Kısayoğun Öyküler ve Diğerleri

Yazmak isimli ontolojik olarak belirsizliğini koruyan eylemde türün oluşumu önsellik içermez. Yazınsal türlerin oluşumu bütün yazın tarihi içinde insanın anlatım gereksinimini nasıl karşılayacak, onu en iyi nasıl anlatacak sorusu içinde erimiştir. X’I anlatma istemim bir çığlıkla sonlanıyorsa bu eylemin tür olarak bir şiire eğileceği ya da bir hitabet sanatı içinde metinleşeceği olasılıkları öngörülebilir. Derdim uzun bir yolculuğun başıma getirdikleriyse; geniş bir anlatım alanı olarak düzyazı türlerinin oluşması kaçınılmazdır. Bir destanın, mitolojik metinlerin, kutsal kitapların oluşumu yazınsal türleşmeyi anlatım gereksinimi içinde değerlendirmemizi sağlar.

Sözkonusu olan ontolojik olarak belirsizliğini koruyan bir eylemse ve öznesi insan ise; diğer bütün farklı disiplinlerde olduğu gibi, yazınsal alanda türleşmenin tarihi de sınırları belli bir düz çizgi izlemez, izleyemez de… Çığlık olarak anlatılmasına gereksinim duyulan bir X bazen yüzlerce sayfanın içinde eriyerek bir romana dönüşebilir ve zihinsel karşılığını geniş zamana yayılmış olarak bulur. Tıpkı bu örnek gibi; bir düzyazı metin şiirin bütün olanaklarını kullanabilir. Anlatım gereksinimi ve anlatılacak şey’in kendisini kendi tözüne en uygun biçimde aktaracak biçimde türleşmesi yazın alanı dışında da benzer yapıda bir yol izler; bir ressam, bir fotoğrafçı, bir yontucu hatta sayısal görüntü işlemcisi, hepsi insan varoluş tarihinin benzer kuralına uyar; meramını meramına en uygun yöntemle kurgular ve dışarı aktarır. Bu aynı zamanda sanat kavramının varlığı ve enerjisidir de…

Sanat diye tek bir kavramın oluşması ve zihnimizde bir tek’liğe denk gelmesi kökeninde aktarım, iletişim, yansıtma gibi şeylerin gereksinimlilirlik özelliği olması ve aktarım türlerinin tümüne bu niteliği ile ortak kavram anneliği yapmasıdır. İşte bu nedenle de; bizim saf tür olarak görüp tanımladıklarımızın özünde bütün türlerin içiçeliği, yani sanat kavramının kendi varoluş nedeni yatmaktadır. Yine bu nedenle, saf sanat türü sadece zihnimizdeki bir kabulleniştir, saf sanat türü yoktur. Saf’lık algısı türün kullandığı malzeme, kurgu, kendine özgüleşen diğer nitelikleriyle ilgilidir.Ana tür anlatı adıyla değerlendirilebilir ve buradan sanat, insanın varoluşu, bilinç, üretim ilişkileri, evrim, toplum, birey vb gibi anahtar sözcükler – bilimsellik eklerini de alıp- birbirleriyle etkileşerek ortak bir tartışmada asıl yerlerini bulur.

Çok uzatmadan; sanat, yazınsal türler ve insanın zihinsel evrimi ve buna bağlı değişkenleri, türlerin içiçeliğini ve anlatım gereksinimi ile nicelik, nitelik ilişkilerini çağrıştırdıysam üstteki giriş amacına ulaşmış sayılacaktır. Şimdi bu metne konu olan kısayoğun öykülere girelim…

Adlandırma bağlamında kısayoğun öykü

Kısa öykü, kısa kısa öykü, çok kısa öykü, minimal öykü, minyatür öykü, küçürek öykü, kısacık öykü, mikro öykü,; bütün bu isimlendirmeler konu ile uğraşan kişilerin gözüne, bir yerlerde çarpmış olmalıdır. Bu isimlendirmelerin ; short, short short, very short, miniature story biçiminde batıdaki karşılıklarını ve bizde özgün olanın küçürek, kısayoğun adları olduğunu belirtmem gerekiyor.

