İnsanlar ve Dil

Alet yapıcılığın insanlığın temel bir özelliği olmadığını göstermek için ortaya konan çabalara paralel olarak, bazı kimseler aynı şeyin dil için de geçerli olduğunu göstermeye çalıştılar. Beynin Broca bölgesi olarak bilinen kısmı dil ile ilişkilidir, bu bölgenin insanlara has olduğu düşünülürdü. Ancak artık biliniyor ki, bu bölge diğer hayvanlarda da mevcuttur. Bu olgu, dil ediniminin insanlara özgü olduğu düşüncesinin doğruluğundan kuşku duyulmasına yol açtı. Ama bu argüman son derece zayıf görünüyor. İnsanlardan başka hiçbir türün, bir tür olarak varlığını dile bağlı olmadığı gerçeği olduğu yerde duruyor. Dil, insan toplumunun temeli olan toplumsal üretim tarzının temel bir koşuludur. Diğer hayvanların bir dereceye kadar iletişim kurabildiğini kanıtlamak için bonoboların davranışlarını incelemek gerekmez. Daha alt türlerin çoğu oldukça karmaşık iletişim sistemlerine sahiptirler, yalnızca memeliler değil, kuşlar ve böcekler de. Karıncalar ve arılar sosyal hayvanlardır ve son derece gelişmiş iletişim biçimlerine sahiptirler. Ne var ki bu iletişim biçimleri zeki bir düşünüşe ya da şu veya bu biçimde bir düşünüşe delâlet ediyor olarak ele alınamazlar. Bunlar doğuştan ve içgüdüsel davranışlardır. Kapsam olarak da oldukça sınırlıdırlar. Benzer eylemler sonu gelmez bir şekilde ve mekanik olarak tekrar edilir ama bundan dolayı daha etkisiz değildirler. Fakat çok az insan buna bizim anladığımız şekliyle bir dil olarak bakar.

Bir papağana tüm bir cümleyi tekrar etmesi öğretilebilir. Bu onun konuşabildiği anlamına mı gelir? Çok açıktır ki, sesleri çok iyi bir şekilde taklit edebilmesine rağmen, bu seslerin gerçekte ne anlama geldiğini anlamaz. Daha üst memelilerde durum değişir. İyi bir avcı olan Engels, atların ve köpeklerin, insanların konuşmalarını kısmen anlayıp anlamadıklarından emin değildi ve onlarla konuşamamaktan üzüntü duyardı. Kuşkusuz, bonobo Kanzi’nin insanların eline tutsak düştüğünde sergilediği anlama düzeyi oldukça dikkate değerdir. Tüm bunlara rağmen, insanlardan başka hiçbir hayvanın bir dile sahip olmamasının özel birtakım nedenleri vardır. Yalnızca insanlar ünsüz sesleri çıkarmayı mümkün kılan bir ses organına sahiplerdir. Başka hiçbir hayvan ünsüz sesleri telaffuz edemez. Bazıları tıkırtı ve ıslık sesleri çıkartabilir. Aslında, ünsüz sesler ancak ünlü seslerle birlikte söylenebilir, aksi takdirde tıkırtılara ve ıslıklara dönüşürler. Ünsüz sesleri telaffuz edebilme yeteneği, Kanzi üzerinde yürütülen çalışmaların da gösterdiği gibi, iki ayak üzerinde yürümenin bir ürünüdür: Ünsüz sesleri çıkartmayı mümkün kılan bir ses organına yalnızca insan sahiptir. Bizim ses organımız ile insansı maymunlarınki arasındaki fark göreli olarak küçük de olsa önemlidir. Bu fark, iki ayak üzerinde duruşun geliştirilmesine ve buna bağlı olarak da omurga merkezi üzerinde dik ve dengeli bir şekilde duran bir başı taşıma gereksinimine bağlı olabilir. Büyük ve ağır bir
çeneye sahip bir baş, bu başı taşıyan canlının ileriye doğru eğilerek yürümesine yol açabilir ve onu hızlı koşmaktan alıkoyabilirdi. Dengeli bir dik duruşu sağlamak için çene yapısının geri çekilmesi esastı ve böylelikle de insansı maymunların ses organlarının eğimli özelliği dik açılı bir şekle büründü. Çenenin küçülmesi ve yüzün düzleşmesinin yanı sıra, dil de, tümüyle ağız içersine yerleşmek yerine, oropharynx’in arka tarafını oluşturmak üzere kısmen boğazın aşağısına doğru kaydı. Dilin devingenliği oropharyngeal boşluğunun yumuşamasını mümkün kıldı, bu özellik dilleri tümüyle ağızlarının içinde duran maymunlar açısından mümkün değildir. Benzer şekilde, supralaryngeal hava kanalındaki keskin bükülme, yumuşak damak ile boğazın arka tarafı arasındaki mesafenin çok küçük olması anlamına gelir. Yumuşak damağı yükselterek geniz boşluğumuzu kapatabiliriz, bu da bizim ünsüz sesleri çıkarabilmemiz için gerekli türbülansı oluşturmamızı sağlar.

