Toplumsal Darwincilik
Marx ve Engels, Darwin’i çok takdir etseler bile hiçbir şekilde onun teorilerini eleştirmemezlik etmediler. Engels, Darwin’in fikirlerinin daha sonraları inceltileceğini ve geliştirileceğini anlamıştı; ki genetiğin gelişmesiyle bu doğrulanmıştır. 1875 Kasımında Lavrov’a şunları yazmıştı: Darvinci öğretinin evrim teorisini kabul ediyorum, ama Darwin’in kanıtlama yöntemini (yaşam mücadelesi, doğal seleksiyon), yeni keşfedilmiş bir gerçeğin, yalnızca ilk, geçici ve kusursuz olmaktan uzak bir ifadesi olarak değerlendiriyorum.
Ve yine Anti-Dühring adlı kitabında:
Evrim teorisinin kendisi, yine de hâlâ başlangıç aşamasındadır, ve bu nedenle, daha ileri araştırmaların, türlerin evrim süreci gibi tam Darvinci fikirler de dahil bugünkü fikirlerimizi büyük ölçüde değiştireceğinden şüphe duyulamaz. Engels, Darwin’in tek yanlılığı kadar onu izleyen Toplumsal Darvinciliği de sert bir biçimde eleştirmişti: Bu insanların her yerde mücadeleden başka bir şey görmemelerinden önce, Darwin güçlükle de olsa kabul görmüştü. Her iki görüş de dar sınırlar içerisinde doğrulanmıştır ama ikisi de aynı ölçüde tek taraflı ve önyargılıdır... Dolayısıyla, doğaya ilişkin olarak bile, insanın kendi bayrağı üzerine tek taraflı olarak yalnızca “mücadele” yazmasına izin verilemez. Fakat tarihsel evrim ve çapraşıklığın her türlü zenginliğini, yavan ve tek yanlı “yaşam mücadelesi” deyiminin içine tıkıştırma arzusu kesinlikle çocukluktur. Bu, hiçten biraz daha fazlasını söylemektir.[15]
Bu yanlışın kökenleriniyse şöyle açıklamıştı:
Darvinci yaşam mücadelesi teorisinin tümü basitçe, Hobbes’un Bellum Omnium Contra Omnes (herkesin herkese karşı savaşı –y.n.) teorisinin ve burjuva ekonomik rekabet teorisinin ve bir o kadar da Maltusçu nüfus teorisinin toplumdan organik doğaya taşınmasıdır. Bu büyük ustalık bir kez başarıldığında (bunun koşulsuz doğrulanışı, hele ki Maltusçu teori söz konusu olduğunda, hâlâ oldukça şüphelidir), bu teorileri tekrar gerisin geriye doğa tarihinden toplum tarihine aktarmak çok kolaydır, ve böylelikle bu iddiaların toplumun ölümsüz doğal yasaları olarak kanıtlanmış bulunduğunu savunmak hepten bönlüktür.[16]
Toplumsal Darvincilerin hayvanlar dünyasıyla kurdukları paralellikler, insan karakterini kafatası ölçümlerine dayandıran egemen ırkçı argümanlarla uyum içindeydi. D. G. Brinton’a göre “Avrupalı ya da beyaz ırk listenin başında yer alır, Afrikalı olanlar ya da zenciler ise sonunda” (1890). Bir İtalyan hekimi olan Cesare Lombroso 1876’da, doğuştan suçluların aslında maymun olduklarını, evrimde bir geri gidiş olduklarını iddia etmişti. İnsan davranışlarını kalıtım biyolojisiyle açıklama arzusunun bir parçası olan bu eğilim bugün bile gözlenebilmektedir. “Hayatta kalma mücadelesi” insanlar da dahil tüm hayvanlarda kalıtımsal olarak görülüyordu ve kapitalizmin sınıfsal yapısı kadar, savaşları, fetihleri, vurgunculuğu, emperyalizmi ve ırkçılığı da mazur göstermeye hizmet ediyordu. Sosyobiyolojinin en kaba çeşitlemelerinin ve Çıplak Maymun teorilerinin ön habercisidir bunlar. Her şey bir tarafa, hicivli bir şekilde şunları ilân eden W. S. Gilbert değil miydi: “Darwin Adamı, olsa da pek kibar, Yine de maymun, bir tek tıraşı var!” Darwin şu noktayı vurgulamıştı; “Doğal seleksiyon, modifikasyon yollarından en yaygın olanıdır, ama tek değildir.” Bir parçadaki uyum sağlayıcı değişimlerin, hayatta kalmayla bir ilgisi olmayan diğer özelliklerin modifikasyonuna yol açabileceğini izah etmişti. Ne var ki, Yaratılışçıların özetledikleri idealist yaşam anlayışına karşıt olarak Darvinciler, gezegenimizde yaşamın nasıl evrildiğini bilimsel olarak açıkladılar.