Kısayoğun öykülerin kendi dilimizdeki adlandırmaları her ne kadar başka dillerdeki çeviriler olsa da adlandırmanın batıdaki süreçsel niteliğine dikkat çekmeliyim; adlandırmalar öykü türünün alt gruplara ayrılma süreci ile birlikte yapılmaktadır. Öyküden kısa öyküye, oradan minyatür öyküye giden süreçsel niteliği adlandırma bağlamında doğru algılayabilirsek kendi dilimizde verdiğimiz örneklerin adlandırmasını da daha doğru yapabiliriz.

Şu ana dek olan adlandırmalar çok kısa yazılan öykülerin sadece boyutu üzerinden yapıldığından ve içerik ile ilgili değişkeni eksik bırakıldığından bir bileşik sözcük olarak kısayoğun öykü adlandırması uygun görülmüştür. Kısa, çok kısa, kısa kısa, küçürek, minimal, minyatür, mikro sözcüklerindeki çağrışım ve anlam türün sadece boyutuyla, hacmiyle ilişkilidir ve içeriksel bir tamlık taşımamaktadır.

Tür olarak kısayoğun öykü

Öykünün türsel evrimleşmesi kapladığı alan olarak çokluktan azlığa doğru giden bir çizgi izliyor. İşin ilginç yanı bilimsel-teknolojik yoğunlaşma dönemi ile öykünün de bu yoğunlaşma önerisini getirmesi; bilimsel teknolojik yoğunlaşmaya karşı öykünün bu eş yanıtı sanat kuramları açısından değerli bir veri sağlıyor. Bu konuda yapılacak zihinsel egzersizler bizi, daha önce de saptanmış olan, sanatın hayata içre bir kavram olduğu tezini yeniden doğrulamaya götürecektir.

Kısayoğun öyküde yapacağımız en önemli vurgu kısayoğunun bir öykü olduğudur. Bundan yola çıkarak yapılmış, yapılacak olan; kısa öykü öykünün alt türüdür gibi saptamalar öyküyü birkaç yüzyıllık tanımlarıyla değerlendirdiği için kendi içinde tutarlı görünecektir. Kavramsal olarak düşünüldüğünde, bir kavramın alt kavramı yine kendisidir. Benzeştirme yapacak olursak denizdeki bir damla da denizin kendisidir ve ona denizden bir damla denilmesi bu gerçeği değiştirmez. Denizin bütün niteliklerini taşır, denizden sadece temasını ayırıp damla biçimine dönüşmesiyle ayrılır. Bu nedenle alt tür biçimindeki sınıflandırmalar sadece öykünün varsıl potansiyeline bir ayraç açmaya yarayacaktır. Kısayoğun öykü de öykünün bütününe ilişkin nitelikleri gösterir.

Somutlarsam; kısayoğun öyküler öykünün bir alt türü değil, öykünün kendisidir. Yoğunlaşmış parçada bütünün kendine ilişkin özelliklerini bulabileceğimiz gibi kısayoğun öyküde de öyküye ait bütün tanımları buluruz. Bu vurgu, kısayoğun öyküyü diğer türlerden ayırmaya ve değerlendirmeye yarayacak temel anahtarımız olacaktır. Öykü kısalıp yoğunlaştıkça diğer anlatı türleriyle içiçeliği artacağından bu anahtar işimize yarayacaktır.

Türlerin geçişkenliği ve kısayoğun öykü

Anlatım gereksinimleri varsıllaştıkça anlatımın biçimleneceği türler arasında da dönemsel geçişkenlikler başlar. Mektup ile deneme arasında sıkışmış metinler, öykünün olanaklarıyla alt alta dizelenmiş şiirler, imge serpiştirmeleriyle şiirseli öne çıkartan öyküler; bunların tümü türsel geçişkenliğin durumu hakkında bize veriler sunar. Bir tür kendi özgünlüğünü buluncaya dek, bolca örneklerinin üretildiği ve tartışıldığı, yazınsal türlerin evrimi diyebileceğimiz bir ara tür dönemi yaşar. Bu dönemin gereksinimi , çokça örnek yazılması ve bu örneklerin tartışılabilecek olanaklarının oluşmasıdır. Üretilen ve tartışılan örneklerin nicelik olarak azlığı durumunda bir kısayoğun öykünün şiir, kısa şiir veya aforizma ile karıştırılma ve öyle tanımlanma olasılığı vardır.

