Kaos ve düzen
Bu da benden bir kaos/düzen karşılaştırması, eski bir yazı :)
Hangi konuyu tartışırsak tartışalım bir süre hem de kısa bir süre sonunda geldiğimiz ana bir eksen var; muhafazakarlık- anarşizm!
Evrenimizin kaos ve düzen arasında sorunsuz varoluşu gibi bunun iz düşümleri olarak biz de muhafazakarlık ve anarşizm arasında doğup yaşayıp ölüyoruz.
Üstelik bu ana eksenin, zaten varoluşun temelini oluşturan düalizmin gereği olduğunu sıklıkla atlıyoruz ve farkında olmaksızın bu oltalardan birini yutuyoruz. Üstelik yaşamımızın içinde belki ağırlıklı olarak bunlardan birini destekler biçimde yer alışımıza karşın farklı zamanlarda ve farklı durumlar karşısında diğer metodu da savunmaktan geri durmuyoruz. Hatta birini savunurken diğerini yaşıyor olabiliyoruz. Birbirinin karşıtı gibi görünen bu iki olgu; Tanrı-şeytan ikiciliği, bizi deli konumuna getirmeksizin kendi içimizde, birbirlerinden habersiz yaşayıp gidiyorlar.
Bu kelimeleri hangi kavramlar ile bağdaştırdığımı açıklama ihtiyacı duyuyorum ola ki anlatmaya çalıştığım kavram karşıtlığını ifade edecek daha doğru kelimeleri siz biliyor olabilirsiniz.
İki karşıt uç olarak varoluşumuzun temeli; düzen ve kaostur. Varoluş bu iki uca doğru düzenli koşular sonucu ortaya çıkmış gibi görünüyor. Aslında fizikçilerin dediğine bakılırsa bu ikisi ayrı uç bile değil, aynı anda birbirlerinin içinde ve birlikteler yani dalga ve parçacık olarak kuantum hareketi sergilerler.
İşte bu karşıtlığı sosyolojik anlamda ifade eden uygun kelimeleri bulmaya uğraşıyorum.
Düzeni koruyan ve savunan için genel anlamda kullanılan sözcük, “muhafazakar” oluyor.
Muhafazakar görüş, tek başına belli bir görüşü savunmaz, adı üstünde “o an ve yerdeki” DÜZENi, o her ne olursa olsun muhafaza edendir.
Düzenin karşıtı olan, düzensizlik hali kaostur ve kaotik görüşün ismi de muhtemelen anarşi olabilir.
İnsanın ve toplumların bir arada yaşamasını temin etmek için düzene ihtiyaç var. Bu sebeple anarşi kelimesi muhtevası uyarınca insanın tüylerini diken diken eder.
Anarşi bir anlamda bindiğin dalı kesmek gibidir, oysa ayağını basacağı bir yere ihtiyaç duyan insan bu kelimeyi adeta unutmak isteyecek kadar ilgisiz karşılar. Bu davranışı aklı başında her kişi olumlayacaktır.
Dolayısı ile varlığını tehdit eden bu tehlikeli kelime yerine, muhafazakarlık kavramının karşıtı olarak muhtelif sözcükler koymuştur:
Devrimci; Mevcut düzenin toptan yıkılmasını ve yerine önerdiği sistemin gelmesini ister.
Reformist; mevcut düzenin tümüyle yıkılmasının zor ya da gereksiz olduğunu ama bazı kısımlarının yenileri ile değiştirilebileceğini savunur.
Evrimci; Mevcut düzenin aynı doğa unsurları gibi zaten evrileceğini ve bu sebeple reformistleri dinlemenin yerinde olabileceğini söyler.
Muhtemelen unuttuğum başka kademelerde olabilir. Eğer şimdilik bu sözcüklerden hareket edecek olursak; muhafazakarların en büyük düşmanı gibi görünen devrimcilerin de aslında kendilerinden pek farklı olmadığını açıkça görebiliriz. Çünkü devrimci, eskiyi yıkıp yerine yeni bir düzen getirecek ve getirdiği düzenin muhafazakarı olacaktır, hatta daha düzeni kurmadan bile muhafazakar olmuştur. Getirmek istediği düzene söz söyletmez, eleştiri kabul etmez ve bu sebeple ha bire doğurur. Doğurarak küçülür ve değişim kudretini kaybeder.