Ünsüz sesler olmaksızın bir sözcüğü diğerinden kolaylıkla ayırt edemeyiz. Bu durumda ancak inliyor, uluyor ya da tiz çığlıklar atıyor olurduk. Bunlar da belli bir miktar bilgiyi iletebilir, ancak iletilen bu bilgi mutlaka sınırlı bir bilgidir: “Konuşmak sonsuz çeşitliliktedir ve genellikle yalnızca insan kulağı bu sonsuz çeşitlilikteki örneklerde anlamlı birimleri kolayca bulabilir. Ünsüz sesler bu büyük ustalık isteyen işi başarmamızı mümkün kılar.” İnsan yavrusu, “bebek dili”ni dinlemiş olan herkesin bildiği gibi, daha erken yaşlardan itibaren yetişkinlere benzer bir tarzda ünsüz sesleri kategorileştirme yeteneğindedir. Bu konuşma tam da ünsüz ve ünlü seslerin bileşimiyle yapılan ardı arkası kesilmez denemelerden oluşur; “ba-ba, pa-pa, de-de, ma-ma” ve saire. Daha bu erken aşamada bile, insan yavrusu hiçbir hayvanın beceremediği bir işi yapmaktadır. O halde, diğer hayvanların konuşma yeteneğinden yoksun oluşunun yegâne nedeninin fizyolojik olduğu sonucunu mu çıkarmalıyız? Böyle bir sonuç büyük bir yanlış olurdu. Ses organının biçimi ve ünlü ve ünsüz sesleri birleştirme fiziksel yeteneği insanın konuşmasının fiziksel önkoşullarıdırlar, daha fazlası değil. Büyümüş bir beyni ve dili mümkün kılan şey, yalnız ve yalnızca elin gelişmesidir, ki bu da emeğe ve yüksek derecede işbirliğine dayanan bir toplum geliştirme zorunluluğuna kopmazcasına bağlıdır. Öyle görülüyor ki, alet kullanma ve dille ilişkili olan beyin bölgeleri bir çocuğun sinir sisteminin ilk gelişiminde ortak bir kökene sahiptirler ve ancak iki yaşından sonra, Broca bölgesi beynin ön tarafındaki önyüz korteksiyle farklılaşmış devreler oluşturduktan sonra birbirinden ayrılır. Bu olgunun ta kendisi, alet yapmayla dil arasında sıkı bir bağlantının çarpıcı kanıtıdır. Dil ve el becerileri birlikte gelişti ve bu evrim insan yavrularının gelişiminde her gün yeniden üretilmektedir.