Özdemir Asaf aforizma, şiir karışımı anlık kısa düşünsel metinlerinden birinde bize tartışabileceğimiz bir örnek sunuyor;

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler ( Ö.Asaf)

Yalın haliyle, simgeler kullanılarak beyaz ve kir karşıtlığı ile temiz olanın daha çok kir gösterdiği anlamını veren, kısa, vurucu, 8 sözcüklük bir metin olarak görünüyor. Altında yatan güzel söyleme ile-bütün renkler aynı hızda kirlense bile birincilik beyazın olur-, bir aforizmaya denk gelir. Aynı metni dizelere ayırıp yazarsak bir şiir olarak okunur. Aynı biçimde metinde görebileceğimiz olay; bir yarışma, olayda geçen özneler, neden ve sonuç ilişkisi ile bir öykü olarak okunabilir. Kısa olması, vuruculuğu, verilmek istenen düşüncenin ya da anlamın yoğun olarak anlatılması, tümceden tek sözcük çıkartılsa anlamın yiteceği, tek sözcük eklense anlamın boğulabileceği, andan yola çıkıp evrensele ulaşması, somut anlatıma sahip olması gibi gerekçelerle Özdemir Asaf’ın bu eserine rahatlıkla öykü ve sayılan nedenlerle de kısayoğun öykü diyebiliriz.

Aynı tartışma olanağını A.İlhan da bize sunuyor;

BEKLE

Geleceğim bekle dedi

Ben beklemedim o da gelmedi

ölüm gibi bir şeydi

Ama kimse ölmedi (Attila İlhan)

Bekle isimli eser biçimsel olarak dizelerden oluşmuş görünüyor ve dizeler okuyucuya bu bir şiirdir iletisini veriyor.

Şimdi dizelerden çıkartalım ve bir öyküye ilişkin nitelikleri görelim.

Geleceğim bekle dedi, ben beklemedim, o da gelmedi. Ölüm gibi bir şeydi, ama kimse ölmedi.

Şimdi metin, okuyucuya tür hakkında başka bir ileti gönderiyor; bu bir öyküdür… Öykü olduğuna ilişkin son karşı çıkış geleneksel öykü algısını taşıyanlarca gelebilir, ama artık öyküde geldiğimiz yerde bir kısayoğun öykü gerçekliğimiz vardır. Bekle adlı eseri geleneksel öykü kalıplarından sıyrılarak, bunu öykünün bize verdiği bir varsıllık olarak değerlendirip artık bir kısayoğun öykü olarak tanımlayabiliriz. Metinde bir olay kurgusu, neden sonuç ilişkisi, karakterler ve ikincil olarak ruh durumları, olay karşısındaki tutumları kısa, vurucu, tekilden çoğula, andan evrensele verilmiştir. Tek sözcük çıkartıldığında anlam tamlığa ulaşmayacak biçimdeki dizayn da kısayoğun öykünün önemli niteliklerindendir.

Şiirdeki sözcük ekonomisi ile farklılığı; şiirdeki tek sözcüğün okuyanı götüreceği çağrışımlar evreni genişliğinin kısayoğun öyküde bulunmamasıdır. Şiir yazan bu nedenle kullandığı olası fazladan sözcük nedeniyle açık ve net bir biçimde değerlendirilemezken, kısayoğun öykü yazarı, okuyanı imgeler dolayımı ile tasarlanmış değil, varolan bir gerçekliğe götüreceğinden bu sanat mühendisliğinden sorumludur.