Devrimcinin ve onun alt düzeyi olarak reformistin hazırladığı yeni düzen paketinde yer alan unsurlar nereden gelmiştir peki?
Düzen haline gelmeyi zaten istemeyen, buna karşı olan anarşi çorbasından çıkmaları muhtemeldir. Çünkü bu çorbanın içinde her şey vardır, seç beğen al!
Örneğin ve basitçe; “Erkek egemen toplum yıkılsın” diyen anarşist görüşü beğenen bir devrimci bunu alır, kuracağı düzene “kadın erkek eşitliği” olarak geçirir, feminist görüş bunu alır “artık kadınların zamanı geldi” diye geçirir vs. Anarşizm düzen önermediği için yalnızca yıkmaya çalışan bir hareket olarak tespitler yapıyor gibi geliyor bana.
Halbuki normal bir insan olarak anarşiden çekip aldığımız her yıkma girişimi anında yenisini yapma isteğimizle tamamlanıyor.
Böylece Devrimci, reformist, muhafazakar olarak hepimiz dalgayı çökertmeye uğraşıyoruz. Bu hatalı bir davranış değil varolabilme savaşıdır. Bu sonsuz sürecin, üstelik de anlam olarak birbirinden hiç farkı olamayan sürecin, farklı basamaklarında yer alıyoruz. Tabii ki yer aldığımızı düşündüğümüz basamak yalnızca ağırlıklı olarak kullandığımız anlamına gelecektir. Yukarıda bahsettiğim gibi yıkıp-yapma ve koruma, güdü olarak her şekilde her insanın kullandıkları arasındadır.
Belki konuyu daha da basitleştirmeliyiz. Anarşi yani temsil ettiği kaos, insan olarak varoluşumuzun karşısında olduğuna göre onu zaten kategori dışı bırakıp, muhafazakarlığın içinde “eski ve yeni” yanlıları şeklinde daha elle tutulur bir düzeye indirgeyebiliriz.
Yani eski düzenin muhafızları ve yeni düzenin muhafızları şeklinde saf tutabiliriz. Ya da bilinçsizce her zaman yapa geldiğimiz gibi her iki safta da “işimize geldiği ölçüde” durabiliriz.
Örneğin, anne-baba olarak çocuğumuza kendi düzenimizi dayatırken “eskinin muhafızı” ve aynı anda işyerinde yaşlı müdürün baskısına karşı “yeninin muhafızı” olabiliriz.
Araba kullanırken aynı seyahatte bile, bazen eskinin bazen de yeninin muhafızı olur ve bundan hiç rahatsızlık duymayız.
En reformist, en devrimci olanımızın bile bir durma noktası var. “Ahlaksız teklif” filminde iddia edildiği gibi herkesin bir fiyatı vardır. İnternette bir forumda bulunuyorsanız o topluluğun sorunsuzca bir arada yollarını sürdürmeleri açısından, durma noktalarının farklılıkları hep sorun yaratacaktır.
Halbuki görünüş bundan farklı gibidir çoğu zaman; sanki bazı üyeler “her şey serbest olsun, kuralsız olalım”, diğerleri de “hayır bu işin bir adabı vardır” diyorlar ve taban tabana zıt iki gurupmuşlar gibi ha bire birbirlerini saf dışı etme çabasında görünüyorlar.
Oysa herkesin, en devrimci, reformist görünenin dahi bir durma noktası ve durduğu yerdeki düzeni koruma kaygısı vardır. Belki bunu düşünmemiş olabilir fakat düşünse iyi de olabilir
Sonuç olarak “yok aslında birbirimizden farkımız!” , eskiyi savunan kişi şunu bilmelidir ki; yeniyi savunanların da bir durma noktası vardır yani iş genişleye genişleye anarşiye varmaz, bu varlık nedenimize aykırı olur. (En azından şimdilik) bu sebeple endişe edip “aman elimizdeki değerler gidiyor, kaosa yuvarlanacağız, mahvolacağız” çığlıkları samimi olmakla birlikte yersizdir. Buradaki endişe onların zannettikleri gibi kaosa dalıp kaybolmak değil, eskinin alışılmış ve gözü kapalı yerine getirilen kurallarına karşı yeninin biraz tehlike, daha çok çalışma ve daha çok düşünme gereğinden kaçınmak isteyen, yalnızca pek nahif “tembellik” güdüsüdür bence.
