**METAFİZİK??
Metafizik felsefe'nin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde kalan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır.
İncelemeleri varlık, varoluş, evrensel, özellik, ilişki, sebep, uzay, zaman, tanrı, olay gibi kavramlar üzerinedir.
Metafiziği tanımlamaktaki zorluk Aristoteles'in bu alana ismini verdiği yüzyıldan bu yana bu alanın gösterdiği değişimdir. Metafiziğin konusu olmayan konular metafizik içine dahil edilmişlerdir. Yüzyıllarca metafiziğin içinde olan Din felsefesi, Aklın felsefesi, Algı felsefesi, Dil felsefesi ve Bilim felsefesi gibi konular kendi alt başlıkları altında incelenmeye başlanmıştır. Bir zamanlar metafiziğin konusu içinde yer almış konuların hepsinden söz etmek çok yer tutabilir.
Temel metafizik sorunları hep metafiziğin konusu olagelmiş konular olarak tanımlamak mümkündür. Bu sorunların ortak niteliği hepsinin ontolojik (varlıksal) sorunlar olmasıdır.
Metafizik kelimesinin kaynağı
Eski Yunan filozofu Aristoteles Fizik ismi verilen bir seri kitap yazmıştır. İlk sürümlerinden birinde Aristoteles'in çalışmaları bazı kitap grupları Fizik 'ten hemen sonra yer almıştır. Bu kitaplar felsefi sorgulamanın temel alanı ile ilgilidir ve o dönemde bir ismi yoktur. Bu sebeple ilk Aristoteles uzmanları bu kitaplara "ta meta ta fizika" yani "fizik ile ilgili kitaplardan sonra gelen kitaplar" ismini vermişlerdir. Bu 'metafizik' kelimesinin kaynağıdır.
Dolayısıyla etimolojik olarak metafizik Aristoteles'in toplu olarak Metafizik adı verilen kitaplarının konusudur. Etimolojik anlamda 'metafizik' sadece Aristo'nun Metafizik kitabının çalışma konusu manasına gelmektedir.
Aristoteles'in bu kitaplarının konusu neydi? Metafizik üç bölüme ayrılmıştır: (1) ontoloji, (2) teoloji ve (3) (evrensel bilim)
http://tr.wikipedia.org/wiki/Metafizik
**************
Bazıları (çeşitli empirist ve pozitivist okul yandaşları ve septikler) şunu savunuyorlar: Metafizik olanaksızdır.
Bazıları ise (ontologlar, Thomistler ve varoluşçu filozoflar) şu karşıt tezdeler: Metafizik gereklidir.
Birincilere göre metafizik olanaksızdır; çünkü o ne bilimlerden ve onların ilkelerinden ne de deney ya da dil mantığından bir şey yansıtmaktadır.
İkinciler ıse, metafıziğin gerekli olduğunu, çünkü metafizik olmadan deney hakkında kapsayıcı bir yorum ve insanın kuramsal ve pratik etkinliği üzerine bütüncül bir yönelmenin olanaksızlaşacağını ileri sürüyorlar.
Her iki grubun da tezlerini kanıtlamak için başvurdukları tüm yollar ise yanıltıcıdır. Çünkü, bu tezlerin tümü de belli kabullere bağlıdır. Örneğin birinciler, ya bilimin kayıtsız şartsız geçerliliği inancına. ya deneyin bilginin tek kaynağı olduğu inancına, ya da dilin mantığının geçerliliği inancına bağlıdırlar.
Ama tüm toptancı yadsımalarda bile metafiziğin her zaman yeniden ortaya çıktığı olgusuna burada da rastlanır. Çünkü birincilerde, bilimin hem içinde hem de dışında kalan sorunlardan sözedilmektedir. Bizzat bir pozitivist, şu sorulardan kaçamaz: Atomlar, elektronlar acaba gerçek şeyler midir, yoksa onlar birer fiksiyondan mı ibarettirler?
Özellikle modern fizik kuramları acaba gerçeklikten mi sözetmektedirler?