Kısayoğun öyküde alan kaplama

Başından beri ileri sürdüğümüz anlatım gereksinimi ve anlatılacak şey’in (olay, nesne, durum) nitelikleri, özü arasındaki iletişim tüm yaratılarda eserin kaplayacağı alanı belirler. Romanda kaplanacak alanı seçilen olay aralıkları, konu olacak karakterlerin sayısı, konunun betimlemeler potansiyeli vb belirlerken şiirde şiir yazan ile alılmayan arasında, imgeler nedeniyle oluşan çatallı evrenler nedeniyle ölçülmesi zor bir nitelik taşır. Kısayoğun öykülerde alan kaplama, kısalık nedeniyle, gözetilmesi gereken ciddi bir duruma dönüşür; artık sözcük sayısı boyutuna indirgenir. Betimleme yapılacaksa anlatılmak istenene katkısı ne olacağı sorusu öncelenir. Sözcük olarak sıfat bile kullanılacaksa aynı sorun gözetilir. Anlatılmak istenen gerçeklik, tür aracılığıyla tamlığına ulaştığı anda yazar da amacına ulaşmış sayılacaktır. Kısayoğun öykülerde alan kaplama ölçütü metnin boyutu ya da sözcük sayısıyla değil, tamlığa ulaşması için gerekli alan ile belirlenmelidir.

( bazen öykü yarışmalarının kuralları arasında şu sayıda sözcüğü geçmeyecek türünden ibarelere rastlamış olabilirsiniz. Yazınsal eserde anlatılma gereksinimi duyulan konu tamlığa ulaştığında belirlenen sözcük sayısını geçebilir. Bu nedenle yarışmalardaki bu ibareler, ama yarışmalara gelen eserler bunu gözeten eserler değil ki tepkisini göz ardı edersek, konu varsıllığına ket vurur.)

Alan kaplama konusunda Hemingway’den bir örnek;

For sale: baby shoes, never worn. (E. Hemingway)

Satılık: bebek patiği, asla eskimemiş.

Hemingway’in bu 6 sözcüklük öyküsü kısayoğun’un bütün niteliklerine uymaktadır. (Bu öykü kendisine sorulduğunda Hemingway’in “benim en iyi eserim” dediği söylenir)

Kapladığı alan, vermek istediği gerçekliğe ne taşmış ne de dar gelmiştir.
Yereli ve evrenseli aynı anda kucaklamaktadır.
Zaman sınırlamasızdır.
İnsanın toplumsal gerçekliğine ve birey varoluşuna yöneliktir.
Vurucu, çarpıcı ve etkileyicidir.
Bildiğimiz gerçekliği yeniden daha güçlü anımsatıcıdır.
Gerçeklik yeniden estetize edilmiştir.
Basit sanılanın özündeki derin gerçekliği açığa çıkartmıştır.
Zihin uyarıcıdır.
Empati kurdurucudur.

(Yukarıdaki başlıklarda araya serpiştirilmiş kısayoğun öykü özelliklerinin çoğunu taşımaktadır. Örnekler üzerinden giden tanımların, özelliklerin daha rahat anlaşılacağını düşünerek serpiştirme biçimini daha uygun görüyorum.)

Bir başka örnek de sözcük ve alan kaplamanın birebir aynı olmadığını, sözcük sayısı eşittir meramın anlatılması kural katılığının olmadığının gösterilmesi açısından önemli olacaktır.

KÖMÜR HIRSIZI
Annesi ve kardeşleri soğuktan ölmesin diye gecekondudan çıkıp çoktandır gözüne kestirdiği kömürcünün deposuna gece yarısı gizlice girdiğinde arkasından kapanan kapıyı açamadı. Deponun içinde kapıya vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu, vurdu,vurdu, vurdu, vurdu, vurdu… ( Ş. Öztürk)

Anlatılmak istenenin gerektirdiği sözcük ekonomisinin kullanılması kadar, anlatılmak istenenin yaratacağı etki için de sözcükleri uygun biçimde kullanabiliriz. Kömür Hırsızı’nda geçen “vurdu” sözcüğünün yinelenmesi öyküdeki akışının sürekliliğini gösterir ve bu durumuyla okuyucuyu da mekandaki karakterle aynı ortama alır; empatiyi sağlar. Kısayoğun öyküdeki gereksiz sözcük kullanımı ile sözcük yinelemelerinin kattığı etki arasındaki farkı izleyebiliyoruz.

Olay-Durum bağlamında Kısayoğun öykü

Durum ve olay öyküsü tanımlaması öyküyü bu iki türe ayırmaz; sadece bir öyküde ağırlıklı olanı bildirmek için kullanılır. Yoksa her iki biçim de bir öykünün yapısı içinde bulunmaktadır. Kısayoğun öykülerde olayı olan durumdan ve durumu olan olaydan söz etmemiz gerekiyor. Andan evrensele özelliğini anımsarsak eğer; anlık kesitlerin öykülenmesi doğal olarak durumu da anlatır; akan zamanda her an aslında bir durumdur, olayın her aşaması bir durumdur ve durum olayın o andaki kesitidir. İyice yoğunlaşan ve atomize olan kısayoğun öykülerde sözünü ettiğim yapı çok daha belirgindir.

Olay öyküsü tanımı için gerekli olan giriş, gelişme, sonuç bölümlerini model olarak kısayoğun öyküde bulamayız. Durum ağırlıklı olan bir çalışmada olay çağrıştırdıklarıyla tamlanır. Yukarıdaki örneklerde Satılık Bebek Patiği durum ağırlıklı, Kömür Hırsızı ise olay ağırlıklıdır. Patik öyküsü çağrıştırdıklarıyla olaya yaklaşabilir, kömür hırsızı ise sonuç kısmında kapıya vurma eyleminin sürekliliği ile duruma dönüşür.

Durum ve olayı 2 farklı ve karşıt olgu olarak algılamak ve bölümlendiği eseri buna göre değerlendirmek artık çok açıklayıcı bir tutum olarak görünmemektedir. Kanımca pratik bir değeri de yoktur. Algılarımızın, zihnimizin, bilimsel gelişmelerin de etkisiyle yoğun olanı fark edip şey’lerin daha moleküler boyutunda devinmesiyle birlikte eş gelişen kısayoğun öyküler uzayında bu farklı tanımların gereksizleştiği daha açık görülmektedir. Bu durum sanatın, kısayoğun öykü düzeyinde, gerçekliğe bağlanmada kurgu (fiction) yöntemi ile gerçekliğin kendisi olma arasındaki evrimsel süreci de göstermiyor mu?

GÖZLÜK
Yeni alınan kara gözlükler denenirken neredeyse yarım saat kalındı ayna başında. Karısı tamam artık, bu yakıştı deyip eline beyaz bastonu verdiğinde kalabalık caddeye bir fiyakalı dalışı vardı ki; görmeliydiniz… ( Ş. Öztürk)

Gözlük öyküsünde ikinci anlatımcı, okurlarını görme özürlü kahramanın hüzünlü ve yaşama tutkun gerçekliğine çağırıyor, bunu yaparken acınma duygusu yaratmıyor çünkü körlük; gerçekliktir.

Tartışma Notları

Genel ve geleneksel kanı ve düşüncelerle tür tanımlarında sürekli bir yazınsal sanat tümceleri kullanılıyor; öykü şiirin akrabasıdır, öteki diğerinin kızkardeşidir, birinin ötekine minnet borcu vardır… Bütün bu tanımlar sanatın üretim ilişkileri içinde kopartılmış durumlarının algısını açımlar ve bu yönüyle naif yaklaşımlardır. Sanatın üretim ilişkileri içindeki eş devinimini göstermek anlamında kısayoğun öyküler hem biçim hem de içerik olarak, iyi bir örnek olarak karşımızda duruyor.

Yine yanlış kanı, düşüncelerden biri kısayoğun öyküleri düzyazıyla yazılmış şiirlerden ayırmanın olanaksızlığı üzerindedir. Bir şiirde öyküsel dil kullanmanız ya da bir öyküde şiirsel dil kullanmanız bu iki türün ayrılmasının olanaksızlığını getirmez. Kısayoğun öyküler için anahtarımızın öykü olduğunu anımsarsak eğer; temel ayrılma ölçütü şiirde kullanılan-yaratılan imgelerin kısayoğun öyküde kullanılamayacağıdır. Kısayoğun öyküde imge kullanılmaz, kullanılırsa o bir kısa şiire ve onun tanmımsal aralığına girer; kısayoğun öykü ve şiir burada kesin sınırlarla ayrılır. İmge kullanmayan, imgesiz şiirlerde de durum aynıdır; bunlarda kullanılan metafor gibi yazınsal sanatlar kısayoğun öyküde kullanılmaz. ( yok eğer imge ve yazınsal sanat kullanmayan bir şiir var derseniz ben uzun süredir arıyorum ve bulamadım)

Kısa öykülerin kısalığı sağlamak üzere şiirsel dile çok daha fazla gereksinim duyduğunu savlayan R. Allen, bir türü tanımlamaktan öte melez bir tür önermektedir. Kısalığı şiirsel dille sağlama önerisi öykünün bunu kendi olanaklarıyla yapamayacağı anlamına gelir ki bunu yadsıyan örnekler çoktur. Şiirsel dille yazılacak bir kısayoğun öykü öyküden başka her şeye benzeyecektir. Yalın bir olaydaki yoğun gerçekliği yansıtan kısayoğun öyküler şiirsel dille; imge ve metaforlarla, gerçekliğin herkesin kendisine göre çok parçalandığı bir algılar dünyasını yaratacaktır.

Kısayoğun öyküler en sıradan olayda, durumda gizli olan evrensel gerçekliği görür ve bunu bütün şiddetiyle dışarı aktarır. İmgelerle ve yazınsal sanatlarla üretilmiş bir kısayoğun öykü ise okuyanını yazarın kendi gerçekliğine yaklaştırır veya kendi öznel gerçekliğinde sınırlı bırakır. Evrensel olanla bağlantısını kuramayan bütün eserler alımayıcının özenliğinde çok parçalılığa ayrılarak tüketimin nesnesi olma özelliğine bürünebilir.

Yoğun imgeler ile anlamın öyküde yoğunlaştırılması farklı şeylerdir; ilkinde söz konusu olan imge iken diğerinde anlamdır. Bir imgenin anlamı tüm alımayıcılarda farklı algılanabilirken kısayoğun öyküde somut gerçeklik, öykünün konusu alımayıcılarda benzer olarak algılanır.

Zihne düşen bir imgeyle yazılan kısa şiirlerden farklı olarak kısayoğun öykünün istediği emek, içinde hem yalınlığı hem de yoğunluğu barındıracağından, daha fazladır.

Kısayoğun öykünün kısalığı anlamın en yoğun verilişi ile orantılıdır. Kapı örneğini alalım;

Kapının geçit olarak anlamını yazmak isterseniz kaç tümce yeter?
Kapının anlamını ayrıdığı iç ve dış uzamlarla yazmak isterseniz kaç tümce yeter?
Kapının anlamını gidip sınıf savaşımlarıyla anlatacaksınız kaç tümce yeter?

Tüm bu alan artışlarına göre tümce sayısı artarken kısayoğun öykü yazarının ustalığı tam da burada başlıyor; alan genişledikçe o alanı yoğunlaştırıp daha kısa anlatabilmek… Kısayoğun öykü yazarı bir doğru orantıyı tersine çevirendir.

Kısa oluşu ve somut gerçeği yansıtması kısayoğun öykünün estetik haz taşımaması demek değildir. Estetik, kısayoğun öykünün yukarda sayılan özellikleri nedeniyle oluşumunda vardır.

Sanat üretimleri, üretim ilişkilerinin gelişimi, toplumsal anlağın gelişmesi ile paralel gittiği sürece gelişime açıktır. Kısayoğun öyküler bu gelişimin paralelliğine sağlam bir örnektir. Gelişmeyen sanat, tüketicileştirilmiş toplumların aksesuarı olacaktır.

Metnin bu kısmını bir örnekle bitirelim, iyi okumalar dilerim…

ESKİ İSTANBUL
Çöp vagonunu karıştırırken bulduğu şapkayı başına taktı çocuk. Diğerine dönerek, ” İstanbul değişti ulan, eskiden şapkayla dolaşırdı herkes” dedi. Arkadaşı ” hadi be!” deyip elini çöpün derinliklerine daldırırdı.

ŞABAN ÖZTÜRK

(Kurgu Düşün Sanat Edebiyat Dergisi 3. sayı 2010)

Bir yorum :

  1. […] kurgunun olgudan daha gerçek, daha inanılır olduğunu belirtmeyi hedeflemişti. İlk kısa öyküsü ‘Mahalle Kabadayısı’nın da yer aldığı bu kitabı Borges, 1954’te […]

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Abonelik için e-posta yazmalısınız. Yorumda html etiketleri kullanabilirsiniz.

Gönderen: sonsuz -->

Kategori: Denemeler, Öykü, Sanat - Etiketler:, , ,