Ve eğer eskiyi savunan biraz tembelleşmiş insanlığımız olmasa, üstümüze yağacak olan bir çok farklı yeni dalga arasında hakikaten bocalayabilirdik. Oysa eskiyi savunanlar tarafından bu tehlike otomatikman saf dışı bırakılıp ancak eskiyi devirebilecek nitelikte büyük değişim enerjisi biriktirmeyi sağlıyor ve dolayısı ile muhafazakar, yeniye ayak direyerek YENİYİ YARATIYOR.
Varlığımızın her iki nedenine de aynı ölçüde saygı duyuyorum. Molla Nasreddin haklıymış, herkes haklı olabiliyor hatta onların haklı olduğunu söyleyen de haklı olabiliyor.
Sibel Atasoy
10.03.04
- Agnia ağ günlüğü
Yazıcı-dostu sürüm
Arkadaşına gönder- 1163 defa okundu

Sibel Atasoy

Bu yazı için de bi bonus
Bu yazı için de bi bonus gerekiyo sanırım :)
http://www.freerice.com/index.php
Belki sitede vardır bilmiyorum ama çok zevkli bir oyun :)
süper
çok eğlenceli..ben 2 kilo pirinç toparladım..hiç yoktan iyidir:)
Güzelmiş
Türkçe'sini yapalım mı?
xenix :)
Sevgili Agnia
""muhafazakar, yeniye ayak direyerek YENİYİ YARATIYOR.""
yazısına bi bonus az. Daha fazlasını aslında hakediyor.
""En reformist, en devrimci olanımızın bile bir durma noktası var""
bu cümleniz şunu çağrıştırmıyor mu?
Devrimci olarak, durduğumuz her noktanın aslında bizi başa döndürdüğünü, dönmekten artık başımızın döndüğünü görerek, hiç değilse elimizdekinin üstüne koymanın daha reformist olacağını görmek.. Kedi kuyruğunu yakalamaktansa, ciğer yemeyi yeğlemez mi?.
Eh işte
Birinden biri daha tercih edilesi değil sevgili Statik, ikisi bir arada, birbirlerine karşıymış gibi iş görerek, hem bilinmeyende kaybolmamamızı hem de evrim olasılığını sağlamaktalar. Daha ne isteyelim?
Başka şeyler olmalı...
Evet çok beğenerek okudum. ''İki karşıt uç olarak varoluşumuzun temeli; düzen ve kaostur. Varoluş bu iki uca doğru düzenli koşular sonucu ortaya çıkmış gibi görünüyor.'' demişsiniz merak ettim acaba iki karşıt uçtan başka varoluşumuzun başka bir temeli yok mu? Yoksa var da henüz biz mi keşfedemedik ? Gelişim ve düzen için hep kaos mu olmalı öyleyse (mesela) niye bu kadar çok kaos yaşadığımız ülkemizde hala arada da olsa bir düzen kuramadık ya da birazcık olsun diğer ülkelerdeki gibi refah düzeyine ulaşıp gelişemedik ve neden bu kaoslar hep bizim yaşantılarımızda daha fazla...Acaba sorun bizlerde mi kaostan yararlanıp düzen kuramıyoruz.Diğer ülkelerdede var biz mi bilmiyoruz? 7 Sene Almanyada kaldım hiç bizdeki gibi kaos ve karmaşanın yaşandığına şahit olamadım. Biliyorum zaman zaman başka ülkelerdede kaos oluyor ama düzenlerini kurup, daha uzun süreli kaos yaşamadan bu durumu sağlıyabiliyorlar. Birşeyler var yanlış olan ya da olmayan farklı birşey olmalı, kaostan ve düzenden başka varoluşun temelini oluşturan... Ve başka yollar olmalı varoluşu yokoluşdan özgür bırakan, başka şeyler olmalı kaostan ve düzenden, karanlık ve ışıktan, eski ve yeniden öte evet başka şeyler olmalı, iyinin ve kötünün ötesinde bindiğin dalı kesmeden bindiğin dalın farkına vararak yaşamak için... evet ben ne haklıyım ne de haksız:))
''ikisi bir arada, birbirlerine karşıymış gibi iş görerek, hem bilinmeyende kaybolmamamızı hem de evrim olasılığını sağlamaktalar. Daha ne isteyelim?'' BİLİNMEYENLERDE KAYBOLURKEN ONU BİLİNİR YAPMAK GEREKİR O ZAMAN NE FAYDASI VAR KAYBOLMANIN DİMİ AMA...Senelerden beridir yapılan bu galiba ben belamı istiyorum gerçi son sözümden sonra onu verecek çok...:)))
Durma noktası... Çok büyük bir aldanış içerisinde olamazmıyız?