Oldowan kültürünün en erken hominidleri bile insansı maymunların çok ilerisinde el becerilerine sahiptiler. Yalnızca “dik duran şempanzeler” değillerdi. En basit taş aletin bile imal edilmesi göründüğünden çok daha karmaşıktır. Planlamayı ve öngörüyü gerektirir. Homo habilis ilerisini planlamak zorundaydı. Uygun malzemeyi keşfettiğinde o gün bir alete ihtiyacı olmasa bile, gelecekte bir gün öyle bir alete ihtiyacı olabileceğini bilmek zorundaydı. Doğru bir taş çeşidinin dikkatlice seçilmesi ve diğerlerinin bir tarafa bırakılması; indirilecek darbe için doğru açının seçilmesi; bu, insansı maymunlarınkinden nitel olarak farklı bir düşünme yeteneği düzeyini gösterir. Dilin hiç olmazsa en temel kurallarının bu aşamada mevcut olmaması mümkün değilmiş gibi görünüyor. Dahası buna işaret eden birçok kanıt daha vardır. %90’ının sağ elini kullanır olması insanları müstesna canlılar yapar. Bir elin kullanılmasına dönük böylesi bir tercih diğer primatlarda bulunmamıştır. Tek tek maymunlar sağlak ya da solak olabilir ama bir bütün olarak popülasyon iki eşit yarıya bölünür. Belli bir eli kullanmayı tercih etme olgusu, el becerileri ve dille sıkı sıkıya bağlantılıdır: Belli bir eli kullanma tercihi, işlevin zıt beyin yarıkürelerine yerleşmesiyle ilişkilidir. Sağ elini kullananların (çoğunun) sol yarı küresindeki el becerilerinin yeri, dil becerilerinin de oradaki yerine eşlik eder. Sağ yarı küre uzamsal becerilerde uzmanlaşmıştır. Bu olgu Australopithecus’da yoktur, fakat ilk alet yapıcısı olan Homo habilisin bilinen en eski kafataslarında bulunmuştur. Bunun bir tesadüf olması son derece güçtür. Homo erectusa geldiğimizde, kanıt ezici bir biçim alır: Bu üç anatomik kanıt –beyin, ses aygıtı ve alet kullanma yeteneği–, dile giden yolda uzun, kademeli değişimler fikrine temel bir destek sağlar. Beyindeki ve ses aygıtlarındaki bu değişimlerin yanı sıra elde de, bu organı alet yapma ve alet kullanma için gittikçe daha uygun bir araç haline getiren eş zamanlı kademeli değişimler gerçekleşti.[22]

İnsanlığın ortaya çıkışı evrimde nitel bir sıçramayı temsil eder. Böylece ilk kez madde kendisinin bilincine varır. Bilinçsiz bir evrimin yerine, tarihin başlangıcı durur karşımızda. Friedrich Engels’in sözleriyle: İnsanla birlikte tarihe gireriz. Hayvanların da bir tarihi vardır, kendi soylarının ve bugünkü durumlarına tedrici bir evrimle gelişlerinin tarihi. Ne var ki bu tarih onlar için başkaları tarafından yapılır ve onlar bizzat bu sürece katıldıkları ölçüde bu katılım onların bilgisi ve iradesi dışında gerçekleşir. Diğer taraftan insanoğlu sözcüğün dar anlamıyla hayvanlardan ne ölçüde uzaklaşırsa, kendi tarihini o ölçüde kendisi ve o ölçüde bilinçle yapar, bu tarih içindeki öngörülmeyen olayların ve denetimsiz güçlerin etkisi o ölçüde azalır, ve tarihsel sonuç önceden saptanmış amaca o ölçüde tam denk düşer. Ne var ki bu ölçüyü insanlık tarihine ve hatta günümüzün en ileri halklarının tarihine bile uygularsak, burada hâlâ hedeflenen amaçlar ile ulaşılan sonuçlar arasında muazzam bir orantısızlık olduğunu, öngörülmeyen olayların baskın çıktığını ve denetimsiz güçlerin bir plana göre harekete geçirilen güçlerden çok daha güçlü olduğunu görürüz. Ve insanların en temel tarihsel faaliyeti, onları hayvandan bugünkü insan durumuna yükselten ve tüm diğer faaliyetlerinin maddi temelini oluşturan faaliyet, yani yaşamsal gereksinimlerinin üretimi, yani günümüzdeki toplumsal üretim faaliyeti, her şeyden önce, denetimsiz güçlerden kaynaklanan tasarlanmamış onuçların karşılıklı etkilerine tâbi olduğu ve arzuladığı sonuçları ancak istisnai olarak elde ettiği, ama çok daha sık bir biçimde tam tersi sonuçlara ulaştığı sürece de başka türlüsü olamaz… Tıpkı genel olarak üretimin insanları kesin ve açık bir biçimde biyolojik bakımdan hayvanlardan ayırt etmiş olması gibi, insanlığı toplumsal bakımdan da hayvanlar âleminin üstüne ancak üretim ve dağıtımın planlı bir şekilde gerçekleştirildiği bilinçli bir toplumsal üretim örgütlenmesi çıkarabilir. Tarihsel evrim böylesi bir örgütlenmeyi gün geçtikçe daha zorunlu ve gün be gün bir o kadar da mümkün kılıyor. O andan itibaren, bizzat insanlığın ve onun tüm faaliyet dallarının ve özellikle de doğa bilimlerinin, daha önceki her şeyi tümüyle gölgede bırakacak bir gelişim yaşayacağı yeni bir tarih çağı başlayacak.[23]

