Bilimin Kaynakları - 3
Büyücü, doğadaki genel ilişkiler hakkında çok ince bir anlayışa sahip olabilirdi. Gerçekleştirdiği işlemler, bazen hatalı olsa da, çeşitli maddeler hakkında deneme ve gözleme dayalı bir takım bilgilerin toplanmasını sağladı. Örneğin, iksirlerin bileşimine giren maddeler, önceleri sihirli özelliklere sahip oldukları için seçilmiş olabilirdi; ancak zamanla, başarılar ve başarısızlıklar, hangilerinin gerçekten etkili, hangilerinin etkisiz odluğunu gösterecekti. Yavaş yavaş, pratik bilgiler bir araya toplanacak, bu bilgiler tecrübenin ışığı altında kullanılacak veya yorumlanacaktı. Öyle ki zamanla, büyücü, deney yapan araştırmacılar soyunca ilk sırayı aldı ve modern bilim adamının atası oldu; insan, kendi refahı için daha önemli adımlar atmaya yöneldiği zaman -örneğin sulama kanallarını inşa ettiğinde- bilinçli veya bilinçsiz olarak ruhlar dünyasındaki güçlerin doğa olaylarına doğrudan müdahalesini reddetti ve bunların daha ziyade işbirliği içinde olduklarını kabul eden süreci başlattı. Binlerce yıl boyunca bu iki yaklaşım yan yana, barış içinde yaşadı; daha sonra, insanın doğaya hükmetme teknikleri güçlendikçe, ruhlar dünyası, görevini yeniden belirlemek zorunda kaldı.
Eğer âlemin, ruhlar ve animistik güçler tarafından yönetilen bir etkileşimler âlemi olduğu düşünülürse, büyü temelli görüş, doğal âlemdeki olaylar arasında ilişki kurmak için uygun bir araçtı. Ancak eskiçağda Orta Doğu’da toplum geliştikçe, doğa olaylarının ayrıntılarına gösterilen ilgi, daha ’sağlam’ bir bilgi şeklinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu arada, büyü yavaş yavaş gözden düştü. Büyünün mistik özellilerini kişisel amaçlar doğrultusunda kötüye kullanılması, büyücülüğün doğmasın sebep olduğu gibi, kamusal gayeler doğrultusunda kötüye kulalnımı, güçlü bir rahip sınıfı yarattı, saf ve cahil insanları emellerine alet etti. Bu şekilde bir gerileme, sırası gelince, eski Yunan filozoflarını tamamıyla büyü dışı bir yaklaşıma yöneltti ve filozoflar böylece, Batı bilim kültürünün çekirdeğini teşkil edecek düşünce tarzını ortaya koydular.
Tarih öncesi (prehistorya) döneminde gerçek bilimin varlığını inkâr edenler vardır. Onlar için tarih öncesi tıbbı, cerrahisi ve teknolojisi tamamıyla pratiğe dayanır ve soyut temel ilkelerden yoksundur. Ancak büyü hakkında verdiğimiz bilgilerden, belirleyici bir temek doktrinin ve bir dizi temel ilkenin, tarih öncesi dönemde, gerçekten var olduğu açıktır. Bunlar, dünyada yalnızca görünen insanlar, hayvanlar, bitkiler ve mineraller bulunmadığını, fakat aynı zamanda, dünyanın görünmeyen ruhlar ve bunların kuvveleriyle dolu olduğunu ifade etmektedir. Bu kuvvetler yıldırım düşmesi, şimşek çakması, yer sarsıntısı veya seller sırasında herkes tarafından görülebilmekteydi. Hayvanlar ve insanlarda görülen bulaşıcı, öldürücü ve diğer hastalıklar, kötü ruhların etkilerinin birer delili olarak kabul edilmekteydi. Böylece, maddeler dünyasındaki doğal olaylar ile ruhlar dünyası arasında bağlantı kurulmuş ve her iki dünya ile ilgili yöntemler geliştirilmişti. Günümüzde bu temel ilkelerin bilimsel olduğu söylenemez, fakat ilkel zamanlarda böyle müdahalelerin önerilmesi rasyonel bir davranış sayılıdır. Bu ilkeler, insanlara karşılaştıkları çeşitli olayları açıklamak için uygun bir paradigma sunmaktaydı.
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 2138 defa okundu

Sibel Atasoy

Yeni yorum gönder