Tarih Öncesi Sanat

İlkel toplumlar için sanat, biraz da sihirdi. Sanatın tılsımlı güçlere sahip olduğuna, insanları ruhlarla ve ruhani dünyayla iletişime geçirdiğine dair yaygın bir inanış vardı. Tarih öncesi dönemden günümüze gelebilmiş az sayıda eser vardır. Bu eserler, toplumsal inanç ve dini inançları göz önüne serer.

Genellikle, tarih öncesi mağara ressamlarının erkekler olduğu varsayıldı. Yakın tarihli bir çalışma, ilk sanatçıların çoğunun kadın olduğuna dikkat çekerek, kadınların tarih öncesi toplumlarda sanılandan daha güçlü bir role sahip olduğunu öne sürmektedir.

Sanatın sihirli güçleri vardır.

 

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Antropoloji, Sanat, Sosyoloji --- Etiketler: , , , , , ---

Neyzen Zahir

neySonra sustu.

Hava kararmaya başladığında, belki dayanamadığından, ağzından şu sözler dökülmüştü:

“Her musiki, sesin değil de, aslında sessizliğin bir taklidi.”

Derken şunu da söyledi:

“Musiki sessizliğe ne kadar yakınsa, o kadar mükemmel olur.”

Nihayet şu sözleri mırıldandı:

“Kulakları hassas olduğu halde hiçbir şey işitmeyen kişi, O’nu dinliyordur.”

Şunu da dedi:

“Sessizlik bir perdedir. Sessizliği işitebilirsin. ‘Es’ bile bu perdeye kıyasla, ‘ses’tir.”

Yüzünde bir hüzün belirdi ve dedi:

“İnsanlara neyi söylediğimi ve onlara neye davet ettiğimi hemen hemen kimse anlamadı. Oysa onlara neyi ve ondan üflenen nefesini anlatmış, hepsini ney’e davet etmiştim. Kulağı olan işitti.”

Bu sözlerden sonra birdenbire ciddileşti ve eliyle, çardağa asılı kafes içinde şakıyan kanaryayı gösterdi. “Beni iyi dinleyin!” dedi. “Şu kanarya nasıl şakıyorsa sizlerden biri de onun gibi ötüp beni gammazlayacak!”

Birdenbire galeyana gelen şakirtler, tek tek, “Efendimiz! O kişi ben miyim?” diye sormaya başladılar. Zahir cevap vermedi. Onun yerine kavunu parçalara bölüp şakirtlerine uzattı. Ardından ise, rakısını maşrapaya doldurup onlara verdi ve şunları dedi:

“Alın! Bu kavunu yiyin! O benim etimdir! Rakıyı da için! O benim kanımdır!”

Suskunlar – İhsan Oktay Anar

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Denemeler, Kısa Devre, Sanat --- Etiketler: , , ---

Jose Marti

jose-martiİspanyol sömürgecilere karşı verdiği mücadelede ülkesinin simge isimlerinden biri olan ve 1895 yılında İspanyol askerleri tarafından öldürülen Küba’lı ünlü siyasetçi ve halk şairi Jose Marti’nin çok sevdiğim bu şiirini, seveceğinizi ve ölümünü düşünmekten korkmayarak, yaşamının sorumluluğunu alabilecek, yalın insanlar olabileceğimiz umuduyla sizlerle paylaşıyorum.

Aynı yalınlıkla ölmek isterim

Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çicek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz.

Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler soğuk bir taş altında
Dürüstce yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.

Jose Marti

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: İnsan ve Toplum, Sanat, Sosyoloji --- Etiketler: , ---

Alçaklığın Evrensel Tarihi

borges

Borges, 1930’larda Arjantin’de çok satan Critica gazetesinin pazar ekine yazdığı yazıları, Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde biraraya getirdi. Gerçek ile hayalin birleştiği bu yazılarda, yaşam öykülerini bilerek çarpıttığı Keşiş Eastman, Kadın Korsan Çing, Billy the Kid gibi kötü şöhretli kimseleri anlatırken, kurgunun olgudan daha gerçek, daha inanılır olduğunu belirtmeyi hedeflemişti. İlk kısa öyküsü ‘Mahalle Kabadayısı’nın da yer aldığı bu kitabı Borges, 1954’te yazdığı önsözde,

‘öykü yazmayı göze alamayan, dolayısıyla da başkalarının masallarını bozup çarpıtarak kendini eğlendiren utangaç bir delikanlının sorumsuz oyunları’

olarak nitelemişti. Buna karşılık kitap, Latin Amerika edebiyatını derinden etkiledi ve yayımlandığı tarih (1935) bu edebiyatın bir dönüm noktası olarak nitelendi.

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Denemeler, Sanat --- Etiketler: , , ---

Kısayoğun Öyküler ve Diğerleri

Yazmak isimli ontolojik olarak belirsizliğini koruyan eylemde türün oluşumu önsellik içermez. Yazınsal türlerin oluşumu bütün yazın tarihi içinde insanın anlatım gereksinimini nasıl karşılayacak, onu en iyi nasıl anlatacak sorusu içinde erimiştir. X’I anlatma istemim bir çığlıkla sonlanıyorsa bu eylemin tür olarak bir şiire eğileceği ya da bir hitabet sanatı içinde metinleşeceği olasılıkları öngörülebilir. Derdim uzun bir yolculuğun başıma getirdikleriyse; geniş bir anlatım alanı olarak düzyazı türlerinin oluşması kaçınılmazdır. Bir destanın, mitolojik metinlerin, kutsal kitapların oluşumu yazınsal türleşmeyi anlatım gereksinimi içinde değerlendirmemizi sağlar.

Sözkonusu olan ontolojik olarak belirsizliğini koruyan bir eylemse ve öznesi insan ise; diğer bütün farklı disiplinlerde olduğu gibi, yazınsal alanda türleşmenin tarihi de sınırları belli bir düz çizgi izlemez, izleyemez de… Çığlık olarak anlatılmasına gereksinim duyulan bir X bazen yüzlerce sayfanın içinde eriyerek bir romana dönüşebilir ve zihinsel karşılığını geniş zamana yayılmış olarak bulur. Tıpkı bu örnek gibi; bir düzyazı metin şiirin bütün olanaklarını kullanabilir. Anlatım gereksinimi ve anlatılacak şey’in kendisini kendi tözüne en uygun biçimde aktaracak biçimde türleşmesi yazın alanı dışında da benzer yapıda bir yol izler; bir ressam, bir fotoğrafçı, bir yontucu hatta sayısal görüntü işlemcisi, hepsi insan varoluş tarihinin benzer kuralına uyar; meramını meramına en uygun yöntemle kurgular ve dışarı aktarır. Bu aynı zamanda sanat kavramının varlığı ve enerjisidir de…
Devamını oku

Yorum Durumu: Bir yorum --- Kategori: Denemeler, Öykü, Sanat --- Etiketler: , , , ---

Ebru Sanatı

Burhan-Ersan-Rengisu

Ebru yapılış itibariyle anlıktır; Anın ifadesidir. Bu anlayış bugün yapılış itibariyle doğaçlama olarak adlandırılan ve performans diye nitelendirilen yaklaşımlarla bire bir örtüşmektedir.

Bizler batı resmiyle ilişki kurana kadar hep anlamlandırılamamış bir ifade olarak kalmıştır.Çünkü yıllar öncesinden beri soyut bir ifade gücü taşır. Soyut ifade ya da soyut sanat deyince neyi anlarız? Soyut ifade ya da sanat, insanın günlük etkilenmelerinin ve sorunlarının dışındaki bir sürece kendini bırakarak varoluşunu ifade etme çabasıdır. (kısaca sanatçının soyut gerçeklikle(tin) iletişim kurma çabasıdır diyebiliriz.)

Görüyorum o halde varım yerine, varolduğum için görüyorum yaklaşımıdır. Elbette varoluşu kendi istedikleri biçime girmesi için yoğun çaba harcayan her davranışa çok uzak bir tarzdır bu. İnsan olmanın özüne ilişkin bir yaklaşımdır. Özelikle Rönesansla gelişen resim anlayışına karşı bir duruşta kendini gösterir. Soyut sanat anlayışı, öncelikle ruhsal bir ifadenin araştırılmasına , tüm değişimlere karşın değişmeyen özün anımsanması ve araştırılması ilkesine dayanır.Ya da değişimlerin ruhsal yansımalarına …Ama her halükarda ilk hareket noktası sanatçının kendini akışa bırakması , kendini (gündelik) gerçekliğin ötesine bırakması gerekir. Her ne kadar soyut sanat temsilcisi olmasada , bir sanatçı tutarlılığı ve bilinciyle (her ne kadar soyut resmin temsilcisi olmasada sanatçı duyarlılığıyla) Picasso’nun söylediği gibi; “Ben aramıyorum buluyorum…” Her sanatçının hissettiği gibi . Soyut sanat anlayışı hem sanatçıya kendini tanıma fırsatı sunarken , yapıtının izleyiciyle karşılaşmasında da izleyiciye kendiyle ve bütün insanlık tarihinin soyut bir ifadesiyle karşılaşma fırsatı sunar. Çünkü bütün insanlık bilgisi insanın içine konmuştur ve sanatçılar bunu bir biçimde anımsayanlardır. Soyut sanat varolan düşünme kalıpları dışında bir biçimde izleyiciye yeni bir düşünme alanı yaratır. Bu düşünme alanı, günlük yaşamımızın çıkarların korumaya yönelik kurnazlıklarından, şartlanmışlıklarından farklı bir düşünme alanıdır; insan olmanın duyumsandığı , varolmanın keyfine varıldığı ve ruhsal dünyanın doygunluğunun ,insana yeni duygu deneyimleri yarattığı bir dünyadır bu. İfade kaygısından öte bir yaklaşımdır, insan gerçeğine yaklaşma , insanla bütünleşme çabasıdır. Batı sanatının son yüzyıla kadar bir bütün halinde savunduğu kendini ifade eden(Bu çok tanıdığımız kendini önemseyen ve ben merkezli bir sanatçı tipini doğurmuştur) sanatçı tiplemesinden başka bir yaklaşımdır. Tam tamına doğunun (yani maddi dünyanın çözümlenme ve ele geçirilme araçlarından biri olarak düşünülmeyen sanat) sanat yaklaşımıdır; gerçeği aramak.

Gerçeği bulmak için kendi kısır gerçekliğinden uzaklaşmak.Sanatçının yaratma sürecinde , sürece teslim olma becerisidir ve özden bir çaba gerektirir.

Burhan Ersan

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Sanat --- Etiketler: , , ---

Plume Lokantada

Plume öğle yemeğini yiyordu lokantada, tam o sırada yanına şef garson yaklaştı, yüzüne ters ters baktıktan sonra alçak ve gizemli bir sesle: “ O tabağınızdaki yemek listede yok” dedi.

Plume hemen özür diledi.

-Hani, işim acele olduğundan listeye bakamadım. Ne bileyim, pirzolaları vardır, yoksa da yakında bir yerlerden kolayca bulabilirler diye düşünmüş olacağım, işte öylesine bir pirzola söyleyiverdim, ama pirzolamız yok deselerdi başka bir şey de isteyebilirdim. Garsonun pek öyle şaşırmış gibi bir hali yoktu, gitti, az sonra da bunu getirdi, işte böyle…

Elbette parası neyse ödeyeceğim. Pirzola da güzelmiş hani, hiçbir diyeceğim yok. Parasından kaçacak değilim ya. Bilseydim, başka bir et seçerdim, niye olmasın? Ya da sadece bir yumurta, her neyse şimdi artık pek aç da değilim. Borcum neyse, size ödeyeyim hemen.

Gelgelelim şef garsonun kılı kıpırdamaz. Plume patlayacak derecede sıkıntılıdır. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra gözlerini çevirince… hımmmm… şimdi de lokantanın sahibi karşısında durmuyor mudur?

Plume hemen özür diledi.
Devamını oku

Yorum Durumu: Yorum yok --- Kategori: Kısa Devre, Öykü, Sanat --- Etiketler: , , , , ---