Tin ve ben özdeş midirler, yoksa farklı mı?
Bunlar arasında nasıl bir bağlantı vardır?
Bunun gibi, tüm bilimlerde, bilimlerin kapasitelerini aşan problemler olduğundan, bu problemlerin koordine edilmesi ve bütüncül bir tarzda ele alınması gereği vardır. Ama bu iş nasıl yapılacaktır? Antinominin çözümü, tezler (metafizik olanaksızdır) kadar antitezlerin (metafızik gereklidir) de bu genel form içinde yanlış olduklarını saptamakta yatıyor. Metafizik değil, onun sadece belli formları olanaksızdır.
***********************
Metafizik nedir! diye sormak yerine biz, metafizikçi ve onun işlevi nedir? diye soruyoruz.
Soruyu böyle koymak, haklılığını, metafizikçinin yaşayan bir gerçeklik, metafiziğin ise bir soyutlama olmasında bulur.
Bir çok metafizikçi vardır, ama bir metafızik yoktur. Metafizikçiler, insan toplumu içinde merkezcil bir işleve sahiptirler. Onlar, birleştiren, derleyen, bireştiren, belli bir çağın tüm bilgi ve deneyim dağarcığını topluca yorumlayan kişilerdir. Onlar, varlığın, anlamların, bilginin, değerlerin ya da yöntemlerin birliğine yönelebilirler. Onlar, öbür insanlarla aynı dünyada yaşarlar, ama onlar başka türden dürtülerle yanıtlar verirler. Onlar, kesinlikle söyleyelim ki; daha fazlasını görürler, yani ötekileri çekip çeviren birleştirici eğilimleri gözlerler. Onlar bütüne yeni bir gözle bakarlar ve bu bütünü alışılmadık bakış noktalarından görürler. Öbür yandan onlar, kavrayışları dışında kalan tek tek şeyler üzerinde fazla durmayıp bunları gözardı ederler. Onların işi görüsel ve kavramsal tasarımlar koordinat sistemleri ve kavramsal şemalar yapmaktır. Bunlarla insan yaşamının ve varoluşunun yeni anlam bağlantılarını ortaya koyma olanağı doğar. .. Onun görevi, varlık, anlam ve değer koyma edimlerini birleştirmektir. O, varlığa ve önemli olana geçebilmek için, görüntüyü ve önemsiz olanı bir yana koyup; varlığı parçalara böler. O değerleri yeniden tartar, saptar ve belki yeni değerler koyar. O, bizim dışımızdaki varlığı ve değerleri, içsel varlığımız ve içsel değerlerimizi işe katmadan değerlendirip değerlendiremeyeceğimizi sorar. O, bununla, aynı zamanda elimize amaçlar tutuşturur. Ama bu amaçlar dünyayı dışsal bir devrimle değiştirmek için değil, düşünce tarzımızı değiştirmek için gerekli olan bir devrimi, yani insan dünvasında bir değişikliği olanaklı kılmayı sağlarlar....
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1596 defa okundu

Sibel Atasoy
farkeder mi
""Atomlar, elektronlar acaba gerçek şeyler midir, yoksa onlar birer fiksiyondan mı ibarettirler?""
Ne farkeder? onlar kurguysa bende kurguyum , sende kurgusun herÅŸey kurgu
Hem maddenin "kurgu" olması ne demek?
Kurguda olsalar ölçülebilir nicelikler sunuyorlar.
Belki 19. yy materyalistlerinin bu konuda daha farklı baktıgını söyleyebiliriz ama günümüzde bir fizikçi "ne farkeder" diyecektir. Materyalist önce maddeden bağımsız , "metafizik" anlamda bir gerçeklik tanımlayıp maddeyi buna uydurmaya veya bununla tanımlamaya çalışmıyor. Gerçekliği madde üzerinden tanımlıyor.
Muhim olan "pratiğin sağladıgı ölçüttür"
Elektronun, atomun , kuarkın vs vs birçok özelliğini ölçebiliyorsak dolaylı yada dolaysız gözlemleyebiliyorsak bunlar gerçektir deriz.
for example
evet golem sende yazıyı onaylamış oldun..
yani bilim felsafacileride, pozitivistlere göre açıklamanı yaptın, oki, çok güzel ancak sen yine kendi düşünme yapında bunu açıklıyorsun..
Bu sadece metafizik için değil, diğer başka felsefelerde de bilimfelsefesinin aksini iddia eden, onun yanında giden veya gitmeyen olabilir..bu yaızda da bunu anlatmak istiyordu zaten..
Yani sen her ne kadar buna kesin doğru, mühim olan, olması gereken gözüyle baksanda senin tam aksini düşünenlerde var..
Sen kurguyu kabul edip, içinde olduğun, ölçebildiğin derecede kendini iyi hissedebilirsin; ancak başka felsefelerde asıl bu "kurgu" nun nedenini, niçinini varlığını vs tartışıyor..ehh pek ala bunlarada yanlış diyemeyiz..
""başka felsefelerde asıl
""başka felsefelerde asıl bu "kurgu" nun nedenini, niçinini varlığını vs tartışıyor""
İdelist felsefe plato'dan beri tartışıyor (hatta russel'dı sanırım "bütün idealist felsefe plato'ya sadece bir dipnottur" demişti) ama genel olarak uzlaşı sağlanmamış (gerçi mümkünde değil) bu "tin" nedir mesela yada "ide" nedir. Madde yalansa gerçek nedir? Bu sorulara salt mantık yürüterek cevap verilebilir mi? Bu sorulara verilen genelgeçer bir cevap okumadım ben idealist felsefe adına. Herkesin kendi cevabı var ama dayanaksız. Elbette mümkün buna yanlış diyemeyiz ama ne işimize yarıyor ki? "Bu yanlış" diyemeyeceğimiz sonsuz adet iddia ortaya atılabilir
Asıl soru şu olmalı;
"Gerçeklik" kavramını neye göre , nasıl tanımlıyoruz?
"Metafizik deÄŸil, onun
"Metafizik değil, onun sadece belli formları olanaksızdır."
Enteresan bi tespit olmuş.. Bu da "metafizik ötesi" dedikleri şey herhal. Yani güzel bi ambalaj yapacak olursak eğer; Mesela tanrı kavramı olanaksız (veya olasılık dışı) değildir, ama Adem'le Havva yüzünden tanrıyla şeytanın bozuşması ve tüm o dialoglar olanaksız olabilir.. (gibi filan) İyi de o zaman geriye ne kalır? (sembolik efenim sembolik şeyler onlar...)
Şaka bir yana (aslında şaka filan da değildi ya..) neyse ya neyse..
"Bizzat bir pozitivist, şu sorulardan kaçamaz: Atomlar, elektronlar acaba gerçek şeyler midir, yoksa onlar birer fiksiyondan mı ibarettirler?"
Pozitivizm bu sorudan kaçmaz, bilakis bu soru pozitivizmden kaçar. E pozitivizm de zaten bunun için var:)
(Hani morfeus'a sormuştu ya Neo; "ne yani, kurşunlardan kaçacak kadar hızlı olacağımı mı söylüyorsun" diye.. ama cevabı da hatırlarsınız; "hayır" demişti koca usta, "hazır olduğunda buna ihtiyaç duymayacağını söylüyorum sadece", aynı hesap işte:) Çünkü pozitivizm felsefenin temel problemi meselesini (bakın ama buraya dikkat; soruya verilebilecek olası cevaplardan herhangi birini değil, bilakis ve bizzat sorunun kendisini) reddetmekle almıştır zaten rüştünü.
Not: Pozitivizmden pek haz ettem. Yine de bu seyrü alemde bir kaç pozitivist flaş da patlatmalı arasıra. Hele ki metafiziğin olanaklısına olanaksızına kadar geldiyse mesele.. şok havuzu gibidir, insanı kendine getirir billah:)
Yeni yorum gönder