Biyoloji kanunları ve organizmaların kendi çevreleriyle etkileşimleriyle açıklanabilen doğal bir süreçti bu. Darwin’den bağımsız olarak, başka bir naturalist olan Alfred Russel Wallace da, doğal seleksiyon teorisini inşa etmişti. Darwin’i yirmi yıllık bir gecikmeyle çalışmalarını yayınlamaya zorlayan şey de buydu. Ne var ki, Darwin ve Wallace arasında temel bir fark vardı, Wallace, tüm evrimsel değişimin ya da modifikasyonun yalnızca doğal seleksiyon tarafından belirlendiğine inanıyordu. Fakat katı aşırı-seleksiyoncu Wallace, beyin ve zekâ konusuna geldiğinde doğal seleksiyonu reddediyordu, Tanrı bu eşsiz mahlûku inşa etmek için araya girmişti! Darwin, zengin ve çeşitlenmiş formlarıyla yaşamın evriminin, bizzat yaşamın üremesinin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu açıklamıştı. İlk olarak benzer türler küçük farklılıklarla da olsa benzer döller verir. Ama ikinci olarak, tüm organizmalar hayatta kalıp üreyenlerden daha fazla döl üretme eğilimindedir. Bu döllerden hayatta kalma şansı en fazla olanlar, kendi çevrelerine uyum sağlamak üzere daha iyi donatılmış olanlardır, ve sırası geldiğinde onların dölleri de giderek daha fazla onlar gibi olma eğiliminde olacaklardır. Bu popülasyonların özellikleri, zamanla, giderek artan bir biçimde kendi çevrelerine uyum sağlayacaktır. Başka bir deyişle, “en uygun olan” hayatta kalır ve kendisinin lehte özelliklerini popülasyon içerisinde yaygınlaştırır.
Doğada, Darvinci evrim değişen çevre koşullarına verilen bir yanıttır. Doğa, çevresine en iyi uyum sağlama yeteneğindeki özelliklere sahip organizmaları “seçer”. “Doğal seleksiyon aracılığıyla evrim” der Gould, “bu değişen çevre koşullarının, bu koşullar içinde yaşamak için kendini daha iyi tasarlamış organizmaların ayrılıp korunmasıyla izinin sürülmesinden fazla bir şey değildir.” Böylece, doğal seleksiyon evrimsel değişimin gidişatını yönlendirir. Darwin’in bu keşfi, Lev Troçki tarafından “tüm organik madde alanında diyalektiğin en büyük zaferi” diye değerlendirilmişti.
[1] Plekhanov, Selected Works, cilt 1, s.480.
[2] S. J. Gould, Wonderful Life, s.54 ve 24.
[3] G. Plekhanov, The Development of the Monist View of History (Monist [Tekçi] Tarih Görüşünün Gelişimi), s.96-7.
* Alopatrik Teori: Yeni türlerin, atalarının yaşam alanının kıyısında, atasal gruplarından ayrılmış çok küçük topluluklarda doğduğunu savunan teori.
[4] Engels, The Dialectics of Nature, s.154, 162 ve 235, 1946 baskısı. [Doğanın Diyalektiği, s.224, 235 ve 336]
[5] S. J. Gould, The Panda’s Thumb, s.151.
[6] S. J. Gould, Ever Since Darwin, s.118. [Darwin ve Sonrası, s.117]
[7] E. J. Lerner, The Big Bang Never Happened, s.402.
[8] R. Lewin, age, s.140.
[9] T. Dobzhansky, Mankind Evolving (Evrilen İnsanlık), s.139-40.
* laissez faire: bırakınız yapsınlar. (ç.n.)
[10] Engels, The Dialectics of Nature, s.19, 1946 baskısı. [Doğanın Diyalektiği, s.46-47]
[11] Engels, The Dialectics of Nature, s.236, 1946 baskısı. [Doğanın Diyalektiği, s.336]
[12] Engels, Anti-Dühring, s.86. [Anti-Dühring, s.142]
[13] A. N. Whitehead, Adventures in Ideas (Düşüncelerde Yolculuk), s.77.
[14] P. Johnson, Ireland, a Concise History (İrlanda, Kısa Bir Tarih), s.102 ve 103.
[15] Engels, Anti-Dühring, s.92 [Anti-Dühring, s.149-150]
[16] Engels, The Dialectics of Nature, s.208-9. [Doğanın Diyalektiği, s.337]
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 957 defa okundu

Sibel Atasoy
Yeni yorum gönder