[1] aktaran: D. C. Johanson ve M. A. Edey, Lucy, The Beginning of Humankind (Lucy, İnsanlığın Başlangıcı), s.327.
* Nemesis: ceza ya da intikam tanrıçası. (ç.n.)
[2] aktaran: T. Ferris, age, s.262-3, 265 ve 266.
* deux ex machina, sorunu çözmek için makineyle indirilen tanrı. (ç.n.)
[3] D. C. Johanson ve M. A. Edey, age, s.320.
[4] J. S. Bruner, Beyond the information Given, s.246-7.
[5] MECW, cilt 5, s.31. [bkz. Seçme Yapıtlar, cilt 1, Sol Y., Aralık 1976, s.20]
[6] Richard Leakey, The Origin of Humankind, s.36. [İnsanın Kökeni, Varlık Y., 1998, s.49-50]
[7] Engels, The Dialectics of Nature, s.229-30. [Doğanın Diyalektiği, s.187-188]
* Biliş: İnsan düşüncesinin gerçek dünyayı bu sayede yansıttığı ve gözlediği süreç.
[8] R. Leakey, The Origin of Humankind, s.38. [İnsanın Kökeni, s.51]
[9] Engels, The Dialectics of Nature, s.228 ve 230-1. [Doğanın Diyalektiği, s.186]
[10] N. Chomsky, Language and Mind, s.66-7 ve 70.
[11] R. Leakey, The Origin of Humankind, s.45. [İnsanın Kökeni, s.57]
[12] Engels, The Dialectics of Nature, s.231-2. [Doğanın Diyalektiği, s.189]
[13] aktaran: R. Leakey, The Origin of Humankind, s.67. [İnsanın Kökeni, s.78]
[14] Engels, The Dialectics of Nature, s.233-4 ve 237. [Doğanın Diyalektiği, s.190-191 ve 192-193]
[15] R. Leakey, The Origin of Humankind, s.54. [İnsanın Kökeni, s.66]
[16] Engels, The Dialectics of Nature, s.237. [Doğanın Diyalektiği, s.193]
[17] S. J. Gould, Ever Since Darwin, s.210-1.[Darwin ve Sonrası, s.223]
[18] Christopher Wills, The Runaway Brain, The Evolution of Human Uniqueness (Kaçak Beyin, İnsan Eşsizliğinin Evrimi), s.xxii.
* Uyumsal Açılım: Farklı yaşam tarzlarına uyum sağlamış birçok farklı yaşam formunun ilkel bir organizma tipinden evrimi.
[19] New Scientist, 29 Ocak 1994, s.28.
[20] S. Savage-Rumbaugh ve R. Lewin, Kanzi, The Ape at the Brink of the Human Mind (Kanzi, İnsan Aklının Kıyısındaki Maymun), s.218.
[21] D. C. Johanson ve M. A. Edey, Lucy, The Beginnings of Humankind, s.325.
[22] S. Savage-Rumbaugh ve R. Lewin, age, s.226-7, 228 ve 237-8.
[23] Engels, The Dialectics of Nature, s.48-9. [Doğanın Diyalektiği, s.46-47]

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır. (Üyelik için, Davetiye maili almak isterseniz mail adresinizi ekleyin)
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><img><hr><u><blockquote><sup><sub>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
  • Kolay link ekleyebilirsiniz. Örnek site içi arama linki için [s: aranacak kelime]

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
Spamları engellemek için denetlenmektedir. Lütfen soruyu yanıtlayınız.
İçeriği paylaş