Ve başka yollar olmalı
Ve başka yollar olmalı varoluşu yokoluşdan özgür bırakan, başka şeyler olmalı kaostan ve düzenden, karanlık ve ışıktan, eski ve yeniden öte evet başka şeyler olmalı, iyinin ve kötünün ötesinde bindiğin dalı kesmeden bindiğin dalın farkına vararak yaşamak için
Sevgili Medisis, ne güzel, sorguluyorsunuz, araştırıyorsunuz ve hayal ediyorsunuz.
Söylediğiniz gibi ÖTE de bi şey var, arzu ettiğiniz gibi, fakat bunu nasıl anlatsam... Gerçekten zor bu; çünkü ÖTE ile burası arada çelik bir duvarla ayrılmış gibi değil.(ama ayni zamanda milyonlarca kilometrelik bir ayrım gibi de).
Bir deneyeyim yine de; İyinin ve kötünün ötesine önce SİZ geçmelisiniz, çevrenizdeki dünya değil. Ve onu(iyi ve kötünün olduğu dünyayı) dert etmeyin şu an lütfen. Bunu yapabilir misiniz?
Sevgili Agnia
İçinde yaşadığımız dünyaya karşı sorumluluklarımız var. Sorumluluktan kaçmak ve amaçlarına ulaşmak, dünya üzerinde hakimiyet kurmak için süper güçler, kaos ve düzen teoremi diyerek yapmakta oldukları haksızlıkları bizlere adapte ettirmek için kullanıyorlar olamazmı? Şimdi mesela, bazı insanlar zor durumlarda gördükleri insanlara yardım etmenin ve onu güçlendirmenin yolunu aramak yerine o onun deneyimi güçlü ise başarır diye duyarsız bir tutum sergileme yolunu, bazıları ise erk toplamanın yolunu kendilerinde insanları zorlama hakkını bularak,onları kontrol etmeye çalışarak yapmaya çalışıyor Hatta o kadar zıvanadan çıktı ki, eğitmen rolünü üstlenme yolunu seçtiklerini kötülük yaparak gelişime katkıda bulunduklarını sanan ve kendilerini ruhsal rehber ilan ederek yaptığım herşey doğrudur diyenler, bencilliklerine,duyarsızlıklarına gerekçe olarak gösterenler var. Tutundukları gerekçe kargaşalık yaratarak denge kurmaya çalışmak... Bildiğiniz gibi küresel felaketle karşı karşıyayız evet bu sonuçu da biz hazırladık. Dünyanın kaynakları tükeniyor ve birkaç yıl sonra eğer önlem alınmazsa yokoluşumuz kaçınılmaz. Dünya üzerindeki nüfus azalmak zorunda çünkü kaynaklar azaldı. İşte burada kaos ve düzen teoremi gayet iyi iş görecek gibi senelerden beri olduğu gibi aynı senaryo... Başka senaryolarda üretilebilseydik şu oyun alanımızda, birazda yenilikler bu alanda olabilseydi ve bence asıl muhafazakar hala kaos ve düzen kuramı diyenler değilmi?
Ötesi... Ona gelince belkide bana sorgulatan,araştırmaya sevkeden ve hayal kurduran oradan aldığım sinyallerdir... Kimbilir?
Uçmak istiyorsak göklerde özgürce, yeryüzünde yürümesini bilmeliyiz önce...
Nasıl uçulacağını ve yürüneceğini biliyorsak eğer,
Bildiğimizi uygulamasını da bilmeliyiz önce.
ve ötesi ile dünya arasında dengeleri kurmasını da öğrenmeliyiz bence...
İyinin ve kötünün
İyinin ve kötünün ötesine geçebilmek, duyarsızlaşma ile olabilen bişey değil, anlayış gelişmesi, kapsama alanı ile ilgili. Aradaki farkı hislerimizle sezebiliriz yoksa dıştan görünüşte duyarsızlaşanlarla aşkınların görünümleri pek farklı değildir. Özetini çıkardığım HŞT, burada da İnsan Bilinci Projesi başlığında sunduğum çalışma bu durumu fevkalade açıklıyor.
Sevgili agnia, ben bunları
Sevgili agnia, ben bunları yazarken anlatmak istediğim eleştirimi bağışlayın lütfen. Kaosla düzen kurmaya çalışmadan başka yolların denenmesi gerektiğini ve gelişime farklı bir yolla sevgiyi sunarak, yardımı sunarak destek sağlanmasının denenmesi gerektiğini anlatmak istedim. İnsanlık tarihine baktığımızda hep muhafazakarlık ve anarşi ile, kaos yaratılarak düzenler kuruldu artık sevgi yolunu seçelim diyorum. Milyonlarca insan afrikada açlık çekerken bu onların deneyimi diyerek değil, onlara kucak açarak,acılarını dindirmeye çalışarak, çevremizde yardımımıza ihtiyaçı olanları bananecilikle değil,onların deneyimide bu diyerek değil, sevgiyle sarmayalım ve sizin gibi güzel yazılarla mesajlar verelim. Anarşi ve muhafazakarlık, kaos ve düzen diyerek değil. Varlığımızın iki nedenine aynı ölçüde sizin gibi saygı duyuyorum ama bonus hakkımı sevgi ve barıştan, huzurdan yana kullanıyorum.
Teşekkürler sevgiyle kalınız...
Sevgili Medisis, sizi
Sevgili Medisis, sizi anlıyorum ama yine de (beni bağışlayın) klişelerin ötesine geçebilmek istiyorum. İnsanın kendi sevgidir zaten, onu sevgiden ayırabilmek özünden ayırmak demektir ki bu mümkün değil. Kişi dikkatini neye yöneltirse ona akar, kendi sevgi olduğundan bu demektir ki dikkatini verdiğine kendini vermektedir. Ve hep bildiğimiz gibi sevgi besler ve büyütür. Nacizane tavsiyem o güzel hislerinizi, o güzel kendinizi verdiğiniz (dolayısı ile büyütüp beslediğiniz)şeyleri iyi seçmenizdir.
Dışınızda ya da içinizde sizce olumsuz bi şey tespit ettiğinizde derhal harekete geçin ve elinizden geleni yapın. Yapabileceğiniz bişey yoksa bulunduğunuz yerden kaygılı/kızgın/kırgın düşüncelere dalmayın; çünkü sevgi özünüz oraya akar ve o şeyleri besler.
Dünyada olumsuz diye nitelendirdiğimiz şeylerin bulunmasının sebebi gerekeni yapmayıp onları zihnimizde tutmamızdan ve özümüzle beslememizden kaynaklanıyor.
Sevgilerimle
Size katılıyorum...
Çevremizde ne kadar olumsuzluk varsa, onları kızgınlık, kaygı ve kırgın düşünçeler yerine olumlu düşüncelere dönüştürerek, zihnimizden arındırarak belkide dünya için en büyük yardımı da sunabiliriz. İşte burada bulunduğumuz ortamlarda bunu bilen bizlere sorumluluk düşüyor. Önce kendimizi ve sonra kendimizle birlikte diğer insanlarıda sevgiyle beslemek...
Evet hepimiz sevgiyiz ve biriz eğer öyleyse ki, inanıyorum. Benden bir parçada nereye kadar pink yapsam benimle birlikte ve o parçada kendini, özünü bilmeli ve beslenmeli...
Her ne kadar kişilerin ötesine geçmek isteseniz bile burada olmakla ve yazılarınızla bizleri besliyorsunuz zaten:))
Teşekkürler...
Yeni yorum gönder