi bulunca ve aç kurtlar köye kadar inince... Ağır yaşam şartlarında bizim için harikulade olan kış onlar için karaydı. Köylüler dağdan odun getirir ve çalı çırpı toplarlardı yakmak için ama ben ne yapabilirdim ki... Ne kömürüm, ne odunum nede dağdan çalı çırpı toplayacak cesaretim deneyimim vardı. Muhtar her haneye haber salarak, bana bir eşşek yükü odun getirilmesini söyledi. Köylülerde her gün bir hane bir eşşek yükü odun getirmeye başladı. Üstelik bir kişide getirdikleri odunları kırıyordu. Böylelikle bende dedemle akşamları küçük sobamda onları yakarak ısınıyordum. Bazen de sobamın fırınında kek yapar,çayla ikram ederdim bana odun getirenlere... 'Yahu bacım bu nasıl bişeydir ki ahada hanan aynı böyük şeherdeki pastalara benzeyo' derdi odunlarımı kıran meyzek
Birgün muhtarın hanımı ve köyden beni ziyarete gelen yaşıtım genç kızlarla oturup yaptığım kekin tarifini veriyordum. Onlarda tek tük okulda öğrendikleri türkçeyle beni anlamaya çalışıyorlardı. Bir an gözüm uzaktan eve doğru tökezleye tökezleye gelen birine takıldı. Üzerinde kocaman olmuş çalı çırpı ve odunların arasında kaybolmuştu. Hemen dışarı çıkarak yeni gelen kişiyi karşıladım. Yavaşca ağır yükünü bahçeye bıraktıktan sonra bana döndüğünde hayretler içinde kalmıştım. Beli iki büklüm 75 yaşlarında yüzü çizgilerle dolu yaşlı birkadın bana gülümsüyor ve ''maşın keye garibi'' ( sana odun getirdim garip kızım) diyordu. Onun elinden sevgiyle ve minnetle tutarak eve davet ettim. Üstünü silkeleyip içeri girdi ve sobanın yanında yere betonun üzerine oturdu. Soğuktan üşümüş ellerini ısıtmaya çalışıyordu ve anlamadığım birşeyler söylüyordu. Muhtarın hanımından ne söylediğini tercüme etmesini istedim. Gece rüyasında benim üşüdüğümü görmüş ve sabah erkenden dağa benim için odun toplamaya gitmişti. sonradan öğrendiğime göre köyün en fakirleriymişler ve kocasıyla beraber yaşıyormuş. Çocukları şehire taşınmışlar ve köye yılda bir kere gelirlermiş fakat, onlara hiç bakmazlarmış. Eşşekleri olmadığından bana sırtında odun getiren bu kadının ellerine sarılarak öptüm ve onu yerden kaldırarak kanepenin üzerine oturttum. O hala üstünün kirli olduğunu ve kanepemin kirleneceğini söylüyordu. Muhtarın karısına '' onun ne kadar üstü başı kirli bile olsa yerinin kanebemde değil, başımın üzerinde olduğunu'' tercüme etmesini istedim. Çay ve kek ikramımdan onada sundum ve o günden sonra bu vefakar yaşlı kadın benim dadim (anam) bende onun garip yavrusu oldum.
Basit ve yalın görünenin altında yatan zengin ve muhteşem yürek:)))
Bingöl / Yaydere köyü 1984
- medisis ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1004 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder