“Şişme” Teorisi
Bu ve diğer sorunlardan kurtulmak için Amerikalı fizikçi Alan Guth “şişen evren” teorisini geliştirdi (bu düşüncenin, kapitalist dünyanın enflasyon* krizinden geçmekte olduğu 1970’lerde ileri sürülmesi tesadüfi değildir). Bu teoriye göre, sıcaklık o denli hızla düşmüştü ki, farklı alanların ayrışması için ya da farklı taneciklerin oluşması için hiç zaman kalmamıştı. Farklılaşma ancak daha sonraları, evren daha da genişlediğinde meydana geldi. Büyük patlamanın en son versiyonu budur. Bu versiyon, büyük patlama anında evrenin, her 10–35 saniyede büyüklüğünü ikiye katladığı üstel bir genişlemeden (bu nedenle “şişme”adı verilir) geçtiğini iddia eder. “Standart model”in daha eski versiyonları tüm evreni bir greyfurt boyutuna sıkıştırılmış olarak tahayyül ederken, Guth daha iyisini yaptı. O, evrenin bir greyfurt gibi başlamadığını, bir hidrojen atomu çekirdeğinden milyarlarca kez daha küçük olabileceğini hesapladı. Bu takdirde, ilk hacminin 1090 katı bir büyüklüğe (bu da 1’den sonra 90 tane sıfır demektir) erişene kadar inanılmaz bir hızla –saniyede 300.000 kilometre olan ışık hızından defalarca kat fazla– genişleyebilirdi!
Bu teorinin içeriğine bir bakalım. Bu teori de diğer büyük patlama teorilerinin hepsi gibi, evrendeki bütün maddenin tek bir noktada yoğunlaştığı hipotezinden yola çıkar. Buradaki temel hata, evrenin gözlemlenebilir evrene eşit olduğunun, ve maddenin içinden geçtiği tüm farklı evreleri, dönüşümleri ve farklı durumları hesaba katmaksızın evrenin tüm tarihini lineer bir süreç olarak yeniden kurmanın mümkün olduğunun tasavvur edilmesidir. Diyalektik materyalizm evreni Einstein ya da Newton gibi statik veya sürekli “denge” durumunda bir varlık olarak değil, sonsuz bir varlık olarak kavrar. Madde ve enerji yaratılamaz veya yok edilemez; periyodik patlamaları, genişleme ve daralmaları, itme ve çekmeleri, hayat ve ölümü içeren sürekli bir hareket ve değişim süreci içindedir. Bir veya birçok büyük patlama düşüncesi aslında olmayacak bir şey değildir. Buradaki sorun bambaşka bir şeydir; sorun, gözlemlenmiş kesin bir olgunun (Hubble’ın kırmızıya kayışı gibi) mistik bir yorumu ve evrenin yaratılışı hakkındaki dini fikirleri bilimin içine arka kapıdan sokma girişimidir. Öncelikle, evrendeki tüm maddenin “sonsuz yoğunluğa” sahip tek bir noktada yoğunlaşmış olması gerektiği düşünülemez. Bunun ne anlama geldiğinde net olalım. İlkin, sonlu bir uzaya sonsuz miktarda madde ve enerji koymak imkânsızdır. Sadece soruyu ortaya atmak bile onu yanıtlamak için yeterlidir. “Ah! der büyük patlamacılar, fakat evren, Einstein’in genel görelilik teorisine göre sonsuz değil, sonludur.” Eric Lerner kitabında Einstein’ın denklemlerinin sonsuz sayıda farklı evreni mümkün kıldığına işaret eder. Friedmann ve Lemaître birçok denklemin genişleyen evren sonucuna çıktığını gösterdi. Ancak hiçbir surette bu denklemlerin hepsi bir “tekillik” durumunu ima etmez. Yine de Guth ve ortaklarının dogmatik bir biçimde ileri sürdükleri varyant budur.
Evrenin sonlu olduğunu kabul etsek bile, “tekillik” düşüncesi bizi açık bir şekilde hayali nitelikte sonuçlara götürür. Görebildiğimiz evrenin ufak bir köşesini evrenin tümü olarak ele alırsak –ki bu hiçbir mantıksal ve bilimsel temeli olmayan keyfi bir kabuldür– her biri yaklaşık 100 milyar ana yıldız (bizim güneşimiz gibi) silsilesi içeren, 100 milyardan fazla galaksiden bahsediyoruz demektir. Guth’a göre, bu maddenin hepsi tek bir protondan daha küçük bir yerde yoğunlaşmış durumundaydı. Madde, saniyenin trilyonda birinin trilyonda birinin trilyonda birinin milyarda biri kadar bir sürede, trilyon kere trilyon kere trilyon derece sıcaklığındayken, sadece tek bir alan ve sadece bir çeşit tanecik etkileşimi vardı. Evren genişleyip sıcaklık düştükçe, farklı alanların, ilk basitlik durumundan “yoğunlaşmış” olduğu farz edilir.
Böylesi eşi benzeri görülmemiş bir genişlemeyi harekete geçirecek enerjinin nereden geldiği sorunu ortaya çıkar. Bu bilmeceyi çözmek için Guth, bazı teorik fizikçiler tarafından varlığı öngörülen, ancak en küçük bir deneysel kanıta bile sahip olmayan, her yerde ve her zaman hazır bulunduğu varsayılan bir kuvvet alanına (“Higgs alanı”) başvurdu. Eric Lerner şu yorumda bulunur: Guth’un teorisinde, bir boşluk içinde bulunan Higgs alanı, gerekli tüm enerjiyi hiçlikten –ex nihilo– üretir. Onun ortaya koyduğu şekliyle evren, Higgs alanının lütfettiği büyük bir “bedava öğle yemeği”dir.[3]
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1819 defa okundu

Sibel Atasoy
Big bang, Alan GUTH ve
Big bang, Alan GUTH ve büyük şişme üzerine,meraklı bir amatör düzeyinde fazlasıyla okudum.Bu anlamda büyük şişmenin big bang'dan sonraki mili saniyelik dilimler içerisinde, evrenin dört temel kuvvetinin henüz birbirinden ayrılmamış olduğu ve dolayısıyla ışık hızının aşılamayacağını öngeren temel fizik yasalarının da henüz geçerli olmadığı bir anda yaşandığının öngörüldüğünü az çok biliyorum.Eğer yanılmıyorsam,büyük şişme gibi bir kurama doğan ihtiyaç, evrenin sıcaklığının kainatın ölçülen her noktasında hiç beklenmedik bir biçimde nerdeyse tamamen aynı olduğunun gözlenmesiyle belirmişti.(Halbuki öngörüldüğü haliyle bu durumun henüz gerçekleşmemiş olması gerekirdi.Daha doğrusu evrenimiz ölçülebilen boyutları ve yaşı itibariyle böyle bir denge haline ulaşabilmek için henüz daha çok gençti)
Ama benim merak ettiğim şey daha farklı.Olası yaşı 13,7 milyar olarak ifade edilen evrenin şu an ölçülebilen boyutlarının 100 milyar ışık yılından daha fazla olduğu söyleniyor.Bu durumda eğer big bang gerçek ise, 13,7 milyar yılda 100 MİLYAR ışık yıllık mesafeye genişlemiş olan evrenin, her halukarde belli bir süre boyunca ışık hızının kat be kat üzerinde bir hızla genişlemiş olması gerekiyor.(Genişleme sürekli ışık hızında dahi olsaydı, bilinen evren boyutunun da bu anlamda yaşıyla paralellik göstererek kabaca 13,7 milyar ışık yılı civarlarında olması gerekirdi, bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum)
Bu durum şişme kuramı ortaya atılmadan önce nasıl ele alınıyor ve açıklanıyordu?
çok mu cahilce bir soru oldu yoksa, olduysa kusura bakmayın ltf.
Gamaro, teorinin
Gamaro, teorinin tutarsızlığı açık olarak gösterdin bile! Mızrakları çuvala sığmıyor işte, karıştırma!!!
Burada yanlış olan
Burada yanlış olan şey;
"Diyalektik materyalizm evreni Einstein ya da Newton gibi statik veya sürekli “denge” durumunda bir varlık olarak değil, sonsuz bir varlık olarak kavrar." düşüncesidir. Eğer Diyalektik Materyalizm evreni böyle kavrıyorsa kendisi ile çelişiyor demektir.
Çünkü sonsuz olan kavranamaz, ve tez antitez olmadan nasıl sentez olamıyorsa evrenin bir varlık olarak zıddı yoksa evrende var olmaz. Ve zıddı olan şeyin sınırı olur , sınırı olan şey sonsuz olmaz.
Başka bir açıdan olaya bakarsanız, sonsuz bir varlığın içinde sınırlı varlık bulunmaz. Çünkü nesnelerin varlığı ancak sınırlı olmaları ile mümkün olabilir. Epistemolojik açıdan ve etimolojik açıdanda böyle olmalıdır. Şeylerin isimleri ve onların kökeni, onlar hakkındaki bilgi onlaın zıddı veya sınırları olmadan tasarlanamaz. varlığı gerçekleşemez.
Dolayısı ile evren sonsuz ise içinde sınırlara sahip varlıklar olmaz, terside doğru olmalıdır. Sınırlara sahip bir evrende olmasaydık herşey zıddını beraberinde barındıramazdı, yani diyalektik doğru ise evren sonlu olmak zorundadır , evrendeki herşey gibi...
Dolayısı ile Evren sonsuz ve başlangıçsız olamaz diyalektiğe göre... Olursa mantıksal paradoks olur.
ayrıca tekillik olması gerekmez ve tek bir kuvvet ve tek bir parçacığın olmasıda gerekmez...
Bunun yerine Evren denilen göl yüzeyine bir tek taşın düşmesi yeterlidir. Bu taşla;
sözkonusu şişme ve patlama teorilerindeki kuramların açıklayamadığı olguları açıklyabiliriz. tekillik dahil...
Işık hızı konusunda sayın gamaro güzel bir noktaya temas etmiş teşekkür ederim.
Bu tam benim; gölün ,taşın ve maddenin aradığım kanıtın kaynağı gibi...
Işık hızının sabit olduğunu ve değerinin bizim bilim adamlarımız "bugün" söylüyor.
Evrenin ilk oluştuğunda da ışık hızı sabit olup değerinin bugün olduğu değerde olduğunun kanıtı nedir ?
Ayrıca sabit olan bu sayının "o zaman ki her saniye için" sabit olacağını garanti edebilirler mi ?
Ontolojiyle
Ontolojiyle epistemolojiyi birbirinden tecrit ederseniz de yukardaki gibi olur:)
Neyse...
Benim bu başlığın altına amatör bir merakla düştüğüm nota gelince..
Dostlar sağolsun:)
:))
Hani kendi kendine gelin güvey olma atasözü nerelerde kullanılır diye soran olursa...
xenix: Takiplerim
Yeni yorum gönder